#mitoloji

  • truva kralı priamos'un güzeller güzeli kızı.
    anadolu'nun yiğit evladı şehit hektor'un ve uçkuruna sahip çıkamayan lanet paris'in bacısı...

    Polyksena, truva savaşı'nın sonu demektir.
    truva savaşı, Polyksena'nın şehadeti ile, katledilmesi ile resmen sona ermiştir.

    bir kadının katledilmesi ile başlayan savaş, bir başka kadının katledilmesi ile sona eriyor...

    evet, truva savaşı, gemilerine rüzgar sağlamak için agamemnon'un kızı iphigeniea'yı tanrılara kurban etmesiyle başlar.
    kızını kurban eden agamemnon'un gemileri için tanrılar rüzgar verir ve aka donanması truva seferine başlar...

    bazı mitlerde ise agamemnon tam kızını kurban edecekken tanrıça artemis kıza acır ve gökten geyik ile gelir ve günahsız iphigenea'yı kurtarır.
    (bkz: agamemnon un kızı iphigeneia yı kurban etmesi/#35968299)

    her neyse.
    bir kadının kurban edilmesi ile başlayan antik çağların efsanevi dünya savaşında her şey truvalıların lehine seyrederken, akhilleus'un hektor'u şehit etmesi ile savaşın seyri birden akalar'ın lehine çevrilmeye başlar.

    yaşlı kral priamos, oğlunun cesedini almak için akhilleus'a yalvarmaya gider.
    priamos'a dünyalar güzeli kızı Polyksena eşlik etmektedir.

    akhilleus ile Polyksena arasında bir aşk başlar.

    gündüz savaşan iki tarafın iki bireyi geceleri buluşur sevişirler...

    gel zaman git zaman akalar truva atı hilesine başvurarak şehri ele geçirirler.
    lakin truva düşerken akhilleus da paris'in attığı ok ile vurularak ölür.

    akhilleus ölmüş ama truva düşmüştür.
    truva'nın çoğu esir alınır.

    prenses Polyksena, hem sevgilisi akhilleus'un ölümüne, hem de şehri truva'nın yakılıp yağmalanmasından dolayı çok üzgündür.

    Polyksena ganimet olarak akhilleus'un oğlu neoptolemos'un payına düşer.
    neoptolemos ve myrmidonlar, truva prensesi polyksena'yı akhilleus'un mezarı başında kurban ederler.
    polyksena

    böylece iphigeneia'nın kurban edilmesi ile başlayan truva savaşı, polyksena'nın kurban edilmesi ile sona erer...

    aşağıdaki heykel, neoptolemos'un polyksena'yı kurban edişini anlatır.
    polyksena

    bu heykel 1865'te heykeltraş pio fedi tarafından yapılmış olup bugün floransa'daki Loggia die Lanzi'de bulunmaktadır.

    ayrıca bugün çanakkale arkeoloji müzesinde sergilenmekte olan polyksena lahdi de prenses polyksena'nın kurban edilişini tasvir eden görsellere sahiptir.
    polyksena

    #mitoloji
    #tarih
    9 0 ...
  • bozkırda avcılık insanların en önemli geçim kaynağıydı.
    geyikler ise en kıymetli av olarak bilinirdi.
    yazılı olmayan bir kuralsa yavru geyiklerin ve yavrulu ana geyiklerin avlanmamasıydı. bu kuralı çiğneyenler karşılarında kayberen'i bulurlardı...

    kayberen; geyiklerin koruyucusu, "ulu ruh"tu...
    kayberen

    efsaneye göre yaşlı bir çift hiç çocuk sahibi olamamış, çocuk sahibi olmak için tengri'ye yalvarmışlardı.

    ulu tengri bu yalvarışları duydu ve yaşlı çifte 40 çocuk verdi.
    fakat yaşlı çift bu çocuklara bakamadılar ve çocukları dağa bıraktılar.

    tengri çocuklara kıyamadı, kayberen ana'yı gönderdi, kayberen çocukları doyurdu, büyüttü, baktı...
    o 40 çocuğun her biri ulu ruh oldu, her biri bir kayberen oldu...
    kayberen

    gel zaman git zaman, bozkırda yaşayanlar (kırgızlar) uzun zaman sonra dünya işlerine daldılar, ulu ruhu, töreyi unuttular...

    oysa ki verdiği nimetlerle bozkıra hayat veren ulu ruh'tu...
    kayberen

    günlerden birgün bir kırgız avcı günlerce sürdürdüğü avdan eli boş dönmek üzereyken yavrulu bir geyiğe rast geldi.
    o kadar zaman harcayıp bir şey avlayamamış olmak onu iyice hırslandırmış, gözünü adeta kan bürümüştü.

    yavrusu olan bir geyik olduğunu bildiği hâlde son okunu da ona fırlatmıştı. yavrulu geyik yaralanmış ama yere düşmemişti.
    inatçı avcı peşinde düştü, ne yapıp edip onun canını alacaktı. avcıdan kaçan geyik nihayet bir mağara buldu ve korunmak için derinliklerine doğru ilerledi.

    avcı karanlık mağarada usul adımlarla ilerledi ve mağaranın nihayetinde korkuyla kendisine bakan bir çift gözü fark etti.
    avcı belindeki keskin hançeri çıkardı ve geyiğe doğru yaklaştı. o an gaipten bir ses işitti "ona ilişirsen kendi yavrunu öldürürsün" diyordu sesin sahibi.

    avcı kırgız o an sanki bir kabustan uyanır gibi irkildi. "ben ne yapıyorum? yavrulu bir geyiği öldürecek kadar kendimi nasıl kaybettim? ömür boyu lanetlenmek mi istiyorum?" diye kendine kızdı ve hançeri yerine soktu.
    oradan uzaklaşmak için arkasını döndü.

    karşısında yaşlı bir kadın duruyordu. "al yavrum susamışsındır" diyerek ona bir tas kımız verdi.
    kırgız teşekkür edip tası aldı ve kafasına dikti.
    tası indirdiğinde tastaki kımızın tek damla eksilmemişçesine durduğunu fark etti. o an karşısındakinin kim olduğunu anlamıştı.

    ulu ana kırgız avcıya "bundan sonra sen sen ol yavrulu geyiğe dokunma, yazıktır, vebali büyüktür. başına öyle işler gelir ki altından kalkamazsın. var dön yurduna şimdi, bağışladığın geyiğin mükafatını alacaksın." dedi.

    adam yurduna döndü ve kayberen'in dediği gibi mükafatını fazlasıyla aldı.
    hayvanları da ürünleri de iki katına çıktı.
    birçok çocuğu oldu. onlar büyüdü, hepsi birer yurt edindi, bey oldu. bu bolluğun sebebini soranlara ise "merhamet" cevabını verdi.

    başından geçeni anlattı "kim kayberen ana'nın elinden bir şey yer içerse bay olur, bayındır olur!" sözü dilden dile dolaştı. yavrulu geyikler de güven içinde yaşadılar...
    kayberen

    #mitoloji
    -------------------------------
    ------------------------------
    ben bu yazıyı neden yazdım???

    bizim öz kültürümüz, tarihimiz, inançlarımız doğaya saygı, doğa ile bütünleşmeye dayanır.
    doğa ana türk milletine her zaman bonkör davranmış, pek çok zenginlik bahşetmiştir.
    ama doğa ana'nın bir şartı vardır.
    saygı bekler.
    bizim kültürümüz, doğa ana ile inatlaşan, doğa'nın kanunlarını yok sayanların başına neler geldiğine dair mitlerle doludur.

    işte yukarıda aktardığım kırgız avcı ve kayberen ana hikayesi de bunlardan biridir.

    doğa anayı unuttuğun, yok saydığında ve o küçücük beynin ve yarım aklınla doğa'nın dengesini bozmaya kalkıştığında başına neler geleceğine dair ibretlik hikayelerimiz var.

    tabi her şey türk kültüründen uzaklaşıp yabancı kültürlerin, özellikle ortadoğunun insanlık dışı kültürlerinin etkisi altında kalmakla ilgili.

    bugün başımıza ne geliyorsa da bundandır işte.

    kendi öz kültürümüzü unutup, doğaya saygı duymaz, onu yok etmeye kalkarsan bunun kötü sonuçları olacaktır.

    sen doğanın sana bahşettiği nimetleri tek tek yok ediyorsun.

    kaz dağlarını, kuzey ormanlarını, denizlerini, göllerini, akarsularını yok ettin.
    tarım arazilerini kirletip, ekin vermez hale getirdin.
    her sıkıştığında, her paraya ihtiyaç duyduğunda doğayı biraz daha katlettin.

    şimdi ise doğa ananın öz evlatlarını para için av turizmi adı altında peşkeş çekmeye çalışıyorsun.
    (bkz: türkiye de yaban hayatını bitirecek kanun teklifi)

    şüphesiz ki doğa ana'nın gözü kulağı kayberen'lerin senden soracak hesapları olacak elbet...
    18 1 ...
  • poseidon

    81.
  • olimpos'un 12 tanrısı içinde en önemli olan 3 kardeşten biri. (zeus, hades, poseidon)
    poseidon

    denizler,depremler ve koşan atlar tanrısı.
    roma mitolojisindeki karşılığı neptün'dür.

    poseidon, yunan panteonunun en güçlü tanrılarından biridir. yaratılış öyküsüne göre zeus'un ağabeyi rolündeyken zamanla zeus'un büyüklüğüne zeval getirmemek adına kardeşiymiş gibi anlatılagelmiştir.

    poseidon gençlik zamanını okeanos'un kızı kephira'nın himayesinde geçirdi. ona bu süre zarfında bir çeşit demon olan telkhinler eşlik ettiler.
    onlardan biri olan halia adlı dişi telkhine aşık olan poseidon onunla birlikte oldu ve 6 erkek çocuğu ile rodos adında bir kızı oldu.

    aşklarının geçtiği ada olan rodos adası da adını bu kızından aldı.
    poseidon

    titanlara karşı yürütülen savaşa katılan poseidon, zafer sonrası denizin hâkimiyetini aldı. aslında bu hakimiyet yalnızca denizle sınırlı değildi. kıyılar, göller ve nehirler de onun egemenlik alanlarıydı.

    kendisiyle özdeşleşen üç dişli yabasıyla fırtınalar çıkarabilir, gücünü hissettirmek istediği yere yönlendirebilirdi.

    yanlarında kaldığı telkhinlerin etkisinden midir bilinmez poseidon'u kimi mitlerde kötü unsur olarak görmekteyiz.---

    medusa, truva'nın duvarları, atina'nın sahibi ve zeus'a komplo mitleri bunlardan başlıcalarıdır.
    poseidon

    aynı durumu poseidon'un çocuklarında da görmekteyiz. zeus'tan doan çocuklar genel manada iyi özelliklere sahipken poseidon'un çocukları böyle değildir.

    thoosa'dan doğan çocuğu kiklop polyphemos, medusa'dan doğan canavar chrysaor en tanınanlarıdır.
    bunların yanında diğer bilinen çocukları avcı orion, haydut skiron, kral lamos, nauplios ve sayamadığımız onlarcası poseidon'un "iyi" olarak niteleyemeyeceğimiz çocuklarıdır.

    poseidon'un en ilgi çekici birlikteliği ise demeter ile olandır.
    poseidon

    demeter'i kıskanan hera, poseidon'un aklına demeter ile olma fikrini yerleştirdi. poseidon demeter'i kırlarda görünce onun peşine düştü. epey süren kovalamacadan sonra kurtulamayacağını anlayan demeter kılık değiştirdi, bir kısrağa dönüştü ve dört nala kaçmaya başladı.
    poseidon da bir aygıra dönüşerek peşine düştü.
    nihayetinde yakaladı ve birlikte oldular. bu birliktelikten areion adında bir at doğdu. sonraki birleşmelerindense bir kızları doğdu. bu kız zamanla önemli bir kült/tabuya dönüştü.
    başlarda bu kızın (tanrıça) adını söylemek yasaktı. zamanla da o ad unutulup gitti. o tanrıçanın adı despoina'ydı.

    poseidon'un meşru karısı amphitrite'den ise triton adındaki oğlu oldu. triton anlatılarda iyi bir karakter olarak göze çarpar.
    poseidon

    poseidon genellikle elinde üç dişli yabası(trident), yarı at yarı balık yaratıklar tarafından çekilen deniz aracıyla tasvir edilmekteydi.
    poseidon

    hırsın ve gücün simgesi olan poseidon atların tanrısı olarak da bilinirdi. depremler de onunla ilişkilendirilirdi...

    poseidon, efsanevi kıta atlantis'in baş tanrısı/hükümdarıydı.
    poseidon

    roma mitolojisinde, Neptün’ün(poseidon) Atlantis’te eşi Cleito ve beş ikiz olmak üzere 10 oğlu ile birlikte yaşadığı ve 10 erkek çocuktan biri olan Atlas’ın ortadaki adanın kralı olduğu söylenmektedir.

    poseidon hakkında en fazla bilinen mit ise yeğeni athena ile atina şehri'nin tanrısı olmak için yaptıkları müsabakadır.
    poseidon

    poseidon atina şehri kurulurken yeğeni athena ile atina şehrinin tanrısı olmak için yarışmış ve kaybetmiş, kazanan athena şehre ismini vermiş ve baş tanrısı olmuştur.

    poseidon her ne kadar atina'yı kaybetse de, anadolu için önemli bir tanrıdır.

    anadolu'da poseidon kültünün hakim olduğu başlıca şehirler;

    -panionion (aydın, dilek yarımadası)
    -milet(aydın-didim)
    -priene(aydın-söke)
    -mylasa (milas-muğla)
    -teos (seferihisar-izmir)

    ayrıca yine anadolu deprem kuşağında bir coğrafya olduğundan dolayı poseidon deprem tanrısı olarak anadolu'nun içlerinde de büyük saygı görmüş ve adına tapınaklar inşa edilmiştir.

    #mitoloji
    13 2 ...
  • hy-brasil, hy breasil, hy breasail, hy breasal, hy brazil, ı-brasil olarak da bilinen efsanevi ada.

    hy brasil, kelt mitolojisindeki efsanelerde, irlanda'nın batısında atlantik okyanusunda yattığı söylenen ve yine efsanelerde 7 yılda bir görünür hale gelen efsanevi adadır.

    efsanevi adanın isim kaynağı bilinmemekle beraber, irlanda'da yaşayan kelt kabilelerinden biri olan bresail klanından geldiği düşünülmektedir.

    isim benzerliği nedeniyle her ne kadar brezilya'ya ismini veren yer olarak düşünülse de, brezilya ismini ülkede yetişen brazil ağacından almıştır.

    ada her ne kadar efsanevi olsa da, 14. ve 15. yy haritalarında yer almıştır.

    adanın varlığı 17. yy'da yazılan birkaç kitapta da geçer lakin bunların yazarların hayal ürünü olduğu belirtilir.

    brasil adasının yer aldığı bazı haritalar;

    katalan atlası-1375;
    hy brasil

    piri reis haritası-1513;
    hy brasil

    salzburg üniversitesi haritası-1570;
    hy brasil

    abraham ortelius haritası-1595;
    hy brasil

    hy brasil efsanesi, britanya adalarındaki bir başka efsane ada avalon ile benzerlikler taşımaktadır.
    büyük britanya adasının güney batısındaki efsaneye göre efsane ada avalon da bazen görünür, bazen kaybolur bir haldedir.
    bu bağlamda hy brasil'e irlanda'nın avalon'u diyebiliriz.
    (bkz: avalon/#42715192)

    #tarih
    #mitoloji
    13 3 ...
  • türk mitolojisinde insanoğluna ateşi öğreten kuş...
    anka kuşu

    tengri dünyayı ve üzerinde yaşayanları yarattıktan sonra göklerdeki tahtına çekilmişti.
    bolluk ve bereket dünyayı kucaklamıştı. ne var ki insanların büyük bir sıkıntısı vardı. soğuk...

    kuşların tüyleri, yabani hayvanların kalın derileri ve kürkleri vardı. oysa insanlar çıplaktı. hayvanlar gibi soğuklardan korunamıyorlardı.
    bu durum onları bir arayışa itti.
    güneş gibi parlak ve sıcak bir şeye ihtiyaçları vardı. bu ateşti..

    her yeri aradılar ama bir sonuç elde edemediler.
    ateşe ulaşamıyorlardı. ateşsiz kalmak, soğukta kalmak demekti.

    sonunda içlerinden biri yüksek bir ağacın tepesine kadar çıktı ve oradaki kuşlara dertlerini anlattı.

    "siz kuşlar göklerde uçuyor, uçsuz bucaksız diyarları görebiliyorsunuz. biz insanlara yardım edin. bazılarınız soğuklarda uzak diyarlara göçüyor, daima sıcakta yaşıyorsunuz. gitmeyenlerinizin de tüyleri var onlar sayesinde korunuyorsunuz. biz soğukla baş edemiyoruz, bizim ateşe ulaşmamız lazım. siz bize yardım edebilirsiniz." dedi.

    kuşlar insanlara acıdılar.

    yardım edeceklerine dair söz verdiler ve dört bir yana uçtular.
    epey zaman sonra geri döndüler.
    ne var ki hiçbiri iyi haber getirmemişlerdi.
    insanlar yine de onlara yardım çabaları için ikramda bulundular. bu ikramdan etkilenen bir kuş çok önceleri duyduğu bir şeyi anlattı.

    "ne zaman kimden duyduğumu hatırlamıyorum yeri-yurdu neresidir onu da bilmem ama anka kuşu diye bir kuş varmış, o ateşin sırrını bilirmiş. çünkü onun bir adı da ateş kuşuymuş. onu arayın, gerçekse eğer size ateşi verecektir." dedi.

    artık ateş için bir umut vardı...insanlar bir umut belirdiği için sevindiler.

    dört bir yana dağılıp anka kuşu'nu aramaya koyuldular.
    günler, haftalar geçti ama bulamadılar. sonunda içlerinden biri "ulu kayın'a gidelim. öyle kutsal bir kuş olsa olsa kutsal ağacın dallarında yaşıyordur." dedi. dağları aşıp dünyanın direği olan ulu kayın'a vardılar.
    anka kuşu

    gerçekten de anka kuşu oradaydı.
    onu görünce sevinç ve heyacana kapıldı insanlar.
    saygıyla onu selamladılar ve isteklerini dile getirdiler.
    anka kuşu

    anka kuşu onları yanıtladı;
    "en mükemmel yaratılanın insanoğlu olduğunu düşünüyordunuz ama bir soğukta bu fikriniz sarsıldı.

    oysa ki sizi üstün kılan aklınız.

    onu kullanmalıydınız.
    derdiniz çaresi uzaklarda değil, etrafınızda.
    çevrenizi iyi tanısaydınız bu zorluğu aşabilirdiniz.
    gidin beyaz renkli taşları arayın, onlardan bulduğunuzda birbirine vurun size kıvılcım verecektir. onu da kuru otlarla buluşturun ateşe kavuşacaksınız..."

    insanlar bu bilgiyle yurtlarına döndüler.
    kısa sürede anka kuşu'nun bahsettiği taşları bulup ateşe de kavuştular.
    o günden sonra da artık soğuktan korkmaz oldular...
    anka kuşu

    işte anka kuşu o günden sonra türkler için, insanoğlu için kıymetli ve saygı duyulan bir doğa unsuru oldu.
    onu en kıymetli taşın adı ile andılar ve zümrüd-ü anka dediler...
    anka kuşu

    #mitoloji
    12 1 ...
  • mitolojide tiresias olarak da geçen kör kahin.

    teiresias antik thebai kentinden, her halta maydanoz olan bir gençtir.
    günlerden bir gün yolda yürürken çiftleşen iki yılan görür "vay amına koduklarım, biz sevişecek hatun bulamıyoruz, bunlar paso çiftleşiyor" diyerek yılanlara sopayla vurur ve çiftleşen yılanların birbirinden ayrılmasına sebep olur.

    bunu gören tanrıça hera çok öfkelenir ve teiresias'ı dolgun memeleri, güzel kalçaları olan bir kadına dönüştürür ve "kadın bulamıyordun ya, al sana kadın, bundan sonra kadın olarak yaşa" der...
    teiresias

    tabi bunca sene erkek olan teiresias için kadın olmak hayli zordur.
    "oha lan, madem kadın oldum gidip önüme gelene vereyim" der ve fahişelik yapmaya başlar.

    hatta bir de çocuk doğurur.

    hani günümüzde bazı abazalar var ya "kadın olsaydım şöyle yapardım, böyle yapardım" diyen, teknik olarak işte bu abazaların tanrısıdır teiresias...

    neyse, teiresias kadın olarak tam 7 yıl yaşar.
    bir gün yine ormandan geçerken çiftleşen 2 yılan görür.
    ama bu kez yılanlara dokunmaz, "hayırlı işler kardeş" der yoluna devam eder.

    tabi bunu gören hera; "aferin bak akıllanmışsın" diyerek onu tekrar erkek haline döndürür...

    7 sene kadın olarak yaşayan teiresias, yeniden erkek olarak yaşamına devam eder.

    tabi kadınlık zamanlarında elde ettiği tecrübeler dolayısıyla kadın ruhuna da hitap etmeyi öğrenmiştir.
    artık kadın sıkıntısı, manita sıkıntısı çekmez.
    vur patlasın çal oynasın hayatına devam etmeye başlar...

    gel zaman git zaman olympos'ta oturan zeus ve karısı hera'nın canı sıkılır.
    "seks yaparken kadın mı daha çok zevk alır, yoksa erkek mi" diyerek tartışmaya girerler.

    zeus, seksten kadının daha çok zevk aldığını savunur.
    hera ise tam tersi.

    zeus bakar iş böyle çözülmeyecek.
    "heracım balım, neden bunu hayatının bir kısmını kadın olarak yaşayan teiresias'a sormuyoruz" der.

    hera'da "haklısın kocişim, çağır ona soralım" der.

    zeus, hermes'i yollar ve teiresias'ı olympos'a getirtir ve teiresias'a sorarlar "seks yaparken kadın mı daha çok zevk alır yoksa erkek mi?"
    teiresias

    teiresias hiç tereddüt etmeden kadınların daha çok zevk aldığını, hatta zevkin 10'da 9'unu kadının, 10'da 1'ini erkeğin aldığını söyler.

    böylece zeus'u haklı çıkarır.

    hera biliyorsunuz çok şirret ve çok orospu bir karakter.
    ne kadar kötü kalpli ve şirret biri olduğunu uzun uzun yazmıştık daha evvel;
    (bkz: hera/#41122299)

    işte hemen hemen her mitolojik karaktere bir kötülüğü dokunmuş olan hera, kendisini zeus'a karşı haksız çıkaran teiresias'ın bu kararına çok kızar ve bu sefer de teiresias'ı kör yapar...

    zeus tabi bu duruma çok üzülür, ama bir yandan da şirret karısı hera'dan çekinmektedir.
    o yüzden teiresias'ın gözlerini tekrar açmaz, ama ona geleceği görme yani kahinlik yeteneği verir ve 7 nesil boyu sürecek bir ömür bahşeder.

    böylece erkek iken kadın olan, kadınlıktan tekrar erkekliğe geçen ve sonra da kör olan teiresias mitolojinin meşhur kör kahin'i olur...
    teiresias

    #mitoloji
    12 0 ...
  • dido

    141.
  • 6 sayfa entry var başlıkta.

    tam 6 sayfa. ama ne yazık ki dido'nun kartaca kraliçesi, kartaca'nın kurucusu olduğunu kimse yazmamış...

    oysa ki dido, bilinmeyi hakeden bir tarihi karakter.

    koskoca kartaca'nın kurucusu bu kadın...
    elissa olarak da geçer (yunan kaynaklarında).
    dido

    kraliçe dido, vergilius'un (virgil) hikayelerinde truvalı aeneas'ın sevgilisi olarak betimlenir.
    hikayeye göre truva'dan kurtulanlarla birlikte aeneas denize açılır ve kartaca'ya gelir, burada dido ile tanışır ve birbirlerine aşık olurlar.
    lakin bu sırada haberci hermes gelir ve zeus'un "truvalılara italya'da kent kurmalarını" söylediğini aeneas'a hatırlatır.
    bunun üzerine aeneas ve truvalılar gizlice kartaca'dan ayrılıp italya'ya kaçarlar, aeneas'ın kendisini terk etmesi üzerine dido çok üzülür ve intihar eder...
    dido

    tabi bu mitolojik hikaye roma'lıların kendilerini truva soyundan etrüskler ile akraba olduklarını, tanrılar tarafından kutsandıklarını vurgulamak amacıyla yazılmış ve yine roma'nın düşmanı kartaca kraliçesini, dolayısıyla da kartaca'yı yermek-kötü göstermek amacıyla yapılmış bir propagandadan başka bir şey değil.

    oysa ki kraliçe dido gerçek bir karakter ve kartaca'nın kurucusu...
    dido

    dido ismi fenike dilindedir ve david isminin dişil halidir.

    dido aslında bugünkü lübnan'daki sur (tyre) kentinin kraliçesidir.
    asurlular'ın sur kentini yağmalaması ve yıkmasının ardından gemilerle bu toprakları terk etmişler ve bugünkü tunus kıyılarına çıkmış, kartaca'yı kurmuşlardır.
    dido

    dido'nun kartaca'yı kurmasının da mitolojik bir hikayesi vardır.

    halkı ile birlikte yurdunu terk eden kraliçe dido, tunus'a varır ve buranın kralı tarafından saygı ile karşılanır.
    kral bu halkın ülkesine faydalı olacağını düşünür ve dido'ya ne talep ettiğini sorar.
    dido da kraldan "bir öküz postu kadar toprak" ister.
    kral bu isteği kabul eder.
    kraliçe dido bir öküz derisini yere yayar, bu deriyi incelte incelte iplik haline getirir ve bir şehir kuracak kadar toprak elde eder ve böylece kartaca kurulmuş olur.
    dido

    #tarih
    #mitoloji
    9 0 ...
  • druidlerin kökeni anadolu'dur.
    hiçbir zaman ne müslümanlığı, ne hristiyanlığı kabul etmemişlerdir.

    anadolu'nun en büyük tanrıçası kybele'nin tapınaklarında "arkigallos" denilen rahipler bulunurdu.

    bu arkigallos'lar simyayı iyi bilirler, küçük mucizeler yaratırlar ve halkı etkisi altına alırlardı.
    anadolu'nun roma imparatorluğu tarafından ele geçirilmesi ile roma burada kendi patrikyal dinlerini ve tanrılarını dayatmaya başladı.
    ana tanrıçaya inanan ve onun temsilcisi olan matrikyal arkigallos rahipleri ise romalılar tarafından ortadan kaldırılmaya başlandı.

    işte bu arkigallos'lar, anadolu'da yaşayan galatların arasında gizlendiler.
    galatlılar onlara "meşe ağacı" anlamına gelen "duridee" dediler.

    ve ankara yakınlarındaki ilk druid tapınağı olan Drunemeton'u inşa ettiler.

    ne var ki roma, galatlar'ı da hakimiyeti altına almak istiyordu.
    bir kısım galatlılar roma hakimiyetini kabul ettiler ve roma'nın galatya eyaletini oluşturdular ve dahi dinlerinden döndüler ve jupiter'in penisi üzerine iman yemini ettiler.

    lakin bazı galatlılar, yani kelt kabileleri, özellikle kızılırmak havzasında yaşayanlar roma hakimiyeti altına girmeyi reddetti.
    pek çoğu katledildi.
    tabi katledilenler arasında arkigallos rahipleri yani druidler de vardı.

    roma baskısından kurtulmak için anadolu'dan kaçtılar.
    galya'ya(fransa) geldiler.

    burada anadolu'dan geldikleri yer olan kızılırmak nehrine (galat dilinde: alis ırmağı) benzeyen bir yere yerleştiler ve burada yerleşim kurdular.
    kurdukları bu yerleşime de anadolu'dan geldikleri yerin adını verdiler ve camp alis dediler.

    işte o camp alis, bugün bildiğimiz champs elysees'tir. (bağcılar'daki şanzelize ile karıştırmayalım)

    neyse, nereden nereye, konu konuyu açtı...

    tabi roma bizim galatlıları galya'da da barındırmadı.
    sezar'ın galya'yı fethetmesinden sonra bizim anadolu'dan gelen galatlılar ve druidler "bir daha romalı görmemek ve jupiter'in çükü için yemin etmeye zorlanmamak için" daha uzağa gittiler.
    denizi geçerek britanya'ya yerleştiler.

    anadolu'dan ta britanya'ya, hatta galler'e gelen kybele rahipleri olan arkigallos'lar yani druidler işte burada efsanevi avalon kültü'nü oluşturdular.

    o meşhur kral arthur'un efsanevi kılıcı excalibur işte burada, yani avalon'da dövülmüştür.
    o çağlarda kılıcın sırrına akıl erdiremeyen britanyalılar bilmiyorlardı ki anadolu'da hititler, truvalılar, amazonlar çeliğe su veriyor ve yenilmez kılıçlar yapabiliyorlardı.

    işte kral arthur'un efsane kılıcı excalibur'da anadolu'nun turani halklarının çeliğe hayat vermesinin britanya mitolojisinde efsanelere konu olmuş yansımasıdır...
    (bkz: avalon/#42715192)
    (bkz: glastonbury tarlalarındaki zodyak haritası/#42711207)

    konu nereden nereye geldi...
    bağlıyorum.

    tabi aradan yüzyıllar geçti.
    insanları jupiter'in çükü üzerine yemin ettiren roma, hristiyanlığı resmi din olarak kabul etti.
    bu arada britanya da roma tarafından fethedildi.

    yani bizim druidler roma'dan bir türlü kurtulamadı.
    eskiden jupiter'in çükü için yemin ettiren romalılar, artık isa'nın eti kemiği için yemin ettiriyorlardı.

    oysa ki druidler kendi dinlerini, tanrıça kybele'nin dinini yaşamak istiyorlardı.

    olmadı...
    onlar da baktı ki olmuyor.
    sırra kadem bastılar.

    gizlendiler.

    belki bugün hala biryerlerde ana tanrıçaya dua eden bir druid vardır...

    ha...
    anadolu'dan göç eden arkigallos rahipleri druid oldular...peki ya anadolu'da kalanlar?

    onlar da aynı göç edenler gibi, önce romalılarla, sonra bizansla, sonra selçuklu, osmanlı ile mücadele ettiler.
    onlar ne jupiter'e, ne isa'ya, ne muhammed'e yemin etmeyi reddettiler.
    onlar doğaya, ağaca, yeşile, ateşe, evrene, yıldızlara iman ediyorlardı.

    anadolu'da kalanlar da kam ana-şaman baba olmayı seçtiler.

    eh, bu kadar yazdık. yazıyı bir bursa türküsü ile bitirelim.
    https://www.youtube.com/watch?v=tFxzQsGHHJA+

    "seviler baştan gitmiyor ah kamana, sarılıp yatmayınca..."

    #tarih
    #mitoloji
    #din
    13 2 ...
  • iştar

    16.
  • sümerlerin aşk, bereket, güzellik ve savaş tanrıçası...kısaca sümerler'in ana tanrıçası yani mezopotamya'nın kybelesidir iştar...

    iştar diğer mezopotamya toplumlarında inanna, astarte veya anunit olarak da bilinir. bunların tamamının kökeni anadolu'nun ana tanrıçası kybele'dir.

    anadolu'daki kybele kültü'nün mezopotamya'daki yansıması tanrıça iştar ve genç sevgilisi tammuz'dur.

    iştar=kybele
    tammuz=attis.

    tanrıça iştar'ın sevgilisi tammuz bu kybele kültüne uygun olarak her yıl ölür ve yeniden dirilir.
    iştar'ın sevgilisi tammuz'un dirilişi ile doğa yeniden canlanır, hayvanlar çiftleşir...

    nasıl ki kybele kültü anadolu'dan ortadoğuya geçmişse, ortadoğu'nun tammuz kültü de anadolu'ya sirayet etmiştir.
    anadolu'nun eski kabileleri, örneğin tahtacı türkmenleri her ilkbaharda köyün en yakışıklı delikanlısını giydirir kuşatır, sonra da ev ev gezdirirlerdi. gezdirilen bu delikanlı tammuz'un doğuşunu ve kadınlarca simgelenen kybele/iştar ile kavuşmasını sembolize ederdi.

    işte bu ev ev gezdirilen delikanlıya "tammuzluk" (damızlık) denilirdi.

    işte damızlık denildiğinde ister insan olsun, ister hayvan olsun tammuz ve attis temsil edilir.

    #tarih
    #mitoloji
    9 1 ...
  • anadolu'daki kybele kültü'nden samilere geçen bir pagan adetidir...

    sünnet...
    yani erkeklerin penisinin ucundaki fazlalık deriyi kesme işlemi anadolu'nun, levant'ın ve de arşipel'in en çok inanılan tanrısı, ana tanrıça kybele'ye dayanır...

    samilerin "efendimiz" dediği adon/adonai'nin ana tanrıça kybele'ye verdiği sözü unutarak başka bir kadına aşık olması ve sonrasında kybele ile yüzleşince verdiği sözü hatırlayarak penisini kökünden kesmesinden doğmuştur...

    samilerin (yahudi ve araplar) adonai'si kybele'nin sevgilisi attis'tir...
    müslüman ve yahudilerdeki sünnet geleneği

    samiler sakarya nehri'nin oğlu attis'i adonai'ye dönüştürdüğü gibi, anadolu'nun kybelesini de tanrıça hubel'e dönüştürmüş, kybele'nin göktaşını da alıp, ana tanrıçanın adına inşa ettikleri kabe'ye dikip hacerül esved yapmışlardır...

    neyse biz dönelim kybele kültü'ndeki sünnete...

    kybele, tamamen kendisine sadık kalması şartıyla attis ile sevgili olur.
    lakin attis, sangarid adlı peri kızına aşık olur ve onunla evlenir.
    bunu öğrenen kybele çok öfkelenir ve düğünü basar.
    düğünde attis'e görünür, attis yaptığından pişman olur ve erkeklik organını keser, attis'in erkeklik organı yere düşer, kanları toprağa karışır ve burada menekşeler ortaya çıkar.
    kybele ise bu duruma üzülür ve attis'i bir çam ağacına çevirir.
    müslüman ve yahudilerdeki sünnet geleneği

    bu mit anadolu'da bir kybele kültü'nün başlamasına sebep olur.
    her ilkbaharda bu bir gelenek haline gelir.
    kybele tapınaklarında rahipler her yıl ilkbaharda ayinler yaparlar, bu ayinlerde kendilerini keserlerdi.

    ayinlerde attis'in başpapazı mertebesinde olan arkigallos denilen kişiler damarlarından kan çıkartarak ana tanrıçaya sunarlardı.
    bu esnada davullar çalar, ziller, çığlıklar, flütler ile birlikte vahşi ama heyecan verici bir müzik ortaya çıkardı, bu müzik başladığında arkigallos dışında kalan 2. derece rahipler başlarını sallayarak dönmeye başlarlardı. (günümüzdeki bazı tarikatların yaptıkları zikir ayinleri gibi)
    bu ayine iştirak eden rahiplerin hepsi uzun saçlıydı ve kadın eteklikleri giyerdi. (bkz: köçek)
    müslüman ve yahudilerdeki sünnet geleneği

    bu şekilde ayin halinde cezbeye gelirler, kendilerinden geçerlerdi.
    tabi ayine katılan 2. sınıf rahipler de ellerindeki bıçaklarla kendilerini keserler, kan çıkarırlardı. rahiplerin cezbedeyken kendilerini kesmeleriyle ortaya çıkan kanlar tüm mabedin mihrabına yayılır, attis'i temsil eden kutsal ağaç kanlar içinde kalırdı.

    bu arada kutsal ağacın dibinde iyi bileylenmiş bıçaklar bulunurdu.
    ayini seyredip kendinden geçenler, kana bulanmış kutsal ağaca ellerini sürer, sonra ellerini yüzlerine götürür onlar da cezbeye kapılırlar, aralarında çok fazla cezbeye gelen ise ağacın dibindeki bıçağı alır ve kendi erkeklik organını kökünden keserdi.
    kesilen erkeklik organı sarılır ve toprağa gömülür ve böylece toprağın gebe kalıp ürün doğurduğuna inanılırdı.
    müslüman ve yahudilerdeki sünnet geleneği

    bu kanlı ritüelden sonra da erkeklik organını feda eden kişi kybele tapınağına rahip adayı olarak kabul edilir, yukarıda anlattığım üzre kadın kıyafeti giydirilir, saçlarını bir kadın gibi uzatır ve gelecek sene yapılacak ilkbahar ayinine hazırlanmaya başlardı...

    anadolu'daki kybele kültü'nün mezopotamya'daki yansıması ise tanrıça iştar ve genç sevgilisi tammuz'dur.

    iştar=kybele
    tammuz=attis.

    tanrıça iştar'ın sevgilisi tammuz bu kybele kültüne uygun olarak her yıl ölür ve yeniden dirilir.
    iştar'ın sevgilisi tammuz'un dirilişi ile doğa yeniden canlanır, hayvanlar çiftleşir...

    her neyse...uzatmayalım...
    daha sonraki dönemlerde özellikle toplumların matrikyal dönemden patrikyal döneme geçilmesiyle bu kybele kültü terk edilmiş, erkeklik organı komple kesilmek yerine ucundaki deri kesilerek (yani erkek unsuru daha az aşağılanarak) kybele'ye ve doğanın uyanışına saygıda bulunulmaya başlamış.

    işte bu ritüel tüm anadolu'da, ege adalarında ve doğu akdeniz'de, hatta mısır ve ortadoğu'da bu şekilde yaygınlaşmış olup günümüzde bazı toplumların "sünnet" adı altında sürdürdükleri bir geleneğe dönüşmüştür...

    iyi ki öyle olmuş.
    ucundan azıcık...

    #tarih
    #mitoloji
    #din

    ek: (bkz: kybele/#43303634)
    15 5 ...
  • kybele

    49.
  • matrikyal dönemin en büyük tanrıçası, ana tanrıça...
    kybele

    kybele tanrıları doğuran ana tanrıça'dır.
    yunan mitolojisindeki karşılığı rhea'dır, ki rhea zeus'u doğuran ana tanrıçadır, kronos'un karısıdır. esasen kybele matrikyal dönemde ana tanrıça olduğu için kronos'u da kendisine sevgili olarak güneşten ve buhardan yaratmıştır.
    kybele

    kybele ve kronos'un ilişkisinden de zeus, hades, poseidon ve hera dünyaya gelmiştir...

    lakin matrikyal dönemden, patrikyal döneme geçilince kybele'nin yerini zeus almış, bu kez ana tanrıça figürü olan kybele, ay tanrıçasına dönüşmüş ve kimi zaman yunan'da artemis, roma'da ise diana ile özdeşleşmiştir...
    kybele

    ana tanrıça kybele anadoluludur.
    diğer kültürlerde farklı isimlerle de anılır.
    hititler kybele'ye kubaba demişlerdir. lidyalılarda kuvava olarak geçer.
    friglerde ise kubele, kubebe yahut kubeleya ama bu isimlerin başına onun ana tanrıça olduğunu belirten "mater" sıfatı konulur. olarak bilinir.

    pontuslular kybele'ye ma derler, ermenilerde anaitis olarak bilinir.

    arapların en büyük tanrıçası hubel, kybele'dir. en önemli arap tapınağı olan kabe-kıble de kybele'den türemiştir.

    kybele'nin tapılma merkezleri anadolu'daki üç dağdır.
    1-ida(kaz) dağları.
    2-spil dağı
    3-murat dağı(dindymos).

    spil dağı'ndaki kybele kaya anıtı;
    kybele

    ana tanrıça'nın kenti ise bugün sivrihisar yakınlarındaki pessinus'tur.
    ana tanrıça kybele'ye saygı gösteren bergama kralları mö 2. yy'da pessinus kentinde büyük bir kybele tapınağı inşa etmişler ve burası ana tanrıça kybele için bir hac merkezine dönüşmüştür.
    bergamalılardan başka efes ve tüm iyonya şehirleri ve truva da bu pessinus şehrini kutsal sayarlardı.

    kybele doğa ve bereket ile eş anlamlıdır.
    doğanın uyanışını, bereketi, toprağı, verimliliği sağlayan ana tanrıçadır.
    yeryüzü sürülüp ekilmese de hem bitkiler, hem hayvanlar bakımından verimlidir. kybele de yeryüzünün tarımsız, işlenmemiş verimliliğini simgeler.
    yeryüzü ilkbaharda kızdır, sonra güneşten gebe kalır, yazın ve sonbaharda da doğurur ve ana olur.
    bundan dolayı kybele aynı zamanda ay tanrıçasıdır.
    hilal biçimindeki ay genç kızlığını, doluna kadınlık ve gebeliğini, daha sonra küçülen ay da analığını simgeler...

    kybele'nin sevgilisi ise attis'tir.
    kybele, tamamen kendisine sadık kalması şartıyla attis ile sevgili olur.
    lakin attis, sangarid adlı peri kızına aşık olur ve onunla evlenir.
    bunu öğrenen kybele çok öfkelenir ve düğünü basar.
    düğünde attis'e görünür, attis yaptığından pişman olur ve erkeklik organını keser, attis'in erkeklik organı yere düşer, kanları toprağa karışır ve burada menekşeler ortaya çıkar.
    kybele ise bu duruma üzülür ve attis'i bir çam ağacına çevirir.
    kybele

    bu rivayet anadolu'da bir kybele kültü'nün başlamasına sebep olur.
    her ilkbaharda bu bir gelenek haline gelir.
    kybele tapınaklarında rahipler her yıl ilkbaharda ayinler yaparlar, bu ayinlerde kendilerini keserler, ayinleri izleyen bazı erkekler de bundan çok etkilenir erkeklik organlarını keserlermiş.
    bu ritüelden sonra da erkeklik organını feda eden kişi kybele tapınağına rahip adayı olarak kabul edilirmiş.

    daha sonra patrikyal dönemde bu kybele kültü terk edilmiş, erkeklik organı komple kesilmek yerine ucundaki deri kesilerek kybele'ye ve doğanın uyanışına saygıda bulunulmaya başlamış. günümüzde bazı toplumlar "sünnet" adı altında bu geleneği halen sürdürmekteler.

    kybele kültü'ndeki attis, sümerlerde temmuz olarak karşımıza çıkar.

    attis'in her yıl ölümü ve dirilmesi bitkilerin ve tarımın her yıl canlanmasını simgeler.
    attis anadolu'dan suriye'ye geçince adı "efendimiz" anlamına gelen adon'a dönüşmüştür.
    suriye'de her yıl kışa doğru adon'u bir yaban domuzu öldürürdü, bundan dolayı sami kültüründe domuz eti lanetli sayılmıştır.
    tevrat ve zebur'da tek tanrı adonai olarak ifade edilir.
    adonai, yunanlar tarafından adonis olarak adlandırılır.

    anadolu'nun bu ana tanrıçası yukarıda da belirttiğimiz üzre yunan ve roma kültürlerinde de çok önemlidir.
    lakin bunlar patrikyal döneme geçip, matrikyal tanrıları ikincil saydıklarından ötürü zeus'u doğurmuş olmasına rağmen kybele panteon'a dahil edilmemiştir.

    ne var ki kybele'nin ve matrikyal toplum döneminin etkileri patrikyal dönemde de devam etmiş, kybele bu dönemde isim değiştirip artemis adını alsa da ana tanrıça olmaya ve zeus'tan daha fazla değer görmeye devam etmiştir.
    bunun en güzel örneği efes'teki artemis tapınağıdır.
    efes artemis'i, zeus'un kızı olan artemis'ten farklı görülür, efes'in artemisi kybele'dir.
    efes artemis'i patrikyal dönemin babası zeus'u her zaman gölgede bırakmıştır.
    efes'teki artemis tapınağı, olympia'daki zeus tapınağını ve delphi'deki apollon tapınaklarından daha önemliydi ve her zaman daha çok ziyaretçisi olurdu.
    kybele

    kybele'ye, artemis'e ev sahipliği yapan efes antik dünyanın en önemli tapınma/din merkeziydi.
    efes'teki kybele/artemis dini dünyanın ilk kitlesel dinidir. efes'teki ana tanrıça dini daha sonra romalıların hristiyanlığı kabulü ile meryem ana ile özdeşleşmiş, efes yakınlarında bir meryem ana mevkisi oluşturulmuş ve antik çağlardan beri ana tanrıçaya inanan insanların hac yeri olan efes, bundan böyle hristiyanların hac merkezi haline gelip bir din kenti olmak özelliğini günümüze kadar sürdürmüştür.
    kybele

    not: meryem ana-maryanna-mary isimlerinin kaynağı da kybele'dir. kybele ana tanrıça, ana kraliçe anlamına gelen mirin sıfatıyla da ifade edilir, mirin-mary-maryanna-meryem...

    aynı şekilde denizin karşı tarafında da ana tanrıça'nın atina'da pek çok taraftarı ve tapınanı vardır.
    mö 430'da atina'da bir kybele rahibi öldürülmüş, ardından da veba salgını başlamıştı, ana tanrıça'ya tapınanlar rahibin öldürülmesinin kybele'yi kızdırdığını, o'nun da kenti cezalandırdığına inanmaya başladılar. bunun için atina'da metroum tapınağı (ana mater) inşa edildi.

    anadolu'da da durum aynıydı.
    örneğin aizonai'deki zeus tapınağının hemen önünde bulunan kadın figürü kybele'dir.
    kybele

    bu da tapınağın zeus tapınağı olduğu kadar aynı zamanda ana kybele'ye adanmış olduğunu gösterir.
    yani her ne kadar matrikyal dönemden, patrikyal döneme geçilse de kybele önemini her zaman korumuştur.

    yine roma döneminde kartaca savaşları sırasında zor durumda kalan romalılar, sybil kahinlerinin tavsiyesi ile pessinus'taki ana tanrıçayı sembolize eden ve bir göktaşı olan kybele taşı'nın roma'ya getirilmesine karar verildi.
    pessinus'taki kybele'yi sembolize eden büyük taş bir roma taburu tarafından roma'ya getirildi ve palatinus tepesindeki zafer tapınağı'na konuldu.
    kybele

    bu sebeple roma'da ana tanrıça kybele şerefine her sene magalesia festivalleri yapılırdı.
    https://en.wikipedia.org/...mple_of_Cybele_(Palatine)
    https://brewminate.com/th...f-cybele-in-ancient-rome/

    not: roma'daki bu kybele tapınağı (temple of magna mater) ms 394 yılında hristiyanlık dışı tapınakları yıktıran imparator theodosius'un emri ile yok edilmiştir.

    bir başka anlatıya göre ise pessinus'taki kybele taşı olarak bilinen göktaşı, arabistan'a getirilmiş ve kabe'nin bir köşesine konulmuş olan hacerül esved taşıdır.
    kybele

    pek çok kültürde pek çok mitolojide ana tanrıça olan kybele, türk kültüründe ve türk mitolojisinde de sibel olarak yer almıştır.
    sibel, Türk mitolojisinde bereketi ve bolluğu simgeleyen bir tanrıçadır. bazı yerlerde de "cembil" yahut "çembil hanım" olarak da bilinir.
    çembil, köroğlu destanında köroğlu'nun annesidir. yine aynı destandaki çamlıbel ismi çembil hanım'dan gelmektedir.

    kybele eski dünyadaki pek çok toplumu ve çok geniş bir coğrafyayı etkilemiş en büyük ana tanrıçadır.
    hakkındaki pek çok mit vardır, bu mitler her kültüre göre değişkenlik gösterir.

    son olarak ispanya-madrid'deki kybele meydanı ve tanrıça kybele anıtı;
    kybele

    #tarih
    #mitoloji
    13 1 ...
  • yunan mitolojisine ait olmayan, hititlerin kadın savaşçıları olan amazonların prensesi olan anadolu'nun öz kızı...
    hippolyte

    hippolyte; savaş tanrısı ares ve amazon kraliçesi otrera'nın kızıdır.

    hektor'dan sonra truva orduları başkomutanı olan ve truva muharebelerinde şehit düşen kahraman penthesileia'nın ablasıdır.

    ne acıdır ki hippolyte kardeşiyle çıktıkları bir av sırasında yanlışlıkla penthesileia tarafından vurularak hayatını kaybetmiştir.
    ablasının ölümüne sebep olan penthesileia'da acısını hafifletmek ve onurlu bir şekilde ölebilmek için truva savaşlarına katılmıştır.
    (bkz: penthesileia/#43237765)
    (bkz: amazonlar/#43238474)

    hippolyte amazonların en önemli savaşçısıydı.
    zira babası ares tarafından kendisine büyülü bir kuşak verilmiş, bu kuşak da hyppolyte'yi yenilmez bir savaşçı yapmıştı.

    hippolyte'nin ölümüne dair bir başka hikaye de onun herkül tarafından öldürüldüğüdür.

    hippolyte'nin kemerini almak, herkül efsanesinde herkül'ün yapması gereken 9. göreviydi.

    herkül bu vazifesini yapmak için amazon diyarına (bkz: themiscyra) gelmiş, lakin amazon kadın savaşçılarına esir düşmüştür.

    ares'in kızından büyülü kuşağı zorla alamayacağını anlayan herkül, zamanla prensese aşık olmuş, tabi prenses hippolyte'de bu aşka karşı boş kalmamış, karşılık vermiş.
    herkül sevdiceğine büyülü kemeri alması gerektiğini itiraf etmiş, hippolyte de "al aşkım senden kıymetli değil ya" diyerek kuşağı herkül'e vermeyi kabul etmiş.

    ne var ki tanrıça hera bilindiği üzere herkül'e her zaman gıcık giden bir kadın.
    herkül'ün de bu görevlerinden başarıyla çıkmasını istemiyor.

    amazonlara haber yollamış, herkül sizin prenses hippolyte'i zorla kaçıracak diye.
    tabi prenseslerinin kaçırıldığını zanneden amazonlar herkül'e saldırmışlar.

    herkül'de sevdiceği hippolyte'in ona ihanet ettiğini düşünerek onu zehirli mızrağıyla öldürmüş. (zaten başka türlü öldürmesi mümkün değil)
    hippolyte

    hippolyte'in bu ölümünün geçerliliğini varsayarsak hippolyte'in ölümü ile penthesileia'nın ölümü benzerlikler taşır.
    her iki prensesin ölümlerinde de kısa süreli aşklar ve aşıkları tarafından öldürülmesi ne muazzam bir tesadüf...
    (bkz: akhilleus un penthesileia ya aşkı/#41167975)

    bir diğer efsanede ise hipplolyte theseus tarafından kaçırılarak atina'ya götürülmüş, buna kızan amazonlar da atina'ya saldırmış ve bu şehri yağmalamıştır.

    lakin gerek herkül, gerek theseus mitleri yunanların uydurmasıdır.
    bu hikayelerin uydurulmasındaki amaç, anadolu'yu aşağılamak, yunanların anadolu'dan daha kudretli olduklarını insanların bilinç altlarına kazımaktır.
    yunanların anadolu halkları, anadolu medeniyetleri karşısındaki eziklikleri pek çok mitolojik efsanede karşımıza çıkar.
    adamlar binyıllar boyunca anadolu'ya karşı ezikliklerini bir türlü atamamışlar, en son 1922'de anadolu'nun savaşçı kadınları amazonların torunları tarafından bir kez daha bozguna uğratılmışlardır.

    #tarih
    #mitoloji
    11 0 ...
  • midas

    21.
  • tek bir kral, tek bir şahıs değildir.
    tarihte ve mitolojide farklı farklı midas karakterleri vardır.

    esasen "midas" bir isim değil, sıfattır.
    frigya krallarına verilen bir ünvandır.

    nasıl ki mısır hükümdarlarına "firavun" denilmekteyse, frig krallarına da "midas" yahut "gordios" denmekteydi.

    midas'ın friglerin ilk kralı gordios'un oğlu olduğu söylenir.
    (bkz: gordion/#43232000)

    frig tarihinde karşımıza sürekli midas'lar çıkarlar.

    örneğin eskişehir yazılıkaya'da bulunan frig anıtı tarihte varolmuş birkaç kral midas'tan biri adınadır.
    midas

    ülkemizin en önemli yürüyüş rotalarından biri olan frig yolu'nda midas ile ilgili pek çok bulguya şahit olabilirsiniz.
    (bkz: frig yolu/#42829843)

    kral midas ile anlatılan en çok bilinen 2 efsane vardır.
    bunlardan biri müzisyen satir marsyas ve tanrı apollon arasındaki müzik müsabakasında hakemlik yapması ve midas'ın verdiği kararı beğenmeyen apollon'un midas'ın kulaklarını eşek kulağına çevirmesidir.
    midas

    apollon midas'ı bu şekilde cezalandırırken, rakibi marsyas'ın derisini yüzer ve bir mağaraya atar, bu mağaradan doğan kaynak ise marsyas ırmağını oluşturur.
    (bkz: marsyas/#43275841)

    burada midas tanrılar tarafından cezalandırılmıştır.

    bir diğer midas hikayesinde ise midas bu sefer tanrılar tarafından ödüllendirilir.
    o hikayeyi de hemen herkes bilir.

    şarap tanrısı dionysos'un en yakın arkadaşı satyros frig ülkesini gezerken yorgun düşer ve tesadüf bu ya midas'ın bahçesinde uyuyakalır.
    midas bu yabancıyı alır sarayında misafir eder, güzelce ağırlar.
    tabi bunu duyan dionysos son derece memnun olur ve midas'a "dile benden ne dilersen" der.
    midas fırsat bu fırsat deyip "dokunduğum her şey altına dönüşsün" der.
    tabi düşüncesizce yapılan bu talep bir süre sonra sıkıntı oluşturur. zira midas'ın dokunduğu her şey altına dönüşmeye başlar.
    midas

    ve midas tanrı dionysos'a tekrar eski hale gelmek için yalvarır.
    dionysos bu isteği de geri çevirmez ve gidip pactolos ırmağı'nda yıkanmasını ve yıkandıktan sonra bu halinden kurtulacağını söyler.
    midas burada yıkanır ve dokunduğu her şeyin altın olması halinden kurtulur.

    bakınız her iki hikayede bir ortak nokta var.
    ikisinde de ırmaklar var.
    ilk hikayedeki marsyas ırmağı bugünkü çine çayı'dır.
    ikinci hikayedeki pactolos ırmağı ise bugünkü salihli'deki sart çayı'dır.

    her iki akarsu da son derece bereketli ovaları sular.
    bu iki akarsu ve hatta sakarya ırmağı ile olan alakası midas'ın bereket ve bolluğu sembolize eden bir tarihi karakter olduğunu hatırlatır ki bu rivayetler midas'ın soyunun en büyük ana tanrıça kybele'den geldiği efsanesine dayandırılır.

    kybele'yi de başka bir gün yazarım artık.

    #tarih
    #mitoloji
    10 0 ...
  • orion

    142.
  • tanrıça artemis'i kendisine aşık eden mitolojik avcı...

    orion artemis'in gönlünü çalar.
    artık artemis yeminini bozmaya ve orion'un kadını olmaya karar vermiştir.

    bakın şu işe ki artemis yabani hayvanların koruyucusu bir tanrıça iken, gönlünü kaptırdığı orion ise şöhretli bir vahşi hayvan avcısıdır.
    gönül ferman dinlemiyor demek.

    tabi artemis'in orion'a gönlünü kaptırması demek, yeminini bozması ve tanrıçalıktan vazgeçmesi demekti.
    işte bu noktada artemis'in ikizi apollon devreye girer ve orion'u yok etmeye karar verir.

    orion bir gün denizde yüzerken uzaklaşır ve başı siyah bir nokta haline gelir.
    apollon kız kardeşini yanına çağırır, okunu bu kara noktaya isabet etmesi için kışkırtır.

    siyah noktanın orion'un başı olduğundan habersiz olan artemis heyecanla yayını gerer ve okunu fırlatır.
    artemis'in oku hedefi bulur ve orion ölür.

    bu ölüm artemis'i bunalıma sürükler, gecelerce bulutların ardına gizlenir.
    sonra babasının(zeus) yanına giderek ondan "orion'u, köpekleriyle birlikte gökyüzünde takım yıldızı haline getirilmesini" ister ve zeus kızının bu dileğini yerine getirir...

    ve avcı orion, (bkz: orion takım yıldızı)'na dönüşür...

    şüphesiz ki orion takım yıldızı dünyadan kolay gözlemlenen bir yıldız kümesi olduğu için insanoğlunun her zaman ilgisini çekmiş ve mitlerinde, polpüler kültüründe her zaman bulunmuş bir yıldız kümesidir.

    dünyada yaşamın orion takım yıldızından gelen tanrılar tarafından başlatıldığına inanılır ve dünyadaki pek çok yapı, tapınak bu orion takım yıldızı ile aynı yönde yapılmıştır.

    buyrun;
    (bkz: leonardo da vinci ve orion/#42327090)

    #tarih
    #mitoloji
    16 0 ...
  • marsyas

    6.
  • tanrıların egolarına kurban edilmiş mitolojik kahramanlardan biri.

    marsyas'da tanrı apollon'un egosuna kurban edilmiş, yanında midas'ı da götürmüş...
    marsyas

    marsyas bir satirdi.
    (bkz: satir)

    marsyas yeteneği ile kamışın çeşitli düdüklerinden çıkan sesleri flütte delikler açarak bir tek düdükle öttürmenin yolunu bulmuştu.
    marsyas'ın bulduğu bu alet, ney'in atası kabul edilen frigya flütü'dür.
    marsyas'ın flütünün 7 deliği vardır.

    esasen marsyas'ın bu flütü tanrıça athena'nın müzik aletidir.
    lakin athena bu flütü çalarken yanaklarını şişirdiği için güzelliği bozulmasın diye çalmayı bırakmış ve ormana atmıştır, marsyas'da athena'nın flütünü bulup çalmaya başlamış.

    anadolu'nun en büyük tanrıçası kybele'nin sevgilisi attis'in acısıyla yüreğinden dökülen ilahisini çala çala diyar diyar dolaşmış ve bugün aydın yakınlarındaki nysa'ya ulaşmış.
    (bkz: nysa antik kenti/#40128142)

    marsyas nysa'da tanrı apollon'a rastlamış.
    malum apollon da bir müzisyen...ve birbirlerine meydan okumuşlar.

    bu kapışmanın hakemi olarak da lidya kralı midas ve güzel sanatları koruyan 8 periyi tayin etmişler.
    müsabakada marsyas flüt, apollon lir çalmışlar.

    hakemlerin oylamaları sonucunda 4-4'lük bir beraberlik çıkmış, son oy olarak kral midas oyunu marsyas'tan yana kullanmış...

    apollon buna çok öfkelenmiş.
    midas'ı sen kendi hemşerin olan maryas'ı tuttun diyerek suçlamış ve midas'ın kulaklarının duymadığını iddia ederek, onu her sesi daha iyi duyması için eşek kulaklı bir insana dönüştürmüş.

    tabi apollon marsyas'a mağlup olduğunun, marsyas'ın ondan daha iyi bir müzisyen olduğunun farkında ya...
    ama kendisi tanrı, yiğitliğe bok sürdürmek istememiş.

    çirkefe yatmış.
    midas'ı cezalandırdıktan sonra da marsyas'a hile yaptın diyerek onu da bir ağaca bağlamış ve derisini yüzmüş...

    tabi apollon kendi çaldığı lir'e de ceza vermiş.
    güya tanrılar tarafından yapılan bir lir, bir satirin çaldığı flüte nasıl yenilir diye düşünerek lirini parçalamış ve parçalanan lir ve marsyas'ın flütünü bir mağaraya kapatmış...

    gel zaman git zaman bu olay athena'nın kulağına gitmiş, athena o flütü kendisinin yaptığını yani marsyas'ın büyülü bir flüt yapamayacağını anlatmış apollon'a...
    apollon masum marsyas'a yaptıklarından üzüntü duymuş ama iş işten geçmiş tabi.

    marsyas'ın flütü ve apollon'un liri ise atıldıkları mağaradan akan sulara ses olmuş ve bu sesler bugün çine çayı olarak bildiğimiz antik çağ'ın marsyas ırmağına kaynak olmuş, bereketli ovalara hayat vermişler...

    #tarih
    #mitoloji
    15 1 ...
  • mitolojide bellerophontes yunanistan'da korint kralı'nın oğludur. (bellerophon olarak da geçer)

    fakat bir av sırasında kazayla kardeşini öldüren genç ve yakışıklı bellerophon ülkesini terk ederek likya şehri tlos'a gelir.

    tlos kralı'nın karısı, likya kralının (bkz: xanthos) kızı imiş.
    kadın bu genç ve yakışıklı delikanlıya gelir gelmez aşık olmuş ama aşkına karşılık bulamamış. hırsından şaşırmış ne yapacağını ve "bellerophon bana göz dikti" diye kocasına şikayet ederek ona iftira atmış.

    fakat adam konuğu olan yabancıyı öldürmek istememiş ve eline üstünde ölüm işaretleri olan bir mektup vererek likya başkentinin kralı olan kayınpederine göndermiş genci.

    likya kralı damadının gönderdiği konuğu günlerce ağırlamış.
    günler sonra damadından gelen mektubu açmış.
    mektupta olayı anlatan damadı gencin öldürülmesi gerektiğini yazıyormuş.
    lakin kral evine gelen konuğu öldürmeyi kendine yakıştıramamış.
    sonunda kendince bir çözüm bulmuş
    genç adamdan likya ülkesini tehdit eden canavar chimera'yı öldürmesini istemiş.

    bellerophon gitmiş kahinlere danışmış. kahinler de ona tapınağa gidip tanrıya adak adayarak orada bir gece geçirmesini söylemişler.

    tapınakta uyuyan gencin güzelliğine dayanamayan tanrıçalar ona pegasus’u dizginleyecek gemi vermişler.

    belerophon, elinde tanrıçaların verdiği gemle pegasus’u aramaya koyulmuş.
    en sonunda bir pınarın başında pegasus’u görmüş.
    gemi atın başına atmasıyla atın sırtına binmesi bir olmuş.

    bellerophon, pegasus’la göklerden aşağı inerek canavar chimera’ya saldırmış.
    canavarla savaşı günlerce sürmüş.
    bellerophon’un attığı okların kurşun uçları canavarın ağzından çıkan alevlerde eriyerek boğazını kapatmış ve chimera ölmüş.
    likya bölgesi de bellerophon sayesinde bu canavardan kurtulmuş.
    bellerophontes

    canavarı öldürdükten sonra, likya kralı genci amazonlar'ın üstüne göndermiş.
    bu işi de başaran bellerophon kendisine verilen daha birçok güç işi başarmış.
    bu süre içinde suçsuzluğu anlaşılan genci, likya kralı küçük kızıyla evlendirmiş kendine damat yapmış.

    kazandığı başarılardan başı dönen bellerophon bir süre sonra olimposlu tanrıları küçük görmeye başlamış.
    buna kızan tanrılar da bir at sineği göndererek bellerophon’un atı pegasus’u sokmasını sağlamışlar.
    canı yanan at üstündeki genci şahlanarak üstünden atmış.
    göklerden yuvarlanan bellerophon toprağa düşmüş, topal ve kör olmuş.
    bir müddet bu şekilde yaşadıktan sonra, kimseden habersizce ölmüş.

    işte bellerophon ve o'nun kahramanlık hikayeleri tlos’ta kaya mezarlarına oyulan kabartmalarla anlatılmış...
    bellerophontes

    not: bellerophontes chimera'yı öldürür öldürmesine ama canavarın ağzından çıkan alevleri söndüremez, bu alevler dağın yamacında kalır, işte chimera'nın öldüğüne ama ateşini bıraktığına inanılan bu yer antalya'daki yanartaş olarak bilinen yerdir.
    bellerophontes

    yanartaş mevkiinde bizans döneminde demirci tanrı hephaistos için yapılmış bir tapınağın izleri vardır.
    bu tapınaktan dolayı buranın bizans döneminde demirciler için kutsal bir alan olduğu görüşü benimsenmiştir.

    #tarih
    #mitoloji
    13 1 ...
  • amazonlar

    41.
  • anadolu'nun savaşçı kadınları...
    amazonlar

    amazonlar her ne kadar matriyarkal bir toplum olsalar da kendileri patriyarkal dönemde yaşamış matrikaryal bir topluluk oldukları için efsane olmuşlardır.

    mitolojiye göre amazonlar baş tanrı zeus ile uyum tanrıçası harmonia'nın ilişkisinden dünyaya gelen kızlarıdır.
    amazonların tanrısal, yar tanrıça varlıklar olmasına tek örnek bu değil tabi.
    örneğin amazon kraliçesi otrera da savaş tanrısı ares ile ilişkiye girmiş ve bu ilişkiden iki yenilmez amazon prensesi penthesileia ve hippolyte dünyaya gelmiştir. (aşağıda bahsedeceğiz)

    amazonlar savaşçı kadınlardı.
    mitolojide bilinen çok cesur ve kuvvetli kahramanlara denk savaşçılardı. yenilgisiz kabul edilen bazı yunan mitolojik kahramanları dahi amazonlarla karşılaşmaktan çekinirlerdi.
    amazonlar

    thermodon ırmağı (terme çayı) kıyısında kurulu themiscyra (terme) kentinin amazonların başkenti olduğu kabul edilir.
    lakin amazonlar hemen hemen anadolu'nun her köşesinde görülmüş, hatta ege denizi'nin öte yanında bile hikayelere, efsanelere konu olmuşlardır.
    amazonlar

    platon ve socrates amazonların yunanistan'a, hatta atina'ya yaptıkları akınlardan bahsederler.

    amazonlar'ın azak denizi kıyılarından geldikleri söylenir. onların çok iyi at kullanmalarından dolayı da iskit kökenli oldukları bildirilir.

    ayrıca pek çok kaynakta da amazonlar'ın iskitler'den türemiş, iskitlerle akraba oldukları varsayılır. (homeros, ksenophon, heredot, diodorus vs...)

    amazonlar'ın iskitlerle olan ilişkisi; heredot'un 4. kitabında şöyle anlatılır.
    grekler amazonları yenip thermedon'dan attıktan sonra bazı amazon savaşçılarını esir alırlar ve köle olarak satmak için gemiye bindirirler, bir süre yolculuktan sonra amazonlar gemide isyan çıkarır ve tüm yunanları öldürürler.
    lakin amazonlar gemilerin nasıl kullanılacağını bilmediklerinden gemileri kendi haline bırakırlar, rüzgardan sürüklenen gemiler iskit diyarında karaya vurur.
    karaya çıkan amazonlar bir süre sonra bir at sürüsü bulurlar, atlara binerek karaya çıktıkları bu diyarı yağmalamaya başlarlar.
    tabi iskit savaşçıları da bunları durdurmaya çalışır, lakin karşılaştıkları bu savaşçıların kadın olduğunu anlayan iskitler, tıpkı kendileri gibi at üzerinde savaşabilen ve kendilerine benzeyen amazonları öldürmekten vazgeçer.
    onların yanına kendileri gibi savaşçı iskit gençlerini vererek onları kafkaslar üzerine gönderirler.
    amazonlar ve yanlarındaki iskit savaşçıları belirli zamanlarda birleşirler. bunlardan doğan çocuklara da sarmatlar denildi...

    herodot'a göre sarmatlar; amazonlar ve iskitler'in devamıdır...

    sarmatlarda kadınlar sık sık erkeklerle beraber ava çıkar, savaşta yer alırlardı. ona göre savaşta bir adam öldürmeyen kadın evlenemezdi.

    bakınız savaşta bir kahramanlık göstermeyen amazon kadınlarının da erkeklerle cinsel ilişkiye girmeleri yasaktı.
    bir amazon kadını, bir erkek ile cinsel ilişkiye girmesi için savaşta bir kahramanlık göstermesi, bir ya da birkaç düşman öldürmesi gerekirdi.

    bu adet eski türklerde de vardı.

    amazonların türk mitolojisindeki karşılığı alp kızlar'dır.
    alp kızları hikayesi, dede korkut hikayelerinde geçer.
    oğuz ülkesini yöneten 7 kız ve kırgızlar'ın atası kabul edilen kırk kız bu alp kızlar'dandır...
    yazar musine galima'nın "turan'ın alp kızları ipekyolu efsaneleri" adlı eserinde alp kızlar'dan detaylı bir şekilde bahsedilmektedir.
    amazonlar

    türklerde daha sonraki yıllarda bu alp kızlar'ın yerini "bacılar" almışlardır.
    (bkz: baciyan-i rum)

    amazon sözcüğü kelime anlamı olarak incelendiğinde, bu sözcüğün anadolu'da çok eskiden konuşulan bir dile ait olduğu bilinir.
    lakin çoğu kişi amazon isminin, amazonların daha iyi yay gerebilmek için bir memelerini kestiği efsanesine dayanarak yunancada "memesiz" anlamına gelen a-mezo'dan türediğini söylerler.

    lakin amazonlar isimlerine atfedildiği gibi "memesiz" değillerdir.
    pek çok amazon savaşçısı tasviri gayet güzel, iri ve dimdik memelere sahiptir.
    amazonlar

    amazonlar ile ilgili tasvirlere, heykellere, fresklere baktığımızda onların gayet de memeli olduklarını görebiliriz.
    amazonlar

    buradan yola çıkarak amazonların öyle memesiz olmadıklarını söyleyebiliriz.
    esasen "amazon" sözcüğündeki "a" harfi olumsuzluk anlamında değil, şiddet ve kuvvet anlamına gelir.
    mazon yahut mezos sözcüğü de meme anlamındadır.

    yani bu durumda amazon sözcüğü "güçlü, kuvvetli, memeli savaşçı" anlamına gelir ki etimolojik köken olarak bu sav daha doğru durmaktadır.

    yani mö 3. ve 4. yylarda yok edilen amazonlar yok olmamış, ilerleyen yıllarda sarmatların içinde, daha sonra da türk kültüründe alp kızlar ve bacılar olarak süregelmiştir.

    ----------------------
    ara not: bugün sarmatlara ait açılan mezarlarda, kadın mezarlarının çoğunda gömülen kadınların silahları ile birlikte gömüldüğü görülmüştür.
    ------------------------

    amazonlar'ın anadolu için önemi büyüktür.
    zira anadolu'daki pek çok kentin kurucuları amazonlardır.

    bu kentlerden bazıları;
    izmir-smyrna,
    efes,
    myrina,
    grineum,
    kyme,
    sinope,
    themiscyra gibi kentlerin amazonlar tarafından kurulduğuna inanılır.

    efes'teki artemis tapınağı'nın yapımına amazonlar başlamıştır. anadolu'daki artemis inancı da amazonların eseridir.

    bazı ünlü amazon savaşçıları şunlardı:
    amazonlar

    penthesileia: truva savaşına katılmış amazon prensesi.
    otrera: penthesileia'nın annesi amazon kraliçesi. otrera'nın ares ile ilişkisinden penthesileia dünyaya gelmiş.
    hippolyte: ares'in bir diğer kızı. bir rivayete göre penthesileia tarafından, bir rivayete göre ise herakles tarafından öldürülmüştür.
    myrina: izmir ve izmir yakınlarındaki myrinai'nin kurucusu olduğuna inanılan amazon kraliçesi.
    lampedo: amazon kraliçesi.
    marpesia: amazon kraliçesi.
    eurpyle: amazon kraliçesi.
    aegea: ege denizine adını veren amazon kraliçesi.
    sinope: sinop'a adını veren amazon kraliçesi.
    melanippe: hippolyte ve penthesileia'nın kardeşi olan prenses.
    antiope: hippolyte ve penthesileia'nın kardeşi olan prenses.
    talestis: büyük iskender ile ittifak yapan ve ona çocuk doğurduğuna inanılan amazon kraliçesi.
    antandre: truva savaşına katılan penthesileia'nın 12 komutanından biri.
    ainiaan: truva savaşına katılan penthesileia'nın 12 komutanından biri.
    antibrote: truva savaşına katılan penthesileia'nın 12 komutanından biri.
    cleite: truva savaşına katılan penthesileia'nın 12 komutanından biri.
    bremusa: truva savaşına katılan penthesileia'nın 12 komutanından biri.
    alcibie: truva savaşına katılan penthesileia'nın 12 komutanından biri.
    clete: truva savaşına katılan penthesileia'nın 12 komutanından biri.
    pitane: kraliçe myrina'nın komutanlarından.
    priene: kraliçe myrina'nın komutanlarından.
    cyme: kraliçe myrina'nın komutanlarından.

    bazıları tarafından amazonların feminist birer erkek düşmanı oldukları kabul edilir.
    lakin amazonlar üreyebilmek ve çoğalabilmek için erkeklere muhtaçlardı.

    rivayete göre amazonlar doğurdukları erkek çocukları öldürmezler, yaşamalarına müsade ederler ama ilerde başkaldırmasınlar diye kollarını, bacaklarını kırarak sakat bırakırlarmış. sakat bıraktıkları bu erkeklere de yün eğirme, yemek pişirme, çamaşır, bulaşık gibi ev işlerini öğretirler onları bu işlerde kullanırlarmış.
    lakin bu tip erkekleri görmekten hoşlanmamaya başlamışlar, bundan sonra da savaşta tutsak ettikleri erkekleri bir süre kullanıp öldürmeye başlamışlar.

    lakin bu uygulama da amazonların hoşuna gitmemiş ve vazgeçmişler, son olarak komşu kabilelerle anlaşmışlar, her ilkbaharda tarlalar sürülüp tohumlar ekildikten sonra amazonlar komşu kabilelerin genç delikanlılarını sınıra davet ederler, ekinler bereketli olsun diye yeni ekilmiş toprakların üzerinde ilişkiye girerlermiş.
    bu ilişkiden doğan kız çocukları amazonlara katılırken, erkek çocuklar ise komşu kabilelere verilirmiş...

    amazonlara dair bir başka çiftleşme, üreme efsanesi de kaz dağlarında yaşayan gargaronlar ile yaptıklarıdır. amazon kadınlarının gargaronlar ile çiftleşerek çocuk sahibi oldukları, kız çocuklarını kendilerine alıp, erkek çocukları gargaronlara bıraktıkları söylenir. amazonların tamamı nasıl kadınsa, bu gargaronların da tamamı erkekmiş...

    gelelim amazonlar ve truva efsanesine...

    amazonlar esasen truva'nın düşmanlarıydı.
    truva'yı sürekli yağmalarlar, truvalılarla savaşırlardı.
    hatta truva savaşları sırasında truva kralı olan priamos ile amazonların savaşlarından bahsedilir.
    yunanların truva'ya saldırısına anadolu halklarının neredeyse tamamı destek vermiştir.
    hititler, likyalılar, frigler...
    aslında bunların tamamı tek bir halktır. anadolu'nun batısında yaşayan luviler ile anadolu'nun orta ve doğusunda yaşayan hititler aynı millettir.
    truva'ya yapılan bu saldırıya anadolu'daki tüm halklar truva'ya yardıma koşarken, amazonlar başlarda tarafsız kalmış. (daha doğrusu erkek egemen toplumlara yiyin birbirinizi ete para vermeyin demiştir)

    lakin amazon prensesi penthesileia'nın bir av esnasında ablası hippolyte'yi yanlışlıkla öldürmesi amazonların truva'ya gelmesine sebep olmuştur.
    öyle ki ablasını öldürmenin üzüntüsü penthesileia'yı çok yaralamıştır, ölmek istemektedir, lakin intihar etmek amazon raconuna ters olduğundan, savaşta ölmeyi seçmiş, yanına 12 komutan alarak 2000 süvari ve 3000 piyade amazondan oluşan ordusu ile truva'ya yardıma gelmiştir...

    penthesileia'nın truva'ya varışı, hektor'un ölümünden sonraya denk gelir.
    hektor'un ölümü ile umutlarını yitiren truvalılar, penthesileia komutasındaki amazonların yardıma gelmesi ile büyük moral kazanırlar.
    amazonlar

    öyle ki penthesileia kısa bir süre sonra tüm truva ordularının komutanı olur. pek çok başarı kazanır.

    yunan ordularına öldürücü bir darbe indirir ve onları kumkale sahiline sürer, truva kurtulmuştur, lakin penthesileia'nın amacı ölmek ve kardeşine kavuşmaktır, penthesileia, yunan ordusuna hücum eder, ajax'a saldırır lakin akhilleus'un fırlattığı mızrak ile hayatını kaybeder...
    penthesileia'nın ölümü, truva'nın da sonu olur, hektor'dan sonra penthesileia'yı da kaybeden truva bir daha toparlanamaz...
    (bkz: penthesileia/#43237765)

    bugün amazonlar'ın başkenti olarak kabul edilen, samsun'un terme ilçesinde, amazon kültürünü tanıtmak ve yaşatmak amaçlı bir amazon adası oluşturulmuş ve burada amazonlar'ın yaşamının canlandırıldığı bir amazon köyü kazandırılmıştır.
    amazonlar
    amazonlar

    #tarih
    #mitoloji
    ----------------------------
    konu dışı ama konu ile alakalı ek bilgi;

    dünyanın en uzun ikinci ama en çok su taşıyan akarsuyu amazon nehridir.
    ispanyol conquistador francisco de orellana ekvador'dan yola çıkıp amazon nehri güzergahından atlantik okyanusundaki nehir ağzına ulaşmış, lakin bu güzergahta yerlilerin saldırısına maruz kaldı, ispanyollara saldıran yerli savaşçılar içinde kadın savaşçıların olması orellana'yı çok şaşırtmıştı.
    orellana nehrin ağzına ulaştığında unutamadığı bu saldırı ve gördüğü kadın savaşçılardan dolayı bu uzun ve büyük nehre "amazon" adını vermiştir.
    amazonlar
    15 2 ...
  • anadolu'nun yiğit kızı, truva şehidi...
    penthesileia

    penthesileia amazon prensesidir...
    amazonların ana kraliçesi otrera'nın savaş tanrısı ares ile ilişkisinden dünyaya gelen 2 kızından biridir.

    otrera ve ares ilişkisinden dünyaya gelen diğer kız ise hippolyte'dir.

    penthesileia ve hippolyte anadolu'nun her köşesini yağmalayan, bileği bükülmez, yenilmez yarı tanrıça amazon savaşçılarıdır.
    penthesileia

    o tarihlerde anadolu'da bileği bükülmez 4 yiğit vardır.
    truva prensi hektor, zeus'un oğlu likya'lı sarpedon, amazon prensesleri penthesileia ve hippolyte...

    penthesileia ve hippolyte bir gün thermedon ırmağının etrafındaki ormanlarda avlanırlarken, penthesileia yanlışlıkla kardeşi hippolyte'yi vurur. hippolyte oracıkta hayatını kaybeder.

    kız kardeşini, en iyi arkadaşını, savaşlarda sırtını yasladığı en önemli desteğini kaybeden penthesileia bu olaydan sonra kendine gelemez.
    sürekli ölmeyi ister...

    lakin kendini öldürmek amazonlar için kabul edilemez bir günah ve acziyet göstergesidir.

    penthesileia'da savaş meydanında ölüp kardeşi hippolyte'ye kavuşmayı seçer ve truva savaşına katılır.

    penthesileia 12 komutanını yanına alarak 2000 süvari ve 3000 piyadeden oluşan ordusu ile truva önlerine gelir.
    penthesileia'nın truva'ya geldiği zaman, truva prensi hektor'un şehit olduğu ve truvalıların moralinin bozulduğu, savaşın yunanların lehine cereyan ettiği döneme denk gelir.

    işte bu dönemde penthesileia ve amazonların truva'ya gelişleri truva'ya moral kazandırır.
    birkaç muharebeden sonra penthesileia truva ordularının komutanlığına getirilir.

    ne var ki penthesileia'nın amacı komutan olmak değil ölmektir.
    bu yüzden fevkalade tedbirsiz davranır.

    bir muharebe esnasında penthesileia ve amazon ordusu yunanlara ağır darbe indirir, çil yavrusu gibi dağılan yunanlar bugün çanakkale boğazının girişindeki kumkale kumsalına kaçarlar, buradan kaçmak için gemileri beklerler.
    lakin penthesileia'nın niyeti ölmektir.
    yunanların en güçlü savaşçılarından biri olan ajax'a hücum eder.
    penthesileia

    ajax bir devdir...ve iyi bir savaşçıdır.
    penthesileia tam ajax'ı öldüreceği sırada akhilleus yetişir.

    akhilleus'un geldiğini gören penthesileia elindeki yayı bırakır ve yeke yek kapışmak için atından iner.
    (zira akhilleus atsızdır, yunanlar at üzerinde savaşamazlar, lakin amazonlar at üzerinde savaşabilirler. (bkz: üzengi))

    işte böyle delikanlı bir abladır penthesileia...

    lakin akhilleus o kadar delikanlı değil, kahpedir, kancıktır...

    penthesileia'nın atından indiğini görünce mızrağını fırlatır. kanlar içinde kalan penthesileia orada şehit olur...
    akhilleus yaptığının delikanlılığa sığmadığını, kancıklık ettiğini anlar lakin iş işten geçmiştir.
    penthesileia

    daha sonra bu kahraman anadolu kızına aşık olur...
    (bkz: akhilleus un penthesileia ya aşkı/#41167975)

    kader...
    aslında truva'nın düşmesi işte bu penthesileia'nın şehit olmasından sonra olmuştur.
    hektor'un şehit olmasının ardından penthesileia'yı da kaybetmek, truva ordusu'nun bir daha toparlanmamasına sebep olmuştur ve penthesileia'nın ölümünden kısa bir süre sonra da yunanlar penthesileia'nın şehit düştüğü sahile truva atını bırakır ve tarihe geçen o ünlü hileyi yaparlar.

    bugün penthesileia'nın ajax'a saldırıp akhilleus tarafından şehit edildiği yer ajax tümülüsü olarak adlandırılır, ajax tümülüsünün tam üzerinde çanakkale deniz savaşlarından kalan kumkale şehitliği bulunmaktadır...
    penthesileia

    #tarih
    #mitoloji

    ek: (bkz: amazonlar/#43238474)
    13 2 ...
  • latin

    11.
  • leto'nun halkı anlamına gelen sözcük...

    leto'yu duymuşsunuzdur mutlaka.
    koios ile phoibe'nin kızı.
    zeus tarafından kandırılarak hamile bırakılıyor, lakin zeus'un karısı hera buna tepki gösteriyor ve leto'yu "güneşin doğduğu hiçbir yerde doğurmasın" diyerek sürgün ediyor.

    leto hamile haliyle diyar diyar geziyor, en son zeus'un kardeşi poseidon'a bağlı delos adasında kendisine sığınacak bir yer bulup orada çocukları apollon ve artemis'i doğuruyor.

    fakat hera'nın şerri leto ve çocuklarına burada da rahat vermiyor ve leto, çocukları ile birlikte anadolu'ya geliyor, bugün teke yarımadasındaki likya bölgesine yerleşiyor ve buranın halkı tarafından sahipleniliyor.

    leto ve çocukları için burada bir tapınak merkezi kuruluyor. (letoon) ve tapınaklar inşa ediliyor.

    leto ve çocuklarının zorlu serüvenini yazmıştık;
    (bkz: leto/#42008703)
    (bkz: letoon/#40340058)

    tabi gel zaman git zaman leto'nun hikayesi ve çektiği acılar onu bir efsane haline getiriyor.
    insanlar leto'yu haklı bulup ona saygı gösteriyor ve leto'ya tapmaya başlıyorlar.
    latin

    leto kültürü likya'dan roma'ya yayılıyor, roma'dan da mısır'a uzanıyor.
    mısır'a gelen romalılar beraberlerinde leto'nun putlarını, kültürünü ve inanışını da getiriyorlar.

    işte leto'ya bağlı olanlara da onun adından yola çıkılarak latin halkı deniliyor.

    leto--->letoon--->latin...

    işte leto'ya bağlı olan latin halkının ortadoğuya getirdiği bu inanış ve leto'nun öyküsü ortadoğu halklarını çok etkiliyor ve özellikle arap coğrafyasında en büyük, en saygın putlardan biri haline gelip lat adıyla anılıyor...

    lat putuna saygı gösteren arap kabileler latinlerin, yani roma'nın hakimiyetine giriyor, roma ile iş yapmak, ticaret yapmak isteyen araplar lat putuna saygı gösteriyor.
    latin

    lat putuna saygı gösteren ve latinlerle ticaret yapanlardan biri de hiç şüphesiz ki hz muhammed'tir.

    --spoiler--
    Gördünüz mü Lat'ı, Uzza'yı, Menat'ı; işte bunlar yüce turnalardır, şefaatleri de elbette ki umulur...
    --spoiler--

    selam duva ve leto ile...

    #tarih
    #mitoloji
    #din
    15 1 ...
  • avalon

    423.
  • britanya pagan inanışında kral arthur'un kılıcı excalibur'un dövüldüğü ve savaşta yaralanan kral arthur'un yaralarının sarılması ve iyileştirilmesi amacıyla götürüldüğü efsanevi ada/yer...

    avalon kelime olarak meyve veren ağaç anlamına gelir.

    kral arthur'un kardeşi (büyücü) morgan'ın ve efsanevi merlin'in bulunduğu yerdir.
    avalon

    avalon'un neresi olduğu hakkında 2 tez vardır.

    1-)avalon, britanya'ya gelen druidlerin geldikleri yerdir, batık kıta atlantis'ten geriye kalan ve normal insanların göremeyeceği bir adadır. avalon'dan gelen canlılar doğaüstü güçlere sahiptir. buradan gelenler (büyücüler, druidler) sislerin içinden gelmektedir. (bkz: avalon un sisleri)
    avalon

    2-)avalon, bugün ingiltere'nin güneybatısındaki glastonbury kasabasının yakınlarında bulunan glastonbury tor adı verilen tepedir. tepenin üzerinde st michel kilisesi'nin kulesi bulunmaktadır. bu tepenin etrafı bataklık alandır ve etrafı genelde sisle çevrilidir (bkz: avalon un sisleri), bu yüzden uzaktan bakıldığında bir ada gibi durmaktadır.
    avalon
    avalon

    her iki tezde de büyücülerin, doğa üstü varlıkların sislerin arasından gelmesi olayı vardır.

    not: bu glastonbury dediğimiz yer ve çevresi son derece tarihi ve sırlarla dolu gizemli bir yer.
    (bkz: glastonbury tarlalarındaki zodyak haritası)

    ayrıca sözlüğümüzün önemli yazarlarından olan moderatörümüz avalon'un da nickidir.
    kendisi kayıptır, selam olsun...

    #tarih
    #mitoloji
    11 0 ...