bugün
- muhallebici açıyoruz isim önerileri13
- prinzenrolle3
- queen ravenna adlı yazar10
- karton toplayan çocuğa cin kabilesi göndermek4
- 28 eylül 2026 türkiye italya maçı38
- ne kadar yaşlısın16
- beyefendi olmak2
- 29 eylül 2026 mhk başkanı'nın gözaltına alınması8
- kendisiyle övünen insanlar12
- yavudilerde kadın2
- tr den sonradan gelmeler yüzüne imajın zedelenmesi2
- evlilikte özgürlük2
- nokia 3310 denince akla gelenler11
- trt tarafsız olmalı13
- türkiye31
- almancı mehdi3
- birinin seni hiçbir şey bilmiyor sanması3
- futbol16
- fatma betül sayan kaya50
- almanyadan gelecek akrabadan istenecekler2
- italya15
- seni yok sayacaklar sen daha çok var olacaksın2
- istanbul şu an hafif yağmurlu 18 derece5
- uefa uluslar ligi6
- asrın soygunu21
- yeni parti tüzüğü yerine 20 milyar doları konuşmak9
- ihtiyacı olmadığı halde alışveriş yapan insan4
- saçmalamak2
- muhallebi kıvamı3
- leblebi kurabiyesi3
- geç kalmışlık hissi2
- abd'nin ırak'tan çekilmesi2
- gokyuzunun silinen rengi2
- damla sakızlı muhallebi3
- allbea'ya albela diyen hadsiz3
- piyangosu bile şaibeli ülkede borsa oynamak2
- asansör2
- özelden küfür eden sözlük kızı4
- fon olaylarında adı geçen şahıslar4
- rastgele bir yazar seçip sataşmak2
- kfc2
- ziyan2
- bu nasıl hava lan7
- rastgele yazarlara mesaj atıp küfretmek4
- nokia 6600 denince akla gelenler5
- eti üç harfli portakal jöleli bisküvi4
- sevgili6
- yolda yürürken traverten görmek2
- nahl suresi 1 ayet2
- ismet gurbuz2
Çok yaşlıydı zaten en son tüyleri de dökülmüştü. Aro.
on iki yaşımdaydım. annemi yaklaşık altı, yedi senedir görmüyordum. kendisiyle yalnızca nadiren telefonda konuşma şansını yakalıyordum.
o yıllarda yurt dışına çalışmaya giden kadınlara karşı ayrıca bir ahlak komisyonu vardı memlekette. kimse seçilmemişti ama herkes üyeydi. dışarıdan gelen imalar, laf sokmalar, hatta ötesi ve bunlar yüzünden ettiğim kavgalar bir yana; bizzat evinde kaldığım teyzemlerden işittiğim hakaretler, karşılık verdiğimde yediğim dayaklar da öbür taraftaydı. birkaç yıl böyle geçti.
detaylarda boğulmayalım, sömürü değil amaç. sadede gelelim.
bir gün okuldan yaklaşık yarım saat geç geldim. kapıyı ortanca kızı açtı ve “nerede kaldın lan orospu çocuğu?” diyerek karşıladı.
o anki öfke yoğunluğumu tarif edemem. bardağı taşıran son damla mı dersin, ne dersen de. devamını zaten hayal meyal hatırlıyorum. aklımda kalan üç şey var: hakaretinin üzerine kıza aniden girişmem, babasının içeriden çıkıp beni öldüresiye dövmesi ve ağzım burnum kan içinde dışarı atılmam.
çalıştığım internet kafe taş çatlasa bir durak kadar uzaktaydı evlerinden ama o yol bitmek bilmedi. birkaç defa yere yığılıp kaldığımı hatırlıyorum. neyse, varabildim sonunda. olanı anlattım patrona.
artık gidecek bir yerimin olmadığına, yardıma ihtiyacım olduğuna kanaat getirdi.
“tamam,” dedi. “yatıp kalkabilirsin burada ama haftalığından keserim, yemek zaten yok.”
işte insanlığın vardiya sistemi.
aldığım haftalık o zamanki parayla, burasının kurunda dört liraydı. ikisi gitti, iki lira kaldı. bir tane çeyrek ekmek arası koreyskiy salata elli kuruştu. günde bir öğün bundan yiyerek geçirsen iki lira dört gün götürüyordu. sonraki üç gün açtın. muhasebe kapanışını bundan ibaret sanıyorsun, o yaşta zaten.
önce tanıdık bakkallardan bir şeyler istemeye başladım. bir müddet sonra retler geldi. tanıdıklık da kredi kartı gibi, limiti var. mecburi çöp karıştırmalar derken “sikerim” deyip gelen hırsızlıklar da beraberinde geldi.
sonra benim gibi çocuklarla tanıştım. bir süre sonra kimsenin kimseye özgeçmiş sormadığı bir düzen kuruluyor zaten. beraber giriştiğimiz binbir türlü o biçimlikler de cabası. birkaçını anlatsam bu yazının sonunu değil, muhtemelen sabrını tüketiriz.
beş ay kadar sürdü her şey. zaten ikinci ayımda çalıştığım yer de kapandı. kalan üç ayı tamamen sokakta yatıp kalkarak geçirdim.
burada bir cut atıp şunu söylemek istiyorum: hayatımın özellikle bu döneminin üzerine neden bu kadar sık düştüğümü hala bilmiyorum. fakat her defasında yerinden oynamayan iki sonuç var.
birincisi, o beş aylık süreçte her şeyi yapabilecek kapasiteye eriştim ve bambaşka birisine dönüştüm.
ikincisi, annem bir şekilde durumumdan haberdar olup geldi ve beni oradan çıkardı. ben de o kadına, gerçek anlamda az çektirmedim.
özürlerimi de genellikle gidip içkiliyken ettim. ayık kafayla bir günden bir güne kalbimden taşanları dökemedim. bazı cümleler bende ayık çalışmıyor demek.
peki bunu niye yazıyorum?
kendimle kendi başıma yüzleşmek hiçbir zaman yeterli gelmedi. üstüne artık müzik de yapmıyorum itlikten; yıllardır kafamın içindekileri dışarı atmak için kullandığım o eski tahliye hattı da kapandı.
şimdi elimde bu var. yazmak. o yüzden döküyorum.
gerisini de artık yazının kendisi taşısın.
tşkrler.
o yıllarda yurt dışına çalışmaya giden kadınlara karşı ayrıca bir ahlak komisyonu vardı memlekette. kimse seçilmemişti ama herkes üyeydi. dışarıdan gelen imalar, laf sokmalar, hatta ötesi ve bunlar yüzünden ettiğim kavgalar bir yana; bizzat evinde kaldığım teyzemlerden işittiğim hakaretler, karşılık verdiğimde yediğim dayaklar da öbür taraftaydı. birkaç yıl böyle geçti.
detaylarda boğulmayalım, sömürü değil amaç. sadede gelelim.
bir gün okuldan yaklaşık yarım saat geç geldim. kapıyı ortanca kızı açtı ve “nerede kaldın lan orospu çocuğu?” diyerek karşıladı.
o anki öfke yoğunluğumu tarif edemem. bardağı taşıran son damla mı dersin, ne dersen de. devamını zaten hayal meyal hatırlıyorum. aklımda kalan üç şey var: hakaretinin üzerine kıza aniden girişmem, babasının içeriden çıkıp beni öldüresiye dövmesi ve ağzım burnum kan içinde dışarı atılmam.
çalıştığım internet kafe taş çatlasa bir durak kadar uzaktaydı evlerinden ama o yol bitmek bilmedi. birkaç defa yere yığılıp kaldığımı hatırlıyorum. neyse, varabildim sonunda. olanı anlattım patrona.
artık gidecek bir yerimin olmadığına, yardıma ihtiyacım olduğuna kanaat getirdi.
“tamam,” dedi. “yatıp kalkabilirsin burada ama haftalığından keserim, yemek zaten yok.”
işte insanlığın vardiya sistemi.
aldığım haftalık o zamanki parayla, burasının kurunda dört liraydı. ikisi gitti, iki lira kaldı. bir tane çeyrek ekmek arası koreyskiy salata elli kuruştu. günde bir öğün bundan yiyerek geçirsen iki lira dört gün götürüyordu. sonraki üç gün açtın. muhasebe kapanışını bundan ibaret sanıyorsun, o yaşta zaten.
önce tanıdık bakkallardan bir şeyler istemeye başladım. bir müddet sonra retler geldi. tanıdıklık da kredi kartı gibi, limiti var. mecburi çöp karıştırmalar derken “sikerim” deyip gelen hırsızlıklar da beraberinde geldi.
sonra benim gibi çocuklarla tanıştım. bir süre sonra kimsenin kimseye özgeçmiş sormadığı bir düzen kuruluyor zaten. beraber giriştiğimiz binbir türlü o biçimlikler de cabası. birkaçını anlatsam bu yazının sonunu değil, muhtemelen sabrını tüketiriz.
beş ay kadar sürdü her şey. zaten ikinci ayımda çalıştığım yer de kapandı. kalan üç ayı tamamen sokakta yatıp kalkarak geçirdim.
burada bir cut atıp şunu söylemek istiyorum: hayatımın özellikle bu döneminin üzerine neden bu kadar sık düştüğümü hala bilmiyorum. fakat her defasında yerinden oynamayan iki sonuç var.
birincisi, o beş aylık süreçte her şeyi yapabilecek kapasiteye eriştim ve bambaşka birisine dönüştüm.
ikincisi, annem bir şekilde durumumdan haberdar olup geldi ve beni oradan çıkardı. ben de o kadına, gerçek anlamda az çektirmedim.
özürlerimi de genellikle gidip içkiliyken ettim. ayık kafayla bir günden bir güne kalbimden taşanları dökemedim. bazı cümleler bende ayık çalışmıyor demek.
peki bunu niye yazıyorum?
kendimle kendi başıma yüzleşmek hiçbir zaman yeterli gelmedi. üstüne artık müzik de yapmıyorum itlikten; yıllardır kafamın içindekileri dışarı atmak için kullandığım o eski tahliye hattı da kapandı.
şimdi elimde bu var. yazmak. o yüzden döküyorum.
gerisini de artık yazının kendisi taşısın.
tşkrler.
Mekanik center olsun.
Nervio Allah ın adını verdim aramızdan birini seç te açıl artık.
43 yıldır buradayız.
kimseye yaranamadık.
ne entrylerimizi beğenirler ne görsellerimizi.
ne de hoppidi hoppidi zıplayan meme ve popo giflerini şey yani öyle işte.
görsel
kimseye yaranamadık.
ne entrylerimizi beğenirler ne görsellerimizi.
ne de hoppidi hoppidi zıplayan meme ve popo giflerini şey yani öyle işte.
görsel
hmmm yazım türüne bakınca sanırsam motorcu müzisyen sporcu biri.
mutlu ama uzak olsun.
mutlu ama uzak olsun.
Geçen vodafone’un ismi aklıma gelmedi telsim dedim
kaç laptop parçaladım, tahmin bile edemezsiniz.
yanalım anam
4. boyuttan bir hatun düşürmüşüm, kız ateş parçası, baya bildiğin yanıyor yani
4. boyuttan bir hatun düşürmüşüm, kız ateş parçası, baya bildiğin yanıyor yani
Gilo seni trollüyorlar abber küfür etmezdi.
Dur kahve yapim.
Ama yeni parti tüzüğü...
Tek izin günümde toplantı koymuşlar, 15:30 da orada olmak için 14:20 de evden çıktım ama o kadar trafik var ki geç kaldım. Bi de şu laflara bak.. Aşırı sinirlerim bozuk. istifayı basıp çıksam mı?
görsel
görsel
hikayenin devamını bekliyoruz.
johannes ruppert başvurusu ile türklerin ari ırk olup olmadıkları araştırmasını, ari ırk değildir şeklinde belirlemiştir ve kökenini balkanlar olarak belirtmişlerdir. türkiye ile ilişkilerini savaş esnasında baltalamamak için bunu gündeme getirmemişler.
dachau toplama kampını görmeden burada atıp tutan cahiller, öldürülmüş türk vatandaşlarının isimlerini ölene dek unutmasın. ayrıca budapeşte basın ataşesi dr emrullah nerin gül, belgelere göre toplama kampına götürülmüş ancak akıbeti bilinmiyor.
izinliyken selam. lütfen bez, ıslak mendil vs tuvalete atmayın annemin banyosunu yoldaki ana gider tıkanınca bok bastı bunca eziyet hastalık vs arasında...
dachau toplama kampını görmeden burada atıp tutan cahiller, öldürülmüş türk vatandaşlarının isimlerini ölene dek unutmasın. ayrıca budapeşte basın ataşesi dr emrullah nerin gül, belgelere göre toplama kampına götürülmüş ancak akıbeti bilinmiyor.
izinliyken selam. lütfen bez, ıslak mendil vs tuvalete atmayın annemin banyosunu yoldaki ana gider tıkanınca bok bastı bunca eziyet hastalık vs arasında...
bu aşklar gözleriniz daha iyi görüneni görünce biter. insan beyni iki kaş, bir çene hattı, minik yüz, dolgun kıvrımlar görünce bütün adli soruşturmayı kapatıyor: sanık suçsuzdur, çünkü yakışıklı ya da güzel diyor.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar