bugün
- türkiye'deki yakışıklı erkek kıtlığı8
- dövmesi olan yazarlar6
- cumartesi gecesi intihar etmek5
- yuzırların süper güçleri6
- siz yazın ben yatıyorum3
- nervio'nun kedi kumu5
- 20 haziran 2026 almanya fildişi sahili maçı4
- vincenzo montella'nın halen istifa etmemiş olması10
- enteresan beddualar6
- aç olmak ama ne yemek istediğini bilmemek5
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı52
- sevgilisini paylaşan adam3
- johnny deep barış akarsu benzerliği2
- termodinamiğin ikinci kanununu silkmek5
- keranenin darvinci açıklaması2
- 48 takım içinde 47 nci olmak2
- vurduran erkek davranışları3
- salyangozun bıraktığı gümüşsü iz4
- renault toros ile eğitim veren sürücü kursu2
- köle isaura2
- gavat bir insan olmak3
- 0 gol 0 puan2
- treni kaçırmak5
- platonik aşk5
- crrc corporation3
- jd vance2
- erkeklere çekici gelen kadın meslekleri10
- billy joel2
- kızın yanında güvercin avuçlayıp özgürsün demek3
- ankara mı istanbul mu9
- berberlere zam gelmesi7
- türkiye'nin asla düzelemeyecek olmasının sebebi12
- haiti3
- öpüşemeyen zenon2
- iç anadolu ağzı3
- markette taze fasulye 100 tl köylü satıyor 100 tl3
- teoman müziği bıraktı2
- yaz gribi3
- sinekkaydı gezmenin bağımlılık yapması3
- gamba biber2
- sözlük düşünce çalılıkları sıklığı2
- erkeklerin akılsızlıkları9
- inek yalamış saç stili2
- duş alıp yatağa çırılçıplak atlamak2
- kezo ile ilk buluşmada cümleye kısa 1 ara vermek2
- aylık 362 bin tl iyi para mıdır sorunsalı3
- nuh tufanı olayı gerçek midir11
- 20 haziran 2026 hollanda isveç maçı3
- kayahan'ın en güzel şarkısı12
- portföye eklenen mal varlığı olarak pipi2
bok gibi bir günün sabahından sağ çıkmış bir hilkat garibesi gibi, kahveme tutunup insan taklidi yapıyorum.
bir ara gözlerim kaydı, pencereden dışarı baktım, apartmanın ışıkları sönük, herkes uyuyor, biz burada bir adamın elli yıl önce yazdığı cümlelerle boğuşuyoruz. komik aslında. dışarıdaki dünya “yaşamak lazım” diye bağırırken, cansever yaşamak da neymiş diye fısıldıyor kulağına, hem de öyle bir fısıltı ki, tüylerin diken diken oluyor, sonra birden kahkaha atıyorsun çünkü haklı, haklı da ne kelime, resmen içini okuyor herif. tragedya değil bu, daha beteri; trajedi en azından dramatik, bu ise sıradanlığın ta kendisi, en iğrenç haliyle. bir şiir bitiyor, öbürü başlıyor, her seferinde aynı his: biri omzuna dokunmuş gibi, “kardeş sen de mi buradasın” diyor.
okudukça içimdeki o eski yara kaşınıyor, kaşıdıkça kanıyor ama acısı güzel, bildiğin masaj gibi. sonra kitabı kapatıp kalktım, mutfağa su içmeye. aynada kendime baktım, gözler şiş, surat yorgun, “ulan sen ne arıyorsun bu adamın şiirlerinde” dedim kendi kendime. cevap yok. sadece omuz silktim. çünkü cansever okumak tam da bu: cevap aramadan, soruyu daha da derinleştirmek. sonra tekrar oturdum, bir sayfa daha. dışarıda bir araba geçti, farları duvara vurdu, bir an her şey aydınlandı, sonra yine karanlık. tıpkı şiirleri gibi.
sabah olacak, hayat devam edecek, ama o birkaç dize içimde kalacak, sinsice. bazen gülümsetecek, bazen “keşke yazmasaymış” dedirtecek. ikisi de aynı kapıya çıkıyor sonuçta. kelimenin tam anlamıyla: “okumak” dediğin, kendini bir daha kaybetmek, sonra bulamamak, ama bulamasan da umursamamak hali. evet. tam da o.
okudukça içimdeki o eski yara kaşınıyor, kaşıdıkça kanıyor ama acısı güzel, bildiğin masaj gibi. sonra kitabı kapatıp kalktım, mutfağa su içmeye. aynada kendime baktım, gözler şiş, surat yorgun, “ulan sen ne arıyorsun bu adamın şiirlerinde” dedim kendi kendime. cevap yok. sadece omuz silktim. çünkü cansever okumak tam da bu: cevap aramadan, soruyu daha da derinleştirmek. sonra tekrar oturdum, bir sayfa daha. dışarıda bir araba geçti, farları duvara vurdu, bir an her şey aydınlandı, sonra yine karanlık. tıpkı şiirleri gibi.
sabah olacak, hayat devam edecek, ama o birkaç dize içimde kalacak, sinsice. bazen gülümsetecek, bazen “keşke yazmasaymış” dedirtecek. ikisi de aynı kapıya çıkıyor sonuçta. kelimenin tam anlamıyla: “okumak” dediğin, kendini bir daha kaybetmek, sonra bulamamak, ama bulamasan da umursamamak hali. evet. tam da o.
bu cuma bir hayır duası da paşama gitsin.
Kendimden gidesim var.
Maalesef tek cümle hakkım olduğu için bunun ne demek olduğunu açıklayamıyorum. Kuralları ben koymuyorum!
Maalesef tek cümle hakkım olduğu için bunun ne demek olduğunu açıklayamıyorum. Kuralları ben koymuyorum!
Ben evde kedi köpek kuş beslemeyi sevmiyorum. Tüy gibi durumlar beni çok rahatsız ediyor. Balıktan başkasına hayır. Onun için kale kaçar.
ekşi’nin çamuru cilalı, uludağ’ınki filtresiz. biri snobluğun arkasına saklanıyor, diğeri doğallık diye hoyratlığı pazarlıyor. sonuçta ikisi de aynı memleketin farklı ağızlarla konuşan internet kahvesi.
Binilmez onun arabasına ossuruk kokar. Kih Kih Kih.
koymak ayıp, katmaksa fazla hoyrat. bence ikisini de emekli edelim, en efendisi çayı demlikte buyur etmek. usulca salıveriyorsun, su da gelsin yanına, nazıyla demlensin. hop diye değil, ağır ağır. sonra biri gelir “lan bi çay koy da içelim” der.
haklıdır.
edebiyat biter, çay başlar.
haklıdır.
edebiyat biter, çay başlar.
Hay maşşallah etrafa korku salan bir heybetin var belli ki ablam afiyet olsun.
zombi hangi yörenin, o önemli. trakya zombisi rakı masasına oturur, ege zombisi zeytinyağında bekler. sonuçta her ölü aynı terbiyeyi kaldırmaz.
Vallahi geldi! Şimdi onlar düşünsün!
allahın laneti milyonlarca müslümanın katleden beşarın ve destekçilerinin üzerine olsun.
seks = ölüm. slasher evreninde libidoya kapılan karakter, jeneriğe kalmadan tabuta kapılır. çünkü katilimiz genelde püriten bir vaiz gibi takılır, günah işleyeni anında temizler.
zamanı yanlış yere koymak, bir şeyi alıp başka bir çağın kucağına fırlatmak. bazen kasıtlı, bazen salakça, ama her seferinde insanın içindeki o minik kronoloji polisini ayağa kaldıran bir hal. mesela ortaçağ şövalyesi zırhını giymiş, kılıcını kuşanmış, atına binmiş gidiyor haçlı seferine... ama bir de bakıyorsun kılıcın kabzasına sıkışmış airpods kutusu. o an işte, zamanın kendisi utanıyor, suratı kızarıyor.
benim en sevdiğim hali hayatta rastladıkların. mesela bir arkadaşın 2026’da hâlâ 90’lar metal playlist’ini dinliyor, arabada kasetçalar takılı değil ama o yine de abi teyp niye bozuldu diye soruyor. ya da bir kız, instagram’da “vintage” diye etiketlediği fotoğrafında 2024’te çekilmiş selfie’sini 70’ler filtresiyle paylaşıyor, altına da “keşke o yıllarda yaşasaydım, her şey daha gerçekti” yazıyor. kızım o yıllarda doğsaydın şimdi 50 yaşında olurdun, saçların ak, belin ağrır, instagram yerine komşuyla balkonda dedikodu yapardın. ama hayır, zamanı kendine uydurmuş, geçmişe kaçmış, şimdiki halinden sıkılmış. anakronizm bu işte; insanın kendi hayatına sığmayıp başka bir zamana sığınması.
bazen de güzel yanı var. mesela eski bir plağı açıyorsun, 1972 basımı, iğne düşüyor, ses geliyor... birden 2026’nın bütün gürültüsü susuyor. o plak, o an, o odada anakronizmin en zarif hali oluyor. seni alıp götürüyor, hiç yaşamadığın bir çağa konuk ediyor. rahatsız edici değil, aksine huzur verici. çünkü zamanı bozmak değil, zamanın içinden süzülüp başka bir katmanına dokunmak gibi. kulağından giriyor, kalbine oturuyor, hadi diyor, “biraz da ben olayım.”
sonuçta anakronizm, insanın en büyük oyuncağı. bazen hata, bazen kasıtlı şaka, bazen de “keşke”nin ta kendisi. sen de fark edersin bir gün, aynaya bakarken saçın 70’ler tarzı, gözlerin 2026 yorgunluğu, kalbin ise hâlâ o ilk sevgilinin kaldığı 2011’de takılı kalmış. gülersin. çünkü zamanı yanlış yere koymak, bazen en doğru şey oluyor.
benim en sevdiğim hali hayatta rastladıkların. mesela bir arkadaşın 2026’da hâlâ 90’lar metal playlist’ini dinliyor, arabada kasetçalar takılı değil ama o yine de abi teyp niye bozuldu diye soruyor. ya da bir kız, instagram’da “vintage” diye etiketlediği fotoğrafında 2024’te çekilmiş selfie’sini 70’ler filtresiyle paylaşıyor, altına da “keşke o yıllarda yaşasaydım, her şey daha gerçekti” yazıyor. kızım o yıllarda doğsaydın şimdi 50 yaşında olurdun, saçların ak, belin ağrır, instagram yerine komşuyla balkonda dedikodu yapardın. ama hayır, zamanı kendine uydurmuş, geçmişe kaçmış, şimdiki halinden sıkılmış. anakronizm bu işte; insanın kendi hayatına sığmayıp başka bir zamana sığınması.
bazen de güzel yanı var. mesela eski bir plağı açıyorsun, 1972 basımı, iğne düşüyor, ses geliyor... birden 2026’nın bütün gürültüsü susuyor. o plak, o an, o odada anakronizmin en zarif hali oluyor. seni alıp götürüyor, hiç yaşamadığın bir çağa konuk ediyor. rahatsız edici değil, aksine huzur verici. çünkü zamanı bozmak değil, zamanın içinden süzülüp başka bir katmanına dokunmak gibi. kulağından giriyor, kalbine oturuyor, hadi diyor, “biraz da ben olayım.”
sonuçta anakronizm, insanın en büyük oyuncağı. bazen hata, bazen kasıtlı şaka, bazen de “keşke”nin ta kendisi. sen de fark edersin bir gün, aynaya bakarken saçın 70’ler tarzı, gözlerin 2026 yorgunluğu, kalbin ise hâlâ o ilk sevgilinin kaldığı 2011’de takılı kalmış. gülersin. çünkü zamanı yanlış yere koymak, bazen en doğru şey oluyor.
kamyoncuların mola yerleri gerçekten iyidir lan, hem yemekleri hem muhabbeti başka oluyor. şöyle bir kenara çekilip çay keyfi yapmak, sohbet etmek dünyanın en güzel goygoyu.
O filmlere tadını veren klişelerdir. Çocukken zulme uğramış katil, dağ evinde çılgınlar gibi eğlenen gençler falan gibi şeylerdir bunlar. Benim en sevdiğim klişe katil sahneye girecekse önden gerilim müziği geliyor. Sürpriz kaçıyor, ama olsundu, bu filmlerin en güzel yanları o gerilim müzikleri oluyor zaten.
Manifest Hilal dansı günde beş doz çalış. *
Paşam seninle aynı toprakların insanı olmaktan gurur duyuyorum.
Övünmek gibi olmasın kurcu unsur dedikleri o unsurun üyesi olmak acayip gurur veriyor.
Övünmek gibi olmasın kurcu unsur dedikleri o unsurun üyesi olmak acayip gurur veriyor.
Tebrikler hocamıza ülkemizde böyle genç hekimlere oldukça ihtiyaç var.Başarılarının devamını dilerim.
Şunu desem annem kalpten gidersjznznsjs.
Şunu desem annem kalpten gidersjznznsjs.
Amin. Sonuna kadar katılıyorum.
öncelikle herkes bir şeylerin cahilidir.
kim cahil olduğunu kabul etmiyorsa en büyük cahil odur.
büyük düşünür erecto burada cehaletin cazibesi derken, bir şeyleri bildiğini sanıp kibirlenmenin cazibesinden bahsediyor ey cahıllar.
kim cahil olduğunu kabul etmiyorsa en büyük cahil odur.
büyük düşünür erecto burada cehaletin cazibesi derken, bir şeyleri bildiğini sanıp kibirlenmenin cazibesinden bahsediyor ey cahıllar.
Beyaz giyme söz olur…
O değil çilekli milkshake içerken bugün ekstra dikkatli olman lazım. Üstüne damlatırsan beyazda lekesi çok belli olur.
O değil çilekli milkshake içerken bugün ekstra dikkatli olman lazım. Üstüne damlatırsan beyazda lekesi çok belli olur.
istanbul ataşehir fatih sultan mehmet eğitim ve araştırma hastanesinde görevini başarıyla yapan, yüzlerce hastaya şifa dağıtmaya devam eden, ülkenin en nadir ve yetenekli genç hekimlerinden biridir.
Özellikle Girişimsel Nöroradyoloji yani beyin, baş-boyun bölgesi, omurga ve omurilik damar hastalıklarının ameliyatsız (açık cerrahi olmadan) ve anjiyografi cihazları eşliğinde, damar içinden (endovasküler) teşhis ve tedavi ederek hastalarına umut olmaya devam ediyor.
Prof. Dr. Yılmaz Önal kasıktan iğne ile girilip ince kateterler kullanılarak "iğne deliğinden tedavi" imkânı sunuyor ve inme teşhisi ile gelen acil hasları çok kısa bir sürede eski sağlığına kavuşturuyor.
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
Özellikle Girişimsel Nöroradyoloji yani beyin, baş-boyun bölgesi, omurga ve omurilik damar hastalıklarının ameliyatsız (açık cerrahi olmadan) ve anjiyografi cihazları eşliğinde, damar içinden (endovasküler) teşhis ve tedavi ederek hastalarına umut olmaya devam ediyor.
Prof. Dr. Yılmaz Önal kasıktan iğne ile girilip ince kateterler kullanılarak "iğne deliğinden tedavi" imkânı sunuyor ve inme teşhisi ile gelen acil hasları çok kısa bir sürede eski sağlığına kavuşturuyor.
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
Allah korusun ya, benim gibi bir istanbul beyefendisinin geri dönüşüm işinde ne işi var.
Odak Cuma'ydı, o da geldi.
görsel
görsel
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar