• telefonda çok takılma. sosyal ol. arkadaşlarını iyi seç. arkadaş vezir de eder rezil de. dengeli ol. derslere de asıl haytı da ıskalama. en güzel çağların olduğunu unutma. neşeli ol. ergenlik sivilcelerin geçecek, ilerde beyefendi/hanımefendi olacaksın. çok takılma tipe. kendine ait özel alanların, hobilerin olsun. arada kendini dinlemeyi ihmal etme.

    erkekler; biliyorum vücudunu hormonlar ele geçirdi. yine de aşk meşk mevzularını çok kafaya takma. emin ol o kızın üstüne nice kızlarla daha tanışacaksın. depresyona girme. öküzlüğü bırak beyefendi ol. evet o kız üst sınıflardaki erkeklerden hoşlanacak. çünkü onlar daha olgun. yapacak bir şey yok. sen de olgun ol o zaman, öküzlüğü bırak.

    kızlar; evet hayatınızın en hassas dönemindesiniz. evet vücudunuzu beğenmiyorsunuz. evet sizi kimse anlamıyor. ama bilin ki bunlar gelip geçici şeyler. evet türkiye'de kadın olmak zor. buna yapacak bir şey yok. zaten öğrenmişsinizdir bunu çoktan. kendinize saygınız olsun. ilgi çekmek hoşunuza gidiyor doğanız gereği. ama meze olmayın milletin diline. duygusal döneminizdesiniz. iki güzel laf söyleyene kanmayın. unutmayın erkekler güzel söz söylemenin ustasıdırlar. efendi erkek bulun piç değil diyeceğim ama bunu da takmayacaksınız biliyorum. çok büyük bir hata yapmayın yeter.
    3 0 ...
  • aşık olmak

    3513.
  • Her ne kadar riskli bir eylem olsa da aşık olmadan ölmemek gerekiyor diye düşünüyorum.
    Aslında düşününce güzel bir olay.

    Düşünsenize yeni biriyle tanışmışsınız, kafalar uyuşmuş, belli bi vakit geçirmişsiniz, hayatı paylaşmışsınız, sonra da aşık olmuşsunuz.
    insanın midesinde bir şeyler uçuyor arkadaşlar. Değişik bir şey.

    E tabi bir de Ayrılık var. işte orası ciğer deliyor..

    Deli gibi sevip de, Kıymet görmeyip terk edilenlere selam olsun...
    5 1 ...
  • vardı benim de böyle bir arkadaşım üniversitedeyken birlikte çok fazla şey yapmışız gibi anlatırdı hep ben de hiç bozmazdım.
    bazen insanlar büyük mutsuzlukların arasına sıkıştıklarında böyle küçük şeylerle mutlu olmaya çalışırlar. devam edip bir yalana bağlı da olsa eğlenmelerini sağlamalıyız bence çünkü kimse bu dünyada mutsuzlukla baş başa kalmayı hak etmiyor.

    Edit; özür dilerim bu iyimser anlatım için çünkü ucu her yere çekilebilir bi başlıkmış yazdıktan sonra fark ettim. insan hayatını etkilemeyecek şeyler için iyimserim evet ama bir başkasının hayatını kötü etkileyebilir tabi bu olay ve orada ben yokum. evet yalanı birine zarar vermek için kullanan tanıdıklarım da var hatta birebir çok zarar vermişler de var ama düşünmek istemiyorum onları pek.
    5 0 ...
  • Duygulanmamak elde değil ...

    atatürk ün çocuk sevgisi

    Mutsuz bir evlilik... Bu da yetmezmiş gibi çocuk sahibi olamamak... Oysa o çocukları o kadar çok seviyordu ki!...

    "-Bir çocuğum olsa idi, büyük sevinç duyacaktım. Milletime, benden sonra benim soyumdan, bana benzer bir çocuk bırakmayı çok isterdim. Profesör, bunun çıkar yolu yok mudur?"

    Prof. Dr. Neşet Ömer'in (irdelp) Atatürk'ün bu sorusuna verecek bir yanıtı yoktu.

    Bir çocuk sahibi olamamak hep bir sızıydı yüreğinde. Bu acısını hiç gizlenmeyecekti de. Bir baloda Asaf ilbay, on altı yaşındaki kızını Atatürk'le tanıştırdığında yine nasıl da açığa vurmuştu bu acısını:

    "-Asaf ile bir mahallenin çocuğuyuz. Belki aynı yaştayız da. Demek ben de vaktiyle evlenmiş olsaydım, on altı yaşında bir çocuğum olacaktı!..."

    Gözleri yaşarmıştı.

    Ama Asaf ilbay'in eşi atılacaktı hemen:

    "-Paşam, bütün millet sizin çocuklarınızdır."

    "-Doğru, işte ben de bununla avunuyorum..."

    Yaşamının bir gerçeği de bu olacaktı hep: Başkalarının çocuklarını sevmek, okşamak, kendi çocuğuymuşçasına bağrına basmak... Böylece avutacaktı kendini.

    "-Belki benim çocuğum olmadığında bir gizli neden vardır. Çok sevdiğim bir tayımın ölümünden o kadar duygulanmıştım ki, günlerce acısını unutamadım, yemek yiyemedim. Ya çocuğumu kaybetmiş olsaydım, ne olurdum bilemem..."

    Kendi çocuğu olmaması karşısında, olsaydı ama onu kaybetseydim bu acıya dayanamazdım, iyi ki olmadı, diyecek kadar çocuk sevgisi ile dopdoluydu.

    Bu duygular içinde, gittiği her yerde gördüğü, karşılaştığı çocukları sevecek, kollayıp gözetecek, olanakları bulunmayanları alıp okutacak, çevresinden, evinden çocukları hiç eksik etmeyecekti.

    "-Öpeyim mi?"

    Atatürk, bu soruyu bir düğünden ayrılırken gördüğü yedi sekiz yaşındaki bir kız çocuğunun anne ve babasına soruyor, kızı öpebilmek için onlardan izin istiyordu.

    Çocuğu iki eliyle kaldıracak, öpecek ve usulca yere bırakacaktı. Ama çocuk karşılıksız bırakmak istemeyecekti bu sevgiyi:

    "-Ben de öpeyim, ne olursunuz Atatürk, ben de sizi öpeyim!"

    Çocuğu yeniden kucaklayan Atatürk'ün gözleri nemli...

    Bir akşam da istanbul'da Park Otel'de müşteriler arasında bulunan bir subayın dokuz on yaşlarında oğlu gözlerini dikmiş hep Atatürk'e bakıyor. Atatürk'ün dikkatini çekecek bu dirençli bakışlar. Çağıracak çocuğu yanına:

    "-Büyüyünce ne olacaksın?"

    "-Atatürk olacağım!"

    Bu sözün ödülü, Atatürk'ün yelek cebinden çıkarıp verdiği platin saat...

    "-Büyüyünce kullanırsın."

    Bu, 15 Mayıs 1922'de, düşmanın yaptığı zulmü dile getiren şiiri okuyan altı yaşındaki Gültekin'e cebinden çıkarıp verdiği altın saatten bu yana çocuklara armağan ettiği kaçıncı saat acaba?

    Ama onun çocuklara asıl armağanı, onları alıp okutmak olacak. Bursa'nın Demirtaş köyünden ibrahim bunlardan biri. Atatürk, 4 Ocak 1931'de Bursa'ya geldiğinde ibrahim kalabalığı yarmaya çalışarak bağıracak:

    "-Gazi Baba, dur!..."

    Seslenen, üstü başı nerdeyse çullar içinde, yoksul bir köylü çocuğu...

    "-... dur, sana diyeceğim var!..."

    Atatürk bu. Bir çocuk ona seslenir de dinlemez olur mu?

    "-Beni burada bırakma. Memlekette mektep yok. Nereye başvurdumsa almadılar. Sen benim babamsın. Sana evlât olayım."

    ibrahim artık Gazi Babası'nın korumasında ve okullu...

    Mustafa ise Yalova'nın bir köyünden. Atatürk, Baltacı Çiftliği'nin oralarda atla gezintiye çıktığı bir gün rastlayacaktı ona. Sığırtmaçlık yapıyordu. Beti benzi sapsarı, sıska ve sıtmadan karnı şiş.

    Atatürk, duracak ve Mustafa'ya yol soracak, bu arada biraz da konuşacak, durumunu soruşturacak. 10 lira verecek Mustafa'ya, ama o almayacak. Büyük para. Ama bu parayı hak edecek bir şey yapmış değildi ki... Atatürk üsteleyince parayı bu kere alacak ama karşılığında kuşağının içinden çıkardığı birkaç cevizi verecek.

    Mustafa da artık Atatürk'ün koruması altında. Ama önce hastahaneye yatırılması gerekiyor. Çünkü adamakıllı hasta.

    Mustafa hastahanede yattığı sırada Atatürk ziyaret edecek onu.

    Mustafa, Kuleli Askerî Lisesi öğrencisi, arkasından Harp Okulu, Türk ordusunda subay

    Mustafa, 1938 yılının Kasım'ında Dolmabahçe Sarayı'nda Atatürk'ün katafalka konulmuş naşı önünde sırtında üniforması ile selâm duracak.

    https://m.facebook.com/st...464674&id=81948184673
    7 0 ...
  • güya allah rızası için allahın diğer yarattığı insanları acı çektirerek mesela kafa keserek katlederler.

    allahın başka kulun çekiği acıdan ne karı ne rızası ne hazzı olabilir.
    6 0 ...
  • Eskiden yamyamlar varmış kafalarına kırmızı sarık bağlar ölülerinin etrafında dans ederlermiş.

    Baron Samedi varmış misal örnek vereyim hemen ben size gençler.

    Ölülerin efendisiymiş bu yakınlarının ruhlarına iyi davransın fazla dürtmesin diye etrafında dans ederlermiş işte böyle.

    Hatta Death Note denilen anime vardı eski solcu bir sevgilim izletmişti söz eder Baron Samedi denilenden.

    Çok eskilere dayanıyor yani batıl inançlar.

    Yaşadığımız bu zamanda bile böyle batıl inançları olan yobazlar var Allah helak etsin onları.

    Hala kabile halinde yaşıyorlar dışarıya kız vermiyorlar falan derin bir konu.

    Araştırın gençler öneririm.
    6 1 ...
  • Niyeti iyice bozduğunu delilidir. Dünyaya kazık kakacak anlaşılan.

    Meral akşener hak ettiği ayarı vermiş:

    https://odatv4.com/kilicd...ates-etti-22102051_m.html

    Hani 2023'te dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına giriyorduk? Bu yıl 20. Sıraya düşeceğiz, sonrasını Allah bilir.

    Erdoğan'a önce türkiye'nin ekonomik büyüklük açısından 16. Sırada olduğu yıllar oldu. Geldiğimiz yere bak!

    Sen yol yabıyon da diğer ülkeler duruyor mu? Ekonomiyi onlar kadar hızlı büyümeyi beceremedin ki 20. Sıraya düştük.

    Akp'nin ekonomi alanında hiçbir başarısı yoktur. Çünkü başarı görecelidir. Diğerlerinden daha hızlı ilerleyebilirsen başarılısın, yapamazsan başarısızsın, işte o kadar.
    8 2 ...
  • cumhuriyet halk partisinden sezgin tanrıkulunun pyd ile birlikte görüşme yaptığı esnada görüşmenin ayarlayıcısı olan,

    chpnin her evden hdpye bir oy diye kampanya yaptığı,

    kardeşi dağda olan eşbaşkanın hapse atılmasını "madalya ile ödüllendiren" chpnin kankardeşi partinin binasından çıkan posterdir.

    bugün diyarbakır il binalarında arama yapıldı. bakın ve görün ülkenin asıl sorunu iktidarmıymış muhalefet mi?

    muhalefet partisinin binasından çıkan apo posteri
    7 3 ...
  • Diyojen(Diogenes) M.Ö 412 ya da M.Ö 404-M.Ö 323 yılları arasında yaşamış Kinin felsefesinin öncü filozofudur. Sinopta doğmuş, Konikte ölmüştür. Kişinin en kısıtlı yaşam koşullarında bile, mutlu ve bağımsız olabileceğini göstermeyi amaçlamıştır. insanın kendi kendine yeterli olabilmesi gerektiğini savunmuştur. Uygarlaşmanın getirdiği kurallara ve araçlara bağlı olan bir yaşamı reddetmiş, yaşamın doğal ve sade olması gerektiğine inanmıştır.Bu felsefeye göre erdem herşeyden üstündür.Diyojen bu felsefeyi benimsedikten sonra, bir fıçının içinde yaşamaya başlamış, yalnız bayat ekmek yemiş, yalın ayak gezmiştir. Tek malı olan, tahta bir su çanağını da, bir köylü çocuğun, avuçlarıyla su içtiğini gördükten sonra,bu çocuk bana fazladan eşya sahibi olduğumu hatırlattı deyip, fırlatıp atmıştır.

    Büyük iskender, bir gün Kornet’te dolaşırken, tembel tembel güneşlenmekte olan Diyojen'e rastlamış. Kalkıp, saygı ile kendisini selamlamasını beklemiş fakat Diyojen’in oralı olmadığını görünce, kendini tanıtıp saygı beklemiş. Dünya`dan elini ayağını çekmiş olan Diyojen’in istifini bozmadığını görünce ; Büyük iskender, "Büyüklük bende kalsın" düşüncesiyle “Dile benden ne dilersen” sözleri ile Diyojen’e seslenmiş . Amacı her dileği yerine getiren yüce bir imparator olduğunu göstermekmiş.

    Diyojen: “Gölge etme, başka ihsan istemem” sözleri ile koskoca imparatorun sunduğu teklifi reddettiğini görünce çok kızmış ve bu davranışın hikmetini sormuş.

    Diyojen; “Sen benim esirimin esirisin, bana ne yardımın olabilir ki? Ben nefsimi kendime esir ettim; onun tüm isteklerini çiğnedim. Nefsim, ayaklarımın altındadır. Sen ise nefsinin esirisin, işin gücün, servet, saltanat, azamet. Nefsinin istekleri ardında koşuyorsun.”

    Kendime göre bazı düşündürücü sözlerini çeşitli kaynaklardan alıntılayıp aşağıda derledim.

    Diyojen bazen heykellerden para istermiş.
    Ne için böyle yapıyorsun? diye soranlara da şu cevabı verirmiş:
    Red cevabına alışmak için!...

    Diyojen, halkın daimi bir telaş ve koşuşturma içinde oluşuna,sürekli binalar yapışına baktıkça şöyle dermiş:
    insanlar dünyada nihayet altmış sene yaşayabileceklerini bildikleri halde bu kadar tedarikte bulunuyorlar; ya bir de altıyüz sene yaşayacaklarından emin olsalardı, neler yapmazlardı?

    Diyojen bir gün mutadı üzere sokak ortasında yemek yerken,gelip geçenler etrafına toplanıp,
    Köpek! Köpek! Diye kızdırmaya başlamışlar. Diyojen bir müddet sustuktan sonra şöyle demiş:
    Köpek ben değilim, sizsiniz. Çünkü yemek yiyen bir adamın etrafına toplanıyorsunuz!...

    Diyojen, bir delikanlının utandığı için yüzünün kızardığını görünce şöyle der:
    Gayret evladım! işte güzel ahlakın rengi yüzünde ortaya çıkıyor!...

    Diyojen esir düşer. kendisini satmak üzere pazar yerine getirirler. bütün köleler “şöyle güçlüyüm, böyle yük taşırım..” diye bağırırlarken Diyojen: “çok iyi insan yönetirim, benden çok iyi efendi olur” diyerek kendisini pazarlamaya çalışmaktadır. Diyojen’i gören bir asil çocuklarının öğretmeni olması için kendisini satın alır ve bir süre sonra da azad eder zaten.

    Diyojen’e neden hep dileniyorsun diye sorarlar, o da “Insanlara ogretmek için” diye cevap verir. “Evet tabi, ne ögretiyorsun ki?” diye sorarlar, bu sefer çevresindekiler küçümseyerek, “Alçakgönüllülük” der.

    Bir gün çok dar bir sokakta zengin ve kibirli bir adamla karşılaşır. ikisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Zengin adam hor gördüğü Diyojen’e, “Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem” der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir: “Ben çekilirim!”

    Güpegündüz elinde fenerle dolaşırken kendisine ne yaptığını soranlara cevabı: Adam arıyorum, adam!

    Dyojen'e bir adamın ne kadar akıllı olduğunun nasıl anlaşıldığını sordular. Yanıtı kısa oldu: "Konuşmasından." Bir soru daha sordular: "Peki adam ya hiç konuşmazsa." Dyojen'in yanıtı bu kez şöyle oldu: "O kadar akıllı olanı henüz yok dünyada."

    Kendisinin vaktiyle kalpazanlıkla uğraştığını hatırlatanlara:
    "evet, bir zamanlar sizlere benzemem lazım gelmişti. fakat şimdi, siz benim olduğum hale asla gelemezsiniz." diye cevap vermiştir.

    Fakirliğine dokundurmak isteyen birine: "zengin olunursa istenildiği zaman, fakirlikte ise güç yettiği zaman." yanıtını verir.

    Diyojen'e, "dünyada en fena hal nedir?" diye sordular. "hem ihtiyar hem fakir olmaktır," dedi.

    Birisi, "adam ne vakit evlenmeli?" diye sordu. "genç ise, henüz evlenme zamanı gelmemiştir. ihtiyar ise, vakti geçmiştir, " dedi.

    Derdi ki: "bir takım ehemmiyetsiz şeylerde, insanların, birbirlerinin önüne geçmeye çalıştıkları görülüyor. fakat, fazilet yolunda öne geçmeye gayret eden hiç görülmüyor."

    Bir gün Diyojen'e, "zalim denys dostlarını nasıl kullanır?" diye sordular. "dolu iken alınıp, boşalınca atılan şişeler gibi," dedi.

    Diyojen derdi ki: "dengesiz arzular, insanları perişan eden felaketlerin kaynağıdır. "işsiz adamların işidir aşk!" "terbiye dairesinde söylenmiş bir nutuk, baldan örülmüş bir ağ gibidir."

    "Altının rengi neden sarıdır?" diye sordular. "Kıskananı çoktur da ondan," dedi.

    Bir gün, her tarafı mermer ve altın yaldızlarla süslü, muhteşem bir saraya girdi. bu güzelliği bir müddet hayranlıkla seyretti. sonra, bir öksürüktür tuttu onu. iki, üç defa arka arkaya öksürdükten sonra, kendisini sarayı gezdiren frikya'lının suratına tükürdü, ve,"kusura bakma!" dedi. "tükürecek daha pis bir yer bulamadım."

    Pis yerlerde oturduğu için kendisine ileri geri söylenenlere şu cevabı verdi:"güneş daha da pis yerlere girer, ama hiçbir zaman bozulmaz."

    Diyojen'e, "ihtiyarladınız. artık sizin dinlenmeniz gerek!" dediler. diyojen "niçin?" diye sordu. "eğer koşucu olsaydım, koşunun sonuna doğru yavaşlamam mı gerekirdi? tam tersine bütün gücümle koşmam gerek."

    Biri diyojen'e sordu: "ne zaman yemek yemeliyim?" diyojen cevap verdi: " zengin isen, canının istediği zaman; fakir isen, bulduğun zaman."

    Bir gün sokakta giderken hakimlerin, devlet hazinesinden bir küçük şişe çalmış bir adama işkence yapmak üzere götürdüklerini gördü, ve dedi ki: "işte, büyük hırsızlar bir küçük hırsızı yakalamış götürüyorlar."

    Üstat, insanlar neden dilencilere, körlere, topallara sadaka verirler de, filozoflara vermezler?''diye sorulunca; ''çünkü o sadaka verenler günün birinde kör, topal, fakir olabileceklerini düşünürler ama filozof olabileceklerini akıllarından bile geçirmezler.''
    7 1 ...
  • muhteşem bir(!) kararname...

    alkış, alkış, alkış...

    bu kararnameye istinaden sanayileşme icra komitesi kurulacak ve cumhurbaşkanlığına bağlanacak.

    söz konusu kararname resmi gazetede yayımlandı.
    linki şurada;
    https://www.resmigazete.g...er/2020/10/20201014-6.pdf

    buraya kadar okey miyiz?
    ✔️

    o halde devam ediyorum.

    söz konusu kararnamenin 4. maddesinin 3. fıkrasının c bendinde çok ilginç bir metin var.
    diyor ki;
    "ülke için kritik öneme sahip şirketlerin ortaklık yapılarında, yurtiçi üretimin sürekliliğini ve ulusal güvenliği riske atabilecek değişikliklere ilişkin yapılacak işlemler konusunda karar almak..."

    süper bir madde değil mi?

    ekran şeysini de koyim;
    sanayileşme icra komitesi hakkında cb kararnamesi

    şimdi muz cumhuriyeti olmayan herhangi bir ülkede (türkiye hariç) yaşıyor olsaydık, "vay be süper bir karar valla, demek ki devlet stratejik öneme sahip şirketlere gerekli gördüğünde el koyabilecek, ne kadar da yerli ve milli bir karar böyle" diye takdir ederdik değil mi?

    ama sonuçta türkiye'de yaşıyoruz.

    stratejik öneme sahip şirketler üzerinde inisiyatif kullanacağını kararname ile açıklayan akp'nin satmış olduğu stratejik öneme sahip şirketlerimiz ise şöyle;

    ►türk telekom,
    ►sakarya tank palet fabrikası,
    ►tüpraş,
    ►petkim,
    ►tekel,
    ►limanlarımız,
    ►havalimanlarımız,
    ►doğalgaz dağıtım şirketlerimiz,
    ►demir çelik fabrikalarımız,
    ►madenlerimiz...

    ve daha niceleri.

    ülkemiz için son derece stratejik öneme sahip pek çok şirket, akp iktidarı boyunca yabancılara, yahut yabancı ortaklı şirketlere satıldı.

    borsada işlem gören pek çok kamu şirketinin hisselerinin bir kısmı da yine yabancılara satıldı.
    (bkz: akp iktidarında satılan kurum ve kuruluşlar/#14192662)

    onlarca, yüzlerce şirketin yabancılara satılmasına göz yuman akp, şimdi kararname çıkartmış, stratejik öneme sahip şirketlerde karar alacağız falan filan yapıyor.

    lan siz tank palet fabrikasını 50 milyon dolar için satmış adamlarsınız.
    (bkz: arifiye tank palet fabrikasının satılması kararı/#40809695)

    stratejik düşünmek sizin neyinize???
    8 1 ...