#tarih

  • https://galeri.uludagsozluk.com/r/2160300/+

    türkiye neden bu durumda biliyor musunuz?
    hani her gün şikayet ediyoruz ya,
    her gün yeni yeni yolsuzluklara, ihanetlere, adam kayırmacılığa, çökmeye, çakmaya şahit oluyoruz ya...
    "türkiye neden bu durumda" diye soruyoruz...

    türkiye, kızılçullu'nun ismini şirinyer yaptığı için bu durumda sevgili arkadaşlar...

    sene 1891, izmir'de kızılçullu mevkiinde bir amerikan okulu kuruldu.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2160301/+

    okulun adı: american collegiate ınstitute for boys'tu. burası izmir amerikan koleji olarak adlandırıldı.

    1863 yılında istanbul'da robert koleji kuran amerikalılar, bu okulun aynısını izmir'de de kurmuşlardı.

    izmir ve çevresinin zenginleri çocuklarını bu okula göndermeye başladılar. hatta eski başbakan adnan menderes'de 1. dünya savaşı yıllarında bu okuldan mezun oldu.

    gel zaman git zaman, izmir'in işgali, kurtuluş savaşı, cumhuriyet'in ilanı derken türk devrimini taçlandıran ve şahlanmasını sağlayan bir proje hayata geçirildi.
    köy enstitüleri...

    ulu önder atatürk, izmir'e de bir köy enstitüsü kurulmasını istiyor ve bu köy enstitüsünün tüm bölgeye hitap edecek büyük bir kurum olmasını arzuluyordu.
    ne var ki bölgenin en büyük eğitim kurumu hala izmir amerikan kolejiydi...

    yıl 1937 olmuştu, ulu önder atatürk talimat verdi, izmir valisi kazım dirik hemen işe koyuldu.
    kızılçullu mevkii köy statüsüne kavuştu.

    o dönemin maarif kanununa göre köylerde yabancı okullar faaliyet gösteremezdi.
    kızılçullu sırf bunun için köy yapılmıştı ve amerikalılar bir hukuk devleti olan türkiye cumhuriyeti'nin kanunlarına karşı gelemeyeceklerini çok iyi bildiklerinden dolayı, amerikan koleji binasını ve arsasını milli eğitim bakanlığına satmayı kabul ettiler.

    türkiye cumhuriyeti devleti parasını ödeyerek burayı satın aldı. (52 bin lira)
    ve akabinde derhal burada kızılçullu köy enstitüsü kuruldu...
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2160302/+

    genç türkmen delikanlıları ve kızları diğer köy enstitülerinde olduğu gibi, cumhuriyetin silahsız orduları olarak burada yetiştirildiler.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2160303/+

    lakin amerikalılar bu yapılanı unutamamışlardı.

    1950 yılında demokrat parti iktidara gelir gelmez köy enstitülerini kapatmaya başladı.
    1951 yılında artık nato'ya girmiştik, nato için bir karargah binası gerekiyordu. amerikalılar istedikleri tek yerin kızılçullu köy enstitüsü olduğunu söylediler. vaktiyle oradan mezun olan menderes de bu isteği seve seve kabul etti.

    kızılçullu köy enstitüsü kapatıldı ve nato karargahı haline getirildi.

    türkiye cumhuriyetinin bedelini ödeyerek satın aldığı okul ve arazi, herhangi bir bedel alınmadan amerikalılara geri verilmişti.

    bitmedi...

    amerikalılar buranın tüm izlerini silmek istiyorlardı.

    "kızılçullu" isminden de rahatsızlık duydular. ne de olsa isminde "kızıl" geçiyordu, komünizm çağrıştırıyordu. demokrat parti buna da hay hay dedi ve kızılçullu ismi şirinyer olarak değiştirildi...

    işte biz nerede kaybettik biliyor musunuz?

    kızılçullu ismini amerikalıların isteği üzerine şirinyer yaptığımızda kaybettik...

    şimdi kızılçullu'nun ne isminden ne de cisminden eser kalmadı.
    köy enstitüsünün binası karargahın ortasında beton duvarlarla çevrildi, dışarından bakıldığında köy enstitüsüne dair bir şey görmek mümkün değil artık...

    #tarih
    3 0 ...
  • bizim çocukluğumuzda kibrit kullanımı yaygındı.
    bugünkü gibi ucuz çin malı çakmaklar pek yoktu, bu yüzden sigara tiryakileri olsun, ocakta yemek pişiren ev hanımları olsun, kibrit kullanırlardı.

    kibrit her eve lazımdı.
    hikayeler bile yazılmıştı kibritle ilgili...

    işte o kibrit kutularının üzerinde bir ibare vardı, hatırlar mısınız?
    "safety matches" yazardı.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2160278/+

    güvenli/emniyetli kibrit anlamına gelirdi...

    hani pazar günleri western filmi seyrederdik ya, o western filmlerinde kovboylar sigaralarını yakmak için kibriti herhangi bir yere sürterlerdi, kibrit alev alır, sigarasını yakarlardı.
    sonra aynısını biz de yapmayı denerdik, ama kibriti duvara sürtünce alev almazdı...
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2160279/+

    bildin mi o anı?
    sen de yaptın mı? yaptın tabi ve kibrit yanmadı değil mi?

    işte o kovboy abilerin duvara sürttüğü kibrit safety matches değildi, ama senin kovboy gibi yakmaya çalıştığın kibrit safety matches idi, o yüzden yanmıyordu.

    öyle ki 19. yüzyılın ilk yarısında üretilen kibritlerde fosfor kullanılıyordu, ve bu kibritlerde fosfor kullanıldığı için duvara, taşa, tahtaya sürttüğünde bile alev alıyordu.

    ne var ki, kibrit üretiminde kullanılan bu fosfor yüzünden kibrit imalatında çalışan işçiler zarar görüyor, özellikle işçilerin çeneleri çürüyordu.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2160280/+

    bu sebepten dolayı gustav erik pasch adlı isveçli bir abimiz, sarı fosfor yerine kırmızı fosfor kullanarak kibrit imal etti.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2160281/+

    yine isveçli lundström biraderler müessesesi kibrit üretiminde fosfor yerine sülfür ve parafin kullanmaya başladı.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2160282/+

    böylece emniyetli kibritler doğmuş oldu.
    bu safety match kibritleri yakabilmek sadece kibrit kutusundaki yüzeye sürterek mümkün oluyordu artık.

    ne var ki avrupa'da doğan safety matches kibritler vahşi batıya uzun yıllar sonra geldi, tabi geçen bu süreçte de kovboylar eski usulle sigaralarını yakmaya devam ettiler. işte western filmlerinde gördüğümüz bu enstantane de buradan gelmektedir.

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2160283/+

    geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer...

    #tarih
    6 0 ...
  • atatürk'ün kurduğu diyanet işleri başkanlığının geçen 20 senede nasıl bir kuruma dönüştüğü, cumhuriyet değerlerimizden nasıl da uzaklaştığını gösteren tarihi belge niteliğindeki diyanet işlerinin çıkardığı derginin 21 sene önceki sayısıdır.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2159977/+

    derginin 2020 yılı mayıs sayısının kapağında ulu önder ve arkadaşları tbmm'nin önünde.

    derginin mayıs 2000 sayısının konu başlıkları;

    -cumhuriyet döneminde din eğitimi ve öğretimi,
    -milli mücadele, atatürk, din adamları,
    -19 mayıs atatürk'ü anma gençlik ve spor bayramı.
    -istanbul'un fethi; muhteşem fetih...

    derginin kapağına bakmak bile insanın içini aydınlatıyor, derginin içine girmek için sizi tahrik ediyor.

    ve derginin sayfalarını çeviriyoruz, dönemin diyanet işleri başkanı mehmet nuri yılmaz'ın harika yazısı sizi karşılıyor.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2159978/+

    yazıyı okudukça, bir din adamının nasıl olması gerektiğini iliklerinize kadar hissediyorsunuz. sayın diyanet işleri başkanı atatürk ve silah arkadaşlarını şükran ile yad ediyor.
    şimdi aynı makamda oturan ne idüğü belirsiz tipler ise ulu önder'e lanet okuyorlar.

    diyanet işleri başkanının yazısı sonrası birkaç sayfa çeviriyorsunuz, diyanet işleri dini yayınlar daire başkanının yazısı çıkıyor karşınıza.
    "cumhuriyet tarihimiz" diye başlıyor yazıya, "23 nisan'ı coğkuyla kutladık, 19 mayıs'ı da coşkuyla kutlayacağız" diye üzerine basa basa yazıyor dini yayınlar daire başkanı.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2159979/+

    dergi, 23 nisan'a ve kurtuluş mücadelemize de yer vermiş geniş bir şekilde;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2159986/+
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2159985/+

    ve 19 mayıs...
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2159984/+

    bakınız, "samsun'da yakılan kurtuluş ateşi" diyor, "atatürk'ü samsun'a vahdettin gönderdi, giderken de yanına altın verdi" demiyor.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2159983/+

    milli mücadelemiz sonunda istanbul'un düşman işgalinden nasıl kurtarıldığını aktarıyor, atatürk ve milli mücadele sayesinde istanbul'un kurtarıldığını okurlarına öğetiyor.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2159982/+

    ve bugün atatürk'ü "dinsiz" hatta "din düşmanı" olarak gösteren şerefsiz vatan hainlerine nispet yaparcasına kurtuluş savaşımızdaki din adamlarını ve atatürk'ün onlarla ilişkilerini aktarıyor.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2159981/+

    ve milli mücadelemizi anlatan diyanet dergisi, mayıs ayı içinde gerçekleşen istanbul'un fethini de unutmuyor, onu da gayet nezih bir şekilde işliyor.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2159980/+

    nereden nereye...
    bugün diyanet işleri türk milletinin vergileri ile, türk milletini var eden değerleri kötülemek için elinden geleni yapıyor.
    oysa ki bu kurum, çok daha az bir bütçe ile, son derece bilimsel ve kurumsal çalışmalar yapan, topluma nifak tohumları ekmek yerine, kurucu değerlerimize hakaret etmek yerine, birleştirici, bütünleştirici yayınlar yapan bir kurumdu...

    gerçekten yazık oldu bu ülkeye.
    sadece 20 sene be, sadece 20 senede böyle bir değişim olur mu?
    oluyor işte sevgili arkadaşlar.

    sizlere tavsiyem, diyanet dergi mayıs 2000 sayısının tamamını e dergi olarak aşağıya bırakıyorum;
    https://dosya.diyanet.gov...Aylik/2000/mayis_2000.pdf

    lütfen okuyunuz, inceleyiniz ve nereden nereye geldiğimizin yorumunu yapınız.

    #tarih
    5 4 ...
  • (bkz: atatürk döneminde olmuştur)

    yıl 1934, dünyayı perişan eden 1929 büyük buhranının etkilerinin devam ettiği dönem, üstelik yıllar süren savaşlardan yeni çıkmış, henüz 11 yıllık bir cumhuriyet.
    tütün, incir, üzüm, fındık ve narenciye sırtında yükseltilen, fabrikalar açılan bir cumhuriyet.

    ve bu cumhuriyet bir mucizeyi başarıyor, cari fazla veriyor.
    ithalatımız 75 milyon lira.
    ihracatımız 95 milyon lira.

    20 milyon lira cari fazla veriyoruz.

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2159747/+

    evet belki uçmuyorduk, şahlanmıyorduk, dünya bizi kıskanmıyordu.
    ama cumhuriyetimizi hesaplı, kitaplı bir şekilde, ele güne muhtaç olmadan, elin arabına avuç açmadan sağlam temeller üzerinde yükseltiyorduk.

    ülkeyi böyle yönettiniz de destek olmadık mı?
    cari fazla verdiniz de alkışlamadık mı?

    içinde bulunduğumuz durumdan kurtulmanın yolu, yegane çaresi bellidir;
    (bkz: cumhuriyet ekonomisi/#44091575)

    cumhuriyet ekonomisine dönmediğimiz her gün daha da dibe batıyoruz ve batacağız...

    ekler:
    (bkz: tütün fındık incirin sırtında yükselen cumhuriyet/#38454108)
    (bkz: atatürk ün sosyal fabrika projesi/#38653104)

    #tarih
    7 1 ...
  • Gustave Courbet-le sommeil...
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2159536/+

    19. yy fransız ressam courbet'in lezbiyenliği betimleyen tablosu.

    135 x 200 cm, tuval üzerine yağlıboya bu tablonun bizde bilinen ismi "uyku", orijinal ismi ise "le sommeil", tablo; Les Deux Amies ve Paresse et Luxure isimleri ile de bilinir.

    tablo, osmanlı diplomatlarından halil şerif paşa tarafından sipariş edilmiş ve coorbet tarafndan paşa'nın isteğine göre yapılmıştır.
    (halil şerif paşa, abdülaziz döneminde fransa'da diplomattı, daha sonra hariciye nazırı oldu, 2. abdülhamid devrinde ise adliye nazırlığı yaptı.)

    tabloda iki çıplak kadın seviştikten sonra birbirlerine sarılmış yarı uyku halinde dinlenmektedir.

    yatağın üzerinde kopmuş bir kolye ve kadınların ayak ucunda savrulmuş bir saç tokası vardır.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2159537/+
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2159538/+

    sanatçı bu kopmuş kolye ve savrulmuş saç tokası ile sevişmenin ne kadar şehvetli geçtiğini vurgulamış. yine hemen sehpanın üzerinde şarap kadehi ve şişesi var, bu da sevişmeden önce çakırkeyf olduklarını göstermekte.

    halil şerif paşa, bu tabloyu sipariş ederken fransız şair, Charles Baudelaire'in yazdığı Les Fleurs du mal (kötülük çiçekleri) adlı kitapta yer alan bir şiirden etkilenmiş ve bunu da courbet'e anlatmış, courbet de buna gönderme olarak tabloya şu çiçekleri eklemiş;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2159539/+

    işte halil şerif paşa'nın özel isteği olan bu tablo, o dönem fransası için oldukça cüretkar bulunmuş ve uzun yıllar sergilenmesi yasaklanmış. hatta bir keresinde sergilenmeye çalışılan bu tablo polis kayıtlarına geçirilerek kaldırılmış.

    işte bir osmanlı paşasının fantazilerinden yola çıkılarak yapılan bu tablo, lezbiyenlik konusunda bir milat, bir öncü olarak kabul edilmiş ve bu tablodan sonra pek çok ressam tablolarında lezbiyenlik temasını işlemişler ve nihayet yıllar sonra bu tabloların sergilenmesine dair yasak ortadan kalkmış.

    ejdat ejdat diye dolanan osmanlı torunları.
    tabi ki siz osmanlı'ya dair bu detayları bilmiyorsunuz.
    kafanıza fes takınca kendinizi osmanlı olduk zannediyorsunuz.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2159540/+

    okumuyor, araştırmıyor, öğrenmiyorsunuz, çünkü tam bir angutsunuz ve bu yüzden toplumumuz yüzyıllardır gelişemiyor.
    oysa ki osmanlı padişahları ve devlet adamlarının sahip olduğu kültür ve entelektüelitenin binde birine dahi sahip değilsiniz.

    bu arada, Halil Şerif Paşa büyük bir sanatsever ve koleksiyonerdi.
    fırsat bulursam paşanın sahip olduğu bir diğer harika ötesi eser olan eugene delacroix'e yaptırdığı "cezayirli kadınlar" tablosunu da anlatırım başka bir akşam...

    not: courbet'in yaptığı le sommeil tablosu bugün paris'te Petit Palais sanat müzesinde sergilenmektedir...

    #tarih
    #sanat
    9 2 ...
  • siyasal islamcıların gerçek zannettiği serin hikayedir...

    şurada videosu var;
    https://twitter.com/Payit...tatus/1400894880671485958

    bu silinirse diye alternatif video linki koyuyorum;
    https://streamable.com/zs8qyu

    bu olay özetle şöyle, içeriğinde hz muhammed'e hakaret edildiği iddia edilen bir tiyatro oyunu avrupa ülkelerinde sergilenmeye başlıyor. tiyatro oyunu önce fransa'da, sonra italya'da sergilenmek isteniyor, ama abdülhamid bastonunu yere vuruyor, hepsi tırsıyor ve oyun iptal ediliyor, temsil durduruluyor...

    abdülhamid anlatıcıları yazdıkları kitaplarda, videolarında falan bu olaydan sürekli bahsederler.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2158480/+

    örneğin yandaş tarihçi sözde profesör ahmet şimşirgil bu hikayeye yalan dolan eklemeler yaparak anlatır kitaplarında;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2158481/+

    abdülhamid bastonunu yere vurup temsilleri durdurmuş...
    yalana bak...!!!

    yahu bastonunu yere vurup fransa'da temsil durduran abdülhamid, 1880 yılında fransa tunus'u işgal ederken neden o bastonunu yere vurmamış acaba?

    hadi 1880'i geçiyorum, fransa 1901 yılında midilli adasını işgal edip, gümrük gelirlerine el koyarken, abdülhamid neden o bastonunu yere vurup fransızların bu işgalini durdurmamış?
    (bkz: abdülhamid in borcuna karşılık midilli nin işgali/#44198923)

    tamamen traş, tamamen yalan...
    bastonunu yere vurup temsil durdurmuş...

    bakın ben size ne olduğunu anlatayım.
    evet, avrupa'da böyle bir tiyatro oyunu sahnelenmiştir.

    ama bahsi geçen tiyatro oyunu voltaire'e ait değil, henri de bornier'e ait olan "mahomet" adlı oyundur.
    bu oyun yüzünden fransa ile bir tatsızlık yaşanmıştır, lakin abdülhamid fransız elçisi nezdinde bu oyunu protesto etmiş(kınamış), ama fransa ve ingiltere'de bu oyun sergilenmeye devam etmiştir.

    yani bastonunu yere vurup "cihad-ı ekber ilan ederim" diye bir çıkış söz konusu olmamıştır, zaten olamazdı da...

    bakınız bir başka örnek daha vereyim.
    bakın burası bir mimar sinan eseri olan uzuncaova camii;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2158482/+

    bu cami 1900 yılında kiliseye çevrilmiş. abdülhamid bulgarlara jest yapmış ve bu caminin minarelerinin yıkılıp kiliseye çevrilmesine müsade etmiş. hiç de bastonunu yere falan vurmamış.
    hem de bulgaristan henüz bağımsızlığını kazanmamış, osmanlı'ya bağlı bir prenslik halindeyken buna müsade etmiş abdülhamid.

    şu da bunun belgesi;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2158483/+

    neyse ki bu yalanlarla dolu çöp dizi artık final yaptı da daha fazla yalan saçamayacak...

    ek: payitaht abdülhamid dizisinde işlenen benzer yalanlar;
    (bkz: payitaht abdülhamid dizisindeki tarihi yalan/#37874478)
    (bkz: payitaht abdülhamid dizisindeki tarihi yalan/#40366503)
    (bkz: payitaht abdülhamid de anlatılan çalıntı hikaye/#40412633)
    (bkz: payitaht abdülhamid yeni anayasa müjdesi/#44514643)

    #tarih
    6 2 ...
  • hey gidi günler.
    daha yeni baba olmuştum.
    oğlum 1 yaşını doldurmamıştı henüz.
    maç öğlen saatlerine denk geliyordu.
    yazlıktaydık, harika bir yaz günüydü.
    dünya kupası nedir, katılmak nasıl bir şeydir bilmiyorduk.
    sırf biz değil bizden önceki kuşaklar, babalarımız, dayılarımız, amcalarimız da bilmiyordu.
    en son 1954 yılında katılmıştık bu organizasyona, sonra da bir daha hiç katılamamıştık.

    1996'da ingiltere'de düzenlenen avrupa futbol şampiyonasına katılmıştık, ama ilk maçta akp milletvekili alpay özalan, hırvat forvet vlaoviç'i düşürmeyip gol yememize sebep olunca, ardından da sırasıyla portekiz ve danimarka'ya da yenilmiş tek bir gol atamadan daha grup aşamalarında turnuvaya veda etmiştik.

    milli takımımız güçlüydü, ama tecrübesizdi...

    sonra 2000 senesinde galatasaray uefa kupasını aldı.
    ardından süper kupa geldi.

    ve milli takımımız da 48 yıl aradan sonra dünya kupası biletini almıştı.

    güney kore ve japonya'ya gidiyorduk, ama 1996 sendromunu atlatamamıştık.

    ama biz çılgın türklerdik...

    aslanlarımızı tarkan'ın "bir oluruz yolunda" şarkısıyla uğurlamıştık...
    https://www.youtube.com/watch?v=EBwjmeDoE6A

    "ay yıldızım at golünü coştur yine" diyordu tarkan...

    ve 2002 dünya kupası c grubu açılış maçına çıkıyorduk, rakip dünyanın 1 numarası brezilya.
    yer güney kore, ulsan şehri, tribünlerde 35 bin kişi.

    rakip takımda cafu, roberto carlos, ronaldo, rivaldo, ronaldinho, kaka, klaberson, juninho gibi üst düzey futbolcular var.

    ama bizim içimizde de "umut" var...

    eski türkiye'de zaten en büyük zenginliğimiz umuttu...
    herkesin bir umudu, hayalleri vardı. şimdi umut etme, hayal kurma gibi şeyler bile elinden alındı halkımızın...

    neyse, işte o hepimizde olan umut yüzünden o gün türkiye'de sabah erkenden kalkılmış, ay yıldızlı formalar giyilmişti.
    biz de komşularla toplandık, çamlık denilen bir kafe var, oraya gittik.

    beklendiği gibi maça brezilya hızlı başladı.
    ronaldo, rivaldo kalemize geliyor, bizim de yüreğimiz ağzımıza geliyordu her seferinde.

    derken biz dengeyi kurduk iyi mi?
    2-3 atak yaptık peşpeşe marcos'un koruduğu kaleye.
    ama bu ataklardan belliydi ki topçularımız karşısındaki rakip brezilya olduğu için bir acayip ruh halindeydiler.

    sonra ronaldo bir orta yaptı, rivaldo altıpas üzerinden kafayı vurdu.
    ama kalede rüştü vardı.
    rüştü inanılmaz bir kurtarış yapmış, adeta fitili ateşlemişti.

    ardından rivaldo ceza sahası dışından yokladı. yine rüştü çıkardı.

    sonra bir frikik, bu kez roberto carlos vurdu, yine rüştü kurtardı...

    türkiye kolay teslim olmayacaktı...

    brezilya her yolu deniyordu gol atmak için, rüştü ise dünya devine meydan okuyordu.
    tabi bizim çocuklar da rüştü'nün bu gayretini boşa çıkarmak istemiyorlardı.

    ilk yarı bitmek üzereydi, dünyanın 1 numarası brezilya'dan gol yememiştik.
    dakika 45 +2 bir 30 saniye daha dayansak soyunma odasına 0-0 ile gideceğiz diye düşünüyorduk.

    derken brezilya juninho ile kendi yarı sahasından çıkmak üzereyken, emre bir pres yaptı ve topu tugay'a kazandırdı.
    tugay tek pasla topu yıldıray baştürk'e verdi, yıldıray topu alır almaz kendisine baskı yapan juninho'yu şık bir şekilde geçti ve yarım saniyeliğine kafasını kaldırıp sola baktı, brezilya ceza sahasının sol yanında kafası pırıl pırıl parlayan hasan şaş'ı gördü ve hiç düşünmeden müthiş bir pasla topu hasan şaş ile buluşturdu.

    hasan şaş çaprazda marcos ile karşı karşıya kalmıştı, yerde bir kez seken topa allah ne verdiyse yapıştırdı.
    top brezilya kalesinin sağ üstüne doğru yapışmış ve fileleri havalandırmıştı.

    gol olmuştu, goooolllll....

    hasan şaş'ın golü;
    https://streamable.com/nnfwt7

    ben o güne kadar filelerin hiç bu kadar güzel havalandığını görmemiştim...

    ulsan'daki munsu stadı yıkılıyordu, binlerce kilometre uzaklıkta türkiye'de yer yerinden oynuyordu.
    hakkari'den edirne'ye, sinop'tan mersin'e kadar tüm türkiye çıldırmıştı adeta...

    48 yıl aradan sonra dünya kupasındaydık.
    rakip brezilya'ydı ve 45 +2'de 1-0 öne geçmiştik.
    bu inanılmaz bir şeydi...

    ve düdük çaldı devre arası oldu.
    65 milyon türk olarak hayatımızın en mutlu, en keyifli 15 dakikasını geçirecektik devre arasında...

    ikinci yarı başlamıştı, brezilya ölümüne geliyordu, ronaldo'nun bir şutuna bülent çanakkale geçilmez diyerek karşı koymuş, golü önlemişti.

    ama sonraki dakikalarda rivaldo'nun soldan yaptığı ortaya ronaldo'nun dokunmasına mani olamadık ve golü yedik. 1-1 olmuştu...olsundu...

    golü bulan brezilya daha iştahlı saldırıyordu şimdi, ronaldo'nun bir plasesini rüştü harika bir planjonla çıkarmış, derin bir nefes aldırmıştı.

    yalnız bir sorun vardı, ronaldo tehlikesini savuşturuyoruz, ardından rivaldo ile geliyorlar, hadi onu atlatıyoruz roberto carlosla geliyorlardı.
    adamlarda cephane boldu...

    dakika 87 olmuştu...bir puan da iyiydi başlangıç için.
    derken 96'da vlaoviç'i düşürmeyen akp milletvekili alpay özalan sahneye çıktı luizao'yu düşürdü, poizsyon ceza sahası içi mi dışı mı diye düşünürken, hakem alpay'a kırmızı kartı verdi ve aleyhimize penaltı çaldı.
    penaltıyı kullanan rivaldo topu filelerle buluşturdu. 2-1 mağluptuk artık...

    beraberliği yakalamak için bu kez biz saldırmaya başlamıştık, ilhan mansız oyuna dahil olmuştu ve 89. dakikada sağ kanatta topla buluşup roberto carlos'a öyle bir çalım attı ki, roberto carlos'un ya futbol hayatı bitecek ya da ilhan'ı faul ile durduracaktı.
    https://streamable.com/8icrgj

    son düdük ile birlikte yenilmiştik ama mutluyduk, gururluyduk...
    o maç yaptıklarımız, sergilediğimiz mücadele, gelecek maçlar için umut olmuştu.

    ve başı dik bir şekilde mağlup olarak başladığımız turnuvayı 3. olarak tamamladık.

    başımız dikti, zira sahada 65 milyon için mücadele eden her bir futbolcumuz sahaya ruhunu koymuştu.

    3 haziran 2002 biz eski türkiyeliler için mağlup olup gururlandığımız bir gündü.
    hiç unutmadık, unutmayacağız...

    eklenti: 2002 dünya kupasından dönen milli takımımızı türk hava sahasına girişlerinde karşılayan türk hava kuvvetleri (atmaca filo) ve şenol güneş'in tarihe geçen sözleri;
    "önemli olan neye sahip olduğumuz değil, kiminle paylaştığımızdır..."
    https://streamable.com/36a6vr

    #tarih
    10 3 ...
  • şüphesiz ki meriçler için özel imal edilmiş olan şu tüfektir.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156713/+

    evet gördüğünüz üzre namlusu kalp şeklinde.
    tüfeğin tamamı şu;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156714/+

    namlu aynen böyle;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156715/+

    1730 Yılında almanya'da yapılan bu tüfek sadece yine kalp şeklinde işlenmiş özel bir gülle atabiliyordu.

    şu da tüfekte bulunan bir başka detay;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156716/+

    #tarih
    7 1 ...
  • dün gece atv'de denk geldim, meğer dizisini yapmışlar bu tarihi karakterin.
    dizinin adı: bozkır arslanı celaleddin.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156631/+

    bir kere "arslan" ismi yanlış. "aslan"dır onun adı.

    aslan türkçeyken, arslan kelimesi moğolcadır. (kaynak: dilbilimci, moğol ve orta asya dilleri uzmanı prof. john kruger)
    örneğin büyük selçuklu sultanı alp arslan'ın adı da arslan'dır, ama moğollara düşman bir liderin hayatını dizi yapıyorsan bu aslan-arslan ayrıntısına dikkat etmen gerekirdi en azından.
    dizinin adını "bozkır arslanı" değil de, "bozkır aslanı, bozkır kaplanı" koyabilirdiniz.

    şimdi zaten atv'nin böyle bir dizi yapma amacını çözemedim ben, zira celaleddin harzemşah, selçukluların düşmanıydı.
    büyük selçuklu devleti yıkıldığında buradan arta kalan topraklarda kurulmuş harezmşahlar devleti'nin son hükümdarı kendisi.
    ayrıca celaleddin harzemşah da anadolu selçukluları'nın düşmanı.
    hatta ve hatta ertuğrul gazi'nin de düşmanıdır ki ertuğrul gazi ve kayılar, yassıçemen savaşında anadolu selçukluları ile birlikte celaleddin harzemşah ile savaşmış ve onu tarihe gömmüşlerdir.

    bu kısma birazdan döneceğiz.

    yani dediğim gibi atv bu diziyi ne düşünce ile yaptı anlayamadım.

    yukarıda da kısaca bahsettiğim üzre, celaleddin harzemşah selçuklu'ya düşman, ertuğrul gazi'ye de düşman.
    "o halde müslüman olduğu için bu diziyi yapmış olabilir mi" diyecek olursanız, celaleddin harzemşah ve babası alaaddin muhammed aynı zamanda sünni islam dünyasının halifesi olan abbasilerin de düşmanı ve abbasilerle de savaşmışlar.

    geriye bir tek seçenek kalıyor bu dizinin neden yapıldığını anlamak adına; moğol düşmanlığı ve moğol düşmanlığı yapılarak gök tanrı inancını kötü göstermek.

    bu dizinin başka bir yapım amacı olduğunu sanmıyorum.

    zaten kısaca baktığım kısımda gök tanrı inancına ait bir şamanı kötü bir karakter olarak lanse etmişler...

    neyse, diziyi bu kadar gömmek yeter sanırım.
    zaten tarihi gerçeklerin çarpıtıldığı ve içinde allah allahlar, yallah yallahlar geçen bu tarikat kafasıyla yapılmış tarihi dizileri kimsenin izlediğini düşünmüyorum...

    şimdi gelelim celaleddin harzemşah'ın gerçek hikayesine...

    öncelikle celaleddin harzemşah diye biri yoktur.
    celaleddin harzemşah diye bilinen şahsın adı mengüberti'dir.
    mengüberti'nin anlamı; tanrı verdi, allah verdi dir...
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156633/+

    "celaleddin"; dini savunan, dinin ululadığı anlamına gelir.

    celaleddin harzemşah; harezm diyarında kurulan devletin hükümdarı celaleddin, yani dini savunan harezmlerin şahı anlamındadır.
    bu "celaleddin" sıfatı, mengüberti'nin moğollar'a mağlup olmasından sonra islam dünyasında kendisine taraftar toplamak amacıyla vermiş olduğu politik bir sıfattır.
    tıpkı; reis, ümmetin lideri, asrın lideri gibi...

    her neyse...
    mengüberti olarak dünyaya gelen celaleddin harzemşah'ın babası alaaddin muhammed'dir.

    alaaddin muhammed, büyük selçuklu devleti yıkılınca bölgedeki otorite boşluğundan faydalanarak, harezmşahlar devleti'nin topraklarını genişletmiş ve bölgenin en güçlü devleti haline gelmiştir.
    bölgenin en güçlü devleti haline gelince de tüm islam dünyasını kontrol altına almak istemiş, bu yüzden halifeliğe sahip olan abbasileri kontrolü altına almaya çalışmış, lakin abbasileri hakimiyeti altına alıp halifeye sahip olamayınca da harezm ülkesinden birini "paralel halife" ilan ederek devletine meşruiyet kazandırmak istemiştir.

    işte büyük selçuklu sonrası islam dünyası bu haldeydi.
    şiilerin halifesi ayrı, sünnilerin ayrı, hatta bu halifeleri beğenmeyenler kendilerine minik minik paralel halifeler yaratıyordu.

    yani halifelik makamı görüldüğü gibi pek muteber bir makam değil sevgili arkadaşlar, zaten 4 halife döneminden sonra da halifelik diye bir şey yok aslında...
    neyse ki sarı saçlı mavi gözlü bir dev çıktı da bu saçmalığa toptan son verdi herkes kurtuldu...

    neyse...
    konumuzun kahramanı celaleddin harzemşah işte böyle bir dünyada yetişti. kendisi harezm şehzadesiydi, ama trışkadan şehzadeydi.

    zira babası veliaht olarak kardeşi uzlagşah'ı göstermişti.
    uzlagşah bizim celaleddin'den ufaktı, ama tahtın varisiydi.
    çünkü uzlagşah'ın annesi türk soyluydu, kıpçak'tı, celaleddin'in annesi ise hintli bir cariyeydi, bu durumda celaleddin yarı türk olduğu için otomatikman vereset sırasında geri planda kalmıştı.

    lakin celaleddin, veliaht olan kardeşinden askerlik alanında daha iyi bir şehzadeydi.
    cengiz han'ın çok güçlü orduları olduğunu ve çin'den elde ettiği teknoloji sayesinde harezm kalelerinin moğollara dayanamayacağını görüyordu.
    buna mukabil babası alaaddin muhammed ise moğollar'a karşı ülke genelindeki kaleleri güçlendiriyor ve moğolların "harezm tahkimatlarını aşamayacağını" düşünüyordu.

    şimdi burada bir es verelim ve moğollar'a dönelim.
    türk ve islam dünyasına, ortadoğu'ya moğolları bela eden kişi, celaleddin'in babası alaaddin muhammed'in amcası olan, otrar valisi inalcık'tır.

    evet, 1218'e kadar harezmler ve moğollar müttefikti ve moğolların çin'den elde ettiği ganimetler, harezm ülkesindeki ticaret yolları vasıtasıyla anadolu'ya, iran'a ve ortadoğu'ya taşınıyordu, bu ticaretten hem moğollar, hem harezmşahlar deli para kazanıyordu.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156637/+

    lakin büyük amca otrar valisi inalcık bu ticaretten memnun değildi, harezm topraklarına giren moğol kervanlarının "fetöcü casuslar" olduğunu düşünüyor, bunların "beka sorunu" olduğuna inanıyordu. kimbilir, belki de bu ticaretten az nemalandığı için, daha çok pay istediği için böyle diyordu, bilemeyiz.

    ama işte günlerden bir gün 1218'de bu inalcık 500 deveden oluşan bir moğol kervanını bastı, mallarını yağmaladı.

    lan oğlum sen devletin resmi valisisin, vali adamın bir ağırlığı olur, ne demek kervan basmak, yağmalamak?
    yahu sen kim köpek kervan yağmalıyorsun, hem de cengiz han'ın kervanını???

    tabi kervanı yağmalanan cengiz han, öfkeden deliye dönmüş ve otrar valisi inalcık'ın kellesini istemiş, harezm sultanı alaaddin muhammed'de, "bu fakir bu görevde olduğu sürece sen o valiyi alamazsın" diyerek hiç yapılmaması gereken bir halt yemiş ve akabinde cengiz han ordusuyla birlikte harezm ülkesine dalmış...

    işte tam bu sırada celaleddin harzemşah tarih sahnesine çıkıyor sevgili arkadaşlar.
    daha önce de bahsettiğimiz üzre celaleddin ve babasının askeri doktrinleri birbirine tamamen zıt.
    celaleddin, moğollara karşı meydan savaşından yana, ama babası kalelerde savunma yapmayı tercih ediyor.
    tabi moğollar çin'den elde ettikleri teknoloji sayesinde harezm kalelerini bir bir yıkıp fethediyorlar.
    otrar, buhara, semerkand ve nihayet başkent urgenç şehri düşüyor.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156636/+

    400 bin kişilik orduya sahip olan harezmşahlar, ordularını kalelerde tutarak moğollara yem oluyorlar, nihayet baba alaaddin muhammed ölüm döşeğindeyken hatasının farkına varıyor ve celaleddin'i varisi ilan ederek "oğlum git ülkeyi kurtar" diyor.
    celaleddin de "he oldu, koca ülkeyi batırdınız, şimdi celo git kurtar diyorsunuz" diye sitem etmiyor tabi, hemen vazifeye başlıyor.
    (ara not: celaleddin'in babası, alaaddin muhammed bir rivayete göre hazar denizinde bir adada açlıktan ölmüş)

    neyse, celaleddin sultan oluyor böylece, ama bazı harezm beyleri özellikle de türkmenler onun sultanlığını tanımıyorlar, "bize öyle bir bilgi gelmedi, bizim sultanımız uzlag şah'tır" diyerek celaleddin'e biat etmiyorlar ve uzlag şah ile birlikte başkent ürgenç'te kalıyorlar.
    yukarıda da bahsettiğim üzre ürgenç de moğollar tarafından yakılıp yıkılınca da bunlar tarih sahnesinden siliniyorlar.

    böylece herhangi bir başkenti olmayan, moğol işgali altında olan bir ülkede celaleddin harzemşah sultan oluyor.

    bu arada celaleddin, kendisine bağlı kuvvetlerle horasan, gazne, kabil vb o coğrafyayı dolaşıp harezm sultanı olduğunu tebliğ ederek kendisine kuvvet topluyor, ama bir yandan da moğollar bu yeni sultanı arıyorlar.

    işte tam o sırada bugünkü afganistan'da, hindikuş dağlarında olan parvan dediğimiz bölgede cengiz han'ın komutanlarından olan shigi khutu noyan'ın güçleriyle karşılaşıyorlar.
    shigi noyan'ın kuvvetleri 20-30 bin kişi, celaleddin harzemşah'ın ordusu ise 50-60 bin kişi, güç dengesi moğolların aleyhine olan bu savaşı celaleddin harzemşah kazanıyor, kazanıyor kazanmasına ama ordusunun yarısını kaybediyor bu muharebede.

    işte tarih yazıcılarının celaleddin harzemşah için söylediği "cengiz han'ı bozguna uğrattı, aslandır, kaplandır, cengiz'i yenen tek komutandır" dedikleri muharebe bu parvan muharebesidir.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156638/+

    yenilen cengiz han değil, moğolların nogaylarından biridir, ama bu savaşta celaleddin harzemşah daha büyük bir kayba uğramış ve bir daha da toparlanamamıştır.

    tabi parvan muharebesinde olanlar cengiz han'ın hoşuna gitmez.
    bu kez bizzat moğol ordusunun başına geçer ve celaleddin harzemşah'ın peşine düşer.

    bu sefer yaklaşıyor yaklaşmakta olanı gören celaleddin, ordusunu ve kendisine tabi olan insanları alarak güneye, hindistan'a doğru kaçmaya başlar, ama cengiz han bunları indus nehri kenarında kıstırır.
    celaleddin burada artislik yapar ve saldırıya geçer.

    kafanızda şöyle canlandırın;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156635/+

    tabi sonuç hüsran olur.
    cengiz han'ın ordusu asker-sivil demeden indus muharebesinde büyük bir kıyım yapar.
    celaleddin'in ordusu tamamen yok edilir, sivillerin de neredeyse tamamı katledilir. celaleddin harzemşah yanında kalan çok küçük bir kuvvetle hindistan'a geçer ve delhi sultanlığına sığınır.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156634/+

    fakat celaleddin bir süre sonra delhi sultanlığıyla da papaz olur ve 3 yıl boyunca hindistan'da dolaşır.

    3 sene sonra bakar ki moğol tehlikesi azalmış, iran'a gider.
    burada harezm vezirlerinden olan burak hicab'a sığınır, burak hicab da onu yeniden harezm sultanı ilan eder, sonra bir selçuklu prensesi ile evlenir ve yeniden selçuklu toprakları ve harezm topraklarında hak iddia eder.

    lakin moğollar yeniden geri döner ve celaleddin yine yenilir ve iran dağlarına saklanır.

    sonra tekrar ortaya çıkar, yeniden kuvvet toplar ve azerbaycan, gürcistan dolaylarına yağmaya gider. tebriz'i alır, ardından ahlat kalesini kuşatır.
    aylarca kuşattığı ahlat kalesini alamaz, bu arada moğollar yeniden gelir ve isfahan yakınlarında celaleddin'i bir kez daha mağlup ederler.

    moğollar gidince, celaleddin tekrar sahneye çıkar ve "yenilen pehlivan güreşe doymaz" misali tekrar anadolu'ya saldırır, ahlat'ı kuşatır.

    ahlat o esnada eyyubilere bağlıdır.
    eyyubiler ve anadolu selçukluları hemen bir toplantı yaparlar ve celaleddin harzemşah'a "eeeeh, yeter ama sıktın ulan, haçlılarla mı uğraşacağız, moğollarla mı uğraşacağız, senle mi uğraşacağız sen ne biçim türksün ibiş" diyerek güçlerini birleştirirler ve bugünkü erzincan yakınlarında yapılan yassıçemen muharebesinde celaleddin harzemşah'ı kesin bir yenilgiye uğrattılar.

    bu savaşta kayılar ve ertuğrul gazi de bulunmuş ve savaşın kazanılmasında önemli rol oynadıkları için, alaaddin keykubat tarafından kendilerine söğüt ve domaniç verilmiştir.

    yani celaleddin harzemşah, farkında olmadan osmanlı'nın temellerini atmıştır...

    yassıçemen muharebesi sonrası artık bir daha celaleddin harzemşah'tan haber alınamaz.
    tam 11 sene boyunca, harezm senin, afganistan benim, iran senin, hindistan benim şeklinde maceralar ve savaşlarla dolu bir hükümdarlık süresi ve acı bir son...

    ya işte böyle.
    "cengiz'i yendiği, moğolları durdurduğu" iddia edilen celaleddin harzemşah'ın hikayesi böyle sevgili arkladaşlar.

    not: bu arada yassıçemen muharebesi sonrası öldüğüne inanılan ve bir daha tarih sahnesinde görülmeyen celaleddin harzemşah'ın mezarının diyarbakır'ın silvan ilçesinde olduğu iddia ediliyor, ama bu kesin bir bilgi değil tabi...
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156632/+

    #tarih

    ********************
    kaynaklar;
    1.
    2.
    3.
    4,
    5.
    6.
    7.
    8.
    9.
    13 5 ...
  • fethullahçı tarih anlayışının hala zehir saçma ve kıçından tarih uydurma çabasıdır.

    ingiliz gemisiyle götün götün kaçan islam halifesi olan vahdettin'in sevr'i imzalaması ve antlaşmanın meclisi mebusan'dan geçmesi gerekirdi, o yüzden sevr imzalanmamıştır diyerek savunulmaya çalışılıyor.

    tabi yahu, zaten sevr'i siz imzalamadınız, hatta mustafa kemal'i de vatanı kurtarması için(!) samsun'a siz gönderdiniz değil mi?

    şimdi hemen seri bir şekilde iftiraları çürütmeye başlayalım.

    sevr antlaşmasının meclisi mebusan'da onaylanması gerekirdi deniliyor ya.
    hangi meclisi mebusan?

    bakınız, sevr antlaşması 10 ağustos 1920'de imzalanmıştır.

    osmanlı devleti adına sevr antlaşmasını şu kişiler imzalamışlardır.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156365/+

    kim bu zatlar?
    soldan sağa: şurayı devlet reisi rıza tevfik, sadrazam damat ferit paşa, maarif nazırı bağdatlı mehmet hadi paşa, bern sefiri reşat halis bey...

    bu arada sevr'i imzalayan bu osmanlı yetkililerinin bindikleri geminin de bir ingiliz gemisi olduğundan bahsetmeme gerek yok sanırım.

    neyse sevgili arkadaşlar?
    ne demiştik?

    sevr antlaşması 10 ağustos 1920'de imzalanmıştır.

    peki osmanlı meclisi mebusanı ne zaman kapatıldı?

    17 mart 1920'de ingiliz işgal kuvvetleri tarafından meclisi mebusanımız basılmış, albay kara vasıf bey ve rauf orbay bey ingilizler tarafından tutuklanarak malta'ya sürgün edilmişler ardından 11 nisan 1920'de ise işgal kuvvetlerinin baskısı ile meclisi mebusan komple kapatılmıştır.

    şimdi, nisan 1920'de kapatılan meclisi mebusan, ağustos 1920'de imzalanan sevr antlaşmasını onaylayabilir mi?
    tabi ki hayır.

    ama bakınız, osmanlı'nın kapattığı meclisi mebusan'ı 23 nisan 1920'de ankara'da mustafa kemal paşa yeniden açmıştır.

    işte bu durumda da sevr antlaşmasının tbmm tarafından onaylanması gerekmekteydi.
    kurtuluş mücadelesi veren gazi tbmm tabi ki sevr'i imzalamazdı.

    böylece mustafa kemal'in tbmm'yi açmasıyla sevr antlaşması yırtılıp atılmış oldu...

    dönelim vahdettin meselesine.

    esasen 10 ağustos 1920'de imzalanacak olan sevr antlaşması öncesi, osmanlı'nın imzaladığı bir antlaşma daha vardır.
    san remo konferansı kararları...
    işgalciler, san remo konferansında aldıkları kararlar ile osmanlı'ya kabul ettirecekleri sevr barışının temelini attılar.
    tarih: 18 nisan 1920.

    ve san remo konferansında aldıkları kararları osmanlı hükümetine kabul ettirdiler.

    bunun üzerine osmanlı hükümeti (damat ferit), ankara'daki gazi meclisimizin hiçbir şekilde tanımadığı işgali ve sevr antlaşma şartlarını padişahın onayına sunmak için 22 temmuz 1920'de saltanat şurası'nı topladılar.

    saltanat şurası toplantısı sonrası vahdettin, sevr antlaşması için fransa'ya gidecek osmanlı heyetini onayladı...

    bu arada sevgili arkadaşlar, bakınız saltanat şurası vahdettin ve damat ferit'in danışıklı dövüş yaptığı bir tiyatrodur.
    (bkz: saltanat şurası/#43662941)

    hatta bu şuraya katılan topçu feriki ali rıza paşa da bu şuranın ve sevr'e heyet gönderme kararının "vatana ihanet" olduğunu haykırmıştır.
    (bkz: topçu feriki ali rıza paşa)

    sözün özü; sevr antlaşması damat ferit hükümeti tarafından vahdettin'in onayı ile imzalanmış, mustafa kemal ve tbmm, sevr'i kabul etmemiş, yırtıp atmıştır.

    evet, mustafa kemal ve kahraman silah arkadaşları ile gazi meclisimiz olmasaydı, osmanlı'yı yöneten devrin hainleri, kendi saltanatlarına dokunulmaması için sevr şartlarını kabul etmişlerdi.

    sizi sevr'e mahkum etmeyip, kutsal vatanı bu millete emanet eden mustafa kemal'e ve silah arkadaşlarına bu kadar düşmanlığın tek izahı vardır; kansızlık...

    aynen devam edin fethullahçı yalanlarınıza, ama ben sizin sonunuzun ne olacağını çok iyi biliyorum...

    #tarih
    20 2 ...
  • citadel

    6.
  • türkçe'ye "iç kale" şeklinde çevrilmiş olan lakin iç kale olmaktan ziyade, insanların sığındığı bir korugan/sığınak anlamına gelen tahkimat yapısını tanımlayan kelime.

    citadel, bir kalenin, bir şehrin yahut bir garnizonun en iyi tahkim edilmiş yeridir, citadel kelimesi o tahkimatın yapıldığı kalenin yahut şehrin bir modelidir, kopyasıdır bu yüzden de citadel kelimesi "küçük şehir" anlamına gelir.
    bulunduğu yerin savunmasının çekirdeği olduğu için böyle adlandırılır.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156335/+

    tahkimatta citadel'ler, bazen bir kalenin burcu, bazen o kalenin içinde ayrı ve daha güçlü surlara sahip küçük bir kale olabilir.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156336/+

    citadel dediğimiz yapı, şayet saldıran düşman savunma tahkimat sisteminin diğer bileşenlerini bertaraf ederse, son savunma hattı olacak şekilde konumlandırılmıştır.

    örneğin tarihte 1. viyana kuşatması sırasında osmanlı ordusu viyana'nın tüm mahallelerini ele geçirmiş, ama şehrin en iyi tahkim edilmiş noktası olan citadel'i geçememiş ve viyana kuşatması başarısız olmuştur.

    yine fransız devriminde, ayaklanan halk ilk olarak bir citadel olan bastille hapishanesini ele geçirmeye çalışmış böylece devrim karşıtlarının sığınacağı en güvenli yeri ilk olarak hedef almışlardır.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156337/+

    ispanya iç savaşında ise, toledo şehrindeki citadel olan alcazar, tam 2 ay kuşatılmasına rağmen dayanmıştır.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156338/+

    istanbul'un fethinde ise fatih sultan mehmet, tüm şehri ele geçirmesine rağmen, haliç yakınlarındaki 3 burcu ele geçirememiş, bu 3 burcu savunan giritli savaşçılarla pazarlık yaparak bu son savunma hattını teslim almıştır.
    (bkz: fatih in fethedemediği 3 kule ve 300 giritli)

    bazı citadel örnekleri;

    halep;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156344/+
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156343/+

    antwerp;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156342/+

    gozo citadel(malta);
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156341/+

    david kulesi-kudüs;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156340/+

    kilitbahir kalesi;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2156339/+

    #tarih
    6 0 ...
  • öyle ahlaksız, öyle yalancı, öyle utanmaz insanlarsınız ki, sayenizde sevmediğim nazım hikmet'i bile savunacağım şimdi.

    bu nazım hikmet'in askerlik yapmadığı iddiası aynı "ismet inönü asker kaçağı" hikayesine benziyor.

    siz namussuz siyasal islamcılar, batı cephesi komutanı ismet paşa'yı "asker kaçağı" diye meydanlarda yuhalatmış pisliklersiniz, o yüzden nazım hikmet için bunları söylemeniz normal...

    nazım hikmet, 1915 yılında heybeliada bahriye mektebine girdi, bu okuldan 1918 yılında stajyer subay olarak mezun oldu, 1919 yılında da hamidiye gemisinde subaylık yaptı. 1921 yılında da ordu ile ilişiği kesildi.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155827/+

    yani adam subay ulan sayın amına koduklarım. subay olan bir adama "asker kaçağı" demek, "askerliğini yapmadı" demek nasıl bir utanmazlıktır.

    1921 yılında ordu ile ilişiği kesilen nazım hikmet ne yaptı biliyor musunuz?
    milli mücadeleye katılmak üzre ankara'ya geçti.

    asker kaçağı dediğiniz adam yaptı bunu.

    kendisi cepheye gönderilmeyip, bolu'ya öğretmen olarak atandı. ardından da rusya'ya gitti.

    şimdi dönelim madalyonun öbür yüzüne.

    ulan kolpacılar, siz bir asker kaçağı arıyorsanız, bakmanız gereken isim necip fazıl kısakürek'tir.

    bakın bu necip fazıl ile nazım hikmet, aynı dönemde heybeliada bahriye mektebinde okumuşlardır.

    nazım hikmet okulu 8. sırada bitirip mezun olurken, necip fazıl "ahlak yoksunluğu" gibi yüz kızartıcı bir suç sebebiyle bahriye mektebinden atılmıştır.

    bahriye mektebinden atılan necip fazıl, milli mücadeleye falan da katılmamış, milli mücadele yıllarını erzurum'daki dayısının yanına kaçarak annesinin dizinin dibinde izlemiştir.

    yazdık hep bunları iftiracı pislikler...yazdık...
    (bkz: necip fazıl ın deniz lisesinden atılma sebebi/#42638073)

    ulan şu sözlükte bana nazım hikmet'i bile savundurdunuz ya, o kadar ahlaksız, o kadar namussuz ve iftiracı insanlarsınız.
    ama ben her zaman haklıyı ve doğruyu savunurum, sevmediğim biri olsa bile savunurum...

    #tarih
    5 0 ...
  • fatih sultan mehmet...

    o hiç şüphesiz ki "fatih" ünvanını, akılcılığı, bilimselliği, stratejistliği ile hakkıyla almış bir komutandı.
    fatih'in en önemli özelliklerinden biri de düşmanını asla küçümsememesi, saygı duymasıydı...
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155671/+

    konu istanbul'un fethi olunca ön plana hep klişeler çıkar.

    ►fatih'in gemileri karadan yürütmesi,
    ►imparator 11. konstantin'in kahramanca şehrini savunması,
    ►uluabatlı hasan'ın surlara ilk bayrağı dikmesi,
    ►ceneviz gemilerinin osmanlı donanmasını atlatmasına kızan fatih'in atını denize sürmesi.
    ►macar urban usta'nın döktüğü devasa şahi topları...

    ve elbette,
    ►cenevizli komutan, genç kızların sevgilisi giovanni giustiniani'nin istanbul'u savunması,

    oysa ki 29 mayıs 1453'te kral konstantin ölmüş, o yüzlerce yıldır kahramanlıkları destanlaştırılan cenevizli giovanni giustiniani ise yaralanınca topuklayarak kaçmıştı.

    türkler 4 bir koldan akın akın surlardan içeri giriyor, şehir her geçen dakika ele geçiyordu.

    fakat, haliç yakınlarında 3 citadelde direniş sürüyordu.
    direnişin sürdüğü 3 kule vardı; alexis, basil ve leo kuleleri...
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155672/+

    bu 3 kulede 300 savaşçı istanbul'u türklere teslim etmeye pek niyetli değillerdi.
    onlar giritli sfakian savaşçılardı...

    tarih istanbul kuşatmasına dair yukarıda anlattığım şeyleri yazar, bunları herkes bilir, ama 300 spartalı'dan yaklaşık 2000 sene sonra bir başka savunma mücadelesi veren bu diğer 300 savaşçıyı yazmaz...

    o halde mübadil torunu bir giritli olarak diğer 300 savaşçıyı ben yazıp tarihe not düşeyim...

    1453...
    sultan mehmet, istanbul kuşatması için son hazırlıklarını tamamlamış, geçilmez denilen istanbul surlarını yıkacak toplarını döktürmüş, seferin son hazırlıklarını yapıyordu...
    onunla eş zamanlı olarak 11. konstantin ise istanbul'u savunmak için yardım çağrısı yapıyordu.

    tarihler 6 nisan 1453'ü gösterdiğinde istanbul surlarının önündeki 80 bin kişilik osmanlı ordusuna karşı, 11. konstantin kendisine yardıma gelen ancak 3000 civarı savaşçı bulabilmiş ve 7500 ila 10 bin kişilik bir kuvvetle istanbul'u savunma pozisyonu almıştı.

    işte 11. konstantin'in yardım çağrısına olumlu yanıt veren, istanbul'u savunmak için asker gönderen bölgelerden biri de girit'ti...

    girit o tarihte venedik'e bağlıydı. venedik'in girit valisi istanbul'u savunmak için özel bir birlik göndermişti. lakin venedik'ten bağımsız olarak girit'in güneybatısında bulunan Sfakia (isfakiye) bölgesi bizans'a tam 750 savaşçı ve 3 gemi gönderiyordu.

    sfakia dediğimiz yer şurası;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155674/+

    sfakyalılar (sfakyotlar) mö 12. yy'da adayı işgal eden denizci kavim dorların soyundan gelirler.
    tarih boyunca pek çok işgale sahne olmuş, pek çok işgale direniş göstermiş oldukları için inatçılıkları ve savaşçılıkları ile ün salmışlardır.

    işte 1453 yılında sfakyalılar, ada her ne kadar venedik'e bağlı olsalar da yarı bağımsız sayılmaktaydılar.
    sfakyalıların lideri, Manousos Kallikratis'ti ve bizans imparatoru 11. konstantin'in yardım çağrısına 300'ü sfakyalı savaşçı olmak üzre toplam 750 giritli savaşçı ile iştirak etmişti.

    Sfakyan/Girit kuvvetleri tam 2 ay boyunca süren kuşatmada yiğitçe savaştılar.
    750 giritliden pek çoğu kuşatma sırasında hayatını kaybetti.

    29 mayıs 1453 günü öğle saatlerinde artık şehir tam anlamıyla düşmüştü.
    lakin haliç yakınlarındaki 3 kulede direniş devam ediyordu. (alexis, basil ve leo kuleleri)
    çarpışmalar ve şehrin düşmesi sonrası sağ kalan 300 giritli savaşçı bu 3 kuleye çekilmiş bu kulelerde savunma yapıyorlardı.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155675/+

    şehri ele geçiren osmanlı ordusu, son direnişi gösteren bu 3 kuleye de hücum etti, ne var ki kuleleri yıkacak büyük toplar surların dışındaydı. bu yüzden birkaç saat boyunca süren saldırı ardından sonuç alamadılar.
    bu arada bu 3 kuleyi kuşatan osmanlı paşası, giritli savaşçıların komutanı ile görüşerek teslim olmalarını, teslim olmaları halinde hayatlarının bağışlanacağı sözünü verdi.

    lakin giritliler bu teklifi kabul etmediler, 3 kulenin kuşatması devam ediyordu.

    giritli savaşçılar direnirken, sultan mehmet "fatih" olarak şehre girmiş, ayasofya'ya kadar gelmişti.
    haliç yakınlarında direnen 3 kuleden haberdar oldu.
    türkler ne yaptılarsa düşmüş olan istanbul'daki bu üç kulede direnen giritli savaşçıları yerlerinden oynatamamışlardı.
    3 kuleyi savunan 300 savaşçıdan geriye yalnızca 170 kişi kalmıştı.
    bu arada bu 3 kulenin önünde pek çok türk savaşçısı da şehit olmuştu.
    direnen giritli savaşçıların hikayesi büyük fatih'i etkilemiş, bu cesur düşmana karşı gönülsüz bir hayranlık duymasına sebep olmuştu.

    fatih sultan mehmet, esir alınan bir bizanslı komutan aracılığıyla 3 kulede direnen giritlilere haber ve ferman yolladı.

    ferman şöyleydi;
    "kahraman hristiyan denizciler kuleleri terk etmeleri halinde, silahlarını, sancaklarını ve eşyalarını da alarak yenilmez savaşçılar olarak girit'e yelken açabilirler.
    buna ek olarak giritli denizcilere sultanın şahsi askerleri gemilerine kadar eşlik edilecek, kendilerine gemi verilecek ve dostça selam edilip canları bağışlanacaktır..."

    fatih sultan mehmet ne kadar düşmanına saygı duyan bir asker ise, 3 kuleyi savunan giritli savaşçılar da bu büyük komutana o derece saygı duyuyor, sözüne itibar ediyorlardı.
    fatih'in sözü üzerine teslim oldular, silahlarını, eşyalarını ve sancaklarını alarak, büyük fatih'in ordusunu selamlayarak haliç'e indiler ve gemilerine binerek istanbul'dan ayrıldılar...

    onlar her ne kadar düşmanları tarafından bile "yenilmez savaşçılar" olarak takdir gördülerse, istanbul'u kaybedişlerinin yasını tutmak amacıyla başlarına siyah mendiller bağladılar.

    istanbul'un fethi sonrası istanbul'u terk eden bu yenilmez savaşçıların başlarına taktıkları bu yas mendiline "sarıki" denildi.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155673/+

    bugün yas günlerinde giritli erkeklerin taktığı bu sariki'nin kökeni istanbul'un fethidir. daha sonra girit'in osmanlı'nın eline geçmesi ile giritli erkeklerin başlarına sariki takmaları adada daha da yaygınlaşmıştır.

    2. dünya savaşında girit adası nazi işgaline uğradığında, girit'te hiçbir yerde karşılaşmadıkları bir direnişle karşılaşmıştırlar. işte 2. dünya savaşında nazilerle mücadele eden giritli direnişçiler de başlarına sariki takmaktaydı.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155769/+

    kaynaklar:
    https://i.ibb.co/RDRfZSz/thr.jpg
    https://i.ibb.co/P6R8HvF/thr2.jpg
    https://www.sfakia-crete.com/
    https://paperzz.com/doc/5185848
    https://www.pancretan.org
    https://www.thebyzantinelegacy.com/
    https://en.wikipedia.org/...he_fall_of_Constantinople

    #tarih
    8 2 ...
  • thera

    3.
  • batı anadolu'da bir antik kent.
    bir diğer adı da kyllandos.

    marmaris-muğla yolu üzerinde, ula ilçe merkezi kavşağının hemen karşısında toprak bir yoldan girebilirsiniz thera'ya.
    yol üzerinde yan yatmış bir tabela var, başka da bir işaret, kahverengi turizm tabelası
    falan yok.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155498/+

    işte anayoldan girdiğiniz o stablize yol sizi thera'ya götürür, lakin thera antik kenti tabelasını gördüğünüz yer ağaçlık bir yer olacak ve orada antik kent falan yok.

    moral bozmuyor, ağaçların arasından devam ediyorsunuz, karşınıza çıkan maki çalılıklarının arasından geçtiğinizde sizi şöyle iki adet kaya mezarı karşılayacak;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155497/+

    işte burası thera antik kentinin girişi.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155499/+
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155500/+

    malesef bu kaya mezarları defineci vandallar tarafından tahrip edilmiş.
    zaten antik kentte herhangi bir koruma önlemi, bekçi vs yok.

    antik kentin bir zamanlar bir amfitiyatrosu da varmış, lakin koca tiyatro defineci vandallar tarafından patlatılmış.
    tiyatrodan geriye kalanları ise köylüler tarlaları için sınır taşı olarak kullanmışlar.

    antik kentin tarihi mö 4. yüzyıla kadar uzanıyor. bu tarihten, bizans dönemine kadar kesintisiz bir yerleşim olmuş burada. bizans döneminde ise terk edilmiş. (8-9. yy)

    girişteki bu kaya mezarlarının ardındaki düzlüğe geçtiğinizde, karşınıza daha büyük bir tepe çıkıyor, bu tepede kentin akropolisi varmış, akropolisin içinde de bir citadel (iç kale) mevcutmuş.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155501/+

    tepenin altındaki düzlükte ise amfitiyatro ve agora varmış, şimdi bunlardan geriye sadece etrafa serpilmiş taş yığınları mevcut malesef.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155502/+
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155503/+

    bütün bu uğradığı vandalizme rağmen kentte hala sizi zaman yolculuğuna çıkaracak yerler mevcut.
    ama her gün yeni bir vandalizm saldırısı tehdidi altında burası.

    yolunuz düşerse gidin derim.

    ek: (bkz: türkiye deki antik kentler/#42758599)

    #tarih
    #arkeoloji
    4 0 ...
  • roma dönemi sonrası, anadolu topraklarında ilk amfitiyatronun inşa edildiği yer.
    evet, neredeyse 1500 yıl aradan sonra anadolu'da ilk kez amfitiyatro inşa edilmiş, bu da hasanoğlan köy enstitüsünde yapılmış.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155477/+
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155478/+

    hasanoğlan köy enstitüsü amfitiyatrosunda sergilenen ilk temsil ise Sophokles’in Kral Oidipus oyunu olmuştur. (1943)
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155479/+

    bonus;
    (bkz: kurtuluş savaşında opera düşünen adam/#42396599)
    (bkz: otello kamil/#44233190)

    #tarih
    4 0 ...
  • hektor...
    truva'nın kahraman prensi.
    vatanını savunan bir yiğit anadolu evladı...

    o güne kadar tarihin gördüğü en güçlü emperyalist orduyu truva sahillerine çakan, bir adım ilerlemelerine fırsat vermeyen anadolu orduları başkomutanı...

    hera'nın yardımı ile akhilleus'un hile ile yenerek şehit ettiği hektor, anadolu'nun emperyalistlere başkaldırısıydı...
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155437/+

    yıl 1444...
    amasya'dan manisa'ya sancakbeyi olarak gelen şehzade mehmet, ilk iş olarak antik truva şehrine gidiyor ve truva kalıntılarını inceliyordu.

    9 yıl sonra 1453.
    manisa'daki şehzade mehmet büyümüş, han olmuş, başbuğ olmuş ve istanbul'u fethederek "fatih" olmuştu.
    işte istanbul'un fethinin fatih sultan mehmet açısından bir başka boyutu vardı.
    istanbul'un fethi doğu ile batı'nın mücadelesiydi.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155438/+

    istanbul'un fatihi fetihten sonra şunları tarihe not düşüyordu;

    “allah, beni bu şehrin ve halkının müttefiki olarak bu zamana kadar sakladı. biz bu şehrin düşmanlarına galip geldik ve onların vatanlarını aldık. burayı yunanlılar, makedonyalılar, teselyalılar ve moralılar almışlardı. bunların biz asyalılar'a karşı defalarca yaptıkları kötü davranışların intikamını, aradan birçok devirler ve yıllar geçmesine rağmen onların torunlarından aldık, biz truva'nın intikamını, hektor'un öcünü aldık...”

    truva'nın intikamının alınması batılıları öyle etkilemişti ki, bunun rövanşını mutlaka almalıydılar.

    aldılar da...

    1918 yılında istanbul'u fetheden osmanlı'yı teslim aldıkları ateşkes antlaşmasını mondros'ta ingiliz zırhlısı hms agamemnon'da imzalattılar fatih'in torunlarına.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155440/+

    agamemnon kimdi?
    truva savaşında yunan ordularının başkomutanı olan aka kralı...

    hiç şüphesiz ki osmanlı'yı teslim alan antlaşmanın bu gemide imzalanması bir tesadüf değildi.
    binyılların hesaplaşmasıydı...

    esasen hms agamemnon türk sularında sahneye bundan 3 sene önce truva savaşlarının gerçekleştiği yerde, 18 mart 1915'te çıkmıştı. 18 mart günü boğaz'a saldıran müttefik donanmanın boğaza ilk giriş yapan britanya-a filosunun ilk gemisi yine hms agamemnon'du...

    biz istanbul'u fethedip truva'nın intikamını almıştık, 450 yıl sonra ise onlar bizden bir kez daha hesap sordular...

    mondros limanında hms agamemnon zırhlısında istanbul'u teslim ettiğimiz antlaşma 30 ekim 1918'de imzalanmış, hms agamemnon zırhlısı mondros'tan demir alıp 3 sene önce geçemediği çanakkale boğazını rahatça geçerek istanbul boğazına demir atmıştı.

    bundan birkaç gün sonra 13 kasım 1918'de kartal istimbotundan boğazdaki düşman zırhlılarını gören bir çift mavi göz, bu enstantaneyi kabullenememiş, fatih'in emaneti istanbul'da topkapı sarayına dönük olan hms agamemnon'un 12 inçlik toplarına bakarak şu sözleri söylemişti;
    "geldikleri gibi giderler..."

    bu sözler hiç şüphesiz ki tekrar intikam almamızın müjdecisiydi.

    ve tekrar truva'nın intikamını almamız uzun sürmedi...

    hms agamemnon'da imzalanan teslimiyetten 4 yıl sonra.
    30 ağustos 1922...

    türk orduları başkomutanı mustafa kemal paşa iyi bir tarihçiydi.
    fatih sultan mehmet'in büyük hayranıydı.
    fatih'in truva'ya olan düşkünlüğünü ve istanbul'un fethinden sonra bu sözü söylediğini çok iyi biliyordu.

    osmanlı'yı mondros'ta agamemnon zırhlısında teslim alan güç, yunan ordularını da anadolu'yu köleleştirmek için sahaya sürmüştü.
    bu sefer karşılarında hektor değil, mustafa kemal vardı.
    binlerce yıl önce akhilleus'a yardım eden tanrılar bile mavi gözlü bozkurtun yönetimindeki türk'ün iradesi karşısında çaresiz kalmış, yunanları mağlubiyetten kurtaramamıştı...

    mustafa kemal, zafertepeçalköy'deki karargahında emperyalistlerin desteklediği yunan ordularının yok edilişini gördüğünde keyiflendi.
    önce; "hacıanesti gel de ordularını kurtar..." diye haykırdı.

    ardından şöyle dedi; şimdi hektor'un öcünü aldık...
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155441/+

    ne mutlu bize ki kahraman hektor'un mirasçısıyız.
    ne mutlu bize ki fatih sultan mehmet'in torunlarıyız.
    ne mutlu bize ki başbuğ mustafa kemal'in izindeyiz...

    #tarih
    4 0 ...
  • günümüzde bu kutlu fetihte herhangi bir payları varmış gibi, coşkulu bir şekilde istanbul'un fethini sahiplenen siyasal islamcı/tarikatçı taifesine mavi ekran verdirecek iki dönemdir...

    siyasal islamcılar ve tarikatçılar yakın tarihimizde iki dönemi fevkalade sahiplenirler.
    bu dönemler;

    a) 2. abdülhamid dönemi,
    b) demokrat parti (menderes) dönemi.

    lakin bu kitlenin bu iki dönem hakkında da bilmedikleri o kadar çok şey var ki, bu başlığa konu olan durum da onlardan biridir.

    dönem, ikinci abdülhamid dönemi...
    bakın iyi okuyun çocuklar, zira bu tarihi gerçekleri payitaht abdülhamid adlı saçmalıkta göremezsiniz.

    --- alıntı ---
    sultan abdülhamid zamanında istanbul’un fethinin kutlanması diye birşey sözkonusu değildi, zira hükümdar “rum vatandaşların hislerinin rencide olabileceği” gerekçesi ile kutlamalara izin vermiyordu...

    bunu, abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra senelerce doktorluğunu yapan ve hükümdarın kayda geçmiş “gerçek” sözlerinin yeraldığı tek eser olma kimliği taşıyan âtıf hüseyin bey’in notlarından öğreniyoruz...

    kaynak: murat bardakçı;
    https://www.haberturk.com...amalarina-izin-vermemisti
    --- alıntı ---

    işte "rumlar rencide olmasın" diye istanbul'un fetih kutlamalarının yasaklanmasına 1911 yılında son verilmiş, ittihat ve terakki, istanbul'un fethi kutlamalarını yeniden başlatmış, hatta şu bildirge ile bunu bütün dünyaya ilan etmiştir;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155411/+

    ******************************
    (ara not: bakınız burası çokomelli, istanbul'u fetheden osmanlı istanbul'un fetih kutlamalarını yasaklıyor ve bu yasağı ittihat ve terakki kaldırıyor.
    aynı şekilde osmanlı, mehteran bölüğünü kapatıp, mehter marşlarını da yasaklamıştır, yine bu yasağı 1914 yılında bizzat enver paşa'nın talimatlarıyla ittihat ve terakki kaldırmıştır.)
    ******************************

    abdülhamid'in yasakladığı fetih kutlamaları ittihat ve terakki partisi tarafından yeniden başlatılmış, ve cumhuriyet döneminde de kutlanmaya devam etmiştir.
    ta ki demokrat parti iktidarına kadar. (hani ezanı yeniden arapça okutup çomar avcılığı yapan parti)

    demokrat parti iktidarı da tıpkı abdülhamid gibi, "yunanlara ayıp olur" gerekçesiyle istanbul'un fethi kutlamalarını iptal etmiştir. (oysa ki aynı parti birkaç sene sonra 6-7 eylüll olaylarını tertipleyip rum vatandaşları istanbul'dan kaçırmıştır)
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155412/+

    bir başka kaynak: ilber ortaylı;
    https://t24.com.tr/haber/...iye-sona-erdirildi,342895

    yunan'a ayıp olmasın diye istanbul'un fethi kutlamalarını yasaklayan demokrat parti, aynı şekilde nato'da müttefikimiz olan ingilizler'e ayıp olmasın diye de kutül ammare zaferimizin yıldönümünü kutladığımız "kut bayramı"nın kutlanmasını da yasaklamıştır...

    evet siyasal islamcılar, tarikatçılar, gavsçılar, ikinci abdülhamidçiler, milletin adamı menderesçiler, ümmetçiler...

    hadi şimdi bugün elinize bir de filistin bayrağı alıp istanbul'un fethi kutlamalarına katılın ve bir kez daha gösterin ne kadar cahil ve ikiyüzlü olduğunuzu...

    sevgili arkadaşlar.
    istanbul'un fethi, fatih sultan mehmet han babamızın, bilim ile, teknoloji ile, akıl ve mantık ile ve de şanlı türk ordusunun gücü ile başardığı kutlu bir fetihtir.
    bu fetihte yobazların, tarikatçıların, şeyhlerin, şıhların, hocaların, imamların hiçbir dahli, gayreti ve katkısı yoktur.

    o yüzden fetih kutlamalarını sahiplenmek fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür türk milliyetçilerinin olmazsa olmazıdır.

    şunu asla unutmayın;
    19 mayıs'ı, 30 ağustos'u, 29 ekim'i ve 23 nisan'ı kutlamayanların bu milli günlerde hastalanıp safa yatanların, pandemiye sığınanarak milleti aptal yerine koyanların istanbul'un fethi kutlamaları koca bir yalandan ibarettir.
    bu riyakarlar ne yerli ne millidir.

    #tarih
    6 2 ...
  • since 1453...

    bugün 568. yıldönümü olan kutlu zafer... türk zaferi...

    anadolu'nun yiğit evladı, prens hektor'un intikamını aldığımız gün...

    kararlılığın, azmin, tutkunun sembolü.
    bilimin yobazlığa,
    aydınlığın karanlığa zaferi.
    imkansızın gerçeğe dönüşmesi ile bir çağın kapanıp yeni bir çağın başlangıcı.

    istanbul'un türkler tarafından fethi türk tarihi için son derece önemlidir, fakat bu fetih asıl dünya tarihi için önemlidir ve dünya tarihini değiştiren bir fetihtir.

    istanbul türkler tarafından fethedilmeseydi dünya belki de pek çok yenilikten ve teknolojik gelişmeden 100-150 sene geride kalacaktı.

    işte bu yüzden bu kutlu fetih, çağ açıp çağ kapayan bir hamledir.

    bugün ne yazık ki istanbul'un fethini, istanbul'un fethinde en ufak bir katkısı dahi olmayan siyasal islamcılar/tarikatçılar sahiplenmekte.

    oysa ki fatih sultan mehmet han babamız; "istanbul'un manevi destek ve iman ile fethedildiğini, göklerden gelen cübbeliler, sarıklılar ve evliyaların surlarda gedikler açtığını" belirten konuşmalar yapan hocası akşemseddin'e "şeyhim istanbul'u senin dervişler değil, benim kılıcım, benim askerim, benim toplarım aldı" diyerek bu kutlu fetihte yobazların, kara taassubun bir hakkı olmadığını net olarak ifade etmiştir.

    o yüzden istanbul'un fethinin övünmesini bu çağdışı siyasal islamcılara bırakmayıp, türklük gururu ve bilinci ile her sene daha farklı bir coşkuyla kutlamamız gerekir.

    bugün istanbul'un fethi...türkler tarafından fethi...
    fetih bayramımız kutlu olsun...

    havanın mavisinde, denizin yeşilinde
    bir türkü, orta asya’dan beri duymuşuz.
    anamızın sütünden bayraklara kadar
    yüce fetihle büyümüşüz...
    (fazıl hüsnü dağlarca)

    son olarak 1913 yapımı istanbul'un fethi filmi; l agonie de byzance;
    https://streamable.com/t9rtr

    #tarih
    9 2 ...
  • selam çokomeller, kanalıma hoşgeldiniz...

    yandaş medyayı ve yandaş medya patronlarını biliyorsunuz değil mi?
    bunlar içinde bir de "emanetçi" olanlar vardır.

    örneğin yıldırım demirören(tüpçü) bir emanetçidir.

    hürriyet, milliyet gibi gazeteleri, bazı televizyon kanallarını nasıl aldığını biliyoruz.
    bilmeyenler de bugünlerde sedat peker'den öğreniyorlar.

    işte bundan 65-70 sene önce, demokrat parti devrinde de emanetçi medya patronları vardı.
    emanetçi medya patronları vasıtasıyla yayın yapan yandaş medya sayesinde toplum yönlendirilir, çomarlık dozu ayarlanırdı...

    bu medya patronlarından biri şüphesiz ki mithat perin'dir...

    mithat perin, 1951 yılında ekspres gazetesini devralmıştır. daha doğrusu, örtülü ödenek ile alınan bu gazetede emanetçi patron olarak işe başlamıştır.

    mithat perin'in sahibi olduğu bu istanbul ekspres adlı gazete, taş çatlasın 20 bin tirajlı bir gazeteydi.

    ama yıllar içinde büyüdü, tirajını arttırdı.
    6-7 eylül olaylarının yaşandığı 1955 senesine gelindiğinde, 6-7 eylül olayları sırasında mithat perin'in gazetesi 250-300 bin tirajlı bir gazete olmuştu.
    (not: 27 mayıs ihtilali sonrası yapılan yargılamalarda, 6-7 eylül olayları öncesi mithat perin'in seka'dan yüklü miktarda kağıt alımı yapıp, gazete kağıdı stoğu yaptığı ortaya çıkmıştır)

    mithat perin'in gazetesi istanbul ekspres'te bir de genel yayın yönetmeni vardı.

    gökşin sipahioğlu...

    6-7 eylül olaylarının kıvılcımı olan "atatürk'ün evine bombalı saldırı yapıldı" haberini yapan gazetecidir gökşin sipahioğlu.
    bu haberi gazeteyi 2. baskıya sokarak vermiştir.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155072/+

    emanetçi yandaş bir gazete patronu, tetikçi ve yandaş bir genel yayın yönetmeni...sonuç: 6-7 eylül olayları...

    tabi bu gazetenin yandaşlığını sadece 6-7 eylül olayları ile sınırlı zannetmeyin.

    "kore'ye asker göndermemizin sünnet, hatta farz olduğunu" yazan gazete de budur.
    yine aynı gazete sürekli nato propagandası yapmaktaydı.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155073/+

    gazete, özellikle chp'ye saldırmayı kendisine bir görev addetmişti.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155071/+

    ayrıca, kurtuluş savaşı kahramanımız, milli şefimiz, batı cephesi komutanımız ismet inönü için alenen "vatan haini" ifadesini kullanan ve ismet inönü'yü, yunan general trikupis'i esir aldığı uşak'ta taşlanmasına sebep olan da yine bu ve benzeri gazetelerin yayınlarıdır.
    (bkz: 1 mayıs 1959 ismet inönü nün taşlanması/#41429277)

    ama 6-7 eylül olayları bu gazetenin sonu oldu.
    hükümet, olayların sorumlusu olarak bu gazeteyi gösterdi, olaylar sonrası ilan edilen sıkıyönetimin kararıyla da bu gazete kapatıldı.

    gazetesi kapatılan emanetçi medya patronu mithat perin, iktidar lehine yaptığı bu çalışmaların meyvesini alıyordu tabi.
    örneğin kendisi 6-7 eylül olaylarından 1.5 sene sonra demokrat parti'den milletvekili olmuş, daha sonra anadolu ajansı yönetim kurulu başkanı olup, aynı zamanda thy yönetim kurulu üyesi ve gazeteciler cemiyeti başkanlıklarını da üstlenmiştir. (kaç maaş ve huzur hakkı oldu kimbilir, bu size kimleri hatırlatıyor)

    bakınız burası çokomelli.
    istanbul ekspres gazetesinin, aynı zihniyette yayın yapan bir de küçük kardeşi vardı.
    izmir'de basılan ege ekspres gazetesi...

    bu gazetenin sahipleri de demokrat partili düvenci ailesiydi.

    bakınız izmir'deki küçük yandaş gazete 6-7 eylül olayları esnasında nasıl bir manşet atmıştı;
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2155075/+

    ayrıca izmir'deki küçük yandaş gazetenin yaptığı yayınlar ile, demokrat izmir gazetesi'nin matbaası halk tarafından basılmış ve tahrip edilmiştir.

    *************************
    şimdi sevgili arkadaşlar, 65-70 sene öncesinin medyasıyla, günümüzde gördüklerimiz arasında bir fark var mı?

    #tarih
    5 1 ...
  • konuyla pek alakalı değil ama, başlığı görünce aklıma şu tarihi anekdot geldi.

    edip servet tör...

    duydunuz mu hiç bu ismi?

    edip servet tör, atatürk'ün yakın çalışma arkadaşlarından biriydi. asker kökenli olmasına rağmen, cumhuriyetin ilanından sonra diplomasi alanına geçmiş, milletvekilliği de yapmıştı.

    günlerden bir gün, 30'lu yıllarda mekke'de büyük islam kongresi düzenlenecekti.
    kongreye türkiye'de davet edilmişti.

    türkiye o yıllar kılık kıyafet devrimini gerçekleştirmiş, türk milleti yobaz ve çağdığı görüntüden kurtulup, çağdaş ve avrupai görüntüye sahip olmaya başlamıştı.

    esasen atatürk türkiyesinin bu kongreye katılıp katılmayacağı merak ediliyordu.

    atatürk iş bu kongre için edip servet tör'ü yanına çağırdı ve şöyle dedi;

    --spoiler--
    "Mekke’ye gidip beni temsil edeceksin, Türksün ve müslümansın. Türklük, müslümanlığın öncüsü ve kılavuzudur. Müslüman milletleri medenileşmekten alıkoyan batıl itikatları yıkmak için mekke’ye şapka ile gireceksin. Kara taassup seni parçalamaya bile kalksa, başını vereceksin, fakat eğilmeyeceksin..."
    --spoiler--

    işte atatürk, devrimlerine böyle bağlıydı.
    o'nu devrimlerinden hiçbir güç alıkoyamazdı.

    edip servet tör, başına şapkasını taktı ve mekke'ye giderek, atatürk türkiye'sini başındaki şapka ile temsil etti.
    birkaç gün süren kongrede en çok itibar gören, en çok hayranlık duyulan delege, atatürk türkiyesini temsil eden edip servet tör olmuştu.

    o atatürk devrimleri için gerekirse başını vermeyi seçmiş ve modern türkiye cumhuriyetini mekke'de en güzel şekilde temsil etmişti.

    bu davranış hem geri kalmış islam coğrafyasına, hem de türkiye'yi bu geri kalmışlığın karanlığına gömmeyi arzulayan yobazlığa verilmiş güzel bir mesajdı.

    #tarih
    8 4 ...