#tarih

  • etiyopya'nın kuzeyinde bulunan ve 13. yüzyılda kayalara oyulan 11 kiliseden oluşan tarihi alan.
    yerel halk buradaki kayalara oyulan 11 kiliseden dolayı burayı "yeni kudüs" olarak tanımlıyor.
    kiliseler 13. yüzyılda oluşturulmuş, ama bu kayalara oyulan yapıların tarihi çok daha eski.

    rivayete göre mö 10. yüzyılda süleyman peygamber ve seba kraliçesi belkıs'ın oğlu olan menelik, kudüs'te babası süleyman'ın yanına gider.
    ve süleyman tapınağındaki ahid sandığını alıp buraya getirir ve 1974 yılına kadar kesintisiz 3000 yıl sürecek olan etiyopya krallığının süleyman hanedanlığı'nı burada başlatır.

    işte bu kaya kiliseleri olarak adlandırılan bu yapıların da dünya dışı bir teknolojiyle o tarihlerde inşa edildiği düşünülüyor.
    lalibela kaya kiliseleri hristiyanların bir hac yeridir. böyle bir hac yeri olması da bunların 13. yüzyıldan çok daha önceleri yapılmış ve bilinen bir yer olduğunun bir göstergesi.

    bu 11 kilisenin tamamı yüzeyden gözükmüyor, zira tamamı büyük kaya bloklarının içine yeraltında kalacak şekilde oyulmuş.
    o zamanın teknolojisi ile kayaları bu şekilde oymak, şekil vermek, lazerle kesilmiş gibi dümdüz kesmek nasıl mümkün olabilir?

    lalibela'daki kaya kiliseleri şunlar;

    bet Medhane Alem.
    lalibela kiliseleri
    lalibela kiliseleri

    bet maryam.
    lalibela kiliseleri

    bet golgotha mikael.
    lalibela kiliseleri

    bet meskel.
    lalibela kiliseleri

    bet denagel.
    lalibela kiliseleri

    bet giyorgis. (st george kilisesi)
    lalibela kiliseleri
    lalibela kiliseleri

    bet amanuel.
    lalibela kiliseleri

    bet abba libanos.
    lalibela kiliseleri

    bet gabriel-rufael.
    lalibela kiliseleri

    bet lehem.
    lalibela kiliseleri

    bet Qeddus Mercoreus.
    lalibela kiliseleri

    lalibela'daki kaya kiliseleri 1978 yılında oluşturulmaya başlanan unesco dünya kültürel mirası listesine ilk eklenen yerlerden biridir.
    http://whc.unesco.org/en/list/18
    http://whc.unesco.org/en/...&order=year#alpha1978

    #tarih
    #din
    #arkeoloji
    17 0 ...
  • şu rölyeftir.
    nemrut dağındaki aslan rölyefi

    rölyefin kırılmış parçalarının replikası yapılmış hali de şudur;
    nemrut dağındaki aslan rölyefi

    bu aslan rölyefi tarihin bilinen ilk horoskop'udur.

    rölyefin üst kısmında 3 yıldız bulunmakta, bu yıldızlar 3 gezegeni(jupiter, mars ve merkür) sembolize ediyor.
    bu gezegenlerden jupiter zeus'u, mars herkül'ü, merkür ise apollon'u temsil ediyor.

    aslanın boynunda ise bir ay ve yıldız var.
    buradaki ay, ay tanrısını ve aynı zamanda komagene krallığını sembolize ederken, yıldız ise dünyayı ve komagene kralı antiokhus'u ve antiokhus'un tanrıların kudretiyle kendisine bahşedilen dünya krallığını (dünyanın hükümdarlığını) sembolize ediyor.

    aslan rölyefinde aslanın gövdesindeki yıldızlar ise aslan takımyıldızı haritasını göstermekte.
    nemrut dağındaki aslan rölyefi
    nemrut dağındaki aslan rölyefi

    nemrut dağındaki aslan üzerinde yer alan bu yıldız haritasının bir tesadüf olmadığı, kesin bir bilgiyle yapıldığını yine dağın kendisinden öğreniyoruz.

    dağda bulunan muhtemelen bir mezar odası olan insan eliyle kazılmış büyük bir boşluk(baca) mevcut.
    35 derecelik açıyla kazılmış 150 metre uzunluğundaki bu boşluğun dip kısmında herhangi bir şey yok.
    fakat yılın iki gününde güneş ışınları bu boşluğun dibini aydınlatıyor.
    nemrut dağındaki aslan rölyefi

    bu günlerden birinde güneş aslan takımyıldızı ile aynı hizada, diğer günde ise orion takımyıldızı ile aynı hizada...
    buraya antik çağlarda cennet kapısı ismi verilmiş.

    günümüzden 2200 sene önce yapılan bir rölyefi yapanlar yıldızlar hakkında bu kadar bilgiye nasıl sahiplerdi?

    #tarih
    #arkeoloji
    #astroloji
    14 1 ...
  • avrupa, yahut basra körfezinden gelip bengal körfezindeki kalküta, dakka gibi şehirlere gidecek gemiler sri lanka adasının güneyini dolaşırlar.
    hindistan ve sri lanka arasındaki antik köprü

    oysa sri lanka ve hindistan'ın güneyi arasında "palk boğazı" adı verilen bir boğaz vardır ve bu boğaz kullanılsa gemilerin yolu kısalır, ama gemiler bu boğazı kullanamamakta ve sri lanka'nın güneyini dolaşmaktadır.

    50 km genişliğindeki bu boğaz gemilere geçit vermemektedir, zira boğazın suları çok sığdır (derinlik 1 metre civarında)
    hindistan ve sri lanka arasındaki antik köprü
    hindistan ve sri lanka arasındaki antik köprü

    50 km'lik boğazın büyük bölümü çok sığdır. yürüyerek kıyıdan denizin ortasına kadar gidilebilir.
    hindistan ve sri lanka arasındaki antik köprü
    hindistan ve sri lanka arasındaki antik köprü

    bunun bir benzeri ülkemizde de var. marmaris'teki kızkumu plajı...
    hindistan ve sri lanka arasındaki antik köprü

    hatta bodrum-güvercinlik'teki güvercinada yolu da böyledir.

    işte palk boğazındaki bu sığ ve dar geçit hindu inanışına göre antik bir köprüdür.

    rama setu...

    rama setu köprüsü, kutsal hint destanı ramayana'da, tanrı rama tarafından ona yardımcı olan maymun ordusuna yaptırılmıştır.
    hindistan ve sri lanka arasındaki antik köprü

    kötülüğün timsali ravana, rama tarafından yenilir ve ravana da intikam olarak rama'nın karısı sita'yı sri lanka'ya kaçırır.
    bunun üzerine rama karısını kurtarmak için maymun ordusu ile birlikte sri lanka'ya geçmek için hareket eder fakat karşılarına deniz çıkmıştır, işte bu denizi geçebilmek için bu köprüyü inşa ederler...

    rama setu, adem'in köprüsü olarak da bilinir.

    bu her ne kadar mitolojik bir hikayeyse de, palk boğazında yapılan sualtı araştırmalarında bu köprünün varlığını kanıtlayan bulgular elde edilmiştir.
    hindistan ve sri lanka arasındaki antik köprü
    hindistan ve sri lanka arasındaki antik köprü

    antik köprüyü oluşturan taş blokların doğal değil, insan elinden çıkma olduğuna inanan çok kişi vardır.
    hindistan ve sri lanka arasındaki antik köprü
    hindistan ve sri lanka arasındaki antik köprü

    ayrıca 1480 yılına kadar bu köprü boğazı geçmeye müsade eder haldeymiş.
    yani hindistan'ın güneyinden sri lanka'ya yürüyerek geçmeye müsade ediyormuş, lakin şiddetli bir fırtına ile köprü bağlantıları kopmuş ve yolun bir kısmı su altında kalmış, dağılmış ve bugünkü haline gelmiştir.

    19. yüzyılda rama setu'dan büyük gemilerin geçmesini sağlamak için ingilizler bir proje başlattılar. fakat bu projeyi hayata geçiremediler.
    zira hindu inanışına göre burası kutsal bir bölgeydi ve hindular bu projeye şiddetli tepkiler gösterdi.

    kanal projesi son olarak 2004 yılında gündeme geldi.
    hatta hindistan hükümeti "Rama tarafından inşa edilen bir köprünün tarihi olarak hiçbir kanıtının bulunmadığına" dair açıklamalar yaptı, fakat hindular bu projeye ve açıklamaya büyük tepki gösterdi.
    zira "rama tarafından yapılan bir köprü yok" demek, "rama yok" demek anlamına geliyordu, bunu bize uyarlarsak hükümetin "allah yok, kuran yok" diye açıklama yaptığını düşünün, neler olurdu acaba?

    işte bu rama köprüsü hindu inanışı için bu kadar önemli.
    hatta hinduların en önemli tapınaklarından biri olan Ramanathaswamy tapınağı, rama setu'nun başlangıç noktası olan Rameswaram adası'nda bulunmaktadır ve her yıl milyonlarca hindu buraya hac için gelmektedir.
    hindistan ve sri lanka arasındaki antik köprü

    #coğrafya
    #tarih
    #mitoloji
    30 7 ...
  • (bkz: khadi)

    yazın serin, kışın sıcak tutan kumaş.

    işte bulunmaz hint kumaşı denilen kumaş bu, adı khadi...
    elde dokunan ve ipekten elde edilen kumaş.
    hintliler buna "tanrının ipeğinden dokunan kumaş" derler.
    bulunmaz hint kumaşı

    eski çağlarda çok tercih edilen bir kumaş çeşidi, zenginliğin ve aristokratlığın sembolü.
    yunan mitolojisi ile alakalı tablolarda tanrıçaların, mitolojik kahramanların üzerinde bu kumaşı görürüz.
    bulunmaz hint kumaşı

    neyse...
    hindistan'da bu ipekli dokuma işi almış yürümüştü.
    fakat ingilizler hindistan'ı işgal ettiler.

    bu arada sanayi devrimi ile birlikte dokuma işi de makineler ile yapılmaya başlandı.
    fakat hintliler geleneksel yöntemlerle dokuma yapmaya devam ettiler.
    bu durum ingilizlerin tekstil ticaretine engel oluyordu.

    ve ingilizler khadi dokuyan hintli ustaların parmaklarını kesmeye başladılar.

    khadi dokuyan az sayıda usta da yeraltına çekildi ve kumaşları el altından dokumaya başladılar.

    böylece khadi üretimi oldukça düştü.
    piyasada bulunmamaya başladı.
    fiyatı arttı.
    khadi artık yoktu.

    bu yüzden bu kumaşa, "bulunmaz hint kumaşı" dediler.

    yıllar sonra bir adam çıktı.
    mahatma gandhi...

    ingilizlere karşı hindistan'ın bağımsızlık mücadelesini başlattı. (bkz: swadeshi)

    gandhi, swadeshi hareketini işte ingilizlerin yasakladığı bu kumaş üzerinden başlattı.
    zira khadi dokumacılığı hint inancına göre tanrının bir lütfuydu ve halkı birleştiren, bir arada tutan bir etkendi.
    gandhi hint halkından khadi kumaşı dokumalarını istedi.
    hatta ilk olarak da kendisi dokudu.
    bulunmaz hint kumaşı

    bulunmaz hint kumaşı'nın etrafında kenetlenen hintliler 1947'de bağımsızlıklarını kazandılar. (özgürlükleri daim olsun...)

    bağımsızlıktan sonra gandhi bizzat kendi dokuduğu bir bulunmaz hint kumaşını o zaman henüz prenses olan kraliçe 2. elizabeth'e gönderdi.

    şimdi artık bu kumaşı kolayca bulabiliyorsunuz.
    ama artık onu ustalar değil makineler dokuyor haliyle.

    bugün hindistan'da hala geleneksel yöntemlerle khadi dokuyan ustalar ve atelyeler mevcuttur.

    #tarih
    14 1 ...
  • yol medeniyettir.
    ve yol yabdılar...

    evet, babil imparatorluğu.
    sanat, tıp, felsefe, mimari, astronomi ve ticaret anlamında güçlü bir devlet.
    ve babil kenti, herkesin yaşamak istedikleri bir yer.
    duble yol yapıp tarih sahnesinden silinen uygarlık

    babilliler her konuda ileri gittikleri gibi, yol yapımında da çok ileri gitmişlerdi.
    tarihte ilk asfalt yolu yapan babillilerdir.

    ve bu yaptıkları yollar babil'in sonu oldu.

    zira babilliler ticaret gelişsin diye her yere "yol yabdı"lar.
    işte bu yaptıkları yollar sonucunda kontrol edemedikleri şekilde göç aldılar.
    (bkz: suriyeli mülteciler)

    bu göçleri kontrol edemediler.
    öyle ki babil'de halk 72 dil konuşuyordu. neticede bunca karışık kimlik birbirine girdi.
    ve bu iç karışıklık babil'in sonunu getirdi.

    yüzlerce yıl medeniyetin hüküm sürdüğü imparatorluk, yollar ve göçler yüzünden çöktü.

    ne kadar da kıskanılan bir ülkeye(!) benziyor bu hikaye.

    bizde de sürekli yol yapmakla övünenler var.
    yol yapıyorlar, her yere beton döküyorlar, inşaatlar, saraylar yapıyorlar.
    ve ülkemiz kontrolsüz göç alıyor.
    her yerden göçler alıyor.
    suriye'den, ırak'tan, afganistan'dan, afrika'dan.

    ipini koparan geliyor.

    allah sonumuzu hayır etsin.

    #tarih
    20 2 ...
  • osmanlı'nın tam 365 sene boyunca yapmadığı şey.

    abicim sen bilfiil tam 365 sene mısır'ı yönetmişsin, oraya sahip olmuşsun, bir allah'ın kulu da gidip "lan bu binalar ne böyle çölün ortasında" diyerek içine girip bakmamış.

    yok böyle bir vizyonsuzluk...

    1517'de mısır'ı fetheden ve hakim olan osmanlı'ya göre piramitler bir tahıl ambarıydı ve bu piramitler osmanlı kayıtlarına yusuf ambarı olarak geçtiler.
    mısır a sahip olup piramitlerin içine bakmamak

    yusuf peygamber firavun'un emrinde çalıştığı sırada mısır devletinin mali işlerinden sorumluydu ve bolluk yıllarında elde edilen ürünleri depolamak için devasa ambarlar inşa ettirmişti. işte bu piramitler o ambarlardı osmanlıya göre ve bu yüzden bunlara yusuf ambarı adı verildi.
    mısır a sahip olup piramitlerin içine bakmamak

    neticede birer tahıl deposuydu(!) bunlar, tahıl deposunun içine girip bakıp ne olacaktı ki?
    girmediler. araştırmadılar. içine bakmadılar...
    mısır a sahip olup piramitlerin içine bakmamak

    yahu bir içine gir bak, şu kabartmalar rölyefler nedir diye bir araştırsana. yok...
    mısır a sahip olup piramitlerin içine bakmamak

    şu sfenksler nedir abicim diye bir incelesene.
    mısır a sahip olup piramitlerin içine bakmamak
    mısır a sahip olup piramitlerin içine bakmamak

    piramitler ortaçağ'da avrupa'da biliniyordu, ama avrupalılar için piramitler macerası 18. yüzyıl sonunda napolyon'un mısır'a saldırması ile başlamıştı.(1798)
    aynı yıl britanya ve fransa donanmaları arasında cereyan eden abukir deniz muharebesi ile birlikte ingilizlerin dikkati de piramitlere ve mısır'ın antik kalıntılarına çevrilmişti.
    mısır a sahip olup piramitlerin içine bakmamak

    işte 18. yüzyıl sonunda başlayan avrupalıların antik mısır keşifleri 19. yüzyılın başında mısır hidivi olan kavalalı mehmet ali paşa ve sonra gelen mısır hidivlerinin desteği ile süratlendi ve mısır piramitleri ve antik mısır kalıntılarından tüm dünya haberdar oldu.

    bu dönemde dahi osmanlı hakimiyetinde olan mısır ve piramitler malesef osmanlı'nın ilgisini hiç çekmedi.
    oysa ki mısır'ın fethinden hemen sonra mısır'da bulunan bazı dikilitaşlar istanbul'a getirilmiş ve dikilmişti. hatta istanbul'un fethinden önce bizans döneminde mısır'dan getirilen Theodosius Dikilitaşı bunların en bilineniydi ve yüzyıllardır istanbul'un göbeğinde durmaktaydı, ama osmanlı bu dikilitaşın üzerindeki yazılar ile piramitlerdeki yazıları kıyaslama gereği bile duymadı malesef...
    mısır a sahip olup piramitlerin içine bakmamak

    ve tabi kaçan balık büyük oldu.
    mısır'dan çıkarılan hazineler, antik kalıntılar yağmalandı. bugün antik mısır uygarlığına ait pek çok eser dünyanın büyük müzelerinde sergileniyor.
    mısır a sahip olup piramitlerin içine bakmamak

    son olarak, istiklal marşımızı yazan mehmet akif ersoy'un piramitler önünde çekildiği fotoğraf;
    mısır a sahip olup piramitlerin içine bakmamak

    edit: mısır'a sahip çıkamayan osmanlı, aynı davranışı ege'de hakimiyeti altındaki bölgelerde de sergilemiş. hiçbir antik kalıntıya, tarihi yapıya önem vermemiş.
    misal atina'daki parthenon, cephanelik-baruthane olarak kullanılmış. burada görev yapan askeri birlik için de parthenon'un içine bir cami yapılmış.
    mısır a sahip olup piramitlerin içine bakmamak

    mısır, yunanistan böyle. peki ya anadolu.
    anadolu'daki tarihi eserler de aynı. özellikle 19. yüzyıldan sonra anadolu'daki antik kentlerin yağmalanmasına ses çıkarmamış osmanlı. pek çok eseri hediye etmiş. örneğin bergama şehrini komple almanlara vermiş, almanlar da bergama'yı komple berlin'e taşıyarak pergamon museum'u oluşturmuşlar.
    bu davranışın pek çok örneği mevcut, yazdık hep bunları;
    (bkz: tarihi eserleri çalınırken uyuyan osmanlı)
    (bkz: knidos aslanı/#42143796)
    (bkz: likya yı yağmalayan ingiliz charles fellows/#40532509)
    (bkz: abdülhamid in yurtdışına kaptırdığı tarihi eserler/#40529074)

    #tarih
    40 7 ...
  • göbeklitepe'nin kardeşi...

    göbeklitepe yakınlarında bulunan en önemli arkeolojik alanlardan.
    karahan tepe

    bu bölge tarih öncesi çağları aydınlatmak adına önemli bulgular sunuyor.
    tarihte bilinen en eski heykel urfa merkezdeki balıklıgöl höyüğü kazılarında bulundu.
    (bkz: urfa adamı heykeli/#41943474)

    yine tarihte bilinen en eski yapı, yerleşim yeri yine burada göbeklitepe'de.
    yukarıdaki haritada görüldüğü üzre birbirine çok yakın kazı alanları, yerleşkeler bulunuyor. örneğin harbetsuvan tepe kazılarında ortaya çıkarılan tapınak göbeklitepe'nin bir benzeri hatta eşi.

    karahan tepe dini merkezden ziyade bir yerleşim alanı gibi duruyor. zira karahan tepe yakınlarında 2014'te keşfedilen harbetsuvan tepe buranın dini merkezi görünümünde.
    (bkz: harbetsuvan tepesi/#42177606)

    burada ortaya çıkarılan yapıların da tarihleri göbeklitepe'dekiler ile aynı.
    karahan tepe yerleşkeleri mö 8000-10000 yıllarına dayanıyor.

    karahan tepe kazılarına bu ay başında başlandı.
    geçmiş dönemlerde de birtakım kazı çalışmaları yapılan karahan tepe'de dairesel dikilitaşlardan oluşan 30'a yakın yapı bulunuyor.
    karahan tepe

    karahan tepe'de bulunanlar henüz yüzeyde olanlar.
    karahan tepe

    karahan tepe'de hemen yüzeyde 250 civarı dikilitaş mevcut. dikilitaşlar şu şekilde;
    karahan tepe

    kazılar yapıldıkça buranın zengin kültürel mirası daha fazla gün yüzüne çıkacak.
    karahan tepe

    #tarih
    #arkeoloji
    10 1 ...
  • göbeklitepe'de bulunan tapınak benzeri bir tapınağın bulunduğu, şanlıurfa yakınlarındaki antik kazı alanı.
    harbetsuvan tepesi

    2014 yılında keşfedilen harbetsuvan tepesi adeta ikinci göbeklitepe...

    göbeklitepe tapınağında görülen t şeklindeki dikilitaşların aynısı burada da var ve aynı şekilde yerleştirilmiş.
    harbetsuvan tepesi

    harbetsuvan tepe'nin hemen 7-8 km kuzeydoğusunda bir başka kazı alanı var. karahan tepe.
    harbetsuvan tepe alanı, işte bu karahan tepe'ye bağlı bir yerleşke, yahut karahan tepe yerleşkesinin dini alanı.
    bu tip bir yerleşimi batı anadolu'da da görüyoruz.
    muğla'daki stratonikeia antik kenti ana yerleşim alanıyken, 6 km uzağındaki lagina dini merkezi ile bu ikilemelere en güzel örnektir.
    (bkz: stratonikeia antik kenti/#42070738)
    (bkz: lagina/#42032016)

    tabi stratonikeia ve lagina, karahan tepe ve harbetsuvan'dan çok daha yeni.

    harbetsuvan tepe kazılarında göbeklitepe'nin son dönemi ile tarihlenen bulgular ortaya çıkıyor.
    harbetsuvan tepesi
    harbetsuvan tepesi

    --spoiler--
    Harbetsuvan Tepesi’nde çakmak taşı, obsidyen gibi küçük buluntuların yanısıra, mimari kalıntılara da rastlandı. Küçük buluntuların çoğu yapıların içlerinde ortaya çıktı. Mimari olarak orta boyutlu taşlar ile kuru duvar tekniğinde dikdörtgen ya da kare planlı yapılar bulundu. Yapıların en dikkat çekici unsurları ise tıpkı Göbeklitepe gibi T biçimli dikili taşlar. Kireçtaşından yapılan bu dikilitaşların yüzleri düzleştirilmişti. Ayrıca birinin üzerinde el parmakları ve kemer tasviri bulunuyor.
    --spoiler--

    harbetsuvan'da ortaya çıkarılan 10 bin yıllık erkek heykeli;
    harbetsuvan tepesi

    #tarih
    #arkeoloji
    13 1 ...
  • ezan

    397.
  • ille de arapça okunulacak diye baskı kurulan islam dini'nin namaza çağrısı.

    neden arapça okunacak? her ulus kendi dilinde okusun.
    yok olmaz...
    neden? çünkü ilk ezan arapça, kuran arapça, o yüzden ezan arapça okunacak...

    vay be, faşizme bak.

    ezan ille de arapça okunacak diyenler, peki madem öyle ezan arabistan'dan mı çıkmış? ezan arapların mı? müslümanların mı?

    okuyun anlatıcam...

    öncelikle islam dininde ezan nasıl ortaya çıktı, ilk nasıl okundu onu hatırlayalım.

    biliyorsunuz hz muhammed ve müslümanlar medine'ye hicret ettikten sonra ilk camiyi yaptılar, ibadetlerini bu camide yapmaya başladılar.
    fakat namaz vakitlerinde tüm müslümanlar camiye toplanamıyor, cami kısmen boş kalıyordu.
    müslümanları namaz vaktinden haberdar edecek bir çağrı yöntemi aramaya başladılar.
    "çan" teklif edildi, ama çan hristiyanların kiliselerinde kullanıldığı için uygun bulunmadı.
    yahudilerin boynuz şeklindeki borusu (şofar-shofar) da yahudi nüfusunun çok olduğu medine'de (bkz: yesrib) kullanılamazdı.
    "ateş yakalım", "bayrak asalım" gibi teklifler de ortaya atıldı.
    hiç biri kabul görmedi.
    hz muhammed sahabeden bilal habeşi'ye ezan okumasını söyledi, bilal habeşi de ezan okudu ve bilal habeşi'nin bu çağrısı bundan böyle namaza çağrı olarak kullanılmaya başlandı...(bir rivayete göre bilal habeşi ezanı okuduktan sonra nereden aklına geldiği sorulmuş, o da "rüyamda gördüm" demiş.)

    peki neydi ezan?
    ezan bir çağrı, bir bildiriydi.
    kökeni de bugünkü etiyopya, yani o dönemki ismi ile habeşistan'dı...

    habeşistan'da ms 100 yılında aksum krallığı diye bir devlet kuruldu.
    aksum kralı abraha ms 330 yılında hristiyanlığı kabul etti, devletin resmi dinini de hristiyanlık yaptı.
    aksum krallığı dünyadaki ilk hristiyan devletlerden biridir.

    işte bu ilk hristiyan aksum kralı olan abraha'nın asıl adı "ezana"dır. kral ezana, hristiyan olduktan sonra adını "ibrahim peygamber"e atıfla abraha(ebrehe) olarak değiştirmiştir.
    ezan

    işte hristiyanlığa geçen aksum kralı ezana, hristiyanlığı tüm ülkesinde yaymak istiyordu.
    kral, artık isminin ebrehe olduğunu, krallığın resmi dininin hristiyanlık(ortodoks) olduğunu tıpkı islam'daki ezan gibi, insan sesi ile ve günün belli saatlerinde aralıklı olarak sürekli tekrarlatmak suretiyle ilan etti.
    ve halk da okunan bu ilana "kral ezana'nın bildirisi" anlamına gelen "ezan" dedi.

    hülasa, islam'da ilk ezanın bilal habeşi tarafından okunması bilal habeşi'nin sesinin gür olması, güzel olması, bunu rüyasında görmesi ile alakalı değil, bilal habeşi'nin bizzat habeş kökenli olması ve atalarından gelen bu gelenekten haberdar olmasından kaynaklıdır.

    şimdi hal böyle iken, bir habeşistan geleneği olan ezanı alınıp islam'a adapte edilirken, bu ezanın arapça okunma dayatması nedendir?
    ezan araplardan, arabistan'dan çıkmış bir şey değil ki?
    özünde hristiyanlık çağrısı olan bir gelenek. islam'ın etiyopya'dan devşirdiği ezan neden benim kendi dilimde okunamaz?

    not-1: habeş kralı ezana'nın babası olan kral ousanas'ın ünvanı ella allada'dir. bu kralın bir diğer ünvanı da ella amida'dır.(hamd edilen, hamd).

    not-2: aksum-habeş kralları arasında bir tane daha ella amida mevcut. bu ella amida'nın babası ise kral kaleb'dir. kendisi hem kral, hem de bir hristiyan azizidir.
    ezan

    kaleb bu bölgenin yerel dillerinde köpek anlamına geliyor, fakat hükümdar kaleb'in adının anlamı; "tanrıya adanmış, tanrıya bağlı, tanrının temsilcisi ve yeryüzündeki halifesi" anlamına gelir.

    yani; kaleb--->caliph--->halife...

    not-3: kuran'da fil suresinde bahsi geçen filleri ile kabe'ye saldıran ebrehe ile kral ebrehe farklı kişilerdir. fil suresinde geçen ebrehe aksum krallığının yemen valisi olan bir generaldir, kral ezana(ebrehe) ile alakası yoktur. ayrıca mekke'liler yemen'i de "habeşistan" olarak tanımlardı.

    not-4:bakınız burası çokomelli, etiyopya ortodoks hristiyanları tewahedo kiliselerine bağlıdırlar, ilk tewahedo kilisesi kral ezana tarafından yaptırılmıştır.
    tewahedo'nun tevhid anlamına geldiğini yazmamıza gerek var mı? yok.
    ezan

    islam mitolojisinde habeşistan etkisi çok daha fazladır, bu ayrı bir yazı konusu tabi. ben ezan'ın kökeni hakkında bilgi vermeye çalıştım biraz.

    ekler;
    etiyopya'daki ezana taşı(obelisk);
    ezan

    bir diğer ezana obeliski;
    ezan

    yemen'in başkenti sana'da bulunan al qalis kilisesi, burası "kaaba abraha" olarak biliniyor.
    ezan

    aksum kralları listesi;
    ezan

    #tarih
    #din
    9 3 ...
  • gecenin tablosu

    Artemisia Gentileschi-judith slaying holofernes(judith'in holofernes'i katletmesi)-1614.
    158,8 x 125.5 cm yağlıboya tablo...

    tabloda judith'in babil ordusu komutanı holofernes'i katletmesi betimlenmiş.
    bu hikaye eski ahit'te geçer.

    judith genç ve güzel bir duldur.
    holofernes ise kudüs'ü işgal eden yakıp yıkan, pek çok katliam yapan babil ordusu'nun komutanı.

    judith babil işgaline direnmeyen yahudilere kızar ve kendi başına birşeyler yapmaya karar verir.
    bir gece süslenir ve "direnişçi yahudilerin yerini söyleyeceğim" diyerek holofernes'in çadırına girer. birlikte içki içerler, holofernes sarhoş olur ve judith holofernes'i öldürür.

    bu olay ile birlikte judith ulusal bir kahraman haline gelir. zira judith'in yaptığı şey yahudileri cesaretlendirir, birlik olup babil ordusunu yenerler ve kudüs'ü kurtarırlar...

    bu tabloda aslında artemisia gentileschi kendi hayatını yansıtmakta bir intikam almaktadır.
    zira sanatçı henüz 19 yaşındayken ressam hocası agostino tassi'nin tecavüzüne uğrar.
    tecavüz sonrası hocasına elindeki bıçakla saldırır fakat başarısız olur. tecavüzcü ufak bir yara ile kurtulur.
    tecavüzcü hoca'yı şikayet ederler, mahkeme hocaya az bir ceza verir ve tecavüzcü kurtulur.
    tabi artemisia bu durum karşısında kahrolur.
    intikam almak istemektedir, lakin çaresizdir.
    bunun üzerine intikamını sanatını kullanarak almaya karar verir ve bu tabloyu yapar.

    tabloda betimlediği judith artemisia'nın ta kendisidir, holofornes ise ona tecavüz eden hocası.
    tabloda bir 3. kişi var, o da genç bir kadın. hizmetçi olarak geçiyor ama bence muhtemelen başka bir tecavüz mağdurunun betimlemesi o figür de...

    not: sanatçı bu tablodan 2 tane yapmış, diğer tabloda judith'in holofornes'in başını kestiği kılıç daha büyük.

    #resim
    #sanat
    #tarih
    14 1 ...
  • müthiş...
    tek kelime ile müthiş.
    bunca yıldır gidip her yerini gezdiğim antalya'da nihayet bu sene gitme fırsatı buldum.

    ankara'daki anadolu medeniyetleri müzesinden, istanbul'daki arkeoloji müzesinden daha çok hoşuma gitti.

    bir kere müzenin bahçesine arabanızla girebiliyorsunuz, otopark problemi yok. bu çok hoşuma gitti.

    ama en çok hoşuma giden şey ise şu oldu;
    antalya arkeoloji müzesi

    benim için son derece anlamlı bir söz...

    müze ilk olarak işgal döneminde italyanlar tarafından kurulmuş aslında.
    1919'da antalya ve çevresini işgal eden italyanlar bir yandan da antalya civarından topladıkları antik eserleri buradaki italyan konsolosluğunda toplayıp sergilemeye başlamışlar.
    fakat bazı öğretmen ve aydınlar buna tepki göstermiş ve bu vesile ile eserler konsolosluk binasından bir mescide taşınmış ve burada sergilenmeye başlamış ve böylece antalya'da ilk arkeoloji müzesi oluşturulmuş.

    müzede genelde perge'den çıkan eserler sergileniyor. perge heykelcilikte anadolu'da en ileri gelen yerlerden biri. zira perge ekolü diye bir şey var heykelcilikte.---> (bkz: perge ekolü)
    bir diğeri de meşhur afrodisias antik kenti ve afrodisias ekolü'dür.

    örneğin 2000 yıllık şu dansöz heykeli bu perge ekolü'nün en güzel örneklerinden biridir. (bkz: #39797108)
    antalya arkeoloji müzesi

    perge ekolü heykellerden bir derleme;
    antalya arkeoloji müzesi
    antalya arkeoloji müzesi
    antalya arkeoloji müzesi

    pergeliler tanrıları da unutmamışlar tabi.

    athena;
    antalya arkeoloji müzesi

    kalkanlı afrodit;
    antalya arkeoloji müzesi

    zeus;
    antalya arkeoloji müzesi

    hermes;
    antalya arkeoloji müzesi

    bunların dışında;

    artemis'in burçları'da çok ilgi çekici bir parça.
    antalya arkeoloji müzesi

    perge'nin anıtsal çeşmesi, bir antoninler çeşmesi değil ama gayet heybetli yine de.
    antalya arkeoloji müzesi

    ve müzenin gözbebeği.
    herakles lahidi.
    antalya arkeoloji müzesi

    herakles lahidi 1960'lı yıllarda yapılan kaçak kazılarla yurtdışına kaçırılmış ve uzun uğraşlar sonucu 2017'de ait olduğu yere geri getirilmiş eşsiz bir parça.--> (bkz: #42069190)
    antalya arkeoloji müzesi

    tabi yurtdışına kaçırılıp geri getirilen başka eserler de var.
    antalya arkeoloji müzesi

    yukarıdaki görselde sağ baştaki parçalanmış lahit bunlardan biri.

    şu aşağıdaki lahit de brooklyn müzesinde tespit edilip geri alınmış.
    antalya arkeoloji müzesi

    ve kumluca sion hazinesi.
    antalya arkeoloji müzesi
    antalya arkeoloji müzesi

    1963 yılında bir çiftçi tarafından bulunan bu eşsiz hazine de yurtdışına kaçırılmış, müzede sergilenen elimizde kalan parçalar. hazinenin kalanı ise washington'da bir müzede sergileniyor ne yazık ki...
    (bkz: #42066199)

    diğer bazı eserler ve müzenin bahçesindeki tarihi eserler;
    antalya arkeoloji müzesi
    antalya arkeoloji müzesi
    antalya arkeoloji müzesi
    antalya arkeoloji müzesi

    not: bu arada uludağ sözlük'te burası için sadece 5 entry girilmiş olması da çok üzücü bir durum.

    #tarih
    #arkeoloji
    #sanat
    18 0 ...
  • dünyaca ünlü british museum'a girdiğinizde sizi dev bir aslan heykeli karşılar.
    knidos aslanı

    bu heykelin adı "the lion of knidos"tur.

    yani knidos aslanı...antik knidos kentinin sembolü...

    knidos?
    british museum?
    ne alaka?

    knidos anadolu'nun en batısında, yani türkiye'de.
    aslanı ise londra'da...
    knidos aslanı

    bu koca knidos aslanı bunca yolu nasıl gitmiş peki?

    yukarıda da belirttiğimiz üzre knidos aslanı knidos kentinin en önemli sembollerinden biri.
    kentin bir diğer sembolü ise dünyanın ilk nü tanrıça heykeli olan afrodit heykeli. (bkz: aphrodite of knidos)
    ama ne tesadüf ki knidos'un afrodit heykeli de kayıp.
    (bkz: knidos afrodit heykeli/#40337849)

    neyse konumuz knidos aslanı.
    knidos aslanı knidos için çok önemli. zira bu aslan heykeli, knidos kentini işgalden kurtaran conon adlı savaşçı ve silah arkadaşlarını temsil ediyor.
    antik knidoslular, kenti kurtaran kahramanı ve silah arkadaşlarını ölümsüzleştirmek için onların anısına bu dev aslan heykelini yapmışlar ve kentin en işlek caddesine yerleştirmişler.

    conon'un anısına yapılan bu aslan heykeli 2000 yıldan fazla süre olduğu yerde durmuş.
    ta ki charles newton adlı bir ingiliz görene kadar.

    sene 1838.
    istanbul'un baltalimanı semtinde britanya imparatorluğu ile osmanlı devleti arasında bir antlaşma imzalanıyor ve o imzalanan antlaşma ile ingilizler osmanlı devleti sınırları dahilinde vizesiz, pasaportsuz gezebilmek, serbest ticaret yapmak, maden aramak gibi ayrıcalıklar elde ediyor.

    işte bu tarihten sonra maceraperest ingiliz asilzadeleri osmanlı topraklarına hücum ediyor.
    kimisi mısır'a, kimisi suriye'ye, ürdün'e, ırak' gidip piramitleri, petra'yı, babil'i, ninova'yı, palmira'yi araştırıyor.
    kimisi de uygarlığın beşiği anadolu'ya gelip efes'i, bergama'yı, likya şehirlerini, karya şehirlerini araştırıyor.
    (bkz: likya yı yağmalayan ingiliz charles fellows)

    ---------------------------
    ara not: bakın burası çokomelli, baltalimanı antlaşması ile türkiye'ye giren ingilizler, çukurova topraklarının pamuk ekimine uygun olduğunu keşfediyorlar ve çukurova'da pamuk tarımı yapılmaya başlanıyor. böylece avrupa'nın pamukta abd'ye bağlılığı sona eriyor...
    ----------------------------

    adaşı charles fellows likya bölgesini yağmalarken, işte bu charles newton denilen şahıs da knidos'a geliyor.

    charles newton tabi knidos'a yalnız gelmiyor.
    2 ingiliz gemisi ve 300'den fazla adamla dalıyorlar knidos'a.
    delik deşik ediyorlar antik kenti.
    kimse de "hop hemşerim napıyon sen" diye sormuyor, nasıl sorsun ki, ellerinde payitahttan aldıkları kapı gibi izin var...

    hatta yöre halkı kahvede oturup bunlara bakıyor ve "delikler açan deli ingiliz" lakabını takıyorlar charles newton'a.

    bakın burası da çokomelli, 170-180 sene önce o kahvede oturup ingilizleri seyreden köylüler, bugün yazı köyünde hala oturup gelip geçeni izliyorlar. inanmayan gidip bakabilir, bir milim ilerleme, bir gram değişiklik yok yani zihniyette. anadolu köylüsü 200 yıl geçse bile aynı yani.

    neyse,
    charles newton denilen hırsız şerefsiz tam 1.5 sene knidos'ta kalıyor.
    2 gemi dolusu heykel, taş, yazıt vs gemilere dolduruyor ve ingiltere'ye götürüyor.
    işte o 2 gemi dolusu tarihi eser arasında bu knidos aslanı da mevcut.
    knidos aslanı'nı vinçler yardımıyla yerinden kaldırıp yüklüyorlar gemilerine.
    knidos aslanı

    charles newton bu başarısının ardından ingiltere'ye döndüğünde "sir" ünvanı ile ödüllendiriliyor.
    yani ingilizce'de "sir" demek yağmacı-hırsız demek, ibne gibi puşt gibi bir şey, ama onlar bunu asillik zannediyorlar.

    gel zaman git zaman bizim datçalılar tarih öğreniyor ve bu knidos heykelini british museum'da görünce farkına varıyorlar.
    datça'ya bu heykelin benzerini dikiyorlar.
    knidos aslanı

    yani orijinal knidos heykelinden 2000 yıl sonra benzerini yapmaya çalışıyoruz, ama sonuç onca gelişmişliğe ve teknolojiye rağmen rezalet.
    ve bugün datçalılar knidos aslanı'nı ingilizlerden geri istiyor.

    tabi ki heykel izin dahilinde götürüldüğü için ingilizler kendi istekleri ile vermedikten sonra yapacak bir şey yok.

    #tarih
    #arkeoloji
    20 0 ...
  • bu ülke kolay kazanılmadı...
    bu ülkenin her taşında, her karışında emeği olan yığınla kahramanlar var.

    şimdi onlardan birini tanıyacaksınız.

    adı: ismail hakkı okday...

    ismail hakkı bey kimdir?
    ismail hakkı bey, son osmanlı sadrazamı ahmet tevfik paşa'nın oğludur.
    ahmet tevfik paşa, atina sefirimiz iken burada dünyaya gelmiştir.
    galatasaray lisesi ve harp okulunda okumuş, subay olunca da prusya askeri akademisinde eğitim görmüştür.
    balkan savaşı ve 1. dünya savaşında bulunmuş, 1917'de veliaht şehzade olan vahdettin'in kızı fatma ulviye sultan ile evlenmiştir.

    harp sonrası vahdettin padişah, babası ahmet tevfik paşa da sadrazam olunca ismail hakkı bey sarayın erkan-ı harp şubesinin başına getirildi...

    ne var ki mondros mütarekesinin hemen ardından istanbul işgal edilmiş, anadolu'nun işgaline başlanmıştı.
    ismail hakkı bey her türk subayı gibi bu durumu kabullenemiyordu.

    ismail hakkı bey işgaller ile birlikte karakol örgütü ile hareket etmeye başladı. saraydaki yardımcısı yüzbaşı neşet çopur bey de hamza grubu'nun istanbul mümessiliydi.
    bir yandan saraydaki görevini ifa ediyor, diğer yandan elinden geldiğince milli mücadeleye destek oluyor, istihbarat sağlıyordu.

    ismail hakkı bey'in en önemli istihbaratı şüphesiz ki mustafa kemal'i samsun'a götürecek olan "bandırma vapuru'nun batırılacağına" dair bilgi verip önlem alınmasını sağlamaktı.

    hem ismail hakkı bey, hem çopur neşet bey değerli subaylardı.
    her ikisi de ankara'ya gidip milli mücadeleye katılmak, vatanın kurtuluşuna katkıda bulunmak istiyorlardı.
    neşet bey önden gitti, ismail hakkı bey'in ise kaçacağından şüpheleniliyor ve göz hapsinde tutuluyordu.

    ayrıca daha önce kuvvacılara katılan şehzade ömer faruk efendi de kurtuluş savaşına katılmak için anadolu'ya geçmeye çalışmış, lakin yakalanmıştı.
    kısacası bütün dikkatler çok kıymetli bir subay olan ismail hakkı bey'in üzerindeydi.

    dikkat çekmemesi lazımdı.

    eşi ulviye sultan ile kavga etti. hatta bu yüzden eşi ile yataklarını ayırdı.
    ismail hakkı bey bir süre eşi ile kavgalı, yatakları ayrı bir şekilde sarayda yaşadı.

    ismail hakkı bey şöyle anlatıyor;

    --- spoiler ---
    düşündüm, taşındım, her şeyden evvel ulviye sultan’la yattığımız yatak odasından ayrı bir odada yatmam gerektiği neticesine vardım. zira erkenden kalkıp giyinmem, odadan çıkmam o’nun tarafından dahi fark edilmemeliydi.
    bunun içinde şu çareyi buldum: ulviye sultan’la basit bir münakaşa sebebi çıkarıp yatak odamı ayırmak ve geceleri yalnız başıma geçirmek. hareketimden bir hafta evvel, bunu başardım ve yatak odamı ayırdım. ulviye sultan bu hale fena halde kızdı, hatta öfkesinden ağladı bile.
    işi annesi nazik eda başkadın efendi’ye açmış, vahdettin han’ın yaşlı fakat iyi niyetli hanımı konağa kadar gelip anlaşamamamızın sebebini benden sordu.bu muhterem kadın, beni çok severdi. fakat kızının kaprislerini bildiği için yatıştırıcı tavsiyelerde bulunmakla yetindi.
    --- spoiler ---

    vatan kutsaldı.
    mevzubahis vatansa gerisi teferruattı.

    bir sabah ismail hakkı bey eşi ve küçük kızını sarayda bırakarak koyun tüccarı mustafa ağa kimliği ile inebolu'ya kaçtı.
    oradan istiklal yolu güzergahı ile ankara'ya vardı ve milli mücadeleye katıldı.

    ismail hakkı bey'in firarı ingilizleri deliye döndürdü, vahdettin'e bunun hesabını sordular.
    tabi vahdettin de bu firarı ismail hakkı bey'in babası sadrazam ahmet tevfik paşa'dan sordu.

    vahdettin, tevfik paşa'ya sorar; "oğlun nerede?"

    paşa yanıtlar; "bunu benim size sormam icap eder, hem damadınız hem saray erkân-ı harbidir..."

    vahdettin yanıtlar; "oğlun anadolu'ya iltihak etti..."

    tevfik paşa bu cevaptan gayet memnun kalmış bir şekilde ingiliz kuklası padişaha gülümseyerek yanıt verir;
    "çok memnun oldum, belindeki kılıncın şerefine layık bir evlatmış!..."

    bu tarihi cevap tevfik paşa'nın anılarının yayınlandığı kitapta şöyle geçer;
    saraydan kaçıp milli mücadeleye katılan damat

    sadrazam tevfik paşa'nın bu kaçıştan haberi var mıdır, yok mudur bilemiyoruz, ama kuvvetle muhtemel ki paşa'nın bu firardan haberi vardı, hatta oğluna yardım etti.

    ismail hakkı bey'in saraydan kaçıp milli mücadeleye katılması ile birlikte padişah ve halife vahdettin kızını ismail hakkı bey'den boşattı ve başka biriyle evlendirdi. ismail hakkı bey küçükken bırakıp gittiği kızı suade hümeyra sultan'a, atatürk'ün çıkarttırdığı özel izinle ancak 1924 yılında
    kavuşabildi.

    kurtuluş savaşımızda 16. tümen'in kurmay başkanlığını yapan ismail hakkı bey, milli mücadeleden sonra her türlü saray ünvanından binlerce kat daha kıymetli olan kırmızı şeritli istiklal madalyası ile ödüllendirildi ve yeni kurulan türkiye cumhuriyetine asker ve büyükelçi olarak uzun yıllar hizmet verdi.

    ruhu şad, mekanı cennet olsun...
    saraydan kaçıp milli mücadeleye katılan damat

    sizlere neden ismail hakkı okday'ı anlattım?
    ismail hakkı okday türkiye cumhuriyeti'ne uzun yıllar büyükelçi/konsolos olarak hizmet etti.
    kendisi cumhuriyetimizin moskova, filibe, bari, basra ve viyana başkonsolosluğunu yaptı...
    Bugün bazı damatlar devletin bölünmez bütünlüğüne darbe vurulmaya çalışılırken sırıtıyor,
    bugün başka ülkelerin vatandaşı olanlar büyükelçi olarak atanıyorlar malesef. Bir devlet nereden nereye geldi.
    (bkz: belçika vatandaşını tc büyükelçisi yapmak)

    #tarih
    15 1 ...
  • türklerin anadolu'ya 1071'de geldiğini iddia eden hint avrupa odaklı tarih anlayışının kölesi andavallar ile kürt sevicisi hevallere kapak niteliğindeki izlerdir.

    anadolu'daki öntürk izlerini daha önce çeşitli başlıklarda işlemiştik.
    (bkz: hakkari gevaruk yaylası)
    (bkz: cunni magarasi)
    (bkz: ankara güdül deki 2800 yıllık kayı tamgası)
    (bkz: erenköy yazıtı)
    (bkz: çanakkale de bulunan mö 5 yy türk rölyefi)
    (bkz: türki krallığı)

    şimdi anadolu'nun kadim türk yurdu olduğuna dair bir başka detay, kağızman-geyiklitepe'de sıra...

    Kaya panoları, kars'ın Kağızman ilçesinin Şaban Köyü’nün 5 km kuzeybatısında, Çallı Köyü’nün ise 3 km kuzeybatısında 2247 m yükseklikte yer alan Geyiklitepe olarak adlandırılan kayalıklarda bulunmaktadır.
    Panolarda dağ keçisi, ceylan, geyik, at, deve, köpek, tilki ve kuşların var olduğu tuzak sahneleri bulunmaktadır.
    Ayrıca Hayat ağacı ile birlikte Türk Tarihi açısından önemli olan runik harflerin varlığı görülmektedir.
    yine aynı bölgede öntürk tipi kurganlar da bulunmuştur.
    Yapılan değerlendirmeler sonucunda mö 3000-2000 yıllarına ait bu panoların Anadolu’ya ilk gelen Türk boylarına ait olduğu düşünülmektedir.

    zaten buraya geyiklitepe ismi, bölgede geyik bulunmasından dolayı değil, kayalara çizilmiş geyik resim ve motiflerinden dolayı verilmiştir.
    geyik-alageyik malum türk mitolojisinin ve kültürünün önemli bir unsurudur, hatta türk destanlarında dahi yeri vardır.

    yine geyiklitepe-şaban köyü'nün 5 km güneybatısında bulunan camuşlu köyündeki kurbanağa mağarasında erken tunç çağına ait öntürk kaya resimleri bulunmaktadır.

    gerek geyiklitepe, gerek camuşlu'da bulunan kaya resimleri özbekistan'daki zardur kaman mağarası ve pamir dağlarındaki sakta mağarasında bulunan kaya resimleri ile benzerlik taşıyor.
    aynı benzerlikler hakkari gevaruk yaylasındaki kaya resimlerinde de var.

    bu bölge adeta bir öntürk yerleşkesidir ve günümüzde çalışmalar devam etmektedir.

    bakınız şu kaya resmi çok önemli;
    kağızman geyiklitepe tunç çağına ait türk izleri

    at üzerinde bir savaşçı kurt başlı tuğ taşıyor. atın kuyruğu topuz yapılmış ve savaşçı at sırtında yay kullanırken betimlenmiş.
    tunç çağında at üzerinde ok atabilen, savaşabilen tek kavim üzengi sistemini kullanan türklerdi.

    geyiklitepe kaya resimleri;
    kağızman geyiklitepe tunç çağına ait türk izleri
    kağızman geyiklitepe tunç çağına ait türk izleri

    camuşlu kaya resimleri;
    kağızman geyiklitepe tunç çağına ait türk izleri
    kağızman geyiklitepe tunç çağına ait türk izleri

    geyiklitepe kurgan;
    kağızman geyiklitepe tunç çağına ait türk izleri
    kağızman geyiklitepe tunç çağına ait türk izleri

    #tarih
    #arkeoloji
    15 1 ...
  • kurtuluş savaşı bir destan...
    başlı başına ve her anı ile ele alınması gereken bir destan.

    kurtuluş savaşımız 19 mayıs 1919'da atatürk'ün samsun'a çıkışı ile başladı ve 9 eylül 1922'de ordumuzun izmir'e girişi ile sona erdi diyoruz hep.

    öyle mi?
    9 eylül'den sonra da yer yer bazı çatışmalar yaşandı.
    örneğin kurtuluş savaşı'nın son kurşunu bandırma'da atıldı. 17 eylül 1922'de yunan kuvvetleri ile son çarpışmalar burada yaşandı ve buna istinaden bandırma'daki ayyıldıztepe denilen mevkiye son kurşun anıtı dikildi.
    kurtuluş savaşının bilinmeyen cephesi revandiz

    peki ya sonra?
    işte o sonrası nedense hiç anlatılmaz.
    güneyde verilen savaş. güneyde verilen mücadele...

    17 eylül 1922'den sonra da kurtuluş savaşımız devam ediyordu.
    hemde bugünkü sınırlarımızın dışında, ama misak'ı milli sınırlarımızın içinde. ırak'ta devam ediyordu...

    işte bu devam eden mücadele tarihimize revandiz harekatı adıyla geçmiştir.

    şubat 1922.
    sakarya meydan muharebesi'ni kazanan türk ordusu, anadolu'yu tamamen düşman işgalinden temizlemek amacıyla büyük taarruz hazırlıkları yapıyordu.
    fakat büyük taarruz hazırlıkları yapılırken güney ihmal edilemezdi. zira ingilizler musul ve kerkük'e iyice yerleşmiş, buradaki hakimiyetlerini pekiştirmişti.

    bölgede yaşayan kürt, arap ve türkmen aşiretlerin bir kısmı ingiliz işgaline karşı direniş gösteriyorlardı.
    bu direnişler en çok kerkük ve revandiz'deydi.

    aşiretler ingilizlere karşı türkiye'den destek istiyorlardı.

    mustafa kemal paşa ve fevzi paşa musul üzerine bir harekat yapmayı düşündüler, bu iş için de bölge halkı tarafından bilinen, tanınan ve sevilen bir isim olan yarbay şefik bey'i görevlendirdiler.

    yarbay şefik bey kimdi?
    yarbay şefik bey, kanuni sultan süleyman dönemi paşalarından habeşistan fatihi özdemir paşa'nın soyundan geliyordu.
    1885 yılında kahire'de doğmuş, iyi bir eğitim almıştı. 1. dünya savaşı'nın başlamasıyla birlikte türkiye'ye geldi ve gönüllü olarak osmanlı ordusuna katıldı. 3 dil bildiği için teşkilat'ı mahsusa'da görev aldı.

    1. dünya savaşı'nın bitmesi ile ülkenin işgale uğramasının ardından kuvayi milliye kuvvetlerine katıldı ve bizzat mustafa kemal paşa'nın emri ile hatay ve antep'te milis kuvvetlerini örgütlemek üzere görevlendirildi...
    kurtuluş savaşının bilinmeyen cephesi revandiz

    yarbay şefik bey musul üzerine bir harekat yapacaktı.
    fakat bir sorun vardı. yarbay şefik bey'in emrine kumanda edeceği bir kuvvet verilmeyecekti...
    kurtuluş savaşının bilinmeyen cephesi revandiz

    şefik bey asker sorununu nasıl çözdü?
    şöyle ki, ülkemizin güneyini işgal eden fransızlar ile sakarya savaşı sonrası ekim 1921'de ankara antlaşması imzalandı. bu antlaşma ile fransız askerleri işgal ettikleri bölgeleri boşaltıp türkiye'den çekildiler. lakin fransızlarla yapılan mücadele sırasında fransız ordusunda olup, kuvayi milliye kuvvetlerimize teslim olan cezayir'li ve tunus'lu askerler vardı. fransızlar çekilirken afrika'dan getirdikleri bu askerleri götürmemiş, akıllarına bile getirmemişlerdi.
    işte şefik bey bu cezayir ve tunuslu askerler ve emrine verilen birkaç subay ile birlikte 1922 haziran'ında ırak'a girerek kurtuluş savaşımızın revandiz harekatı'nı başlattı.
    kurtuluş savaşının bilinmeyen cephesi revandiz

    1922 yılının haziran ayında kuzey ırak'a giren yarbay şefik bey'e bölgedeki türkmen ve kürt aşiretler destek verdiler.
    türk ordusu 30 ağustos 1922'de dumlupınar'da zafer kazanırken, ertesi gün 31 ağustos'ta kuzey ırak'ta, derbent'te yarbay şefik bey ve kuvvetleri ingilizlere karşı bir başka zafer kazanıyor ve bu zafer ile birlikte musul, kerkük ve süleymaniye birkaç gün içinde türklerin kontrolüne geçiyordu.
    kurtuluş savaşının bilinmeyen cephesi revandiz

    yarbay şefik bey'e destek veren kürtler arasında defacto kürdistan krallığı'nı ilan eden şeyh mahmut berzenci, simko, barzani aşireti gibi kürt aşiretleri ve liderleri de vardı.

    ingilizler de bölgeyi türk kontrolüne bırakmaya niyetli değildi.

    ingilizler önce şeyh mahmut berzenci ile anlaştı, kendisine süleymaniye valiliği verildi, simko ve barzan aşiretleri de para ve tehdit ile satın alındı.

    işler tersine dönüyordu.
    kürtlerin ingilizler ile işbirliği yapmaları ile birlikte yarbay şefik bey'in gücü azalmıştı.
    ama buna rağmen ismail simko'yu mağlup etmeyi başardı.
    şefik bey ankara'dan defalarca yardım istedi fakat türkiye'den herhangi bir yardım gelmedi.

    buna rağmen şefik bey ve emrindeki bir avuç asker revandiz harekatını sürdürmeyi devam ettiler.
    1923 yılı nisan ayına kadar bölge kontrolümüz altında kaldı.
    fakat ingilizler kuzey ırak'ı ve musul'u kontrol edebilmek için hindistan'dan binlerce yeni asker takviye getirmişlerdi.

    türkiye bu esnada lozan görüşmelerine odaklanmıştı.
    fakat lozan görüşmeleri bir türlü başlamıyor, ingilizler lozan görüşmelerine katılmıyorlardı.

    işte burada şefik bey'in yaptığı direniş, ingilizleri lozan'da masaya oturtan en önemli unsurdu.
    ingilizler lozan'da masaya oturmak için ankara'dan revandiz harekatına son vermesini istemişler, ankada'da bu yüzden ırak'a kuvvet göndermemiştir.
    şayet şefik bey ve askerleri kuzey ırak'ta revandiz harekatını yapmamış olsalardı, ingiltere zaten her istediği elinde olan bir taraf olarak lozan'ı bekletecek, masaya oturmayacaktı...

    işte ingilizlerin lozan'da masaya oturması karşılığında revandiz harekatı'na son verildi. şefik bey ankara'nın talimatı ile musul civarından geri çekilerek revandiz'e geldi. "hiç olmazsa revandiz elimizde kalsın" diye mücadele etti, hatta güneydeki şii aşiretlerle temasa geçerek yeni bir ordu oluşturmaya çalıştı.
    bu kez ingilizlerin desteği ile hareket eden barzan ve palik aşiretlerinin saldırısına uğradı ve malesef revandiz'den de geri çekilerek iran sınırını geçti ve iran makamlarına teslim olarak türkiye'ye iade edilmeyi talep etti.

    yarbay şefik bey ve arkadaşları 10 mayıs 1923'te van'a ulaştılar böylece kurtuluş savaşımızın son harekatı olan revandiz harekatı resmen sona ermiş oldu...
    kurtuluş savaşının bilinmeyen cephesi revandiz

    revandiz harekatı, özdemir bey harekatı olarak da adlandırılmıştır.
    zira yarbay şefik bey, soyadı kanununun çıkmasından sonra ailesinin adı olan özdemir'i soyismi olarak almış ve şefik özdemir olmuştur.

    şefik özdemir cumhuriyet'in ilanından sonra gaziantep'e yerleşerek ticaret işleri ile uğraştı, daha sonra siirt mebusu oldu.
    1951 yılında vefat ettikten sonra gaziantep şehitliği'ne silah arkadaşlarının yanına defnedildi.

    -----------------------
    ----------------------
    belge-1;
    kurtuluş savaşının bilinmeyen cephesi revandiz

    belge-2;
    kurtuluş savaşının bilinmeyen cephesi revandiz

    belge-3;
    kurtuluş savaşının bilinmeyen cephesi revandiz

    #tarih
    17 2 ...
  • bugün türk'ün makus talihinin yenildiği sakarya zaferimizin 98. yıldönümü.

    mangal dağı ise, sakarya meydan muharebesi'nin en şiddetli çarpışmalarının yaşandığı mevzilerdir.

    burası mangal dağı;
    sakarya zaferi ve mangal dağı

    tabiri caizse türk'ün son kalesi...
    yunanlar mangal dağı'nı düşürerek haymana ovasına inmeyi ve ankara yolunu açmayı hedeflemişti.

    şiddetli çarpışmalar sonrası mangal dağı 30 ağustos 1921 tarihinde düştü,
    mangal dağı düşünce batı yönünden taarruz eden yunan kuvvetleri de türbe tepe'yi düşürdü, güney ve batı yönünden taarruz eden yunan kuvvetleri birleşerek daha sonraki gün de çal dağı'nı aldılar.

    cephe yarılmış, ankara yolu açılmıştı artık.

    bir kişi hariç herkes "savaşı kaybettik" diye düşünürken, o bir kişi çıktı ve;
    "hatt-ı müdafaa yoktur; sath-ı müdafaa vardır. o satıh bütün vatandır.
    vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça vatan terk olunamaz.
    onun için küçük, büyük her birlik, bulunduğu mevziden atılabilir.
    fakat küçük, büyük her birlik ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder.
    yanındaki kuvvetlerin çekilmeye mecbur olduğunu gören birlikler, ona tabi olamaz.
    bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur."
    diyerek bir milletin, bir vatanın tarihini değiştirecek teşhisi koydu.

    ulu önder'in bu emri derhal bütün birliklere "cephe emri" olarak tebliğ edildi.
    mangal dağı'ndan, türbe tepe'den, çal dağı'ndan sökülüp atılan birliklerimiz bir miktar geri çekiliyor, mevzi alıyor tekrar muharebe ediyordu.
    yenildiklerinde biraz daha geriye çekiliyorlar, yeniden mevzileniyor ve yeniden savaşa tutuşuyorlardı...

    yunanlar cepheyi yarıp ankara yolu'nu açtıklarını zannederken, aslında türk ordusu'nun kararlılığı ve azmine karşı mağlup oluyordu.

    türbe tepe tam 8 el değiştirdi. nihayet mangal dağı da 12 eylül 1921 tarihinde geri alındı. mangal dağı'nın geri alınması ile yunan kuvvetleri artık yapacak bir şeyleri olmadığını, savaşı kaybettiklerini anladılar, 13 eylül günü de sakarya nehri doğusunda kalan bütün yunan askeri unsurları nehrin batısına süpürüldü ve net bir zafer kazanıldı.

    işte sakarya zaferimizin kazanıldığı yer, mangal dağı'dır.
    sakarya zaferi ve mangal dağı

    burada 1000'den fazla şehit verdik.
    ruhları şad olsun...

    bu vesile ile bugün sakarya zaferimizin 98. yıldönümüdür. istedim ki sakarya zaferimizin kazanıdığı ana muharebe merkezi olan cephenin en kilit mevzisi olan mangal dağı üzerinden bu şanlı zaferimizi kutlayalım.

    zaferimizin 98. yılı kutlu olsun.

    yaşa mustafa kemal paşa yaşa...

    ek: mangal dağı muharebeleri haritası;
    sakarya zaferi ve mangal dağı

    mangal dağı şehitliği;
    sakarya zaferi ve mangal dağı
    sakarya zaferi ve mangal dağı

    mangal dağı mevzileri;
    sakarya zaferi ve mangal dağı
    sakarya zaferi ve mangal dağı
    sakarya zaferi ve mangal dağı
    sakarya zaferi ve mangal dağı

    #tarih
    11 3 ...
  • 97 yıl önce bugün...

    nikola trikupis...yunan generali.
    kendisi afyon'daki yunan ordularının komutanı.
    ilk darbeyi 26 ağustos'ta yiyor, 27 ağustos'ta afyon'u boşaltıp dumlupınar'a çekiliyor.
    30 ağustos'ta dumlupınar'da ordusu imha ediliyor.
    2 eylül günü izmir'e kaçmaya çalışırken dadaylı halit bey'in 5. kafkas tümeni tarafından kıstırılıyor ve uşak'ın 15-20 km doğusundaki göğem köyü'nde bir vadiye saklanıyor.
    burada bir süre bekledikten sonra demiryoluna varmak için ceceli kara murat adlı çobandan yardım istiyorlar.
    ceceli kara murat'da bunları alıyor, demiryolu istikametinin tam tersi istikamete, dadaylı halit bey'in karargahının yakınına götürüyor.
    koca yunan generali bir çoban tarafından aldatılıyor.

    neyse, bu bizim çobanı trikupis'in huzuruna getiriyorlar.
    "neden bizi kandırdın" diye soruyor trikupis.
    çoban cevap veriyor;
    "burası benim vatanım, ben vazifemi yaptım, hadi siz de vazifenizi yapın ve beni şehit edin..."

    ve yunan askerleri ceceli kara murat'ı orada şehit ediyorlar.

    trikupis ve digenis bu olaydan sonra artık direnmenin, saklanmanın anlamsız olduğuna karar veriyorlar ve bir grup subayı önden gönderip dadaylı halit bey'e tesli oluyorlar...

    sonra da ismet paşa'nın karargahına getiriliyor.

    ertesi gün, 3 eylül 1922.
    ve nikola trikupis yanında general digenis ile birlikte mustafa kemal'in karargahına getiriliyor ismet paşa tarafından.
    mustafa kemal ve fevzi paşalar kendilerini selam vererek karşılıyor.

    "hoşgeldiniz general" diyerek söze başlıyor mustafa kemal.

    kendilerine gümüş tabakasından sigara ikram ederek ve hafif tebessüm ederek devam ediyor;

    "yunan orduları başkomutanlığına atandığınızı biliyor musunuz? tebrik ederim..."

    sigarasından bir fırt çekerek arkasına yaslanan trikupis "hayır" diye cevap veriyor.

    mustafa kemal; "bunu bildirmek için dünden beri telsizle sizi arıyorlar" diyor.

    trikupis şaşkın tabi cevap veremiyor, sadece "durumumuz işte bu" demekle yetiniyor...

    düşünün bir yanda yokluktan var edilen, imkanları kısıtlı bir ordu ve başkomutanı.
    diğer yanda tüm emperyalistlerin desteğini almış ve harkulade donatılmış bir diğer ordunun başkomutanı.
    ve kağnı ile kamyonu, kılıç ile mitralyözü alt etmiş ordunun komutanı, diğer komutana "başkomutanlığa atandığını" bildiriyor.

    mustafa kemal ve silah arkadaşları türk mucizesini gerçekleştirirken çok zorluklar çekmiş, ama galibiyet ile birlikte eğlenmeyi de ihmal etmemişler.

    allah hepsinden razı olsun.

    not: yunan orduları başkomutanı trikupis'in teslim olduğu yerde, uşak'ın göğem köyünde bugün "göğem zafer anıtı" bulunmaktadır.
    2 eylül 1922 nikola trikupis in teslim olması

    #tarih
    13 0 ...
  • bartın amasra'da gerçekleşen vandalizm.

    müze müdürlüğünde yer olmadığı için 2000 yıllık roma lahidini caddeye yürüyüş yoluna koyuyorlar.
    burada piknik yapan vatandaşlardan biri de aygazını tenceresini alıyor, rüzgardan korumak maksadıyla lahidin içinde kızartmasını yapıp afiyetle yiyor.
    2000 yıllık lahidin içinde yemek pişirmek

    --- spoiler ---
    3 bin yıllık tarihi geçmişe sahip ilçede, amasra müze müdürlüğü'nün bahçesinde yer olmadığı için 15 yıl önce kum mahallesi'ndeki yürüyüş yoluna konulan roma dönemine ait lahitlerde tencere ile yemek pişirildi. alevin rüzgarla sönmemesi için lahitin içine konulan tencere ve ocağı görenler, fotoğrafını çekip, sosyal medyada paylaşarak duruma tepki gösterdi.
    https://www.yenicaggazete...ek-pisirdiler-247283h.htm
    --- spoiler ---

    vatandaşı olmasak gerçekten eğlenceli ülke.

    #tarih
    #vandalizm
    19 3 ...
  • kurtuluş savaşımızın en önemli evresi olan büyük taarruz esnasında türk ordusu'nun hava kuvvetleri komutanı olan pilot...

    mehmet fazıl bey, işkodra doğumludur.
    ailesi aslen aydınlıdır, babası kadı olduğu için işkodra'da dünyaya gelmiştir.

    mehmet fazıl bey 1910 yılında harp okulundan mezun oldu, ardından pilotluk eğitimi için ingiltere'ye gitti, balkan savaşları'nın başlaması ile birlikte yurda döndü ve edirne hava müfrezesinde pilot olarak görev yaptı.
    şehit pilot binbaşı mehmet fazıl

    balkan savaşları'nın ardından çanakkale, ırak ve arabistan'da görev yaptı.
    1918'de istanbul'daki yeşilköy tayyare bölüğüne atandı.

    artık 1. dünya savaşı'nın son anlarıydı.
    istanbul'u bombalamak üzere 5 ingiliz uçağı istanbul'a saldırmışlardı.
    mehmet fazıl bey, tek başına bu 5 ingiliz uçağı ile hava muharebesine girdi, ingiliz uçaklarını kaçırmayı başardı, lakin hem kendisi, hem de uçağı yaralanmıştı.
    şehit pilot binbaşı mehmet fazıl

    fazıl bey yaptığı bu mücadele ile türk havacılık tarihinin ilk muharebe zaferini kazanmış, istanbul'da binlerce kişinin hayatını kurtarmış ve kahraman olmuştur.

    mehmet fazıl bey bu olaydan sonra yüzbaşı rütbesine terfi eder.

    mehmet fazıl bey 1. dünya savaşı'nın bitmesinin ardından başlayan milli mücadele'ye katılmak için anadolu'ya geçer.
    1. ve 2. inönü muharebelerine katılır.
    2. inönü muharebesinde de 4 yunan uçağını tek başına bertaraf eder.
    şehit pilot binbaşı mehmet fazıl

    ardından sakarya'da savaşır ve nihayet büyük taarruz...

    büyük taarruz başlangıcında mehmet fazıl bey en kıdemli pilottur ve tayyare bölük komutanıdır.
    yani türk ordusu'nun hava kuvvetleri komutanıdır.

    büyük taarruz öncesi yapılan plana göre türk ordusu afyon'un güneyine hareket edecek ve kuvvet merkezi burada toplanacaktı.
    eskişehir, ankara, konya'dan takviye birlikler hep buraya kaydırılacaktı.
    yaklaşık 100 bin kişilik bir kuvvetin yer değiştirmesi söz konusuydu.

    böyle büyük bir harekat ve yürüyüşün düşman keşif kollarından gizlenmesi gerekmekteydi.

    işte burada en önemli görev yüzbaşı mehmet fazıl ve kartal müfrezesindeki kahraman pilotlarımıza düşüyordu.

    mehmet fazıl ve silah arkadaşları tam 12 gün boyunca 25 ağustos akşamına kadar tek bir yunan uçağına dahi keşif yaptırmadılar.
    yunanlar türk ordusundan haber alamıyor, türklerin afyon'un güneyine yaptığı büyük yığınaktan haberdar olamıyor ve büyük taarruzu kestiremiyorlardı.

    26 ağustos sabahı türk topçusu afyon mevzilerini dövmeye başladığında artık her şeyin çok geç olduğunu anlamışlardı...

    işte bu gizlilikte en büyük pay pilot yüzbaşı mehmet fazıl ve kartal müfrezesinindi.

    tabi 26 ağustos günü türk topçusu, türk piyadesi, türk süvarisi saldırır da, türk pilotu boş durur mu?

    mehmet fazıl ve ekibi afyon'un güneyinden, vecihi hürkuş, pilot rıdvan ve diğer pilotlarımız da afyon'un kuzeyinden saldırmak suretiyle büyük taarruza katıldılar.
    afyon semalarında uçan ilk türk uçağı mehmet fazıl'ın albatros d-3'üydü.
    yunan mevzileri türk topçusu tarafından dövülürken, mehmet fazıl da gökyüzünden ateş kusuyordu...

    büyük zaferimizin kazanılması ve izmir'in kurtuluşundan sonra mehmet fazıl bey'in rütbesi binbaşılığa yükseltilerek istiklal madalyası verildi ve tbmm takdirnamesi ile ödüllendirildi.

    ne yazık ki zaferimizin mimarlarından biri olan binbaşı fazıl bey cumhuriyetimizin kuruluşuna şahitlik edemedi.
    zaferden sonra izmir'de toplanan hava birliklerimize komutan yapıldı, burada genç türk pilotlarını eğitmeye başladı. bu eğitim uçuşlarından birinde 27 ocak 1923 tarihinde uçaklarının düşmesi sonucu öğrencisi ile birlikte şehit oldu.

    şehit binbaşı mehmet fazıl bey izmir'deki hava şehitliğine defnedildi.

    ruhu şad olsun...
    şehit pilot binbaşı mehmet fazıl

    #tarih
    22 1 ...
  • türk kurtuluş savaşı sırasında ulu önder atatürk'ün en keyifli olduğu an hiç şüphesiz ki dumlupınar'da bozguna uğrayan yunan kuvvetleri'nin kaçışını zafertepe'deki başkomutanlık mevkiinden izlediği andır.
    hacıanesti gel de ordularını kurtar

    burada yunan ordusu'nun dağılışını ve ardını çevreleyen fahrettin altay paşa'nın süvarileri tarafından imha edilişini an be an izleyen mustafa kemal'in keyfi görülmeye değerdi...

    tabi zaferin en tatlı anı da hiç kuşkusuz ki başkomutan mustafa kemal'in, yunan orduları başkomutanı hacıanesti için sarf ettiği sözlerdi.

    hacianesti büyük taarruz öncesi afyon, kütahya ve eskişehir'deki yunan tahkimatlarını gezmiş, gazetecilerle de son olarak röportaj yapmıştı.
    o röportaj esnasında bir ingiliz gazeteci sakarya savaşından bahisle mustafa kemal'i sormuş, mustafa kemal'den çekinip çekinmediğini öğrenmek istemişti.

    böyle bir soru karşısında hacianestis'in cevabı ukalaca oldu;
    "15 gün boyunca tüm cepheyi dolaştım mustafa kemal adında bir komutana rastlamadım..."

    ve hacianestis bu sözü söyleyerek izmir'deki karargahına geri dönmüştü.

    işte hacianesti'nin bu sözleri sarf etmesinden sadece 2 ay sonra şimdi durum çok farklıydı.
    yunan ordusu dumlupınar'da imha edilmiş, türkler zafer kazanmıştı.

    mustafa kemal, kurmaylarına zafertepe'de son talimatları vererek şöyle haykırdı;
    "hacianesti, gel de ordularını kurtar..."

    sonra da keyifle yaktı sigarasını, başkomutanlık arabasının arka koltuğuna oturdu ve şoförüne seslendi;
    "izmir'e sür çocuk..."

    ek: trt tarafından çekilen kurtuluş dizisinde mustafa kemal paşa'nın hacianesti için sarf ettiği sözler;
    https://streamable.com/2qgev

    #tarih
    13 2 ...