#tarih

  • hy-brasil, hy breasil, hy breasail, hy breasal, hy brazil, ı-brasil olarak da bilinen efsanevi ada.

    hy brasil, kelt mitolojisindeki efsanelerde, irlanda'nın batısında atlantik okyanusunda yattığı söylenen ve yine efsanelerde 7 yılda bir görünür hale gelen efsanevi adadır.

    efsanevi adanın isim kaynağı bilinmemekle beraber, irlanda'da yaşayan kelt kabilelerinden biri olan bresail klanından geldiği düşünülmektedir.

    isim benzerliği nedeniyle her ne kadar brezilya'ya ismini veren yer olarak düşünülse de, brezilya ismini ülkede yetişen brazil ağacından almıştır.

    ada her ne kadar efsanevi olsa da, 14. ve 15. yy haritalarında yer almıştır.

    adanın varlığı 17. yy'da yazılan birkaç kitapta da geçer lakin bunların yazarların hayal ürünü olduğu belirtilir.

    brasil adasının yer aldığı bazı haritalar;

    katalan atlası-1375;
    hy brasil

    piri reis haritası-1513;
    hy brasil

    salzburg üniversitesi haritası-1570;
    hy brasil

    abraham ortelius haritası-1595;
    hy brasil

    hy brasil efsanesi, britanya adalarındaki bir başka efsane ada avalon ile benzerlikler taşımaktadır.
    büyük britanya adasının güney batısındaki efsaneye göre efsane ada avalon da bazen görünür, bazen kaybolur bir haldedir.
    bu bağlamda hy brasil'e irlanda'nın avalon'u diyebiliriz.
    (bkz: avalon/#42715192)

    #tarih
    #mitoloji
    13 3 ...
  • payitaht abdülhamid han tarafından yapılan minik hediyeleşme(!) işlemidir.

    kendini osmanlı torunu zanneden zevat diyor ki "abdülhamid kıbrıs'ı geçici olarak ingiltere'ye verdi..."

    geçici olarak...
    peki ya sonra?
    bu geçici durum hiç mi kalkmadı ortadan?

    bakınız kıbrıs'ın ingiltere'ye verilmesi tamamen hastalıklı bir zihniyetin eseridir.

    kıbrıs ingiltere'ye neden verildi?
    "berlin konferansında ingiltere osmanlı'yı desteklesin" diye.

    ayrıca kıbrıs'ı ingilizlere veren abdülhamid, osmanlı'nın asya'da kalan topraklarına ruslar tarafından bir saldırı olması halinde britanya ordusunun osmanlı topraklarını savunmasına(!) da izin verdi bu kıbrıs sözleşmesiyle...

    dikkat edin bakın, yalnızca "asya toprakları..."

    yani ruslar rumeli'ye saldırırsa ingiltere karışmayacak...

    peki sonra ne oldu?
    ingiltere berlin konferansı'nda osmanlı'yı destekledi mi?

    abdülhamid'in kıbrıs'ı ingilizlere verdiği kıbrıs sözleşmesi'nden 13 gün sonra berlin konferansı toplandı. (13 temmuz 1878)
    1 temmuz 1878 kıbrıs ın ingiltere ye verilmesi

    berlin konferansı'nın sonuçları şöyle;
    1)bosna-hersek imtiyazlı vilayet haline geldi.
    2)doğu rumeli imtiyazlı vilayet haline geldi.
    3)bulgaristan bağımsız prenslik haline geldi.
    4)niş sancağı sırbistan'a bırakıldı.
    5)kars, batum, artvin ve ardahan sancakları rusya'ya bırakıldı.
    6)dobruca sancağı romanya'ya bırakıldı.
    7)van'ın doğusundaki kotur yöresi iran'a verildi.
    8)tunus'un fransa tarafından işgaline zemin hazırlayan tunus üzerindeki fransız yetkileri sözleşmeye döküldü.
    9)vilayet-i sitte adı verilen vilayetlerde ermeniler lehine ıslahatlar yapılması kararlaştırıldı.
    10)manastır vilayetinde bulgar nüfusun hakları için ıslahatlar yapılması kararlaştırıldı.
    11)plav ve gusinye kazaları karadağ'a bırakıldı.

    şartlara bak...!!!
    yani çok şükür ki, kıbrıs verilmiş, kıbrıs sözleşmesi yapılmış(!) ingiltere de bizi desteklemiş...
    ya desteklemeseydi ne olurdu acaba?
    sanırım ingiltere desteklememiş olsaydı ruslar istanbul'u işgal ederlerdi. bundan daha kötüsü olamaz...

    işte ulu hakan'ın(!) kıbrıs'ı vermesi karşılığında bize kazandırdıkları(!)...

    ama sorsan bizim neo osmanlıcılara, "abdülhamid 33 senede 1 karış toprak vermedi" derler...

    tabi lan, bunların hepsini ben verdim aslında.

    abdestsiz evrak imzalamamak şart...!!!

    not: bakınız bugün çok anlamlı bir gün.
    bugün 1 temmuz denizcilik ve kabotaj bayramı...
    her türlü kapütülasyonun kaldırıldığı ve türk denizlerinde gemi işletmeciliğinin yalnızca türkler tarafından yapılacağının ilan edildiği, kabotaj hakkı'nın ilan edildiği gün.
    atatürk'ün büyüklüğünü anlamak için, 1 temmuz'da yaşananlara bakmak yeterli sanırım.
    bir yanda topraklarını koruması için ingilizlere kıbrıs'ı hediye eden abdülhamid, diğer yanda tam bağımsız olmak için aynı gün kabotaj hakkı ilan eden atatürk ve türkiye cumhuriyeti...

    #tarih
    28 7 ...
  • farkettim ki uzun zamandır yazmıyorum bu başlığa.
    fırsat bulamıyorum aslında...

    neyse, bu gece bir tablo değil, fresk paylaşıyorum.
    gecenin tablosu

    eserin adı: masumların katli. (bkz: le massacre des innocents)
    yıl: 1304-1306
    sanatçı: giotto di bondone.
    bulunduğu yer: arena şapeli-padova/italya.
    ebatlar: 200 cm x 185 cm.

    freskin hikayesine gelince.
    masumların katli olayı, matta incili'nde geçer.
    isa'nın doğumundan 4 sene önce ölen, roma'nın yahudiye eyaleti valisi hirodes'e (büyük herod, kral herod olarak da bilinir) kahinler yeni doğacak bir bebeğin kendisini ve tahtını tehlikeye sokacağını bildirirler.
    bunun üzerine kral herod 0-2 yaş aralığındaki tüm bebeklerin öldürülmesini emreder ve hristiyanlığın ilk şehitleri olarak kabul edilen masumların katli olayı yaşanır.

    sanatçı giotto di bondone yaptığı bu freskte kral herod'u da sarayın balkonunda katliamı izlerken betimlemiş.
    gecenin tablosu

    #tarih
    #sanat
    10 1 ...
  • tarih boyunca deniz ticareti ve denizcilikle varolmuş, varlıklarını deniz ticareti ile sürdürmüş devletler/cumhuriyetlerdir.

    bu oluşumlar çıktıkları coğrafyalardan çok uzaklarda koloniler kurmuşlar bu kolonileri ile deniz ticaretine hükmetmişlerdir.

    denizci cumhuriyetler genellikle akdeniz havzasında kurulmuşlardır. lakin bunların kolonileri atlantik'e, hatta hint okyanusuna kadar yayılmıştır.

    denizci cumhuriyetleri 3 ana başlıkta inceleyebiliriz.

    a)antik dönem denizci cumhuriyetler.
    b)ortaçağ-yeniçağ denizci cumhuriyetler.
    c)modern denizci cumhuriyetler.

    a)antik çağ denizci cumhuriyetler;

    1)fenikeliler.
    2)kartaca.
    3)foçalılar.
    4)minos (girit)
    5)akalar (yunanlar),(attika-delos deniz birliği)
    6)lukka/likya
    7)deniz kavimleri.
    a)tyrenler,
    b)iliryalılar,
    c)sicilyalılar,
    d)danuanlar,
    e)şerdenler

    b)ortaçağ-yeniçağ denizci cumhuriyetler.

    1)venedik cumhuriyeti.
    2)ceneviz cumhuriyeti.
    3)ragusa cumhuriyeti.
    4)garp ocakları (osmanlı)
    5)amalfi cumhuriyeti
    6)ancona cumhuriyeti
    7)pisa cumhuriyeti
    8)st jean şovalyeleri-malta
    9)gaeta.
    10)sardunya krallığı
    11)napoli krallığı
    12)hansa birliği
    13)vikingler.

    c)modern denizci cumhuriyetler.

    1)hollanda
    2)ingiltere
    3)portekiz
    4)ispanya.

    ek:
    (bkz: deniz kavimleri/#43560982)

    #tarih
    #coğrafya
    9 1 ...
  • kuvvetli bulgularla desteklenen iddia...
    amerika yı fenikeliler keşfetti iddiası

    bir süre önce bolivya'daki puma punku antik yerleşkesi ile ilgili bir yazı yazdım.
    (bkz: puma punku/#43430826)

    burada ilginç bir detaya rastlamıştım; fuente magna kasesi...
    amerika yı fenikeliler keşfetti iddiası

    bu fuenta magna kasesi'nin üzerinde sümer çivi yazıları vardı.
    üzerinde sümer yazısı bulunan bir nesnenin titicaca gölü kenarında ne işi vardı???

    yine puma punku'yu incelerken, puma punku'nun hemen yanıbaşındaki tiwanaku'da tapınak merkezinde meydanda yer alan yüzler meydanı bir o kadar ilginçti.
    burada amerika kıtsasıyla alakası olmayan ırklara ait yüzler bir duvarda yer alıyordu...
    amerika yı fenikeliler keşfetti iddiası

    bu antik çağlarda amerika'da yaşayanların, dünyanın geri kalanı ile etkileşim içerisinde olması anlamına geliyordu...

    amerika kıtası colomb tarafından keşfedildi klişesi uzun süredir tartışma konusudur ve bu konuda tarihin yeniden yazılması gerekmektedir.

    kolomb'dan önce amerika kıtasına gidenler, buradaki halklarla etkileşim içinde olanların varlığı belgelerle sabittir.
    örneğin amerika'nın kuzeydoğu kıyıları colomb'dan çok daha önce vikingler tarafından keşfedilmiş ve burada viking yerleşkeleri kurulmuştur.
    amerika yı fenikeliler keşfetti iddiası

    yine karayiblere colomb'dan çok daha önce gitmiş denizcilerin varlığı tartışılmaktadır.

    öte yandan amerika'nın batı kıyılarınnın da colomb'dan çok daha önce çin'li denizciler tarafından bilindiği amiral zheng he'nin amerika kıtasına 15. yüzyıl'ın hemen başında vardığı konusunda pek çok kaynak vardır. (amiral zheng he, çin'li komutan zhang he ile karıştırılmamalıdır, aralarında 1200 sene var)
    amerika yı fenikeliler keşfetti iddiası

    ama bizim konumuz bunlar değil...
    fenikeliler...

    18. yy sonlarında kuzey amerika'da massachusetts'teki dighton kayası petroglifleri keşfedildi.
    amerika yı fenikeliler keşfetti iddiası

    bu petrogliflerin fenike alfabesi ile uyumlu olduğu ve kolombdan iki bin yıl önce kartaca'lı bir grup denizcinin amerika'nın doğu kıyılarına varmış olabileceği tezi ortaya atıldı.

    ardından 1872 yılında güney amerika'da brezilya'da, paraiba'da fenike alfabesi ile yazılmış bir yazıt bulundu...
    amerika yı fenikeliler keşfetti iddiası
    amerika yı fenikeliler keşfetti iddiası

    paraiba'da bulunan bu kaya yazıtları fırtına nedeniyle mısır'dan afrika'nın etrafında yelken açan bir filodan ayrılan bir fenike gemisinden; aynı zamanda firavun necho ı veya necho ıı'den de bahseder...

    yapılan araştırmalar gösteriyor ki, brezilya'nın kuzeydoğusu fenikelilerin bu topraklardaki varlığını doğrulayan izlerle doludur.

    avusturyalı profesör ludwig schwennhagen'in brezilya'da yaptığı incelemeler sonrası, amazon boyunca, sidon ve tyre'nin (sur) birçok kralına (mö 887 ila 856) atıf yapılan fenike yazıtlarını bulduğunu ortaya koymuştur.
    amerika yı fenikeliler keşfetti iddiası

    profesör schwennhagen, fenikelilerin brezilya'yı en azından 800 yıl boyunca bir üs olarak kullandığına ve maddi delillerin yanı sıra yerliler arasında önemli bir dilsel etki bıraktığını söylemektedir.
    profesör schwennhagen'in çalışmaları, camocim (ceara eyaleti), parnaiba (piaui eyaleti) ve mearim (maranhao eyaleti) bölgelerinde antik fenikeliler tarafından yapılmış taş ve kireç duvarların varlığından bahseder.

    ayrıca fransız bir araştırmacı olan apollinaire frot'un bu konudaki çalışmaları da profesör schwennhagen'in tezlerini destekler.

    brezilya'daki fenike varlığının önemli kanıtlarından biri de rio de jeneiro yakınlarındaki pedra da gavea kayasındaki yazıtlardır.
    amerika yı fenikeliler keşfetti iddiası

    pedra da gavea'daki yazıtlar ilk olarak 16. yy'da hristiyan misyonerler tarafından keşfedildi ve kral pedro'ya sunuldu. bu yazıtların fenike kökenli oldukları ise 300 yıl sonra keşfedildi.
    amerika yı fenikeliler keşfetti iddiası

    pedra da gavea'daki yazıtlarda "jetbaal'ın en büyük oğlu, tyre kralı bedazir" den bahsedilir.
    amerika yı fenikeliler keşfetti iddiası

    yukarıda da bahsettiğimiz üzre brezilya, fenikelilerle bağlantılı pek çok yazıt ve bulgu barındırmaktadır.
    longa ve parnaiba nehirlerinin birleşmesinden biraz uzakta, piaui eyaletinde, fenike gemilerinin bağlanması için bir liman ve yine fenike gemilerinin tamir ve imalatı için tersaneler bulunan bir göl bulunmaktadır.
    maranhao eyaletinde, mearim nehrini kuzeye, pindare ve grajau nehirlerinin birleştiği yere ulaşırken, maracu olarak bilinen pensiva gölünün sınırlarında yapılan kazılarda kalın tırnaklar ve bronz dübel içeren taşlaşmış ağaçtan yapılmış fenike tersane araçları bulunmuştur.

    ayrıca, rio de janeiro ulusal müzesi'nde, brezilya kırsalında fenike, süryani ve sanskrit yazıtlarıyla mezar taşları bulunmaktadır.
    amerika yı fenikeliler keşfetti iddiası

    bugün carajas olarak bilinen brezilya yerlilerine ait isimlerinde, fenike kökenli bugünkü arapça dilinde bulunabilen kelimelerin etimolojisine rastlanılır.
    guaranis, tupis, guajajaras, chambicas, anajás, carijos, vb.gibi diğer brezilyalı yerli kabileleri, sözcük dağarcığında kökeni fenike olan binlerce arap kelimesine sahiptir.

    keza fenikelilerin ölü gömme ritüeline neredeyse tüm brezilyalı yerli kabilelerde rastlanılabilir.

    her şeyden önce şu bilinmelidir ki, fenikeliler topraklarla ilgilenmiyordu. yani istilacı-sömürgeci değillerdi. onlar ticaret yapan insanlardı ve sadece ticaretleri ile ilgileniyorlardı.
    fenikeliler bu özellikleri sayesinde mısır, asur, pers hegemonyaları altında yaşamalarına rağmen varlıklarını sürdürebilmişlerdir.

    lakin bu tarihlerden sonra gerçekleşen yunan ve roma istilalaları yüzünden fenikelilerin bu çok uzaklardaki kolonileri ile irtibatları kesildi.
    bu tarihlerden sonra fenike uygarlığı yok oldu.
    dolayısıyla fenikeliler bir daha amerika'ya gidemediler, amerika'da kalan fenikeliler de yerli halkın arasında eriyip gitti...

    günümüzde sur olarak bilinen fenike şehir devleti tyre'de bulunan fenike yazıtları, moloch boğazı'nın ötesindeki bir bölgeye (bugünkü cebelitarık) bir fenike gezgini seferine, "denizin karaya nüfuz ettiği" yerinden bol miktarda yiyeceğin ve odunların olduğu bir yerden bahsederler.

    yine bir fenike şehri olan sidon'da yapılan kazılarda, fransız arkeologlar 1860'ta arkeolojik testlere göre sadece güney amerika'da rastlanabilecek birçok ahşap eser buldular.
    bu ahşap eserler brezilya'da balta kırıcı (quebracho/quebra machado) olarak bilinen ağaçtan yapılmışlardı.
    amerika yı fenikeliler keşfetti iddiası
    amerika yı fenikeliler keşfetti iddiası

    şüphesiz ki bu bulgular güney amerika'daki fenike varlığını ve fenike gemilerinin dayanıklılığını, brezilya'daki fenike tersanelerinin varlığını doğrular nitelikteydi.

    seçkin bir lübnan tarihçisi olan edmund bleibel, "lübnan genel tarihi" adlı kitabında şunları söylüyor:

    --- alıntı ---
    fenikeliler afrika'da kurulduğunda ve cebelitarık imparatorluklarının sınırı olduğunda, jbail (byblos) ve karısı harmonia (harmony) büyük bir filo hazırladı ve “ebedi adalar” ı (kanarya adaları) aramak için muazzam denize yöneldiler ama sonsuza dek kayboldular.
    ruhlarının iki yılan içerdiği söylenirdi, bu da yaşamlarının tanrı baal'ın isteğiyle yenilenmiş olduğu anlamına geliyordu.

    daha sonra okyanusu geçtikleri ve bugün güney amerika'nın bulunduğu bölgeyi keşfettikleri doğrulandı.
    bu, christopher columbus'tan 3000 yıl önce oldu.

    ilk keşfettikleri yeni toprakları, "tanrı kıtası" anlamına gelen "barr ılu" adını verdiler.
    ulus kurulduğunda ve yönetimi organize edildiğinde, orayı yönetmek için seçilen kraliçe, "savaşçıların kraliçesi" anlamına gelen "amazonların kraliçesi" olarak bilinen mirinieh mirubieh'di. bu kraliçe, kritik bir durumdaki jbail'i (byblos) kurtarmak için lübnan'a gönderildi.

    "amazonların kraliçesi", daha önce atlantik okyanusu olan mirubi okyanusu olarak bilinen okyanus "büyük okyanus" olarak adlandırılıyordu.

    tyre'nin büyük gezgini olan cadmus, şehrini - cadamiat - brezilya'da konuşulan cuchite dilini incelemek için bilimsel bir göreve bıraktı.

    sidon, jbail ve tyre'den ayrılan her filoda brezilya'ya giden 200 veya 300 tekne vardı. en küçük olanı, mürettebat üyelerini destek malzemeleri ve ekipmanlarıyla getirmek için kullanıldı. genellikle dinlenmek ve malzeme almak için tunus'ta ve kanarya adaları'nda durdular.

    brezilya'daki fenike uygarlığı anıtları arasında, bugün bu ülkenin takdire şayan büyüklüğünde tamamen kaybolan "airo" adlı bir şehir vardır.
    eski sakinleri, tıpkı irlandalılar gibi fenike soyuna ait olmaktan gurur duyuyordu.
    kral hiram'ın zamanında altın almaya gelen tyrelilerin torunları olduklarını söylerlerdi. bu değerli metali, tyre'ye ve kudüs kralı salomon'a, bu mineralin çok bol olduğu ofir topraklarından aldılar. amazon nehri sınırlarında bulunur.
    --- alıntı ---

    sahi amazon demişken, amazon nehri'ne verilen adın kökeni nedir?
    ispanyol conquistador'lar amazon nehri boyunca ilerleyip atlantik kıyısına ulaştıklarında kendilerine saldıran yerliler arasında kadın savaşçılar görmüşlerdi, bu yüzden bu nehre amazon adını vermişlerdir.
    (bkz: amazonlar/#43238474)

    fakat yerliler bu nehre solimoes diyorlardı.
    solimoes yani solomon--->süleyman.

    bu ortadoğu kökenli bir isimdi ve amazon deltasında, surinam ve guyana'da bile aramice, süryanice ve hatta sanskritçe çivi yazılarının varlığı bu nehir boyunca yerleşen fenikelilerin bu nehre bu ismi verdiğini ve yerel halkla barış içinde yaşayıp ticaret yaptığını bize gösterir.

    brezilya kıyılarının, avrupalılar tarafından keşfinden çok önceleri yakın doğudan birçok denizci tarafından zaten bilindiği söylemleri vardır.
    bu topraklara aşina olan ilk avrupalı denizci, bu gerçekle ilgili belgeleri vatikan arşivlerinde bulunan romalı severus pompeus'tur.
    severus pompeus'un bu toprakların varlığından suriyeli kölesi sayesinde haberdar olduğu yazmaktadır.

    tıpkı severus pompeus gibi, cristof colomb'da bu toprakların varlığından haberdardı.
    colomb'un elinde bu uzak topraklarla ilgili bir güzergah, bir harita ve belgeler vardı.
    colomb'un bu belgeleri tesadüfen bir kazı sırasında toprağın altında bulduğundan bahsedilir.
    colomb iyi bir denizci olduğundan dolayı bulduğu bu papirüslerin bilinmeyen topraklara ait haritalar olduğunu anlamış ve eline geçen bu bulgular ile yeni topraklar aramak adına kendisine destek verecek kral ve devletler aramıştır.

    colomb'un bulduğu bu belgelerin yüzyıllar önce trablus'lu bir denizci tarafından yapılmış haritalar olduğu düşünülmektedir.

    daha sonra colomb, bu olağanüstü bulgular hakkında çok önemli bir haritacıdan bir fikir aldı. bölgeyi herkül sütunları'nın (cebelitarık boğazı) ötesinde bulunan büyük bir bölge olarak ilan etti.
    ayrıca bu bölgeden ele geçecek servetin çok büyük olduğunu ve bu yerde o kadar değerli hazinelerin bulunduğunu ve bu bölgelere hakim olacak kişinin dünyanın efendisi olacağını söyledi...

    yani colomb'un amerika'yı keşfi, amerika'ya, daha doğrusu kendi zannınca hindistan'a yaptığı bu yolculuk da, kendisinden 2000 yıl evvel fenikelilerin yaptığı keşifler ve elde ettikleri bulgular sayesinde olmuştur.

    #tarih
    #coğrafya
    #arkeoloji

    -------------------------------
    ----------------------------
    kaynaklar;
    https://faculty.ucr.edu/~...biados/texts/brazilph.htm
    http://www.clevelandmemor...g/ebooks/arabs/Pg011.html
    https://www.middleeasteye...t-columbus-or-phoenicians
    https://www.boloji.com/ar...oenicians-in-the-americas
    https://babakfakhamzadeh.com/phoenicians-in-brazil/
    https://books.google.com....m%20Phoenicia&f=false
    https://en.wikipedia.org/...discovery_of_the_Americas
    https://en.wikipedia.org/...st_of_Pedra_da_G%C3%A1vea
    https://en.wikipedia.org/wiki/Dighton_Rock
    https://www.baslibrary.or...-archaeology-review/5/1/7
    20 7 ...
  • dido

    141.
  • 6 sayfa entry var başlıkta.

    tam 6 sayfa. ama ne yazık ki dido'nun kartaca kraliçesi, kartaca'nın kurucusu olduğunu kimse yazmamış...

    oysa ki dido, bilinmeyi hakeden bir tarihi karakter.

    koskoca kartaca'nın kurucusu bu kadın...
    elissa olarak da geçer (yunan kaynaklarında).
    dido

    kraliçe dido, vergilius'un (virgil) hikayelerinde truvalı aeneas'ın sevgilisi olarak betimlenir.
    hikayeye göre truva'dan kurtulanlarla birlikte aeneas denize açılır ve kartaca'ya gelir, burada dido ile tanışır ve birbirlerine aşık olurlar.
    lakin bu sırada haberci hermes gelir ve zeus'un "truvalılara italya'da kent kurmalarını" söylediğini aeneas'a hatırlatır.
    bunun üzerine aeneas ve truvalılar gizlice kartaca'dan ayrılıp italya'ya kaçarlar, aeneas'ın kendisini terk etmesi üzerine dido çok üzülür ve intihar eder...
    dido

    tabi bu mitolojik hikaye roma'lıların kendilerini truva soyundan etrüskler ile akraba olduklarını, tanrılar tarafından kutsandıklarını vurgulamak amacıyla yazılmış ve yine roma'nın düşmanı kartaca kraliçesini, dolayısıyla da kartaca'yı yermek-kötü göstermek amacıyla yapılmış bir propagandadan başka bir şey değil.

    oysa ki kraliçe dido gerçek bir karakter ve kartaca'nın kurucusu...
    dido

    dido ismi fenike dilindedir ve david isminin dişil halidir.

    dido aslında bugünkü lübnan'daki sur (tyre) kentinin kraliçesidir.
    asurlular'ın sur kentini yağmalaması ve yıkmasının ardından gemilerle bu toprakları terk etmişler ve bugünkü tunus kıyılarına çıkmış, kartaca'yı kurmuşlardır.
    dido

    dido'nun kartaca'yı kurmasının da mitolojik bir hikayesi vardır.

    halkı ile birlikte yurdunu terk eden kraliçe dido, tunus'a varır ve buranın kralı tarafından saygı ile karşılanır.
    kral bu halkın ülkesine faydalı olacağını düşünür ve dido'ya ne talep ettiğini sorar.
    dido da kraldan "bir öküz postu kadar toprak" ister.
    kral bu isteği kabul eder.
    kraliçe dido bir öküz derisini yere yayar, bu deriyi incelte incelte iplik haline getirir ve bir şehir kuracak kadar toprak elde eder ve böylece kartaca kurulmuş olur.
    dido

    #tarih
    #mitoloji
    9 0 ...
  • vatikan'daki papa ile fransa kralı dördüncü philippe'nin karşılıklı olarak birbirlerine artislik yapması neticesinde fransa'nın şantaj ve tehditlerle 5. clemens'i papa seçtirmesinin ardından gerçekleşen ve yaklaşık 70 yıl boyunca devam eden süreç.

    papa 5. clemens (kendisi fransızdır) ile birlikte papalık merkezi vatikan'dan fransa'nın avignon şehrine taşınmış ve 1309'dan 1378'e kadar 7 papa avignon'da ikamet etmiştir.

    bu döneme fransız papalar dönemi yahut avignon papalığı (bkz: Avignon Papacy) adı verilir. bazı kaynaklarda ise bu dönem "babil esareti" olarak geçer.

    avignon papalığı döneminde avignon sarayında görev yapan papalar şöyle;
    ►Papa V. Clemens
    ►Papa XXII. Ioannes
    ►Papa XII. Benedictus
    ►Papa VI. Clemens
    ►Papa VI. Innocentius
    ►Papa V. Urbanus
    ►Papa XI. Gregorius.

    papalığın avignon a taşınması

    avignon'daki papalık sarayı, yani Palais des Papes unesco dünya mirası listesindedir.
    papalığın avignon a taşınması
    papalığın avignon a taşınması

    papalığın avignon'a taşınması bana göre rönesans döneminin asıl başlangıcıdır.
    zira papalığın vatikan/roma'dan gitmesi ile roma baskısı altında olan floransa, pisa, siena, livorno gibi toscana bölgesi şehirleri, ve po ovasındaki şehirler gelişmiş, özgürleşmiş ve zenginleşmiş, bu dönemde rönesans'ın temelleri atılmıştır.
    papalığın avignon a taşınması

    yani bu örnekte görüldüğü gibi, din bir yerden ne kadar uzak olursa, din baskısı ne kadar azalırsa o yer o kadar özgürleşir, zenginleşir ve ileri gider...

    #tarih
    11 3 ...
  • malum kesim yine ayakta.
    "abdülhamid'e hakaret ettiler" diye tweetler atıyorlar, gündem yaratmaya çalışıyorlar...

    "abdülhamit emparyalizmin uşağı bir diktatördür" demiş merdan yanardağ...

    burada merdan yanardağ'ı savunmayacağım.

    burada geçen abdülhamid ve emperyalizm uşaklığı konusunda birkaç tarihi örnek bırakmak istiyorum...

    1)1899'da çin'de boxer isyanı çıktı.
    uzun uzun anlatmaya gerek yok, avrupalı emperyalistlerin çin'den kovulması için çıkan bir isyan bu.
    boxer isyanına pek tabi ki çin'deki müslümanlar da dahil oldular.
    bunun üzerine alman imparatoru wilhelm, sultan 2. abdülhamide müracaat ederek, çine bir nasihat heyeti göndermesini istedi.
    abdülhamid, wilhelm'i kırmadı ve çin'e 9 kişilik bir nasihat heyeti gönderdi.
    nasihat heyeti çin'deki müslüman cemaatlerle görüştü ve boxer isyanına destek vermemelerini istedi.
    ayrıca çin'deki müslümanlar üzerinde halifenin etkisini tesis etmek amacıyla çin'de
    pekin hamidiye islam universitesi adı altında bir de okul kuruldu. burada avrupa'dan sağlanan fonlarla çin'deki müslüman gençler avrupa'ya karşı ayaklanmamak için eğitildiler.
    (bkz: abdülhamid in çin e gönderdiği nasihat heyeti/#8208586)
    --------------------------------

    2)yine 1899 yılı.
    bir başka isyan, bu sefer yer filipinler...
    filipinler'i ispanyollardan alan amerikalılar ispanyollardan kalan sömürgecilik anlayışını devam ettirmiş, böylece adalarda yerli halk ile abd'li işgalciler arasında uzun yıllar sürecek filipin-amerikan savaşı başlamıştır.

    amerika'ya karşı bağımsızlık mücadelesi veren filipinli yerli direnişçiler içinde müslüman halk da vardı.
    vakti zamanında adalarda hüküm süren sulu sultanlığı'nın bakiyesi müslümanlar ve moro müslümanları da filipin direniş kuvvetleri ile birlikte bağımsızlık mücadelesi vermekteydi.

    işte bu duruma istinaden de amerika, islam dünyasının halifesinden yardım talebinde bulundu.
    2. abdülhamid'de amerika'nın talebini geri çevirmeyerek, filipinli müslümanlara "abd'ye karşı direnmemelerini" nasihat eden bir mektup yazdı.

    yeryüzündeki bütün müslümanların hamisi olması gereken halife, amerika ile beraber hareket etmiş, filipinlerdeki müslümanlara "akıllı olun" çağrısında bulunmuş, sömürgeciliğe, emperyalizme hizmet etmişti...
    (bkz: abd ye karşı ayaklanan müslümanları uyaran halife/#40941745)
    ----------------------------------------

    3)bu kez yıl 1903...
    rusların baskısıyla iki günahsız askeri idam ettirmesi.
    bu da manastır'da rusların baskısı ile abdülhamid'in fermanıyla günahsız yere idam edilen jandarma er halim ve jandarma er abbas'ın hikayesidir.
    şuradan okuyabilirsiniz;
    (bkz: ikinci abdülhamit in mazlum askerlerini astırması/#42699757)

    --------------------
    -------------------
    benim bu konuda yazacaklarım bu kadar.
    sanırım neyin ne olduğunu az çok anlamışsınızdır.

    isteyen vermiş olduğum bu 3 tarihi örneği istediği kaynaktan araştırabilir.

    #tarih
    13 2 ...
  • sea people olarak bilinen ve mö 13 ve mö 12. yy'larda özellikle doğu akdeniz'de görülen, antik fenikelilerin mirasçısı olan kavimlerdir.

    tek bir kabile, tek bir millet, tek bir ulus değil ekseriyetle korsanlık faaliyeti yürüten şehir ve sitelerin birleşmeleri ile ortaya çıkmış istilacı, yağmacı, korsan bir oluşumdur.

    örneğin deniz insanları grubundaki lukkalılar(likya) tarihte bilinen ilk korsanlardır.
    deniz kavimleri

    luvilerden oluşan batı anadolu'lu deniz insanları dışında, fenikeliler, antik filistinliler, traklar, etrüskler(tyrenler), iliryalılar, mikenler(ekveş), sicilyalılar(şekeleş), danuanlar(danyanler) ve sardunyalılar(şerden) da deniz kavimleri oluşumunda yer almışlardır.

    mö 13 yy-12 yy döneminde özellikle doğu akdeniz'de hitit ve mısır hakimiyeti altındaki kıyı bölgelere saldırılar yapmışlar, pek çok şehri yıkıp tahrip etmişlerdir.

    örneğin medeniyetin beşiği olarak bilinen knossos'u(girit) yağmalayıp yıkanlar bunlardır.
    yine doğu akdeniz'deki ugarit'i de hazırlıksız yakalayıp yakmışlardır.

    deniz kavimlerinin bu saldırgan ve yağmacılığına karşı hititler günümüzde silifke açıklarında bulunan dana adası'nda aynı anda 200'den fazla geminin inşa edildiği antik çağların en büyük tersanesini yapmışlar ve burada inşa ettikleri gemilerle doğu akdeniz'deki güvenliklerini sağlamaya çalışmışlardır.
    deniz kavimleri

    ilginçtir ki deniz kavimlerinin saldırılarından korunmak için dana adasında tersane ve üs inşa eden hititler, bu adada gemi yapım işini yine deniz kavimlerinden olan danyenlere vermişler, onlarla ittifak yapmışlardır.

    zaten bu dana adasının adı da danyenler'den gelmektedir.
    danyen--->danuan--->dana adası...

    hititler'in doğu akdeniz güvenliği için yaptığı bu hamle de işe yaramamış, deniz kavimleri yağmacılığa, korsanlığa devam etmişler ve akdeniz ticareti için uzun yıllar bir tehdit oluşturmuşlardır.
    deniz kavimlerinin saldırıları sonucu mısır-hitit arasındaki ticaret durma noktasına gelmiş, hitit başkenti hattuşaş'da kıtlık başlamıştır.

    hititlerin zayıflaması ve ardından yıkılmasının sebeplerinden biri işte bu deniz kavimlerinin yaptığı saldırılardır.

    deniz kavimleri sadece anadolu, ege ve hitit'e değil, antik mısır'a da fevkalade zarar vermiştir.
    deniz kavimleri'nin mısır'a yaptıkları saldırılar sonucunda mısır yıllarca nil deltasını savunmak zorunda kalmış ve ticaretleri büyük zarar görmüştür.
    deniz kavimleri

    #tarih
    14 0 ...
  • zeus'un oğlu haberci hermes'tir...

    tcdd'nin sembolü şudur;
    tcdd nin sembolü olan yunan tanrısı

    bunun hikayesini yeni öğrendim.
    çok ilginç geldi...

    tcdd'nin bu sembolünün sırrı haydarpaşa garı tarihi binasında gizli.

    2. abdülhamid döneminde 1906'da yapımına başlanan ve 1908'de hizmete açılan haydarpaşa gar binasının tavan süslemelerinde şöyle bir sembol var;
    tcdd nin sembolü olan yunan tanrısı

    daha yakından bakalım;
    tcdd nin sembolü olan yunan tanrısı

    kanatlı bir tekerlek sembolü.

    bu semboldeki kanatlar mitolojideki tanrılar arasındaki haberleşmeyi sağlayan hermes'in kanatları.
    zeus'un oğlu haberci hermes...

    burası bir gar binası olduğu için hermes'in kanatları bir tekerleğe eklenmiş, böylece demiryollarının hızlı bir ulaşım yöntemi olduğu vurgulanmış.

    gel zaman git zaman alman ve italyan sanatçılar tarafından tasarlanan bu hermes'in kanatlı tekerleği cumhuriyet'in ilanından sonra da aynen korunmuş ve devlet demiryollarının, yani tcdd'nin sembolü olmuş.

    tcdd'nin ilk amblemi şöyle;
    tcdd nin sembolü olan yunan tanrısı

    zamanla makyajlanıp, değiştirilerek bugünkü ambleme kadar gelinmiş...

    haydarpaşa garı biliyorsunuz ki khalkedon antik kenti kalıntılarının üzerinde yapılmış.
    daha önce bosphorus hikayesinde zeus'un yasak aşkı io ile olan macerasını ve hera'nın io'ya yaptığı eziyeti anlatmıştık.--> (bkz: bosphorus/#42279727)

    işte bu mitolojik efsanede hera, kocası zeus ve io'yu basıyor, zeus hera'nın korkusundan io'yu bir ineğe çeviriyor. lakin hera bunu anlıyor ve ineğin başına bir sinek musallat ediyor ve io'yu tutsak ediyordu.

    efsaneye göre sevgilisi io'nun tutsaklığına üzülen zeus, oğlu hermes'i io'yu kurtarmak için görevlendiriyor.
    hermes'de zavallı io'yu esaretten kurtarıyor ve onu khalkedon'a getiriyor.
    kalkedonlular zeus'un habercisi hermes'in getirdiği bu ineğin kutsal olduğunu kabul ediyorlar ve ona saygı gösteriyorlar. böylece io'da kalan ömrünü kalkedon'da geçiriyor...

    ne tesadüf ki, hermes'in io'yu getirip emanet ettiği kalkedon'da binlerce yıl sonra inşa edilen gar binasında sembol olarak hermes'in kanatları kullanılıyor...

    şüphesiz ki abdülhamid o kanatların bir yunan tanrısına ait olduğunu bilse müsade etmezdi diye düşünüyorum...

    #tarih
    20 6 ...
  • ikinci abdülhamid...
    osmanlı'nın son dönemlerinde 33 yıl tahtta kalan padişah.
    bu 33 yıl boyunca osmanlı'nın en fazla olumsuzluklar yaşanan dönemi olmuştur.
    abdilhamid ise en çok toprak kaybeden padişah...

    abdülhamid'in bana göre en büyük başarıları şunlar;

    1)bakteriyolojihane i şahane'yi kurdurmuş olması.
    2)çanakkale boğazı savunma bataryalarını modernize etmesi...

    abdülhamid'in kurdurduğu bakteriyolojihane-i şahane ülkemizin ilk mikrop ve bakteri kuruluşudur, cumhuriyet döneminde hıfzısıhha enstitüsüne dönüşmüş, yerli ve milli aşı üretilmiştir.
    abdülhamid'in kurduğu, atatürk'ün çağ atlattığı bu kuruluşu, akp iktidarı kapatmıştır.

    abdülhamid'in diğer başarısı da çanakkale boğazı savunmasını güçlendirmesidir.
    abdülhamid'in çanakkale tahkimatlarını güçlendirmesi, çanakkale zaferimizin en büyük etkenlerinden biridir.

    ha, unutmadan.
    abdülhamid'in en büyük başarılarından biri de şu ahşap dolaptır.
    ikinci abdülhamid in en büyük başarısı

    gerçekten abdülhamid iyi bir marangozdu.
    yaptığı bu dolap paha biçilmez bir sanat eseridir.
    abdülhamid iyi bir marangozdu çünkü kendini en güvende hissettiği yer atelyesiydi.
    çevresindeki herkesten "bana darbe yapacaklar" düşüncesi ile korkan abdülhamid kendisini saatlerce atelyesine kapatır ahşap işleri ile uğraşırdı.
    işte bu ahşap sanat eserleri de abdülhamid'in korkusunun bir ürünüdür.

    #tarih
    11 0 ...
  • şahsen beni çok mutlu eden gelişme...
    bellini'nin yaptığı fatih tablolarından birine nihayet sahip olduk.
    bu eser fatih'in günümüze ulaşabilen 3 portresinden biridir. o yüzden çok çok önemli.

    yukarıda bir arkadaşımız yazmış, "o eser yurtdışına nasıl çıktı" diye.
    şöyle, bu tablolar 2'şer, 3'er tane yapıldı bellini tarafından.
    birer tanesi sarayda istanbul'da kaldı, diğerleri bellini'nin özel koleksiyonunda.

    yani bu tablo bizde kalan nüsha değil, bellini'nin özel koleksiyonunda bulunan tablolardan biri.

    bizdeki nerde?
    meçhul...

    malesef cumhuriyet dönemine kadar bu tip şeylerin kıymeti bilinmedi.
    piri reis'in emsalsiz dünya haritası bile tesadüfen bulundu--->(#39777656)

    neyse gelelim tabloya...
    tabloda fatih'in yanında resmedilen kişi hakkında yaygın kanı cem sultan olduğudur.
    bugün bazı kaynaklar da "fatih ve cem sultan portresi" diye verdiler haberi.

    sanattan, bilimden ve tarihinden bu kadar uzak bir toplumda şahsen bu tablodaki kişinin cem sultan olarak lanse edilmesi beni şaşırtmadı.

    lakin tablodaki kişi cem sultan değil.
    zira tablodaki genç adam bilinen cem sultan figürlerinin hiçbiri ile uyuşmuyor.

    fatih'in 3 oğlu var.
    beyazıt, mustafa ve cem.

    şehzade mustafa, bellini'nin istanbul'a gelmesinden çok önce vefat etmiş.
    şehzade beyazıt ise tablo yapıldığında 32-33 yaşlarında ve kendisi sancakta görevli.
    yani tablodaki genç adam (20-21 yaşlarında) beyazıt olamaz.

    cem sultan olabilir -ki cem sultan'ın yaşı bu tarihe uyuyor- ama yukarıda belirttiğimiz üzre cem sultan'ın bilinen görüntüsü ile bu tablodaki genç adamın alakası yok, keza cem sultan da abisi beyazıt gibi sancakta bulunmakta.

    zaten sanatçı tablodaki genç adam hakkında not düşmüş;
    “sultan 2. mehmet, mevki sahibi genç ile birlikte” diye...

    yani bu şahıs fatih'in oğullarından biri değil.
    genç yaşta makam mevki sahibi olan biri.
    ihtimaldir ki bu genç adam dönemin venedik balyosu'nun oğlu.

    gentile bellini sarayda çalışırken venedik balyosunun oğlu da kendisine yardımcı oluyor, hatta tercümanlık yapıyor.
    bellini'nin fatih ile birlikte olduğu tüm zamanlarda venedik balyosunun oğlu da fatih ve bellini'nin yanında. bu bilinen bir gerçek.

    o yüzden benim görüşüm bu genç adamın venedik balyosunun oğlu olduğu yönünde...

    nacizane bu tablodaki genç adamın, fatih sultan mehmet'in gençliği olduğunu düşünüyorum bunlara ilave 2. bir teori olarak.

    portrede fatih sultan mehmet 1479 yılındaki hali ile 21 yaşındaki haline, yani istanbul'u fethetmiş fatih'e bakıyor...

    bellini bu tabloyu yaparken böyle bir mesaj vermiş olabilir bence.

    15. yüzyılı düşünelim, orta yaşlı bir adam ve genç bir adam birbirine dönük vaziyette ressamın karşısında poz veriyorlar, saatlerce duruyorlar.

    her neyse...dediğim gibi, beni çok mutlu eden bir gelişme oldu bu.
    emeği geçen herkese teşekkürler.

    bu arada yukarıdaki arkadaşlarımızdan biri "kültür bakanlığı ne yapıyor, onlar neden sahip çıkmıyor" şeklinde serzenişte bulunmuş.
    yiğidi öldürelim ama hakkını verelim.
    kültür bakanlığımız da yurtdışındaki eserlerimiz konusunda çok iyi çalışmalar yapıyor.
    yani bir herakles lahidinin getirilmesi alkışlanacak bir iş.
    hatta daha geçenlerde ülkemizden çalınan iki boğalı kağnı heykeli ve sidamara tipi lahit filmlere konu olacak bir operasyonla ülkemize getirilmişti.
    (bkz: çalınan 2 antik eserin türkiye ye getirilmesi/#42871902)

    o yüzden kültür bakanlığımızın bu çalışmalarını beğeniyor ve haberdar oldukça paylaşıyorum.

    bütün bunlar bizim kültür hazinelerimizdir, benliğimizin birer parçasıdır.

    umarım yurtdışındaki tüm eserlerimiz bir gün ait oldukları yere geri dönerler.

    hamiş;
    fatih sultan mehmet han babamıza ait çok kıymetli bir başka hatıra da new york metropolitan müzesinde.
    çok anlamlı, çok kıymetli bir madalyon.
    floransalı lorenzo medici'nin fatih'e hediyesi.
    (bkz: leonardo fatih sultan mehmet ve medici ailesi/#43346667)

    hazır bu gazla, şu medici madalyonunu da türkiye'ye getirebilsek çokomelli olur. onu da belki mansur başkan getirir, kimbilir???

    #tarih
    #sanat
    15 0 ...
  • 79 yıl önce bugün 23 haziran 1941'de mersin limanı'nın 40 mil açığında kimliği belirsiz bir denizaltı tarafından torpillenerek batırılan türk gemisi.
    refah faciası

    aslında gemimizi batıran bir fransız denizaltısıdır.
    zira savaş sonrası fransa hükümeti bu facianın tazminatı olarak bize 2 savaş gemisi vermiş ve olayın üzeri kapanmıştır.

    bir başka kaynağa göre de refah şilebi italyan donanmasına ait ondina denizaltısı tarafından batırılmıştır. (Prof. Dr. Jurgen Rohwer- U. S. Naval Institute Press,
    Annapolis publications-Submarine Successos 1939-1945)

    refah şilebinin batması bize çok pahalıya maloldu.

    refah şilebinde;
    ►üçü gemi komutanı, 1 başçarkçı olmak üzre 15 deniz subayı,
    ►48 deniz astsubayı,
    ►63 erbaş ve er,
    ►16 hava subayı,
    ►25 sivil denizci.

    olmak üzre toplam 167 şehit verdik.
    bu faciadan sadece 32 kişi sağ olarak kurtulmayı başarmıştır.
    refah faciası

    refah şilebi ingiltere'de inşa edilen "reis" sınıfı 4 adet denizaltımızı teslim alacak denizcilerimizi ve ingiltere'de eğitim görmeye gidecek olan havacılarımızı taşıyordu.
    mersin'den mısır'ın port said limanına gidecek, denizcilerimiz ve havacılarımızı burada bırakıp geri dönecekti.

    ingiltere'de inşa edilen bu 4 denizaltı ve türk havacılarının ingiltere'de eğitime gitmeleri türkiye'yi kendi saflarında savaşa dahil etmek isteyen almanları rahatsız ediyordu şüphesiz.

    refah şilebimiz bu yüzden batırılmış olabilir.
    zaten olayın faillerine baktığımızda bunu görebiliyoruz.

    olayın 2 faili var.
    1)alman kuklası vichy fransası hükümeti.
    2)alman müttefiki italya'nın ondina denizaltısı...

    lakin bu olay türkiye'ye geri adım attırmamış belli ki.
    refah faciasından sonra da pek çok türk pilotu eğitim için ingiltere'ye gitmiş, raf bünyesinde pilotluk yapmıştır.

    hatta ingiltere'ye giden bu pilotlarımızdan 12 tanesi almanlar tarafından düşürülerek şehit edilmiştir.
    bu yüzden londra'da brookwood türk hava şehitliği mevcuttur ve burada 2. dünya savaşında şehit olan türk pilotları yatmaktadır.
    refah faciası
    refah faciası

    detay: (bkz: ikinci dünya savaşında şehit olan 14 türk pilot/#23094458)

    refah şilebinin batırılması sonrasında ulaştırma ve milli savunma bakanları istifa etmişlerdir. (bugün garip geliyor belki ama siyasetçiler istifa nedir biliyorlarmış o dönemde)
    refah faciası

    tabi üzerinden yıllar geçse de refah faciası unutulmamış, 1972 yılında mersin'de refah şehitleri anıtı yapılmıştır.
    refah faciası

    mersin'deki bu anıt, japonya'daki ertuğrul şehitleri anıtı'nın bir eşidir.
    bu anıtın japonya'daki anıt ile eş olarak benzer yapılması birbirinden binlerce mil uzak, iki denizdeki şehitlerimizi bir diğerinden ayırt etmeden, aynı tip birer abide ile
    ebedileştirmek arzusunun vurgulanmasıdır.

    şehitlerimizin ruhları şad olsun.

    #tarih
    14 1 ...
  • evvelce pelasglar ardından luviler'den oluşmuş, mö 9. yy- mö 6.yy arasında akdeniz ve karadeniz'de müthiş bir ticaret ve koloni imparatorluğu kurmuş anadolu halkı.

    antik foçalılar anadolu'nun öz halkı olmalarına rağmen bugün yunan/iyon olarak kabul ediliyorlar.

    eh, bunda kabahat tabi ki bizim.

    sen tarihine, kültürüne sahip çıkmazsan başkaları çıkıyor.

    halihazırda türk üniversitelerinde pelasglar ve luviler ile ilgili bir kürsü bile yokken, avrupa üniversitelerinde bu toplumlar için kürsüler kuruluyor, çalışmalar yapılıyor.

    her neyse...
    heredot'a göre antik Foçalılar, Batı Akdeniz’e yelken açma becerisini gösteren ilk Yunan kavmidir.
    akdeniz ve karadeniz'de pek çok koloniler kurmuşlardır.

    bazı foça kolonileri;
    massalia (günümüzde marsilya)
    nicaea (günümüzde nice)
    antipolis (antibes)
    ampurias (ispanya)
    tartessos (günümüzde andalusia-ispanya)
    alalia (korsika)
    elea (italya)
    pestum (italya)

    antik foçalılar

    antik foça'lılar mö 546'daki pers istilasına kadar akdeniz ticaretine yön verdiler.
    ne var ki pers istilasına dayanamadılar ve foça'yı (phokaia) terk edip kolonilerine yerleştiler.

    antik foça'lıların en önemli kolonileri şüphesiz ki güney fransa'daki nicaea ve massalia idi.
    nicaea'yı biz iznik olarak biliyoruz, lakin bizim iznik, henüz nicaea ismini almadan önceki ismi antigoneia'dır.
    iznik henüz nicaea değil, antigonea iken, antik foçalılar güney fransa'da zafer tanrıçası nike adına kurdukları bu şehre nicaea adını vermiştir.
    bu şehir günümüz fransasındaki nice şehridir.
    (bkz: nicaea/#42864798)

    antik foçalıların güney fransa'daki diğer önemli kenti massalia ise bugünün marsilya'sıdır.
    marsilya'da eski liman girişindeki plakada da şehrin mö 600'lerde antik foça'lılar tarafından kurulduğu yazar.
    antik foçalılar

    ayrıca antik foça'lıların sembolü olan horoz da, marsilya kolonisi vasıtası ile bu koloni ile bütünleşmiş, 1789 fransız ihtilali sonrası marsilyalılar üzerinde horoz sembolü olan bayraklarla kutlamalar yapmış, ihtilalci subaylar da bunu çok beğenmişler ve antik foça'lıların marsilya'ya mirası olan bu horoz da "gal horozu" adıyla tüm fransa'nın sembolü olmuştur.
    yani, bugün fransa'nın sembolü olan gal horozu da anadolu kültürü'nün bir parçasıdır.
    antik foçalılar

    ek:
    (bkz: pelasglar/#43527579)
    (bkz: luviler/#40544817)

    #tarih
    12 1 ...
  • hz muhammed'in islam'ın ilk yıllarında bizans imparatoru herakleios'a gönderdiği mektuptur.

    islami kaynaklar bu mektubun içeriğini, hz muhammed'in bizans imparatorunu islama davet olarak yazarlar...

    acaba öyle mi?
    acaba hz muhammed, bizans imparatoruna yazdığı bu mektupta, imparator herakleios'u islam'a mı davet etmiştir, yoksa mektubun içeriği farklı mıdır???

    öncelikle şunu bilmemiz gerekir ki, bu mektup ne bizans arşivlerinde, ne osmanlı arşivlerinde, ne de arap arşivlerinde bulunmamaktadır.

    mektuba dair tek kaynak hadis aktarıcılarıdır...

    hadis aktarıcılarına göre hz muhammed bu mektubu dahiyye bin halif adlı ulakla göndermiştir.

    taberi bu olayı şöyle aktarır;

    --spoiler--
    Müslümanlığa davet eden mektubu Dahiyye bin Halif ile gönderdi... Bizans imparatoru ki, adı Hirakl idi. O Müslüman olmadı. Resul-i Ekrem'in elçisine izzet ve hürmet gösterdi ve geri gönderdi.
    --spoiler--

    not: hadis aktaran taberi 839 yılında doğmuştur. yani hz muhammed'in ölümünden 207 yıl sonra...(!)(!)(!)...

    modern zamanlarda, 19. yy'da peygamberler ve halifeler tarihi adlı kitabı yazan ahmet cevdet paşa bu mektup olayından eserinde şöyle bahseder;

    --spoiler--
    Kayser-i Rum (Bizans imparatoru) dahi name-i hümayunu (mektubu) tazim ile eline alıp yüzüne sürmüş ve Dihye'ye pek ziyade ihtiram edip birçok hediyeler dahi vermiştir.
    --spoiler--

    ama yukarıda da bahsettiğim üzre mektubun orijinali yoktur. bulunamamaktadır, akibeti ve varlığı meçhuldür...

    lakin bize aktarılanlarda dikkatimizi çeken bir husus var.

    bizans ortodoks hristiyanlığının merkezi.
    ve bizans imparatoru da ortodoks hristiyanlar tarafından tanrısal nitelikler taşıyan aziz bir insan olarak tanımlanmakta.

    böyle bir imparatoru islam'a davet eden bir mektup yazılıyor. imparator mektubu okuyor ve mektubu getiren elçiye iyi davranıyor hürmet gösteriyor, ona hediyeler veriyor ve geri gönderiyor.

    ve bütün bunlar elçilerin kellelerinin havada uçuştuğu ortaçağ'da yaşanıyor. (!)(!)(!)...

    bu bana biraz mantıksız geliyor...

    mantık çerçevesinde ve dönemin şartlarını göz önüne alarak şöyle bir teori geliştirelim o halde...

    hz muhammed, bizans imparatoru herakleios'a bir mektup göndermiş göndermesine...ama bu mektubun içeriği imparatoru islam'a davet etmek değil, imparatora bağlılığını bildirmekti...

    bakınız, imparator herakleios, bizans tahtına bir isyan ile geçmiştir.
    imparatorun babası yaşlı herakleios olarak bilinen bizans'ın afrika valisiydi...
    mısır'da ikamet ediyorlardı.
    sasanilere karşı bizans'ın doğu sınırlarını koruyorlar, bunun için de araplardan faydalanıyorlardı...
    yani yaşlı herakleios ve oğlunun araplarla arası iyiydi.

    lakin bizans'ın o dönemdeki imparatoru phocas'ın ortadoğu coğrafyası ile pek ilgisi yoktu.
    araplar phocas'ı sevmezlerdi...

    610 yılında sasani'lerin bizans topraklarına girmesi ve doğu anadolu'yu istila etmesi ile birlikte bizans imparatorluğunda geniş çaplı bir isyan çıktı.
    batıda slavlar ayaklandı.
    afrika'da ise yaşlı herakleios...
    bu arada ortadoğu ve bugünkü arabistan yarımadası da yaşlı herakleios'a bağlı...

    imparator phocas ise sasaniler, slavlar ve isyancı valisi arasında, yani 3 ateş arasında kalmıştı.
    vali yaşlı herakleios'un oğlu genç herakleios 610 yılında araplar, süryaniler, anadolu ve afrika halklarından oluşan ordusu ile anadolu'ya girdi, phocas'ı mağlup etti ve istanbul'a girdi.
    imparator phocas'ı idam ettirerek onun yerine 1. herakleios olarak tahta geçti ve bizans imparatorluğunda Herakleios Hanedanı başlamış oldu...

    imparator herakleios bizans tahtını ele geçirdiği tarih 610 yılı.
    aynı yıl arap coğrafyasında ne oluyordu peki???

    610 yılının ramazan ayının kadir gecesinde hira dağındaki mağarada hz muhammed'e ilk vahiy geliyor, böylece hz muhammed'in peygamberliği başlıyordu...

    610 yılı...
    herakleios isyan başlatıyor, ordusunda araplar var, aynı yıl hz muhammed'e peygamberlik tebliğ oluyor...hz muhammed'e peygamberliğin geldiği tarihin bu isyanın geliştiği tarihe denk gelmesini yorumsuz geçiyorum...

    herakleios tahta geçtikten sonra bizans'a bağlı arap vassal krallıklarına ve derebeylerine mükafat olarak daha geniş yetkiler tanıdı.
    arap coğrafyası yeni imparatordan bir hayli memnundu.

    ama yeni ortaya çıkmış bir din ve bu dine siyasi bir kimlik kazandırarak bizans'tan hak elde etmek isteyen, bizans'ın hakimiyeti altında arap vassalı olmak isteyen bir lider de hz muhammed'di şüphesiz...
    üstelik hz muhammed, peygamber olmadan önce de -ticaret yaptığı dönemde- bizanslılarla iyi ilişkiler içerisindeydi. (bkz: rahip bahira olayı)

    işte hz muhammed'in bizans'a yazdığı mektubun içeriği de bununla ilgili olabilirdi.
    hz muhammed bizans imparatoruna yazdığı mektupta yeni bir dinden ve allah'ın peygamberi olduğundan bahsetmiş ve burada da rahip bahira'yı referans göstermiş olabilirdi.

    peki ya imparator herakleios'un hoşuna giden ne olabilirdi?
    hz muhammed ne yazmış da imparatorun hoşuna gitmişti de, elçiyi hediyelere boğmuş ve hürmet göstererek geri göndermişti???

    araplara göre herakleios "istanbul'un fatihi" ve arapları zalim phocas'tan kurtaran bir kurtarıcıydı.
    bir kahramandı...

    istanbul'u araplarla beraber fetheden bu kahramana şu sözleri yazmış olabilir miydi hz muhammed;
    "Le Tufte Hannel Kostantiniyyetu Fele Ni’mel Emiru Emiruha Vele Ni’mel Ceysu Zalikel Ceys..."

    şüphesiz ki ben arapça biliyor olsam ve bizans imparatoru olsam, birileri bana bunları yazsa benim de çok hoşuma gider, ona hediyeler gönderirdim...

    #tarih

    edit: aşağıda sunulan ürdün'de olduğundan bahsedilen mektup gerçek değildir.
    20 16 ...
  • pelasglar

    11.
  • anadolu, ege, yunanistan ve balkanların kadim halkı.
    (bkz: pelasgians)=pelasya...

    pelasya tanımından yola çıkarak anadolu'ya "küçük asya" denmesinin sebebi olan halk bunlardır diyebiliriz.
    pelasglar

    pelasglar; mitolojide niobe ve zeus’dan doğma pelasgos’dan türeyen, anadolu’nun akdeniz yöresi ve yunanistan’da yerleşim yapan en eski halktır.

    bugünkü yunanistan'da ve anadolu'da, sonradan bölgeye gelen akalar ve dorlardan çok daha önce atina, sparta, izmir, istanbul, efes, milet, assos gibi şehirleri kuranlar pelasglardır.
    pelasglar

    yunancaya smyrna olarak geçen izmir adının aslı da myrina'dır.
    myrina, izmir'in aliağa ilçesi yakınlarında bulunan antik bir kenttir ve efsaneye göre adını bir amazon kıraliçesi olan myrina'dan almıştır.
    bu ad, etrüskçe kararsız; duran; duraksayan anlamına gelen murina, yani duran sözünden gelmektedir. etrüskçe mur sözü durmak; kalmak anlamına gelmektedir ve günümüze "dur" olarak dönüşmüştür.

    m.ö. 660 yıllarında yunanistan'dan gelip istanbul'u kuran kıral byzas da bir pelasg kralıdır.

    yunanlar bunları "barbar" olarak tanımlamıştır.
    zaten yunanlar anadolu'daki tüm halkları ve karadeniz'in kuzeyindeki halkları barbar olarak tanımlarlar.
    yunanlara göre truvalılar(luviler), hititler, iskitler, traklar ve hatta etrüskler hep barbardı...

    ne var ki yunanların "barbar" dediği pelasglar, daha yunanlar yokken yunanistan'a gelmişlerdi.
    pelasgların yunanistan'a geldikleri tarih mö 3000'lerdir.
    yunanların ortaya çıkışı ise mö 2000'ler...

    pelasgların anadolu'ya, anadolu'dan da trakya ve yunanistan'a geçtiği, anadolu'dan önce geldikleri yerin ise kafkaslar olduğu varsayılmaktadır.
    bir varsayım da pelasgların bugünkü arnavutların (albanian-albanya) ataları olduklarıdır.

    bugün kafkaslarda bir albanya teriminin varlığı da (günümüz azerbaycan toprakları) bu konuda dikkat çekicidir.
    pelasglar

    ayrıca 1854'te avusturyalı bir diplomat ve arnavut dil uzmanı johann georg von hahn, pelasg dilini proto-arnavutça ile tanımlamış, lakin bu teori de genelde kabul görmemiş, bunun yerine pelasg dili'nin diğer diller gibi arnavutçayı da etkilemiş olduğu kabul görmüştür.

    yine bazı tarihçiler pelasglar, iskitler ve etrüskler'in aynı kökene sahip topluluklar olduklarını öne sürerler. ama tabi bu kökenin nereye çıktığı belli olduğu için hint avrupa odaklı tarih anlayışı ve vikipedi tarih dayatmacılığı bunu da reddeder.

    oysa ki çatalhöyük'teki arkeolojik kazıların sonuçları, pelasgların m.ö. 4. binyılda anadolu'dan ege havzasına göç ettikleri sonucuna götürdü.
    bu teoride pelasglara bir dizi hint-avrupa dışı dilsel ve kültürel özellik atfedilir. onların hint avrupa kavmi olmamalarına rağmen yunanları etkiledikleri kabul edilir.
    (james mellaart ve f. schachermeyr)

    kısacası pelasglar halihazırda "unknown origin" bir topluluktur. (daha doğrusu hint avrupa odaklı tarihçilik anlayışı pelasgları böyle tanımlar)
    haklarında hep muallak bilgiler olması ve kimsenin ortak bir paydada buluşamamış olması pelasgların yerleşik değil de göçebe bir topluluk olduğu tezini güçlendirir.

    proto-yunanca konuşmacıların gelmesinden önce ege denizi'ndeki toprakların sakinlerini ve klasik yunanistan'da hala var olan torunların geleneksel olarak tanımlanmış çevrelerini tanımlamak için "pelasgian" adını kullanır.
    teori, görüşleri 20. yüzyılın ilk yarısında hüküm süren ve bugün hala bir miktar güvenilirlik kazanan filolog paul kretschmer'in orijinal konseptlerinden kaynaklanmaktadır.

    herodot’un "pelasgoi" adını verdiği, eserinin birçok yerinde sözünü ettiği, göçlerini anlattığı, örf ve adetleri hakkında bilgi verdiği bu milleti bugünkü tarihçiler ve özellikle lâtin ülkelerin tarihçileri, yok farzetmek hususunda sözbirliği etmiş gibidirler.
    yine heredot'a göre pelasglar, barbar bir dil(!) konuşuyorlardı. (yukarıda da bahsettiğim yunanlardaki barbarlık kavramı)

    oysa ki pelasgların dili, etrüskçe'ye çok benzeyen hint-avrupalı olmayan bitişken (aglutinatif) bir dildi.

    ama yine heredot'a göre yunanlılar, büyük millet haline gelmiş olmayı da pelasglara borçludurlar.
    tarihçi, yunan milletinin aslında zayıf bir millet olduğunu, ancak barbar milletler ve
    bilhassa pelasglarla karıştıktan sonra büyük millet haline geldiğini söyler.

    pelasglar, yunanistan’da, zeus pelasgios’un dodona’daki eski tapınağında ve pelasgikon argos ya da pelasgiotis diye bilinen teselya ovasına isimlerini vermişlerdir.
    pelasglardan, boiotia’nın ve peloponnesos’daki akhaia bölgesinin ilk sakinleri ve özellikle de attika, argolis ve arkadia’nın yerli halkı olarak söz edenler de olmuştur.

    bugün yunanistan'ın ve yunanların simgesi olan atina akropolü'nün üstüne oturduğu duvarı yapanlar pelasglardır. bu duvara bugün bile pelasg duvarı adı verilir.
    pelasglar

    son olarak her yerde izleri olan, lakin herkes tarafından inkar edilmeye çalışılan pelasglar hakkında önemli bilgiler veren, türklerin ilk ataları adında bir kitap yazan eski büyükelçimiz adile ayda şu tespitleri yapar:

    --- alıntı ---
    "fransız ve ingiliz yazarlar nedense pelasglar ile ilgilenmemişlerdir. ancak alman alimler pelasglar üzerine ciddi eserler vermişlerdir. bunların başlıcalar beloch, fick, treidler, meyer ve ehrlich'dir."

    bu tutumun bir sebebi olması gerekir. acaba pelasglar heredot'u etkilemelerine rağmen önemsiz midir? yoksa arkeolojik keşifler, tespitler heredot'un iddialarını bir "efsane" mertebesine mi indirmiştir?

    bunların hiç biri doğru değildir! tam tersine zaman, heredot'un da homeros'un da yazdıklarının tarihi temellere dayandığını göstermiştir. öyleyse? öyleyse sebep basittir. eğer pelasglar, pelasgyrrhenler, etrüskler üzerinde çalışmalar yapılırsa, sadece doğu anadolu'nun tarihin ilk günlerinden beri türk olduğu değil; batı anadolu'nun ege adaları'nın, yunanistan'ın, hatta italya'nın da türklüğü ispatlanmış olacaktır!

    iş bununla da kalmayacak, batılıların pek böbürlendikleri yunan ve roma medeniyeti'nin türk ve doğu kökenli olduğu ortaya çıkacaktır. o zaman kimlerin barbar olduğu çok daha iyi anlaşılacaktır.
    pelasglar

    işte bunu engellemek için batılı tarihçiler pelasgları hasıraltı ederler!
    pelasglar
    pelasglar
    --- alıntı ---

    #tarih
    15 2 ...
  • ulu önder mareşal gazi mustafa kemal atatürk time dergisi'ne ilk defa 24 mart 1923 tarihinde kapak olmuştu.
    hepiniz bilirsiniz o kapağı;
    atatürk ün time dergisi fotoğrafı videosu

    kalpaklı ve gülümseyen atatürk...

    işte atatürk'ün time dergisine kapak olan bu fotoğrafı aslında bir videodan alınmış fotoğraf karesidir.

    bu videoda atatürk ve silah arkadaşları bir yurt gezisinde. bir tren garında.
    https://twitter.com/volka...tatus/1273254755318497280

    atatürk ve arkadaşları gayet neşeli.
    işte bu neşeli videonun bir anını time dergisi ölümsüzleştirmiş ve kapağına taşımıştır.

    #tarih
    11 6 ...
  • 27 mayıs darbesiyle birlikte iktidardan düşürülen; başta adnan menderes, celal bayar olmak üzere demokrat parti milletvekilleri ve bakanlarının yargılanmak üzere tutuklu bulundukları yassıada'da ordu tarafından kötü bir muamele ile karşı karşıya kaldıkları iddiaları halk tarafından yaygın bir şekilde dillendirilmeye başlanınca, darbeci subayların şartların ne kadar iyi olduğunu(!) göstermek üzere çektikleri rezalet filmdir.

    14 eylül 1960 günü sabahın dördünde uyandırılan dp'li mahkumlar takım elbiseleri giydirilerek güya darbeciler kendilerine çok iyi bakıyorlarmış gibi yalancıktan; dolaşırken, yemek yerken, kantinde alışveriş yaparkenki görüntüleri aşağılayıcı bir üslupla konuşan dışses eşliğinde çekilerek film haline getirilmiştir.

    Nitekim kantinde alışveriş yaparken görüntüleri çekilen dönemin tutuklu istanbul valisi ve arkadaşlarına "istanbul'un kumar, eroin ve cinayet kollektif şirketi" diye; daha yargılanmadan, bu şekilde bahsedilmesi oldukça yanlıştır. Yine çekilen görüntülerde devrik dışişleri bakanı fatin rüştü zorlu'nun yatağında kitap okuyormuş gibi yaparken objektiflere korku dolu gözlerle bakışı, adnan menderes'in yemek yermiş gibi yaparken zoraki gülümsemeyle poz vermeye çalışışını dış sesin " menderes de poz vermeden duramaz" diye oldukça ciddiyetten uzak ve onur kırıcı açıklamaları;yine yemek yerken görüntüleri çekilen milli mücadele kahramanı, atatürk'ün son başbakanı ve yakın dostu celal bayarla ilgili dış sesin "sofrasında 100 liralık havyar bulunmamasına rağmen bayar oldukça iştahlı görünüyordu." Diyişi demokrasi tarihimiz açısından çok acı verici bir durumdur.

    işte gerçeklikten bu kadar uzak ve hakaret dolu bu film hemen bütün sinema salonlarında ve okullarda, görüntüleri çekilen mahkumların çocuklarının da izleyeceği şekilde yayınlanmıştır.

    Filmin çekimleri tamamlandıktan sonra celal bayar bu hakaretlere dayanamış "bizi yeşilçam yıldızları gibi filmlerde oynattılar." Diyerek intihar girişiminde bulunmuş; askerler tarafından son anda kurtarılmıştır.

    Adnan menderes'in ve arkadaşlarının iktidar döneminde yaptıklarını pek sevmeyen ve darbeyi haklı bulan biri olan beni bile ziyadesiyle üzmüştür. Silah zoruyla hükümeti deviren darbecilerin bir dönemin meşru hükümetini, cumhurbaşkanını, başbakanını, bakanlarını bu şekilde teşhir edip küçük düşürmelerinin haklı bir tarafı yoktur.

    işte 1950-1960 dönemini anlatan demirkırat belgeselinin bahsi geçen filmin anlatıldığı kesiti:

    https://youtu.be/SE1Nk5tAVJM

    Ve aynı belgeselde 1960 darbesini çok derin ayrıntılarıyla anlattığı belgesel bölümlerinin tamamı:

    Demirkırat 8.bölüm:

    https://youtu.be/DzNr4rwXsq4

    Demirkırat 9.bölüm:

    https://youtu.be/lpVS7AcwX9s

    Demirkırat 10.bölüm:

    https://youtu.be/XQZJmACpU7w

    #tarih
    0 0 ...
  • 1890 yılında sibirya'da bir bataklıkta bulunan dünyanın en eski ahşap heykeli.
    shigir idolü
    shigir idolü

    bazı kaynaklara göre 9500 bazı kaynaklara göre ise 11,000 ila 12.000 yıllık olduğu söylenen, mısır piramitlerinden çok daha eski olan bu heykelin detayları hayvan dişleri kullanılarak oyulmuş.
    shigir idolü
    shigir idolü

    hemen hemen göbeklitepe ile yaşıt olan heykelin 5m'lik gövdesi üzerinde 7 ayrı insan yüzü yer alıyor.
    heykel, mezolitik çağ’a ait hala deşifre edilememiş birçok sembole sahip.
    shigir idolü

    shigir idolündeki deşifre edilemeyen bu semboller bilim insanlarına göre nesilden nesile aktarılan bilgilerin şifrelenmiş halleri.

    insanlık tarihinin bu en eski ahşap heykeli bugün yekaterinburg tarih müzesi’nde sergileniyor.

    #tarih
    #arkeoloji
    13 2 ...
  • nesturilik olarak da bilinen hristiyan mezhebi.
    ismini 5. yy'da istanbul patriği olan nestorius'tan alır.

    nestorius 5. yüzyılda istanbul patriği'dir.
    lakin meryem'in tanrı isa'nın annesi olduğunu reddeder, ona göre meryem insan olan isa'nın annesidir.
    tabi roma'ya göre bu fikir kabul edilemezdir.
    ve kendisi efes konsili sonucunda (431) afaroz edilir.

    fakat nestorius'un fikirleri anadolu'da ve suriye'de yoğun taraftara sahiptir.
    nestorius bunun üzerine kendisinden yana olanlarla birlikte anadolu'da faaliyetlerini sürdürdü.
    bu sırada vefat etti(450), ama onun taraftarları -nasturiler- bir süre urfa akademisi'nde öğretilerine devam etti.
    lakin burası da roma topraklarında olduğu için buradan da kovuldular ve sasani hakimiyeti altındaki nusaybin'e yerleştiler.

    burada kurdukları nusaybin okulu nasturilerin merkezi haline geldi. burası sasani/iran coğrafyasındaki en önemli hristiyanlık merkezi oldu.
    (ara not: nasturiliğin merkezi olan nusaybin okulu bugün mor yakup kilisesi olarak faaliyetini sürdürmektedir.)

    nasturiler, kendilerini nasturi yerine asuri (assyrian) veya doğu kilisesi (bkz: church of the east) veya doğu asurileri olarak da tanımlarlar.
    fakat 16. yy'da mezopotamya'daki bazı asuriler, önderleri olan diyarbakır metropoliti mor yohanna'nın papa ile görüşüp katolik kilisesinin hakimiyetini tanımasının ardından katolik mezhebine geçmişler bunlara da keldani denilmiştir.
    yani keldaniler, katolik asuriler'dir...

    nasturilik, orta asya türk dünyası'nda da hayli yaygındır...
    evet, sadece asuri, süryani, keldani vb mezopotamya halkları değil, türkler de benimsemiştir nestorius'un öğretilerini.

    nasturiler nusaybin'den yola çıkarak asya ülkelerine yönelik yoğun bir misyonerlik faaliyetlerine giriştiler.
    çin ve moğolistan'da ilk hristiyan cemaatleri 7. yüzyılın başlarında oluşmaya başladı. nasturiler 8. ve 9. yüzyıllarda hindistan'da da faaliyet gösterdiler.

    9. yüzyılda uygur türkleri nasturiler sayesinde hristiyanlıkla tanıştılar.
    nasturilik

    özbekistan'da semerkand yakınlarında eski kaynaklarda urgut olarak adı geçen yerde (süleymantepe) 9. yy ait bir nasturi manastırı kalıntıları bulunmuştur.
    nasturilik

    bölgede yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda elde edilen bulgular 7. yüzyıla kadar inmiştir.
    buradan anlıyoruz ki orta asya'daki türk toplulukları nasturilik ile 7. yüzyıldan itibaren kurumsal olarak tanışmışlardır.

    aynı tarihlerde nasturiliğin soğdlar arasında da yayıldığı bulgularına rastlanır.
    soğdlar arasında nasturiliğin yayılması ile nasturiler ipek yolu'nun kontrolünde önemli söz sahibi oldular.

    yine bir başka örnek olarak türkmenistan'ın tarihi merv şehri yakınlarında bulunan 10. yy kalma bir başka nasturi-hristiyan kilisesini gösterebiliriz.
    nasturilik

    nasturi misyonerler 7. yüzyıldan itibaren pek çok bozkır kavmini hristiyan yapmıştı, bu nedenle hristiyanlık moğol imparatorluğunda güçlü bir konuma sahip oldu.
    öyle ki cengiz han'ın tüm oğulları (ögeday hariç) eşlerini bir hristiyan/türk topluluk olan keraitlerden almıştı. yine cengiz han'ı henüz han olmadan evvel koruyup kollayan tuğrul han'da(yesugey'in andası wang khan) keraitlerin lideriydi.

    cengiz han'dan sonraki büyük han ögeday'ın eşi töregene katun (turakine) nasturi hristiyan bir nayman türkü'dür.
    eşi ögeday'ın ölümünden sonra oğlu güyük han tahta geçene kadar 5 yıl büyük katun ünvanıyla imparatorluğu yönetmiştir. töregene katun'un oğlu güyük han hemen hemen tüm bakanlarını nasturilerden seçmiştir.

    cengiz han'ın oğlu tuluy han'ın eşi soyurgaktani katun kerait türkleri'ndendir ve nasturi'dir. soyurgaktani katun en önemli katunlardan biridir zira mönkge, hülagü, kubilay ve arik böke'nin annesidir.

    kubilay han'ın eşi chabi katun da kongrat nasturi hristiyandı. kubilay'ın bir başka eşi olan nambui de yine chabi gibi bir kongrat nasturisiydi.

    yine cengiz han'ın torunu hülagü han'ın eşi dokuz hatun da nasturi hristiyan keraitler'dendi.

    orta moğolistan'da nasturi mezar taşları;
    nasturilik

    cengiz han'ın torunu möngke han döneminde nasturilik moğol imparatorluğu'ndaki birincil dini etkiydi ve moğol imparatorluğu sayesinde nasturilik çin'de iyice yayıldı.

    örneğin çin'in doğusundaki yangzhou yakınlarında ortaya çıkarılan 14. yy kalma bir nasturi mezar taşı;
    nasturilik

    buradan anlıyoruz ki nasturilik çin'de pasifiğe kadar uzanmış.

    13. yüzyıl sonunda nasturilik asya'da doruk noktasına ulaştı, ne var ki ilhanlıların gazan han döneminde müslümanlığı kabulü ile birlikte orta asya'daki nasturilik etkisi azalmaya başladı, akabinde timur imparatorluğu döneminde ise tamamen yok oldu.

    uygurlarve diğer türk toplulukları dışında nasturi hristiyanlığı benimseyen diğer türk/moğol toplulukları şunlardır;
    -keraitler,
    -öngütler,
    -oyratlar,
    -merkitler,
    -naymanlar,
    -kongratlar,
    -soğdlar,
    -karahitaylar.

    orta asya'da nasturilik ve nasturi kiliseleri.
    nasturilik

    görseller;
    yangzhou/çin 14. yy nasturi mezar taşı;
    https://i.ibb.co/HBrChYr/in13.png

    orta asya'daki nasturi türkler'den kalan buluntular.
    https://i.ibb.co/yYfGh7W/nasturian.png
    https://i.ibb.co/k6bSP1s/nasturi.jpg
    https://i.ibb.co/YdHW1Yg/t.png
    https://i.ibb.co/5YNbdDC/nstr.png

    bir nasturi-moğol savaşçısı;
    https://i.ibb.co/NZsSfbP/mongol.jpg

    çin'in tarihi başkenti xian yakınlarındaki siganfu nasturi yazılı taşı.
    https://i.ibb.co/wKY9fcD/siganfu.jpg

    nasturi hristiyan soğdlar'ın bir kale kuşatmasını içeren ve rusya'nın perm şehri yakınlarında bulunan anikova tabağı.
    https://i.ibb.co/FmQYDvh/kzk.jpg

    #tarih
    #din
    11 0 ...