bugün
- sözlük yazarlarının gerçek adları37
- sadece filistin'i önemsemek13
- petrol bulduk haberleri6
- ülkücülere küfür edip ülkücülerden oy bekleyen tip8
- israil10
- kürdü sevin9
- mazotun litresi 101 lira36
- atilla uğur'un öcalanın listesinin başında olması5
- türkiyeli ermeniler ve rumlar4
- yetiş ya gavs6
- as maca8
- mhplilerin hala mhpye oy verecek olması7
- türkler vs türkiyeliler3
- arkadaşlar bir şey soracağım13
- öcalan'ın kira vermeden villada oturması12
- reagan ridley9
- dağdan gelip bağdakini kovmak3
- bonnie blue6
- başkasını açık oylamış bir erkekle evlenen kız5
- true vs sarı şeker kafes dövüşü8
- yaşlılığı kabullenemeyen insan7
- kahvaltıda kaç zeytin yersiniz11
- çanakkale kumandanı mustafa kemal paşa2
- doktor kadın çöpçü erkek evliliği11
- arkadaşlar bakar mısınız18
- kıbrıs barış harekatını ecevit'e mal etmek20
- ekonomi iyiken de akpye oy vermeyenler25
- açık oylayan yazara alevli meyve tabağı göndermek3
- star wars ta en çok stormtrooper ların sevilmesi5
- sabah uyanınca ilk iş küpelerini takan erkek3
- en iyi bisküvi9
- larisalisa öldü mü5
- israil nüfusunun yarısı müslüman3
- ktç'nin küçükken sarışın yeşil gözlü olması11
- iltica13
- çocuk gibi nickten küfür peyda eden yazarlar5
- hasan atilla uğur9
- yazarların fobileri20
- 51 komando tugayı2
- sıkıldım13
- sözlüğün en zeki yazarı anketi5
- yer çekimi mi atmosfer basıncı mı5
- g i l d e d l i l y27
- asgari ücret alıp apo'ya villayı savunmak6
- gocu35
- kahvaltıda sevgilinizden nasıl çay istersiniz10
- sözlükteki kaliteli yazarlar41
- benim dedem çok fakirmiş diyen olmaması9
- kartoncuya zeytin dalı uzatmak6
- türkiye'yi chp kalkındıracak2
Sözlü geleneğe göre adını bir amazon olan Myrina'dan alan kent, Batı Anadolu'da, Çandarlı körfezinin en son koyunda, doğa ile iç içe yaşayan bir antik kenttir. izmir - Çanakkale karayolu üzerinde Aliağa'dan sonra Güzelhisar (pythikos) çayı üzerindeki köprü geçildikten sonra deniz yönüne dönüldüğünde küçük bir tepenin yamacındadır. Efsaneye göre amazon ordularının başındaki Myrina, pek çok zafer kazandıktan sonra, kendi ismini verdiği kentin yanı sıra Kyme, Pitane ve Gryneio'a da yardımcılarının isimleri ile yaşamalarını sağlamıştır.
Herodot ve onu izleyen antik çağ tarihçileri buradaki bir Hellen yerleşmesi üzerinde nedense pek durmamışlardır. Bununla beraber kentin i.ö. 1000 yıllarında kuzey Yunanistan'dan gelen topluluklarca kurulmuş olacağı da düşünülmelidir. Myrina, ilk kez Delos birliği'ne talent ödemesiyle ismini tarihte duyurmuştur. ne var ki, Lemnos (Limni) adasındaki aynı ismi taşıyan bir başka kent ile isminin karışmış olabileceği de ihtimal dahilindedir.
Myrina i.ö. 560'dan sonraki yıllarda Lydia Kralı Kroisos'un egemenliğini tanımış, i.Ö. 454-425'de Atina konfederasyonu içerisinde ismi geçmiştir. Anadolu'nun Pers istilasına uğradığı yıllarda, i.Ö. 475 de Xerkes bu kenti Gongylos'a vermiştir. Myrina i.Ö. 334' de bütün Aiol devletleri gibi Büyük iskender'in egemenliğini kabul etmek zorunda kalmış, onun ölümünden sonra M.Ö. 188'de Bergama Krallığı'na katılmıştır. III.Attalos'un ölümü ve onun vasiyeti uyarınca da bütün Bergama topraklarıyla birlikte Roma yönetiminin As ya eyaleti içerisinde kalmıştır. M.S. 17'de diğer Aiol kentleriyle birlikte büyük bir deprem felaketine uğramış ve imparator Tiberius'un yardımlarıyla yeniden kurulurken yeni yapılarla değişik bir görünüm kazanmıştır. Bundan ötürü bir ara Myrina'ya imparatorun kenti anlamında "Sebastopolis" denmişse de bu durum çok kısa sürmüştür. i.S,. 106'da Myrine ikinci bir depremle harap olmuş,yeniden onarılmış,ancak hıristiyanlığın yayılmasıyla önemini yitirmiş ve ortadan kalkmıştır.
Myrina'nın toprak üstü kalıntılarının büyük çoğunluğu yüzyıllar boyunca yakınındaki diğer kentlerin yapımında kullanılmış ve şehir bütünüyle yok edilmiştir. Bu yüzden de günümüze liman taşları dışında kentin mimari parçaları pek gelememiştir. Toprak üstü kalıntılarının yok denecek kadar az olmasına karşılık keramik parçaları ve terrakota heykelciklerinin çevrede yaygın oluşu araştırmacıların dikkatini buraya çekmeye neden olmuştur. Böylece Myrina yapılarıyla değil de pişmiş toprak heykelcikleriyle tanınmıştır.
M.E. Baltezzi isimli bir araştırmacı 1874'de yaptığı sondajlarda beş bine yakın mezarı ortaya çıkarmıştır. Bunu masklar,figürinler ve özellikle dansöz heykelcikleri izlemiştir. Myrina,tarihinin her döneminde soyguna uğramış,talihsiz bir kent olma özelliğini her zaman korumuştur. Günümüzde Myrina'dan çıkarılmış toprak heykelciklerin oluşturduğu koleksiyonlar British Museum başta olmak üzere dünyanın pek çok müzesinde,özel koleksiyonlarda görülmektedir.
Myrina kentinin bir zamanlar yaşadığı tepelere yayılmış, çanak çömlek parçaları, figürinler, mimari frizler, lahit kapakları kentin zengin düzeydeki kültürünü kanıtlamaktadır.
Fransız arkeologları E.Pottier ile A.J.Reinach yalnızca nekropolde kazı yapmışlardır. Son yıllarda burada çalışan Doç. Dr.Vedat idil ve Prof.S.Lagona'nın yapmış oldukları kazılarda çıkan terrakotalar istanbul Arkeoloji Müzesi ile Bergama Müzesi'nde sergilenmektedir.
Myrina'daki yerleşme Birki (Beriki) ve Öteki tepe ile onların yamaçlarında olmuştur. Kentin nekropolü Birki tepenin kuzey eteğinden kuzeye doğru yayılmıştır. Özellikle Güzelhisar Çayı'nın, antik Titnaios veya Pythikos'un ağzındaki yerleşim ve mezarlık alanı sürekli ekilip biçildiğinden antik kalıntılara ulaşabilmek çok zordur. Bununla beraber Myrina akropolünün 750 m. kuzeydoğusundaki tepede,kayalıkta tonozlu bir oda mezar bulunmuştur. Çevredeki tepelerde de bunun dışında kaya mezar odalarına rastlanmaktadır. Taşa oyulmuş bu mezarların yanı sıra ilk çağ ve Bizans sur parçalarının yanında kendisi olmamakla birlikte tiyatronun yeri de kendisini belli etmektedir.
Myrina'nın yakınındaki (Apollon Mabedi ile ünlü) Gryneion kentinin de buraya bağlı olduğu sanılmaktadır.
i.s 17 ve 106 yıllarındaki depremlerden zarar gördüğü bilinen Güzelhisar Çayı'Nın ağzına konumlanmış kentin surları ve iskelesi kısmen günümüze ulaşabilmiştir.
Herodot ve onu izleyen antik çağ tarihçileri buradaki bir Hellen yerleşmesi üzerinde nedense pek durmamışlardır. Bununla beraber kentin i.ö. 1000 yıllarında kuzey Yunanistan'dan gelen topluluklarca kurulmuş olacağı da düşünülmelidir. Myrina, ilk kez Delos birliği'ne talent ödemesiyle ismini tarihte duyurmuştur. ne var ki, Lemnos (Limni) adasındaki aynı ismi taşıyan bir başka kent ile isminin karışmış olabileceği de ihtimal dahilindedir.
Myrina i.ö. 560'dan sonraki yıllarda Lydia Kralı Kroisos'un egemenliğini tanımış, i.Ö. 454-425'de Atina konfederasyonu içerisinde ismi geçmiştir. Anadolu'nun Pers istilasına uğradığı yıllarda, i.Ö. 475 de Xerkes bu kenti Gongylos'a vermiştir. Myrina i.Ö. 334' de bütün Aiol devletleri gibi Büyük iskender'in egemenliğini kabul etmek zorunda kalmış, onun ölümünden sonra M.Ö. 188'de Bergama Krallığı'na katılmıştır. III.Attalos'un ölümü ve onun vasiyeti uyarınca da bütün Bergama topraklarıyla birlikte Roma yönetiminin As ya eyaleti içerisinde kalmıştır. M.S. 17'de diğer Aiol kentleriyle birlikte büyük bir deprem felaketine uğramış ve imparator Tiberius'un yardımlarıyla yeniden kurulurken yeni yapılarla değişik bir görünüm kazanmıştır. Bundan ötürü bir ara Myrina'ya imparatorun kenti anlamında "Sebastopolis" denmişse de bu durum çok kısa sürmüştür. i.S,. 106'da Myrine ikinci bir depremle harap olmuş,yeniden onarılmış,ancak hıristiyanlığın yayılmasıyla önemini yitirmiş ve ortadan kalkmıştır.
Myrina'nın toprak üstü kalıntılarının büyük çoğunluğu yüzyıllar boyunca yakınındaki diğer kentlerin yapımında kullanılmış ve şehir bütünüyle yok edilmiştir. Bu yüzden de günümüze liman taşları dışında kentin mimari parçaları pek gelememiştir. Toprak üstü kalıntılarının yok denecek kadar az olmasına karşılık keramik parçaları ve terrakota heykelciklerinin çevrede yaygın oluşu araştırmacıların dikkatini buraya çekmeye neden olmuştur. Böylece Myrina yapılarıyla değil de pişmiş toprak heykelcikleriyle tanınmıştır.
M.E. Baltezzi isimli bir araştırmacı 1874'de yaptığı sondajlarda beş bine yakın mezarı ortaya çıkarmıştır. Bunu masklar,figürinler ve özellikle dansöz heykelcikleri izlemiştir. Myrina,tarihinin her döneminde soyguna uğramış,talihsiz bir kent olma özelliğini her zaman korumuştur. Günümüzde Myrina'dan çıkarılmış toprak heykelciklerin oluşturduğu koleksiyonlar British Museum başta olmak üzere dünyanın pek çok müzesinde,özel koleksiyonlarda görülmektedir.
Myrina kentinin bir zamanlar yaşadığı tepelere yayılmış, çanak çömlek parçaları, figürinler, mimari frizler, lahit kapakları kentin zengin düzeydeki kültürünü kanıtlamaktadır.
Fransız arkeologları E.Pottier ile A.J.Reinach yalnızca nekropolde kazı yapmışlardır. Son yıllarda burada çalışan Doç. Dr.Vedat idil ve Prof.S.Lagona'nın yapmış oldukları kazılarda çıkan terrakotalar istanbul Arkeoloji Müzesi ile Bergama Müzesi'nde sergilenmektedir.
Myrina'daki yerleşme Birki (Beriki) ve Öteki tepe ile onların yamaçlarında olmuştur. Kentin nekropolü Birki tepenin kuzey eteğinden kuzeye doğru yayılmıştır. Özellikle Güzelhisar Çayı'nın, antik Titnaios veya Pythikos'un ağzındaki yerleşim ve mezarlık alanı sürekli ekilip biçildiğinden antik kalıntılara ulaşabilmek çok zordur. Bununla beraber Myrina akropolünün 750 m. kuzeydoğusundaki tepede,kayalıkta tonozlu bir oda mezar bulunmuştur. Çevredeki tepelerde de bunun dışında kaya mezar odalarına rastlanmaktadır. Taşa oyulmuş bu mezarların yanı sıra ilk çağ ve Bizans sur parçalarının yanında kendisi olmamakla birlikte tiyatronun yeri de kendisini belli etmektedir.
Myrina'nın yakınındaki (Apollon Mabedi ile ünlü) Gryneion kentinin de buraya bağlı olduğu sanılmaktadır.
i.s 17 ve 106 yıllarındaki depremlerden zarar gördüğü bilinen Güzelhisar Çayı'Nın ağzına konumlanmış kentin surları ve iskelesi kısmen günümüze ulaşabilmiştir.
tarihçiler tarafından sadece bir efsane olarak kabul edilen libya, yani dönemin kuzey afrika'sının amazon kraliçesi. anlatılana göre 30 bin amazon savaşçısı vardı ve ege kıyılarına kadar olan bölgelerde savaştı.
efsaneye göre bu kadınlar rastgele erkeklerle cinsel ilişkiye sadece çiftleşme amaçlı giriyorlardı. ayrıca bekaretlerini kaybetme hakkı kazanabilmek için savaşta en az bir erkek öldürmeleri gerekiyormuş.
(bkz: mor çatı)
efsaneye göre bu kadınlar rastgele erkeklerle cinsel ilişkiye sadece çiftleşme amaçlı giriyorlardı. ayrıca bekaretlerini kaybetme hakkı kazanabilmek için savaşta en az bir erkek öldürmeleri gerekiyormuş.
(bkz: mor çatı)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar