kategoriler
- anket 3002
- haberler 73719
- teknoloji 50997
- spor 106066
- siyaset 46683
- ekonomi 12155
- oyunlar 13286
- dini 19629
- bilim 422
- troll-iğrenç 1524
- diziler 7916
- troll-ırkçı 586
- troll-cinsellik 21099
- sözlük içi 29760
- yaşam 1509
- sağlık 15768
- moda 662
- nick altı 1535
- ilişkiler 65536
- eğitim 21275
- televizyon 7091
- internet 23363
- sinema 11836
- marka 3932
görsel
aa böyle bir başlık varmış , kesin başlığı açan kişi En muhteşem olanıdır
uplim bari meh meh meh.
aa böyle bir başlık varmış , kesin başlığı açan kişi En muhteşem olanıdır
uplim bari meh meh meh.
Günaydın herkese. Hayırlı sabahlar efendim :-).
sarayın loş koridorlarından, hafiyelerin gölgesinden, telgraf tellerinin vızıldadığı bir istanbul’dan selamlar sözlük ahalisi. (bkz: kızıl sultan da neymiş yahu)
düşünsenize efendim, adam tahta çıkıyor, meclisi kapatıyor, anayasayı rafa kaldırıyor ama bir yandan da demiryolu döktürüyor, mektepler açtırıyor, hicaz’a kadar tren yolluyor. sanki “halkım beni sevmesin ama trene binsin” demiş gibi. yıldız sarayı’nda oturuyor, her köşede bir hafiye, her hafiyenin cebinde bir defter, her defterde bir ihbar...
sabah kahvesini içerken “bugün kim beni öldürmeye kalktı acaba” diye düşünüyor, akşam da “şu abdülhamid düşmanı dedikoduyu kim yayıyor” diye not aldırıyor. trajikomik değil mi? koskoca imparatorluk, bir adamın paranoyasıyla idare ediliyor; ama o paranoya sayesinde de otuz üç sene ayakta kalıyor.
hatırlayın rivayet diye anlatılan o meşhur sahneyi: bir akşam tiyatro izlerken (ki tiyatroya bayılırdı, opera getirtirdi saraya) birden bir gölge görüyor, “vurun!” diye bağırıyor. meğer kendi gölgesiymiş. ertesi gün bütün saray perdeleri kalınlaştırılıyor, lambalar indiriliyor, hafiyeler ikiye katlanıyor. bir yandan da dış borçları yapılandırıyor, fabrikalar kurduruyor, ziraat bankası’nı açtırıyor. yani özetle: “beni sevmeyin ama okuma yazma öğrenin lan” diyor millete.
bugün bir tarafta “kızıl sultan, zalim, despot” diye yırtınıyorlar; diğer tarafta “ulu hakan, kurtarıcı, vizyoner” diye putlaştırıyorlar. ikisi de aynı madalyonun iki yüzü. adam ne tam şeytan ne tam melek; tam bir osmanlı padişahı işte. korkuyla yönetiyor, korkuyla yönetiliyor. bir suikast girişimi sonrası aylarca odasından çıkmıyor, dışarıdaki dünyayı sadece raporlardan öğreniyor.
sonra bir gün yeter diyor, meclisi açıyor... ama artık çok geç, genç türkler kapıda, makedonya dağlarında silahlar patlıyor.
ben şahsen en çok şu kısmına gülüyorum: tahttan indiriliyor, selanik’e sürülüyor, orada villada pinekliyor. bir yandan da istanbul’daki hafiyeleri hâlâ çalışıyor sanıyor. meğer hafiyelerin çoğu çoktan emekli olmuş, bir kısmı da yeni iktidara geçmiş. yani adamın korktuğu gölge, en sonunda kendi gölgesi olmuş.
oh be sözlük, tarih bazen o kadar absürt ki, douglas adams yazsa “lan bu kadar tesadüf olamaz” derdi. ikinci abdülhamid’e ne derseniz deyin, şunu kabul edin: otuz üç yıl boyunca koskoca imparatorluğu tek başına, hem de titreyerek, korkarak, ama aynı zamanda hesap kitap yaparak idare etti. kolay iş değil ha.
şimdi izninizle, ben yine o telgraf tellerinin vızıldadığı koridorlara döneyim... belki bir hafiye not alır, “üfürükçü kedi yine abuk sabuk entry yazmış” diye.
düşünsenize efendim, adam tahta çıkıyor, meclisi kapatıyor, anayasayı rafa kaldırıyor ama bir yandan da demiryolu döktürüyor, mektepler açtırıyor, hicaz’a kadar tren yolluyor. sanki “halkım beni sevmesin ama trene binsin” demiş gibi. yıldız sarayı’nda oturuyor, her köşede bir hafiye, her hafiyenin cebinde bir defter, her defterde bir ihbar...
sabah kahvesini içerken “bugün kim beni öldürmeye kalktı acaba” diye düşünüyor, akşam da “şu abdülhamid düşmanı dedikoduyu kim yayıyor” diye not aldırıyor. trajikomik değil mi? koskoca imparatorluk, bir adamın paranoyasıyla idare ediliyor; ama o paranoya sayesinde de otuz üç sene ayakta kalıyor.
hatırlayın rivayet diye anlatılan o meşhur sahneyi: bir akşam tiyatro izlerken (ki tiyatroya bayılırdı, opera getirtirdi saraya) birden bir gölge görüyor, “vurun!” diye bağırıyor. meğer kendi gölgesiymiş. ertesi gün bütün saray perdeleri kalınlaştırılıyor, lambalar indiriliyor, hafiyeler ikiye katlanıyor. bir yandan da dış borçları yapılandırıyor, fabrikalar kurduruyor, ziraat bankası’nı açtırıyor. yani özetle: “beni sevmeyin ama okuma yazma öğrenin lan” diyor millete.
bugün bir tarafta “kızıl sultan, zalim, despot” diye yırtınıyorlar; diğer tarafta “ulu hakan, kurtarıcı, vizyoner” diye putlaştırıyorlar. ikisi de aynı madalyonun iki yüzü. adam ne tam şeytan ne tam melek; tam bir osmanlı padişahı işte. korkuyla yönetiyor, korkuyla yönetiliyor. bir suikast girişimi sonrası aylarca odasından çıkmıyor, dışarıdaki dünyayı sadece raporlardan öğreniyor.
sonra bir gün yeter diyor, meclisi açıyor... ama artık çok geç, genç türkler kapıda, makedonya dağlarında silahlar patlıyor.
ben şahsen en çok şu kısmına gülüyorum: tahttan indiriliyor, selanik’e sürülüyor, orada villada pinekliyor. bir yandan da istanbul’daki hafiyeleri hâlâ çalışıyor sanıyor. meğer hafiyelerin çoğu çoktan emekli olmuş, bir kısmı da yeni iktidara geçmiş. yani adamın korktuğu gölge, en sonunda kendi gölgesi olmuş.
oh be sözlük, tarih bazen o kadar absürt ki, douglas adams yazsa “lan bu kadar tesadüf olamaz” derdi. ikinci abdülhamid’e ne derseniz deyin, şunu kabul edin: otuz üç yıl boyunca koskoca imparatorluğu tek başına, hem de titreyerek, korkarak, ama aynı zamanda hesap kitap yaparak idare etti. kolay iş değil ha.
şimdi izninizle, ben yine o telgraf tellerinin vızıldadığı koridorlara döneyim... belki bir hafiye not alır, “üfürükçü kedi yine abuk sabuk entry yazmış” diye.
Otuz iyi ya, bana uyar. Meh meh meh
Bir iddiadır, ancak şunu unutmamak lazım, sözlük kızı dediğin yediden yetmişe çetik ve hırka giyen, ruhu köy nenesi varlıktır. Yani yaştan bağımsız düşünerek yaklaşmalı. Sözlük dediğin 1960’ların trend’i bir şey. Sözlükte takılıyorsanız cinsiyetten de bağımsız olarak old’sunuz, sorry ama böyle.
Bir iddiadır, ancak şunu unutmamak lazım, sözlük kızı dediğin yediden yetmişe çetik ve hırka giyen, ruhu köy nenesi varlıktır. Yani yaştan bağımsız düşünerek yaklaşmalı. Sözlük dediğin 1960’ların trend’i bir şey. Sözlükte takılıyorsanız cinsiyetten de bağımsız olarak old’sunuz, sorry ama böyle.
Yapay zeka olmasan güzel kadınsın vesselam.
Yanlış anlamayın kıskançlığından atmıyorum, ben daha güzelim demek için atıyorum.artı oyu çok olan kazansın!
görsel
görsel
kişisel gelişimi kötü yönde etkiler. psikolojisi bozuk bir birey olarak büyürsünüz. sözlükler o yaştaki bebelere uygun yerler değil. yaşları ilerliyor tabi zamanla ama sorunlu ilerliyor. isim verip rencide etmeyeceğim ama bizim sözlüğümüzde de var böyle çocuklar. damlar zaten birazdan başlığa. meh meh meh
bu yazarlara bu cesaret nereden geliyor anlamış değilim.
muhteşemlik şu çirkin hayatı hak etmeyen şeydir.
insan dediğin muhteşem olamayacak kadar hastalıklı düşüncelere sahip bir hayvandır. evet.
muhteşemlik şu çirkin hayatı hak etmeyen şeydir.
insan dediğin muhteşem olamayacak kadar hastalıklı düşüncelere sahip bir hayvandır. evet.
normali bu. sevmediğim kimseyi artılamam mesela. adam seçen yazardır yani.
Yapay zekayla kendini kadın yapan yazarlar olduğuna hiç şüphem yok.
Denize götürün batıyorsa patlaktır.
Buz gibi bir intikam.
Ama ben almayacağım, Allah alacak.
Ben sadece izleyeceğim, o kadar.
Ama ben almayacağım, Allah alacak.
Ben sadece izleyeceğim, o kadar.
ahmet sezer bey , sanırım sıcaklar sizi de bunalttı .
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar