#tarih

türk abd lozan antlaşması

--- spoiler ---
türk-abd lozan antlaşması, türk-bağlaşık lozan barış antlaşması’ndan 13 gün sonra, 6
ağustos 1923 tarihinde imzalanmıştır.
--- spoiler ---

lozan antlaşmasından 4 sene sonrasına gidelim o halde...

tarih 1927...

abd'li senatör upshow, senatoda yaptığı konuşmada lozan antlaşması ve atatürk'ü şöyle tanımlar;

"bu antlaşma ve mustafa kemal'in yürüttüğü politika, timurlenk kadar hunhar, müthiş ivan kadar sefih ve kafatasları piramidi üzerinde oturan cengiz han kadar kepaze olan bir diktatörün zekice yürüttüğü politikasının bir toplamıdır...
bu canavar (atatürk'e diyor!) savaştan bıkmış bir dünyaya, bütün uygar uluslara onursuzluk getiren bir diplomatik antlaşma (lozan) kabul ettirmiştir. buna her yerde bir türk zaferidir dediler..."

abd kongresi böylesine öfke doluydu işte mustafa kemal paşa'ya.

ve 1927 yılında abd senatosunda yapılan oylamayla lozan antlaşmasının kabulü reddedildi...

peki bu öfke ve nefretin sebebi neydi?
(bkz: chester imtiyazı)'ydı tabi.

chester imtiyazı yahut chester projesi neydi peki?

şimdi yeniden dönelim 1923 yılına...

chester imtiyazı, osmanlı'nın son dönemlerinde abd'ye ve abd'nin asmanlı topraklarındaki temsilcisi osmanlı-amerikan şirketi'ne verilen rahatsız edici bir dizi imtiyazdır.

bu imtiyazın gereğine göre,

-abd osmanlı coğrafyasında demiryolları hatları döşeyecek,
-abd osmanlı şirketi döşenen demiryollarının işletmecisi olacak,
ve en önemlisi,

-demiryolları hatları boyunca 20 km sağı, ve 20 km solu olmak üzre tüm madenler ve arkeolojik kalıntıların hakları osmanlı amerikan şirketine ait olacaktır.

chester projesi haritası şöyle;
görsel

işte abd'nin lozan antlaşmasını kabul etmek için tbmm'den tek şartı osmanlı döneminde anlaştıkları bu chester projesini tbmm'nin onaylaması olmuştur.

abd heyetleri ile görüşmeler sürerken, refet bey (bele) ile abd heyeti chester projesi üzerinde anlaşırlar ve anlaşma tbmm tarafından aceleyle onaylanır.
bu aceleci onaylamanın sebebi olarak da abd'nin bunun karşılığında lozan'ı kabul edeceği söylenmiştir.

işte başlığı açan şahsın bahsettiği türk-abd lozan antlaşması budur...

ama...
aması da var...

abd ve türkiye arasında lozan imzalandı diyen arkadaş, bu ikili sözleşmenin tbmm tarafından iptal edildiğini yazmamış.

bu ikili antlaşmanın iptali de şöyle olmuştur.

mustafa kemal atatürk, tbmm'de olmadığı zamanlarda bile tbmm'de onaylanan her şeyi, hatta tbmm tutanaklarını dahi incelemektedir.
abd ile yapılan protokolü ve tbmm'nin onayladığı antlaşmayı da inceler ve bunun türkiye'nin aleyhine olduğunu görür.
anlaşmayı yırtıp çöpe atar ve tbmm'nin aldığı kararın iptal edilmesini sağlar.

chester imtiyazının tbmm tarafından reddedilmesi abd'lileri çılgına döndürür ve 1927 yılında mustafa kemal atatürk'e bunları söyleyip (yazının başında refere ettiğim abd'li senatörün konuşması) abd senatosunda lozan antlaşmasını tanımama kararı alırlar.
abd bugün bile hala lozan antlaşmasını tanımamaktadır.
(bkz: abd nin lozan antlaşmasını tanımaması)

yani sevgili arkadaşlar, başlık sahibinin iddia ettiği türkiye ve abd arasında imzalanmış bir lozan sözleşmesi/antlaşması yoktur.

zaten olsaydı koştura koştura belgesini koyardı.

bir sonraki çamur at izi kalsın başlığında görüşmek üzere hoşçakalın...

#tarih

abdülhamid in iskilipli atıf ı sürgün etmesi

payitaht abdülhamid adlı dizide anlatılmadığı için cahil siyasal islamcıların bilmediği tarihi gerçek...

evet, şapka takmadığı için değil, ingilizlerle işbirliği yapıp milli mücadele aleyhine bir vatan haini olduğu için idam edilen iskilipli atıf adlı hain 1905 yılında fatih camii'nde gerici yobaz söylemlerde bulunduğundan dolayı ve de abdülhamid'in reformist politikalarının aleyhine halkı kışkırtmasından ötürü, abdülhamid'in direktifi ve dönemin şeyhülislamının fetvasıyla sürgüne gönderilmiştir.

sürgün yeri; bodrum'dur.

lakin hain iskilipli atıf, burada da boş durmamış, burada da cemaatten para toplayıp dolandırmış, hakkında tutuklama kararı çıkınca da her siyasal islamcı ingiliz işbirlikçisinin yaptığı gibi yurtdışına kaçmıştır...

bakın, bu gerici yobaz, her türlü özgürlük iklimine ve reformist harekete karşıdır.

ister ki halk ortaçağ karanlığına gömülsün, özgür olmasın, sadece kendilerini dinlesin.

işte bu yüzden bu hain 2. meşrutiyetin ilanından sonra ülkeye dönmüş, gerici yobaz 31 mart ayaklanmasının baş aktörlerinden biri olmuştur.

yani iskilipli atıf haini, sadece atatürk'e ve cumhuriyet'e karşı değildi.

o abdülhamid'in yaptığı reform hareketlerine, modernleşme çabalarına da karşıydı. özgürlüğe, 2. meşrutiyete karşıydı...

#tarih

anadolu en az 4500 yıllık türk yurdudur

sabah sabah yine bazı cahiller türkler için "orta asya bozkırlarına dönün" falan gibi laflar etmişler.

yeniden bir hatırlatmak istedim.

anadolu'nun gerçek sahipleri kim, anadolu'ya sonradan gelip sahiplenenler kim...

anadolu en az 4500 yıllık türk yurdudur.
bunun en kesin ve net belgesine mö2500-2000 tarihli akad tabletlerinde rastlıyoruz.

akad tabletlerinde anadolu'da varlığından bahsedilen bir krallık dikkat çeker.
(bkz: türki krallığı) ve türki krallığı hükümdarı (bkz: ilşu nail)

milattan önce 2500 bakın. ve türk ismi anadolu'da geçiyor...

bunların dışında anadolu'da öntürk izlerini bulabileceğiniz daha pek çok sağlam kaynaklar var.

bunlardan örnekler vermek gerekirse;

•hakkari balbalları;
görsel

•erenköy yazıtı;
görsel

•urfa göbeklitepe'deki türk tamgaları;
görsel

•van tirşin yaylası çilgir köyü yazıtları;
görsel

•çanakkale-çan ilçesi altıkulaç lahitindeki mö 5. yy türk atlısı rölyefi;
görsel

•kağızman-geyiklitepe, mö 2000 kurt başlı tuğ taşıyan türk atlısı.
görsel

•erzurum'un karayazı ilçesindeki salyamaç köyünde bulunan cunni mağarası'nda çekilmiş fotoğraflaradan oluşturulan kolajlama;
görsel

•ankara'nın güdül ilçesi, salihler köyündeki şu mağara resimleri içinde yer alan mö. 7. yy kayı tamgası;
görsel



ve daha bir çok iz...
kimi bayburt'ta, kimi ergani'de, sivas'ta, side'de, çorum'da, polatlı yassıhöyük'te...

hepsi de anadolu'nun kadim bir türk yurdu olduğuna dair bariz kanıtlar.
ama anadolu'nun kadim halkları olduğunu iddia edenler, nedense varlıklarına dair böyle somut örnekler, kaynaklar gösteremiyor.

o yüzden her kim ki "biz türkler orta asya'dan geldik, anadolu bizimdir" diyorsa yanılıyor.
biz zaten buradaydık, sonradan gelmedik...

anadolu'nun ilk halkları olan luviler de, hattiler de, kuzeyden gelen iskitler, sarmatlar, amazonlar da ve hatta uygarlığın başlangıcı kabul edilen sümerler de bizim ön akrabalarımızdır.

ilgili başlık ve yazılar;
(bkz: hakkari gevaruk yaylası/#13538061)
(bkz: cunni magarasi/#31475398)
(bkz: erenköy yazıtı/#17724355)
(bkz: ankara güdül deki 2800 yıllık kayı tamgası/#36704040)
(bkz: çanakkale de bulunan mö 5 yy türk rölyefi/#40376446)
(bkz: kağızman geyiklitepe tunç çağına ait türk izleri/#42138297)
(bkz: luviler/#40544817)
(bkz: iskitler/#9929737)
(bkz: amazonlar/#43238474)
(bkz: sümerler/#13600162)
(bkz: kenger/#21611815)
(bkz: sümerlerin türk kökenli olması/#42066580)
(bkz: hint avrupa odaklı tarihçilik/#14985704)
(bkz: homeros bir tarih hırsızıdır/#15130396)
(bkz: runik yazı/#13487101)
(bkz: istanbul/#13488123)
(bkz: ankara/#13476912)
(bkz: ön türkler/#13477769)
(bkz: ön türkler/#13486112)

#tarih

galiçya cephesi

ikinci dünya savaşının en çetin yılları...
polonya nazi işgali altında. polonya başbakanı ülke hazinesi ve birkaç bakanı ile canını zor kurtarmış ve londra'ya sığınmış.
müttefik devletler nazilerin bu ilerleyişini durdurma planları yapmakta ve polonya'nın savaş sonrasını konuşmakta.
bu esnada mağlup polonya başbakanı söz alır.

"efendiler benim ülkem polonya ne zaman huzura kavuşur bilirmisiniz? türk akıncılarının atları yeniden vistül'de su içtiklerinde..."

vistül, polonya'ya hayat veren, ülkenin en uzun nehiridir.

ülkenin en güney ucundan doğar, kuzeyde gdansk dolaylarından baltık denizine dökülür.

işte 1. dünya savaşında galiçya cephesinde savaşan kahraman mehmetçiğimiz, galiçya cephesinde şehit olarak polonya'nın bağımsız bir ülke olmasını sağlamışlardır.

bu tarihten 20 sene sonra ülkesi işgal edilen polonya başbakanı da aslında tarihi bir kehanet olan "türk atlarının vistül'de su içmesine" bu galiçya cephesinde gösterilen kahramanlıklardan dolayı atıfta bulunmuştur...

***********************

tabi, galiçya cephesinde sadece kahramanlık hikayeleri yok.

muzip bir de hikayemiz var.

mülazım-ı evvel münir efendi'nin galiçya maceraları...

bu münir efendi, doğu cephesinde görevli iken, tedavi için istanbul'a gelir, buradan da galiçya'ya tayin edilir. ama galiçya trenini yakalayamaz, o da denizyolu ile galiçya'ya gitmeye karar verir.

bir ispanyol yük gemisine rastlar, galiçya'ya gideceğini söyler ve ispanyol gemisine biner.

günler süren yolculuktan sonra da la coruna limanında gemiden iner...

münir efendi galiçya'ya gelmiştir, lakin bağlı bulunduğu birlikten yaklaşık 3000 kilometre uzaklıktadır.

zira münir efendi, doğu avrupa'daki galiçya'ya gitmek yerine, atlantik kıyısında, ispanya'ya ait galiçya'ya gelmiştir.
görsel

münir efendi'nin galiçya serüveni tam 3 sene sürer.

ama artık başka bir gün, başka bir entryde denk gelirse bahsederiz ondan da.

#tarih

boraltan köprüsü katliamı

kaynağı fesli deligiller olan sözde katliam.

üstelik fesli deli 454 kişinin kurşuna dizildiğini söylüyor.
https://streamable.com/wqxs9c

yani ortada tutarsız rakamlar var.

önce bir karar verin, 145 mi, 146 mı, 154 mü, 170 mi, 195 mi, yoksa fesli delinin dediği gibi 454 kişi mi?

üstelik ortada boraltan köprüsü diye bir köprü de yok.
bölge halkı da böyle bir köprü olmadığını söylüyorlar.
bakınız google maps'te arattığınızda boraltan köprüsü şurada çıkıyor.
görsel

lakin burası boraltan köprüsü değil, sözde boraltan köprüsüdür.
bu köprünün adı umut köprüsü ve de hasret köprüsü olarak bilinmekte.
yapımına 1991 yılında başlanmış ve 1992 yılında açılmış.,
görsel

yani sözde boraltan katliamının yaşandığı iddia edilen yerde böyle bir köprü yokmuş...

olmayan bir köprüde katledilen kişilerle ilgili verilen muallak sayılar...

bakınız vikipedi bu olayla ilgili "öksüz maddedir, bu olayla ilgili bir bağlantı yoktur" diyor.
yani kaynak götüm'ün kibarcasını yazmış vikipedi.

bakınız türkiye ve rusya arasında yapılan bir mübadele var, ama türkiye elindeki sscb ordusundan kaçan şahısları, dilucu sınır kapısından değil, bugün gümrü'nün hemen karşısında olan akyaka sınır kapısından iade ediyor.

aşağıdaki haritaya bakarsanız, sözde boraltan köprüsü ile akyaka sınır kapısının birbiri ile alakaları yok.
görsel

akyaka sınır kapısı eski adı tiknis ya da tıhmıs olarak geçen sınır kapısıdır.

sözde boraltan köprüsüne 10-15 kilometre mesafede borualan sınır kapısı adında bir başka sınır kapısı daha var, lakin burası iran'a açılan bir sınır kapısı ve şu an kapalı durumda.

bakınız 1951 yılında tbmm tutanaklarında tekirdağ milletvekili şevket mocan'ın soru önergesi var.
görsel

şevket mocan'ın soru önergesinin tam metnini şuradan okuyabilirsiniz;
görsel

şimdi, söz konusu soru önergesinde "boraltan köprüsü" diye bir ifade gördünüz mü?
hayır.

şimdi, dönemin adalet bakanı rükneddin nasuhioğlu'nun bu soru önergesine sözlü cavabına bir göz atalım;
görsel

şevket mocan'ın sorusu ve adalet bakanı'nın sözlü cevabı kaynak: tbmm tutanak dergisi, 101. birleşim. 1951 yılı, 203, 204, 205 ve 206. sayfalar.
https://www.tbmm.gov.tr/t...d09/c009/tbmm09009101.pdf

yukarıdaki tutanakları incelediğinizde, tekirdağ milletvekili şevket mocan'ın 1947 senesinde türkiye'ye iltica etmiş 156 mültecinin sovyetler birliğine teslim edilip edilmediğini sorduğunu, adalet bakanının da verdiği cevapta, 2. dünya savaşı sonunda türkiye'nin almanya ve japonya'ya harp ilan etmesi sonucu müttefik devletler içinde yer aldığını, yapılan antlaşmalar gereğince de 1945 yılında türkiye'ye sığınmış olan ve hala sovyet ordusuna kayıtlı olan 195 kişinin tıhmıs sınır kapısından (yukarıda da bahsettiğim akyaka sınır kapısı) sovyetler birliğine teslim edildiğini bildirmiş.

antlaşma çerçevesinde türkiye'den sovyetler birliğine sığınan bir subay ve 2 er ise türkiye'ye teslim edilememiş olduğundan, türkiye'ye sığınmış sovyet uyruklu diğer askerler sovyetler birliğine teslim edilmemiş ve bunların tutulduğu yozgat kampı dağıtılarak arzu eden sovyet askerlerinin türkiye'de yaşamalarına müsade edildiği belirtilmiştir.

yine şevket mocan'ın soru önergesinde, teslimatın yapıldığı sınır karakolunda görevli yedek subayın sinir krizi geçirip aklını yitirdiği sorulmuş, adalet bakanı bu soruya da "böyle bir bilginin mevcut olmadığı" yanıtını vermiştir.

sonuç olarak;

1) boraltan köprüsü diye bir köprü yoktur.

2)olmayan bir köprünün diğer yakasında kurşuna dizilmiş 145, 146, 154, 170, 195, yahut da 454 kişi yoktur.

3)bu katliama şahit olup üzüntüden intihar eden bir türk subayı yoktur.

4)bu katliama şahit olup üzüntüden akli dengesini yitiren bir karakol komutanı yoktur.

kaynaklar:
https://www.tbmm.gov.tr/t...d09/c009/tbmm09009101.pdf
http://www.ismetinonu.org...prusu-olayi-agustos-1945/

#tarih

emir timur

tarihi kadir mısırpüskülü'nden öğrenmeye çalışan muaviyeci iblislerin sevmediği türk hakanı...

bu muaviyeci pislikler emir timur'un sürekli müslüman ve türklerle savaştıklarını ve islam düşmanı olduğunu söylerler.

timur'un yıldırım'a işkence ettiğini, o'nu kafeslerde dolaştırdığını söylerler.

hepsi yalanlar ve palavralardan ibarettir.
emir timur'a iftira atarak türk'ün özüne düşmanlığı körüklemek ana hedeftir.

oysa ki emir timur da bir müslümandır.
ve müslümanlığa en büyük kötülüğü yapan muaviye ve oğlu yezit'in mezarlarını yıktırmış, yezit'in kemiklerini çıkartarak türkmen atlarına çiğnetip kırdırmış ve akabinde yaktırmıştır.

işte kadir mısırpüskülü fanı olan muaviye dini mensuplarının emir timur'a olan nefretinin sebebi budur.

gelelim, yıldırım'ı kafesle dolaştırıp işkence ettiği yalanına...

bu yalanın kaynağı, venedikli ressam andrea celesti'nin 1700 tarihli "tamerlan und bajazet" tablosudur.
görsel

tabloda ankara savaşı sonrasında esir edilen yıldırım bayezid bir kafeste resmedilmiş.
sultanın sırp kökenli eşi olivera despina, rivayete göre yarı çıplak halde timur'a servise, hizmet etmeye zorlanmıştır. bu tablo bu anı anlatmaktadır.

işte "timur, yıldırım'ı kafesle dolaştırdı" hatta, "timur, yıldırım'ın eşine tecavüz etti" gibi çirkin iddiaların sebebi bu tablodur.

söz konusu tabloyu yapan ressam, türk düşmanlığını adeta tuvale aktarmış, sanat vasıtasıyla yüzyıllar boyu sürecek nefret tohumlarının ekilmesine sebep olmuştur.

oysa ki timur, yıldırım'a zulmetmemiş, ona kötü davranmamıştır.
hatta timur'un yıldırım'ı yanına alma sebebi osmanlı hanedanını yok olomaktan kurtarmaktır.

evet, timur osmanlı'yı yok olmaktan kurtarmıştır, zira ortada osmanlı'nın görmezden geldiği bir beka sorunu vardır.

o beka sorunu da yıldırım'ın kayınbiraderi olan sırp despotu stefan lazarevic'tir.

stefan lazarevic, bir sırp milli kahramanıdır.
aynı zamanda da fatih sultan mehmet'in dedesinin babasıdır...

evet, stefan lazarevic her ne kadar yıldırım beyazıt'ın kaynı ve müttefiki olsa da, emelleri farklıydı.
yıldırım ile olan akrabalık bağına istinaden osmanlı tahtını ele geçirmek ve devleti yönetmek ana hedefiydi.

işte anadolu'ya giren emir timur'a karşı da bu yüzden koştura koştura eniştesine yardıma gelmişti.

dile kolay, stefan lazarevic ankara savaşına tam 20.000 kişilik bir sırp ordusu ile iştirak etmişti.

her neyse.
1402 yılında ankara savaşı başlar ve osmanlı ordusu emir timur karşısında kaçınılmaz bir bozguna uğrar.
koskoca devlet-i ali osmaniye'nin ordusunda bozulmayan tek unsur işte bu stefan lazarevic'in komutasındaki sırp birlikleriydi.
savaşın sonuna kadar da yıldırım'ın yanında kaldılar üstelik.

fakat bu durum emir timur'un hoşuna gitmemişti.
emir timur'un yanında bulunan bursa'da bulunmuş bir horasanlı eren'in sağladığı istihbarat gösteriyordu ki sırplar yıldırım'ı ele geçirip osmanlı hanedanına çökmek niyetindeydi.

şüphesiz ki böyle bir son timur'un istemediği bir şeydi.
zira onun niyeti osmanlı'yı yıkmak değil, osmanlı'nın bekasını sağlayıp batı sınırlarını güvence altına almak ve yeniden doğuya yönelmekti.

işte bu yüzden yıldırım'ın ve şehzadelerin ele geçirilmesi osmanlı'nın devamı için zaruri hal almıştı.

emir timur anadolu türklüğünün bekası için çok önemli olan bu vazifenin hal'ini derhal muzaffer komutanı issen buga'ya iletti ve issen buga osmanlı ordusunun merkezine saldırarak yıldırım'ın etrafındaki lazarevic kuvvetlerini dağıttı ve yıldırım beyazıt'ı sağ salim ele geçirdi.
issen buga'nın darbesi ile dağılan sırp kuvvetleri ancak meriç nehri kenarında bir araya gelebildi ve sırbistan'a geri döndüler.

işte timur'un yıldırım'ı ele geçirip yanına almasındaki gerçek sebep budur.
timur osmanlının sırp kontrolüne geçmesini önlemiştir.

ha bir de son olarak sürekli türklerle, müslümanlarla savaştı diyen sığırlara şunu sormak istiyorum; izmir'i kim fethetti?

emir timur izmir'i kimlerden aldı? bir bakın bakalım tarihe...

yahut, hindistan'da, çin'de, tibet'te kimlerle savaştı bu adam? müslümanlarla mı?
hindistan'ı yüzlerce yıl hakimiyet altında tutan babürler timur'un soyundan değil miydi?

#tarih

kazım karabekir

bugün vefatının 73. senesi olan kurtuluş savaşımızın değerli doğu cephesi komutanı, atatürk'ün silah arkadaşı, varlığımızı borçlu olduğumuz kıymetli insanlardan...

1902 yılında harbiyeye girerek türk ordusuna katılmış ve vatanın ihtiyaç duyduğu her cephede vatan, millet, bayrak ve namus aşkına savaşmış bir komutan...

ilk olarak hareket ordusu ile birlikte gerici yobaz 31 mart ayaklanmasının bastırılmasında rol almış, ardından balkan savaşlarında vatan müdafasında bulunmuş, ardından gelen birinci dünya savaşında çanakkale, suriye, iran, ırak(kutul amare), kafkasya ve doğu cephesinde görev yapmıştır.

çanakkale savaşlarında gösterdiği kahramanlıklardan ötürü "alçıtepe kahramanı" olarak anılmıştır.

kazım karabekir paşa, türk kurtuluş savaşının seyrini değiştiren komutandır.
görsel

kendisi de tıpkı mustafa kemal gibi, müfettiş olarak görevlendirilmiş ve 19 nisan 1919'da trabzon'a çıkmış, ardından erzurum'a geçerek 15. kolordu komutanlığı görevine başlamıştır.

erzurum'daki 15. kolordu, ordusu dağıtılmış olan osmanlı'nın elinde kalan yegane silahlı, harbe hazır donanımlı gruptur.

ve kazım karabekir paşa, 19 mayıs 1919'da samsun'a çıkarak milli mücadeleyi başlatan mustafa kemal paşa'yı tutuklaması kendisine emredilmesine rağmen, "ben ve kolordum emrinizdeyim paşam" diyerek mustafa kemal paşa'nın emrine girmiş, erzurum kongresinin güven içinde toplanmasını sağlayarak kurtuluş savaşımızın kaderini belirlemiştir.

tbmm orduları doğu cephesi komutanı olarak kaybedilen sarıkamış, kars, artvin ve batum'u tekrar geri alarak misak'ı milli sınırlarımızın doğu yönünü güven altına almış doğu sınırlarımızdaki ermeni tehdidini tarihe gömmüştür.

ulu önder atatürk, nutuk'ta kazım karabekir'den şöyle bahseder;
"kâzım karabekir paşa ve adamları kurtuluş savaşı'nda canları pahasına savaşarak galip geldiler. bu galibiyet sadece onların değil bütün türk milletinin galibiyetidir..."

tabi kazım karabekir paşa'nın doğu cephesinde başka yaptıkları da vardır.
zaten kazım paşa'yı da karabekir yapan bunlardır...

gürbüz çocuklar ordusu...
karabekir paşa, göreve başladığı 1919 yılından itibaren doğu anadolu'daki öksüz, yetim hemen hemen bütün çocukların bakım ve eğitimini üstlenerek adeta bir devrim yaptı.
görsel

sadece erzurum vilayetinden tam 6000 çocuk kazım karabekir'in gürbüz çocuklar ordusuna dahil edildi.
görsel

karabekir paşa'nın gürbüz çocukları doğu anadolu bölgesindeki ilk izci teşkilatıydı.
görsel

çocuklar modern eğitim sistemi ile eğitiliyor yakında kurulacak genç cumhuriyetin subay, astsubay, öğretmen, akademisyen kadroları ilk eğitimlerini alıyordu.
karabekir paşa'nın yetimleri arasında her milletten, her dinden çocuk vardı.
türk, kürt, zaza, ermeni, yezidi pek çok çocuğa memleketin en zor zamanlarında sahip çıkılmıştı.
görsel

devletin halkına sırtını çevirdiği, padişahın kendi bekası için tebasını işgalcilerin insafına terk ettiği o yıllarda yapılan bu organizasyonun büyüklüğüne bugün bile aklımız sırrımız yetmiyor.

kazım karabekir'in o yıllarda hayata geçirdiği bu proje adeta "devlet baba" nın tarifiydi...

yetimlerin babası kazım karabekir'in gürbüz çocuklar ordusu, cumhuriyetimizin kurulmasıyla birlikte gürbüz türk çocuğu projesine dönüştü.

savaştan yeni çıkmış genç cumhuriyetimizin ilk yıllarında sağlıklı çocuklar, sağlıklı bir nesil, sağlıklı bir gelecek yetiştirmek için başlatılan, ulu önder atatürk'ün fevkalade önem verdiği bir projedir gürbüz türk çocuğu projesi.
görsel

karabekir paşa, askerlik hayatı dışında, aydın, modern, cumhuriyetçi bir aile babasıydı.
kendisi güzel keman çalar, eşi iclal hanım piyanosuyla ona eşlik eder, kızı timsal de anne ve babasını yalnız bırakmazdı.
görsel

cumhuriyetimizi kuran, cumhuriyetimizi yükselten o altın neslin en önde gelen isimlerinden biriydi karabekir...

ruhu şad, mekanı cennet olsun.

son olarak zaferden sonra yapılan bir karabekir portresi;
görsel

posterin üzerinde; "ermenistan fatihi ve yetimler babası, muzaffer şark ordularımızın kumandanı kâzım karabekir paşa hazretleri" yazıyor...

#tarih

geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer

bu hollandalı abinin adı Willem Janszoon'dur...
görsel

avustralya kıtasını keşfeden hollandalı kaşif.
aynı zamanda da hollanda doğu hindistan şirketinin valisi.

bu hollanda doğu hindistan şirketini evvelce yazmıştık. dünyanın gelmiş geçmiş en değerli şirketi, avrupa'nın bugünkü zenginliğinin temel kaynağı...
(bkz: hollanda doğu hindistan şirketi/#43461629)

willem janszoon'un keşfettiği avustralya kıtası o zamanlar yeni hollanda olarak anılıyordu.
görsel

avustralya'yı keşfeden willem janszoon'un bir de kardeşi vardı.
adı: jan janszoon van haarlem.
görsel

lakin jan janszoon van haarlem, hollanda doğu hindistan şirketi ile anlaşamamış, ters düşmüştü.
abisi hollanda doğu hindistan şirketinde hızla yükselirken, jan janszoon van haarlem şirket ile yollarını ayırmış, osmanlı'ya sığınmıştı.

işte o jan janszoon van haarlem, osmanlı'ya sığındı, müslüman oldu ve küçük murat reis adını aldı.
(bkz: küçük murat reis/#18691105)

janszoon ailesinin bir oğlu pasifik'i yönetirken, diğer oğlu osmanlı adına atlantik'te seferler yapıyor, izlanda'ya kadar uzanıyordu.

hollanda 17. ve 18. yüzyıllarda dünya denizciliğinin hakimiydi ve pek çok ünlü denizci ve kaşif yetiştirmiş, hollanda doğu hindistan şirketi vasıtasıyla önemli zenginlikler elde etmişti.

küçük murat reis, yani jan janszoon van haarlem'in de asıl hedefi buydu.

hollanda doğu hindistan şirketi benzeri bir yapıyı, osmanlı adına kurmak ve yönetmek istiyordu.

kendisi bir öncüydü, ve ardından hollanda doğu hindistan şirketiyle anlaşamayan pek çok denizci de osmanlı'ya katılmışlardı.
(bkz: osmanlı ya sığınan hollandalı korsanlar/#27135702)

hollandalıların osmanlı'ya sığınması başka ülkelere, bu ülkelerde aradıkları fırsatları bulamayan korsanlara da örnek oluyordu.
hollandalılardan sonra osmanlı hakimiyetine girip korsanlık faaliyetleri gösterenler arasında pek çok ingiliz de bulunuyordu.
(bkz: osmanlı ya sığınan ingiliz korsanlar/#30966610)

bunların içinde de en ünlüsü bugün kaptan jack sparrow olarak tanıdığımız yusuf reis, yahut orijinal ismi ile john ward'dı...
görsel

lakin bir şeyler ters gidiyor, osmanlı büyük denizlere açılma konusunda geri kalıyor, bir türlü hollanda'yı yakalayamıyordu.

ve ne yazık ki biz o hollandalı denizcileri kaybettik.

hatta küçük murat reis'in oğlu anthony janszen van salee ülkesine geri döndü.
orada anthony the turk olarak anıldı.
anthony, küçük murat reis'in sale'de kurduğu özerk devlette doğmuştu. annesi mağripli bir müslümandı...
ve anthony the turk, bugünkü new york'u, new amsterdam adıyla kuran kişi oldu.

sözün özü, hollanda, ingiltere büyük gemiler yapıp yeni ufuklara yelken açarken, eline çok değerli fırsatlar geçen osmanlı bu fırsatları değerlendiremedi, denizcilikten hep korktu, akdeniz dışına taşıyamadı bayrağını.

öyle bir hale geldik ki sadece 6 gemiye sahip st stephanos şovalyeleri teke yarımadası kıyılarını yağmalar oldu. üstelik bu dönem akdeniz'in bir türk gölü olduğuyla övündüğümüz dönemdi...

neyse uzatmayalım...

avrupa'da bir laf vardır;
"de ergste turk was nota bene een hollander..!"

manası da şudur;
"en zalim türk kesinlikle bir hollandalıydı..."

geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer...

#tarih

atatürk amerikan mandası istiyordu yalanı

tarihi fesli deli, mustafa armağan, yavuz bahadıroğlu ve fatih tezcan gibi şarlatanlardan öğrenenlerin başvurduğu yalan.

kaynak?
kaynak maynak yok. kaynak götüm tabi ki.

bir mektubu kaynak olarak sunarlar.
görsel

yukarıdaki mektup, sivas kongresi zamanında yazılmıştır.

sivas kongresinde pek çok kişi manda ve mandacılığı savunmuş, hatta amerikan mandası altında 15-20 sene kalınmasını teklif etmiştir.
bu kişilerden bazıları; halide edip, refet bele, kara vasıf bey gibi isimlerdir.

manda konusu sivas kongresinde çok tartışılmış gerçekten.
lakin atatürk'ün mandayı kabul edelim, manda olabilir iması dahi olmamıştır.
atatürk bu tartışmaları sükunetle dinlemiştir.

ta ki bir tıbbiyeli kürsüye çıkıp tarihi konuşmasını yapıncaya kadar.
kürsüye çıkan o genç tıbbiyeli hikmet'tir.
tıbbiyeli hikmet, sivas kongresinde tıbbiyelilerin temsilcisi olarak tam bağımsızlık üzerine bir konuşma yapmış, manda ve himayenin kati suretle kabul edilemeyeceğini belirtmiş ve konuşmasının sonunda mustafa kemal tarafından alnından öpülmek suretiyle tebrik edilmiştir.
(bkz: tıbbiyeli hikmet/#41455979)

tıbbiyeli hikmet'in bu sözleri mustafa kemal'in sözleri ve fikirlerinin yansımasıdır.
lakin mustafa kemal her fikre, her düşünceye açık olması gereken sivas kongresi'nin reisi ve hamisidir.
manda ve himaye fikirleri mustafa kemal'i çok sinirlendirip kızdırsa da kongre boyunca buna tahammül etmiş, milli birlik ve beraberliğe halel getirmemek ve kimse üzerinde baskı kuruyor algısı yaratmamak adına da bu saçmalığa tahammül etmiştir.

şimdi, 100 yıldan fazla süre geçmiş aradan.
bu yalanı, bu iftirayı atanlar acaba sivas kongresi kararlarını hiç incelediler, okudular mı?

"atatürk sivas kongresinde manda istedi" diyen mallara vereceğiniz cevap çok nettir arkadaşlar.
sivas kongresi kararları...

atatürk'e bu şekilde iftira atan gavur tohumlarına sivas kongresi kararlarını okuyunuz, gösteriniz.

sivas kongresi kararları aşağıdaki gibidir;

1. milli sınırları içinde vatan bir bütündür parçalanamaz.
2. her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir.
3. istanbul hükümeti, harici bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.
4. kuvay-ı milliye'yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır.
5. manda ve himaye kabul olunamaz.

üzerine basa basa ve oy birliği ile vatan bir bütündür parçalanamaz ve manda ve himaye kabul edilemez kararları alınan bir kongre için "amerikan mandası istiyordu" diye iftira atmak cehalettir, soysuzluktur, şerefsizliktir.

atatürk gibi, bağımsızlığı bir karakter gibi üstünde taşımış bir insana böyle bir iftira atmak namussuzluktur.

gelelim cumhuriyet dönemine...

1927 yılında abd senatosu lozan antlaşmasını reddetmiştir.

abd'li senatör upshow, lozan antlaşması ve atatürk'ü şöyle tanımlar;
"bu antlaşma ve mustafa kemal'in yürüttüğü politika, Timurlenk kadar hunhar, Müthiş ivan kadar sefih ve kafatasları piramidi üzerinde oturan Cengiz Han kadar kepaze olan bir diktatörün zekice yürüttüğü politikasının bir toplamıdır...
Bu canavar (Atatürk'e diyor!) savaştan bıkmış bir dünyaya, bütün uygar uluslara onursuzluk getiren bir diplomatik antlaşma (Lozan) kabul ettirmiştir. Buna her yerde bir Türk zaferidir dediler..."

abd kongresi böylesine öfke doluydu işte mustafa kemal paşa'ya.

peki bu öfke ve nefretin sebebi neydi?
(bkz: chester imtiyazı)'ydı tabi.

chester imtiyazı yahut chester projesi neydi peki?

chester imtiyazı, osmanlı'nın son dönemlerinde abd'ye ve abd'nin asmanlı topraklarındaki temsilcisi osmanlı-amerikan şirketi'ne verilen rahatsız edici bir dizi imtiyazdır.

bu imtiyazın gereğine göre,

-abd osmanlı coğrafyasında demiryolları hatları döşeyecek,
-abd osmanlı şirketi döşenen demiryollarının işletmecisi olacak,
ve en önemlisi,

-demiryolları hatları boyunca 20 km sağı, ve 20 km solu olmak üzre tüm madenler ve arkeolojik kalıntıların hakları osmanlı amerikan şirketine ait olacaktır.

chester projesi haritası şöyle;
görsel

işte abd'nin lozan antlaşmasını kabul etmek için tbmm'den tek şartı osmanlı döneminde anlaştıkları bu chester projesini tbmm'nin onaylaması olmuştur.

abd heyetleri ile görüşmeler sürerken, refet bey (bele) ile abd heyeti chester projesi üzerinde anlaşırlar ve anlaşma tbmm tarafından aceleyle onaylanır.
bu aceleci onaylamanın sebebi olarak da abd'nin bunun karşılığında lozan'ı kabul edeceği söylenmiştir.

lakin mustafa kemal atatürk, tbmm'de olmadığı zamanlarda bile tbmm'de onaylanan her şeyi, hatta tbmm tutanaklarını dahi incelemektedir. abd ile yapılan protokolü ve tbmm'nin onayladığı antlaşmayı da inceler ve bunun türkiye'nin aleyhine olduğunu görür.
anlaşmayı yırtıp çöpe atar ve tbmm'nin aldığı kararın iptal edilmesini sağlar.

chester imtiyazının tbmm tarafından reddedilmesi abd'lileri çılgına döndürür ve 1927 yılında mustafa kemal atatürk'e bunları söyleyip abd senatosunda lozan antlaşmasını tanımama kararı alırlar.
abd bugün bile hala lozan antlaşmasını tanımamaktadır.
(bkz: abd nin lozan antlaşmasını tanımaması)

şimdi dünün fetö artıkları utanmadan diyorlar ki; "atatürk amerikan mandası istiyordu..."

edep ya hu???

son olarak atatürk'ün manda ve himaye fikrine karşı yaklaşımı ve sergilediği tutuma dair akademik bir araştırmayı kaynak olarak sunuyorum.
http://dergiler.ankara.ed...dergiler/45/800/10216.pdf

bakınız yukarıdaki link akademik bir çalışmadır. yani öyle fesli deli'nin, mustafa darmadağan'ın uydurduğu bir şey değil.

#tarih

bir zamanlar anadolu da

inebolu kayıkçılar loncası'nın 1924 yılında çektirdiği, istiklal madalyası hatırası fotoğrafı.
görsel

kurtuluş savaşında gösterdikleri azim ve kahramanlıklardan ötürü, türkiye büyük millet meclisi tarafından 1924 yılında inebolu'ya istiklal madalyası verilmiştir.
görsel

inebolu, istiklal madalyası sahibi tek ilçemizdir.

#tarih

20 ocak 1990 yanvar katliamı

20 ocak'ta ne olmuştu???

malum kesimden asla duyamayacağınız bir sorudur bu...

bugün qara yanvar...

sovyet sosyalist soykırımlar birliği'nin yaptığı nice türk katliamlarından sadece biridir qara yanvar.

biliyorsunuz can azerbaycan, sahip olduğu doğal zenginlikler ile sovyetler birliği ekonomisinin vazgeçilmeziydi.
lakin sovyetleri besleyen azerbaycan halkı yıllar boyunca kendi doğal zenginliklerinden yeteri kadar faydalanamadı.
adeta bir sömürge ülkesi gibi can azerbaycanımızı tahrip ve talan ettiler. yağmaladılar.

can azerbaycan bu yolda ilk uyanışını 19 şubat 1988 halk mitingiyle gerçekleştirdi.
bu mitingde azerbaycan milli hissiyatı ve uyanışı ile ilgili manifesto sunuldu.
lakin sovyetlerin buna tepkisi çok sert oldu.
görsel

bakü, nahcivan ve gence'de sokağa çıkma yasağı ve sıkıyönetim ilan edildi.

sıkıyönetim ile birlikte can azerbaycanımızın milli güçleri rahmetli bozkurt ebulfeyz elçibey tarafından kurulan "azerbaycan halk cephesi" adı altında örgütlendi.
görsel

bu sırada azerbaycan ssc sınırları içinde yaşayan ermeniler kendilerine daha fazla toprak talep ediyor, dağlık karabağ'ın özerk bir ermeni cumhuriyeti olmasını, hatta ermenistan'a bağlanmasını istiyorlar, bunun için de moskova'ya baskı yapıyorlardı.

azerbaycan halk cephesi ermenilerin bu şımarıklığına cevap veriyor, ülke bir iç savaşa sahne oluyordu.

nitekim sscb ordusu, bakü'de ermenilerin, azerbaycanlılar tarafından katledildiği bahanesiyle 19-20 ocak 1990 tarihlerinde bakü'ye girerek tarihe "kara ocak" (bkz: qara yanvar) olarak geçen katliamlara başladılar.
görsel

qara yanvar katliamında sovyetler, azerbaycan'da 143 azerbaycanlıyı şehit etti.
qara yanvar katliamında 143 şehit yanında 744 kişi yaralanmış, 1500'den fazla azerbaycan türkü ise tutuklanmıştı...
can azerbaycan'ın başkenti bakü adeta kanla yıkanmıştı.
görsel

bugün 20 şubat...
qara yanvar...

ve bazıları asla 20 ocak'ta ne olmuştu diye sormayacaklar...

#tarih

osmanlının çökerken şatafatlı saraylar yaptırması

şüphesiz ki saraylar ülkelerin sembolleridir.

örneğin britanya imparatorluğu dediğimizde aklımıza Buckingham Sarayı gelir.
fransa'da aklımıza ilk gelen yer ise Versailles Sarayı olur.
bunların almanya'daki benzeri Charlottenburg'dur.
avusturya'daki habsburg hanedanının mirası ise ünlü Schönbrunn Sarayı'dır.

ispanya'da zarzuela, italya'da Quirinal Sarayı, venedik'te dükler sarayı, moskova'nın kremlin sarayı, petersburg'daki winter palace, amsterdam'daki Koninklijk sarayı, brüksel'in palais royal'ı ilk aklımıza gelenlerden...

haliyle biz de büyük bir imparatorluğun mirasçıları olarak saraylara sahibiz.

topkapı sarayımız var...osmanlı'nın ihtişamını, kudretini hissettirir ziyaretçilerine...

fakat osmanlı'nın başka sarayları da var ki, bu yukarıdaki ülkelerden bizi farklı kılar.

zira bu diğer saraylar osmanlı'nın gücünü, ihtişamını değil, acizliğini, batışını temsil eder...
çünkü bu sarayların tamamı borç parayla, tefecilerden alınan yüksek faizli borçlarla yapılmıştır.

işte borç içinde yüzen osmanlı'nın, tefecilerden(rothschild vb) borç alıp yaptırdığı saraylar;

1-dolmabahçe sarayı:
görsel

dolmabahçe sarayı yapılırken hazine boşaldı, bunun üzerine kırım savaşı bahane gösterilerek bu savaştaki müttefiklerimiz olan fransa ve ingiltere'den borç aldık.
bu aldığımız borç osmanlı tarihinde alınan ilk dış borçtu...

devlet tabi ki borçlanabilirdi...

ama devlet dış borç alıp saray yaptırıyorsa da yıkılmaya mahkumdu...

işte osmanlı hanedanı da ingiltere ve fransa'dan daha doğrusu rothschild'lerden aldıkları bu borç ile bu dolmabahçe sarayını yaptırdılar.

sonra...
sonra kırım'daki şehitlerimizin aziz hatırasından dahi utanmadan bu saraya taşındılar.

dolmabahçe'ye taşındılar taşınmasına ama, iş bitmedi.
buraya taşınır taşınmaz eski çırağan sarayını yıktırıp yerine yeni çırağan sarayını yaptırmaya başladılar.

2-çırağan sarayı:
görsel

bu görkemli saraya tam 2.5 milyon altın harcayarak bugünkü haline getirdiler.

çırağan sarayı yapılırken padişah ve halife efendimiz hiç zorlanmadı.
çünkü istedikleri her an dış borç alabiliyorlardı.

kasada para hiç bitmiyordu!!!
istedikleri anda çil çil altınlar geliyordu yurt dışından.
tabi bu altınların gelmesinde rol oynayan elçileri komisyoncular falan alayı ihya oluyordu.

"eee, inşaat demek istihdam demek yüzlerce işçi falan ekmek yiyordu bu inşaatlarda" diye düşünenler olacaktır.
bu inşaatları ermeni balyan ailesi'nden mimarlar yaptı, çalışan işçilerin alayı da bunların tayfasındandı zaten, bizim gariban türkler ancak yarım kuruş amele yevmiyesine karın tokluğuna çalışıyorlardı sabahtan akşama kadar...

lakin çırağan sarayı'nın inşaatına başlayan abdülmecid burayı bitiremedi. yerine gelen abdülaziz sarayı bitirdi ve buraya taşındı.

her neyse...
osmanlı'nın yaptırdığı bu saraylar öyle görkemli, öyle muhteşemdi ki, alman imparatoru çırağan sarayını gezerken işlemeli bir kapının önünde durmuş ve kapıya dakikalarca hayranlıkla bakmış, abdülhamid de kayzer'in bu imrenmesine dayanamamış, kapıyı söktürüp paketletmiş ve kayzer wilhelm'e hediye etmiş.
hediye kapıyı alan kayzer wilhelm öyle bir sevinmiş, öyle bir sevinmiş ki bu sevinç enstantanesinden sayfalar dolusu tefrika çıkar...

3-çifte saraylar:
görsel

dolmabahçe sarayını yaptıran abdülmecid oraya taşındı haliyle.
lakin kızları münire sultan ve cemile sultan için de birer saray yaptırmak istedi. "battı balık yan gider" düşüncesiyle ve bir kanun hükmünde kararname çıkararak kızları için çifte sarayların inşaasına başlandı.

yukarıda görselini paylaştığımız fındıklı'daki bu çifte sarayların mimarları kimdi dersiniz?
tabi ki balyan ailesi...

4-adile sultan sarayı:
görsel

şimdi halife-i ruyi zemin abdülmecid han hazretleri kendine dolmabahçe sarayını, kızlarına da çifte sarayları yaptırınca, kızkardeşi adile sultan kıskanıp üzülmesin diye ona da bir saray yaptırmış tabi.

sarkis balyan'a derhal talimat vermiş ve kandilli'deki bu sarayı kızkardeşi için yaptırmış.

ne kadar da ince ruhlu ve düşünceli bir abi...

tabi bu sarayın da borç parayla yapıldığını yazmama gerek yok sanırım.

5-beylerbeyi sarayı:
görsel

çırağan sarayını bitiren abdülaziz, buradan anadolu yakasına bakarken şok oldu...
anadolu yakasında hiç padişahlık sarayı yoktu(!)...

tek adam olmanın verdiği rahatlıkla derhal bir kararname çıkardı ve balyan ailesi'ne anadolu yakasındaki bu sarayı yaptırdı.

neyle? tabi ki borç parayla...

6-büyük mabeyn köşkü:
görsel

tabi hep boğaz kenarında saraylar falan yaptırmak sıkıcı olmuştu artık.
biraz doğa ve yeşilin tadını çıkarmak da istiyordu halife-i ruyi zemin hazretlerimiz.

işte bunun için birazcık daha borç para alındı ve abdülaziz döneminde yukarıdaki büyük mabeyn köşkü yapıldı.

köşk ya, saray bile değil. ne nankör insanlarsınız.
burayı yapan da balyan ailesiydi tabi...kolin limak cengiz makyol özaltın yoktu ama balyan ailesi de 5 kişiydi. ne tesadüf...

7-yıldız sarayı:
görsel

neyse...abdülaziz gitmiş, yerine 5. murat gelmiş, o da gitmiş yerine abdülhamid gelmişti.
lakin abdülhamid, ard arda 2 darbeye sahne olan dolmabahçe sarayına yerleşmekten çekinmiş yeni bir arayışa girmişti.
işte bu yüzden eski bir saray olan ve bir üstteki büyük mabeyn köşkünü de içinde barındıran yıldız sarayını tamir ettirdi, yeni binalar inşa ettirerek burayı saray olarak kullanmaya başladı.

tabi ki burayı yapan da balyan ailesiydi ve abdülhamid de bu işler için yine borç para kullanmıştı.
***************************

osmanlı tabi ki de sadece saray yapımıyla kalmamıştı.
alınan dış borçlarla köşkler, kasırlar da yapılmıştı yine bu dönemde.

bunlardan bazıları;

*maslak kasrı-2. mahmud döneminde başlanmış, abdülaziz döneminde ilaveler yapılmış.

*ıhlamur kasrı-abdülmecid dönemi-balyan ailesi.

*beykoz kasrı-abdülmecid dönemi. (bak bu borç parayla yapılmamış, kavalalılar tarafından hediye edilmiş. beleş yani)

*üçüncü sadabad sarayı-abdülmecid dönemi-balyan ailesi.

*küçüksu kasrı-abdülmecid dönemi-balyan ailesi.

*çit kasrı-abdülaziz dönemi.

*hatice sultan yalısı-2. abdülhamid dönemi.

tabi bunların dışında başka köşkler de var.
istanbul dışında yapılan av köşkleri falan...

ne güzel dünya...
kış için kışlık saraylar, yaz için yazlık saraylar.
kızkardeşe, damatlara ayrı ayrı saraylar.
ava gidilecek, pikniğe çıkılacak ayrı ayrı köşkler kasırlar...

ama hepsi borç parayla.

peki bu saraylar yapılırken ümmet ne yapıyordu?
"halife efendimizin sarayı ne kadar muhteşem, bütün dünya bizi kıskanıyor" diyordu tabi ki...

ve bakınız ne acıdır ki, osmanlı'nın iflasının açıklandığı muharrem kararnamesi de borç parayla yapılan saraylardan birinde(yıldız) açıklanmış nihayet...

ve bugün...
bugün ne yazık ki ülkemizi yönetenler osmanlı'nın yaptığı bu hataları görmezden gelip aynı hataları yapıyorlar.

saray merakı yeniden hortladı.
osmanlı'dan bize miras kalan pek çok saray varken, ankara'da cumhurbaşkanlığı köşkü varken, büyük bir saray yapıldı.
yetmedi biri marmaris'te biri ahlat'ta olmak üzre iki saray daha yaptırıldı ve bu yeni yapılan 2 saray ile ve ankara'daki sarayın bakım onarım giderleri ile cumhurbaşkanlığına yeni araç alım ve kiralamaları için sadece bu sene zarfında toplam 448 milyon 600 bin lira harcanacak...
(bkz: 2021 yılı cumhurbaşkanlığı yıllık programı)

keşke tarihten ders çıkarmayı öğrenmiş olsaydı bizi yönetenler...

#tarih

kurtuluş savaşı nda ingilizleri yendiğini sanmak

ingilizlerin kulu kölesi olan siyasal islamcıların türk kurtuluş savaşına çamur atma çabalarının devamı...

ingilizlerle savaşmadık...
ingilizleri yenmedik...
ingilizler istanbul'dan neden tek kurşun atmadan çekildiler...

hepsinin tek tek cevabını verdik. vermeye devam edeceğiz, madem siz itlik yapmaktan bıkmıyorsunuz, biz de cevap vermekten bıkmayız...

hazırsanız başlayalım...

***************************
kurtuluş savaşında ingilizlerle gayet de savaştık...
ve o ingilizleri bal gibi de yendik...

bakınız aşağıdaki belge ingiliz belgelerinden. haziran 1920'de izmit ve çevresinde meydana gelen çatışmalar.
görsel

izmit çatışmalarına dair bir başka ingiliz belgesi;
görsel

ingilizlerle olan diğer çatışmalar şöyledir;

i)5 eylül 1919'da, birer ingiliz-fransız taburu dörtyol'un gürlevik mevkiinde, işgalcilere karşı çıkan kara hasan'ın kuvvetini kuşatır. çatışma sonunda, oldukça zayiat veren ingiliz ve fransızlar, dörtyol'a çekilirler.

ii)27 eylül 1919'da, merzifon'daki ingiliz birliği samsun'a, kendisini izleyen bir kuva-yı milliye birliği ile çarpışa çarpışa çekilir.

iii)21 haziran 1920'de, 150 kişilik bir türk birliği çamlıca'daki ingiliz mevkilerine saldırır, top ve makineli tüfek ateşiyle püskürtülür.

iv)25 haziran 1920'de, yunan ilerlemesini kolaylaştırmak için mudanya'ya çıkan ingiliz kuvvetini, türk birliği ateşle karşılar, bazı kayıplar verdirir ve geri çekilir, akşam ingilizlerin çekilmesi üzerine mevzilerine geri döner.

mudanya'da şehit olan şükrü çavuş ve arkadaşları adına dikilen anıt bugün mudanya'daki iskele meydanındadır.
görsel

şu da şükrü çavuş'un ingilizlerle çatıştığına dair resmi belge;
görsel

v)ingilizlerle kurtuluş savaşı sırasında yaptığımız muharebelerden biri de güney cephesindeki revandiz harekatıdır.
revandiz harekatı da kurtuluş savaşımızda nedense fazla bahsi geçmeyen muharebeler dizisidir ve ingilizlere karşı verilmiştir.
(bkz: kurtuluş savaşının bilinmeyen cephesi revandiz/#42137933)

yani ingilizlerle çarpışmış mıyız? evet. kurşun atmış mıyız? evet.

ama ingilizleri asıl perişan ettiğimiz, hatta britanya imparatorluğu'nun dağılmasına sebep olduğumuz olay ise çanakkale krizi'dir.

hani istanbul tek kurşun atılmadan nasıl alındı diye soruyorlar ya bunlar sürekli, işte o sorunun cevabı bu olaydır.

istanbul'un işgali, bizim için 1. dünya savaşının resmen bitişi olan mondros mütarekesinin hemen ardından 13 kasım 1918'de başlamış, 16 mart 1920'de ise resmi bir işgale dönüşmüştür.

takip eden aylarda ve senelerde şanlı türk kurtuluş savaşı sona ermiş, anadolu işgalden temizlenerek 9 eylül'de düşman izmir'den denize dökülmüştü.

lakin bütün bu zaferlere rağmen işgal hala sona ermemişti.
istanbul ve çanakkale işgal altındaydı.
trakya işgal altındaydı.

işte, izmir'in düşman işgalinden kurtuluşunun hemen ardından, başkomutan mustafa kemal, ordunun çanakkale üzerine yürümesini emreder.
emir gayet açıktır, müttefik kuvvetlerin herhangi bir direnişi ile karşılaşılacak olunursa, türk yurdunun gerçek bir vatan olabilmesi için gerekirse yeniden savaş dahi göze alınacaktır.

aynı emir, izmir limanında demirli olan ingiliz savaş gemileri için de verilmiş ve izmir körfezindeki düşman unsurları aldıkları ultimatom sonrası türk karasularını terketmek zorunda kalmışlardı.
görsel

çanakkale boğazına yürüme emri alan türk ordusu 2 gün içinde çanakkale boğazına varmışlardı.
ingiliz hükümeti işgal kuvvetleri komutanı general harrington'a, "türk ordusu'nun çanakkale'ye girmesi halinde karşı konulmasını ve bölgenin ne pahasına olursa olsun savunulması" talimatını göndermişti.

fakat çanakkale'de bulunan fransız ve italyan işgal kuvvetleri türk süvarilerinin bölgeye ulaşması ile birlikte geri çekildiler.
(fransızlar ile 1921'de yapılan ankara antlaşması bunun en önemli sebebidir)

böylece general harrington türk ordusuna karşı yalnız kaldı ve çıkacak yeni bir savaşın sadece ingilizlerin inisiyatifinde çıktığı algısı yaratmamak için bu sorumluluğu üstlenmedi ve londra'dan gelen emre rağmen direniş göstermedi.

böylece türk süvarileri çanakkale müstahkem mevki komutanlığı karargahına türk bayrağını çekmişlerdi.
lakin çanakkale boğazı hala düşman zırhlılarının kontrolündeydi, bunun üzerine türkiye, ingilizlere bir nota ve ultimatom daha verdi.

savaştan yeni çıkmış yorgun türkiye, yeni bir savaşa hazırlanıyordu.
britanya imparatorluğu da keza türkiye'nin bu restini görmüş, savaş hazırlıklarına başlamıştı.
lakin konunun parlamentoda görüşülmesi esnasında lloyd george hükümeti karşısında son derece sert ve kararlı, bir o kadar da savaştan bıkmış bir muhalefet buldu.

muhaliflere en büyük desteği verenler ise kanada ve hindistan gibi büyük dominyonlardı.

savaş kararı alabilmek için kanada ve hindistan'ın da oluru gerekliydi.
söz isteyen kanada temsilcisi "konu hususunda kararın kanada parlamentosunda alınacağını belirterek, savaş kararı alınacaksa bu kanada'yı bağlamaz, kanada parlamentosu savaş kararını kendi alır, londra'da değil" diyerekten kanada'nın ingiltere'ye karşı ilk siyasi ayrılığını başlatmış oldu.

kanada'nın gösterdiği bu tepkiye avustralya, yeni zelanda ve hindistan'da destek verince britanya parlamentosunda bir kriz başgösterdi.
işte bu kriz sonrası ise lloyd george ve partisi liberal parti istifa etmek zorunda kaldı.

işte dünya tarihinde "çanakkale krizi"(chanak affair) olarak bilinen bu kriz, ingiltere'de hükümeti devirmiş, lloyd george'un siyasi hayatını bitirmiştir.
lloyd george'un yerine gelen geçici hükümet ise ankara'nın tüm isteklerini kabul etmek zorunda kalmış ve tek kurşun dahi atılmadan hem çanakkale, hem de istanbul geri alınmıştır.
https://en.wikipedia.org/wiki/Chanak_Crisis
https://www.tandfonline.c...51?journalCode=fdps20&;

**************************

sevgili arkadaşlar, bir tarihi olayı ele alıyorsanız bunu belgelere dayandırmalı, belgelerle konuşmalı yahut cevap vermelisiniz.

işte kurtuluş savaşında ingilizlerle savaşmadık diyenlere belgeleri ile bu konuda açık kapı bırakmayacak şekilde cevaplarını verdik.

bir sonraki siyasal islamcı iftirasını çürütmekte görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın...

#tarih

gözpınar

aydın'ın efeler ilçesine bağlı köy...

yolunuz düşerse, aydın'dan izmir'e bir kez olsun ana yoldan değil de, aydın-tire arasındaki dağ yolundan gidin.
burada aydın çıkışında bir köy tabelası gelecek karşınıza. gözpınar köyü...
görsel

gözpınar köyü, oluşturmaya çalıştığımız kuvayi milliye rotası'nın önemli duraklarından biri.

köyün eski adı; araplı köyü.

araplı köyü kurtuluş savaşımızın ilk zaferi olan malgaç baskını'ndan beri kuvayi milliye'yi, efelerimizi besleyen bir köydü.
milli mücadele ateşinin coşkuyla yandığı, zafere olan inancın tam olduğu bir köy.

işte yunanlar araplı köyü'nün bu yaptıklarını hiç unutmadılar.

22 ağustos 1922 günü, bir yunan taburu araplı köyüne geldi.

köyün eli silah tutan erkekleri büyük taarruzun son hazırlıkları için afyon'a gitmişlerdi. aydın dağları savunmasızdı.

yunan taburu köye girer girmez 12 kişiyi şehit etti. 5 kişiyi ağaca asarak katlettiler.

köyde geri kalan tamamı kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan 44 kişiyi de bağlayarak derviş yeri tepesine götürdüler ve burada mitralyözle kurşuna dizerek katlettiler.

burada katledilen insanlarımızın cesetleri günlerce geride kaldı, ta ki 9 eylül 1922'de izmir'in kurtuluşunun ardından köye gelen efeler bu acı tabloya şahit oldular.

şahit olunan mezalim karşısında ağlamaktan gözler kurumuş, yaş kalmamıştı.

araplı köyünde yapılan bu katliam sonrası köyün adı değiştirilerek gözpınar-gözpınarı köyü yapıldı. katledilen şehitlerimizin aziz hatıralarını yaşatmak için de gözpınarı kuvayi milliye anıtı dikildi.
görsel
görsel

ruhları şad, mekanları cennet olsun.

#kuvayimilliyerotasi
#tarih

iyonya cumhuriyeti

1919 yılında değil, 30 temmuz 1922'de kurulmuş sözde devlettir.

30 temmuz 1922-9 eylül 1922...

ömrü sadece 41 gün sürmüştür...

esasen tarihte kurulan bir iyonya cumhuriyeti daha vardır ve bu da bizzat osmanlı'nın önderliğinde kurulmuştur.
napoleon'un yayılmacı politikası karşısında osmanlı ve rusya ittifak ederek, iyon denizinde(güney adriyatik) bulunan Korfu, Pakso, Ayamavra, Kefalonya, Zanta, ithaka ve Çuha adalarını kapsayan, osmanlı'ya bağlı bir devlet kuruldu. işte bu devlete iyonya cumhuriyeti adı verildi. bu adalar devletinin diğer adı da; yedi adalar cumhuriyeti'dir. (bkz: Septinsular Republic)

ama bizim konumuz, ege bölgesinde kurulan sözde iyonya cumhuriyeti...

nasıl ki adriyatik'te kurulan ilk iyonya cumhuriyeti osmanlı tarafından kurulduysa, ne yazık ki, ege bölgemizde kurulan bu ikinci iyonya cumhuriyeti'de osmanlı'nın girişimleriyle kurulmuştur...

esasen ege bölgesinde bir iyonya devleti kurulması, yunanların çok daha önceki tarihlere dayanan bir çalışmasıydı.

bakınız 1920 yılında izmir'de kurulan iyonya üniversitesi, bu bağımsız iyon devleti'nin bir ön çalışmasıydı.
görsel

lakin eylül 1921'de sakarya zaferi sonrası anadolu'daki yunan ilerleyişinin durması ile birlikte yıllar öncesine dayanan bu iyonya devleti fikri yeniden canlanmış ve uygulamaya konulmuştur.

iyonya devleti'nin kurulması, yunanların artık türkleri yenemeyeceklerini anlamaları ve batı anadolu'yu ellerinde tutabilmek için bir meşruiyet arayışlarıdır.

anadolu'da kurulacak iyonya devleti için bizzat patrik meletios çalışmalar yapmış, bunun için londra'ya gidip lloyd george ile görüşmüş, paris'te konferanslar vermiştir.

20 şubat 1922'de ise anadolu rumlarının bir kongre düzenledikler, bu kongreye izmir'li rumlar dışında, anadolu'nun çeşitli yerlerinden temsilciler katılmış ve iyonya cumhuriyetinin kuruluşuna dair ilk bildiri burada karara bağlanmış ve anadolu rumları; (bkz: helen anadolu savunma örgütü) adı altında birleşmişlerdir.

helen anadolu savunma örgütü'nün kurulması, yunanistan'ın işgal altında tuttuğu anadolu'nun meseleleri ile pek ilgilenmemesinin bir sonucudur.
yunan işgali sonrası beklediklerini bulamayan ve sakarya savaşı sonucu yunan ilerleyişinin durmasıyla ümitsizliğe kapılan rumlar, yunanistan'da kurulan gunaris hükümetinin anadolu'da işgale son verip geri çekileceklerini düşünerek, anadolu'da artık kendi göbeklerini kendileri kesmek ve yunanistan'dan bağımsız bir devlet haline gelmek ve anadolu'da büyük devletler tarafından tanınan meşru bir unsur olmak istiyorlardı.

sakarya savaşı sırasında yunan orduları başkomutanı olan general papulas da anadolu rumlarının bu isteğini destekleyenler arasındaydı. papulas'ın başkomutanlıktan azlediliğ, yerine hacianestis'in getirilmesinin asıl sebebi de budur. zira papulas, sakarya avaşını kaybeder kaybetmez değil, savaşı kaybettikten aylar sonra (nisan 1922) görevinden alınmıştır.

general papulas'ın düşüncesine göre, yunanistan'ın anadolu'daki işgali dünya nezdinde bir antipati toplamıştı, oysa ki anadolu'daki rumlardan oluşturulacak bir ordu ve bunların girişeceği bir mücadele dünya nezdinde daha haklı görülür, ayrıca amerika'daki avrupa'daki helen kökenlilerden daha çok bağış toplanabilirdi.
istanbul'daki patrikhane de yunanistan'dan bağımsız bir anadolu rum devleti fikrini benimsiyor ve destekliyordu...

yunanistan'ın anadolu rum hareketine bakışı anadolu rumlarını venizelos yanlısı gördükleri için olumsuzdu. lakin beri tarafta da türkler taarruz hazırlıkları yapmaktaydı.
bundan dolayı gunaris hükümeti siyasi çekişmeleri bir kenara bırakmak ve anadolu'daki rumların tam desteğini sağlamak için temmuz 1922 başlarında anadolu'da otonom bir helen devleti kurulması için aristidis steryadis'e talimat vermiş ve 30 temmuz 1922'de başkenti izmir olan sözde iyonya cumhuriyeti kurulmuştur...
görsel

başkenti izmir olan iyonya cumhuriyeti şu şehirlerden oluşuyordu;
-izmir,
-manisa,
-bergama,
-ödemiş,
-söke,
-edremit...

görsel

iyonya devleti'nin kurulmasına yukarıda yazdığımız sebeplerden ötürü ingilizler de destek vermişlerdir.
yukarıda yazdığımız üzre, dünya nezdinde yunanistan işgalciydi ve anadolu'da yaptığı katliamlar tepki topluyordu.
oysa ki binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan anadolu rumları tarafından kurulacak bir devletin varlığı ingilizlerin elini güçlendirebilirdi.

bu sebeple ingilizlerin girişimiyle istanbul'da anadolu cemiyeti adında bir dernek kurulmuş, kurulan bu dernek vahdettin'in de onayını alarak osmanlı'ya bağlı iyonya devletinin kurulması için faaliyetlerde bulunmuştu.

osmanlı'ya bağlı özerk iyonya cumhuriyeti, yunan bir vali tarafından yönetilecek, yunan ordusu tarafından korunacaktı...
(bkz: ingiliz ve yunan orduları halifenin ordusudur)

iyonya devleti işgalcilerin anadolu'da kurmayı düşündükleri kukla cumhuriyetlerden sadece biriydi.

yine aynı şekilde karadeniz'de bir pontus cumhuriyeti kurulacaktı.

güneyde ise fransızlar "klikya ermeni cumhuriyeti" kurmayı düşünüyorlardı...

ingilizlerin kurmayı düşündükleri bir başka devlet de kürt cumhuriyeti'ydi...

hamiş: ege bölgesinde kurulan bu iyonya cumhuriyeti'nin sevk ve idari merkezi, izmir'deki aya fotini kilisesiydi.
aya fotini kilisesi işgalin ilk günlerinden itibaren işgalcilerin işkence merkezi olarak hizmet vermişti.
yakalanan kuvayi milliyecilerimiz işte bu aya fotini kilisesinin zindanlarında işkence görmüş ve katledilmişlerdi. izmir metropoliti hrisostomos adlı eşkıya başı tarafından yönetilen bu kilise, anadolu-helen savunma örgütünün de silah ve mühimmat deposuydu. anadolu'daki rum çetelerine gönderilen silahlar hep buradan sevk edilirdi.
30 temmuz 1922'de kurulan iyon cumhuriyeti'nin sözde valisi, sultan vahdettin'e bağlılığını bildirdiği güven mektubunu izmir vali vekiline sunduktan sonra işte bu aya fotini kilisesinde hrisostomos tarafından kutsanmıştır...

eee, her çıkışın bir de inişi var tabi.

9 eylül 1922'de izmir'in kurtuluşu'nun ardından bu aya fotini kilisesi bizzat mustafa kemal atatürk'ün talimatıyla top ateşine tutulmuş ve yerlebir edilmiştir.

mustafa kemal atatürk gibi medeni, hatta yunan bayrağını çiğnemeyi reddedecek kalitede bir insan bile bu kilise denilen şer yuvasına karşı böyle öfke doluysa varın siz düşünün burada neler olduğunu.

işte aya fotini kilisesinin türk topçusu tafafından yıkılması da bu iyonya cumhuriyeti'nin resmen sonu olan olaydır.
(bkz: aya fotini kilisesi/#43431092)

#tarih

anadolu nun ortasında bir rus köyü

anadolu'nun tam ortasında konya'nın tuzlukçu ilçesine bağlı bir köy var.
gürsu köyü...
görsel

işte bu köyün eski adı: cigidiya köyü'dür...

kurtuluş savaşımız sırasında sovyetler birliği'nin ankara büyükelçisi olan ve mustafa kemal atatürk'ün iyi bir dostu olan semyon ivanoviç aralov, bir sovyet diplomatının türkiye anıları adlı kitabında bu köyden de bahseder.

--- spoiler ---
“bir gün mustafa kemal’le konuşurken, paşa bana ve abilov’a dönerek, “akşehir’den pek uzak olmayan bir yerde, cigidiya adlı bir rus köyü olduğunu biliyor musunuz’ dedi. ‘oraya gitmek ister misiniz? size bir kılavuz veririm.’

‘nasıl rus köyü? nereden gelmişler?’

‘çok basit… sizin birinci nikola zamanında tarikatlar takip ediliyormuş. tarikata bağlı olanları asıyor, hapse atıyor, sürgüne gönderiliyorlarmış. rusya’nın güneyinde de tarikatlar varmış.
çarlık hükümetinin takibatından kaçan tarikat mensupları romanya’ya, oradan da türkiye’ye sığınmışlar.
müslüman türkiye onları barındırmış, kendilerine toprak vermiş.’

cigidiya’da geniş sokaklar, ahşap ve sac kaplı damlarında, eski bacalarının üzerinde leylekler bulunan, yüksek damlı güzel evleri gördük. iki otomobilin gelişi, köy halkı arasında bir şaşkınlık yarattı.
halkın çoğu evlerine saklandı. köyün tam ortasında durduk. kocaman kızıl sakallı yaşlıca iki köylü yanımıza yaklaştı.
rusya’dan bir elçinin geldiğini öğrendikleri zaman, önümüzde saygı ile eğildiler. onlardan biri orada toplanmış çocuklara seslenerek, ‘koşun, babalarınızı buraya çağırın!’ dedi. bütün evlerden insanlar çıkmaya başladı. yalnızca erkekler değil kadınlar da çıktı, bunlar renkli süslemelerle kaplı bluzlar, bordürlü eteklikler giymişti.
bunlar nekrasov tarikatına bağlıymışlar…
bunların söylediğine göre, deniz kıyısı köylerinde yerleşen başka ruslar da varmış. bunlar balıkçılıkla geçiniyorlarmış.
türkler bunlara kötü davranmıyorlarmış. nekrasovcular, bütün rus gelenek ve göreneklerini koruyorlarmış. köy kızlarından yalnız bir tanesi bir müslüman’la evlenerek köyden gitmiş…

bütün cigidiya köylüleri dinde eski düzen yanlısı, oruç tutuyorlar.
rusçayı türkçeden iyi bilmekle birlikte rusya’yı hatırlamıyorlar.
rus biçimi giyiniyor, sakallarını kesmiyorlardı. babaları ve dedeleri kubanlı, donlu ya da kısmen samaralı.
bazılar kendilerine doğrudan nekrasovcu diyorlar. yalnızca eski slav yazısını okuyorlar, içlerinde, çağdaş alfabeyi bilen çok az.
o sıralarda köyde 60 kadar ev vardı. anayurda dönmek istediklerini ifade ettiler.

köyde ilginç bir olay geçti. sokağa çıktığımız zaman bizim askeri ataşe, köylülerle birlikte bir fotoğraf çekmeyi teklif etti. fotoğraf makinesini hazırladı. işte bu sırada bütün köy kadınları, ‘çekiyor, çekiyor!’ diye çığlıklar atarak çil yavrusu gibi dağıldılar. onlar şimdiye dek ne fotoğraf makinesi ne de bir fotoğraf görmüşlerdi.
askeri ataşe zvonaryev’in bir borudan baktığını ve elleriyle bir şeyler yaptığını görünce kendilerini bu üçayaklı araca çekeceğini sanmışlar…

şimdi artık nekrasovcu türk uyruklu gençler türk ordusunda askerliklerini yapıyorlar.
--- spoiler ---

işte aralov'un anılarında bahsettiği köy bugün tuzlukçu ilçesine bağlı olan gürsu köyüdür.
1960'tan itibaren rus kazakları köyü terk etmişler.

köyün muhtarının anlattığına göre 20 aile kanada ve abd'ye, 10 aile de rusya'ya geri dönmüşler.

tabi burada bahsettiğimiz kazaklar'ın, kazakistan kazakları ile (türki kazaklar) alakası yok.
bu kazaklar, kozak-cosack olarak adlandırılan ortodoks-slav kazaklardır.

ruslar bizim turki kazakları "kazaqh" olarak tanımlarken diğer grubu "kazak" olarak tanımlarlar. ingilizce'de "cossack", fransızca'da "cosaque" adı verilir. bizde ise parmakla gösterilecek bir güruh bu topluluğu "kozaklar" olarak bilir ve tanımlar...

ünlü rus yazar lev tolstoy'un "kazaklar" isimli başyapıtında bahsi geçen de yine hristiyan topluluk olan kozaklar'dır.

yine bir başka eser olan gogol'un taras bulbası da, türki kazak değil, slav kazaklarındandır...

ünlü rus ressam repin'in çok bilinen "osmanlı sultanına mektup yazan kazaklar" adlı yağlı boya eserinde de bahsedilen kazaklar bunlardır.
görsel

rus çarlığından gördükleri zulüm üzerine osmanlı'ya sığınmış kazaklar.
hatta osmanlı ile birlikte ruslara karşı savaşmışlar.
görsel

konya vilayetine 19. yüzyılın 2. yarısında rusya'dan önemli bir göç olmuş.
rusya'dan göçüp konya'ya yerleştirilenler içinde çerkesler, çeçenler, inguşlar, nogaylar olduğu gibi, işte cigidiya köyü'ne yerleşen bu rus kazakları da var.

ayrıca bugün beyşehir gölünde üzerinde yerleşim olan tek ada olan mada adası da rus kazaklarının türkiye'de yerleştiği yerlerden biridir.

rus kazakları öncelikle manyas gölü civarına da yerleştirilmiş, lakin burada balık yeterli olmamasından dolayı iznik ve terkos gölü kenarlarına dağılmışlar ve de beyşehir gölündeki mada adasında iskan edilmişlerdir.

manyas civarına yerleşen rus kazaklarının mada adasına iskan edilmelerine dair 1867 yılına ait resmi belge;
görsel

işte türkiye'de özellikle göl kıyılarına ve de mada adasına yerleşen bu kazakların ana geçim kaynağı balıkçılıktı, lakin 1900'lü yılların başında mada adası kazaklarının bir kısmı burayı terk ederek akşehir gölü civarına yerleştiler ve burada balıkçılık yapmaya başladılar.
görsel

cigidiya köyü kazakları işte bu mada adasından gelen kazaklardır.

türkiye'ye yerleşen kazaklar ile ilgili 1962 yılında hürriyet gazetesinde "koca bulamayan kazak kızları" şeklinde bir haber çıkmış;
görsel

esasen kazakların ülkemizden ayrılışlarının en önemli sebebi de budur. kazaklar evlilik için 7 göbek akrabalık bağı bulunmaması kuralına sahiptirler. lakin nüfusları çok az olduğundan ve aralarında akrabalık bağı bulunduğundan dolayı çıkmaza girmişler.
bu yüzden kazaklar yerli ahali ile kız alıp kız vermek istemişler, lakin kimse bunlara kız vermeye yanaşmayınca da çareyi türkiye'yi terk etmekte bulmuşlar.

ve yine hürriyet gazetesinde 1962 yılında çıkan kazaklar'ın türkiye'den ayrılmasına dair bir haber;
görsel

akşehir kazakları'nın türkiye'den ayrılışlarına dair diğer haberler;
görsel

türkiye'den 1960'larda göç eden kazaklar bugün hala geride bıraktıkları köylerini ziyaret ediyorlarmış.

onlar da bizim renklerimizden biriydi.
gerek osmanlı döneminde, gerek kurtuluş savaşımızda bizimle birlikteydiler.
askere gittiler, vergilerini ödediler. bu topraklara hizmet ettiler.
türkiye'de göl balıkçılığını geliştirdiler...

ama onlar hristiyan oldukları için onlarla kız alıp kız vermedik...nesilleri yok olma tehlikesi altına girince de yine onlar için bir şey yapamadık ve bu toprakları terk etmelerini sessizce izledik ne yazık ki...

rahmetli servet somuncuoğlu'nun bu konudaki çalışmalarını mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
görsel

diğer okuma yapabileceğiniz kaynaklar:
https://www.academia.edu/...irilen_Rus_kazaklar%C4%B1
https://arastirmax.com/en...trmx_140014_3_pp_1-31.pdf
https://docplayer.biz.tr/...si-konya-kitabi-xvii.html
https://books.google.com....onepage&q&f=false
https://www.devletarsivle...3%96%C3%87LER%C4%B0-1.pdf

#tarih

yunan medeniyeti

hırsızlıktan başka bir şey değildir.

yunan medeniyeti "hırsızlık" üzerine kurulmuş, başka milletlerin, medeniyetlerin bulduklarını kendine mal etmekten öteye gidememiştir.

binlerce yıldır bu böyleydi.

hatta, geçtiğimiz yüzyılda da selanik'te bunun pek güzel bir örneği yaşanmıştı.

selanik...
burnumuzda tüten, zorla sökülerek atıldığımız kutsal vatan rumeli'nin kalbi olan güzel şehir...

sene 1924...mübadele sonrası...

Anadolu'dan Selanik'e mübadele ile gelen Rumlardan Efigenya hanım, 1924'de yerleştiği Selanik'teki evlerinde bir kutu ve eski yazıyla kağıtlar bulur.
Evin ilk sahibi burada bir şeyi açıklamaya çalışmaktadır. Şemalar, bahçe duvarları, boru şekilleri hatta ağaçları bile çizmiştir.
görsel

Gayet muntazam ve bir ressam elinden çıktığı izlenimi veren sokak görünümü çizimlerinde de işaretlediği kısımlarda okla zemini gösterip 2,5 m, 1,5 m gibi bilgileri de vermiş.
Aile bunun bir define olduğunu da düşünmüş ama detay fazla.
Hem neden bir tahta kutuyla meydanda olsun?

kutunun içerisindeki notlar 1927 yılına dek çevirisi yapılmadan kalır.
1927'de Selanik başkonsolosu Mehmet Hayri Bey'in kapısını bir kadın çalar.
Kutuda birbirine yapıştırılmış kağıtlar ve şema.
Kadın bunları okuyamamakta ama iyi Türkçesi ile elçimizden kibarca yardım istemektedir.

Başkonsolos bakar ve birkaç saat ayırır.
Kadın akşama doğru tekrardan gelir, beraber elçilikte bir kahve içerler. Elçimiz meseleyi anlamıştır. Bu bir su terazisi haritasıdır.
Hem de nadir bulunan bir durumdur çünkü su, evin altında depo edilmektedir.
Ayrıca uyarılar da vardır.
Evin ilk sahibi olan Türk, bahçenin planını çizip bahçeyi gösterdiği bu haritada çeşmenin de yerini tarif etmiştir.
Çeşmeye 40 metre mesafedeki bu ev, çeşmeye su sağlamaktadır.
Ev, çeşmeyi yaptıran vakfın sahibi aileye aittir.
Bu çeşmeyi de asırlarca korumuşlardır.
görsel

Tabanında çeşmenin su deposunu barındırmakta olan evdir. Ev tabanının altında çeşmenin ve diğer birkaç çeşmenin basıncını oluşturan su terazisi depo da bulunmaktadır.
Çeşmeyi yaptıran aile,bunu bir vakıf olarak muhafaza etmiş ve yanıbaşında yaşamışlardır. Şemada uyarılar vardır.

bu uyarılarda; Bahçenin gösterilen kısımlarında kazı yapılmaması, keser ve Külünk ile derine girip vurulmaması, buradan aşağıya giden toprak boruların zarar görebileceği belirtilmitirş.
Ayrıca bahçenin hiçbir yerine tuvalet yapılmaması, evde iki hamamcık olduğu ve kâfi geleceği da yazılmıştır.

lakin evin yeni sahibi olan Aile "belki define vardır" diye çoktan kazı yapmış ve boş, pişmiş topraktan borular bulmuştur.
hatta bunu yaparken evin altından ciddi şekilde su da boşalmıştır. Aynı gün de sokaktaki çeşme kurumuştur.
Tüm bu sistemi mahvettiğini düşünen kadın, elçimizin önünde ağlar.

Yazılanların en sonunda bir not daha vardır. En sonda, sayfanın kenar çerçeve çizgisi gibi tüm sayfayı dolaşan bir incecik yazıda şu yazar;
"Olur da harap edilmiş hale gelirse, kale bedenine doğru 4 ev arkada Mehmed Fevzi'nin evinin altından da bir hat gelmektedir.
pek tabi ki Bu hattan da istifade edilebilir. ancak bu sudan istifade edecek evlerin sayısı fazladır ve suyun arzında muşkilat yaşanabilir. Her durumda bir ab-rane ce(su mühendisi) tetkiki faydalı olacaktır.

malesef bu örnek tek örnek değildir. zira Selanik'te yukarı mahallede Su problemi Türkler gidince başlamıştır.
görsel

hikaye kaynak: yüksel hoş...

işte böyle...
daha suyun medeniyet olduğunun farkında olmayan, su şebeke sistemine sahip çıkamayıp, gelir gelmez hazıra konduğu yerde define arayan bir medeniyettir yunan medeniyeti dediğiniz şey...

#tarih

geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer

yılbaşı...
yeni yılın ilk günü...
dilerim ki 2021 öncelikle ülkemize, sonra tüm dünyaya barış, huzur ve sağlık getirir...

son zamanlarda kendini osmanlı torunu zanneden bir güruh türedi ülkemizde ne yazık ki, osmanlı ile alakası olmayıp kendini osmanlı torunu zanneden bu zevat toplumun bütün değerlerine, özgürlüklerine küfrü kendilerine görev sayarken, tabi ki yılbaşı kutlamalarını, yılbaşı eğlencelerini de hedef alıyor.

yılbaşı kutlamanın dinimizce haram olduğunu, yılbaşı kutlayanların atalarına (osmanlıya) ihanet ettiğini söyleyip pislik yapmaya çalışıyorlar...

her neyse...

konumuz osmanlı.
osmanlı'da yılbaşı kutlamaları olur muydu?
olmaz mı? hem de en alasından olurdu...

bakınız 18. yüzyıla ait şu minyatür, yılbaşı kutlamalarını işliyor.
görsel

minyatürde göreceğiniz üzre çam ağaçları süslenmiş...

bir başka minyatürde de yılbaşı dolayısıyla halka helva dağıtan görevlileri görebilirsiniz;
görsel

istanbul büyükşehir belediyesi o dönem de chp'de demek ki(!), baksanıza helva dağıtıyorlar yılbaşında...

osmanlı'da devlet görevlilerinin yeni yıl kutlamalarına ilk iştiraki 1829 yılında, 2. mahmud dönemindedir.
1829 yılında ingiliz elçisi, Haliç'te büyük bir gemide yılbaşı balosu düzenler ve baloya Osmanlı devlet adamları da davet edilir. Davetliler yatsı namazını Tersane Divanhanesi'nde kıldıktan sonra, sandallarla gemiye giderler ve sabaha kadar eğlenirler.

şu da 19. yüzyıla ait bir osmanlı yeni yıl kartpostalı;
görsel

kartpostalda osmanlı'nın o dönemki padişahlarını görüyoruz.

demek ki, osmanlı sultanları da yılbaşı kutluyorlardı.

tabi ki, zira 1856 yılında sultan abdülmecid'in, fransız elçisinin düzenlediği yılbaşı balosuna katıldığını biliyoruz.
yani müslümanların halifesi olan osmanlı sultanı, gidip resmi bir şekilde yılbaşı kutlaması yapmış.

daha yakın bir tarihten bir belge sunacak olursak.
sultan ikinci abdülhamid'in, yeni yıl tebriği. sene 1903...
görsel

son olarak, ahmet rasim'in osmanlı'da yılbaşı etkinliklerini anlattığı bir spoiler ile bitirelim;

--spoiler--
“evvelleri biz türkler yılbaşı günlerinde başımızı sokmadığımız yer kalmazdı…
galata, beyoğlu, kısacası ortodoks takvimini tutan milletlerin cümlesine kendimizi davet ettirir, sabahlara kadar eğlenirdik.
o ne hovardalık rezaleti, ne sefahat gecesi idi!
aşağıda, yukarıda ne kadar genelev varsa, kapılar çekilir, her gazino, kahve, her koltuk (meyhanesi) bir kumarhane.
her sokakta çalgı, saz eğlencesi, çengi, köçek…
her evin odasında bir ziyafet sofrası…
üstünde hindiler, yemişler, rakılar, biralar, etrafında türlü türlü erkekler…
evin birinden çık ötekine gir…
kumarhanenin birinde yutul, ötekinde kazan!…
fuhuşa, sarhoşluğa ait hangi ve kaç türlü vasıta varsa hepsi ayakta, bildiğimiz karnavallar, yahut eski roma’nın satürnalleri burada akşamleyin dirilir sabahleyin can çekişirdi…”
--spoiler--

geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer...

herkese iyi seneler...

#tarih

geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer

üsküdar'da bir cami var...
adı: şemsi paşa camii...
görsel

şemsi paşa kim?
kanuni'nin damadının damadı...
üçüncü murat döneminde sadrazamlık yapmış biri.

zengin haliyle...
zaten saraya damat olup zengin olmamak mümkün mü?

neyse...
işte şemsi paşa bir gün mimar sinan'ı çağırtır.
aklı sıra mimar sinan'ı aciz duruma düşürmek ister.

ve der ki; "bana bir cami yap, ama caminin üzerine kuş konmasın..."

mimar sinan, "hay hay" der ve cami yapımına başlar.
ve üsküdar sahilinde şu cami ortaya çıkar.
görsel

caminin üzerine hakikaten de kuşlar konmaz.
mimar sinan bir imkansızı daha başarmıştır.

ve bu cami bundan böyle kuşkonmaz camii namıyla anılmaya başlanır.

tabi ne silirdir ne keramet, mühendislik ve bilimdedir marifet...
mimar sinan kendisinden istenen bu imkansız görünen şeyi bilim ile mühendislik ile başarır.

camiyi kuzey ve güneyden gelen rüzgârların kesiştiği bir noktada inşa eder, böylece cami üzerinde esen rüzgarlar yüzünden kuşlar konamaz.
sinan sadece rüzgardan faydalanmaz. işi şansa bırakmamak için dalgaları da kullanır.
dalgaların kıyıyı dövdüğü bir noktada çıkan titreşim seslerinden kuşların rahatsız olacağını düşünen mimar sinan, hem rüzgar, hem dalga hesabı yaparak bu camiyi inşa eder...

tabi gel zaman git zaman yüzyıllar geçer.
savaşlar, işgal dönemi falan...kuşkonmaz camii harap olur.
görsel

işte o sırada dinsiz, imansız(!) atatürk çıkar ve mimar sinan'ın eseri olan bu bilim ve mühendislik harikasına sahip çıkar, onartır.
görsel

yine aradan yıllar geçer...
istanbul bu kez vandalizmin, çomarizmin işgali altında kalır.
üsküdar'daki kuşkonmaz camii'ne kuşlar konmaya başlar olmuştur artık.
görsel

çünkü kuzey ve güney rüzgarlarının kesişme noktası olan bu yer, istanbul'a yapılan yüksek binalardan dolayı artık kuytuda kalmıştır.
üstelik kendini osmanlı torunu zannedenler caminin önündeki denizi doldurmaya başlamışlar, denizi doldurmak için kazık çakmışlardır.
görsel

dolayısıyla hem rüzgarla, hem dalgalarla irtibatı kesilen bu mühendislik harikası, en önemli özelliğini kaybetmiş, artık kuşların konabildiği bir cami haline gelmiştir.

mimar sinan'ın yaptığı, atatürk'ün tamir ettirdiği cami artık kuşkonmaz camii değil, betonu çatlamış kuşkonar camii olmuştur.
görsel

geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer...

#tarih

mehmet akif ersoy

KORKMA...

görsel

100 yıl önce...nisan 1920...
istanbul'da "zafer" kod adlı karakol örgütü mensubu yenibahçeli şükrü'ye ankara'dan bir telgraf gelir.
şifreli gelen bu telgraf şöyledir;
"Burada ulemaya ihtiyaç vardır. Ali Beyle görüşülerek Hoca Fatin, Şair Mehmet Akif Efendilerin ve sair tensip edileceklerin sür'at-i sevkleri emrolunur-heyeti temsiliye reisi mustafa kemal”

101 yıl önce bugün ankara'ya gelip bu kızılca gün'de milli mücadele'nin ikinci safhasını başlatan mustafa kemal paşa, 4 ay sonra vatan şairimiz mehmet akif'i ankara'ya böyle çağırıyordu...

mustafa kemal paşa'nın 19 mayıs 1919'da samsun'a ayak basmasının ardından neredeyse 1 senedir bu çağrıyı bekliyordu mehmet akif...
istanbul'da yapılacak şey kalmamış, artık kuvayi milliye saflarında ankara'da mücadele etme vakti gelmişti...

bu şifreli telgraf sonrası mehmet akif bey, 10 nisan 1920 günü sabah namazının ardından bizzat atatürk'ün istanbul'daki sağ kolu olan topkapılı cambaz mehmet eşliğinde oğlu emin ile birlikte evinden ayrıldı.
ilk olarak üsküdar'daki kuvayi milliye'nin merkezi haline gelen özbekler tekkesi'ne vardılar. burada 1 gece konakladıktan sonra yanlarına katılan ali şükrü bey ile birlikte buradan ayrıldılar ve esat paşa'nın alemdağ'da bulunan baltacı çiftliği'ne ulaştılar.

topkapılı cambaz mehmet onları burada emin bir şekilde bıraktıktan sonra istanbul'a geri döndü.

baltacı çiftliğinde de 1 gece geçiren mehmet akif ve oğlu emin, ertesi gün izmit-adapazarı yolu üzerindeki kuvayi milliye kafilesine katıldılar.
geyve'de kuşçubaşı eşref ve yenibahçeli şükrü ile buluşarak buradan bir dekovil ile eskişehir'e, oradan da trenle ankara'ya ulaştılar...

ne yazık ki planlanan günden 1 gün sonra ankara'ya varabilmişler, 23 nisan günü yapılan tbmm'nin açılışına yetişememişlerdi.

24 nisan 1920 günü ankara'ya varan mehmet akif, doğruca tbmm'ye gitti. meclis koridorunda mustafa kemal paşa tarafından bizzat karşılanmıştı. mehmet akif'i gören mustafa kemal paşa;
"sizi bekliyordum efendim, siz istirahat buyurun, ben daha sonra bilahare size geleceğim" demiştir...

fakat dinlenecek vakit yoktu.
mustafa kemal ve mehmet akif derhal buluştular.
sahada kazanılacak bir savaş vardı ve mehmet akif de bu savaşı milletin gönüllerinde kazanmalıydı.

ankara günleri kısa sürdü mehmet akif'in...
anadolu'nun en ücra köşelerinde başladı faaliyetlerine.
bir gün kastamonu'daydı, bir gün çorum'da, başka bir gün sivas'ta...
zağanos paşa camii, nasrullah camii ve ulu camii vaazları ile kurtuluş savaşına destek veriyor, istanbul hükümeti'nin milli mücadele aleyhinde çıkardığı bütün şer fermanlarını gönüllerde yırtıp atıyordu mehmet akif...

ve 12 mart 1921'de o'nun yazdığı şiir, istiklal marşımız olarak tbmm'de oy birliği ile kabul ediliyordu...

"korkma..." diye başlamıştı sözlerine...

korkmuyordu...
o'nun ve kuvayi milliye'nin korkusuzluğu anadolu'nun dağına taşına, her bir ferdinin kalbine kazınmıştı...

bugün 27 aralık...
vatan şairimiz, bayrak şairimiz, milli mücadelemizin meşalesi mehmet akif ersoy'un aramızdan ayrılışının 84. yılı...

ruhu şad, mekanı cennet olsun...

korkma...!!!

ek: mehmet akif ersoy'un mısır piramitleri hatırası;
görsel

#tarih
© copyright 2005 - 2026