bugün
- doğu perinçek6
- şarapçı koala niye kuzey kore'ye gitmiyor8
- 210 olduğunu iddia eden sözlük beyinin 158 çıkması2
- sarapci koala40
- recep tayyip erdoğan18
- mazlum abdi den sdg'nin feshi açıklaması2
- tai lung52
- sözlüğe küsmek2
- ankete gelin beyler27
- ne kadar yaşlısın18
- velvet40
- bir otel odasında yalnızken duyulan hüzün4
- akepelilerdeki imamoğlu korkusunun asıl nedeni3
- duşta dinlenebilecek şarkı önerileri2
- uludağ sözlük iç huzur ve aydınlanma derneği9
- canım kardeşim2
- gece gece bir sözlük kızıyla nutella kaşıklamak3
- sözlük kızlarının kombinleri14
- kızarmış ekmek10
- ben gökten inen ekmeğim5
- ırkçıların hırt dediği insanlara sevgi göstermek21
- sözlükte yükselen reis sevdası20
- terörsüz türkiye5
- kendine yabancılaşmak10
- sözlük bacıları2
- isa kendini tanrı'nın oğlu olarak görüyordu5
- sdg ypg'nin kendini fesh etmesi3
- sözlükte yaratım sancısı çekmek5
- sözlük sosyalistlerinin fotoğrafları5
- rica ediyorum beni eksilemeyiniz6
- sevmediğiniz yazarlar14
- azerbaycan2
- ilk buluşmada hesabı kim öder2
- stack overflow kopyala yapıştır2
- dem'in lenin che guevara ve deniz gezmişle alakası3
- koala aniden 180 derece neden döndü sorunsalı6
- yeni parti emekçilerin hakkını verecek mi3
- bir orduya karşı tek kişi olup doğruları savunmak8
- 25 ağustos 2026 madencilerin gözaltına alınması3
- iskoçya4
- aktrolleri çıldırtacak bir şey bırak9
- temu'dan giyinmek4
- çam kolonyası2
- bir soru sor7
- duvara karşı4
- narsist kişilik bozukluğu2
- 25 ağustos 2026 ankara madenci eylemi6
- 26 ağustos 20262
- persac ile tantuni yiyip sinema konuşmak6
- mecburi eğitim meselesi3
yeni york demektir ingilizce.
dünya üzerinde görmek istediğim kentlerin en başında gelen ışıltılı aynı zamanda bir okadar karanlık şehir.
amerika eyaletlerinden.
(bkz: manhattan island)
hollywood filmlerinde genelde felaketlere konu olan ve dünyanın en kalabalık şehirlerinden dir.
dünyadan her milletin bulundugu (bkz: new york turkleri) ve gelişmiş metro ağını * kullanarak şehrin her tarafına ulaşabileceğiniz dünyanın en büyük metropollerinden. bu metro ağı çok eski olmakla beraber çok katlıdır ve bazı bölgelerinde taşlar dökülmektedir hatta bir kıyaslarsak istanbul metrosu ferahlık ve temizlik bakımın new york metrosundan daha iyidir *
(bkz: empire state)
(bkz: statue of liberty)
(bkz: central park)
(bkz: times square)
(bkz: empire state)
(bkz: statue of liberty)
(bkz: central park)
(bkz: times square)
Türkiye yeni başkent seçilse en çok oyu alacak şehir.
bursanın bir ilçesi.
(bkz: yenişehir)
(bkz: yenişehir)
hiçkimsenin kendisini yabancı hissetmeyeceği şehir. insanların gözgöze gelmemek için çabaladıkları, günaydın dediğinizde ise başkalaştıkları, "vuç yu kam tu may dinır parti" diyerek akşam makarnaya çağırdıkları, "no parking, not even for five minutes" gibi tuhaf trafik levhaları bulunan, tıpkı filmlerde gördüğümüz gibi bir şehir. Bir türk'ün en kolay adapte olabileceği yabancı şehir.
(bkz: new york turkleri)
(bkz: new york knicks)
yazın boğucu bi havası olan, garip kokuların birbirine karıştığı, caddeleri mutsuz insanlarla dolu yer.ama yine de seviyorum.
gecenin bir korunde havaalanina * giden metrosu bozulan sehir.
pis, rutubetli, evsizlerin kaldığı bir metrosu bulunan; sokaklarında geç saatlerde yalnız yürümesi tehlikeli olan suç cenneti.
Taxi Driver filminin geçtiği mekan. Scorsese'nin aşık olduğu şehir.
hollandalılar' ın kızılderililerden 24 dolara satın aldığı amerikan şehri.
(bkz: english man in newyork)
bir amerikan müzikali.
(bkz: nevşehir)
(bkz: empire state building)
dünyada en çok yahudinin yaşadığı şehir hangisidir sorusunun cevabı olan yer.
Şimdilerde turistlere rahat gelmeye başladı ama 1970'li yıllarda New York'ta öyle dolaşmak, eğlenmek filan imkansızdı. Tehlikesi hayli fazlaydı şehrin.
Hatta şehrin belirli yerlerini dolaştığınızda ölmeniz bile kesindi. Bu benimki durup dururken ortaya çıkan nostalji bir hatıralar seli filan değil. Sadece geçenlerde 'Taksi Şoförü' filmini seyrettim. Film 1970 New York'undan geçiyor. Benim yıllardır anlattığım, kitabını bile yazdığım şehrin o zamanki hallerini, ne durumda olduğunu görmek isteyenlerin, o filme tekrar bakmaları gerekiyor.
Filmde Robert de Niro karakterini delirmeye iten şehirde beladan başka bir şey yok. Arka planda görüyorsunuz, belalı adamlar, fahişeler, pezevenkler ve ölüm havası geziniyor şehir sokaklarında.
Filmin başlarında Robert de Niro, Cybil Sheppard'ı, (Mavi Ay dizisindeki fıstık) 42. Sokak'taki bir sinemaya götürüyor.
Bu aralar Disneyland'e dönüşmüş olan 42. Sokak'ta o zamanlar fahişeler, pezevenkler ve kerhaneler doluydu. Filmde gösterilen sinemayı bilirim ben. 24 saat durmadan porno oynatan sinemalardan bir tanesiydi. O sinemaya gittiğimizde etrafa fazla dokunmamaya dikkat ederdik. Çünkü o dönemde sinemalarda açıkça mastürbasyon yapmak serbestti. Daha sonra anlatacağım oral seks de serbestti. Gayet tabii ki marihuana içmeye de kimse bir şey demezdi. işte Robert de Niro'nun filmde daha sonra delireceği buradan belliydi. Çünkü kadınla ilk buluşmalarında onu böyle bir yere götürdü adam. Ben bu sinemalarda, soğuk günlerde çok oturmuşumdur, esrar içmezdim ama şişem elimde kafayı çekerdim. (ileride iyi bir gazeteci olacağım o günlerden belliydi). Bela belaya buluşmadığı için bir defa hariç başım hiç belaya girmedi orada. O gün ise böyle bir sinemanın tuvaletine gitmek zorunda kaldım. içeriye girer girmez gördüğüm manzara aynen şuydu: Bir adam vücudunda başka yumuşak doku kalmadığından göz altından esrar iğnesini yapmaya çalışıyordu. Bir adam pisuvar yerine dönmüş odanın ortasına işiyordu, falan filan. Bütün bu hengame arasında küçük tuvaletinizi yapmanızın kolay olduğunu sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Ama insanoğlu zorlanınca her şeyi yapıyor işte. Yaptım ve sakin bir şekilde geri çıktım. Çıkarken sakin görüneyim diye ıslık çalmayı denedim ama nedense ıslık çıkmadı bir türlü.
Bu küçük anekdottan da anlayacağınız üzere o yıllarda New York'ta yaşamak bir anlamda freni olmayan bir kızakla dağ aşağısına kaymaya benziyordu. Sonunda bir yerlere çarpacağınız ve başınıza bir kaza geleceği kesindi. Ama ecel gelmeyince de gelmiyor işte. Her şeyin bir vakti var. Alınyazısı galiba bu. O yılları nasıl sağ çıkardım, nasıl kurtardım kendimi hâlâ daha anlamış değilim. Anlamadım ama yeni yeni korkmaya başladım. O yıllarda genciz işte, korku yok. Ama şimdilerde o anılarım bile korkmaya başlamama yetiyor. 'Taksi Şoförü' filmi işte bu tür hatıraları geri getirerek korkuttu beni. Çevremde ölüm ve vahşet olurken yere kıvrılıp bir parkta sabaha kadar uyuyabildiğim, dibi görünmeyen ve kapkaranlık olan her merdivenden aşağıya indiğim, iki ucu tutulmuş sokaklardan kurtulduğum günleri hatırladım ve sanki bugün oluyormuş gibi titredim 'Taksi Şoförü'nü seyrederken.
Belki de ben sadece bu nedenle yıllardır bıkıp usanmadan dönüp dolaşıp hep New York'a gidiyorum. Belki de gitmek zorundayım hatıralarım yüzünden. Eski deli cesaretim de yok, ama olsa da gerekmiyor. Çünkü eski New York artık yok ve hiç olmayacak, belki de böylesi daha iyidir ne bileyim ben.
serdar turgut
Hatta şehrin belirli yerlerini dolaştığınızda ölmeniz bile kesindi. Bu benimki durup dururken ortaya çıkan nostalji bir hatıralar seli filan değil. Sadece geçenlerde 'Taksi Şoförü' filmini seyrettim. Film 1970 New York'undan geçiyor. Benim yıllardır anlattığım, kitabını bile yazdığım şehrin o zamanki hallerini, ne durumda olduğunu görmek isteyenlerin, o filme tekrar bakmaları gerekiyor.
Filmde Robert de Niro karakterini delirmeye iten şehirde beladan başka bir şey yok. Arka planda görüyorsunuz, belalı adamlar, fahişeler, pezevenkler ve ölüm havası geziniyor şehir sokaklarında.
Filmin başlarında Robert de Niro, Cybil Sheppard'ı, (Mavi Ay dizisindeki fıstık) 42. Sokak'taki bir sinemaya götürüyor.
Bu aralar Disneyland'e dönüşmüş olan 42. Sokak'ta o zamanlar fahişeler, pezevenkler ve kerhaneler doluydu. Filmde gösterilen sinemayı bilirim ben. 24 saat durmadan porno oynatan sinemalardan bir tanesiydi. O sinemaya gittiğimizde etrafa fazla dokunmamaya dikkat ederdik. Çünkü o dönemde sinemalarda açıkça mastürbasyon yapmak serbestti. Daha sonra anlatacağım oral seks de serbestti. Gayet tabii ki marihuana içmeye de kimse bir şey demezdi. işte Robert de Niro'nun filmde daha sonra delireceği buradan belliydi. Çünkü kadınla ilk buluşmalarında onu böyle bir yere götürdü adam. Ben bu sinemalarda, soğuk günlerde çok oturmuşumdur, esrar içmezdim ama şişem elimde kafayı çekerdim. (ileride iyi bir gazeteci olacağım o günlerden belliydi). Bela belaya buluşmadığı için bir defa hariç başım hiç belaya girmedi orada. O gün ise böyle bir sinemanın tuvaletine gitmek zorunda kaldım. içeriye girer girmez gördüğüm manzara aynen şuydu: Bir adam vücudunda başka yumuşak doku kalmadığından göz altından esrar iğnesini yapmaya çalışıyordu. Bir adam pisuvar yerine dönmüş odanın ortasına işiyordu, falan filan. Bütün bu hengame arasında küçük tuvaletinizi yapmanızın kolay olduğunu sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Ama insanoğlu zorlanınca her şeyi yapıyor işte. Yaptım ve sakin bir şekilde geri çıktım. Çıkarken sakin görüneyim diye ıslık çalmayı denedim ama nedense ıslık çıkmadı bir türlü.
Bu küçük anekdottan da anlayacağınız üzere o yıllarda New York'ta yaşamak bir anlamda freni olmayan bir kızakla dağ aşağısına kaymaya benziyordu. Sonunda bir yerlere çarpacağınız ve başınıza bir kaza geleceği kesindi. Ama ecel gelmeyince de gelmiyor işte. Her şeyin bir vakti var. Alınyazısı galiba bu. O yılları nasıl sağ çıkardım, nasıl kurtardım kendimi hâlâ daha anlamış değilim. Anlamadım ama yeni yeni korkmaya başladım. O yıllarda genciz işte, korku yok. Ama şimdilerde o anılarım bile korkmaya başlamama yetiyor. 'Taksi Şoförü' filmi işte bu tür hatıraları geri getirerek korkuttu beni. Çevremde ölüm ve vahşet olurken yere kıvrılıp bir parkta sabaha kadar uyuyabildiğim, dibi görünmeyen ve kapkaranlık olan her merdivenden aşağıya indiğim, iki ucu tutulmuş sokaklardan kurtulduğum günleri hatırladım ve sanki bugün oluyormuş gibi titredim 'Taksi Şoförü'nü seyrederken.
Belki de ben sadece bu nedenle yıllardır bıkıp usanmadan dönüp dolaşıp hep New York'a gidiyorum. Belki de gitmek zorundayım hatıralarım yüzünden. Eski deli cesaretim de yok, ama olsa da gerekmiyor. Çünkü eski New York artık yok ve hiç olmayacak, belki de böylesi daha iyidir ne bileyim ben.
serdar turgut
holden caulfield aracılığıyla 1940ların sonundaki görüntüsünü ve atmosferini öğrendiğimiz metropol.
dünya üzerinde insanı kendine çağıran şehirlerden biridir.
reklam tabelalarından ibaret havagazı şehirdir.yok göndelenler arasından helikopterler uçuyormuşta falan filan bunlar ancak filimlerde olur.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar