#tarih

dömeke muharebesi ve barış pınarı harekatı

savaşta kazanıp, masa başında kaybetme karakteristiğimiz yine nüksetti...

barış pınarı harekatı'na çok güçlü ve kararlı bir şekilde başladık.
terörist mevzilerini dağıttık, teröristleri 3'e, 4'e, 5'e böldük.
bu doğal bir sonuçtu.
zira türkler savaşçı bir milletti ve harp etmek türklerin en iyi bildiği şeydi...

barış pınarı harekatı ile indirdiğimiz ve indirebileceğimiz balyozu durdurmaya, yumuşatmaya, en azından muharebe meydanında bunu yapmaya kimsenin gücü yetmezdi.
zaten akıllı olan da böyle bir işe kalkışmazdı. kalkışamadılar da zaten.

fakat ne olduysa zafere yürüyen ordu bir anda durduruldu, ateşkes ilan edildi...

şimdi yazacaklarımı iyi okuyun sevgili arkadaşlar.

ben bu yazıyı erdoğan'a ve akp'lilere yazdım...

yıl 1897.
2. abdülhamid han dönemi.

girit'te bir isyan çıkar. öyle böyle değil.
bu isyan sırasında binlerce rum milis yunan ana karasından girit'e getirildi ve osmanlı'ya karşı savaştılar.
osmanlı da bu durumdan haberdardı tabi.
yunanistan devleti girit'e silahlı milis (hatta asker) gönderiyor, osmanlı ile savaşıyordu.
bu harp ilanıydı.

osmanlı, yunanistan'a nota verdi.
ingiltere devreye girdi, yunanistan'dan yana tavır aldı.

sabrettik...

yunanistan ingiltere'den aldığı güçle daha da ileri giderek osmanlı toprağı olan epir'i(yanya) işgal etti.

sabrımız sona erdi...

osmanlı devleti haklı olarak yunanistan'a savaş ilan etti.
esasen bu bir sürprizdi.
ekonomisi batmış, hasta adam osmanlı'nın kılını kıpırdatacak hali yoktu ingilizlere göre.
ama yunanistan'ın girit'te olaylar çıkarması, yetmezmiş gibi topraklarımızı işgal etmesi kanımıza dokunmuştu.
haklı olarak harp ilan ettik.

avrupa'yı hazırlıksız yakaladık, tabi avrupa'nın şımarık çocuğu yunanistan'ı da...

osmanlı yunanistan'a harp ilan eder etmez, ilk iş olarak yunanistan'ın işgal ettiği epir'i ve yunanistan'ın 93 harbi ile birlikte bedavadan sahiplendiği teselya'yı işgalden kurtararak geri aldı.

bakın burayı bir kez daha tekrar ediyorum.
sene 1897.
epir osmanlı toprağı.
yunanistan epir'i işgal etti, osmanlı harp ilan ederek epir'i ve teselya'yı geri aldı.
bunu lütfen aklınızda tutun, birazdan buraya döneceğiz...

osmanlı'nın yıldırım hızıyla epir ve teselya'yı geri alması yunanistan'da panik yarattı, osmanlı ordusu zafer kazanmış, moral olarak güçlenmiş bir şekilde yönünü atina'ya çevirdi.
şımarık yunan'ın başkenti mehmetçik'in kızıl elması olmuştu...

ordumuz atina'ya ilerliyordu.
yunanlar ise atina'nın kuzeyinde savunma hattı oluşturdular.
iki ordu atina'nın kuzeyinde dömeke denilen mevkide karşılaştı.
görsel

yunanlar burada osmanlı'yı püskürteceklerine inanıyorlardı.
iyi hazırlanmışlar, savunmalarını güçlü kurmuşlardı. (26 ağustos 1922'de afyon'da kurdukları gibi)
üstelik yunan ordusu'nun yardımına italyan gönüllüler ve bir tabur danimarka askeri dahil olmuştu.
("danimarka ne alaka?" diye sormayın, zira o dönem yunan kralı olan 1. yorgi danimarka asıllıdır. danimarkalı askerlerin burada olması bundandır.)

17 Mayıs 1897'de başlayan muharebe ertesi gün kesin osmanlı zaferi ile sonuçlandı.

yunan ordusu'nun elde kalan kuvvetleri düzensiz bir şekilde güneye çekildiler.
sadrazam halil rıfat paşa zaferi payitaht'a bildirdi ve atina üzerine yürümek için padişahın iznini istedi.
cevap gelmedi...
zat-ı şahaneleri sadece kazanılan zaferi tebrik etmişti.

halil rıfat paşa payitahta bir telgraf daha çekerek orduyu atina üzerine yürütmek için abdülhamid'e yalvardı...
evet yalvardı...

ama ingilizler ve ruslar çoktan devreye girmişti.
abdülhamid ordumuzun atina üzerine yürümesine izin vermedi.
20 mayıs 1897'de ateşkes mütarekesi imzalandı...

zafer kazanan osmanlı ordusu, atina'nın kuzeyinde çakılı kaldı...

osmanlı'nın dömeke'de kazandığı zaferden tam 6 ay sonra taraflar barış antlaşması için istanbul'da masaya oturdular.

4 aralık 1897'de osmanlı devleti ve yunanistan krallığı arasında istanbul antlaşması imzalandı...

istanbul antlaşmasına göre osmanlı teselya'yı yunanistan'a verecek, girit hristiyan bir vali tarafından yönetilen özerk bir statüye sahip olacaktı.
yunanistan'da osmanlı'ya savaş tazminatı ödeyecekti. (lakin bu tazminat hiç ödenmedi.)

savaş meydanında kazanılan zaferler masa başında heba edilmişti.
bir osmanlı vilayeti olan girit özerkliğe kavuşmuştu.

bundan sonra girit'te "türkler savaşı kazandı bizi kesecekler" diye bir propaganda başlatıldı.
girit'li rumların endişelerinden(!) dolayı istanbul antlaşması'nın garantör devletleri ingiltere, rusya, fransa ve italya girit'e asker çıkardılar.
"merak etmeyin biz barış için buradayız, siz askerlerinizi çekin" dediler.
osmanlı askeri girit'ten çekildi...(1898)

koskoca girit'in kaderi hristiyan rum bir valiye ve avrupalı garantör devletlere bırakılmıştı.
ama girit osmanlı toprağıydı hala...(güya)

bir sene sonra girit'e yeni bir vali seçilecekti.
osmanlı'nın seçtiği valileri garantör devletler onaylamadı. osmanlı "peki kimi atayalım vali olarak" diye sordu.
yunanistan'dan gelen prens otto'yu girit'e vali olarak atadılar...
adaya vali olarak atanan prens otto, kandiye'deki valilik binasına yunanistan bayrağı çektirdi.

bu arada girit'e yunanistan'dan yoğun şekilde göçler başladı.

osmanlı bu bayrak eylemini çok şiddetli bir şekilde "kınadı..."

osmanlı'nın çok üzüldüğünü(!) gören avrupalı devletler prens otto'dan ricacı oldular ve bayrağı indirdiler.
aslında bu bayrak meselesi osmanlı'nın tepkisini görmek içindi.

birkaç yıl sonra bir kez daha bayrak provokasyonu yaptılar.

osmanlı sürekli kınıyordu, kınamaktan başka bir şey yap(a)mıyordu.

nihayet 1910 yılında kandiye valilik binasına ve girit meclis binasına bir kez daha yunan bayrağı asıldı.
girit meclisi "yunanistan'la birleşme kararı" aldı.
osmanlı yine kınadı, protesto etti.
ama nafile.
girit bağıra bağıra elden gitti.

girit'in elden gittiğini anlayan osmanlı kınamaktan başka ne yaptı peki?
girit ile ilgili haberlere yayın yasağı getirildi...
müthiş(!) bir çözüm...

ve akdeniz'in kalbi girit 1913 yılında tamamen elimizden çıkmış oldu...

yani, 1897 yılında savaş meydanında kazandığımız zafer sonucunda teselya ve girit'i kaybetmiş olduk.
zafer ve toprak kaybı...
bunu bizden başkası başaramaz sanırım...

neyse, yeniden istanbul antlaşması'na dönelim.
tarih neydi?
4 aralık 1897...
yunanistan ve osmanlı arasında imzalanan istanbul antlaşması'nı tüm dünyaya ingiliz büyükelçisi "artık savaş sona erdi" diye duyuruyordu.
osmanlı'nın başkentinde.
zafer kazanan osmanlı'nın toprak kaybettiği antlaşma, osmanlı'nın zaferi diye yutturuldu...

bugün...
yıl 2019.
istanbul antlaşmasından tam 122 sene sonra.
barış pınarı harekatı'nda zafere ilerleyen ordumuz durduruldu.
ve ateşkes ilan edildi.
bu ateşkes ilanını tüm dünyaya, türkiye'nin başkentinde abd başkan yardımcısı mark pence duyurdu.

122 yıl önce türkiye'nin başkentinden duyuru yapan ingiliz büyükelçisi,
122 yıl sonra türkiye'nin başkentinden duyuru yapan abd başkan yardımcısı...

122 yıl önce halkımız antlaşma ile zafer kazandığımıza inanıyordu, girit ve teselya gitti.
122 yıl sonra halkımız hala zafer kazandığımıza inanıyor...

122 yıl önce zafer kazandığımızı zannedenler "abdülhamid han muzaffer daima..." diyordu.
122 yıl sonra zafer kazandığımızı zannedenler "erdoğan dünyaya diz çöktürdü" diye tweet atıyor...

değişen bir şey var mı?
yok...
ben utanıyorum, korkuyorum...

#tarih
#barispinariharekati

atatürkün kuşatma altındayken çarşaf giyip kaçması

hayat ne garip, vapurlar falan...

bu iddiayı ortaya atanların kaynağı mehmet altan şerefsizi.
mehmet altan şerefsizi şu an nerede?
cezaevinde.
sebep?
fethullahçı terör örgütüne üye olmak.
hükümlü...

bir fetöcü itin uydurmasını hala dillerine dolayanlar kimler?
aktroller.
yani yıllarca fetö'nün elini eteğini öpenler.

bunlardaki fetö aşkı asla bitmez...

bir başka platformda da şu fotoğrafı kullanarak "atatürk çarşaf giyip kaçtı" yazmışlardı.
görsel

bu fotoğraf trablusgarp cephesine gönüllü olarak katılan gazeteci şerif bey'e aittir.
yani mustafa kemal atatürk'e.

gazeteci şerif bey kimliği mustafa kemal'e teşkilat-ı mahsusa'nın sağladığı kimliktir, bu kimlik ile mısır üzerinden trablusgarp'a gitmiş ve orada bir gözünü bırakma pahasına vatanını savunmuştur.
(bkz: gazeteci şerif bey in zorlu trablusgarp seyahati/#37798871)

trablusgarp'ta bir göz.
çanakkale'de gazilik,
sakarya'da kırılan kaburga.
memleket için tüketilen bir hayat...

ne kadar kolay yalan yazmak, iftira atmak...

not: bu başlık da birkaç gündür dikkat ediyorum belirli kişiler tarafından uplanarak sol freyme taşınıyor.
maksat belli, algı yaratmak.
ama gün olup devran döndüğünde hepiniz fethullahçılıktan yargılanacaksınız, o gün geldiğinde sizi hiçbir milat kurtaramayacak.

#tarih

atatürkün savaşta parçalanan saati

bunu daha önce anlatmıştım.
lakin bu tip maksadı belli başlıklar belirli periyortlarla maksatlı şekilde açılıyor.
bir kez daha bilale anlatır gibi anlatayım.

atatürk'ün saati conkbayırı'nda parçalanmıştır. yani çanakkale savaşlarında, yani 1915 yılında.
conkbayırı'nda atatürk'ün saatinin parçalandığı yerde şöyle bir de tabela vardır;
görsel

atatürk'ü conkbayırında ölümden kurtaran ve bu millete bağışlayan o saat hikayesi, ordu komutanı liman von sanders paşa'nın fevkalade ilgisini çekmişti. bu yüzden de atatürk bu saati liman von sanders'e hediye etmişti.
bunun karşılığında da liman von sanders atatürk'e kendi altın köstekli saatini hediye etmiştir.

yani atatürk'ün hayatını kurtaran saat köstekli saat değildir, köstekli olan liman paşa'nın atatürk'e hediye ettiği saattir.

saatin varlığından liman von sanders'in yazdığı "türkiye'de beş yıl" adlı kitapta da bahsedilir.
alıp okumazsınız gerçi ama kitabın linki bulunsun şurada;
https://www.kitapyurdu.co...kiyede-bes-yil/88299.html

liman von sanders 1929 yılında ölümüne değin bu saati "çok kıymetli bir hatıra olarak" muhafaza ediyor, lakin onun ölümünden sonra Türk hükümeti saati eşinden alıp müzeye koyma talebinde bulunuyor. Ancak Sanders’in eşi, “Saatin Paşa’nın ölümünden sonra eve giren hırsızlarca çalındığı” yanıtını veriyor.
1933-34 yıllarında Milli Eğitim Bakanı olan Yusuf Hikmet Bayur ise saatin Liman Von Sanders’in ölümünden sonra ailesinden istendiğini ama gelen cevapta, saatin diğer vitrin eşyalarıyla birlikte satıldığının ve nerede bulunduğunun bilinmediğinin bildirildiğini aktarıyor.

sonraki yıllarda da birkaç defa türk hükümetine saat ile ilgili ihbarlar geliyor, saat türk hükümetine satılmak isteniyor fakat saati satmaya çalışanların dolandırıcı olduğu anlaşılıyor.

saati veren atatürk, saati alan liman von sanders, bunlara şahit olan ve anlatan 2 yaver, conkbayırında yazılan bir kahramanlık destanı ortadayken, ne yapmak, nereye varmak istemektesiniz siz hala?

yani sözün kısası, atatürk'ün hayatını kurtaran saatin varlığı gerçek, ama saatin kendisi kayıptır.
üzerinden 100 sene geçmiş kayıp bir saatten yola çıkarak böyle bir olay yaşanmadığını iddia etmek de şerefsizliktir, kansızlıktır...

not: conkbayırındaki fotoğraf tarafımca çekilmiştir.

#tarih

nazilli basma fabrikası açılışında konuşan çocuk

(bkz: atatürk ün sosyal fabrika projesi/#38653104)

türkiye'nin yüz akı, genç türkiye cumhuriyeti'nin tüm dünyayı kıskandıran tesisi olan nazilli sümerbank basma fabrikası'nın açılış töreninde konuşma yapan çocuktur.

yıl 1937;
https://streamable.com/zoz16

türkiye cumhuriyeti'nin 1923-1938 yıllarında yaptığı ekonomik hamleler dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir devrimdir.
(bkz: tütün fındık incirin sırtında yükselen cumhuriyet)

#tarih

lalibela kiliseleri

etiyopya'nın kuzeyinde bulunan ve 13. yüzyılda kayalara oyulan 11 kiliseden oluşan tarihi alan.
yerel halk buradaki kayalara oyulan 11 kiliseden dolayı burayı "yeni kudüs" olarak tanımlıyor.
kiliseler 13. yüzyılda oluşturulmuş, ama bu kayalara oyulan yapıların tarihi çok daha eski.

rivayete göre mö 10. yüzyılda süleyman peygamber ve seba kraliçesi belkıs'ın oğlu olan menelik, kudüs'te babası süleyman'ın yanına gider.
ve süleyman tapınağındaki ahid sandığını alıp buraya getirir ve 1974 yılına kadar kesintisiz 3000 yıl sürecek olan etiyopya krallığının süleyman hanedanlığı'nı burada başlatır.

işte bu kaya kiliseleri olarak adlandırılan bu yapıların da dünya dışı bir teknolojiyle o tarihlerde inşa edildiği düşünülüyor.
lalibela kaya kiliseleri hristiyanların bir hac yeridir. böyle bir hac yeri olması da bunların 13. yüzyıldan çok daha önceleri yapılmış ve bilinen bir yer olduğunun bir göstergesi.

bu 11 kilisenin tamamı yüzeyden gözükmüyor, zira tamamı büyük kaya bloklarının içine yeraltında kalacak şekilde oyulmuş.
o zamanın teknolojisi ile kayaları bu şekilde oymak, şekil vermek, lazerle kesilmiş gibi dümdüz kesmek nasıl mümkün olabilir?

lalibela'daki kaya kiliseleri şunlar;

bet Medhane Alem.
görsel
görsel

bet maryam.
görsel

bet golgotha mikael.
görsel

bet meskel.
görsel

bet denagel.
görsel

bet giyorgis. (st george kilisesi)
görsel
görsel

bet amanuel.
görsel

bet abba libanos.
görsel

bet gabriel-rufael.
görsel

bet lehem.
görsel

bet Qeddus Mercoreus.
görsel

lalibela'daki kaya kiliseleri 1978 yılında oluşturulmaya başlanan unesco dünya kültürel mirası listesine ilk eklenen yerlerden biridir.
http://whc.unesco.org/en/list/18
http://whc.unesco.org/en/...&order=year#alpha1978

#tarih
#din
#arkeoloji

nemrut dağındaki aslan rölyefi

şu rölyeftir.
görsel

rölyefin kırılmış parçalarının replikası yapılmış hali de şudur;
görsel

bu aslan rölyefi tarihin bilinen ilk horoskop'udur.

rölyefin üst kısmında 3 yıldız bulunmakta, bu yıldızlar 3 gezegeni(jupiter, mars ve merkür) sembolize ediyor.
bu gezegenlerden jupiter zeus'u, mars herkül'ü, merkür ise apollon'u temsil ediyor.

aslanın boynunda ise bir ay ve yıldız var.
buradaki ay, ay tanrısını ve aynı zamanda komagene krallığını sembolize ederken, yıldız ise dünyayı ve komagene kralı antiokhus'u ve antiokhus'un tanrıların kudretiyle kendisine bahşedilen dünya krallığını (dünyanın hükümdarlığını) sembolize ediyor.

aslan rölyefinde aslanın gövdesindeki yıldızlar ise aslan takımyıldızı haritasını göstermekte.
görsel
görsel

nemrut dağındaki aslan üzerinde yer alan bu yıldız haritasının bir tesadüf olmadığı, kesin bir bilgiyle yapıldığını yine dağın kendisinden öğreniyoruz.

dağda bulunan muhtemelen bir mezar odası olan insan eliyle kazılmış büyük bir boşluk(baca) mevcut.
35 derecelik açıyla kazılmış 150 metre uzunluğundaki bu boşluğun dip kısmında herhangi bir şey yok.
fakat yılın iki gününde güneş ışınları bu boşluğun dibini aydınlatıyor.
görsel

bu günlerden birinde güneş aslan takımyıldızı ile aynı hizada, diğer günde ise orion takımyıldızı ile aynı hizada...
buraya antik çağlarda cennet kapısı ismi verilmiş.

günümüzden 2200 sene önce yapılan bir rölyefi yapanlar yıldızlar hakkında bu kadar bilgiye nasıl sahiplerdi?

#tarih
#arkeoloji
#astroloji

hindistan ve sri lanka arasındaki antik köprü

avrupa, yahut basra körfezinden gelip bengal körfezindeki kalküta, dakka gibi şehirlere gidecek gemiler sri lanka adasının güneyini dolaşırlar.
görsel

oysa sri lanka ve hindistan'ın güneyi arasında "palk boğazı" adı verilen bir boğaz vardır ve bu boğaz kullanılsa gemilerin yolu kısalır, ama gemiler bu boğazı kullanamamakta ve sri lanka'nın güneyini dolaşmaktadır.

50 km genişliğindeki bu boğaz gemilere geçit vermemektedir, zira boğazın suları çok sığdır (derinlik 1 metre civarında)
görsel
görsel

50 km'lik boğazın büyük bölümü çok sığdır. yürüyerek kıyıdan denizin ortasına kadar gidilebilir.
görsel
görsel

bunun bir benzeri ülkemizde de var. marmaris'teki kızkumu plajı...
görsel

hatta bodrum-güvercinlik'teki güvercinada yolu da böyledir.

işte palk boğazındaki bu sığ ve dar geçit hindu inanışına göre antik bir köprüdür.

rama setu...

rama setu köprüsü, kutsal hint destanı ramayana'da, tanrı rama tarafından ona yardımcı olan maymun ordusuna yaptırılmıştır.
görsel

kötülüğün timsali ravana, rama tarafından yenilir ve ravana da intikam olarak rama'nın karısı sita'yı sri lanka'ya kaçırır.
bunun üzerine rama karısını kurtarmak için maymun ordusu ile birlikte sri lanka'ya geçmek için hareket eder fakat karşılarına deniz çıkmıştır, işte bu denizi geçebilmek için bu köprüyü inşa ederler...

rama setu, adem'in köprüsü olarak da bilinir.

bu her ne kadar mitolojik bir hikayeyse de, palk boğazında yapılan sualtı araştırmalarında bu köprünün varlığını kanıtlayan bulgular elde edilmiştir.
görsel
görsel

antik köprüyü oluşturan taş blokların doğal değil, insan elinden çıkma olduğuna inanan çok kişi vardır.
görsel
görsel

ayrıca 1480 yılına kadar bu köprü boğazı geçmeye müsade eder haldeymiş.
yani hindistan'ın güneyinden sri lanka'ya yürüyerek geçmeye müsade ediyormuş, lakin şiddetli bir fırtına ile köprü bağlantıları kopmuş ve yolun bir kısmı su altında kalmış, dağılmış ve bugünkü haline gelmiştir.

19. yüzyılda rama setu'dan büyük gemilerin geçmesini sağlamak için ingilizler bir proje başlattılar. fakat bu projeyi hayata geçiremediler.
zira hindu inanışına göre burası kutsal bir bölgeydi ve hindular bu projeye şiddetli tepkiler gösterdi.

kanal projesi son olarak 2004 yılında gündeme geldi.
hatta hindistan hükümeti "Rama tarafından inşa edilen bir köprünün tarihi olarak hiçbir kanıtının bulunmadığına" dair açıklamalar yaptı, fakat hindular bu projeye ve açıklamaya büyük tepki gösterdi.
zira "rama tarafından yapılan bir köprü yok" demek, "rama yok" demek anlamına geliyordu, bunu bize uyarlarsak hükümetin "allah yok, kuran yok" diye açıklama yaptığını düşünün, neler olurdu acaba?

işte bu rama köprüsü hindu inanışı için bu kadar önemli.
hatta hinduların en önemli tapınaklarından biri olan Ramanathaswamy tapınağı, rama setu'nun başlangıç noktası olan Rameswaram adası'nda bulunmaktadır ve her yıl milyonlarca hindu buraya hac için gelmektedir.
görsel

#coğrafya
#tarih
#mitoloji

bulunmaz hint kumaşı

(bkz: khadi)

yazın serin, kışın sıcak tutan kumaş.

işte bulunmaz hint kumaşı denilen kumaş bu, adı khadi...
elde dokunan ve ipekten elde edilen kumaş.
hintliler buna "tanrının ipeğinden dokunan kumaş" derler.
görsel

eski çağlarda çok tercih edilen bir kumaş çeşidi, zenginliğin ve aristokratlığın sembolü.
yunan mitolojisi ile alakalı tablolarda tanrıçaların, mitolojik kahramanların üzerinde bu kumaşı görürüz.
görsel

neyse...
hindistan'da bu ipekli dokuma işi almış yürümüştü.
fakat ingilizler hindistan'ı işgal ettiler.

bu arada sanayi devrimi ile birlikte dokuma işi de makineler ile yapılmaya başlandı.
fakat hintliler geleneksel yöntemlerle dokuma yapmaya devam ettiler.
bu durum ingilizlerin tekstil ticaretine engel oluyordu.

ve ingilizler khadi dokuyan hintli ustaların parmaklarını kesmeye başladılar.

khadi dokuyan az sayıda usta da yeraltına çekildi ve kumaşları el altından dokumaya başladılar.

böylece khadi üretimi oldukça düştü.
piyasada bulunmamaya başladı.
fiyatı arttı.
khadi artık yoktu.

bu yüzden bu kumaşa, "bulunmaz hint kumaşı" dediler.

yıllar sonra bir adam çıktı.
mahatma gandhi...

ingilizlere karşı hindistan'ın bağımsızlık mücadelesini başlattı. (bkz: swadeshi)

gandhi, swadeshi hareketini işte ingilizlerin yasakladığı bu kumaş üzerinden başlattı.
zira khadi dokumacılığı hint inancına göre tanrının bir lütfuydu ve halkı birleştiren, bir arada tutan bir etkendi.
gandhi hint halkından khadi kumaşı dokumalarını istedi.
hatta ilk olarak da kendisi dokudu.
görsel

bulunmaz hint kumaşı'nın etrafında kenetlenen hintliler 1947'de bağımsızlıklarını kazandılar. (özgürlükleri daim olsun...)

bağımsızlıktan sonra gandhi bizzat kendi dokuduğu bir bulunmaz hint kumaşını o zaman henüz prenses olan kraliçe 2. elizabeth'e gönderdi.

şimdi artık bu kumaşı kolayca bulabiliyorsunuz.
ama artık onu ustalar değil makineler dokuyor haliyle.

bugün hindistan'da hala geleneksel yöntemlerle khadi dokuyan ustalar ve atelyeler mevcuttur.

#tarih

duble yol yapıp tarih sahnesinden silinen uygarlık

yol medeniyettir.
ve yol yabdılar...

evet, babil imparatorluğu.
sanat, tıp, felsefe, mimari, astronomi ve ticaret anlamında güçlü bir devlet.
ve babil kenti, herkesin yaşamak istedikleri bir yer.
görsel

babilliler her konuda ileri gittikleri gibi, yol yapımında da çok ileri gitmişlerdi.
tarihte ilk asfalt yolu yapan babillilerdir.

ve bu yaptıkları yollar babil'in sonu oldu.

zira babilliler ticaret gelişsin diye her yere "yol yabdı"lar.
işte bu yaptıkları yollar sonucunda kontrol edemedikleri şekilde göç aldılar.
(bkz: suriyeli mülteciler)

bu göçleri kontrol edemediler.
öyle ki babil'de halk 72 dil konuşuyordu. neticede bunca karışık kimlik birbirine girdi.
ve bu iç karışıklık babil'in sonunu getirdi.

yüzlerce yıl medeniyetin hüküm sürdüğü imparatorluk, yollar ve göçler yüzünden çöktü.

ne kadar da kıskanılan bir ülkeye(!) benziyor bu hikaye.

bizde de sürekli yol yapmakla övünenler var.
yol yapıyorlar, her yere beton döküyorlar, inşaatlar, saraylar yapıyorlar.
ve ülkemiz kontrolsüz göç alıyor.
her yerden göçler alıyor.
suriye'den, ırak'tan, afganistan'dan, afrika'dan.

ipini koparan geliyor.

allah sonumuzu hayır etsin.

#tarih

mısır a sahip olup piramitlerin içine bakmamak

osmanlı'nın tam 365 sene boyunca yapmadığı şey.

abicim sen bilfiil tam 365 sene mısır'ı yönetmişsin, oraya sahip olmuşsun, bir allah'ın kulu da gidip "lan bu binalar ne böyle çölün ortasında" diyerek içine girip bakmamış.

yok böyle bir vizyonsuzluk...

1517'de mısır'ı fetheden ve hakim olan osmanlı'ya göre piramitler bir tahıl ambarıydı ve bu piramitler osmanlı kayıtlarına yusuf ambarı olarak geçtiler.
görsel

yusuf peygamber firavun'un emrinde çalıştığı sırada mısır devletinin mali işlerinden sorumluydu ve bolluk yıllarında elde edilen ürünleri depolamak için devasa ambarlar inşa ettirmişti. işte bu piramitler o ambarlardı osmanlıya göre ve bu yüzden bunlara yusuf ambarı adı verildi.
görsel

neticede birer tahıl deposuydu(!) bunlar, tahıl deposunun içine girip bakıp ne olacaktı ki?
girmediler. araştırmadılar. içine bakmadılar...
görsel

yahu bir içine gir bak, şu kabartmalar rölyefler nedir diye bir araştırsana. yok...
görsel

şu sfenksler nedir abicim diye bir incelesene.
görsel
görsel

piramitler ortaçağ'da avrupa'da biliniyordu, ama avrupalılar için piramitler macerası 18. yüzyıl sonunda napolyon'un mısır'a saldırması ile başlamıştı.(1798)
aynı yıl britanya ve fransa donanmaları arasında cereyan eden abukir deniz muharebesi ile birlikte ingilizlerin dikkati de piramitlere ve mısır'ın antik kalıntılarına çevrilmişti.
görsel

işte 18. yüzyıl sonunda başlayan avrupalıların antik mısır keşifleri 19. yüzyılın başında mısır hidivi olan kavalalı mehmet ali paşa ve sonra gelen mısır hidivlerinin desteği ile süratlendi ve mısır piramitleri ve antik mısır kalıntılarından tüm dünya haberdar oldu.

bu dönemde dahi osmanlı hakimiyetinde olan mısır ve piramitler malesef osmanlı'nın ilgisini hiç çekmedi.
oysa ki mısır'ın fethinden hemen sonra mısır'da bulunan bazı dikilitaşlar istanbul'a getirilmiş ve dikilmişti. hatta istanbul'un fethinden önce bizans döneminde mısır'dan getirilen Theodosius Dikilitaşı bunların en bilineniydi ve yüzyıllardır istanbul'un göbeğinde durmaktaydı, ama osmanlı bu dikilitaşın üzerindeki yazılar ile piramitlerdeki yazıları kıyaslama gereği bile duymadı malesef...
görsel

ve tabi kaçan balık büyük oldu.
mısır'dan çıkarılan hazineler, antik kalıntılar yağmalandı. bugün antik mısır uygarlığına ait pek çok eser dünyanın büyük müzelerinde sergileniyor.
görsel

son olarak, istiklal marşımızı yazan mehmet akif ersoy'un piramitler önünde çekildiği fotoğraf;
görsel

edit: mısır'a sahip çıkamayan osmanlı, aynı davranışı ege'de hakimiyeti altındaki bölgelerde de sergilemiş. hiçbir antik kalıntıya, tarihi yapıya önem vermemiş.
misal atina'daki parthenon, cephanelik-baruthane olarak kullanılmış. burada görev yapan askeri birlik için de parthenon'un içine bir cami yapılmış.
görsel

mısır, yunanistan böyle. peki ya anadolu.
anadolu'daki tarihi eserler de aynı. özellikle 19. yüzyıldan sonra anadolu'daki antik kentlerin yağmalanmasına ses çıkarmamış osmanlı. pek çok eseri hediye etmiş. örneğin bergama şehrini komple almanlara vermiş, almanlar da bergama'yı komple berlin'e taşıyarak pergamon museum'u oluşturmuşlar.
bu davranışın pek çok örneği mevcut, yazdık hep bunları;
(bkz: tarihi eserleri çalınırken uyuyan osmanlı)
(bkz: knidos aslanı/#42143796)
(bkz: likya yı yağmalayan ingiliz charles fellows/#40532509)
(bkz: abdülhamid in yurtdışına kaptırdığı tarihi eserler/#40529074)

#tarih

karahan tepe

göbeklitepe'nin kardeşi...

göbeklitepe yakınlarında bulunan en önemli arkeolojik alanlardan.
görsel

bu bölge tarih öncesi çağları aydınlatmak adına önemli bulgular sunuyor.
tarihte bilinen en eski heykel urfa merkezdeki balıklıgöl höyüğü kazılarında bulundu.
(bkz: urfa adamı heykeli/#41943474)

yine tarihte bilinen en eski yapı, yerleşim yeri yine burada göbeklitepe'de.
yukarıdaki haritada görüldüğü üzre birbirine çok yakın kazı alanları, yerleşkeler bulunuyor. örneğin harbetsuvan tepe kazılarında ortaya çıkarılan tapınak göbeklitepe'nin bir benzeri hatta eşi.

karahan tepe dini merkezden ziyade bir yerleşim alanı gibi duruyor. zira karahan tepe yakınlarında 2014'te keşfedilen harbetsuvan tepe buranın dini merkezi görünümünde.
(bkz: harbetsuvan tepesi/#42177606)

burada ortaya çıkarılan yapıların da tarihleri göbeklitepe'dekiler ile aynı.
karahan tepe yerleşkeleri mö 8000-10000 yıllarına dayanıyor.

karahan tepe kazılarına bu ay başında başlandı.
geçmiş dönemlerde de birtakım kazı çalışmaları yapılan karahan tepe'de dairesel dikilitaşlardan oluşan 30'a yakın yapı bulunuyor.
görsel

karahan tepe'de bulunanlar henüz yüzeyde olanlar.
görsel

karahan tepe'de hemen yüzeyde 250 civarı dikilitaş mevcut. dikilitaşlar şu şekilde;
görsel

kazılar yapıldıkça buranın zengin kültürel mirası daha fazla gün yüzüne çıkacak.
görsel

#tarih
#arkeoloji

harbetsuvan tepesi

göbeklitepe'de bulunan tapınak benzeri bir tapınağın bulunduğu, şanlıurfa yakınlarındaki antik kazı alanı.
görsel

2014 yılında keşfedilen harbetsuvan tepesi adeta ikinci göbeklitepe...

göbeklitepe tapınağında görülen t şeklindeki dikilitaşların aynısı burada da var ve aynı şekilde yerleştirilmiş.
görsel

harbetsuvan tepe'nin hemen 7-8 km kuzeydoğusunda bir başka kazı alanı var. karahan tepe.
harbetsuvan tepe alanı, işte bu karahan tepe'ye bağlı bir yerleşke, yahut karahan tepe yerleşkesinin dini alanı.
bu tip bir yerleşimi batı anadolu'da da görüyoruz.
muğla'daki stratonikeia antik kenti ana yerleşim alanıyken, 6 km uzağındaki lagina dini merkezi ile bu ikilemelere en güzel örnektir.
(bkz: stratonikeia antik kenti/#42070738)
(bkz: lagina/#42032016)

tabi stratonikeia ve lagina, karahan tepe ve harbetsuvan'dan çok daha yeni.

harbetsuvan tepe kazılarında göbeklitepe'nin son dönemi ile tarihlenen bulgular ortaya çıkıyor.
görsel
görsel

--spoiler--
Harbetsuvan Tepesi’nde çakmak taşı, obsidyen gibi küçük buluntuların yanısıra, mimari kalıntılara da rastlandı. Küçük buluntuların çoğu yapıların içlerinde ortaya çıktı. Mimari olarak orta boyutlu taşlar ile kuru duvar tekniğinde dikdörtgen ya da kare planlı yapılar bulundu. Yapıların en dikkat çekici unsurları ise tıpkı Göbeklitepe gibi T biçimli dikili taşlar. Kireçtaşından yapılan bu dikilitaşların yüzleri düzleştirilmişti. Ayrıca birinin üzerinde el parmakları ve kemer tasviri bulunuyor.
--spoiler--

harbetsuvan'da ortaya çıkarılan 10 bin yıllık erkek heykeli;
görsel

#tarih
#arkeoloji

ezan

ille de arapça okunulacak diye baskı kurulan islam dini'nin namaza çağrısı.

neden arapça okunacak? her ulus kendi dilinde okusun.
yok olmaz...
neden? çünkü ilk ezan arapça, kuran arapça, o yüzden ezan arapça okunacak...

vay be, faşizme bak.

ezan ille de arapça okunacak diyenler, peki madem öyle ezan arabistan'dan mı çıkmış? ezan arapların mı? müslümanların mı?

okuyun anlatıcam...

öncelikle islam dininde ezan nasıl ortaya çıktı, ilk nasıl okundu onu hatırlayalım.

biliyorsunuz hz muhammed ve müslümanlar medine'ye hicret ettikten sonra ilk camiyi yaptılar, ibadetlerini bu camide yapmaya başladılar.
fakat namaz vakitlerinde tüm müslümanlar camiye toplanamıyor, cami kısmen boş kalıyordu.
müslümanları namaz vaktinden haberdar edecek bir çağrı yöntemi aramaya başladılar.
"çan" teklif edildi, ama çan hristiyanların kiliselerinde kullanıldığı için uygun bulunmadı.
yahudilerin boynuz şeklindeki borusu (şofar-shofar) da yahudi nüfusunun çok olduğu medine'de (bkz: yesrib) kullanılamazdı.
"ateş yakalım", "bayrak asalım" gibi teklifler de ortaya atıldı.
hiç biri kabul görmedi.
hz muhammed sahabeden bilal habeşi'ye ezan okumasını söyledi, bilal habeşi de ezan okudu ve bilal habeşi'nin bu çağrısı bundan böyle namaza çağrı olarak kullanılmaya başlandı...(bir rivayete göre bilal habeşi ezanı okuduktan sonra nereden aklına geldiği sorulmuş, o da "rüyamda gördüm" demiş.)

peki neydi ezan?
ezan bir çağrı, bir bildiriydi.
kökeni de bugünkü etiyopya, yani o dönemki ismi ile habeşistan'dı...

habeşistan'da ms 100 yılında aksum krallığı diye bir devlet kuruldu.
aksum kralı abraha ms 330 yılında hristiyanlığı kabul etti, devletin resmi dinini de hristiyanlık yaptı.
aksum krallığı dünyadaki ilk hristiyan devletlerden biridir.

işte bu ilk hristiyan aksum kralı olan abraha'nın asıl adı "ezana"dır. kral ezana, hristiyan olduktan sonra adını "ibrahim peygamber"e atıfla abraha(ebrehe) olarak değiştirmiştir.
görsel

işte hristiyanlığa geçen aksum kralı ezana, hristiyanlığı tüm ülkesinde yaymak istiyordu.
kral, artık isminin ebrehe olduğunu, krallığın resmi dininin hristiyanlık(ortodoks) olduğunu tıpkı islam'daki ezan gibi, insan sesi ile ve günün belli saatlerinde aralıklı olarak sürekli tekrarlatmak suretiyle ilan etti.
ve halk da okunan bu ilana "kral ezana'nın bildirisi" anlamına gelen "ezan" dedi.

hülasa, islam'da ilk ezanın bilal habeşi tarafından okunması bilal habeşi'nin sesinin gür olması, güzel olması, bunu rüyasında görmesi ile alakalı değil, bilal habeşi'nin bizzat habeş kökenli olması ve atalarından gelen bu gelenekten haberdar olmasından kaynaklıdır.

şimdi hal böyle iken, bir habeşistan geleneği olan ezanı alınıp islam'a adapte edilirken, bu ezanın arapça okunma dayatması nedendir?
ezan araplardan, arabistan'dan çıkmış bir şey değil ki?
özünde hristiyanlık çağrısı olan bir gelenek. islam'ın etiyopya'dan devşirdiği ezan neden benim kendi dilimde okunamaz?

not-1: habeş kralı ezana'nın babası olan kral ousanas'ın ünvanı ella allada'dir. bu kralın bir diğer ünvanı da ella amida'dır.(hamd edilen, hamd).

not-2: aksum-habeş kralları arasında bir tane daha ella amida mevcut. bu ella amida'nın babası ise kral kaleb'dir. kendisi hem kral, hem de bir hristiyan azizidir.
görsel

kaleb bu bölgenin yerel dillerinde köpek anlamına geliyor, fakat hükümdar kaleb'in adının anlamı; "tanrıya adanmış, tanrıya bağlı, tanrının temsilcisi ve yeryüzündeki halifesi" anlamına gelir.

yani; kaleb--->caliph--->halife...

not-3: kuran'da fil suresinde bahsi geçen filleri ile kabe'ye saldıran ebrehe ile kral ebrehe farklı kişilerdir. fil suresinde geçen ebrehe aksum krallığının yemen valisi olan bir generaldir, kral ezana(ebrehe) ile alakası yoktur. ayrıca mekke'liler yemen'i de "habeşistan" olarak tanımlardı.

not-4:bakınız burası çokomelli, etiyopya ortodoks hristiyanları tewahedo kiliselerine bağlıdırlar, ilk tewahedo kilisesi kral ezana tarafından yaptırılmıştır.
tewahedo'nun tevhid anlamına geldiğini yazmamıza gerek var mı? yok.
görsel

islam mitolojisinde habeşistan etkisi çok daha fazladır, bu ayrı bir yazı konusu tabi. ben ezan'ın kökeni hakkında bilgi vermeye çalıştım biraz.

ekler;
etiyopya'daki ezana taşı(obelisk);
görsel

bir diğer ezana obeliski;
görsel

yemen'in başkenti sana'da bulunan al qalis kilisesi, burası "kaaba abraha" olarak biliniyor.
görsel

aksum kralları listesi;
görsel

#tarih
#din

gecenin tablosu

görsel

Artemisia Gentileschi-judith slaying holofernes(judith'in holofernes'i katletmesi)-1614.
158,8 x 125.5 cm yağlıboya tablo...

tabloda judith'in babil ordusu komutanı holofernes'i katletmesi betimlenmiş.
bu hikaye eski ahit'te geçer.

judith genç ve güzel bir duldur.
holofernes ise kudüs'ü işgal eden yakıp yıkan, pek çok katliam yapan babil ordusu'nun komutanı.

judith babil işgaline direnmeyen yahudilere kızar ve kendi başına birşeyler yapmaya karar verir.
bir gece süslenir ve "direnişçi yahudilerin yerini söyleyeceğim" diyerek holofernes'in çadırına girer. birlikte içki içerler, holofernes sarhoş olur ve judith holofernes'i öldürür.

bu olay ile birlikte judith ulusal bir kahraman haline gelir. zira judith'in yaptığı şey yahudileri cesaretlendirir, birlik olup babil ordusunu yenerler ve kudüs'ü kurtarırlar...

bu tabloda aslında artemisia gentileschi kendi hayatını yansıtmakta bir intikam almaktadır.
zira sanatçı henüz 19 yaşındayken ressam hocası agostino tassi'nin tecavüzüne uğrar.
tecavüz sonrası hocasına elindeki bıçakla saldırır fakat başarısız olur. tecavüzcü ufak bir yara ile kurtulur.
tecavüzcü hoca'yı şikayet ederler, mahkeme hocaya az bir ceza verir ve tecavüzcü kurtulur.
tabi artemisia bu durum karşısında kahrolur.
intikam almak istemektedir, lakin çaresizdir.
bunun üzerine intikamını sanatını kullanarak almaya karar verir ve bu tabloyu yapar.

tabloda betimlediği judith artemisia'nın ta kendisidir, holofornes ise ona tecavüz eden hocası.
tabloda bir 3. kişi var, o da genç bir kadın. hizmetçi olarak geçiyor ama bence muhtemelen başka bir tecavüz mağdurunun betimlemesi o figür de...

not: sanatçı bu tablodan 2 tane yapmış, diğer tabloda judith'in holofornes'in başını kestiği kılıç daha büyük.

#resim
#sanat
#tarih

antalya arkeoloji müzesi

müthiş...
tek kelime ile müthiş.
bunca yıldır gidip her yerini gezdiğim antalya'da nihayet bu sene gitme fırsatı buldum.

ankara'daki anadolu medeniyetleri müzesinden, istanbul'daki arkeoloji müzesinden daha çok hoşuma gitti.

bir kere müzenin bahçesine arabanızla girebiliyorsunuz, otopark problemi yok. bu çok hoşuma gitti.

ama en çok hoşuma giden şey ise şu oldu;
görsel

benim için son derece anlamlı bir söz...

müze ilk olarak işgal döneminde italyanlar tarafından kurulmuş aslında.
1919'da antalya ve çevresini işgal eden italyanlar bir yandan da antalya civarından topladıkları antik eserleri buradaki italyan konsolosluğunda toplayıp sergilemeye başlamışlar.
fakat bazı öğretmen ve aydınlar buna tepki göstermiş ve bu vesile ile eserler konsolosluk binasından bir mescide taşınmış ve burada sergilenmeye başlamış ve böylece antalya'da ilk arkeoloji müzesi oluşturulmuş.

müzede genelde perge'den çıkan eserler sergileniyor. perge heykelcilikte anadolu'da en ileri gelen yerlerden biri. zira perge ekolü diye bir şey var heykelcilikte.---> (bkz: perge ekolü)
bir diğeri de meşhur afrodisias antik kenti ve afrodisias ekolü'dür.

örneğin 2000 yıllık şu dansöz heykeli bu perge ekolü'nün en güzel örneklerinden biridir. (bkz: #39797108)
görsel

perge ekolü heykellerden bir derleme;
görsel
görsel
görsel

pergeliler tanrıları da unutmamışlar tabi.

athena;
görsel

kalkanlı afrodit;
görsel

zeus;
görsel

hermes;
görsel

bunların dışında;

artemis'in burçları'da çok ilgi çekici bir parça.
görsel

perge'nin anıtsal çeşmesi, bir antoninler çeşmesi değil ama gayet heybetli yine de.
görsel

ve müzenin gözbebeği.
herakles lahidi.
görsel

herakles lahidi 1960'lı yıllarda yapılan kaçak kazılarla yurtdışına kaçırılmış ve uzun uğraşlar sonucu 2017'de ait olduğu yere geri getirilmiş eşsiz bir parça.--> (bkz: #42069190)
görsel

tabi yurtdışına kaçırılıp geri getirilen başka eserler de var.
görsel

yukarıdaki görselde sağ baştaki parçalanmış lahit bunlardan biri.

şu aşağıdaki lahit de brooklyn müzesinde tespit edilip geri alınmış.
görsel

ve kumluca sion hazinesi.
görsel
görsel

1963 yılında bir çiftçi tarafından bulunan bu eşsiz hazine de yurtdışına kaçırılmış, müzede sergilenen elimizde kalan parçalar. hazinenin kalanı ise washington'da bir müzede sergileniyor ne yazık ki...
(bkz: #42066199)

diğer bazı eserler ve müzenin bahçesindeki tarihi eserler;
görsel
görsel
görsel
görsel

not: bu arada uludağ sözlük'te burası için sadece 5 entry girilmiş olması da çok üzücü bir durum.

#tarih
#arkeoloji
#sanat

knidos aslanı

dünyaca ünlü british museum'a girdiğinizde sizi dev bir aslan heykeli karşılar.
görsel

bu heykelin adı "the lion of knidos"tur.

yani knidos aslanı...antik knidos kentinin sembolü...

knidos?
british museum?
ne alaka?

knidos anadolu'nun en batısında, yani türkiye'de.
aslanı ise londra'da...
görsel

bu koca knidos aslanı bunca yolu nasıl gitmiş peki?

yukarıda da belirttiğimiz üzre knidos aslanı knidos kentinin en önemli sembollerinden biri.
kentin bir diğer sembolü ise dünyanın ilk nü tanrıça heykeli olan afrodit heykeli. (bkz: aphrodite of knidos)
ama ne tesadüf ki knidos'un afrodit heykeli de kayıp.
(bkz: knidos afrodit heykeli/#40337849)

neyse konumuz knidos aslanı.
knidos aslanı knidos için çok önemli. zira bu aslan heykeli, knidos kentini işgalden kurtaran conon adlı savaşçı ve silah arkadaşlarını temsil ediyor.
antik knidoslular, kenti kurtaran kahramanı ve silah arkadaşlarını ölümsüzleştirmek için onların anısına bu dev aslan heykelini yapmışlar ve kentin en işlek caddesine yerleştirmişler.

conon'un anısına yapılan bu aslan heykeli 2000 yıldan fazla süre olduğu yerde durmuş.
ta ki charles newton adlı bir ingiliz görene kadar.

sene 1838.
istanbul'un baltalimanı semtinde britanya imparatorluğu ile osmanlı devleti arasında bir antlaşma imzalanıyor ve o imzalanan antlaşma ile ingilizler osmanlı devleti sınırları dahilinde vizesiz, pasaportsuz gezebilmek, serbest ticaret yapmak, maden aramak gibi ayrıcalıklar elde ediyor.

işte bu tarihten sonra maceraperest ingiliz asilzadeleri osmanlı topraklarına hücum ediyor.
kimisi mısır'a, kimisi suriye'ye, ürdün'e, ırak' gidip piramitleri, petra'yı, babil'i, ninova'yı, palmira'yi araştırıyor.
kimisi de uygarlığın beşiği anadolu'ya gelip efes'i, bergama'yı, likya şehirlerini, karya şehirlerini araştırıyor.
(bkz: likya yı yağmalayan ingiliz charles fellows)

---------------------------
ara not: bakın burası çokomelli, baltalimanı antlaşması ile türkiye'ye giren ingilizler, çukurova topraklarının pamuk ekimine uygun olduğunu keşfediyorlar ve çukurova'da pamuk tarımı yapılmaya başlanıyor. böylece avrupa'nın pamukta abd'ye bağlılığı sona eriyor...
----------------------------

adaşı charles fellows likya bölgesini yağmalarken, işte bu charles newton denilen şahıs da knidos'a geliyor.

charles newton tabi knidos'a yalnız gelmiyor.
2 ingiliz gemisi ve 300'den fazla adamla dalıyorlar knidos'a.
delik deşik ediyorlar antik kenti.
kimse de "hop hemşerim napıyon sen" diye sormuyor, nasıl sorsun ki, ellerinde payitahttan aldıkları kapı gibi izin var...

hatta yöre halkı kahvede oturup bunlara bakıyor ve "delikler açan deli ingiliz" lakabını takıyorlar charles newton'a.

bakın burası da çokomelli, 170-180 sene önce o kahvede oturup ingilizleri seyreden köylüler, bugün yazı köyünde hala oturup gelip geçeni izliyorlar. inanmayan gidip bakabilir, bir milim ilerleme, bir gram değişiklik yok yani zihniyette. anadolu köylüsü 200 yıl geçse bile aynı yani.

neyse,
charles newton denilen hırsız şerefsiz tam 1.5 sene knidos'ta kalıyor.
2 gemi dolusu heykel, taş, yazıt vs gemilere dolduruyor ve ingiltere'ye götürüyor.
işte o 2 gemi dolusu tarihi eser arasında bu knidos aslanı da mevcut.
knidos aslanı'nı vinçler yardımıyla yerinden kaldırıp yüklüyorlar gemilerine.
görsel

charles newton bu başarısının ardından ingiltere'ye döndüğünde "sir" ünvanı ile ödüllendiriliyor.
yani ingilizce'de "sir" demek yağmacı-hırsız demek, ibne gibi puşt gibi bir şey, ama onlar bunu asillik zannediyorlar.

gel zaman git zaman bizim datçalılar tarih öğreniyor ve bu knidos heykelini british museum'da görünce farkına varıyorlar.
datça'ya bu heykelin benzerini dikiyorlar.
görsel

yani orijinal knidos heykelinden 2000 yıl sonra benzerini yapmaya çalışıyoruz, ama sonuç onca gelişmişliğe ve teknolojiye rağmen rezalet.
ve bugün datçalılar knidos aslanı'nı ingilizlerden geri istiyor.

tabi ki heykel izin dahilinde götürüldüğü için ingilizler kendi istekleri ile vermedikten sonra yapacak bir şey yok.

#tarih
#arkeoloji

saraydan kaçıp milli mücadeleye katılan damat

bu ülke kolay kazanılmadı...
bu ülkenin her taşında, her karışında emeği olan yığınla kahramanlar var.

şimdi onlardan birini tanıyacaksınız.

adı: ismail hakkı okday...

ismail hakkı bey kimdir?
ismail hakkı bey, son osmanlı sadrazamı ahmet tevfik paşa'nın oğludur.
ahmet tevfik paşa, atina sefirimiz iken burada dünyaya gelmiştir.
galatasaray lisesi ve harp okulunda okumuş, subay olunca da prusya askeri akademisinde eğitim görmüştür.
balkan savaşı ve 1. dünya savaşında bulunmuş, 1917'de veliaht şehzade olan vahdettin'in kızı fatma ulviye sultan ile evlenmiştir.

harp sonrası vahdettin padişah, babası ahmet tevfik paşa da sadrazam olunca ismail hakkı bey sarayın erkan-ı harp şubesinin başına getirildi...

ne var ki mondros mütarekesinin hemen ardından istanbul işgal edilmiş, anadolu'nun işgaline başlanmıştı.
ismail hakkı bey her türk subayı gibi bu durumu kabullenemiyordu.

ismail hakkı bey işgaller ile birlikte karakol örgütü ile hareket etmeye başladı. saraydaki yardımcısı yüzbaşı neşet çopur bey de hamza grubu'nun istanbul mümessiliydi.
bir yandan saraydaki görevini ifa ediyor, diğer yandan elinden geldiğince milli mücadeleye destek oluyor, istihbarat sağlıyordu.

ismail hakkı bey'in en önemli istihbaratı şüphesiz ki mustafa kemal'i samsun'a götürecek olan "bandırma vapuru'nun batırılacağına" dair bilgi verip önlem alınmasını sağlamaktı.

hem ismail hakkı bey, hem çopur neşet bey değerli subaylardı.
her ikisi de ankara'ya gidip milli mücadeleye katılmak, vatanın kurtuluşuna katkıda bulunmak istiyorlardı.
neşet bey önden gitti, ismail hakkı bey'in ise kaçacağından şüpheleniliyor ve göz hapsinde tutuluyordu.

ayrıca daha önce kuvvacılara katılan şehzade ömer faruk efendi de kurtuluş savaşına katılmak için anadolu'ya geçmeye çalışmış, lakin yakalanmıştı.
kısacası bütün dikkatler çok kıymetli bir subay olan ismail hakkı bey'in üzerindeydi.

dikkat çekmemesi lazımdı.

eşi ulviye sultan ile kavga etti. hatta bu yüzden eşi ile yataklarını ayırdı.
ismail hakkı bey bir süre eşi ile kavgalı, yatakları ayrı bir şekilde sarayda yaşadı.

ismail hakkı bey şöyle anlatıyor;

--- spoiler ---
düşündüm, taşındım, her şeyden evvel ulviye sultan’la yattığımız yatak odasından ayrı bir odada yatmam gerektiği neticesine vardım. zira erkenden kalkıp giyinmem, odadan çıkmam o’nun tarafından dahi fark edilmemeliydi.
bunun içinde şu çareyi buldum: ulviye sultan’la basit bir münakaşa sebebi çıkarıp yatak odamı ayırmak ve geceleri yalnız başıma geçirmek. hareketimden bir hafta evvel, bunu başardım ve yatak odamı ayırdım. ulviye sultan bu hale fena halde kızdı, hatta öfkesinden ağladı bile.
işi annesi nazik eda başkadın efendi’ye açmış, vahdettin han’ın yaşlı fakat iyi niyetli hanımı konağa kadar gelip anlaşamamamızın sebebini benden sordu.bu muhterem kadın, beni çok severdi. fakat kızının kaprislerini bildiği için yatıştırıcı tavsiyelerde bulunmakla yetindi.
--- spoiler ---

vatan kutsaldı.
mevzubahis vatansa gerisi teferruattı.

bir sabah ismail hakkı bey eşi ve küçük kızını sarayda bırakarak koyun tüccarı mustafa ağa kimliği ile inebolu'ya kaçtı.
oradan istiklal yolu güzergahı ile ankara'ya vardı ve milli mücadeleye katıldı.

ismail hakkı bey'in firarı ingilizleri deliye döndürdü, vahdettin'e bunun hesabını sordular.
tabi vahdettin de bu firarı ismail hakkı bey'in babası sadrazam ahmet tevfik paşa'dan sordu.

vahdettin, tevfik paşa'ya sorar; "oğlun nerede?"

paşa yanıtlar; "bunu benim size sormam icap eder, hem damadınız hem saray erkân-ı harbidir..."

vahdettin yanıtlar; "oğlun anadolu'ya iltihak etti..."

tevfik paşa bu cevaptan gayet memnun kalmış bir şekilde ingiliz kuklası padişaha gülümseyerek yanıt verir;
"çok memnun oldum, belindeki kılıncın şerefine layık bir evlatmış!..."

bu tarihi cevap tevfik paşa'nın anılarının yayınlandığı kitapta şöyle geçer;
görsel

sadrazam tevfik paşa'nın bu kaçıştan haberi var mıdır, yok mudur bilemiyoruz, ama kuvvetle muhtemel ki paşa'nın bu firardan haberi vardı, hatta oğluna yardım etti.

ismail hakkı bey'in saraydan kaçıp milli mücadeleye katılması ile birlikte padişah ve halife vahdettin kızını ismail hakkı bey'den boşattı ve başka biriyle evlendirdi. ismail hakkı bey küçükken bırakıp gittiği kızı suade hümeyra sultan'a, atatürk'ün çıkarttırdığı özel izinle ancak 1924 yılında
kavuşabildi.

kurtuluş savaşımızda 16. tümen'in kurmay başkanlığını yapan ismail hakkı bey, milli mücadeleden sonra her türlü saray ünvanından binlerce kat daha kıymetli olan kırmızı şeritli istiklal madalyası ile ödüllendirildi ve yeni kurulan türkiye cumhuriyetine asker ve büyükelçi olarak uzun yıllar hizmet verdi.

ruhu şad, mekanı cennet olsun...
görsel

sizlere neden ismail hakkı okday'ı anlattım?
ismail hakkı okday türkiye cumhuriyeti'ne uzun yıllar büyükelçi/konsolos olarak hizmet etti.
kendisi cumhuriyetimizin moskova, filibe, bari, basra ve viyana başkonsolosluğunu yaptı...
Bugün bazı damatlar devletin bölünmez bütünlüğüne darbe vurulmaya çalışılırken sırıtıyor,
bugün başka ülkelerin vatandaşı olanlar büyükelçi olarak atanıyorlar malesef. Bir devlet nereden nereye geldi.
(bkz: belçika vatandaşını tc büyükelçisi yapmak)

#tarih

kağızman geyiklitepe tunç çağına ait türk izleri

türklerin anadolu'ya 1071'de geldiğini iddia eden hint avrupa odaklı tarih anlayışının kölesi andavallar ile kürt sevicisi hevallere kapak niteliğindeki izlerdir.

anadolu'daki öntürk izlerini daha önce çeşitli başlıklarda işlemiştik.
(bkz: hakkari gevaruk yaylası)
(bkz: cunni magarasi)
(bkz: ankara güdül deki 2800 yıllık kayı tamgası)
(bkz: erenköy yazıtı)
(bkz: çanakkale de bulunan mö 5 yy türk rölyefi)
(bkz: türki krallığı)

şimdi anadolu'nun kadim türk yurdu olduğuna dair bir başka detay, kağızman-geyiklitepe'de sıra...

Kaya panoları, kars'ın Kağızman ilçesinin Şaban Köyü’nün 5 km kuzeybatısında, Çallı Köyü’nün ise 3 km kuzeybatısında 2247 m yükseklikte yer alan Geyiklitepe olarak adlandırılan kayalıklarda bulunmaktadır.
Panolarda dağ keçisi, ceylan, geyik, at, deve, köpek, tilki ve kuşların var olduğu tuzak sahneleri bulunmaktadır.
Ayrıca Hayat ağacı ile birlikte Türk Tarihi açısından önemli olan runik harflerin varlığı görülmektedir.
yine aynı bölgede öntürk tipi kurganlar da bulunmuştur.
Yapılan değerlendirmeler sonucunda mö 3000-2000 yıllarına ait bu panoların Anadolu’ya ilk gelen Türk boylarına ait olduğu düşünülmektedir.

zaten buraya geyiklitepe ismi, bölgede geyik bulunmasından dolayı değil, kayalara çizilmiş geyik resim ve motiflerinden dolayı verilmiştir.
geyik-alageyik malum türk mitolojisinin ve kültürünün önemli bir unsurudur, hatta türk destanlarında dahi yeri vardır.

yine geyiklitepe-şaban köyü'nün 5 km güneybatısında bulunan camuşlu köyündeki kurbanağa mağarasında erken tunç çağına ait öntürk kaya resimleri bulunmaktadır.

gerek geyiklitepe, gerek camuşlu'da bulunan kaya resimleri özbekistan'daki zardur kaman mağarası ve pamir dağlarındaki sakta mağarasında bulunan kaya resimleri ile benzerlik taşıyor.
aynı benzerlikler hakkari gevaruk yaylasındaki kaya resimlerinde de var.

bu bölge adeta bir öntürk yerleşkesidir ve günümüzde çalışmalar devam etmektedir.

bakınız şu kaya resmi çok önemli;
görsel

at üzerinde bir savaşçı kurt başlı tuğ taşıyor. atın kuyruğu topuz yapılmış ve savaşçı at sırtında yay kullanırken betimlenmiş.
tunç çağında at üzerinde ok atabilen, savaşabilen tek kavim üzengi sistemini kullanan türklerdi.

geyiklitepe kaya resimleri;
görsel
görsel

camuşlu kaya resimleri;
görsel
görsel

geyiklitepe kurgan;
görsel
görsel

#tarih
#arkeoloji

kurtuluş savaşının bilinmeyen cephesi revandiz

kurtuluş savaşı bir destan...
başlı başına ve her anı ile ele alınması gereken bir destan.

kurtuluş savaşımız 19 mayıs 1919'da atatürk'ün samsun'a çıkışı ile başladı ve 9 eylül 1922'de ordumuzun izmir'e girişi ile sona erdi diyoruz hep.

öyle mi?
9 eylül'den sonra da yer yer bazı çatışmalar yaşandı.
örneğin kurtuluş savaşı'nın son kurşunu bandırma'da atıldı. 17 eylül 1922'de yunan kuvvetleri ile son çarpışmalar burada yaşandı ve buna istinaden bandırma'daki ayyıldıztepe denilen mevkiye son kurşun anıtı dikildi.
görsel

peki ya sonra?
işte o sonrası nedense hiç anlatılmaz.
güneyde verilen savaş. güneyde verilen mücadele...

17 eylül 1922'den sonra da kurtuluş savaşımız devam ediyordu.
hemde bugünkü sınırlarımızın dışında, ama misak'ı milli sınırlarımızın içinde. ırak'ta devam ediyordu...

işte bu devam eden mücadele tarihimize revandiz harekatı adıyla geçmiştir.

şubat 1922.
sakarya meydan muharebesi'ni kazanan türk ordusu, anadolu'yu tamamen düşman işgalinden temizlemek amacıyla büyük taarruz hazırlıkları yapıyordu.
fakat büyük taarruz hazırlıkları yapılırken güney ihmal edilemezdi. zira ingilizler musul ve kerkük'e iyice yerleşmiş, buradaki hakimiyetlerini pekiştirmişti.

bölgede yaşayan kürt, arap ve türkmen aşiretlerin bir kısmı ingiliz işgaline karşı direniş gösteriyorlardı.
bu direnişler en çok kerkük ve revandiz'deydi.

aşiretler ingilizlere karşı türkiye'den destek istiyorlardı.

mustafa kemal paşa ve fevzi paşa musul üzerine bir harekat yapmayı düşündüler, bu iş için de bölge halkı tarafından bilinen, tanınan ve sevilen bir isim olan yarbay şefik bey'i görevlendirdiler.

yarbay şefik bey kimdi?
yarbay şefik bey, kanuni sultan süleyman dönemi paşalarından habeşistan fatihi özdemir paşa'nın soyundan geliyordu.
1885 yılında kahire'de doğmuş, iyi bir eğitim almıştı. 1. dünya savaşı'nın başlamasıyla birlikte türkiye'ye geldi ve gönüllü olarak osmanlı ordusuna katıldı. 3 dil bildiği için teşkilat'ı mahsusa'da görev aldı.

1. dünya savaşı'nın bitmesi ile ülkenin işgale uğramasının ardından kuvayi milliye kuvvetlerine katıldı ve bizzat mustafa kemal paşa'nın emri ile hatay ve antep'te milis kuvvetlerini örgütlemek üzere görevlendirildi...
görsel

yarbay şefik bey musul üzerine bir harekat yapacaktı.
fakat bir sorun vardı. yarbay şefik bey'in emrine kumanda edeceği bir kuvvet verilmeyecekti...
görsel

şefik bey asker sorununu nasıl çözdü?
şöyle ki, ülkemizin güneyini işgal eden fransızlar ile sakarya savaşı sonrası ekim 1921'de ankara antlaşması imzalandı. bu antlaşma ile fransız askerleri işgal ettikleri bölgeleri boşaltıp türkiye'den çekildiler. lakin fransızlarla yapılan mücadele sırasında fransız ordusunda olup, kuvayi milliye kuvvetlerimize teslim olan cezayir'li ve tunus'lu askerler vardı. fransızlar çekilirken afrika'dan getirdikleri bu askerleri götürmemiş, akıllarına bile getirmemişlerdi.
işte şefik bey bu cezayir ve tunuslu askerler ve emrine verilen birkaç subay ile birlikte 1922 haziran'ında ırak'a girerek kurtuluş savaşımızın revandiz harekatı'nı başlattı.
görsel

1922 yılının haziran ayında kuzey ırak'a giren yarbay şefik bey'e bölgedeki türkmen ve kürt aşiretler destek verdiler.
türk ordusu 30 ağustos 1922'de dumlupınar'da zafer kazanırken, ertesi gün 31 ağustos'ta kuzey ırak'ta, derbent'te yarbay şefik bey ve kuvvetleri ingilizlere karşı bir başka zafer kazanıyor ve bu zafer ile birlikte musul, kerkük ve süleymaniye birkaç gün içinde türklerin kontrolüne geçiyordu.
görsel

yarbay şefik bey'e destek veren kürtler arasında defacto kürdistan krallığı'nı ilan eden şeyh mahmut berzenci, simko, barzani aşireti gibi kürt aşiretleri ve liderleri de vardı.

ingilizler de bölgeyi türk kontrolüne bırakmaya niyetli değildi.

ingilizler önce şeyh mahmut berzenci ile anlaştı, kendisine süleymaniye valiliği verildi, simko ve barzan aşiretleri de para ve tehdit ile satın alındı.

işler tersine dönüyordu.
kürtlerin ingilizler ile işbirliği yapmaları ile birlikte yarbay şefik bey'in gücü azalmıştı.
ama buna rağmen ismail simko'yu mağlup etmeyi başardı.
şefik bey ankara'dan defalarca yardım istedi fakat türkiye'den herhangi bir yardım gelmedi.

buna rağmen şefik bey ve emrindeki bir avuç asker revandiz harekatını sürdürmeyi devam ettiler.
1923 yılı nisan ayına kadar bölge kontrolümüz altında kaldı.
fakat ingilizler kuzey ırak'ı ve musul'u kontrol edebilmek için hindistan'dan binlerce yeni asker takviye getirmişlerdi.

türkiye bu esnada lozan görüşmelerine odaklanmıştı.
fakat lozan görüşmeleri bir türlü başlamıyor, ingilizler lozan görüşmelerine katılmıyorlardı.

işte burada şefik bey'in yaptığı direniş, ingilizleri lozan'da masaya oturtan en önemli unsurdu.
ingilizler lozan'da masaya oturmak için ankara'dan revandiz harekatına son vermesini istemişler, ankada'da bu yüzden ırak'a kuvvet göndermemiştir.
şayet şefik bey ve askerleri kuzey ırak'ta revandiz harekatını yapmamış olsalardı, ingiltere zaten her istediği elinde olan bir taraf olarak lozan'ı bekletecek, masaya oturmayacaktı...

işte ingilizlerin lozan'da masaya oturması karşılığında revandiz harekatı'na son verildi. şefik bey ankara'nın talimatı ile musul civarından geri çekilerek revandiz'e geldi. "hiç olmazsa revandiz elimizde kalsın" diye mücadele etti, hatta güneydeki şii aşiretlerle temasa geçerek yeni bir ordu oluşturmaya çalıştı.
bu kez ingilizlerin desteği ile hareket eden barzan ve palik aşiretlerinin saldırısına uğradı ve malesef revandiz'den de geri çekilerek iran sınırını geçti ve iran makamlarına teslim olarak türkiye'ye iade edilmeyi talep etti.

yarbay şefik bey ve arkadaşları 10 mayıs 1923'te van'a ulaştılar böylece kurtuluş savaşımızın son harekatı olan revandiz harekatı resmen sona ermiş oldu...
görsel

revandiz harekatı, özdemir bey harekatı olarak da adlandırılmıştır.
zira yarbay şefik bey, soyadı kanununun çıkmasından sonra ailesinin adı olan özdemir'i soyismi olarak almış ve şefik özdemir olmuştur.

şefik özdemir cumhuriyet'in ilanından sonra gaziantep'e yerleşerek ticaret işleri ile uğraştı, daha sonra siirt mebusu oldu.
1951 yılında vefat ettikten sonra gaziantep şehitliği'ne silah arkadaşlarının yanına defnedildi.

-----------------------
----------------------
belge-1;
görsel

belge-2;
görsel

belge-3;
görsel

#tarih

sakarya zaferi ve mangal dağı

bugün türk'ün makus talihinin yenildiği sakarya zaferimizin 98. yıldönümü.

mangal dağı ise, sakarya meydan muharebesi'nin en şiddetli çarpışmalarının yaşandığı mevzilerdir.

burası mangal dağı;
görsel

tabiri caizse türk'ün son kalesi...
yunanlar mangal dağı'nı düşürerek haymana ovasına inmeyi ve ankara yolunu açmayı hedeflemişti.

şiddetli çarpışmalar sonrası mangal dağı 30 ağustos 1921 tarihinde düştü,
mangal dağı düşünce batı yönünden taarruz eden yunan kuvvetleri de türbe tepe'yi düşürdü, güney ve batı yönünden taarruz eden yunan kuvvetleri birleşerek daha sonraki gün de çal dağı'nı aldılar.

cephe yarılmış, ankara yolu açılmıştı artık.

bir kişi hariç herkes "savaşı kaybettik" diye düşünürken, o bir kişi çıktı ve;
"hatt-ı müdafaa yoktur; sath-ı müdafaa vardır. o satıh bütün vatandır.
vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça vatan terk olunamaz.
onun için küçük, büyük her birlik, bulunduğu mevziden atılabilir.
fakat küçük, büyük her birlik ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder.
yanındaki kuvvetlerin çekilmeye mecbur olduğunu gören birlikler, ona tabi olamaz.
bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur."
diyerek bir milletin, bir vatanın tarihini değiştirecek teşhisi koydu.

ulu önder'in bu emri derhal bütün birliklere "cephe emri" olarak tebliğ edildi.
mangal dağı'ndan, türbe tepe'den, çal dağı'ndan sökülüp atılan birliklerimiz bir miktar geri çekiliyor, mevzi alıyor tekrar muharebe ediyordu.
yenildiklerinde biraz daha geriye çekiliyorlar, yeniden mevzileniyor ve yeniden savaşa tutuşuyorlardı...

yunanlar cepheyi yarıp ankara yolu'nu açtıklarını zannederken, aslında türk ordusu'nun kararlılığı ve azmine karşı mağlup oluyordu.

türbe tepe tam 8 el değiştirdi. nihayet mangal dağı da 12 eylül 1921 tarihinde geri alındı. mangal dağı'nın geri alınması ile yunan kuvvetleri artık yapacak bir şeyleri olmadığını, savaşı kaybettiklerini anladılar, 13 eylül günü de sakarya nehri doğusunda kalan bütün yunan askeri unsurları nehrin batısına süpürüldü ve net bir zafer kazanıldı.

işte sakarya zaferimizin kazanıldığı yer, mangal dağı'dır.
görsel

burada 1000'den fazla şehit verdik.
ruhları şad olsun...

bu vesile ile bugün sakarya zaferimizin 98. yıldönümüdür. istedim ki sakarya zaferimizin kazanıdığı ana muharebe merkezi olan cephenin en kilit mevzisi olan mangal dağı üzerinden bu şanlı zaferimizi kutlayalım.

zaferimizin 98. yılı kutlu olsun.

yaşa mustafa kemal paşa yaşa...

ek: mangal dağı muharebeleri haritası;
görsel

mangal dağı şehitliği;
görsel
görsel

mangal dağı mevzileri;
görsel
görsel
görsel
görsel

#tarih
© copyright 2005 - 2026