bugün
- kategori hashtag
- norveç futbolu #norvec
- norveç futbolu #futbolhaber
- norveç futbolu #gazza
- anın görüntüsü #schipholamsterdam
- anın görüntüsü #schipholamsterdam
- the saturdays #manifestgitsinthesaturdaysgelsin
- birader beyler biraderdirler #BiraderimeDokanma
- tasavvuf #KiTAPOKU
- yunus emre #KiTAPOKU
- gocu ne zaman çaylak olacak sorunsalı #gocunezamançaylakolacak
- macenta rengi #FF00FF
- aslı bekiroğlu #enmagazin
- aslı bekiroğlu #aslibekiroğlu
- tarık pasha #TarıkYalnızDeğildir
- sözlükte yaş ortalamasının düşmesi #troll
- sözlükte yaş ortalamasının düşmesi #iğrenç
- talip emiroğlu #dr
- talip emiroğlu #talipemiroğlu
- meme uzmanı sözlük yazarları #uzman
- meme uzmanı sözlük yazarları #portföyünüzdeki
#tarih
selam çokomeller.
hayırlı pazarlar.
bazı şerefsiz, kansız, cahil piç kuruları twitterde "laiklik kaldırılsın" diye tag açıp tt listesine girmişler bugün.
ben de bu vesileyle sizlere laikliğin yok sayıldığı milletlerin, laik olmayan milletlerin başına neler gelebileceğini anlatmak istedim kıssadan hisse olarak.
hadi okuyun bakalım selamın aleyküm...
sevgili çokomeller, bugünkü meksika'da aztekler diye bir uygarlık vardı bir zamanlar.
aslında aztekler diye bir uygarlık yoktu, "aztek" ismi onlara avrupalıların verdiği isimdir, aztekler kendilerini "mexicali" olarak tanımlardı, bu yüzden bu koca ülkeye onların ismi verilmiştir...
her neyse sevgili çokomeller.
bu aztekler meksika'da gelişmiş bir uygarlık kurmuşlardı. aç insanları yoktu, zira patates ekiyorlardı, öyle ki bu aztekler sayesinde artık dünyada aç insan yoktur, zira insanlara patates tarımını öğretmişler, ayçiçek yağını öğretmişlerdir.
işte bu aztekler kendi çaplarında mutlu mesut yaşarlarken, günlerden bir gün hernan cortes denilen şu ispanyol abi meksika'ya geldi.
görsel
aztekler kendilerinden farklı olan bu ispanyol conquistador'u "tanrıdan gelen" zannettiler.
görsel
hernan cortes ve adamlarını alıp saraya götürdüler, aztek kralı bu tanrıdan gelen misafirlere sonsuz hürmet gösterdi.
ama azteklerin gösterdiği bu hürmet ve dostluk hernan cortes ve adamlarının zerre sikinde değildi.
onlar aztek halkının yüzlerce yılda meydana getirdikleri zenginliklerin, aztek altınlarının peşindeydi.
görsel
derken günlerden bir gün, hernan cortes ve adamları aztek kralını kaçırdılar.
aztekler şaşkındı.
tanrının gönderdiği birinden kötülük gelmez diye bekliyordu salaklar.
oysa ki kötülüğün vücut bulmuş haliydi bu conquistadorlar.
krallarını kaçırdıkları azteklerden 5 gemi dolusu altın fidye istediler.
çaresiz kalan aztekler fidyeyi verip krallarını geri almak istediler.
bu arada aztek kralı montezuma'dan başkent Tenochtitlan'ın içinde kilise kurma iznini de elde etmişlerdi.
inanın bütün bunlara rağmen, azteklerin bir kısmı bunları hala tanrıdan gelenler zannediyordu.
günlerden bir gün o kilisenin aslında silah ve mühimmat deposu olduğunu, ispanyolların inşa ettikleri kilise içinde şehri komple yerle bir edecek barut depoladıklarını başlarına felaket gelince anladılar.
aztekler yüzlerce yılda inşa ettikleri o muhteşem başkentlerinin ispanyollar tarafından yakılıp yıkıldığına şahit olduklarında bile hala bunları tanrıdan gelenler olarak görüyordu.
en son olarak bu tanrıdan gelenler onlara çiçek hastalığını da bulaştırdı ve koca bir medeniyeti yok ettiler.
ispanyollar azteklerden getirdikleri altınlarla zengin olmuşlardı.
kendilerine bu zenginliği bahşeden tanrıyı memnun etmek için de, azteklerden yağmaladıkları altınların çok ufak bir kısmı ile sevilla katedralindeki şu altın duvarı inşa ettiler;
görsel
sözün özü çokomeller.
şayet aztekler laik olsalardı, din işlerini devlet işlerine karıştırmaz, ispanyolları tanrının gönderdiği doğaüstü varlıklar zannetmeyip önlem alırlar, kendilerini bu sinsi düşmana karşı korurlardı.
o yüzden laiklik önemlidir çokomeller.
laiklik adam olmaktır...laiklik, hava gibi, su gibi bir temel ihtiyaçtır uygarlık için...
#tarih
hayırlı pazarlar.
bazı şerefsiz, kansız, cahil piç kuruları twitterde "laiklik kaldırılsın" diye tag açıp tt listesine girmişler bugün.
ben de bu vesileyle sizlere laikliğin yok sayıldığı milletlerin, laik olmayan milletlerin başına neler gelebileceğini anlatmak istedim kıssadan hisse olarak.
hadi okuyun bakalım selamın aleyküm...
sevgili çokomeller, bugünkü meksika'da aztekler diye bir uygarlık vardı bir zamanlar.
aslında aztekler diye bir uygarlık yoktu, "aztek" ismi onlara avrupalıların verdiği isimdir, aztekler kendilerini "mexicali" olarak tanımlardı, bu yüzden bu koca ülkeye onların ismi verilmiştir...
her neyse sevgili çokomeller.
bu aztekler meksika'da gelişmiş bir uygarlık kurmuşlardı. aç insanları yoktu, zira patates ekiyorlardı, öyle ki bu aztekler sayesinde artık dünyada aç insan yoktur, zira insanlara patates tarımını öğretmişler, ayçiçek yağını öğretmişlerdir.
işte bu aztekler kendi çaplarında mutlu mesut yaşarlarken, günlerden bir gün hernan cortes denilen şu ispanyol abi meksika'ya geldi.
görsel
aztekler kendilerinden farklı olan bu ispanyol conquistador'u "tanrıdan gelen" zannettiler.
görsel
hernan cortes ve adamlarını alıp saraya götürdüler, aztek kralı bu tanrıdan gelen misafirlere sonsuz hürmet gösterdi.
ama azteklerin gösterdiği bu hürmet ve dostluk hernan cortes ve adamlarının zerre sikinde değildi.
onlar aztek halkının yüzlerce yılda meydana getirdikleri zenginliklerin, aztek altınlarının peşindeydi.
görsel
derken günlerden bir gün, hernan cortes ve adamları aztek kralını kaçırdılar.
aztekler şaşkındı.
tanrının gönderdiği birinden kötülük gelmez diye bekliyordu salaklar.
oysa ki kötülüğün vücut bulmuş haliydi bu conquistadorlar.
krallarını kaçırdıkları azteklerden 5 gemi dolusu altın fidye istediler.
çaresiz kalan aztekler fidyeyi verip krallarını geri almak istediler.
bu arada aztek kralı montezuma'dan başkent Tenochtitlan'ın içinde kilise kurma iznini de elde etmişlerdi.
inanın bütün bunlara rağmen, azteklerin bir kısmı bunları hala tanrıdan gelenler zannediyordu.
günlerden bir gün o kilisenin aslında silah ve mühimmat deposu olduğunu, ispanyolların inşa ettikleri kilise içinde şehri komple yerle bir edecek barut depoladıklarını başlarına felaket gelince anladılar.
aztekler yüzlerce yılda inşa ettikleri o muhteşem başkentlerinin ispanyollar tarafından yakılıp yıkıldığına şahit olduklarında bile hala bunları tanrıdan gelenler olarak görüyordu.
en son olarak bu tanrıdan gelenler onlara çiçek hastalığını da bulaştırdı ve koca bir medeniyeti yok ettiler.
ispanyollar azteklerden getirdikleri altınlarla zengin olmuşlardı.
kendilerine bu zenginliği bahşeden tanrıyı memnun etmek için de, azteklerden yağmaladıkları altınların çok ufak bir kısmı ile sevilla katedralindeki şu altın duvarı inşa ettiler;
görsel
sözün özü çokomeller.
şayet aztekler laik olsalardı, din işlerini devlet işlerine karıştırmaz, ispanyolları tanrının gönderdiği doğaüstü varlıklar zannetmeyip önlem alırlar, kendilerini bu sinsi düşmana karşı korurlardı.
o yüzden laiklik önemlidir çokomeller.
laiklik adam olmaktır...laiklik, hava gibi, su gibi bir temel ihtiyaçtır uygarlık için...
#tarih
philip mountbatten yahut hepimizin bildiği şekliyle edinburgh dükü prens philip...
görsel
kraliçe 2. elizabeth'in kocası, galler prensi charles'in, prenses anne, prens edward ve prens andrew'in babası. veliaht prensler william ve henry'nin dedesi...
dün 100 yaşında vefat etti...
prens philip bir ingiliz değildi..
kendisi 1921 yılında yunanistan'ın korfu adasında dünyaya geldi.
prens philip'in dünyaya geldiği korfu adasındaki yunan kraliyet sarayı;
görsel
doğduğunda yunanistan'ın 100. kuruluş yıldönümüydü, 100. kuruluş yıldönümünde tanrı yunan halkına yeni bir prens hediye etmişti...
böyle büyük bir coşkuyla dünyaya gelmişti philip.
yunan prensiydi.
aslında tam olarak ünvanı şuydu;
"Yunanistan ve Danimarka Prensi..."
prens philip, Schleswig-Holstein-Sonderburg-Glücksburg hanedanı mensubu bir prens olarak dünyaya geldiği sırada babası prens andrea anadolu'da bulunuyordu.
görsel
yunanistan kralı konstantin'in kardeşi prens andrea, dünyaya gelen yeni yunan prensinin şerefine, yunan ordusunun 2. kolordusu komutanı olarak sivrihisar, haymana ve emirdağ'da yağmalamadık köy bırakmamış. sivrihisar'ın karkın, polatlı'nın da üzümbeyli ve çekirdekler köyünü bizzat yakmıştı...
eylül 1921'e kadar anadolu'da katliamlarını sürdürdü prens andrea...
nihayet sakarya zaferi ile polatlı'da durdurulan yunan ordusu, artık ilerlemelerinin mümkün olmadığını anlamış, prens andrea'da katliamlarına ara vermek zorunda kalmıştı.
zira, sakarya savaşındaki bu mağlubiyet için yunan kamuoyu kelle istemiş ve bu mağlubiyet sonrası başkomutan papulas ve prens andrea görevlerinden alınmışlardı...
prens andrea'da yunanistan'a, yeni doğan oğlu philip'in yanına dönmüştü.
fakat andrea ve philip'in yunanistan günleri kısa sürecekti.
1 sene sonra anadolu'da kesin mağlubiyete uğrayan yunanlar, anadolu'yu terk etmek zorunda kalmışlar, 9 eylül'de türklerin izmir'e girişinden sadece 2 gün sonra 11 eylül 1922'de ise yunanistan'da darbe olmuş, kral konstantin italya'ya kaçarken, prens andrea da ailesi ile birlikte fransa'ya sığınmak zorunda kalmıştı...
prens andrea'nın fransa günleri zor geçiyordu.
neticede asil bir ünvanı olmasına rağmen devrik bir prensti.
prens andrea'ya ilk darbe eşi alice'den geldi, prenses alice, 5 çocuğunu da alıp prens andrea'yı boşamış ve baba evine dönmüştü.
not: prens philip'in annesi prenses alice de sıradan biri değildi, o da battenberg prensesi'ydi.
tabi bu arada prens philip büyümeye başlamıştı, ilk ve orta okulu fransa ve almanya'da okuyan prens philip, askeri lise sınavlarını kazanmış ve britanya kraliyet donanmasına girmişti.
görsel
şimdi kafanız karışacak biliyorum, ama hanedan üyeleri için ülke sınırı diye bir şey söz konusu değildir.
şöyle bir örnek daha vereyim, prens philip 2. dünya savaşı sırasında parlak bir deniz subayı ve başarılı bir gemi kaptanıydı.
ingiliz donanmasında hizmet veriyordu.
lakin prens philip'in diğer 4 kız kardeşinin 3'ü ise nazilerle evliydi...
britanya donanmasında savaş gemisi kaptanı, ama 3 eniştesi nazi...
vay amünyum ya hayata bak...
işte başarılı donanma subayı philip, 2. dünya savaşından hemen sonra prenses elizabeth ile dünya evine girmiş, prensesin kraliçe olması ile kendisi de edinburgh dükü olmuştu.
görsel
prens philip'in edinburgh dükü olmasında en önemli faktör şüphesiz ki 100 sene önce polatlı'da; "hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh da bütün vatandır" emrini veren bir dünya lideri olan ebedi başkomutanımızdır.
o sakarya'da başkomutanımız olmasa, düşmanı durdurmasaydı, prens philip bugün edinburgh dükü olamazdı...
görsel
not: ulu önder atatürk, sadece prens philip'i edinburgh dükü yapmakla kalmamış tabi, izmir'in kurtuluşu sonrası türk ordusuna çanakkale üzerine yürüme emri vererek, çanakkale krizi'ne sebep olmuş, çanakkale krizi sonrası da britanya'daki lloyd george hükümeti istifa etmek zorunda kalmış, kanada, avustralya, yeni zelanda, hindistan ve güney afrika bu sayede bağımsızlıklarını kazanmıştır...
https://en.wikipedia.org/wiki/Chanak_Crisis
işte biz böyle bir liderin çocuklarıyız.
onun önünde ne krallar, ne imparatorlar, ne de prensler durabildi...
o çok farklıydı ve iyi ki vardı...
#tarih
görsel
kraliçe 2. elizabeth'in kocası, galler prensi charles'in, prenses anne, prens edward ve prens andrew'in babası. veliaht prensler william ve henry'nin dedesi...
dün 100 yaşında vefat etti...
prens philip bir ingiliz değildi..
kendisi 1921 yılında yunanistan'ın korfu adasında dünyaya geldi.
prens philip'in dünyaya geldiği korfu adasındaki yunan kraliyet sarayı;
görsel
doğduğunda yunanistan'ın 100. kuruluş yıldönümüydü, 100. kuruluş yıldönümünde tanrı yunan halkına yeni bir prens hediye etmişti...
böyle büyük bir coşkuyla dünyaya gelmişti philip.
yunan prensiydi.
aslında tam olarak ünvanı şuydu;
"Yunanistan ve Danimarka Prensi..."
prens philip, Schleswig-Holstein-Sonderburg-Glücksburg hanedanı mensubu bir prens olarak dünyaya geldiği sırada babası prens andrea anadolu'da bulunuyordu.
görsel
yunanistan kralı konstantin'in kardeşi prens andrea, dünyaya gelen yeni yunan prensinin şerefine, yunan ordusunun 2. kolordusu komutanı olarak sivrihisar, haymana ve emirdağ'da yağmalamadık köy bırakmamış. sivrihisar'ın karkın, polatlı'nın da üzümbeyli ve çekirdekler köyünü bizzat yakmıştı...
eylül 1921'e kadar anadolu'da katliamlarını sürdürdü prens andrea...
nihayet sakarya zaferi ile polatlı'da durdurulan yunan ordusu, artık ilerlemelerinin mümkün olmadığını anlamış, prens andrea'da katliamlarına ara vermek zorunda kalmıştı.
zira, sakarya savaşındaki bu mağlubiyet için yunan kamuoyu kelle istemiş ve bu mağlubiyet sonrası başkomutan papulas ve prens andrea görevlerinden alınmışlardı...
prens andrea'da yunanistan'a, yeni doğan oğlu philip'in yanına dönmüştü.
fakat andrea ve philip'in yunanistan günleri kısa sürecekti.
1 sene sonra anadolu'da kesin mağlubiyete uğrayan yunanlar, anadolu'yu terk etmek zorunda kalmışlar, 9 eylül'de türklerin izmir'e girişinden sadece 2 gün sonra 11 eylül 1922'de ise yunanistan'da darbe olmuş, kral konstantin italya'ya kaçarken, prens andrea da ailesi ile birlikte fransa'ya sığınmak zorunda kalmıştı...
prens andrea'nın fransa günleri zor geçiyordu.
neticede asil bir ünvanı olmasına rağmen devrik bir prensti.
prens andrea'ya ilk darbe eşi alice'den geldi, prenses alice, 5 çocuğunu da alıp prens andrea'yı boşamış ve baba evine dönmüştü.
not: prens philip'in annesi prenses alice de sıradan biri değildi, o da battenberg prensesi'ydi.
tabi bu arada prens philip büyümeye başlamıştı, ilk ve orta okulu fransa ve almanya'da okuyan prens philip, askeri lise sınavlarını kazanmış ve britanya kraliyet donanmasına girmişti.
görsel
şimdi kafanız karışacak biliyorum, ama hanedan üyeleri için ülke sınırı diye bir şey söz konusu değildir.
şöyle bir örnek daha vereyim, prens philip 2. dünya savaşı sırasında parlak bir deniz subayı ve başarılı bir gemi kaptanıydı.
ingiliz donanmasında hizmet veriyordu.
lakin prens philip'in diğer 4 kız kardeşinin 3'ü ise nazilerle evliydi...
britanya donanmasında savaş gemisi kaptanı, ama 3 eniştesi nazi...
vay amünyum ya hayata bak...
işte başarılı donanma subayı philip, 2. dünya savaşından hemen sonra prenses elizabeth ile dünya evine girmiş, prensesin kraliçe olması ile kendisi de edinburgh dükü olmuştu.
görsel
prens philip'in edinburgh dükü olmasında en önemli faktör şüphesiz ki 100 sene önce polatlı'da; "hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh da bütün vatandır" emrini veren bir dünya lideri olan ebedi başkomutanımızdır.
o sakarya'da başkomutanımız olmasa, düşmanı durdurmasaydı, prens philip bugün edinburgh dükü olamazdı...
görsel
not: ulu önder atatürk, sadece prens philip'i edinburgh dükü yapmakla kalmamış tabi, izmir'in kurtuluşu sonrası türk ordusuna çanakkale üzerine yürüme emri vererek, çanakkale krizi'ne sebep olmuş, çanakkale krizi sonrası da britanya'daki lloyd george hükümeti istifa etmek zorunda kalmış, kanada, avustralya, yeni zelanda, hindistan ve güney afrika bu sayede bağımsızlıklarını kazanmıştır...
https://en.wikipedia.org/wiki/Chanak_Crisis
işte biz böyle bir liderin çocuklarıyız.
onun önünde ne krallar, ne imparatorlar, ne de prensler durabildi...
o çok farklıydı ve iyi ki vardı...
#tarih
80 sene önce...
23 haziran 1941'de refah vapuru, mersin limanı'nın 40 mil açığında kimliği belirsiz bir denizaltı tarafından torpillenerek batırıldı.
görsel
refah vapuru, ingiltere'ye sipariş edilmiş olan denizaltıları ve uçak filosunu teslim almakla görevli olan personelimizi taşıyordu.
görsel
refah faciasında toplam 167 şehit verdik. 32 personelimiz ise bu faciadan sağ olarak kurtuldu.
(bkz: refah faciası/#43545307)
işte bu refah faciasından sağ kurtulan 32 kişiden biri astsubay kemal dağaşan, biri de astsubay ömer öney'dir...
refah faciasından sağ kurtulan astsubay kemal dağaşan, bu faciadan tam 1 sene sonra 14 temmuz 1942'de, tcg atılay denizaltısında görevliydi.
görsel
tcg atılay çanakkale boğazı'nda 1. dünya savaşından kalma bir mayına çarparak battı. refah faciasından sağ kurtulan astsubay kemal dağaşan, tam 1 sene sonra şehit olarak silah arkadaşlarına kavuşmuştu...
görsel
ve refah faciasından 12, atılay faciasından 11 yıl sonra.
4 nisan 1953'te yine çanakkale boğazında bir başka denizaltımız, dumlupınar batıyordu.
dumlupınar'da şehit olanlardan biri de, 12 sene önce refah faciasından sağ kurtulan astsubay ömer öney'di...
görsel
refah, atılay, dumlupınar...
mazimizde derin izler bırakan 3 facia ve bu 3 faciada verdiğimiz 286 denizcimizin ruhları şad olsun...
#tarih
23 haziran 1941'de refah vapuru, mersin limanı'nın 40 mil açığında kimliği belirsiz bir denizaltı tarafından torpillenerek batırıldı.
görsel
refah vapuru, ingiltere'ye sipariş edilmiş olan denizaltıları ve uçak filosunu teslim almakla görevli olan personelimizi taşıyordu.
görsel
refah faciasında toplam 167 şehit verdik. 32 personelimiz ise bu faciadan sağ olarak kurtuldu.
(bkz: refah faciası/#43545307)
işte bu refah faciasından sağ kurtulan 32 kişiden biri astsubay kemal dağaşan, biri de astsubay ömer öney'dir...
refah faciasından sağ kurtulan astsubay kemal dağaşan, bu faciadan tam 1 sene sonra 14 temmuz 1942'de, tcg atılay denizaltısında görevliydi.
görsel
tcg atılay çanakkale boğazı'nda 1. dünya savaşından kalma bir mayına çarparak battı. refah faciasından sağ kurtulan astsubay kemal dağaşan, tam 1 sene sonra şehit olarak silah arkadaşlarına kavuşmuştu...
görsel
ve refah faciasından 12, atılay faciasından 11 yıl sonra.
4 nisan 1953'te yine çanakkale boğazında bir başka denizaltımız, dumlupınar batıyordu.
dumlupınar'da şehit olanlardan biri de, 12 sene önce refah faciasından sağ kurtulan astsubay ömer öney'di...
görsel
refah, atılay, dumlupınar...
mazimizde derin izler bırakan 3 facia ve bu 3 faciada verdiğimiz 286 denizcimizin ruhları şad olsun...
#tarih
4 nisan 1953...saat 02.00 suları...
nato ile birlikte icra edilen blue sea tatbikatından dönen tcg dumlupınar ve tcg 1. inönü denizaltılarımız çanakkale boğazına girmişler, kutsal vatan topraklarını selamlayarak su üzerinde seyrediyorlardı.
görsel
istikamet gölcük donanma komutanlığıydı, sevdiklerine, ailelerine kavuşmak için önlerinde çok az bir yol kalmıştı...
derken saat tam 02.10'da tcg dumlupınar baş torpido dairesinin sancak tarafından şiddetli bir darbe alarak sarsıldı.
dev bir şilep olan isveç bandıralı naboland, dumlupınar'a bindirmişti.
o esnada dumlupınar'ın güvertesinde bulunan 8 denizcimiz suya düştü.
suya düşen 8 denizcimizden 2'si dulupınar'ın pervanelerine takılarak şehit oldular. 1 denizcimiz ise boğularak şehit oldu.
4 nisan 1953 gecesi suya düşen 5 denizcimiz, dumlupınar faciasından kurtulan yegane gördü tanıklarımızdı.
dumlupınar denizaltımız aldığı darbenin etkisiyle nara burnu açıklarında hızla suya gömüldü.
batarken bir umut olarak su üzerine şamandıra bırakabilmişlerdi.
dumlupınar aldığı yara ile öylesine hızlı bir şekilde battı ki, gemide bulunan 81 denizcimizden sadece 22'si geminin su almamış olan bölümlerine sığınabildiler.
çanakkale boğazında güneşin doğmasıyla beraber dumlupınar'dan su yüzeyine atılan şamandıra görüldü.
87 metre derinlğindeki dumlupınar'ın şamadırasına ilk ulaşan balıkçı tekneleriydi, balıkçı tekneleri derhal en yakındaki gümrük motoruna haber verdiler, gümrük motoru olay yerine geldiğinde şamadırayı açtı, şamadırada şu not vardı;
"Deniz Kuvvetlerine bağlı Dumlupınar denizaltısı burada battı. Kapağı açın ve irtibat kurun"
Gümrük Motorunun ikinci çarkçısı Selim Yoludüz, şamandıradaki ahizeyi kaldırarak ve "Alo" diyerek cevap bekledi. Denizaltıdan cevap veren Astsubay Selami Özben; elektriğin kesik olduğunu, geminin sancak tarafına 15 derece yatık olduğunu, kıç torpido dairesinde 22 kişi olduklarını bildirdi.
selami özben'in son mesajı gayet netti; "vatan sağolsun..."
dumlupınar batığının şamadırası vasıtasıyla iletişim kurulmasından 3 saat sonra tcg kurtaran kurtarma gemimiz saat 11.00'da olay yerine ulaşabilmişti. lakin durum umutsuzdu.
Hemen bir hesap yapıldı; denizaltının kıç tarafındaki hava en fazla 72 saat yeterdi.
O andan itibaren 22 denizcinin hayatı için zamanla yarış başladı.
Kurtarma çalışmalarına hemen başlandı.
tcg kurtaran'ın kurtarma çalışmaları tam 72 saat aralıksız sürdü.
görsel
bu faciadan en çok yara alanlar kuşkusuz tck kurtaran'ın persoleniydi.
silah arkadaşları denizin dibinde kurtarılmayı bekliyor, onlar ise yukarıda çalışıyorla ama ne yazık ki ellerinden bir şey gelmiyor.
görsel
tanrının insanı, insanlığını sınadığı bir andı işte o gün ve takip eden saatlerde tcg kurtaran'daki denizcilerin yaşadıkları...
malesef kurtarma çalışmaları başarısız oldu.
72 saat sonra kurtarma çalışmalarına son verildi.
kurtarma çalışmaları 72 saat sürmüştü, zira dumlupınar'a kalan hava, 22 denizciye maksimum 72 saat yeteceği hesaplanmıştı.
72 saatlik havanın bittiği 7 Nisan 1953 sabahında Milli Savunma Bakanlığı olayla ilgili şu tebliği yayımladı; "Çanakkale'de Nara Burnu'nda batan Dumlupınar denizaltında kalan personelin kurtarılmasından tamamen umut kesilmiştir."
dumlupınar faciasında 81 denizcimiz şehit oldu.
dumlupınar'ın batmasına sebep olan isveç bandıralı naboland şilebinin kaptanı Oscar Ferdinand Lorentzon tutuklandı ve yargılandı. Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava sonucunda Lorentzon, 6 ay hapis ve 500 lira ağır para cezasına çarptırıldı...
dulupınar şehitlerimizin ruhları şad olsun...
#tarih
nato ile birlikte icra edilen blue sea tatbikatından dönen tcg dumlupınar ve tcg 1. inönü denizaltılarımız çanakkale boğazına girmişler, kutsal vatan topraklarını selamlayarak su üzerinde seyrediyorlardı.
görsel
istikamet gölcük donanma komutanlığıydı, sevdiklerine, ailelerine kavuşmak için önlerinde çok az bir yol kalmıştı...
derken saat tam 02.10'da tcg dumlupınar baş torpido dairesinin sancak tarafından şiddetli bir darbe alarak sarsıldı.
dev bir şilep olan isveç bandıralı naboland, dumlupınar'a bindirmişti.
o esnada dumlupınar'ın güvertesinde bulunan 8 denizcimiz suya düştü.
suya düşen 8 denizcimizden 2'si dulupınar'ın pervanelerine takılarak şehit oldular. 1 denizcimiz ise boğularak şehit oldu.
4 nisan 1953 gecesi suya düşen 5 denizcimiz, dumlupınar faciasından kurtulan yegane gördü tanıklarımızdı.
dumlupınar denizaltımız aldığı darbenin etkisiyle nara burnu açıklarında hızla suya gömüldü.
batarken bir umut olarak su üzerine şamandıra bırakabilmişlerdi.
dumlupınar aldığı yara ile öylesine hızlı bir şekilde battı ki, gemide bulunan 81 denizcimizden sadece 22'si geminin su almamış olan bölümlerine sığınabildiler.
çanakkale boğazında güneşin doğmasıyla beraber dumlupınar'dan su yüzeyine atılan şamandıra görüldü.
87 metre derinlğindeki dumlupınar'ın şamadırasına ilk ulaşan balıkçı tekneleriydi, balıkçı tekneleri derhal en yakındaki gümrük motoruna haber verdiler, gümrük motoru olay yerine geldiğinde şamadırayı açtı, şamadırada şu not vardı;
"Deniz Kuvvetlerine bağlı Dumlupınar denizaltısı burada battı. Kapağı açın ve irtibat kurun"
Gümrük Motorunun ikinci çarkçısı Selim Yoludüz, şamandıradaki ahizeyi kaldırarak ve "Alo" diyerek cevap bekledi. Denizaltıdan cevap veren Astsubay Selami Özben; elektriğin kesik olduğunu, geminin sancak tarafına 15 derece yatık olduğunu, kıç torpido dairesinde 22 kişi olduklarını bildirdi.
selami özben'in son mesajı gayet netti; "vatan sağolsun..."
dumlupınar batığının şamadırası vasıtasıyla iletişim kurulmasından 3 saat sonra tcg kurtaran kurtarma gemimiz saat 11.00'da olay yerine ulaşabilmişti. lakin durum umutsuzdu.
Hemen bir hesap yapıldı; denizaltının kıç tarafındaki hava en fazla 72 saat yeterdi.
O andan itibaren 22 denizcinin hayatı için zamanla yarış başladı.
Kurtarma çalışmalarına hemen başlandı.
tcg kurtaran'ın kurtarma çalışmaları tam 72 saat aralıksız sürdü.
görsel
bu faciadan en çok yara alanlar kuşkusuz tck kurtaran'ın persoleniydi.
silah arkadaşları denizin dibinde kurtarılmayı bekliyor, onlar ise yukarıda çalışıyorla ama ne yazık ki ellerinden bir şey gelmiyor.
görsel
tanrının insanı, insanlığını sınadığı bir andı işte o gün ve takip eden saatlerde tcg kurtaran'daki denizcilerin yaşadıkları...
malesef kurtarma çalışmaları başarısız oldu.
72 saat sonra kurtarma çalışmalarına son verildi.
kurtarma çalışmaları 72 saat sürmüştü, zira dumlupınar'a kalan hava, 22 denizciye maksimum 72 saat yeteceği hesaplanmıştı.
72 saatlik havanın bittiği 7 Nisan 1953 sabahında Milli Savunma Bakanlığı olayla ilgili şu tebliği yayımladı; "Çanakkale'de Nara Burnu'nda batan Dumlupınar denizaltında kalan personelin kurtarılmasından tamamen umut kesilmiştir."
dumlupınar faciasında 81 denizcimiz şehit oldu.
dumlupınar'ın batmasına sebep olan isveç bandıralı naboland şilebinin kaptanı Oscar Ferdinand Lorentzon tutuklandı ve yargılandı. Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava sonucunda Lorentzon, 6 ay hapis ve 500 lira ağır para cezasına çarptırıldı...
dulupınar şehitlerimizin ruhları şad olsun...
#tarih
2. abdülhamid dönemi girit valisi ve atina sefiri mehmet şakir paşa'nın soyundan gelenlerden oluşan ve üyeleriyle türk sanatına, modernizmine yön vermiş, damga vurmuş ailedir.
2. abdülhamid dönemi sadrazamlarından olan ahmet cevad paşa, şakir paşa'nın kardeşidir.
görsel
şakir paşa ailesinin tanınmış simaları;
(bkz: cevat şakir kabaağaçlı) *--->yazar.
(bkz: fahrelnisa zeid)--->ressam
(bkz: füreya koral)--->seramik sanatçısı
(bkz: aliye berger)--->gravür sanatçısı
(bkz: şirin devrim)--->tiyatrocu, yazar.
(bkz: nejat devrim)--->ressam
(bkz: Nermidil Erner Binark)--->yazar.
yazar ayşe kulin'in meşhur romanı "füreya" bu ailenin bir bireyi olan füreya koral'ın hayatını anlatır.
ayrıca şirin devrim'in yazdığı "şakir paşa ailesi-harika çılgınlar" ve nermidil erner binark'ın yazdığı "şakir paşa köşkü ahmet bey ve şakirler" kitapları yine bu aileyi ve aile bireylerini, dönemin yaşamına ışık tutarak anlatır.
ailenin neredeyse 100 yıllık karanlık bir sırrı vardır ki bu sır; cevat şakir, babası mehmet şakir'i afyon'daki çiftliklerinde yaşadıkları bir tartışma neticesinde "kazayla" öldürmüştür ve bundan dolayı da kürek cezasına çarptırılmıştır.
yukarıda bahsettiğim her 3 kitabı da okumanızı, bu aileyi yakından tanımanızı tavsiye ederim.
#tarih
2. abdülhamid dönemi sadrazamlarından olan ahmet cevad paşa, şakir paşa'nın kardeşidir.
görsel
şakir paşa ailesinin tanınmış simaları;
(bkz: cevat şakir kabaağaçlı) *--->yazar.
(bkz: fahrelnisa zeid)--->ressam
(bkz: füreya koral)--->seramik sanatçısı
(bkz: aliye berger)--->gravür sanatçısı
(bkz: şirin devrim)--->tiyatrocu, yazar.
(bkz: nejat devrim)--->ressam
(bkz: Nermidil Erner Binark)--->yazar.
yazar ayşe kulin'in meşhur romanı "füreya" bu ailenin bir bireyi olan füreya koral'ın hayatını anlatır.
ayrıca şirin devrim'in yazdığı "şakir paşa ailesi-harika çılgınlar" ve nermidil erner binark'ın yazdığı "şakir paşa köşkü ahmet bey ve şakirler" kitapları yine bu aileyi ve aile bireylerini, dönemin yaşamına ışık tutarak anlatır.
ailenin neredeyse 100 yıllık karanlık bir sırrı vardır ki bu sır; cevat şakir, babası mehmet şakir'i afyon'daki çiftliklerinde yaşadıkları bir tartışma neticesinde "kazayla" öldürmüştür ve bundan dolayı da kürek cezasına çarptırılmıştır.
yukarıda bahsettiğim her 3 kitabı da okumanızı, bu aileyi yakından tanımanızı tavsiye ederim.
#tarih
Aydın dağlarında gezerim gayri
Yazıldı fermanım okundu gayri
Aldım martinimi çıktım dağlara
Dünya bir olsa tutulmam gayri
Atçalı Mehmet'im bilsinler beni
Yoksulun yanında görsünler beni
Koyarım bu yola bu tatlı canımı
Dünya bir olsa tutulmam gayri
On iki yaşımda binerdim taya
Minnet etmezdim paşaya beye
Bizi yaman bildirmişler devlete
Dünya bir olsa tutulmam gayri..
***********
aydın'dan nazilli'ye giderken küçük bir kasaba vardır yol üzerinde...
atça'dır adı...
görsel
efeler diyarı olan bu kasaba, yunan işgalinde büyük zarar görmüş, yunan burayı terk ederken de komple yakmıştır.
ama cumhuriyet sonrası yeniden planlanan bu kasaba cumhuriyet döneminde yeni bir imar planıyla baştan aşağı yeniden ve muazzam bir şekilde inşa edilmiştir.
görsel
işte bu atça kasabasının bir de yiğit efe'si vardır.
kel mehmet efe...
dönem osmanlı dönemi.
sene 1829...
aydın vilayetinde osmanlı adına vergileri toplayan iki derebeyi(voyvoda) vardır.
bunlardan biri aydın ve çevresinin vergilerini toplayan cihanoğulları'dır.
diğeri ise nazilli ve çevresinin vergilerini toplayan arpazlar'dır...
arpaz derebeylerinin soyu, gedik ahmet paşa'ya dayanır.
gedik ahmet paşa, fatih sonrası taht kavgasında cem sultan taraftarı olduğu gerekçesiyle sultan 2. beyazıt tarafından boğdurulmuş, lakin sultan beyazıt, gedik ahmet paşa'nın çocuklarına iadei itibar yaparak nazilli ve çevresinde bunlara büyük topraklar vermiştir.
işte gedik ahmet paşa'nın soyundan gelen bu arpazlar da bu bölgede bir derebeylik kurmuş ve osmanlı adına vergi toplamaya başlamışlardır.
arpazlar, bugün adı esenköy olan köyde, arpazlı köyünü kurmuşlar ve burada karyalılardan kalma harpassa antik kentinin olduğu yerde kendilerine muhteşem bir şato/kale inşa etmişlerdir.
görsel
burası arpazlı konağı olarak bilinir. rodoslu taş ustaları tarafından yapılmıştır.
işte atçalı kel mehmet efe, bu arpaz köyünde doğmuştur.
babası, derebeyi arpaz ailesinin yanında ırgatlık yapmaktadır. yokluk içinde dünyaya gelen mehmet, çocuk yaşta yetim kalır. anasıyla birlikte arpazların yanında karın tokluğuna ırgatlık yapmaya devam ederler.
ne gidecek bir yerleri, ne sığınacak bir damları vardır.
bir gün annesine bağıran beyin adamına çıkışır. henüz 10 yaşındadır ve arpaz beyi tarafından dövülür mehmet. konaktan kovulur...
atça'ya gelir. burada hüseyinoğlu şerif ağa'nın yanında karın tokluğuna ırgatlığa başlar.
ağa'nın kızına sevdalanır. lakin ağanın adamları tarafından dövülerek kovulur.
çaresiz bir şekilde bir gün kahvede otururken, şerif ağa'nın kahyası kahveye gelir ve kel mehmet ile dalga geçer. kel mehmet, lafı adamın ağzına tıkar, arbede çıkar ve kel mehmet kamasıyla ağa'nın adamını yaralar...
"bundan böyle bana düzde huzur yoktur" diyerek dağa çıkar kel mehmet.
sene 1820'dir.
ırgat kel mehmet artık; "atçalı kel mehmet efe" olmuştur.
yoksulun, yetimin hakkını korumak, darda olanlara yardım etmek için çıkmıştır dağa. kendisi gibi olanlar da atçalı'ya katılırlar.
kısa sürede atçalı artık dağlarda namı dolanan bir efe olur.
sevdasını unutamaz, haber gönderir şerif ağa'ya kızını ister. fakat şerif ağa kızını vermek istemez, sırf atçalı'ya kızını vermemek için aydın'dan zengin bir damat bulur, atçalı ve adamları damadı dağa kaldırır, fidye isterler. artık atçalı başlı başına bir "güç odağı" olmuştur.
şerif ağa bu olay üzerine arpaz beyi osman'dan yardım ister. atçalı'yı öldürmek için eşkıya uzun efe ile anlaşırlar.
uzun efe, atçalı'nın peşine düşer, lakin yakalayamaz. bunun üzere uzun efe arpaz konağına giderek atçalı'nın gariban anasına işkence yapar. bunu öğrenen atçalı, arpaz konağını basar ve böylece tarihte "aydın ihtilali" olarak bilinen isyan başlamış olur...
bölgedeki tüm efeler, hatta manisa, kütahya, burdur ve denizli'deki bazı efeler dahi atçalı'ya katılırlar.
atçalı ve beraberindekiler aydın hapishanesini basarlar, buradaki arkadaşlarını kurtarırlar.
isyan iyice büyümüştür.
atçalı kel mehmet ve efeleri, derebeylerine karşı halkın koruyucusu olmuştur.
görsel
atçalı bu isyanını izmir'deki hükümet temsilcisine yazdığı şu mektupla resmileştirir;
"benim garazım fukarayı korumaktır, voyvodaların zulmünden memleketi kollamaktır..."
ve bundan sonra derebeylerinin bir hükmünün kalmadığını, derebeylerini ve onların avanesini gördüğü yerde tepeleyeceğine dair fermanlar yayınlar atçalı.
fermanlarını "vali-i vilayet, hademe-i devlet, Atçalı Kel Memet..." şeklinde imzalar.
görsel
tam 1 sene hatta daha fazla devam eden bu isyan sonrası osmanlı devleti, mısır valisinden destek isteyerek bu isyanı bastırmak için bölgeye kuvvet gönderir.
tarih 10 haziran 1830'u gösterdiğinde türk dağlarının bu en kıymetli efesi tepecik köyünde girdiği bir çatışmada şehit düşer...
kel mehmet efe, efeler destanının bir başlangıcıdır aslında.
aydın'ın, izmir'in, muğla'nın, denizli'nin, burdur'un, manisa'nın dağlarından yüzlerce namlı efe gelmiş, geçmiştir. lakin tüm bu efelerin piri olarak atçalı kel mehmet efe gösterilir.
atçalı'nın verdiği mücadele ezilen halk içindir, gariban içindir.
ve dahi kurtuluş savaşımızda kuvayi milliye'ye destek veren başta yörük ali efe olmak üzere tüm efelerimiz atçalı'nın izinden giden efelerdir...
atçalı'nın 1829'da aydın dağlarında yaktığı ateş, 10 yıl sonra tanzimat fermanı'nın ilan edilmesine sebep olmuş, osmanlı devletinde özgürlüklerin ilk adımı atılmıştır.
ha bu arada, atçalı mehmet efe'nin aşkı, sevdası vardı o ne oldu? diye merak edenler olacaktır.
atçalı isyan ateşini ilk yaktığından sonra ilk ve son aşkı fatma ile gösterişli bir düğün yapmış, başta fatma'nın babası şerif ağa olmak üzere bütün ağaları, beyleri kıskandırmıştır...
kel mehmet efe'nin hikayesi ingilizlerde, fransızlarda, amerikalılarda olsa ne filmler, ne diziler çekerler, o'nu nasıl yansıtırlardı yeni nesillere...
ama mehmet efe türk'tü, ne yazık ki onu çok az kişi tanıyor.
atçalı kel mehmet efe'nin aziz hatırası bugün atça kasabasındaki heykelinde yansıtılıyor. efe'nin hemen yaşında da can yoldaşı karabaşın heykeli mevcut;
görsel
ruhu şad olsun...
eh, yazıyı atçalı mehmet efe şiiri ile başlattık, o halde yazıyı atçalı mehmet efe için yakılan türkü ile bitirelim;
https://streamable.com/a5fclq
#tarih
Yazıldı fermanım okundu gayri
Aldım martinimi çıktım dağlara
Dünya bir olsa tutulmam gayri
Atçalı Mehmet'im bilsinler beni
Yoksulun yanında görsünler beni
Koyarım bu yola bu tatlı canımı
Dünya bir olsa tutulmam gayri
On iki yaşımda binerdim taya
Minnet etmezdim paşaya beye
Bizi yaman bildirmişler devlete
Dünya bir olsa tutulmam gayri..
***********
aydın'dan nazilli'ye giderken küçük bir kasaba vardır yol üzerinde...
atça'dır adı...
görsel
efeler diyarı olan bu kasaba, yunan işgalinde büyük zarar görmüş, yunan burayı terk ederken de komple yakmıştır.
ama cumhuriyet sonrası yeniden planlanan bu kasaba cumhuriyet döneminde yeni bir imar planıyla baştan aşağı yeniden ve muazzam bir şekilde inşa edilmiştir.
görsel
işte bu atça kasabasının bir de yiğit efe'si vardır.
kel mehmet efe...
dönem osmanlı dönemi.
sene 1829...
aydın vilayetinde osmanlı adına vergileri toplayan iki derebeyi(voyvoda) vardır.
bunlardan biri aydın ve çevresinin vergilerini toplayan cihanoğulları'dır.
diğeri ise nazilli ve çevresinin vergilerini toplayan arpazlar'dır...
arpaz derebeylerinin soyu, gedik ahmet paşa'ya dayanır.
gedik ahmet paşa, fatih sonrası taht kavgasında cem sultan taraftarı olduğu gerekçesiyle sultan 2. beyazıt tarafından boğdurulmuş, lakin sultan beyazıt, gedik ahmet paşa'nın çocuklarına iadei itibar yaparak nazilli ve çevresinde bunlara büyük topraklar vermiştir.
işte gedik ahmet paşa'nın soyundan gelen bu arpazlar da bu bölgede bir derebeylik kurmuş ve osmanlı adına vergi toplamaya başlamışlardır.
arpazlar, bugün adı esenköy olan köyde, arpazlı köyünü kurmuşlar ve burada karyalılardan kalma harpassa antik kentinin olduğu yerde kendilerine muhteşem bir şato/kale inşa etmişlerdir.
görsel
burası arpazlı konağı olarak bilinir. rodoslu taş ustaları tarafından yapılmıştır.
işte atçalı kel mehmet efe, bu arpaz köyünde doğmuştur.
babası, derebeyi arpaz ailesinin yanında ırgatlık yapmaktadır. yokluk içinde dünyaya gelen mehmet, çocuk yaşta yetim kalır. anasıyla birlikte arpazların yanında karın tokluğuna ırgatlık yapmaya devam ederler.
ne gidecek bir yerleri, ne sığınacak bir damları vardır.
bir gün annesine bağıran beyin adamına çıkışır. henüz 10 yaşındadır ve arpaz beyi tarafından dövülür mehmet. konaktan kovulur...
atça'ya gelir. burada hüseyinoğlu şerif ağa'nın yanında karın tokluğuna ırgatlığa başlar.
ağa'nın kızına sevdalanır. lakin ağanın adamları tarafından dövülerek kovulur.
çaresiz bir şekilde bir gün kahvede otururken, şerif ağa'nın kahyası kahveye gelir ve kel mehmet ile dalga geçer. kel mehmet, lafı adamın ağzına tıkar, arbede çıkar ve kel mehmet kamasıyla ağa'nın adamını yaralar...
"bundan böyle bana düzde huzur yoktur" diyerek dağa çıkar kel mehmet.
sene 1820'dir.
ırgat kel mehmet artık; "atçalı kel mehmet efe" olmuştur.
yoksulun, yetimin hakkını korumak, darda olanlara yardım etmek için çıkmıştır dağa. kendisi gibi olanlar da atçalı'ya katılırlar.
kısa sürede atçalı artık dağlarda namı dolanan bir efe olur.
sevdasını unutamaz, haber gönderir şerif ağa'ya kızını ister. fakat şerif ağa kızını vermek istemez, sırf atçalı'ya kızını vermemek için aydın'dan zengin bir damat bulur, atçalı ve adamları damadı dağa kaldırır, fidye isterler. artık atçalı başlı başına bir "güç odağı" olmuştur.
şerif ağa bu olay üzerine arpaz beyi osman'dan yardım ister. atçalı'yı öldürmek için eşkıya uzun efe ile anlaşırlar.
uzun efe, atçalı'nın peşine düşer, lakin yakalayamaz. bunun üzere uzun efe arpaz konağına giderek atçalı'nın gariban anasına işkence yapar. bunu öğrenen atçalı, arpaz konağını basar ve böylece tarihte "aydın ihtilali" olarak bilinen isyan başlamış olur...
bölgedeki tüm efeler, hatta manisa, kütahya, burdur ve denizli'deki bazı efeler dahi atçalı'ya katılırlar.
atçalı ve beraberindekiler aydın hapishanesini basarlar, buradaki arkadaşlarını kurtarırlar.
isyan iyice büyümüştür.
atçalı kel mehmet ve efeleri, derebeylerine karşı halkın koruyucusu olmuştur.
görsel
atçalı bu isyanını izmir'deki hükümet temsilcisine yazdığı şu mektupla resmileştirir;
"benim garazım fukarayı korumaktır, voyvodaların zulmünden memleketi kollamaktır..."
ve bundan sonra derebeylerinin bir hükmünün kalmadığını, derebeylerini ve onların avanesini gördüğü yerde tepeleyeceğine dair fermanlar yayınlar atçalı.
fermanlarını "vali-i vilayet, hademe-i devlet, Atçalı Kel Memet..." şeklinde imzalar.
görsel
tam 1 sene hatta daha fazla devam eden bu isyan sonrası osmanlı devleti, mısır valisinden destek isteyerek bu isyanı bastırmak için bölgeye kuvvet gönderir.
tarih 10 haziran 1830'u gösterdiğinde türk dağlarının bu en kıymetli efesi tepecik köyünde girdiği bir çatışmada şehit düşer...
kel mehmet efe, efeler destanının bir başlangıcıdır aslında.
aydın'ın, izmir'in, muğla'nın, denizli'nin, burdur'un, manisa'nın dağlarından yüzlerce namlı efe gelmiş, geçmiştir. lakin tüm bu efelerin piri olarak atçalı kel mehmet efe gösterilir.
atçalı'nın verdiği mücadele ezilen halk içindir, gariban içindir.
ve dahi kurtuluş savaşımızda kuvayi milliye'ye destek veren başta yörük ali efe olmak üzere tüm efelerimiz atçalı'nın izinden giden efelerdir...
atçalı'nın 1829'da aydın dağlarında yaktığı ateş, 10 yıl sonra tanzimat fermanı'nın ilan edilmesine sebep olmuş, osmanlı devletinde özgürlüklerin ilk adımı atılmıştır.
ha bu arada, atçalı mehmet efe'nin aşkı, sevdası vardı o ne oldu? diye merak edenler olacaktır.
atçalı isyan ateşini ilk yaktığından sonra ilk ve son aşkı fatma ile gösterişli bir düğün yapmış, başta fatma'nın babası şerif ağa olmak üzere bütün ağaları, beyleri kıskandırmıştır...
kel mehmet efe'nin hikayesi ingilizlerde, fransızlarda, amerikalılarda olsa ne filmler, ne diziler çekerler, o'nu nasıl yansıtırlardı yeni nesillere...
ama mehmet efe türk'tü, ne yazık ki onu çok az kişi tanıyor.
atçalı kel mehmet efe'nin aziz hatırası bugün atça kasabasındaki heykelinde yansıtılıyor. efe'nin hemen yaşında da can yoldaşı karabaşın heykeli mevcut;
görsel
ruhu şad olsun...
eh, yazıyı atçalı mehmet efe şiiri ile başlattık, o halde yazıyı atçalı mehmet efe için yakılan türkü ile bitirelim;
https://streamable.com/a5fclq
#tarih
tarih 28 mart 1930.
türkiye cumhuriyeti hükümeti 91 yıl önce bugün yabancı ülkelere ihtarname çekerek, bu tarihten itibaren türkiye'deki şehirler için türkçe adlarının kullanmalarını talep etti.
tebliğe göre bundan böyle artık, resmi yazışma ve mektuplarda constantinople yerine istanbul, angora yerine ankara, smyrna yerine izmir isimleri kullanılacaktı.
ve türkiye cumhuriyeti posta işletmeleri bu tarihten sonra üzerinde constantinople yazılı olan mektupları istanbul'a ulaştırmadı...
bakınız, şu para osmanlı dönemine aittir (1917-18)
görsel
paranın üzerinde "konstantiniyye" yazıyor.
osmanlı dönemi, vahdettin döneminde basılan bir para ve üzerinde istanbul değil, konstantiniyye yazıyor.
neden?
çünkü osmanlı istanbul'a konstantiniyye diyordu.
vahdettin döneminde böyleydi.
abdülhamid döneminde de böyleydi.
bugünkü sözde osmanlı torunlarının ataları istanbul'a ne istanbul, ne de islambol diyordu.
onlara göre istanbul yoktu, konstantinopol vardı, konstantiniyye vardı...
ta ki 1929 ocak ayına kadar.
istanbul'a constantinople, konstantiniyye vb denmesini kim yasakladı peki?
ulu önder mareşal gazi mustafa kemal atatürk...
1929 yılı ocak ayında istanbul'a konstantiniyye denilmesi yasaklandı.
3 ocak 1929'da türkiye'nin posta telgraf ve telefon genel müdürü, merkezi isviçre'nin bern şahrinde bulunan uluslararası posta, telgraf ve telefon teşkilatı'na bir mektup yazarak bundan sonra "constantinople" yerine "istanbul" adının kullanılması gerektiğini resmen bildirmiştir."
yabancılara 1929'dan 1930'a kadar 1 yıl süre tanındı ve işte 91 yıl önce bugün istanbul'un ismi resmen istanbul oldu.
91 yıl önce bugün istanbul'un son fatihi atatürk, istanbul ismini tüm dünyaya kabul ettirmişti...
yaşa mustafa kemal paşa yaşa...
#tarih
türkiye cumhuriyeti hükümeti 91 yıl önce bugün yabancı ülkelere ihtarname çekerek, bu tarihten itibaren türkiye'deki şehirler için türkçe adlarının kullanmalarını talep etti.
tebliğe göre bundan böyle artık, resmi yazışma ve mektuplarda constantinople yerine istanbul, angora yerine ankara, smyrna yerine izmir isimleri kullanılacaktı.
ve türkiye cumhuriyeti posta işletmeleri bu tarihten sonra üzerinde constantinople yazılı olan mektupları istanbul'a ulaştırmadı...
bakınız, şu para osmanlı dönemine aittir (1917-18)
görsel
paranın üzerinde "konstantiniyye" yazıyor.
osmanlı dönemi, vahdettin döneminde basılan bir para ve üzerinde istanbul değil, konstantiniyye yazıyor.
neden?
çünkü osmanlı istanbul'a konstantiniyye diyordu.
vahdettin döneminde böyleydi.
abdülhamid döneminde de böyleydi.
bugünkü sözde osmanlı torunlarının ataları istanbul'a ne istanbul, ne de islambol diyordu.
onlara göre istanbul yoktu, konstantinopol vardı, konstantiniyye vardı...
ta ki 1929 ocak ayına kadar.
istanbul'a constantinople, konstantiniyye vb denmesini kim yasakladı peki?
ulu önder mareşal gazi mustafa kemal atatürk...
1929 yılı ocak ayında istanbul'a konstantiniyye denilmesi yasaklandı.
3 ocak 1929'da türkiye'nin posta telgraf ve telefon genel müdürü, merkezi isviçre'nin bern şahrinde bulunan uluslararası posta, telgraf ve telefon teşkilatı'na bir mektup yazarak bundan sonra "constantinople" yerine "istanbul" adının kullanılması gerektiğini resmen bildirmiştir."
yabancılara 1929'dan 1930'a kadar 1 yıl süre tanındı ve işte 91 yıl önce bugün istanbul'un ismi resmen istanbul oldu.
91 yıl önce bugün istanbul'un son fatihi atatürk, istanbul ismini tüm dünyaya kabul ettirmişti...
yaşa mustafa kemal paşa yaşa...
#tarih
100 yıl önce bugün...
24 mart 1921.
birinci inönü muharebesinde kazandığımız zaferle durdurduğumuz işgalci yunan orduları, 23 mart günü teyakkuz durumuna geçmişti.
zira müttefik devletler artık kuvayi milliye'yi muhatap alıp, tbmm hükümetini londra konferansına davet etmişti.
işgali kabul etmeyip küllerinden yeniden doğmaya çalışan bir avuç vatanseverin büyük başarısıydı bu.
ama bir yandan tbmm hükümetini londra konferansına davet eden ingilizler, öte yandan yunanlara eskişehir ve afyon üzerine taarruz emri veriyordu.
ve 24 mart 1921 sabahı yunan ordusu genel taarruza geçti.
böylece artık tüm barış kapıları kapanmış oldu.
tüm dünyanın desteği ile bir avuç vatanseverin üzerine çullanmaya hazırlanan yunan ordusu, zafere yürüdüğünü zannediyordu, ama aslında sonun başlangıcına doğru yürüyordu...
görsel
#tarih
ek: 24 mart 1921'de mustafa kemal paşa'ya sunulan ve kuvayi milliye'nin kocaeli grubunun karşısında yerleşmiş yunan ordusunu gösteren harita;
görsel
24 mart 1921.
birinci inönü muharebesinde kazandığımız zaferle durdurduğumuz işgalci yunan orduları, 23 mart günü teyakkuz durumuna geçmişti.
zira müttefik devletler artık kuvayi milliye'yi muhatap alıp, tbmm hükümetini londra konferansına davet etmişti.
işgali kabul etmeyip küllerinden yeniden doğmaya çalışan bir avuç vatanseverin büyük başarısıydı bu.
ama bir yandan tbmm hükümetini londra konferansına davet eden ingilizler, öte yandan yunanlara eskişehir ve afyon üzerine taarruz emri veriyordu.
ve 24 mart 1921 sabahı yunan ordusu genel taarruza geçti.
böylece artık tüm barış kapıları kapanmış oldu.
tüm dünyanın desteği ile bir avuç vatanseverin üzerine çullanmaya hazırlanan yunan ordusu, zafere yürüdüğünü zannediyordu, ama aslında sonun başlangıcına doğru yürüyordu...
görsel
#tarih
ek: 24 mart 1921'de mustafa kemal paşa'ya sunulan ve kuvayi milliye'nin kocaeli grubunun karşısında yerleşmiş yunan ordusunu gösteren harita;
görsel
hayırlı faizler arkadaşlar, kanalıma hoşgeldiniz...
müslüman ve özellikle tarikatçı arkadaşlarımız buradaysa lebaleb akp kongresi başlamadan bugünkü tarih dersimize başlayalım.
bugünkü dersimizin konusu faiz ve ecdadımızın faizle mücadelesi(!)...
sevgili çokomeller biliyorsunuz islamiyette faiz kesinlikle haramdır.
kuranı kerim'de faizin haram olduğu ile ilgili ayetler mevcuttur.
bir örnek vermek istiyorum.
bakara suresi 275. ayet: faiz yiyenler ancak şeytanın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar. bunun sebebi onların, “alım satım da ancak faiz gibidir” demeleridir. hâlbuki allah alım satımı helâl, faizi ise haram kılmıştır. artık kime allah’tan bir öğüt erişir de faizciliği bırakırsa geçmişteki kendisinindir, durumunun takdiri allah’a aittir. kim de yine faizciliğe dönerse işte bunlar orada devamlı kalmak üzere cehennemliklerdir.
tabi bakara ile makara yapanlar pek umursamıyor bu ayeti ama olsun. ben kuran'da faizin haram kılındığına dair örnek şeyetmek için şeyettim...
neyse çokomeller konumuz osmanlı...
osmanlı yani ecdadımız çok büyük bir devletti. 72 milletten insan barındırıyordu ve şüphesiz bu insanların para ve kredi ihtiyaçları vardı ve faizle borç vermek, tefecilik osmanlı'da bir hayli yaygındı.
--- spoiler ---
islam toplumlarında faizle para işletme ve diğer kredi şekilleri hem çok eski hem çok yaygındır. osmanlılarda yalnız gayrimüslimler değil fakat müslümanların ve bu arada din adamlarının ve vakıfların da faizle para işletmede ileri gittiklerini göreceğiz.
(halil inalcık/devleti aliyye-cilt 1 sayfa 260)
--- spoiler ---
yukarıda da gördüğünüz üzre hocaların hocası rahmetli halil inalcık, osmanlı'da faiz ve tefecilik işiyle sadece gayrimüslimlerin değil, müslümanların da uğraştığını, hatta vakıfların da faizle para veren müesseselere dönüştüğünü belirtmiş.
zaten bu vakıflarda olan biten şeyler ne islamla alakalıdır, ne de insanlıkla.
vakıflar osmanlı'nın kanını emmiş ve sonunu getirmiş birer şer yuvaları olmuştur, malesef günümüzde de ülkemiz vakıf adı altında tıpkı osmanlı gibi yağmalanmaktadır.
bunları daha yeni yazdım; (bkz: vakıf malları/#44551806)
osmanlıda vakıfların faiz karşılığı borç vermesi olayı ise bir hayli ilginçtir sevgili çokomeller.
çoğu yüksek devlet görevlisi olan servet sahipleri ticaret yapmaz, üretime katılmazlardı.
paraları ve altınları kenarda öylece boş boş istiflenmiş bir şekilde dururdu.
işte müslüman sermaye sahipleri düşündüler, taşındılar ve "neden paramızla para kazanmıyoruz" dediler.
ama allah'tan da korkuyorlardı. zira para ile para kazanmak ancak ve ancak faize bulaşmakla mümkündü...
düşündüler taşındılar...
tasavvuf alimlerine danıştılar ve bir yolunu buldular.
buna göre paralarını vakıflara yatıracaklardı, vakıflar da bu paraları faiz karşılığı kredi olarak dağıtacak, böylece paradan para kazanacaklardı.
şeyhülislam'dan fetva aldılar ve müslümanlar para vakıfları aracılığıyla tefecilik yapmaya başladılar.
gel zaman git zaman bu durum eleştirilere neden oldu. bunu en çok eleştirenlerden biri de çivizade muhyiddin efendi'ydi...
ve çivizade muhyiddin efendi bir süre sonra şeyhülislam olunca bu para vakıflarının faizle borç vermesinin caiz olmadığına dair fetva yayınlayarak bunu yasakladı.
vakıfların faizle para vermesinin yasaklanmasına vakıf sahibi şeyhler, şıhlar öyle tepki göstermişlerdi ki, padişaha şikayet mektupları yağar olmuştu.
örneğin sofya'da halveti tarikatı şeyhi olan bali efendi'nin kanuni'ye gönderdiği bir mektupta şu ifadeler geçer;
--- spoiler ---
para vakıflarının gelirleriyle ayakta duran camiler, mabetler, hayır kurumları harap oldu... vakıf gelirleriyle geçinenler perişan oldu... para vakıfları büyük bir halk hizmeti görüyordu...
--- spoiler ---
şeytanlar...
görüyorsunuz değil mi çokomeller, kendi pis işlerine nasıl da allah'ı alet ediyor ve dini istismar ediyorlar...
peki sonra ne oldu çokomeller?
tabi ki tahmin ettiğiniz gibi, çivizade muhyiddin efendi'nin sonu oldu bu fetva ve yerine ebussuud eefendi şeyhülislam yapıldı.
ebusuud efendi'nin şeyhülislam olduktan sonra yaptığı ilk icraat ne oldu peki?
para vakıflarının yeniden faizle kredi dağıtmasının caiz olduğuna dair fetva verdi...
artık faiz lobisinin önü açılmıştı.
bir yandan kanuni sultan süleyman dona gracia mendes'ten faizle borç alırken, diğer yandan ebussuud efendi sayesinde servet sahibi müslümanlar da tefecilik yapabiliyordu artık.
win win yani...
tabi gerekli fetvalar ile para vakıfları aracılığıyla müslümanların faize bulaşması sağlanmıştı sağlanmasına ama faizle borç veren kadar, faizle borç alan da günaha bulaşıyordu ve onları koruyup kollayan herhangi bir fetva yoktu...
bu durumda borç alacak olan kişiler de çekimser kalıyorlardı.
yani borç alanlar çekimser olunca vakıflar az para dağıtıyor, dolayısıyla az kazanıyorlardı.
oysa ki faizle para dağıtılacak çok kalabalık bir ümmet mevcuttu...
bunun üzerine tarikatlar, şeyhler, şıhlar düşündüler taşındılar, taşındılar, düşündüler ve bingo...!!!
ümmetin günaha bulaşmadan faizle borç almasının bir yolunu buldular.
buna göre borç verenler, borç alanlara ana parayı verecekler, ana paranın yanında bir de mendil satacaklardı.
örneğin, 50 akçe borç alan biri bu 50 akçe karşılığı yüzde 12 faiz olan 6 akçe karşılığında bir mendil satın alacaktı para vakıflarından.
böylece borç alan şahıs faize bulaşmamış olacaktı...
resmen allah aldatılıyor, arka kapıdan dolaşarak faizle borç dağıtılıyordu.
üstelik bu yöntemi gayrimüslim tefeciler, galata bankerleri de çok benimsemişti.
böylece ümmetimiz yüzyıllar boyunca faize bulaşmadılar ve günaha girmediler(!)...ya faize bulaşıp günaha girselerdi???
işte ecdadımız böyle akıllı, böyle kurnaz bir ecdattı.
bu kadar kafası çalışmasına rağmen osmanlı nasıl battı hayret...!!!
#tarih
müslüman ve özellikle tarikatçı arkadaşlarımız buradaysa lebaleb akp kongresi başlamadan bugünkü tarih dersimize başlayalım.
bugünkü dersimizin konusu faiz ve ecdadımızın faizle mücadelesi(!)...
sevgili çokomeller biliyorsunuz islamiyette faiz kesinlikle haramdır.
kuranı kerim'de faizin haram olduğu ile ilgili ayetler mevcuttur.
bir örnek vermek istiyorum.
bakara suresi 275. ayet: faiz yiyenler ancak şeytanın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar. bunun sebebi onların, “alım satım da ancak faiz gibidir” demeleridir. hâlbuki allah alım satımı helâl, faizi ise haram kılmıştır. artık kime allah’tan bir öğüt erişir de faizciliği bırakırsa geçmişteki kendisinindir, durumunun takdiri allah’a aittir. kim de yine faizciliğe dönerse işte bunlar orada devamlı kalmak üzere cehennemliklerdir.
tabi bakara ile makara yapanlar pek umursamıyor bu ayeti ama olsun. ben kuran'da faizin haram kılındığına dair örnek şeyetmek için şeyettim...
neyse çokomeller konumuz osmanlı...
osmanlı yani ecdadımız çok büyük bir devletti. 72 milletten insan barındırıyordu ve şüphesiz bu insanların para ve kredi ihtiyaçları vardı ve faizle borç vermek, tefecilik osmanlı'da bir hayli yaygındı.
--- spoiler ---
islam toplumlarında faizle para işletme ve diğer kredi şekilleri hem çok eski hem çok yaygındır. osmanlılarda yalnız gayrimüslimler değil fakat müslümanların ve bu arada din adamlarının ve vakıfların da faizle para işletmede ileri gittiklerini göreceğiz.
(halil inalcık/devleti aliyye-cilt 1 sayfa 260)
--- spoiler ---
yukarıda da gördüğünüz üzre hocaların hocası rahmetli halil inalcık, osmanlı'da faiz ve tefecilik işiyle sadece gayrimüslimlerin değil, müslümanların da uğraştığını, hatta vakıfların da faizle para veren müesseselere dönüştüğünü belirtmiş.
zaten bu vakıflarda olan biten şeyler ne islamla alakalıdır, ne de insanlıkla.
vakıflar osmanlı'nın kanını emmiş ve sonunu getirmiş birer şer yuvaları olmuştur, malesef günümüzde de ülkemiz vakıf adı altında tıpkı osmanlı gibi yağmalanmaktadır.
bunları daha yeni yazdım; (bkz: vakıf malları/#44551806)
osmanlıda vakıfların faiz karşılığı borç vermesi olayı ise bir hayli ilginçtir sevgili çokomeller.
çoğu yüksek devlet görevlisi olan servet sahipleri ticaret yapmaz, üretime katılmazlardı.
paraları ve altınları kenarda öylece boş boş istiflenmiş bir şekilde dururdu.
işte müslüman sermaye sahipleri düşündüler, taşındılar ve "neden paramızla para kazanmıyoruz" dediler.
ama allah'tan da korkuyorlardı. zira para ile para kazanmak ancak ve ancak faize bulaşmakla mümkündü...
düşündüler taşındılar...
tasavvuf alimlerine danıştılar ve bir yolunu buldular.
buna göre paralarını vakıflara yatıracaklardı, vakıflar da bu paraları faiz karşılığı kredi olarak dağıtacak, böylece paradan para kazanacaklardı.
şeyhülislam'dan fetva aldılar ve müslümanlar para vakıfları aracılığıyla tefecilik yapmaya başladılar.
gel zaman git zaman bu durum eleştirilere neden oldu. bunu en çok eleştirenlerden biri de çivizade muhyiddin efendi'ydi...
ve çivizade muhyiddin efendi bir süre sonra şeyhülislam olunca bu para vakıflarının faizle borç vermesinin caiz olmadığına dair fetva yayınlayarak bunu yasakladı.
vakıfların faizle para vermesinin yasaklanmasına vakıf sahibi şeyhler, şıhlar öyle tepki göstermişlerdi ki, padişaha şikayet mektupları yağar olmuştu.
örneğin sofya'da halveti tarikatı şeyhi olan bali efendi'nin kanuni'ye gönderdiği bir mektupta şu ifadeler geçer;
--- spoiler ---
para vakıflarının gelirleriyle ayakta duran camiler, mabetler, hayır kurumları harap oldu... vakıf gelirleriyle geçinenler perişan oldu... para vakıfları büyük bir halk hizmeti görüyordu...
--- spoiler ---
şeytanlar...
görüyorsunuz değil mi çokomeller, kendi pis işlerine nasıl da allah'ı alet ediyor ve dini istismar ediyorlar...
peki sonra ne oldu çokomeller?
tabi ki tahmin ettiğiniz gibi, çivizade muhyiddin efendi'nin sonu oldu bu fetva ve yerine ebussuud eefendi şeyhülislam yapıldı.
ebusuud efendi'nin şeyhülislam olduktan sonra yaptığı ilk icraat ne oldu peki?
para vakıflarının yeniden faizle kredi dağıtmasının caiz olduğuna dair fetva verdi...
artık faiz lobisinin önü açılmıştı.
bir yandan kanuni sultan süleyman dona gracia mendes'ten faizle borç alırken, diğer yandan ebussuud efendi sayesinde servet sahibi müslümanlar da tefecilik yapabiliyordu artık.
win win yani...
tabi gerekli fetvalar ile para vakıfları aracılığıyla müslümanların faize bulaşması sağlanmıştı sağlanmasına ama faizle borç veren kadar, faizle borç alan da günaha bulaşıyordu ve onları koruyup kollayan herhangi bir fetva yoktu...
bu durumda borç alacak olan kişiler de çekimser kalıyorlardı.
yani borç alanlar çekimser olunca vakıflar az para dağıtıyor, dolayısıyla az kazanıyorlardı.
oysa ki faizle para dağıtılacak çok kalabalık bir ümmet mevcuttu...
bunun üzerine tarikatlar, şeyhler, şıhlar düşündüler taşındılar, taşındılar, düşündüler ve bingo...!!!
ümmetin günaha bulaşmadan faizle borç almasının bir yolunu buldular.
buna göre borç verenler, borç alanlara ana parayı verecekler, ana paranın yanında bir de mendil satacaklardı.
örneğin, 50 akçe borç alan biri bu 50 akçe karşılığı yüzde 12 faiz olan 6 akçe karşılığında bir mendil satın alacaktı para vakıflarından.
böylece borç alan şahıs faize bulaşmamış olacaktı...
resmen allah aldatılıyor, arka kapıdan dolaşarak faizle borç dağıtılıyordu.
üstelik bu yöntemi gayrimüslim tefeciler, galata bankerleri de çok benimsemişti.
böylece ümmetimiz yüzyıllar boyunca faize bulaşmadılar ve günaha girmediler(!)...ya faize bulaşıp günaha girselerdi???
işte ecdadımız böyle akıllı, böyle kurnaz bir ecdattı.
bu kadar kafası çalışmasına rağmen osmanlı nasıl battı hayret...!!!
#tarih
hayırlı abdülhamidler arkadaşlar.
bir abdülhamid skandalında daha sizlerle beraberiz.
izmir'in bir kordonu vardır bilirsiniz...
işte o kordon bir zamanlar yoktu.
1853'te 2 ingiliz ellerinde şu proje ile geldiler;
görsel
ve dediler ki, "biz rıhtımı büyütelim, 3500 metreye çıkaralım, ama yapılacak bu yeri 50 sene biz işletelim..."
tabi o zamanlar bugünkü alsancak dediğimiz yer dutlukmuş. deniz kıyısında yalılar falan varmış.
yalı sahipleri haliyle itiraz etmişler evlerinin önünün doldurulmasına, proje sürüncemede kalmış.
derken kırım savaşı falan, osmanlı borçlanmaya başlamış ve faizle alınan bu sıcak para osmanlı padişahlarının çok hoşuna gitmeye başlamış.
nasıl gitmesin ki, şak değince para, şuk değince altın geliyormuş londralı tefecilerden. swap mwap da yokmuş o zamanlar...
tabi bizimkiler dış borç alıp saraylar köşkler yaparken;
(bkz: osmanlının çökerken şatafatlı saraylar yaptırması/#44347985)
ümmetimiz de "ehonomi çoh eyi" deyip gaz veriyor, itiraz edenlere de "vadan hayini" diyorlarmış.
neyse uzatmayalım...
gel zaman git zaman osmanlı yine paraya ihtiyaç duyunca aklına ingilizlerin izmir'e yapmayı düşündükleri kordon projesi gelmiş.
1872 yılında ingilizlerin kordon projesine okey vermiş ecdadımız...
tabi projeye okey verirken, okey verme karşılığı bir miktar da borç almışlar faizle.
ve inşaat başlamış.
görsel
bu arada körfezde dolgu çalışmaları ve inşaat devam ederken, abdülaziz'in yerine 5. murat, sonra da onun yerine abdülhamid tahta çıkmış.
devir abdülhamid devri tabi, devlet ard arda toprak kaybediyor ve ufalmaya başlıyor.
bu arada izmir kordonunu inşa edenler, kordonu büyütmek istiyor ve 2. bir proje başlatılıyor. bu yeni başlayan projede elde edilen yeni dolgu alanı sonrası ise abdülhamid düşünüp taşınıyor, "ulan bir sürü toprak kaybettik, bari biraz toprak kazanalım da ümmetimiz memnun olsun" diyerekten inşaat halindeki denizin doldurulduğu alanı (180 bin metrekare=180 dönüm) vatan toprağı ilan ediyor...
tabi bir yandan burayı vatan toprağı ilan ederken, bir de kararname çıkarmış ve izmir körfezinde kazanılan bu alanı "bezmialem valide sultan vakfı"nın üzerine kaydetmiş.
toprak osmanlı'nın, ama tasarrufu ümmetin değil, bezmialem vakfının...
tabi aradan bir süre geçmiş, osmanlı iflas etmiş...
kimsecikler borç vermemeye başlamış...
eh, satıp savacak bir şey de elde yok, zira her şeye duyunu umumiye el koymuş. ne yapsın koca padişah? üç kuruş padişah aylığı ile geçinecek hali yok ya. hemen aklına izmir'in kordonu gelmiş.
bezmialem valide sultan vakfının elindeki "vatan toprağını" şak diye satmış...
şimdi burada yapılan usulsüzlük, ancak ve ancak akp döneminde yapılabilir.
adam devletin elinden toprak kaçırmış resmen iyi mi?
bir süre sonra aynısını akebe de yaparsa kimse şaşırmasın.
misal hani kanal istanbu'u yapacaklar ya, oradan çıkan hafriyat ile yeni adacıklar yapacaklar...hah işte o hesap sevgili arkadaşlar.
ufff, şimdi siz kaynak maynak da sorarsınız değil mi?
buyrun izmir rıhtımının inşa süreci;
https://dergipark.org.tr/...nload/article-file/101829
#tarih
bir abdülhamid skandalında daha sizlerle beraberiz.
izmir'in bir kordonu vardır bilirsiniz...
işte o kordon bir zamanlar yoktu.
1853'te 2 ingiliz ellerinde şu proje ile geldiler;
görsel
ve dediler ki, "biz rıhtımı büyütelim, 3500 metreye çıkaralım, ama yapılacak bu yeri 50 sene biz işletelim..."
tabi o zamanlar bugünkü alsancak dediğimiz yer dutlukmuş. deniz kıyısında yalılar falan varmış.
yalı sahipleri haliyle itiraz etmişler evlerinin önünün doldurulmasına, proje sürüncemede kalmış.
derken kırım savaşı falan, osmanlı borçlanmaya başlamış ve faizle alınan bu sıcak para osmanlı padişahlarının çok hoşuna gitmeye başlamış.
nasıl gitmesin ki, şak değince para, şuk değince altın geliyormuş londralı tefecilerden. swap mwap da yokmuş o zamanlar...
tabi bizimkiler dış borç alıp saraylar köşkler yaparken;
(bkz: osmanlının çökerken şatafatlı saraylar yaptırması/#44347985)
ümmetimiz de "ehonomi çoh eyi" deyip gaz veriyor, itiraz edenlere de "vadan hayini" diyorlarmış.
neyse uzatmayalım...
gel zaman git zaman osmanlı yine paraya ihtiyaç duyunca aklına ingilizlerin izmir'e yapmayı düşündükleri kordon projesi gelmiş.
1872 yılında ingilizlerin kordon projesine okey vermiş ecdadımız...
tabi projeye okey verirken, okey verme karşılığı bir miktar da borç almışlar faizle.
ve inşaat başlamış.
görsel
bu arada körfezde dolgu çalışmaları ve inşaat devam ederken, abdülaziz'in yerine 5. murat, sonra da onun yerine abdülhamid tahta çıkmış.
devir abdülhamid devri tabi, devlet ard arda toprak kaybediyor ve ufalmaya başlıyor.
bu arada izmir kordonunu inşa edenler, kordonu büyütmek istiyor ve 2. bir proje başlatılıyor. bu yeni başlayan projede elde edilen yeni dolgu alanı sonrası ise abdülhamid düşünüp taşınıyor, "ulan bir sürü toprak kaybettik, bari biraz toprak kazanalım da ümmetimiz memnun olsun" diyerekten inşaat halindeki denizin doldurulduğu alanı (180 bin metrekare=180 dönüm) vatan toprağı ilan ediyor...
tabi bir yandan burayı vatan toprağı ilan ederken, bir de kararname çıkarmış ve izmir körfezinde kazanılan bu alanı "bezmialem valide sultan vakfı"nın üzerine kaydetmiş.
toprak osmanlı'nın, ama tasarrufu ümmetin değil, bezmialem vakfının...
tabi aradan bir süre geçmiş, osmanlı iflas etmiş...
kimsecikler borç vermemeye başlamış...
eh, satıp savacak bir şey de elde yok, zira her şeye duyunu umumiye el koymuş. ne yapsın koca padişah? üç kuruş padişah aylığı ile geçinecek hali yok ya. hemen aklına izmir'in kordonu gelmiş.
bezmialem valide sultan vakfının elindeki "vatan toprağını" şak diye satmış...
şimdi burada yapılan usulsüzlük, ancak ve ancak akp döneminde yapılabilir.
adam devletin elinden toprak kaçırmış resmen iyi mi?
bir süre sonra aynısını akebe de yaparsa kimse şaşırmasın.
misal hani kanal istanbu'u yapacaklar ya, oradan çıkan hafriyat ile yeni adacıklar yapacaklar...hah işte o hesap sevgili arkadaşlar.
ufff, şimdi siz kaynak maynak da sorarsınız değil mi?
buyrun izmir rıhtımının inşa süreci;
https://dergipark.org.tr/...nload/article-file/101829
#tarih
yüzyılların acılarıyla yoğrulmuş ve son olarak istanbul sözleşmesi fesih edilmiş izmir ve anadolu'nun kadınlarına...
görsel
salihli'den fatma kız...
1900 yılı.
henüz 17'sinde, hem öksüz hem yetim kalmıştı.
babasından kalan topraklara reji el koymuş, borca saymıştı.
amcası onu iki köy ötedeki 70 yaşındaki mesut ağa'ya satıp başlık parasını almak istiyordu.
fatma'nın buna pek niyeti yoktu, ama artık önüne konulan iki lokmanın hesabı yapılır olmuştu evde...
o duygularla evi terk eden fatma köy çıkışında heyecana kapılıp düşmüş, ayağını incitmişti ve kader fatma'yı ohannes kamacıyan ile karşılaştırmıştı...
bornovalı bir üzüm ve incir tüccarıydı ohannes...
reji idaresi ile arası iyiydi, köylünün elindeki en iyi mahsulleri topluyor ve yurtdışına satıyordu...
ohannes, amcasının evinde birkaç defa görmüştü fatma'yı...
onu yanına aldı ve izmir'e götürdü...iyi davranıyordu fatma'ya ohannes bey...çünkü ohannes bey sadece üzüm ve incir ticareti yapmıyordu...
ohannes bey fatma'yı izmir'deki köşküne götürdü, burada geçen günler boyunca 8 genç kızla tanıştı fatma.
emine, gülsüm, makbule, rita, natali, marian, eleni ve azniv...
anadolu'nun bağrından kopan kimi türk, kimi rum, kimi ermeni olan bu 9 kız birkaç gün sonra white star line denizcilik şirketine ait ss germanic vapuru ile yeni dünyaya doğru yelken açıyor, anadolu'dan amerika'ya giden ilk mektup gelinleri (bkz: mail order brides) oluyorlardı...
şimdi burada bir not düşmek istiyorum.
yukarıda belirttiğim ss germanic vapuru, yıllar sonra osmanlı devleti tarafından satın alınarak gülcemal olarak ismi değiştirilmiş, nice acılara, göçlere şahit olmuş pek çok insanın hatıralarında yerini almış olan vapurdur.
white star line adlı şirket ise, meşhur titanik'in sahibi olan şirkettir.
titanik battığında ona yardıma gelen ilk gemilerden biri olan ss bremen adlı vapur da izmir limanından amerika'ya mektup gelinleri taşıyan vapurlardan biridir...
nereden nereye değil mi?
anadolu neresi, atlantik neresi...
tabi yukarıda bahsettiğim 9 genç kızdan sonra pek çok mektup gelini amerika'ya göç etmek zorunda kalmıştır.
görsel
sistem şöyle işliyordu...
18. yüzyılın sonlarından itibaren anadolu ve balkanlardan pek çok göç almıştı amerika kıtası.
rumlar, ermeniler, bulgarlar, araplar ve dahi türkler yeni dünya'ya göç ediyor, kısmetlerini yeni dünyada arıyorlardı.
150 sene boyunca bu coğrafyadan yüzbinlerce kişi göç etmişti yeni dünyaya.
lakin göç edenler genelde yalnız erkeklerdi ve yeni dünyada farklı kültürlerden insanlarla evlilik yapıp mutlu olamıyorlar, kendi kültürlerinden kadınlarla evlilik yapmak istiyorlardı.
bu sebeple izmir, atina, hanya, kandiye, selanik, köstence ve varna gibi şehirlerde çöpçatanlık şirketleri kurulmuştu 1900'lü yılların başında.
bu çöpçatanlık şirketleri amerika'daki erkeklerden gelen talep doğrultusunda anadolu, balkanlar, yunanistan, girit ve ege adalarından fakir, kimsesiz, muhtaç ama güzel olan genç kızları buluyor, bu kızları ikna ederek fotoğraflarını çekiyor ve bu kızları kendilerine uygun amerikalı erkeklerle eşleştiriyor ve gelin olarak yeni dünyaya gönderiyorlardı...
görsel
görsel
örneğin, amerika'ya göç etmiş bir yunan için izmir'den yahut ege adalarından bir rum genç kız buluyor, bunları mektup üzerinden anlaştırıyorlar ve kızı mektup gelin olarak amerika'ya gönderiyorlardı...
görsel
bu yöntemle anadolu'dan, ege adalarından, romanya'dan, bulgaristan'dan, girit ve yunanistan'dan binlerce mektup gelin amerika'ya taşınmıştı.
görsel
tabi sistem yüzde yüz güvenli değildi.
uzun yolculukta hastalanıp hayatını kaybeden genç kızlar olduğu gibi, yeni dünyaya ayak bastığında kendisini kimsenin karşılamaya gelmediğini görüp sefil olanlar da olmuştu.
ayrıca bazı damat adayları da, amerika'ya gelen genç kızların fotoğraftaki kıza benzemediğini, yahut fotoğrafta beğendiği kızın daha güzel olduğunu, karşısına çıkan kızı çirkin bulduğunu söyleyip oracıkta terk ediyordu...
düşünsene...
bilmediğin bir dünyaya gidiyorsun, dil bilmiyorsun, yol, iz bilmiyorsun ve kocan olacak hayvan seni beğenmiyor ve kaderine terk ediyor...
bunları yaşayan genç kızların sayısı da bir hayli fazlaydı...
mektup gelinlerin hikayesinin en güzel şahitliğini yukarıda kısaca bahsettiğim ss bremen vapuru yapmıştır.
görsel
ss bremen vapuru 1922'de izmir'e gelmiş ve buradan tam 700 gelin adayını alıp amerika'ya götürmüştür.
1922'deki bremen vapuru'nun yaptığı bu yolculuğu ve mektup gelinleri anlatan 2004 yapımı çok güzel bir film var. mutlaka seyretmenizi tavsiye ederim.
filmin adı: nyfes.
ingilizcesi brides...
görsel
film, izmir'den vapura binen 700 genç kızın yolculuğunu anlatıyor.
görsel
hani meşhur bir laf var ya;
"bu coğrafyada 4 şey olmayacaksın: kadın, çocuk, ağaç, sokak hayvanı..."
işte size bir ecdat gerçeği...
kendi kızlarına sahip çıkamayan ve bu vatanın genç kızlarının amerikalarda sefil olmasına engel olamayan ecdat...
görsel
hoş, bizim ecdadımız buydu da, yunanların ecdadı nasıldı.
onlar da aynıydı...
olan işte gördüğünüz gibi her zaman suyun iki yakasındaki gariban halka oluyor.
ecdatlar saraylarda keyif yaparken suyun iki yanındaki genç kızlar okyanusları aşmaya çalışıyorlar...
görsel
neden?
savaşlar, yoksulluk, yoksunluk, güvensizlik, korku...
ve dün kızlarına sahip çıkamayanlar bugün bize ecdadı örnek göstererek ve kadınları koruyacaklarını öne sürerek istanbul sözleşmesini kaldırıyorlar...
demek ki bazı şeyler hiç değişmiyor.
--------------------
son olarak;
bir izmir kızı olan rita abacı'dan "ana beni amerika'ya gönderme" adlı şarkı;
https://streamable.com/hp82x0
yine rita ablamızdan; "ben o herifi istemem" adlı şarkı;
https://streamable.com/wud2f2
ve en son olarak; yeni dünyada yuva kurmuş bu coğrafyanın genç kızları...
görsel
görsel
görsel
görsel
#tarih
görsel
salihli'den fatma kız...
1900 yılı.
henüz 17'sinde, hem öksüz hem yetim kalmıştı.
babasından kalan topraklara reji el koymuş, borca saymıştı.
amcası onu iki köy ötedeki 70 yaşındaki mesut ağa'ya satıp başlık parasını almak istiyordu.
fatma'nın buna pek niyeti yoktu, ama artık önüne konulan iki lokmanın hesabı yapılır olmuştu evde...
o duygularla evi terk eden fatma köy çıkışında heyecana kapılıp düşmüş, ayağını incitmişti ve kader fatma'yı ohannes kamacıyan ile karşılaştırmıştı...
bornovalı bir üzüm ve incir tüccarıydı ohannes...
reji idaresi ile arası iyiydi, köylünün elindeki en iyi mahsulleri topluyor ve yurtdışına satıyordu...
ohannes, amcasının evinde birkaç defa görmüştü fatma'yı...
onu yanına aldı ve izmir'e götürdü...iyi davranıyordu fatma'ya ohannes bey...çünkü ohannes bey sadece üzüm ve incir ticareti yapmıyordu...
ohannes bey fatma'yı izmir'deki köşküne götürdü, burada geçen günler boyunca 8 genç kızla tanıştı fatma.
emine, gülsüm, makbule, rita, natali, marian, eleni ve azniv...
anadolu'nun bağrından kopan kimi türk, kimi rum, kimi ermeni olan bu 9 kız birkaç gün sonra white star line denizcilik şirketine ait ss germanic vapuru ile yeni dünyaya doğru yelken açıyor, anadolu'dan amerika'ya giden ilk mektup gelinleri (bkz: mail order brides) oluyorlardı...
şimdi burada bir not düşmek istiyorum.
yukarıda belirttiğim ss germanic vapuru, yıllar sonra osmanlı devleti tarafından satın alınarak gülcemal olarak ismi değiştirilmiş, nice acılara, göçlere şahit olmuş pek çok insanın hatıralarında yerini almış olan vapurdur.
white star line adlı şirket ise, meşhur titanik'in sahibi olan şirkettir.
titanik battığında ona yardıma gelen ilk gemilerden biri olan ss bremen adlı vapur da izmir limanından amerika'ya mektup gelinleri taşıyan vapurlardan biridir...
nereden nereye değil mi?
anadolu neresi, atlantik neresi...
tabi yukarıda bahsettiğim 9 genç kızdan sonra pek çok mektup gelini amerika'ya göç etmek zorunda kalmıştır.
görsel
sistem şöyle işliyordu...
18. yüzyılın sonlarından itibaren anadolu ve balkanlardan pek çok göç almıştı amerika kıtası.
rumlar, ermeniler, bulgarlar, araplar ve dahi türkler yeni dünya'ya göç ediyor, kısmetlerini yeni dünyada arıyorlardı.
150 sene boyunca bu coğrafyadan yüzbinlerce kişi göç etmişti yeni dünyaya.
lakin göç edenler genelde yalnız erkeklerdi ve yeni dünyada farklı kültürlerden insanlarla evlilik yapıp mutlu olamıyorlar, kendi kültürlerinden kadınlarla evlilik yapmak istiyorlardı.
bu sebeple izmir, atina, hanya, kandiye, selanik, köstence ve varna gibi şehirlerde çöpçatanlık şirketleri kurulmuştu 1900'lü yılların başında.
bu çöpçatanlık şirketleri amerika'daki erkeklerden gelen talep doğrultusunda anadolu, balkanlar, yunanistan, girit ve ege adalarından fakir, kimsesiz, muhtaç ama güzel olan genç kızları buluyor, bu kızları ikna ederek fotoğraflarını çekiyor ve bu kızları kendilerine uygun amerikalı erkeklerle eşleştiriyor ve gelin olarak yeni dünyaya gönderiyorlardı...
görsel
görsel
örneğin, amerika'ya göç etmiş bir yunan için izmir'den yahut ege adalarından bir rum genç kız buluyor, bunları mektup üzerinden anlaştırıyorlar ve kızı mektup gelin olarak amerika'ya gönderiyorlardı...
görsel
bu yöntemle anadolu'dan, ege adalarından, romanya'dan, bulgaristan'dan, girit ve yunanistan'dan binlerce mektup gelin amerika'ya taşınmıştı.
görsel
tabi sistem yüzde yüz güvenli değildi.
uzun yolculukta hastalanıp hayatını kaybeden genç kızlar olduğu gibi, yeni dünyaya ayak bastığında kendisini kimsenin karşılamaya gelmediğini görüp sefil olanlar da olmuştu.
ayrıca bazı damat adayları da, amerika'ya gelen genç kızların fotoğraftaki kıza benzemediğini, yahut fotoğrafta beğendiği kızın daha güzel olduğunu, karşısına çıkan kızı çirkin bulduğunu söyleyip oracıkta terk ediyordu...
düşünsene...
bilmediğin bir dünyaya gidiyorsun, dil bilmiyorsun, yol, iz bilmiyorsun ve kocan olacak hayvan seni beğenmiyor ve kaderine terk ediyor...
bunları yaşayan genç kızların sayısı da bir hayli fazlaydı...
mektup gelinlerin hikayesinin en güzel şahitliğini yukarıda kısaca bahsettiğim ss bremen vapuru yapmıştır.
görsel
ss bremen vapuru 1922'de izmir'e gelmiş ve buradan tam 700 gelin adayını alıp amerika'ya götürmüştür.
1922'deki bremen vapuru'nun yaptığı bu yolculuğu ve mektup gelinleri anlatan 2004 yapımı çok güzel bir film var. mutlaka seyretmenizi tavsiye ederim.
filmin adı: nyfes.
ingilizcesi brides...
görsel
film, izmir'den vapura binen 700 genç kızın yolculuğunu anlatıyor.
görsel
hani meşhur bir laf var ya;
"bu coğrafyada 4 şey olmayacaksın: kadın, çocuk, ağaç, sokak hayvanı..."
işte size bir ecdat gerçeği...
kendi kızlarına sahip çıkamayan ve bu vatanın genç kızlarının amerikalarda sefil olmasına engel olamayan ecdat...
görsel
hoş, bizim ecdadımız buydu da, yunanların ecdadı nasıldı.
onlar da aynıydı...
olan işte gördüğünüz gibi her zaman suyun iki yakasındaki gariban halka oluyor.
ecdatlar saraylarda keyif yaparken suyun iki yanındaki genç kızlar okyanusları aşmaya çalışıyorlar...
görsel
neden?
savaşlar, yoksulluk, yoksunluk, güvensizlik, korku...
ve dün kızlarına sahip çıkamayanlar bugün bize ecdadı örnek göstererek ve kadınları koruyacaklarını öne sürerek istanbul sözleşmesini kaldırıyorlar...
demek ki bazı şeyler hiç değişmiyor.
--------------------
son olarak;
bir izmir kızı olan rita abacı'dan "ana beni amerika'ya gönderme" adlı şarkı;
https://streamable.com/hp82x0
yine rita ablamızdan; "ben o herifi istemem" adlı şarkı;
https://streamable.com/wud2f2
ve en son olarak; yeni dünyada yuva kurmuş bu coğrafyanın genç kızları...
görsel
görsel
görsel
görsel
#tarih
bugün günlerden çanakkale...
çanakkale deniz zaferimizin 105. yıldönümü...
105 yıl önce bugün kahraman mehmetçik "çanakkale geçilmez" dedi ve çanakkale'nin geçilmez olduğunu kanla yazdığı destanla bütün dünyaya öğretti.
işte çanakkale'yi "geçilmez" yapan en önemli unsur da boğazın iki yakası boyunca çelik namlularını mavi vatan'a uzatan tabyalarımızdı...
ne yazık ki tabyalarımızın pek çoğu bugün bakımsız yahut kaybolmuş haldedir. böyle bir destanı yazan, böyle bir zafere sahip olan bir millet olarak bu da bizim utancımızdır...
çanakkale'yi geçilmez yapan tabyalarımız;
a)anadolu tabyaları:
►anadolu hamidiye tabyası; çanakkale kent merkezinde, boğazın ege tarafına bakan yönünde bulunan, 2. abdülhamid döneminde yapılan tabyadır, günümüzde tabyanın olduğu yer restore edilmiş ve açık hava müzesi haline getirilmiştir.
görsel
görsel
►anadolu mecidiye tabyası; çanakkale kent merkezinde bulunan, sultan abdülaziz döneminde yapılan, 2. abdülhamid döneminde yenilenen tabyadır.
şu an tabyanın bulunduğu alanda toplar bulunmamaktadır.
görsel
görsel
►çimenlik tabyası; çanakkale merkez'deki çimenlik kalesinin tabyalarıdır. sultan abdülaziz döneminde yaptırılmıştır.
görsel
►dardanos tabyası; çanakkale-izmir karayolu üzerinde dardanos mevkiinde bulunan, 2. abdülhamid döneminde yapılan tabyadır.
görsel
tabyanın olduğu tepe 18 mart 1915 tarihinde en fazla top mermisinin düştüğü yerdir (4000'den fazla). bugün dardanos tabyası'nın hemen arkasında bu tabyada görevli olanların bulunduğu hasan-mevsuf şehitliği bulunmaktadır.
görsel
görsel
(bkz: çanakkale boğazının bekçisi hasan mevsuf bataryası/#41260091)
►orhaniye tabyası; kumkale'nin batısında, kıyıdan içerde konumlanmış olan tabyadır.
görsel
orhaniye tabyasının yanında bugün orhaniye şehitliği vardır, tabya ve şehitlik son zamana kadar son derece bakımsızdı, hatta buradaki tabyalarda paintball organizasyonları yapılıyordu.
görsel
görsel
bu rezilliği fotoğraflayıp sosyal medyada paylaşmamızın ardından burada restorasyon ve bakım çalışmaları başlatıldı.
(bkz: çanakkale tabyalarında paintball oynamak/#38987321)
►nara burnu tabyası; nara burnu'nun en ucundaki nara kalesindeki tabyadır, abdülmecid döneminde yapılmış, 2. abdülhamid tarafından yenilenmiştir.
görsel
►nara baba tabyası; nara burnundaki nara baba tepesinde bulunan tabyadır.
►maltepe tabyası; nara yakınlarındaki maltepe tepesinde bulunan tabyadır.
►çakaltepe tabyası; çanakkale izmir yolu üzerinde, intepe köyü yakınlarındaki çakaltepe'de bulunan tabyadır. sultan abdülaziz döneminde yapılmıştır.
►topçamlar tabyası; çanakkale izmir yolu üzerinde, intepe köyü yakınlarında bulunan tabyadır. sultan abdülaziz döneminde yapılmıştır.
bugün malesef tabya bakımsız ve yok olmaya yüz tutmuş haldedir.
görsel
►karanlık liman tabyası; kumkale yakınlarındaki karanlık liman mevkiinde bulunan, sultan abdülaziz döneminde yapılan tabyadır.
►kumkale tabyası; çanakkale boğazı'nın anadolu girişinde, seddülbahir tabyasının tam karşısında bulunan tabyadır. 2. abdülhamid döneminde yapılmıştır.
kumkale tabyası ne yazık ki son derece bakımsız viran bir haldedir.
görsel
görsel
►bozcaada tabyası; bozcaada kalesinin içinde bulunan tabyadır.
görsel
►anadolu yakasındaki diğer tabyalar; kuşburnu tabyası, osmaniye tabyası, yenişehir tabyası ve kepez burnu tabyası'dır.
b)rumeli tabyaları:
►rumeli hamidiye tabyası; kilitbahir-alçıtepe arasındaki goncatepe mevkiinde bulunan ve 2. abdülhamid tarafından yaptırılan tabyadır.
görsel
►rumeli mecidiye tabyası; kilitbahir-alçıtepe arasındaki goncatepe mevkiinde bulunan bir diğer tabyadır. 2. abdülhamid döneminde yapılmıştır.
görsel
rumeli mecidiye tabyası, seyit onbaşı'nın tabyasıdır. tabyanın olduğu yerde seyit onbaşı ve arkadaşlarının heykeli bulunmaktadır.
görsel
►kilitbahir yıldız tabyası; kilitbahir yıldız tepe'de bulunan tabyadır. 2. abdülhamid döneminde yapılmıştır.
yıldız tepe'deki tabyalar bugün son derece kötü bir haldedir.
görsel
►bolayır yıldız tabyası; bolayır'ın kuzeybatısında, saros körfezine bakan tabyadır.
►bolayır ay tabyası; bolayır'ın güneybatısında, çanakkale boğazına bakan tabyadır.
►bolayır tabyası; bolayır köyü merkezinde bulunan kara tabyasıdır. yarımadanın en dar yerindedir.
ara not: bolayır'daki tabyalar otoyol projesi alanında olup tehdit altındadır.
►aktabya; akbaş şehitliği ile kilye koyu arasında tabyatepe mevkiinde bulunan tabyadır. lakin günümüzde kalıntıları çok az kalmış, yok olmaya yüz tutmuştur.
►yanık tabya; akbaş şehitliği ile kilye koyu arasında bulunan tabyadır.
►çanaklı tepe tabyası; akbaş şehitliği ile kilye koyu arasında bigalı kalesinin arka tarafında tabyatepe mevkiinde bulunan tabyadır.
görsel
►kilye poyraz tabyası; kilye koyu yakınlarındaki mersintepe'de bulunan tabyadır. lakin günümüzde ormanlarla kaplanmış durumdadır.
►kilye lodos tabyası; kilye koyunun güneydoğusundaki tepede bulunan tabyadır.
►değirmenburnu tabyası; kilitbahir-eceabat yolu üzerinde değirmenburnu mevkiinde bulunan tabyadır. 2. abdülhamid döneminde yapılmıştır.
görsel
tabya günümüzde 32. deniz hava savunma batarya komutanlığı tarafından kullanılmaktadır.
►çamburnu kakavan tabyası; eceabat, kakavan tepe mevkiinde bulunan çamburnu kalesindeki tabyadır.
görsel
►namazgah tabyası; kilitbahir merkezde, kilitbahir kalesinin hemen yanında bulunan tabyadır. sultan abdülaziz döneminde yaptırılmıştır. bu tabya rumeli savunma hattının "merkez tabyası"dır.
görsel
yol kenarında olup, son derece iyi korunmuş ve bakımlı durumdadır.
►domuzdere tabyası; alçıtepe köyü yakınlarında bulunan domuz deresinin doğusunda bulunan tepedeki tabyadır. 2. abdülhamid döneminde yapılmıştır.
görsel
domuzdere tabyası da bugün bakımsız ve yıkılmış bir haldedir.
görsel
►palazbaba tabyası; kilitbahir kalesinin arkasında bulunan malaz tepe mevkiinde bulunan tabyadır.
►goncasu tabyası; kilitbahir, goncasu tepesinde bulunan tabyadır.
►ertuğrul tabyası; seddülbahir tepesinin gerisinde bulunan gözcü baba tepesinin ertuğrul koyu'na bakan yamacında bulunan tabyadır. 2. abdülhamid döneminde yapılmıştır.
görsel
ertuğrul tabyası toprağa gömülü halde iken 2006 yılında restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır.
görsel
görsel
►seddülbahir tabyası; seddülbahir kalesinin boğaza bakan tarafında bulunan tabyadır, 2. abdülhamid zamanında yapılmıştır.
görsel
►kayalık tepe tabyası; behramlı köyü yakınlarındaki kayalık tepe mevkiinde bulunan tabyadır. 2. abdülhamid döneminde yapılmıştır.
bitmedi...
bütün bu tabya ve bataryalarımızın dışında 18 mart 1915'te çanakkale'yi savunan bir bataryamız daha vardı.
►baykuş mesudiye tabyası;
bu tabyamız, mesudiye zırhlısı'ndan sökülen toplarla oluşturulmuştur.
son derece eski bir gemi olan mesudiye zırhlısı savaş öncesi çanakkale boğazını savunmak amacıyla yüzer tabya olarak kullanılmak için kıyıya yakın sığ suda demirlendi.
lakin savaşın hemen başlangıcında, 13 aralık 1914'te ingiliz b11 denizaltısı tarafından batırıldı.
alabora olan gemideki toplar söküldü ve baykuş tepe mevkii'ne yerleştirildi. gemi personeli de burada konuşlandı.
görsel
ve 18 mart 1915'te boğazın savunulmasında önemli rol oynadı.
baykuş mesudiye tabyası'nın bugünkü hali ise şöyle;
görsel
-------------------------
not: bu tabyalardan başka, çanakkale boğazı'nın anadolu yakasında bulunan turgut reis ve mesudiye tabyaları vardır, lakin bu tabyalar cumhuriyet döneminde yapılmıştır.
#tarih
#çanakkale
çanakkale deniz zaferimizin 105. yıldönümü...
105 yıl önce bugün kahraman mehmetçik "çanakkale geçilmez" dedi ve çanakkale'nin geçilmez olduğunu kanla yazdığı destanla bütün dünyaya öğretti.
işte çanakkale'yi "geçilmez" yapan en önemli unsur da boğazın iki yakası boyunca çelik namlularını mavi vatan'a uzatan tabyalarımızdı...
ne yazık ki tabyalarımızın pek çoğu bugün bakımsız yahut kaybolmuş haldedir. böyle bir destanı yazan, böyle bir zafere sahip olan bir millet olarak bu da bizim utancımızdır...
çanakkale'yi geçilmez yapan tabyalarımız;
a)anadolu tabyaları:
►anadolu hamidiye tabyası; çanakkale kent merkezinde, boğazın ege tarafına bakan yönünde bulunan, 2. abdülhamid döneminde yapılan tabyadır, günümüzde tabyanın olduğu yer restore edilmiş ve açık hava müzesi haline getirilmiştir.
görsel
görsel
►anadolu mecidiye tabyası; çanakkale kent merkezinde bulunan, sultan abdülaziz döneminde yapılan, 2. abdülhamid döneminde yenilenen tabyadır.
şu an tabyanın bulunduğu alanda toplar bulunmamaktadır.
görsel
görsel
►çimenlik tabyası; çanakkale merkez'deki çimenlik kalesinin tabyalarıdır. sultan abdülaziz döneminde yaptırılmıştır.
görsel
►dardanos tabyası; çanakkale-izmir karayolu üzerinde dardanos mevkiinde bulunan, 2. abdülhamid döneminde yapılan tabyadır.
görsel
tabyanın olduğu tepe 18 mart 1915 tarihinde en fazla top mermisinin düştüğü yerdir (4000'den fazla). bugün dardanos tabyası'nın hemen arkasında bu tabyada görevli olanların bulunduğu hasan-mevsuf şehitliği bulunmaktadır.
görsel
görsel
(bkz: çanakkale boğazının bekçisi hasan mevsuf bataryası/#41260091)
►orhaniye tabyası; kumkale'nin batısında, kıyıdan içerde konumlanmış olan tabyadır.
görsel
orhaniye tabyasının yanında bugün orhaniye şehitliği vardır, tabya ve şehitlik son zamana kadar son derece bakımsızdı, hatta buradaki tabyalarda paintball organizasyonları yapılıyordu.
görsel
görsel
bu rezilliği fotoğraflayıp sosyal medyada paylaşmamızın ardından burada restorasyon ve bakım çalışmaları başlatıldı.
(bkz: çanakkale tabyalarında paintball oynamak/#38987321)
►nara burnu tabyası; nara burnu'nun en ucundaki nara kalesindeki tabyadır, abdülmecid döneminde yapılmış, 2. abdülhamid tarafından yenilenmiştir.
görsel
►nara baba tabyası; nara burnundaki nara baba tepesinde bulunan tabyadır.
►maltepe tabyası; nara yakınlarındaki maltepe tepesinde bulunan tabyadır.
►çakaltepe tabyası; çanakkale izmir yolu üzerinde, intepe köyü yakınlarındaki çakaltepe'de bulunan tabyadır. sultan abdülaziz döneminde yapılmıştır.
►topçamlar tabyası; çanakkale izmir yolu üzerinde, intepe köyü yakınlarında bulunan tabyadır. sultan abdülaziz döneminde yapılmıştır.
bugün malesef tabya bakımsız ve yok olmaya yüz tutmuş haldedir.
görsel
►karanlık liman tabyası; kumkale yakınlarındaki karanlık liman mevkiinde bulunan, sultan abdülaziz döneminde yapılan tabyadır.
►kumkale tabyası; çanakkale boğazı'nın anadolu girişinde, seddülbahir tabyasının tam karşısında bulunan tabyadır. 2. abdülhamid döneminde yapılmıştır.
kumkale tabyası ne yazık ki son derece bakımsız viran bir haldedir.
görsel
görsel
►bozcaada tabyası; bozcaada kalesinin içinde bulunan tabyadır.
görsel
►anadolu yakasındaki diğer tabyalar; kuşburnu tabyası, osmaniye tabyası, yenişehir tabyası ve kepez burnu tabyası'dır.
b)rumeli tabyaları:
►rumeli hamidiye tabyası; kilitbahir-alçıtepe arasındaki goncatepe mevkiinde bulunan ve 2. abdülhamid tarafından yaptırılan tabyadır.
görsel
►rumeli mecidiye tabyası; kilitbahir-alçıtepe arasındaki goncatepe mevkiinde bulunan bir diğer tabyadır. 2. abdülhamid döneminde yapılmıştır.
görsel
rumeli mecidiye tabyası, seyit onbaşı'nın tabyasıdır. tabyanın olduğu yerde seyit onbaşı ve arkadaşlarının heykeli bulunmaktadır.
görsel
►kilitbahir yıldız tabyası; kilitbahir yıldız tepe'de bulunan tabyadır. 2. abdülhamid döneminde yapılmıştır.
yıldız tepe'deki tabyalar bugün son derece kötü bir haldedir.
görsel
►bolayır yıldız tabyası; bolayır'ın kuzeybatısında, saros körfezine bakan tabyadır.
►bolayır ay tabyası; bolayır'ın güneybatısında, çanakkale boğazına bakan tabyadır.
►bolayır tabyası; bolayır köyü merkezinde bulunan kara tabyasıdır. yarımadanın en dar yerindedir.
ara not: bolayır'daki tabyalar otoyol projesi alanında olup tehdit altındadır.
►aktabya; akbaş şehitliği ile kilye koyu arasında tabyatepe mevkiinde bulunan tabyadır. lakin günümüzde kalıntıları çok az kalmış, yok olmaya yüz tutmuştur.
►yanık tabya; akbaş şehitliği ile kilye koyu arasında bulunan tabyadır.
►çanaklı tepe tabyası; akbaş şehitliği ile kilye koyu arasında bigalı kalesinin arka tarafında tabyatepe mevkiinde bulunan tabyadır.
görsel
►kilye poyraz tabyası; kilye koyu yakınlarındaki mersintepe'de bulunan tabyadır. lakin günümüzde ormanlarla kaplanmış durumdadır.
►kilye lodos tabyası; kilye koyunun güneydoğusundaki tepede bulunan tabyadır.
►değirmenburnu tabyası; kilitbahir-eceabat yolu üzerinde değirmenburnu mevkiinde bulunan tabyadır. 2. abdülhamid döneminde yapılmıştır.
görsel
tabya günümüzde 32. deniz hava savunma batarya komutanlığı tarafından kullanılmaktadır.
►çamburnu kakavan tabyası; eceabat, kakavan tepe mevkiinde bulunan çamburnu kalesindeki tabyadır.
görsel
►namazgah tabyası; kilitbahir merkezde, kilitbahir kalesinin hemen yanında bulunan tabyadır. sultan abdülaziz döneminde yaptırılmıştır. bu tabya rumeli savunma hattının "merkez tabyası"dır.
görsel
yol kenarında olup, son derece iyi korunmuş ve bakımlı durumdadır.
►domuzdere tabyası; alçıtepe köyü yakınlarında bulunan domuz deresinin doğusunda bulunan tepedeki tabyadır. 2. abdülhamid döneminde yapılmıştır.
görsel
domuzdere tabyası da bugün bakımsız ve yıkılmış bir haldedir.
görsel
►palazbaba tabyası; kilitbahir kalesinin arkasında bulunan malaz tepe mevkiinde bulunan tabyadır.
►goncasu tabyası; kilitbahir, goncasu tepesinde bulunan tabyadır.
►ertuğrul tabyası; seddülbahir tepesinin gerisinde bulunan gözcü baba tepesinin ertuğrul koyu'na bakan yamacında bulunan tabyadır. 2. abdülhamid döneminde yapılmıştır.
görsel
ertuğrul tabyası toprağa gömülü halde iken 2006 yılında restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır.
görsel
görsel
►seddülbahir tabyası; seddülbahir kalesinin boğaza bakan tarafında bulunan tabyadır, 2. abdülhamid zamanında yapılmıştır.
görsel
►kayalık tepe tabyası; behramlı köyü yakınlarındaki kayalık tepe mevkiinde bulunan tabyadır. 2. abdülhamid döneminde yapılmıştır.
bitmedi...
bütün bu tabya ve bataryalarımızın dışında 18 mart 1915'te çanakkale'yi savunan bir bataryamız daha vardı.
►baykuş mesudiye tabyası;
bu tabyamız, mesudiye zırhlısı'ndan sökülen toplarla oluşturulmuştur.
son derece eski bir gemi olan mesudiye zırhlısı savaş öncesi çanakkale boğazını savunmak amacıyla yüzer tabya olarak kullanılmak için kıyıya yakın sığ suda demirlendi.
lakin savaşın hemen başlangıcında, 13 aralık 1914'te ingiliz b11 denizaltısı tarafından batırıldı.
alabora olan gemideki toplar söküldü ve baykuş tepe mevkii'ne yerleştirildi. gemi personeli de burada konuşlandı.
görsel
ve 18 mart 1915'te boğazın savunulmasında önemli rol oynadı.
baykuş mesudiye tabyası'nın bugünkü hali ise şöyle;
görsel
-------------------------
not: bu tabyalardan başka, çanakkale boğazı'nın anadolu yakasında bulunan turgut reis ve mesudiye tabyaları vardır, lakin bu tabyalar cumhuriyet döneminde yapılmıştır.
#tarih
#çanakkale
mart 1915...dahiliye nezareti...
talat paşa'nın odası...
odada birisi papaz görünümlü 2 ermeni, 1 güvenlik subayı ve 1 tutuklu yüzbaşı, talat paşa ve katibi olmak üzere toplam 6 kişi var...
tutuklu türk yüzbaşısı karı koca iki ermeniyi öldürmekle suçlanmış ve mahkeme tarafından idama mahkum edilmiştir...
talat paşa, son kez tutuklu yüzbaşının yüzüne bakar;
"evladım, suçun bu delillerle (ermenilerin ifadesini kastederek) sabit. mahkemenin verdiği kararı(idam) biliyorsun, söyleyeceğin başka bir şey var mı???"
diye sorar...
tutuklu yüzbaşı muammer kendinden emin cevaplar;
"şeriatın kestiği parmak acımaz paşam..."
talat paşa devam eder;
"o halde suçunu kabul ediyorsun..."
yüzbaşı yanıtlar;
"hayır paşam, ben masumum. esas olan allah'ın adaletidir. öbür dünyada rahat olacağıma inanıyorum..."
talat paşa'nın gözleri yaşarır. yüzbaşıya yönelir, omuzundan babacan bir tavırla kavrar ve yüzbaşı muammer'in hükmünü yüzüne söyler;
"yüzbaşı...ölüme mahkum edildin, eğer bizde hakkın kaldıysa helal et..."
yüzbaşı muammer, talat paşa'nın gözü yaşlı haline üzülerek onu yanıtlar;
"helal olsun paşam. allah vatana, millete zeval vermesin..."
yüzbaşı muammer son bir defa bir türk askeri gibi mertçe topuğunu yere vurur, çakı gibi selamını verir, huzurdan ayrılır...
yüzbaşı huzurdan ayrılırken, talat paşa'nın katibi feryad eder...
"ama paşam, ya yüzbaşı gerçekten masumsa, bu ikisinin ifadesi ile şerefli ve namuslu bir türk subayını idam etmemeliyiz..."
vallahi de billahi de babıali'deki dahiliye nezaretinin duvarları bu feryada şahittir.
talat paşa katibi susturur.
"ben de biliyorum yüzbaşımın masum olduğunu, ama onlar kan istediler, bu devlet onlara istedikleri kanı vermek zorunda..."
darağacı kurulur.
biri papaz olmak üzere iki ermeninin ifadesi ile yüzbaşı muammer kendini şehadete götürecek darağacına tek başına tırmanır, sandalyesini kendi ittirir...
tarihler 2-3 haziran 1921'i gösterdiğinde berlin adliyesinde görülen talat paşa davasında sanık sandalyesindeki sogomon tehliryan kendisine son söz verildiğinde her şeyi itiraf eder...
yüzbaşı muammer'i darağacına yollayanın kendi yalan ifadesi olduğunu, talat paşa ile ilk kez 1915'te dahiliye nezaretinde yüz yüze geldiğini ve talat paşa'nın huzurunda yalan ifade ile yüzbaşı muammer aleyhinde şahitlik yaptığını haykırır.
lakin mahkeme çoktan satın alınmıştır.
mahkemenin satın alınması yetmemiş, juri de satın alınmış, o da yetmemiş, adli tıptan sogomon tehliryan'ın nevrastani'ye(şizofren) bağlı sara hastası olduğuna dair kapı gibi rapor da tamam edilmişti.
sadece 2 gün süren mahkemede, masum talat paşa'nın katilinden bir ermeni milli kahramanı yaratılırken, şehit yüzbaşı muammer'in de ermeni komitacı papaz ve sogomon tehliryan'ın yalan ifadeleri ile idam edildiği tarihe not düşülmüştür...
tamamı yok hükmünde olan sözde ermeni soykırımı, başından sonuna dek yalan ve tutarsız bilgilerle savunulur ve türkiye'nin yıllarca gelin arşivleri açalım, işi tarihçilere bırakalım önerisine rağmen şeref yoksunu yalancı ermeniler tarafından bu teklif reddedilir...
oysa ki almanya'daki mahkemede sunulan tüm kanıtlar sahte belgeler ve dezenformasyon içermektedir, alman mahkeme arşivleri ve dava tutanakları görmek isteyenlere açıktır.
talat paşa davasındaki detaylara şuradan ulaşabilirsiniz;
https://www.atam.gov.tr/w...k%c3%bcmetinin-Tutumu.pdf
bugün ne yazık ki içimizdeki hainler bile ermeni soykırımı yalanına inanıp, onların dümen suyunda fikir beyan ediyor.
ve vatanını karşılıksız seven yüzbaşı muammer gibi nice vatanseverler haksız yere suçlanıyor...
yüzbaşı muammer soysuz ermenilerin iftiraları ile şehadete yürüyen yüzlerce kahramanımızdan sadece biri, tarihte ismi dahi geçmeyen bir kahramanımızdı.
bu hikaye yüzbaşı muammer'in hikayesiydi.
talat paşa'nın şehadetinin 100. yıldönümünde ermeni terörüne kurban giden tüm kahramanlarımızın ruhu şad olsun.
gözleri arkada kalmasın, kinimiz de öfkemiz de diridir...
içimizdeki ermenileri çok iyi biliyoruz...
#tarih
talat paşa'nın odası...
odada birisi papaz görünümlü 2 ermeni, 1 güvenlik subayı ve 1 tutuklu yüzbaşı, talat paşa ve katibi olmak üzere toplam 6 kişi var...
tutuklu türk yüzbaşısı karı koca iki ermeniyi öldürmekle suçlanmış ve mahkeme tarafından idama mahkum edilmiştir...
talat paşa, son kez tutuklu yüzbaşının yüzüne bakar;
"evladım, suçun bu delillerle (ermenilerin ifadesini kastederek) sabit. mahkemenin verdiği kararı(idam) biliyorsun, söyleyeceğin başka bir şey var mı???"
diye sorar...
tutuklu yüzbaşı muammer kendinden emin cevaplar;
"şeriatın kestiği parmak acımaz paşam..."
talat paşa devam eder;
"o halde suçunu kabul ediyorsun..."
yüzbaşı yanıtlar;
"hayır paşam, ben masumum. esas olan allah'ın adaletidir. öbür dünyada rahat olacağıma inanıyorum..."
talat paşa'nın gözleri yaşarır. yüzbaşıya yönelir, omuzundan babacan bir tavırla kavrar ve yüzbaşı muammer'in hükmünü yüzüne söyler;
"yüzbaşı...ölüme mahkum edildin, eğer bizde hakkın kaldıysa helal et..."
yüzbaşı muammer, talat paşa'nın gözü yaşlı haline üzülerek onu yanıtlar;
"helal olsun paşam. allah vatana, millete zeval vermesin..."
yüzbaşı muammer son bir defa bir türk askeri gibi mertçe topuğunu yere vurur, çakı gibi selamını verir, huzurdan ayrılır...
yüzbaşı huzurdan ayrılırken, talat paşa'nın katibi feryad eder...
"ama paşam, ya yüzbaşı gerçekten masumsa, bu ikisinin ifadesi ile şerefli ve namuslu bir türk subayını idam etmemeliyiz..."
vallahi de billahi de babıali'deki dahiliye nezaretinin duvarları bu feryada şahittir.
talat paşa katibi susturur.
"ben de biliyorum yüzbaşımın masum olduğunu, ama onlar kan istediler, bu devlet onlara istedikleri kanı vermek zorunda..."
darağacı kurulur.
biri papaz olmak üzere iki ermeninin ifadesi ile yüzbaşı muammer kendini şehadete götürecek darağacına tek başına tırmanır, sandalyesini kendi ittirir...
tarihler 2-3 haziran 1921'i gösterdiğinde berlin adliyesinde görülen talat paşa davasında sanık sandalyesindeki sogomon tehliryan kendisine son söz verildiğinde her şeyi itiraf eder...
yüzbaşı muammer'i darağacına yollayanın kendi yalan ifadesi olduğunu, talat paşa ile ilk kez 1915'te dahiliye nezaretinde yüz yüze geldiğini ve talat paşa'nın huzurunda yalan ifade ile yüzbaşı muammer aleyhinde şahitlik yaptığını haykırır.
lakin mahkeme çoktan satın alınmıştır.
mahkemenin satın alınması yetmemiş, juri de satın alınmış, o da yetmemiş, adli tıptan sogomon tehliryan'ın nevrastani'ye(şizofren) bağlı sara hastası olduğuna dair kapı gibi rapor da tamam edilmişti.
sadece 2 gün süren mahkemede, masum talat paşa'nın katilinden bir ermeni milli kahramanı yaratılırken, şehit yüzbaşı muammer'in de ermeni komitacı papaz ve sogomon tehliryan'ın yalan ifadeleri ile idam edildiği tarihe not düşülmüştür...
tamamı yok hükmünde olan sözde ermeni soykırımı, başından sonuna dek yalan ve tutarsız bilgilerle savunulur ve türkiye'nin yıllarca gelin arşivleri açalım, işi tarihçilere bırakalım önerisine rağmen şeref yoksunu yalancı ermeniler tarafından bu teklif reddedilir...
oysa ki almanya'daki mahkemede sunulan tüm kanıtlar sahte belgeler ve dezenformasyon içermektedir, alman mahkeme arşivleri ve dava tutanakları görmek isteyenlere açıktır.
talat paşa davasındaki detaylara şuradan ulaşabilirsiniz;
https://www.atam.gov.tr/w...k%c3%bcmetinin-Tutumu.pdf
bugün ne yazık ki içimizdeki hainler bile ermeni soykırımı yalanına inanıp, onların dümen suyunda fikir beyan ediyor.
ve vatanını karşılıksız seven yüzbaşı muammer gibi nice vatanseverler haksız yere suçlanıyor...
yüzbaşı muammer soysuz ermenilerin iftiraları ile şehadete yürüyen yüzlerce kahramanımızdan sadece biri, tarihte ismi dahi geçmeyen bir kahramanımızdı.
bu hikaye yüzbaşı muammer'in hikayesiydi.
talat paşa'nın şehadetinin 100. yıldönümünde ermeni terörüne kurban giden tüm kahramanlarımızın ruhu şad olsun.
gözleri arkada kalmasın, kinimiz de öfkemiz de diridir...
içimizdeki ermenileri çok iyi biliyoruz...
#tarih
şehadetinin 100. yıldönümünde rahmetle andığımız devlet büyüğü, hürriyet kahramanımız...
görsel
15 mart 1921 sabahı, berlin-charlottenburg, hardenberg caddesi...
talat paşa sabah erken saatlerde evinden ayrıldığı sırada charlottenburg sokaklarından tek el silah sesi duyuldu...
sokakta bir adam kanlar içinde yerde yatıyordu. başının arkasından vurulmuştu. katili hemen 5-10 adım ötede kurbanının öldüğünden emin olmak için bekliyordu.
görsel
vurulan kişi osmanlı devleti'nin eski sadrazamı ve ittihat ve terakki partisi'nin 1 numarası talat paşa'ydı...
görsel
talat paşa'yı evinin önünde pusuya düşürüp, kahpece arkasından vurarak şehit edense sogomon tehliryan'dı...
görsel
cinayet, taşnak terör örgütü'nün nemesis operasyonu kapsamında planlanmış ve işlenmişti.
nemesis operasyonlarının detayları, erivan'da yapılan taşnak partisi genel kurulundan gündeme gelmiş, suikast yapılacak ittihatçılar için görev dağılımı yapılmıştır.
bu suikast için sogomon tehliryan özellikle seçilmişti.
zira sogomon tehliryan, erzincan doğumlu bir ermeniydi, 1915'teki tehcir kararı ile birlikte ailesi erzincan'dan tehcir olundu.
böylece talat paşa'ya suikast düzenleyecek olan tehliryan'ın "şahsi intikam" aldığı algısı kolayca yapılabilecekti.
nitekim öyle de oldu.
dünyada bir eşine daha rastlanamayacak saçma mahkeme kararıyla sogomon tehliryan beraat etti.
talat paşa her ne kadar "paşa" sıfatına sahipse de kendisi bir sivildi.
ve talat paşa'yı şehadete götüren, ayrıca günümüzde hala uğraştığımız sözde ermeni soykırımı'nın olaylar zinciri, bizzat osmanlı devleti tarafından başlatılmıştı.
1. dünya savaşı sonrası işgale uğrayan istanbul'da işgalcilerin ilk yaptıkları işlerden biri, 1915 tehciri ile ilgili davalardı.
kendi şatafatlı yaşamlarını ve makamlarını korumak isteyen osmanlı yöneticileri, işgalcilerin isteği ile mahkemeler kuruyor ve ermeni tehciri sırasında görevli devlet adamlarını bu aşağılık mahkemelerinde yargılıyor ve idam cezasına çarptırıyorlardı.
örneğin; boğazlıyan kaymakamı kemal bey, işgalcilerle işbirliği içindeki soysuzlar tarafından yargılanmış ve idam edilmişti.
işte kurulan bu mahkemelerde talat paşa, enver paşa, cemal paşa, doktor nazım ve bahaeddin şakir gibi isimler yargılanmış ve suçlu bulunmuştu.
günümüzde sözde ermeni soykırımını dillendirenlerin temel dayanağı işte 1919'da kurulan bu tehcir ve taktil mahkemeleridir...
hal böyle olunca talat paşa, gıyaben yargılandığı tehcir ve taktil mahkemelerinde suçlu bulunup paşalık ünvanı geri alınınca da taşnak'ın nemesis operasyonu sonucunda şehit edilmesi de batı mahkemeleri tarafından haklı bulunmuş ve sogomon tehliryan bu cinayetten dolayı beraat etmiştir.
talat paşa'nın berlin'de şehit edilmesi işgal kuvvetleri için de çok önemliydi. zira berlin'deki talat paşa kurtuluş savaşımıza destek veriyor, tbmm hükümeti için bolşeviklerle ve diğer devletlerle görüşüyor, mustafa kemal paşa ile irtibatlı bir şekilde çalışıyordu.
berlin'de kahpece şehit edilen talat paşa'ya genç türkiye cumhuriyeti 1926 yılında sahip çıkmış, talat paşa'nın ailesine ev tahsis edilmiş ve şehit maaşı bağlanmıştır.
ayrıca talat paşa'nın berlin'deki türk mezarlığında bulunan naaşı, 1943 yılında alınan bakanlar kurulu kararı ile berlin'deki kabrinden alınarak, bayrağa sarılmış ve çiçekler içinde, özel bir vagonla istanbul'a getirilmiş, naaş sirkeci garında devlet töreni ile karşılanmış, top arabasına konulmak suretiyle abide-i hürriyet şehitliğine taşınarak burada defnedilmiştir.
görsel
görsel
görsel
çünkü bu cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir ve vatanına ihanet etmemiş her evladına muhakkak sahip çıkmıştır ve de çıkacaktır.
şehidimiz talat paşa'yı şehadetinin 100. senesinde saygı ve rahmet ile anıyorum.
ruhumuz ittihat bedenimiz terakki...
**********************
not: talat paşa'yı arkasından vurarak şehit eden sogomon tehliryan bugün ermenistan'ın milli kahramanlarından biridir.
bu kahpece işlenmiş cinayet, ermenistan tarihinin ve ermenilerin en önemli zaferidir.
bu yüzden ermenistan'da sogomon tehliryan'ı, talat paşa'nın kafasını ayağının altında betimleyen şu heykeli dikmişlerdir.
görsel
*********************
not2: talat paşa suikastini anlatan, 1986 yılında trt'nin yaptığı "duvardaki kan" dizisini izlemenizi öneririm.
#tarih
görsel
15 mart 1921 sabahı, berlin-charlottenburg, hardenberg caddesi...
talat paşa sabah erken saatlerde evinden ayrıldığı sırada charlottenburg sokaklarından tek el silah sesi duyuldu...
sokakta bir adam kanlar içinde yerde yatıyordu. başının arkasından vurulmuştu. katili hemen 5-10 adım ötede kurbanının öldüğünden emin olmak için bekliyordu.
görsel
vurulan kişi osmanlı devleti'nin eski sadrazamı ve ittihat ve terakki partisi'nin 1 numarası talat paşa'ydı...
görsel
talat paşa'yı evinin önünde pusuya düşürüp, kahpece arkasından vurarak şehit edense sogomon tehliryan'dı...
görsel
cinayet, taşnak terör örgütü'nün nemesis operasyonu kapsamında planlanmış ve işlenmişti.
nemesis operasyonlarının detayları, erivan'da yapılan taşnak partisi genel kurulundan gündeme gelmiş, suikast yapılacak ittihatçılar için görev dağılımı yapılmıştır.
bu suikast için sogomon tehliryan özellikle seçilmişti.
zira sogomon tehliryan, erzincan doğumlu bir ermeniydi, 1915'teki tehcir kararı ile birlikte ailesi erzincan'dan tehcir olundu.
böylece talat paşa'ya suikast düzenleyecek olan tehliryan'ın "şahsi intikam" aldığı algısı kolayca yapılabilecekti.
nitekim öyle de oldu.
dünyada bir eşine daha rastlanamayacak saçma mahkeme kararıyla sogomon tehliryan beraat etti.
talat paşa her ne kadar "paşa" sıfatına sahipse de kendisi bir sivildi.
ve talat paşa'yı şehadete götüren, ayrıca günümüzde hala uğraştığımız sözde ermeni soykırımı'nın olaylar zinciri, bizzat osmanlı devleti tarafından başlatılmıştı.
1. dünya savaşı sonrası işgale uğrayan istanbul'da işgalcilerin ilk yaptıkları işlerden biri, 1915 tehciri ile ilgili davalardı.
kendi şatafatlı yaşamlarını ve makamlarını korumak isteyen osmanlı yöneticileri, işgalcilerin isteği ile mahkemeler kuruyor ve ermeni tehciri sırasında görevli devlet adamlarını bu aşağılık mahkemelerinde yargılıyor ve idam cezasına çarptırıyorlardı.
örneğin; boğazlıyan kaymakamı kemal bey, işgalcilerle işbirliği içindeki soysuzlar tarafından yargılanmış ve idam edilmişti.
işte kurulan bu mahkemelerde talat paşa, enver paşa, cemal paşa, doktor nazım ve bahaeddin şakir gibi isimler yargılanmış ve suçlu bulunmuştu.
günümüzde sözde ermeni soykırımını dillendirenlerin temel dayanağı işte 1919'da kurulan bu tehcir ve taktil mahkemeleridir...
hal böyle olunca talat paşa, gıyaben yargılandığı tehcir ve taktil mahkemelerinde suçlu bulunup paşalık ünvanı geri alınınca da taşnak'ın nemesis operasyonu sonucunda şehit edilmesi de batı mahkemeleri tarafından haklı bulunmuş ve sogomon tehliryan bu cinayetten dolayı beraat etmiştir.
talat paşa'nın berlin'de şehit edilmesi işgal kuvvetleri için de çok önemliydi. zira berlin'deki talat paşa kurtuluş savaşımıza destek veriyor, tbmm hükümeti için bolşeviklerle ve diğer devletlerle görüşüyor, mustafa kemal paşa ile irtibatlı bir şekilde çalışıyordu.
berlin'de kahpece şehit edilen talat paşa'ya genç türkiye cumhuriyeti 1926 yılında sahip çıkmış, talat paşa'nın ailesine ev tahsis edilmiş ve şehit maaşı bağlanmıştır.
ayrıca talat paşa'nın berlin'deki türk mezarlığında bulunan naaşı, 1943 yılında alınan bakanlar kurulu kararı ile berlin'deki kabrinden alınarak, bayrağa sarılmış ve çiçekler içinde, özel bir vagonla istanbul'a getirilmiş, naaş sirkeci garında devlet töreni ile karşılanmış, top arabasına konulmak suretiyle abide-i hürriyet şehitliğine taşınarak burada defnedilmiştir.
görsel
görsel
görsel
çünkü bu cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir ve vatanına ihanet etmemiş her evladına muhakkak sahip çıkmıştır ve de çıkacaktır.
şehidimiz talat paşa'yı şehadetinin 100. senesinde saygı ve rahmet ile anıyorum.
ruhumuz ittihat bedenimiz terakki...
**********************
not: talat paşa'yı arkasından vurarak şehit eden sogomon tehliryan bugün ermenistan'ın milli kahramanlarından biridir.
bu kahpece işlenmiş cinayet, ermenistan tarihinin ve ermenilerin en önemli zaferidir.
bu yüzden ermenistan'da sogomon tehliryan'ı, talat paşa'nın kafasını ayağının altında betimleyen şu heykeli dikmişlerdir.
görsel
*********************
not2: talat paşa suikastini anlatan, 1986 yılında trt'nin yaptığı "duvardaki kan" dizisini izlemenizi öneririm.
#tarih
esasen osmanlı'nın yaptığı en iyi işlerden biri budur.
padişahların ve şehzadelerin eş olarak türk ve müslüman kadınları tercih etmemesinin sebepleri vardır.
hani bir laf var, "iki yahudi bir araya gelse şirket, üç türk bir araya gelse devlet kurarlar" diye...
türk devletlerin en büyük sıkıntısı budur.
herkes ağadır, paşadır, beydir.
herkes devleti yönetmek, kendi kafasına göre devlet kurmak ister.
bakınız osmanlı, anadolu'nun siyasi birliğini ancak ve ancak 16. yüzyılın başında sağlayabilmiştir.
oysa ki osmanlı, rumeli'deki birliğini ve siyasi düzenini, devlet teşkilatlarını anadolu'dan çok daha evvel tesis edebilmiştir.
osmanlı'nın anadolu'ya bu kadar geç hakim olmasının sebebi, anadolu'daki beyliklerdir.
anadolu'da osmanlı ile birlikte kurulan tüm beylikler osmanlı'ya problem olmuş, osmanlı siyasi birliğini sağlasa da, ankara savaşı sonrası beylikler yeniden hayat bulmuş ve ta 16. yüzyılın başına değin varlıklarını sürdürmüşlerdir.
işte osmanlı'da bunun bilincindeydi.
bu yüzden şehzadeler ve padişahlar kendilerine eş olarak türk kızlarını seçmezlerdi.
zira padişah eşi olacak türk kızının ailesi, güçlenebilir, ileride kendi hanedanlıklarını kurabilir ve osmanlı coğrafyasında hak iddia edebilirdi.
hele ki türk bir kadından doğacak şehzade osmanlı hanedanına dünür olacak aileye iyice siyasi nüfuz kazandırabilirdi...
bakınız, osmanlı'nın devlet teamüllerine göre, şayet osmanoğullarına mensup tahta geçecek bir şehzade kalmazsa, taht kırım hanedanlığına devrolunacaktı.
işte sırf bu yüzden osmanlı padişahları, kırım hanlarına karşı hep mesafeli olmuşlar, onlara karşı her zaman tetikte olmuşlardır. hatta belli etmeseler de osmanlı padilahları sırf hanedanlıklarına rakip olma olasılıklarından dolayı kırım hanedan mensuplarına karşı hep bir nefret duymuştur.
bunun en bilinen örneğini de osmanlı büyük bir acı ve yıkımla tecrübe etmiştir.
osmanlı padişahlarından 4. mehmet'in lakabı "avcı"dır. "avcı mehmet" olarak bilinir.
avcı mehmet osmanlı'nın en goygoycu, en zevk sefa düşkünü padişahlarından biridir, ama buna rağmen 39 senelik saltanatı "köprülüler dönemi" dolayısıyla rahat ve parlak geçmiştir.
lakin köprülülerin damadı olan sadrazam merzifonlu kara mustafa paşa 2. viyana kuşatmasını yapmış, başarısız olmuş ve bu başarısızlık ile birlikte osmanlı hızla gerilemeye başlamıştır.
işte 2. viyana kuşatmasındaki başarısızlığın nedenlerinden biri de osmanlı hanedanı ile kırım hanedanı (giraylar) arasındaki rekabettir.
viyana seferi sırasında kırım hanlığı makamında murat giray vardı, murat giray, osmanlı sarayında yetişmiş bir kırım şehzadesiydi, zaten kırım şehzadelerinden en az biri her zaman osmanlı sarayında rehin tutulurdu. adı rehine değildi tabi, ama hem onlar, hem osmanlı bir kırım şehzadesinin osmanlı sarayında rehin tutulduğunu bilir dillendirmezdi.
işte bu murat giray bizzat merzifonlu tarafından kırım hanlığına atanmıştı. lakin bir divan toplantısı sırasında merzifonlu, onu bulunduğu makama atayanın kendisi olduğunu azarlayarak hatırlatmış, bu da murat giray'ın gücüne gitmişti, bu durum padişah avcı mehmet'e yansıtıldığında da padişah bu hadiseyi görmezden gelmiş ve murat giray'a destek olmayarak onu rencide etmişti.
işte 2. viyana kuşatması esnasında murat giray kuşatma planına muhalefet etmiş, yine merzifonlu'dan azar işitmişti.
bu sebeple kırım hanı, tuna üzerinde savunması gereken müstahkem yerleri savunmamış ve jan sobieski komutasındaki lehistan(polonya) ordusunun viyana'ya yardıma gelmesine mani olmamış, bu yüzden de osmanlı büyük bir bozguna uğramıştı.
işte bu bozgunun altında yatan sebep, 2 türk hanedanlığının birbirleri ile içten içe olan rekabetidir.
osmanlı-kırım hanedanlığı arasındaki rekabetin bir benzeri de daha yakın zamanlarda (19. ve 20. yy) osmanlı hanedanı-kavalalı hanedanı arasında yaşanmıştır.
padişah abdülaziz ile kavalalı hanedanından prenses tevhide'nin dillere destan aşkı, ne yazık ki mutlu sonla bitmemiş, osmanlı hanedanının bekası için sadrazam keçecizade fuat paşa bu izdivaca engel olmuş ve abdülaziz, prenses tevhide ile evlilikten vazgeçmek zorunda kalmıştır.
bu ve benzer sebepler yüzünden osmanlı hanedanı, türk beylerinin türk kızları ile evlenip o beylerin de hanedana rakip olmasını engellemek için padişahlar ve şehzadeler türk kızları ile evlenmemişlerdir.
tabi bu durumun istisnai örnekleri vardır. örneğin genç osman'ın eşi bir türk kızıydı.
#tarih
padişahların ve şehzadelerin eş olarak türk ve müslüman kadınları tercih etmemesinin sebepleri vardır.
hani bir laf var, "iki yahudi bir araya gelse şirket, üç türk bir araya gelse devlet kurarlar" diye...
türk devletlerin en büyük sıkıntısı budur.
herkes ağadır, paşadır, beydir.
herkes devleti yönetmek, kendi kafasına göre devlet kurmak ister.
bakınız osmanlı, anadolu'nun siyasi birliğini ancak ve ancak 16. yüzyılın başında sağlayabilmiştir.
oysa ki osmanlı, rumeli'deki birliğini ve siyasi düzenini, devlet teşkilatlarını anadolu'dan çok daha evvel tesis edebilmiştir.
osmanlı'nın anadolu'ya bu kadar geç hakim olmasının sebebi, anadolu'daki beyliklerdir.
anadolu'da osmanlı ile birlikte kurulan tüm beylikler osmanlı'ya problem olmuş, osmanlı siyasi birliğini sağlasa da, ankara savaşı sonrası beylikler yeniden hayat bulmuş ve ta 16. yüzyılın başına değin varlıklarını sürdürmüşlerdir.
işte osmanlı'da bunun bilincindeydi.
bu yüzden şehzadeler ve padişahlar kendilerine eş olarak türk kızlarını seçmezlerdi.
zira padişah eşi olacak türk kızının ailesi, güçlenebilir, ileride kendi hanedanlıklarını kurabilir ve osmanlı coğrafyasında hak iddia edebilirdi.
hele ki türk bir kadından doğacak şehzade osmanlı hanedanına dünür olacak aileye iyice siyasi nüfuz kazandırabilirdi...
bakınız, osmanlı'nın devlet teamüllerine göre, şayet osmanoğullarına mensup tahta geçecek bir şehzade kalmazsa, taht kırım hanedanlığına devrolunacaktı.
işte sırf bu yüzden osmanlı padişahları, kırım hanlarına karşı hep mesafeli olmuşlar, onlara karşı her zaman tetikte olmuşlardır. hatta belli etmeseler de osmanlı padilahları sırf hanedanlıklarına rakip olma olasılıklarından dolayı kırım hanedan mensuplarına karşı hep bir nefret duymuştur.
bunun en bilinen örneğini de osmanlı büyük bir acı ve yıkımla tecrübe etmiştir.
osmanlı padişahlarından 4. mehmet'in lakabı "avcı"dır. "avcı mehmet" olarak bilinir.
avcı mehmet osmanlı'nın en goygoycu, en zevk sefa düşkünü padişahlarından biridir, ama buna rağmen 39 senelik saltanatı "köprülüler dönemi" dolayısıyla rahat ve parlak geçmiştir.
lakin köprülülerin damadı olan sadrazam merzifonlu kara mustafa paşa 2. viyana kuşatmasını yapmış, başarısız olmuş ve bu başarısızlık ile birlikte osmanlı hızla gerilemeye başlamıştır.
işte 2. viyana kuşatmasındaki başarısızlığın nedenlerinden biri de osmanlı hanedanı ile kırım hanedanı (giraylar) arasındaki rekabettir.
viyana seferi sırasında kırım hanlığı makamında murat giray vardı, murat giray, osmanlı sarayında yetişmiş bir kırım şehzadesiydi, zaten kırım şehzadelerinden en az biri her zaman osmanlı sarayında rehin tutulurdu. adı rehine değildi tabi, ama hem onlar, hem osmanlı bir kırım şehzadesinin osmanlı sarayında rehin tutulduğunu bilir dillendirmezdi.
işte bu murat giray bizzat merzifonlu tarafından kırım hanlığına atanmıştı. lakin bir divan toplantısı sırasında merzifonlu, onu bulunduğu makama atayanın kendisi olduğunu azarlayarak hatırlatmış, bu da murat giray'ın gücüne gitmişti, bu durum padişah avcı mehmet'e yansıtıldığında da padişah bu hadiseyi görmezden gelmiş ve murat giray'a destek olmayarak onu rencide etmişti.
işte 2. viyana kuşatması esnasında murat giray kuşatma planına muhalefet etmiş, yine merzifonlu'dan azar işitmişti.
bu sebeple kırım hanı, tuna üzerinde savunması gereken müstahkem yerleri savunmamış ve jan sobieski komutasındaki lehistan(polonya) ordusunun viyana'ya yardıma gelmesine mani olmamış, bu yüzden de osmanlı büyük bir bozguna uğramıştı.
işte bu bozgunun altında yatan sebep, 2 türk hanedanlığının birbirleri ile içten içe olan rekabetidir.
osmanlı-kırım hanedanlığı arasındaki rekabetin bir benzeri de daha yakın zamanlarda (19. ve 20. yy) osmanlı hanedanı-kavalalı hanedanı arasında yaşanmıştır.
padişah abdülaziz ile kavalalı hanedanından prenses tevhide'nin dillere destan aşkı, ne yazık ki mutlu sonla bitmemiş, osmanlı hanedanının bekası için sadrazam keçecizade fuat paşa bu izdivaca engel olmuş ve abdülaziz, prenses tevhide ile evlilikten vazgeçmek zorunda kalmıştır.
bu ve benzer sebepler yüzünden osmanlı hanedanı, türk beylerinin türk kızları ile evlenip o beylerin de hanedana rakip olmasını engellemek için padişahlar ve şehzadeler türk kızları ile evlenmemişlerdir.
tabi bu durumun istisnai örnekleri vardır. örneğin genç osman'ın eşi bir türk kızıydı.
#tarih
19, yüzyılda bodrum'dan londra'ya taşınan ve şu an british museum'un farklı salonlarında ve merdiven galerilerinde sergilenmekte olan eşsiz mozaiklerdir...
görsel
görsel
görsel
görsel
tabi sevgili arkadaşlar sizlere bugüne değin yurtdışına kaçırılmış yahut padişahların izin vermesi ile yurtdışına çıkarılmış pek çok tarihi eserimizi sunmaya çalıştım.
(bkz: tarihi eserleri çalınırken uyuyan osmanlı)
(bkz: abdülhamid in yurtdışına kaptırdığı tarihi eserler)
amerika'dan avustralya'ya, ingiltere'den almanya'ya, fransa'dan rusya'ya kadar dünyanın birçok ülkesinde bizden çalınan/koparılan tarihi eserler sergileniyor. ben de bunları fırsat buldukça yazıyorum.
ama bu seferki hikayemiz bambaşka...
bodrum'dan ingiltere'ye götürülen bu halikarnas mozaiklerinin yurtdışına çıkarılma hikayesi yürekleri parçalayacak cinsten...
bu eserler, sultan abdülmecid'den alınan özel izinler ile halikarnassos'ta charles thomas newton liderliğinde yapılan kazılar sonucu gün ışığına çıkarıldı.
--------------------
(not; bu charles thomas newton, datça'daki knidos aslanı heykelini de bulup british museum'a götüren kişidir. knidos aslanı bugün british museum'un girişinde durmaktadır. (bkz: knidos aslanı/#42143796)
--------------------
bulunan bu eserlerin londra'ya götürülmesi için britanya büyükelçisi lord stratford canning bizzat padişah abdülmecid'in huzuruna çıkarak izin aldı.
üstelik abdülmecid sadece izin vermekle kalmadı.
eserlerin londra'ya taşınması için ödenecek nakliye masraflarını da bizzat kendisi ödedi...
çünkü, lord stratford canning abdülmecid'in babası 2. mahmud'un yakın dostuydu, abdülmecid lord canning ile babası gibi iyi bir dostluk kurmak, ingilizlere şirin gözükmek istiyordu...
eh...ingilizler kırım savaşı dolayısıyla da müttefikmimizdi. ayrıca ingilizlerle olan bu müttefiklik durumu sayesinde osmanlı istediği zaman, istediği meblağda borç para alabiliyor, alınan bu borçlarla da şatafatlı saraylar yapılıyordu.
(bkz: osmanlı nın çökerken şatafatlı saraylar yaptırması)
işte lord canning'de, abdülmecid'in nasıl büyük bir ingiliz dostu olduğunu kraliçesine bildirmiş, kraliçe de abdülmecid'i bağlılığı ve dostluğundan ötürü dizbağı nişanı (bkz: order of the garter) ile ödüllendirmişti.
abdülmecid de, kraliçe tarafından ödüllendirilmesini sağlayan dostu lord stratford canning'e bir jest yapmak istemiş ve halikarnas mozaiklerini londra'ya götürmesine müsade etmiş üstelik nakliye bedellerini de kendisi ödeyerek ingiliz dostlarına jest(!) yapmıştır...
diyecek söz bulamıyor insan değil mi?
kendini osmanlı torunu zannedenlere gösterin hep bunları sevgili arkadaşlar.
gösterin de osmanlı'nın son dönemde nasıl insanlar tarafından yönetildiğini, ülkemizin nasıl yağmalandığını öğrensinler...
#tarih
#arkeoloji
görsel
görsel
görsel
görsel
tabi sevgili arkadaşlar sizlere bugüne değin yurtdışına kaçırılmış yahut padişahların izin vermesi ile yurtdışına çıkarılmış pek çok tarihi eserimizi sunmaya çalıştım.
(bkz: tarihi eserleri çalınırken uyuyan osmanlı)
(bkz: abdülhamid in yurtdışına kaptırdığı tarihi eserler)
amerika'dan avustralya'ya, ingiltere'den almanya'ya, fransa'dan rusya'ya kadar dünyanın birçok ülkesinde bizden çalınan/koparılan tarihi eserler sergileniyor. ben de bunları fırsat buldukça yazıyorum.
ama bu seferki hikayemiz bambaşka...
bodrum'dan ingiltere'ye götürülen bu halikarnas mozaiklerinin yurtdışına çıkarılma hikayesi yürekleri parçalayacak cinsten...
bu eserler, sultan abdülmecid'den alınan özel izinler ile halikarnassos'ta charles thomas newton liderliğinde yapılan kazılar sonucu gün ışığına çıkarıldı.
--------------------
(not; bu charles thomas newton, datça'daki knidos aslanı heykelini de bulup british museum'a götüren kişidir. knidos aslanı bugün british museum'un girişinde durmaktadır. (bkz: knidos aslanı/#42143796)
--------------------
bulunan bu eserlerin londra'ya götürülmesi için britanya büyükelçisi lord stratford canning bizzat padişah abdülmecid'in huzuruna çıkarak izin aldı.
üstelik abdülmecid sadece izin vermekle kalmadı.
eserlerin londra'ya taşınması için ödenecek nakliye masraflarını da bizzat kendisi ödedi...
çünkü, lord stratford canning abdülmecid'in babası 2. mahmud'un yakın dostuydu, abdülmecid lord canning ile babası gibi iyi bir dostluk kurmak, ingilizlere şirin gözükmek istiyordu...
eh...ingilizler kırım savaşı dolayısıyla da müttefikmimizdi. ayrıca ingilizlerle olan bu müttefiklik durumu sayesinde osmanlı istediği zaman, istediği meblağda borç para alabiliyor, alınan bu borçlarla da şatafatlı saraylar yapılıyordu.
(bkz: osmanlı nın çökerken şatafatlı saraylar yaptırması)
işte lord canning'de, abdülmecid'in nasıl büyük bir ingiliz dostu olduğunu kraliçesine bildirmiş, kraliçe de abdülmecid'i bağlılığı ve dostluğundan ötürü dizbağı nişanı (bkz: order of the garter) ile ödüllendirmişti.
abdülmecid de, kraliçe tarafından ödüllendirilmesini sağlayan dostu lord stratford canning'e bir jest yapmak istemiş ve halikarnas mozaiklerini londra'ya götürmesine müsade etmiş üstelik nakliye bedellerini de kendisi ödeyerek ingiliz dostlarına jest(!) yapmıştır...
diyecek söz bulamıyor insan değil mi?
kendini osmanlı torunu zannedenlere gösterin hep bunları sevgili arkadaşlar.
gösterin de osmanlı'nın son dönemde nasıl insanlar tarafından yönetildiğini, ülkemizin nasıl yağmalandığını öğrensinler...
#tarih
#arkeoloji
çorum valisine ve de iskilipli atıf adlı vatan haini teröristi sevenlere mavi ekran verdirecek gerçek...
kurtuluş savaşımız aleyhinde faaliyetlerde bulunan, düşmanla işbirliği yapan ve halkı isyana teşvik ettiği için istiklal mahkemesi tarafından suçlu bulunarak idam edilen iskilipli atıf adlı vatan haini terörist, istiklal mahkemesinin aldığı idam kararı sonrası mustafa kemal paşa ve ismet paşa'ya ulaştırılması üzerine sözlü ifadede bulunmuş, bulunduğu ifadesinde de islediği suçları idrak ettiğini, pişman olduğunu, idam cezasının affedilmesini ve hapis cezasına çevrilmesini talep etmiş.
vatan haini terörist iskilipli atıf'ın istiklal mahkemesi tutanaklarına geçen ve halihazırda tbmm arşivinde bulunan ifadesi şöyle;
--- spoiler ---
Atıf Hoca’nın kable’l-idam söylediği ifadatı:
Mustafa Kemal Paşa ve ismet Paşa hazretlerinin merhametlerine dehalet ederim ve bizi aflarını rica ediyorum.
Hiç olmazsa cezamızın yüz bir seneye iblağını rica ediyorum.
Başka bir diyeceğim yoktur.
Bendeniz Türk oğlu Türk’üm. Benim gibi bir şahsiyet yirmi otuz senede yetişebilir. imha bir fazilet değildir.
Dağ başındaki şaki de yapabilir, şaki de imha olabilir.
Demek ki bu fazilet değildir. Fazilet ihya ve ıslahtır. imha etmemeli, bizim bilmediğimiz kusurlarımız varsa o cihetten ıslaha sevk etmeli ve aklen söylenilen sözleri idrak [edecek] kabiliyetteyim.
Bilhassa Gazi Paşa ve ismet Paşa hazretleri memlekette müdrik insanların çoğalmasını görüyorum ve kendilerinin o kabiliyette olduklarını müdrikim. Bu is’afımız sem’-i devletlerine vasıl olursa çırağen bizi imhadan vazgeçerek ıslah tarikini emredeceği ümidindeyim.
Onun için kararımızın “101” seneye tahvilini emir buyursunlar.
--- spoiler ---
kaynak: tbmm arşivleri istiklal mahkemesi tutanakları.
görsel;
görsel
kaynak link;
https://www.aykiri.com.tr...-sucunu-kabul-ediyor/340/
iskilipli atıf adlı vatan haini terörist ile ilgili mahkeme tutanakları ve mahkeme kararlarının hepsi tbmm arşivlerindedir.
ve bu gerçeklerin hepsi, siyasal islamcıların talepleri üzerine ortaya çıkarılmıştır.
güya iskilipli atıf haininin şapka takmadığı için idam edildiğini ortaya çıkarmak isteyen bugün kendini mesih olarak lanse eden hasan mezarcı 1992 yılında tbmm insan hakları komisyonuna başvurarak iskilipli atıf'ın mahkeme tutanaklarını istemiş, hasan mezarcı'ya verilen mahkeme tutanaklarında da iskilipli atıf'ın halkı isyana teşvik etmek suçundan idam edildiği anlaşılmıştır.
****************
ekler:
1-)iskilipli atıf kimdir ve niçin idam edilmiştir;
(bkz: iskilipli atıf hainini bilale anlatır gibi anlatım/#38804095)
2-)iskilipli atıf'ın mahkeme tutanakları ve resmi belgelerin tamamı;
(bkz: iskilipli atıf ın mahkeme karar tutanağı/#42807630)
3-)iskilipli atıf sadece cumhuriyete ve atatürk'e düşman değildi, kendisi abdülhamid'e de düşmandı, yeniliklere reforma karşı bir yobazdı.
(bkz: abdülhamid in iskilipli atıf ı sürgün etmesi/#44423971)
#tarih
kurtuluş savaşımız aleyhinde faaliyetlerde bulunan, düşmanla işbirliği yapan ve halkı isyana teşvik ettiği için istiklal mahkemesi tarafından suçlu bulunarak idam edilen iskilipli atıf adlı vatan haini terörist, istiklal mahkemesinin aldığı idam kararı sonrası mustafa kemal paşa ve ismet paşa'ya ulaştırılması üzerine sözlü ifadede bulunmuş, bulunduğu ifadesinde de islediği suçları idrak ettiğini, pişman olduğunu, idam cezasının affedilmesini ve hapis cezasına çevrilmesini talep etmiş.
vatan haini terörist iskilipli atıf'ın istiklal mahkemesi tutanaklarına geçen ve halihazırda tbmm arşivinde bulunan ifadesi şöyle;
--- spoiler ---
Atıf Hoca’nın kable’l-idam söylediği ifadatı:
Mustafa Kemal Paşa ve ismet Paşa hazretlerinin merhametlerine dehalet ederim ve bizi aflarını rica ediyorum.
Hiç olmazsa cezamızın yüz bir seneye iblağını rica ediyorum.
Başka bir diyeceğim yoktur.
Bendeniz Türk oğlu Türk’üm. Benim gibi bir şahsiyet yirmi otuz senede yetişebilir. imha bir fazilet değildir.
Dağ başındaki şaki de yapabilir, şaki de imha olabilir.
Demek ki bu fazilet değildir. Fazilet ihya ve ıslahtır. imha etmemeli, bizim bilmediğimiz kusurlarımız varsa o cihetten ıslaha sevk etmeli ve aklen söylenilen sözleri idrak [edecek] kabiliyetteyim.
Bilhassa Gazi Paşa ve ismet Paşa hazretleri memlekette müdrik insanların çoğalmasını görüyorum ve kendilerinin o kabiliyette olduklarını müdrikim. Bu is’afımız sem’-i devletlerine vasıl olursa çırağen bizi imhadan vazgeçerek ıslah tarikini emredeceği ümidindeyim.
Onun için kararımızın “101” seneye tahvilini emir buyursunlar.
--- spoiler ---
kaynak: tbmm arşivleri istiklal mahkemesi tutanakları.
görsel;
görsel
kaynak link;
https://www.aykiri.com.tr...-sucunu-kabul-ediyor/340/
iskilipli atıf adlı vatan haini terörist ile ilgili mahkeme tutanakları ve mahkeme kararlarının hepsi tbmm arşivlerindedir.
ve bu gerçeklerin hepsi, siyasal islamcıların talepleri üzerine ortaya çıkarılmıştır.
güya iskilipli atıf haininin şapka takmadığı için idam edildiğini ortaya çıkarmak isteyen bugün kendini mesih olarak lanse eden hasan mezarcı 1992 yılında tbmm insan hakları komisyonuna başvurarak iskilipli atıf'ın mahkeme tutanaklarını istemiş, hasan mezarcı'ya verilen mahkeme tutanaklarında da iskilipli atıf'ın halkı isyana teşvik etmek suçundan idam edildiği anlaşılmıştır.
****************
ekler:
1-)iskilipli atıf kimdir ve niçin idam edilmiştir;
(bkz: iskilipli atıf hainini bilale anlatır gibi anlatım/#38804095)
2-)iskilipli atıf'ın mahkeme tutanakları ve resmi belgelerin tamamı;
(bkz: iskilipli atıf ın mahkeme karar tutanağı/#42807630)
3-)iskilipli atıf sadece cumhuriyete ve atatürk'e düşman değildi, kendisi abdülhamid'e de düşmandı, yeniliklere reforma karşı bir yobazdı.
(bkz: abdülhamid in iskilipli atıf ı sürgün etmesi/#44423971)
#tarih
istanbul edirnekapı şehitliğinde bir mezar var.
görsel
çerkez hasan'ın mezarı...
burası bizzat sultan 2. abdülhamid tarafından yaptırılmış ve sultan abdülhamid tarafından mezara şu kitabe konulmuş;
"Ümerâ ve guzât-ı çerâkiseden ismâil Bey'in oğlu olup, genç yaşında velînîmeti uğrunda fedâ-yı cân eden Çerkes Hasan Bey'in kabridir..."
çerkes hasan ilk olarak fetöcüler tarafından 2008-2009 yıllarında bir kahraman olarak piyasaya sürüldü.
daha sonra kendisi "şehit" olarak anılmaya başlandı.
mezarı bağında anma etkinlikleri düzenlendi.
hatta ve hatta 2014 yılında trt'de yayınlanan filinta adlı dizide de çerkez hasan'ın konak baskını ve idamı işlendi...
2003 yılından itibaren alternatif tarih yazanlar, alternatif tarihlerine olmayan hayali kahramanlar arıyorlardı, bunun için de bir terörist olan çerkez hasan'ı kahraman olarak vitrine çıkarmışlardı.
ardından 15 temmuz darbe girişimi oldu.
fetö ile yollar ayrılsa da, fetö'nün başlattığı alternatif tarih yazımı hızını kesmedi.
öyle ki, bu alternatif tarih yazıcıları, çerkez hasan'ı, şehit ömer halisdemir ile özdeşleştirdiler utanmadan...
görsel
alternatif tarih yaratıcıları tarafından "ilk halisdemir" olarak haber yapılan, abdülhamid tarafından kabri yapılıp kitabe konulan bu çerkez hasan kimdir peki???
başlıyorum...
bugün çerkez hasan ile ilgili araştırma yaptığınızda alternatif tarih yazıcılarının yaptığı algılar neticesinde şu sonuca varırsınız;
►çerkez hasan abdülaziz'in intikamını almış.
►darbeci paşaların hepsini vurmuş (10 paşa).
►ben askere silah çekmem demiş.
hepsi palavra...
öncelikle çerkez hasan'ı tanıyalım ki neden mithat paşa'nın konağını bastığını idrak edelim...
çerkez hasan denilen şahıs, padişah abdülaziz'in kayınçosu.
bunu detaylı olarak anlatmama gerek yok sanırım.
çerkez hasan'ın babası kimdir?
çerkez ismail bey...(orijinal adı da ismail değildir ayrıca)
bu ismail bey'in vazifesi, sarayın haremine cariye temin etmektir.
bir önceki padişah olan abdülmecid'in 2 gözdesi de ismail bey tarafından saraya sokulmuştur. eh, ismail bey de bunun karşılığında saraydan çok güzel ve yüklü miktarda bahşişler almış, zenginleşmiştir.
çerkez ismail kızını da abdülaziz'e vermek suretiyle saraya dünür olmuştur.
çerkez ismail artık saray dünürüdür.
sınıf atlamış, aristokrat olmuştur.
"artık cariye temini ile uğraşmak ayıp olur" diyerek bol akçeli işlere el atmış, galatalı bankerlere ortak olmuştur.
ismail bey'in 2 de yetişkin oğlu vardır.
damadına ricacı olur, oğulları osman ve hasan harbiye'ye alınırlar...
sınav yok, mülakat yok, liyakat yok.
çerkez hasan ve abisi, enişteleri sayesinde harbiyeli olmuşlar...
tabi eniştesi padişah olunca da harbiye'yi kolaylıkla bitirmişler ikisi de.
lakin padişah kayınçosu olan hasan ve osman'ın gözü yükseklerdeydi.
bir an önce paşa olmalıydılar.
o yüzden de rütbe almaları gerekirdi.
işte harbiyeyi bitirir bitirmez de fırsat ayaklarına gelmişti.
bağdat'ta bulunan 6. ordu için gönüllü subay kayıtları yapılıyordu. 6. ordu için gönüllü kayıt yaptıran subaylara otomatikman terfi verilecekti.
hasan hemen gidip kendini bağdat'taki 6. orduya kaydettirdi.
ve hasan hiçbir kıta hizmetinde bulunmadan yüzbaşı oldu. (abisi osman ise denizci olmuştur)
ama tabi ki hasan'ın istanbul'u bırakıp bağdat'a gitmeye niyeti yoktu.
eniştesinden ricacı oldu, geçici görev ile askeri şura yaverliğine getirildi.
böylece "bağdat'a gideceğim" deyip terfi alan ve yüzbaşı olan çerkez hasan bağdat'a gitmeyip yüzbaşı olarak istanbul'da kalmıştı.
tabi bu durum orduda rahatsızlığa yol açtı.
gelen tepkiler üzerine abdülaziz'in talimatıyla hasan, askeri şura yaverliğinden alındı ve saray yaverliğine geçirildi.
körün istediği bir göz, padişah ihsan eyledi iki göz...
bir sorun vardı.
hasan'ın saray yaveri olması için rütbesi yetersizdi.
şakkadanak bir kararname ile çerkez hasan'ın rütbesi yüzbaşılıktan solkolağalığına (yüzbaşı ve binbaşı arasında bir askeri rütbe) yükseltildi.
o artık abdülaziz'in büyük oğlu şehzade yusuf izzettin efendi'nin yaveriydi...
çerkez hasan'ın bu liyakatsiz yükselişine ordu komutanlarının ve serasker hüseyin avni paşa'nın (genelkurmay başkanı) oluru yoktu. lakin padişah kayınçosu olduğundan dolayı ses çıkaramamışlardı...
neyse...
derken abdülaziz devrildi.
ülkenin yönetimi artık mithat paşa, hüseyin avni paşa, rüştü paşa, raşit paşa, ahmet cevdet paşa ve kayserili ahmet paşa'dan oluşan devlet şurasının elindeydi.
bu sırada çerkez hasan'a vekaleten bulunduğu şehzade yaverliğinden azledildiği, asaleten bağlı olduğu bağdat'taki 6. ordudaki görevine ivedilikle iştirak etmesi gerektiğine dair emir tebliğ edildi.
tebligatta bizzat serasker hüseyin avni paşa'nın imzası vardı.
bir padişah kayınçosu olan, istanbul'da adeta bir prens hayatı yaşayan çerkez hasan, tabi ki buradaki hayatını terk edip bağdat'a gitmek istemiyordu.
maruzatını dile getirmek için hüseyin avni paşa'dan randevu talep etti ve huzuruna çıktı.
hüseyin avni paşa'nın cevabı ezici ve netti;
"evladım, sen 6. orduya katılma şartı ile yüzbaşı oldun, bu yaptığın şey doğru mu? bu yaptığın silah arkadaşlarına ayıp değil mi?..."
hüseyin avni paşa haklıydı.
ama çerkez hasan da bağdat'a gitmeye niyetli değildi.
hüseyin avni paşa ile birkaç kez daha görüştüler. netice alamadı.
fakat aradan geçen süre zarfında çerkez hasan'ın bağdat'a gitmediğini gören hüseyin avni paşa, onu son kez yanına çağırtmış, askeri şura başkanı redif paşa ile oturdukları yere gelen çerkez hasan'ın " derhal bağdat'a gideceksin, artık dayanacak bir yerin kalmadı..." diye azarlamıştı.
aradan iki gün daha geçmişti ki, çerkez hasan'ın bağdat'a gitmediği anlaşılınca yeniden seraskerliğe çağrıldı ve tutuklanarak hapsedildi.
hapsedilen çerkez hasan artık durumun ciddi olduğunu anlamış, emre itaat etmediği takdirde askerlikten atılıp ceza alacağına kanı getirmişti.
askeri şura başkanı redif paşa'ya bir dilekçe ile başvurdu ve şayet hapisten salınırsa derhal bağdat'a gideceğine dair şeref ve namus sözü verdi.
çerkez hasan verdiği şeref ve namus sözü üzerine hapisten salındı, kendisine bağdat'a gitmek için yüklüce bir yolluk tahsis edildi.
fakat görev yerine katılmak için hem şeref ve namus sözü veren, hem de yolluk alan çerkez hasan, görev yerine yine gitmedi, evine giderek yanına 4 tabanca 2 el bombası, 3 de kama alarak hüseyin avni paşa'nın konağına gitti.
lakin hüseyin avni paşa konağında değildi, mithat paşa'nın konağındaki toplantıya gitmişti. çerkez hasan da bu konağa geldi.
kapıdaki nöbetçilere hüseyin avni paşa'nın elini öpüp helallik isteyeceğini söyleyerek içeri girdi.
toplantının yapıldığı salonun önüne geldi, lakin buradaki paşa yaverleri toplantıyı bölemeyeceklerini, ya gitmesini ya da sessizce toplantının bitmesini beklemesini söylediler.
çerkez hasan bekleyeceğini söyleyerek aşağı inmek üzere hamle yaptı, lakin aşağı ineceğine, toplantının yapıldığı salonun olduğu bir üst kata çıktı.
buraya geldiğinde de kapıdaki görevliye; "beni tayyar paşa gönderdi, serasker paşaya iletilmek üzere çok önemli bir bilgi getirdim" dedi.
lakin orada da toplantıyı bölemeyeceklerini söylediler. bunun üzerine çerkez hasan "paşa'nın yaverini çağırın ona söyleyeyim o halde" dedi.
kapıdaki görevlilerden biri paşa'nın yaverini çağırmak için aşağıya gitti, yukarıda kalan tek nöbetçinin başına silahının kabzası ile vuran hasan toplantının yapıldığı salona girdi.
salona girer girmez hüseyin avni paşa'yı vurdu, hüseyin avni paşa silahına davranınca ikinci kurşunu da yiyerek orada öldü.
bu sırada odada bulunan mithat paşa, rüştü paşa ve ahmet cevdet paşa yandaki odaya kaçtılar. hariciye nazırı raşit paşa ise baygınlık geçirdi.
kaptanıderya kayserili ahmet paşa ise çerkez hasan'ın üzerine atlayarak onu yakaladı, lakin çerkez hasan kendisini yakalayan ahmet paşa'yı bıçakladı. ardından baygın bir şekilde yerde yatan raşit paşa'nın boğazını kesti.
bu sırada sesleri duyup odaya giren mithat paşa'nın korumalarından ahmet ağa'yı da gözünden vurdu. çerkez hasan, ahmet paşa'nın yaverini ise baldırından vurmuştu ki askerler salona girdiler.
çerkez hasan çaresiz bir şekilde teslim oldu ve çıkarıldığı mahkemede suçlarını itiraf ettiği belgeyi imzaladı, ardından da idam edildi.
görsel
görsel
şimdi, yukarıda yazdıklarım osmanlı arşivlerinde ve olayı anlatan kaynaklarda da geçer.
•yani çerkez hasan'ın abdülaziz'i deviren 10 tane paşayı öldürdüğü bir yalandır.
çerkez hasan hüseyin avni paşa ve baygın halde bulunan raşit paşa'yı öldürmüş, kayserili ahmet paşa'yı yaralamıştır.
görsel
•çerkez hasan'ın "ben askere silah çekmem, ateş etmem" dediği yalandır. zira çerkez hasan 2 askeri şehit etmiş, bir askeri de yaralamıştır.
•çerkez hasan'ın darbecilere hesap sormak amacıyla bu kabine toplantısını bastığı bir yalandır. zira çerkez hasan'ın darbeci denilen kişilerle bir sorunu yoktur, onun hüseyin avni paşa ile sorunu vardır ve onun asıl sorunu bağdat'a gitmek yerine istanbul'da kalmaktır.
-------------------------------------
5. murad'ın ardından tahta geçen 2. abdülhamid, tahta geçer geçmez çerkez hasan'a sahip çıkmış, onun idam edildiği dut ağacını kestirmiş ve çerkez hasan'ın kabrini yaptırıp buraya bir de kitabe koymuştur.
şimdi bu durumda bu olaydan sadece 2 ay sonra tahta geçen 2. abdülhamid'in çerkez hasan'ın yapmış olduğu bu eylemde bir parmağı var mıdır? yok mudur sizce?
liyakatsiz bir şekilde yüzbaşı olan, askerlik mesleğini yapmak yerine bir prens gibi istanbul'da dolaşan ve kendisine verilen görevi yerine getirmeyip kabine toplantısını basan bu çerkez hasan nasıl olur da şehit ömer halisdemir ile özdeşleştirilir???
zavallısınız.
alternatif tarih yazıp, sahte kahramanlar türetmeye çalışıyorsunuz. ama yalancısınız, bir o kadar da liyakatsiz ve de ahlaksız...
#tarih
görsel
çerkez hasan'ın mezarı...
burası bizzat sultan 2. abdülhamid tarafından yaptırılmış ve sultan abdülhamid tarafından mezara şu kitabe konulmuş;
"Ümerâ ve guzât-ı çerâkiseden ismâil Bey'in oğlu olup, genç yaşında velînîmeti uğrunda fedâ-yı cân eden Çerkes Hasan Bey'in kabridir..."
çerkes hasan ilk olarak fetöcüler tarafından 2008-2009 yıllarında bir kahraman olarak piyasaya sürüldü.
daha sonra kendisi "şehit" olarak anılmaya başlandı.
mezarı bağında anma etkinlikleri düzenlendi.
hatta ve hatta 2014 yılında trt'de yayınlanan filinta adlı dizide de çerkez hasan'ın konak baskını ve idamı işlendi...
2003 yılından itibaren alternatif tarih yazanlar, alternatif tarihlerine olmayan hayali kahramanlar arıyorlardı, bunun için de bir terörist olan çerkez hasan'ı kahraman olarak vitrine çıkarmışlardı.
ardından 15 temmuz darbe girişimi oldu.
fetö ile yollar ayrılsa da, fetö'nün başlattığı alternatif tarih yazımı hızını kesmedi.
öyle ki, bu alternatif tarih yazıcıları, çerkez hasan'ı, şehit ömer halisdemir ile özdeşleştirdiler utanmadan...
görsel
alternatif tarih yaratıcıları tarafından "ilk halisdemir" olarak haber yapılan, abdülhamid tarafından kabri yapılıp kitabe konulan bu çerkez hasan kimdir peki???
başlıyorum...
bugün çerkez hasan ile ilgili araştırma yaptığınızda alternatif tarih yazıcılarının yaptığı algılar neticesinde şu sonuca varırsınız;
►çerkez hasan abdülaziz'in intikamını almış.
►darbeci paşaların hepsini vurmuş (10 paşa).
►ben askere silah çekmem demiş.
hepsi palavra...
öncelikle çerkez hasan'ı tanıyalım ki neden mithat paşa'nın konağını bastığını idrak edelim...
çerkez hasan denilen şahıs, padişah abdülaziz'in kayınçosu.
bunu detaylı olarak anlatmama gerek yok sanırım.
çerkez hasan'ın babası kimdir?
çerkez ismail bey...(orijinal adı da ismail değildir ayrıca)
bu ismail bey'in vazifesi, sarayın haremine cariye temin etmektir.
bir önceki padişah olan abdülmecid'in 2 gözdesi de ismail bey tarafından saraya sokulmuştur. eh, ismail bey de bunun karşılığında saraydan çok güzel ve yüklü miktarda bahşişler almış, zenginleşmiştir.
çerkez ismail kızını da abdülaziz'e vermek suretiyle saraya dünür olmuştur.
çerkez ismail artık saray dünürüdür.
sınıf atlamış, aristokrat olmuştur.
"artık cariye temini ile uğraşmak ayıp olur" diyerek bol akçeli işlere el atmış, galatalı bankerlere ortak olmuştur.
ismail bey'in 2 de yetişkin oğlu vardır.
damadına ricacı olur, oğulları osman ve hasan harbiye'ye alınırlar...
sınav yok, mülakat yok, liyakat yok.
çerkez hasan ve abisi, enişteleri sayesinde harbiyeli olmuşlar...
tabi eniştesi padişah olunca da harbiye'yi kolaylıkla bitirmişler ikisi de.
lakin padişah kayınçosu olan hasan ve osman'ın gözü yükseklerdeydi.
bir an önce paşa olmalıydılar.
o yüzden de rütbe almaları gerekirdi.
işte harbiyeyi bitirir bitirmez de fırsat ayaklarına gelmişti.
bağdat'ta bulunan 6. ordu için gönüllü subay kayıtları yapılıyordu. 6. ordu için gönüllü kayıt yaptıran subaylara otomatikman terfi verilecekti.
hasan hemen gidip kendini bağdat'taki 6. orduya kaydettirdi.
ve hasan hiçbir kıta hizmetinde bulunmadan yüzbaşı oldu. (abisi osman ise denizci olmuştur)
ama tabi ki hasan'ın istanbul'u bırakıp bağdat'a gitmeye niyeti yoktu.
eniştesinden ricacı oldu, geçici görev ile askeri şura yaverliğine getirildi.
böylece "bağdat'a gideceğim" deyip terfi alan ve yüzbaşı olan çerkez hasan bağdat'a gitmeyip yüzbaşı olarak istanbul'da kalmıştı.
tabi bu durum orduda rahatsızlığa yol açtı.
gelen tepkiler üzerine abdülaziz'in talimatıyla hasan, askeri şura yaverliğinden alındı ve saray yaverliğine geçirildi.
körün istediği bir göz, padişah ihsan eyledi iki göz...
bir sorun vardı.
hasan'ın saray yaveri olması için rütbesi yetersizdi.
şakkadanak bir kararname ile çerkez hasan'ın rütbesi yüzbaşılıktan solkolağalığına (yüzbaşı ve binbaşı arasında bir askeri rütbe) yükseltildi.
o artık abdülaziz'in büyük oğlu şehzade yusuf izzettin efendi'nin yaveriydi...
çerkez hasan'ın bu liyakatsiz yükselişine ordu komutanlarının ve serasker hüseyin avni paşa'nın (genelkurmay başkanı) oluru yoktu. lakin padişah kayınçosu olduğundan dolayı ses çıkaramamışlardı...
neyse...
derken abdülaziz devrildi.
ülkenin yönetimi artık mithat paşa, hüseyin avni paşa, rüştü paşa, raşit paşa, ahmet cevdet paşa ve kayserili ahmet paşa'dan oluşan devlet şurasının elindeydi.
bu sırada çerkez hasan'a vekaleten bulunduğu şehzade yaverliğinden azledildiği, asaleten bağlı olduğu bağdat'taki 6. ordudaki görevine ivedilikle iştirak etmesi gerektiğine dair emir tebliğ edildi.
tebligatta bizzat serasker hüseyin avni paşa'nın imzası vardı.
bir padişah kayınçosu olan, istanbul'da adeta bir prens hayatı yaşayan çerkez hasan, tabi ki buradaki hayatını terk edip bağdat'a gitmek istemiyordu.
maruzatını dile getirmek için hüseyin avni paşa'dan randevu talep etti ve huzuruna çıktı.
hüseyin avni paşa'nın cevabı ezici ve netti;
"evladım, sen 6. orduya katılma şartı ile yüzbaşı oldun, bu yaptığın şey doğru mu? bu yaptığın silah arkadaşlarına ayıp değil mi?..."
hüseyin avni paşa haklıydı.
ama çerkez hasan da bağdat'a gitmeye niyetli değildi.
hüseyin avni paşa ile birkaç kez daha görüştüler. netice alamadı.
fakat aradan geçen süre zarfında çerkez hasan'ın bağdat'a gitmediğini gören hüseyin avni paşa, onu son kez yanına çağırtmış, askeri şura başkanı redif paşa ile oturdukları yere gelen çerkez hasan'ın " derhal bağdat'a gideceksin, artık dayanacak bir yerin kalmadı..." diye azarlamıştı.
aradan iki gün daha geçmişti ki, çerkez hasan'ın bağdat'a gitmediği anlaşılınca yeniden seraskerliğe çağrıldı ve tutuklanarak hapsedildi.
hapsedilen çerkez hasan artık durumun ciddi olduğunu anlamış, emre itaat etmediği takdirde askerlikten atılıp ceza alacağına kanı getirmişti.
askeri şura başkanı redif paşa'ya bir dilekçe ile başvurdu ve şayet hapisten salınırsa derhal bağdat'a gideceğine dair şeref ve namus sözü verdi.
çerkez hasan verdiği şeref ve namus sözü üzerine hapisten salındı, kendisine bağdat'a gitmek için yüklüce bir yolluk tahsis edildi.
fakat görev yerine katılmak için hem şeref ve namus sözü veren, hem de yolluk alan çerkez hasan, görev yerine yine gitmedi, evine giderek yanına 4 tabanca 2 el bombası, 3 de kama alarak hüseyin avni paşa'nın konağına gitti.
lakin hüseyin avni paşa konağında değildi, mithat paşa'nın konağındaki toplantıya gitmişti. çerkez hasan da bu konağa geldi.
kapıdaki nöbetçilere hüseyin avni paşa'nın elini öpüp helallik isteyeceğini söyleyerek içeri girdi.
toplantının yapıldığı salonun önüne geldi, lakin buradaki paşa yaverleri toplantıyı bölemeyeceklerini, ya gitmesini ya da sessizce toplantının bitmesini beklemesini söylediler.
çerkez hasan bekleyeceğini söyleyerek aşağı inmek üzere hamle yaptı, lakin aşağı ineceğine, toplantının yapıldığı salonun olduğu bir üst kata çıktı.
buraya geldiğinde de kapıdaki görevliye; "beni tayyar paşa gönderdi, serasker paşaya iletilmek üzere çok önemli bir bilgi getirdim" dedi.
lakin orada da toplantıyı bölemeyeceklerini söylediler. bunun üzerine çerkez hasan "paşa'nın yaverini çağırın ona söyleyeyim o halde" dedi.
kapıdaki görevlilerden biri paşa'nın yaverini çağırmak için aşağıya gitti, yukarıda kalan tek nöbetçinin başına silahının kabzası ile vuran hasan toplantının yapıldığı salona girdi.
salona girer girmez hüseyin avni paşa'yı vurdu, hüseyin avni paşa silahına davranınca ikinci kurşunu da yiyerek orada öldü.
bu sırada odada bulunan mithat paşa, rüştü paşa ve ahmet cevdet paşa yandaki odaya kaçtılar. hariciye nazırı raşit paşa ise baygınlık geçirdi.
kaptanıderya kayserili ahmet paşa ise çerkez hasan'ın üzerine atlayarak onu yakaladı, lakin çerkez hasan kendisini yakalayan ahmet paşa'yı bıçakladı. ardından baygın bir şekilde yerde yatan raşit paşa'nın boğazını kesti.
bu sırada sesleri duyup odaya giren mithat paşa'nın korumalarından ahmet ağa'yı da gözünden vurdu. çerkez hasan, ahmet paşa'nın yaverini ise baldırından vurmuştu ki askerler salona girdiler.
çerkez hasan çaresiz bir şekilde teslim oldu ve çıkarıldığı mahkemede suçlarını itiraf ettiği belgeyi imzaladı, ardından da idam edildi.
görsel
görsel
şimdi, yukarıda yazdıklarım osmanlı arşivlerinde ve olayı anlatan kaynaklarda da geçer.
•yani çerkez hasan'ın abdülaziz'i deviren 10 tane paşayı öldürdüğü bir yalandır.
çerkez hasan hüseyin avni paşa ve baygın halde bulunan raşit paşa'yı öldürmüş, kayserili ahmet paşa'yı yaralamıştır.
görsel
•çerkez hasan'ın "ben askere silah çekmem, ateş etmem" dediği yalandır. zira çerkez hasan 2 askeri şehit etmiş, bir askeri de yaralamıştır.
•çerkez hasan'ın darbecilere hesap sormak amacıyla bu kabine toplantısını bastığı bir yalandır. zira çerkez hasan'ın darbeci denilen kişilerle bir sorunu yoktur, onun hüseyin avni paşa ile sorunu vardır ve onun asıl sorunu bağdat'a gitmek yerine istanbul'da kalmaktır.
-------------------------------------
5. murad'ın ardından tahta geçen 2. abdülhamid, tahta geçer geçmez çerkez hasan'a sahip çıkmış, onun idam edildiği dut ağacını kestirmiş ve çerkez hasan'ın kabrini yaptırıp buraya bir de kitabe koymuştur.
şimdi bu durumda bu olaydan sadece 2 ay sonra tahta geçen 2. abdülhamid'in çerkez hasan'ın yapmış olduğu bu eylemde bir parmağı var mıdır? yok mudur sizce?
liyakatsiz bir şekilde yüzbaşı olan, askerlik mesleğini yapmak yerine bir prens gibi istanbul'da dolaşan ve kendisine verilen görevi yerine getirmeyip kabine toplantısını basan bu çerkez hasan nasıl olur da şehit ömer halisdemir ile özdeşleştirilir???
zavallısınız.
alternatif tarih yazıp, sahte kahramanlar türetmeye çalışıyorsunuz. ama yalancısınız, bir o kadar da liyakatsiz ve de ahlaksız...
#tarih
sfenksler, kafa kısmı hayvan veya insan, gövdesi ise uzanan bir aslan şeklini alan heykellerdir.
antik kültürlerde (hint, mısır, mezopotamya, anadolu, yunan) sfenks heykelleri çok yaygındır.
en bilineni tabi ki gize'deki büyük sfenkstir.
görsel
lakin antik mısır'da sfenks'e sfenks denmezdi.
Sfenks’in yapıldığı dönemde "efsanevi yaratık" olarak adlandırdıkları varlık bilinmemektedir ve tarihin bir gizemidir. Eski Krallık'tan sfenksin ilk adını belirleyen bilinen hiçbir metin yoktur.
sfenks, yeni krallık döneminde yapılan piramitlerden (3500 yıl önce) çok daha eskidir.
yani antik mısırlılar, sfenkse antik bir eser olarak bakıyorlardı.
yakın tarihlere kadar sfenksin 4. krallık döneminde (mö 2500'ler) yapıldığı tahmin ediliyordu, lakin yapılan araştırmalar bunun yanlış olduğunu ve gize sfenksinin 4. krallıktan önce, 3. krallık döneminde (eski krallık) hatta bundan daha eski tarih öncesi çağlarda yapıldığını ortaya çıkarmıştır.
sfenksi kimin, ne zaman yaptığı hala meçhuldür.
görsel
işte kimin yaptığı meçhul olan bu sfenkse antik Mısırlılar "ufuk horusu" anlamına gelen "Hor-em-akhet" demişlerdir.
yeni krallıktan firavun 4. Tutmosis, sfenksin kolları arasında bulunan Dream Stele’i diktirdi. Daha sonra Hor-em-akhet'e özel bir atıfta bulundu ve yapı bu adla anılmaya başlandı.
sfenks kelimesi ise kökeni yunanca olan bir kelimedir ve antik mısır panteonunda yer alan diğer tüm tanrı ve tanrıça isimleri de yunanca kökenlidir.
yani, hint avrupa odaklı tarihçilik anlayışı, kendi tarihlerini baskın kılmak için antik mısır tarihini de kendilerine uyarlamışlardır. sfenks ismi de bu tarih soykırımının en güzel örneğidir.
#tarih
antik kültürlerde (hint, mısır, mezopotamya, anadolu, yunan) sfenks heykelleri çok yaygındır.
en bilineni tabi ki gize'deki büyük sfenkstir.
görsel
lakin antik mısır'da sfenks'e sfenks denmezdi.
Sfenks’in yapıldığı dönemde "efsanevi yaratık" olarak adlandırdıkları varlık bilinmemektedir ve tarihin bir gizemidir. Eski Krallık'tan sfenksin ilk adını belirleyen bilinen hiçbir metin yoktur.
sfenks, yeni krallık döneminde yapılan piramitlerden (3500 yıl önce) çok daha eskidir.
yani antik mısırlılar, sfenkse antik bir eser olarak bakıyorlardı.
yakın tarihlere kadar sfenksin 4. krallık döneminde (mö 2500'ler) yapıldığı tahmin ediliyordu, lakin yapılan araştırmalar bunun yanlış olduğunu ve gize sfenksinin 4. krallıktan önce, 3. krallık döneminde (eski krallık) hatta bundan daha eski tarih öncesi çağlarda yapıldığını ortaya çıkarmıştır.
sfenksi kimin, ne zaman yaptığı hala meçhuldür.
görsel
işte kimin yaptığı meçhul olan bu sfenkse antik Mısırlılar "ufuk horusu" anlamına gelen "Hor-em-akhet" demişlerdir.
yeni krallıktan firavun 4. Tutmosis, sfenksin kolları arasında bulunan Dream Stele’i diktirdi. Daha sonra Hor-em-akhet'e özel bir atıfta bulundu ve yapı bu adla anılmaya başlandı.
sfenks kelimesi ise kökeni yunanca olan bir kelimedir ve antik mısır panteonunda yer alan diğer tüm tanrı ve tanrıça isimleri de yunanca kökenlidir.
yani, hint avrupa odaklı tarihçilik anlayışı, kendi tarihlerini baskın kılmak için antik mısır tarihini de kendilerine uyarlamışlardır. sfenks ismi de bu tarih soykırımının en güzel örneğidir.
#tarih
kaynağı fethullahçı mustafa armağan olan safsata...
görsel
arkanıza yaslanın ve takip edin şimdi...
fethullah'ın sözde tarihçisi (ki asıl mesleği tarihçilik değildir, tarih eğitimi ve diploması yoktur) mustafa armağan, "edirne'yi bile askersiz bırakma sözü vermişiz" diyor, iddiasını da lozan antlaşmasının 23. maddesine dayandırıyor.
ulan mustafa...
ülkeler arasındaki ilişkiler sözle olmaz, senetle, antlaşma ile olur.
yani bir yanda lozan'ın 23. maddesi deyip, bir satır altında "söz vermişiz" demek nasıl bir tutarsızlıktır?
ülkeler arasındaki antlaşmalar kağıt üzerinde olur, belgelidir, resmi evraktır. sözle olmaz kuşbeyinli...
neyse...
şimdi mustafa armağan'ın bahsettiği lozan'ın 23. maddesine bakalım.
sevgili arkadaşlar; lozan antlaşması'nın tam metni şuradadır.
http://sam.baskent.edu.tr/belge/Lozan_TR.pdf
ve ilgili lozan antlaşmasının 23. maddesinin tam metni şöyledir;
bağıtlı yüksek taraflar, boğazlar rejimine ilişkin bugün yapılmış sözleşmede açıklandığı üzere, çanakkale boğazında, marmara denizinde ve karadeniz boğazında denizden ve havadan, gerek barış, gerek savaş zamanlarında özgürce geçiş ve gidiş geliş ilkesini kabul ve açıklama konusunda anlaşmışlardır. bu sözleşme, buradaki yüksek bağıtlı taraflar için, işbu andlaşmada yazılmış olsa idi onun sahip olacağı güç ve değerin tıpkısına sahip olacaktır.
şu da görseli;
görsel
şimdi siz bu ilgili maddede, edirne askersiz bırakılacak, yahut trakya'da türk askeri bulunmayacak diye bir ibare görüyor musunuz?
ben göremedim.
bakınız 1938 yılından önce edirne'de türk askeri yoktu diyenler için resmi bir belge sunuyorum.
(bkz: trakya manevraları)
nedir trakya manevraları?
trakya manevraları türk silahlı kuvvetleri'nin 1937 senesinde yaptığı, dosta güven, düşmana korku veren tatbikatlardır.
trakya manevralarına tam 200 bin askerimiz katılmış, bizzat mustafa kemal atatürk tarafından takip edilmiş, ve mareşal fevzi çakmak tarafından yönetilmiştir.
kurtuluş savaşımızın muzaffer komutanlarının tamamı, 15 sene sonra yine tam kadro olarak sahadadır trakya manevralarında.
şampiyonlar ligi gibi adeta...
ve trakya manevraları sırasında edirne'de çekilmiş şu fotoğrafları sunuyorum sizlere;
ağustos 1937-mareşal fevzi çakmak trakya manevralarına izleyici olarak davet edilen afganistan, yugoslavya, bulgaristan, ırak, iran, romanya ve yunanistan genelkurmay başkanlarıyla selimiye camii ziyaretinde;
görsel
görsel
yani türk silahlı kuvvetleri, mareşal düzeyinde ve 200 bin kişilik bir kuvvetle edirne'de, üstelik gücümüzü dosta düşmana göstermek için en üst düzey konuklarımız da misafirimiz.
peki başlıkta ne diyorlar?
türk ordusu 1938'e kadar edirne'de yoktu diyorlar.
adamı önce mareşal fevzi çakmak çarpar, atatürk' e gerek bile kalmaz...
sonuç: edirne'de ve trakya'da türk askeri bulunamaz diye bir lozan maddesi yok. türk askeri 1938'den önce de edirne'de ve trakya'da vardı.
başka bir çamur at izi kalsın başlığında görüşmek üzere, hoşçakalın.
#tarih
görsel
arkanıza yaslanın ve takip edin şimdi...
fethullah'ın sözde tarihçisi (ki asıl mesleği tarihçilik değildir, tarih eğitimi ve diploması yoktur) mustafa armağan, "edirne'yi bile askersiz bırakma sözü vermişiz" diyor, iddiasını da lozan antlaşmasının 23. maddesine dayandırıyor.
ulan mustafa...
ülkeler arasındaki ilişkiler sözle olmaz, senetle, antlaşma ile olur.
yani bir yanda lozan'ın 23. maddesi deyip, bir satır altında "söz vermişiz" demek nasıl bir tutarsızlıktır?
ülkeler arasındaki antlaşmalar kağıt üzerinde olur, belgelidir, resmi evraktır. sözle olmaz kuşbeyinli...
neyse...
şimdi mustafa armağan'ın bahsettiği lozan'ın 23. maddesine bakalım.
sevgili arkadaşlar; lozan antlaşması'nın tam metni şuradadır.
http://sam.baskent.edu.tr/belge/Lozan_TR.pdf
ve ilgili lozan antlaşmasının 23. maddesinin tam metni şöyledir;
bağıtlı yüksek taraflar, boğazlar rejimine ilişkin bugün yapılmış sözleşmede açıklandığı üzere, çanakkale boğazında, marmara denizinde ve karadeniz boğazında denizden ve havadan, gerek barış, gerek savaş zamanlarında özgürce geçiş ve gidiş geliş ilkesini kabul ve açıklama konusunda anlaşmışlardır. bu sözleşme, buradaki yüksek bağıtlı taraflar için, işbu andlaşmada yazılmış olsa idi onun sahip olacağı güç ve değerin tıpkısına sahip olacaktır.
şu da görseli;
görsel
şimdi siz bu ilgili maddede, edirne askersiz bırakılacak, yahut trakya'da türk askeri bulunmayacak diye bir ibare görüyor musunuz?
ben göremedim.
bakınız 1938 yılından önce edirne'de türk askeri yoktu diyenler için resmi bir belge sunuyorum.
(bkz: trakya manevraları)
nedir trakya manevraları?
trakya manevraları türk silahlı kuvvetleri'nin 1937 senesinde yaptığı, dosta güven, düşmana korku veren tatbikatlardır.
trakya manevralarına tam 200 bin askerimiz katılmış, bizzat mustafa kemal atatürk tarafından takip edilmiş, ve mareşal fevzi çakmak tarafından yönetilmiştir.
kurtuluş savaşımızın muzaffer komutanlarının tamamı, 15 sene sonra yine tam kadro olarak sahadadır trakya manevralarında.
şampiyonlar ligi gibi adeta...
ve trakya manevraları sırasında edirne'de çekilmiş şu fotoğrafları sunuyorum sizlere;
ağustos 1937-mareşal fevzi çakmak trakya manevralarına izleyici olarak davet edilen afganistan, yugoslavya, bulgaristan, ırak, iran, romanya ve yunanistan genelkurmay başkanlarıyla selimiye camii ziyaretinde;
görsel
görsel
yani türk silahlı kuvvetleri, mareşal düzeyinde ve 200 bin kişilik bir kuvvetle edirne'de, üstelik gücümüzü dosta düşmana göstermek için en üst düzey konuklarımız da misafirimiz.
peki başlıkta ne diyorlar?
türk ordusu 1938'e kadar edirne'de yoktu diyorlar.
adamı önce mareşal fevzi çakmak çarpar, atatürk' e gerek bile kalmaz...
sonuç: edirne'de ve trakya'da türk askeri bulunamaz diye bir lozan maddesi yok. türk askeri 1938'den önce de edirne'de ve trakya'da vardı.
başka bir çamur at izi kalsın başlığında görüşmek üzere, hoşçakalın.
#tarih
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar