bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    ikinci Cumhuriyetçi gazeteci-yazarlar.Ahmet Altan'ın kardeşi.Liberal görüşlüdür.
    5 ... italiano
  2. 2.
    an itibari ile katılmış oldugu genc bakıs progamındaki ogrencilerin avrupa birligi'ne karsı cıkmaları üzerine ögrencilere ayar veren, tepki toplayan, kendisinin universite hocası oldugunu soyleyen, kendisinin ogrencilerden ustun oldugunu ima eden, ogrencileri yok yere karsısına alan kişi.
    6 -3 ... trinfr
  3. 3.
    altanlar ailesinin üniversite kanadında faaliyet gösteren üyesidir...
    3 ... baravi
  4. 4.
    sabah gazetesi okuru olmak için en önemli nedenlerden biriydi ancak 11 kasım 2006 tarihinde yazdığı yazı ile 20 yıldır yazmakta olduğu gazeteden ayrılacağını belirtmiş , buruk bir tad bırakmıstır yüreklerde ..

    Bana müsaade...

    Kendi koyduğum başlığı kendim garipsedim:
    "Bana müsaade..."

    Dört ay daha dişimi sıksam dolu dolu yirmi yılı geride bırakacağım gazetenin en eski yazarı ben olduğum için "müsaade" istemek garibime gitti belki de...
    Neredeyse elime doğmuş sayılan SABAH'taki konukluğum çoktan sona erdiği gibi ev sahipliğim bile eskimişti.
    ilk "merhaba" yazısını yazdığım gazeteden geriye neredeyse kimse kalmamış, kurucu patronu bile gitmişti.
    Zaman hızlı ve hoyrat akıyordu.

    Zamanın içinde hem eskiyor, hem biriktiriyoruz...
    Bir yandan o zamanla birlikte akıyor, bir yandan da zamanın akışını gözlüyoruz.
    Hem o geçip gitmiş zamana anılarımızla bağlıyız, hem de "kaybolmuş bir zamanın" artık epey yabancısıyız.
    Tanpınar'ın söylediği gibi:
    "Ne içindeyim zamanın
    Ne de büsbütün dışında
    Yekpare, geniş bir anın
    Parçalanmaz akışında..."

    Gene de bu "yekpare ve geniş an"ı, SABAH'taki yıllarıma bakarak çok da fazla örselemeden parçalarına ayırmaya çabaladım.
    Bizim gibi ülkelerde medya, siyasal iktidar kavgalarının hem arenası, hem de kontrol kulesi olduğu için gözlerimin önünden epeyce hatıra geçti.
    Turgut Özal Türkiyesi'nin yaramaz çocuğu olarak başlayan, tabu yıkıcılıkla devam eden, 28 Şubat cuntacıları karşısında hazin bir şekilde ezikleşen, bu ezikliğin karşılığını para olarak almaya çalışırken iflas kayalıklarına çarpan bir serüvenin yer aldığı bir dönem albümü önüme konmuş gibi oluverdi...

    Seksenli yıllar...
    Doksanlı yıllar...
    iki binli yıllar...
    Yazının özgürlükle koklaşıp kısrak gibi koştuğu mutlu zamanları da yaşadık...
    Haftada dört ile başlayan yazı macerasının, demokrasiden yana çıkmanın bir cilvesi olarak tek güne kadar indiği zamanları da gördük... Oksijensizliğin boğduğu bir ortamda bir yıllık terki diyarı da...
    Bazılarının şimdiki davranışlarıyla, baskıcı dönemlerde benimsedikleri rolleri birarada düşündüğümde hınzır bir gülümseme yerleşiyor yüzüme.
    Belki bir gün o dönemleri daha derinlemesine konuşuruz.

    Huzurlu ve özgür olduğum dönemlerin, huzursuz ve baskı altındaki dönemlerinden fersah fersah ilerde olduğunu da söylemeliyim...
    Ama yazının özgürlüğü peşinde koştukça görünen ve görünmeyen faturalar ödediğimi de vurgulamalıyım.
    Aslında bir bilanço yapmak kolay değil.
    Aynı gazetede yirmi sene çalışınca "iyi"ler ve "kötü"ler alabildiğine, bazen iç içe girerek birikiyor.

    Gazetenin şimdiki binası çok öncelerde Şişe ve Cam Fabrikası'nın genel müdürlüğüydü... Bu binada o dönemler planlama uzmanı olarak bir süre çalışmıştım... O zaman üniversiteye gitmek için "müsaade" istemiştim... Şimdi gene aynı binadan ikinci kez "müsaade" istemekteyim...
    Gene de SABAH'a "bana müsaade" demek garip geliyor... Çünkü ev sahipliğim bile eskidi...
    Belki de müsaade istemem bundandır...

    Otuz dört yaşında geldiğim gazeteden elli üç yaşında izin isterken dilimden Tanpınar düşmüyor:
    "Yekpare geniş bir anın
    Parçalanmaz akışında"
    Allahaısmarladık...
    Bir gün yeniden görüşmek ümidiyle...
    2 -2 ... orloff
  5. 5.
    aklı başında yorumlar yapabilen,duygusallıktan ziyade mantıksallığı tercih eden ve bu doğrultuda konuşan ender aydınlarımızdan biri.

    (bkz: engin ardıç)
    (bkz: eser karakaş)
    (bkz: şahin alpay)
    7 -7 ... chilavert
  6. 6.
    altan familyası mensubu. işçi partisi genel başkan yardımcısı hasan yalçın'ın bir yazısında bulunan "vatan haini", "dönek" gibi ifadelerden dolayı tazminat davası açan ancak kaybeden insanımsı şahsiyet.
    şimdi sorulması gereken şu: eğer mahkeme hasan yalçın'ı haklı gördüyse, mahkemece mehmet altan'ın nesi belgelerle sabit görülmüş oldu?

    (bkz: valla ben bişey söylemedim)
    (bkz: o söyledi)
    5 -3 ... o h a
  7. 7.
    nihat genç'in bir programında şair nazım hikmet'ten alıntı yaparak laf attığı 3 altan'dan biridir! "zengin sofralarının zangoçluğunu yapan kişi".
    1 -4 ... kerameti kendinden menkul
  8. 8.
    "kemalizm değil demokrasi" konulu röportajı: (#989450)

    http://www.yeniasya.com.t...2/11/roportaj/default.htm
    2 -3 ... istanbul
  9. 9.
    her fırsatta radikal kemalist-laikçi kesimle taşşak geçmeyi ihmal etmeyen star yazarı. çok güzel kahkaha atar.
    2 -3 ... chilavert
  10. 10.
    köprü dergisinin "insan hakları" konulu güz 2006 sayısında "insan Hakları, Hukukun Üstünlüğüdür" başlıklı röportajı yayınlanmış olan fikir adamı.

    röportajın bir kısmı:

    -Bir yazınızda dünyada 11 Eylül'ün, bizde de 12 Eylül'ün ruhunu ve özünü kapitalizm belirliyor diyorsunuz. Siyasetin insan haklarını belirlemedeki rolü nedir? insan hakları neye göre belirlenmelidir?

    -Bugün kapitalizm sosyal demokrasiye dönüşmüştür. Bugün kapitalizm de değişiyor. Yavaş yavaş insan, kutsallığın en kutsalı haline geliyor. Yani devletlerden, bayraklardan, sınırlardan çok daha önemli hale geliyor. Çünkü beyniyle en büyük zenginliği yaratan adam oluyor. Bugüne kadar, işte ilk başta tarım döneminde toprak üreticiydi, sonra kol gücüyle sermaye fabrikalarda üretir hale geldi. Bugün beyinsel yaratıcılık bütün bunların dışında büyük zenginlik yaratıyor. Söylediğim gibi Bill Gates buna bir örnek. insan bu kadar zenginlik kaynağı haline geldiği vakit de en dokunulmaz, en tabuların tabusu, en kutsalın kutsalı haline geliyor. insan böyle bütün kavramların önüne geçtiği vakit insan hakları çok farklı ve taviz verilmez bir şekilde uygulanır olacak.

    (...)

    -Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde ülkemizde "uyum reformları" adı altında yapılan iyileştirmeleri insan hakları açısından yeterli görüyor musunuz?

    -Bunları insan hakları açısından çok önemli adımlar olarak değerlendiriyorum. Fakat bunu Türk toplumu henüz içselleştiremedi. Mesela, bilgi edinme yasası. Bizim paramızla, vergilerimizle var ettiğimiz bir hizmet örgütü olan devletin bizim paralarımızla ne yapıp ne ettiğini sorgulayan çok önemli bir mekanizma; ama merak ediyorum bugüne kadar kaç kişi bilgi edinme yasasını kullandı. Yahut eşler ayrılmaya kalkmaları halinde mirası eşit paylaşmaları, milli güvenlik kurulunun gizli tüzüğünün ortadan kalkması, yahut etlerin çok daha nitelikli bir şekilde satılmasını düzenleyen yasa. Avrupa Birliği uyum yasaları sürecinde insanoğlunun yaşam kalitesinde muazzam bir artış var. Fakat bireyin bunu içselleştirmesi, bireyin buna sahip çıkması, bunu kullanması lazım; ama henüz o aşamaya gelemedik.

    -301. maddede olduğu gibi, devletçi ve milliyetçi söylemlerle bunun önüne geçilmesi çabalarını nasıl yorumluyorsunuz?

    -Türkiye'deki fay hattı, aslında Avrupa Birliği konusuyla bağlantılı. Avrupa Birliği'ne karşıysanız, Türkiye'nin dünyalaşmasını istemiyorsunuz demektir. Bu eskisi gibi, statükonun devamı, içe kapalı, iç sömürgeci bir mantığın devamı. Yok, Avrupa Birliği'nden yanaysanız buranın değişmesi, bireyin kutsallaşması, insanın her şeyden önce gelmesini istiyorsunuz demektir. Bunun etrafında büyük bir kavga var. * `http://www.koprudergisi.c...oster=Yazi&YaziNo=809`
    -1 ... istanbul