bugün
- kategori hashtag
- kılıçdaroğlu nun rozet töreni figüran iddiası #figüran
- norveç futbolu #gazza
- norveç futbolu #futbolhaber
- norveç futbolu #norvec
- anın görüntüsü #schipholamsterdam
- anın görüntüsü #schipholamsterdam
- the saturdays #manifestgitsinthesaturdaysgelsin
- birader beyler biraderdirler #BiraderimeDokanma
- tasavvuf #KiTAPOKU
- yunus emre #KiTAPOKU
- gocu ne zaman çaylak olacak sorunsalı #gocunezamançaylakolacak
- macenta rengi #FF00FF
- aslı bekiroğlu #aslibekiroğlu
- aslı bekiroğlu #enmagazin
- tarık pasha #TarıkYalnızDeğildir
- sözlükte yaş ortalamasının düşmesi #troll
- sözlükte yaş ortalamasının düşmesi #iğrenç
- talip emiroğlu #dr
- talip emiroğlu #talipemiroğlu
- meme uzmanı sözlük yazarları #Günlük
#tarih
yine bir yalan, yine bir iftira ve bu iftira ve yalanın altında yine kadir mısıroğlu ve fatih tezcan adlı itler.
kaynakları yok, belgeleri yok...
bakınız ben şimdi kaynakları ve belgeleri ile bu kudüs'ün ingilizlerin eline nasıl geçtiğini yazacağım.
kudüs'ü 9 aralık 1917'de kaybettik.
102 sene önce.
neden kaybettik?
çünkü bütün savunma planlarımızı gazze üzerinden yapmıştık.
7 aralık 1917'de gazze'yi kaybedince, ingilizlerin kudüs'e girmeleri sadece 2 gün sürdü.
peki gazze'yi nasıl kaybettik?
önce onu anlatayım.
1917 senesinin başında kanal seferi başarısızlıkla sonuçlanınca ordumuz gazze müstahkem mevkiine çekilip savunma pozisyonu aldı.
amaç denizden ve güneyden gelecek ingiliz saldırısını durdurup püskürtmekti.
ingilizler gazze'ye ilk saldırıyı 26 mart'ta yaptı.
geri püskürttük.
kanal seferi hezimetinden sonra zafer gibi gelmişti ordumuza adeta.
sonra ingilizler nisan 17'de 2. defa saldırdı gazze'ye.
3 gün 3 gece çarpıştık.
müdafaa ettik. bir karış geri çekilmedik.
çok kayıp verdik ama zafer kazandık yine...
ingilizler 6 kasım 1917'de 3. saldırı harekatını başlattı.
yine direndik. direndik. direndik...
7 kasım günü öğlen vakti ordumuz doğudan da kuşatıldı.
şerif hüseyin'in oğlu faysal'ın başında bulunduğu hain arap köpekleri ordumuzu arkadan vurmuş, ordumuz 2 ateş arasında kalmıştı.
iki ateş arasında çaresiz yok olmaktansa geri çekildik.
7 kasım 1917'de gazze'yi bırakmak zorunda kaldık.
3. gazze kuşatması planı;
görsel
tam 120 kilometre geri çekildikten sonra anca durabildik.
bu arada biz geri çekilirken ingilizler ve hain arap köpekleri önce yafa'yı, ardından da 9 aralık'ta kudüs'ü ele geçirdiler.
ingilizler ve hain arap köpeklerinin girdikleri her yerde araplar coşkuyla türklerden kurtuluşlarını kutluyordu.
gazze giderse kudüs'te giderdi bunun bilincindeydik. bu yüzden toplam 3 gazze kuşatmasında 10 bine yakın şehit verdik.
sırf kudüs gitmesin, kudüs giderse mekke gitmesin, medine gitmesin diye...
ama kudüs gitti.
bakınız bu fotoğraf kudüs'ün ingilizlere teslim ediliş fotoğrafıdır.
görsel
fotoğrafta ön planda elinde baston olan kişi kudüs belediye başkanı hüseyin efendi'dir.
kendisi filistinli bir araptır.
hüseyin efendi'nin yanındakiler de filistinli hain arap sözde osmanlı subayları.
vatanlarına ihanet edip, kudüs'ü ingilizlere teslim etmekten gayet memnunlar.
fotoğrafta gördüğünüz üzre hüseyin efendi osmanlı'dan kurtulduğu için keyif sigarası yakmış...
kudüs'ü ingilizlere teslim eden bu hainler, ingiliz komutan general edmund allenby'i kudüs'e girerken "el-nebi"(peygamber) olarak karşılıyorlar.
görsel
hatta allenby'i peygamber olarak karşıladıktan sonra, onunla birlikte şam'a gidiyorlar, yeni peygamberlerine(!) eşlik ediyor, allenby'nin şam'daki selahaddin eyyubi türbesi sandukasını tekmeleyen çizmelerini filistinliler parlatıyor.
bütün bunlar olurken mustafa kemal paşa nerede?
bakınız burası çokomelli.
suriye ve filistin'in savunmasıyla görevli olan kuvvetlerimiz 7. ordu, 8. ordu ve 4. ordudur. bu kuvvete de (bkz: yıldırım orduları) adı verilmiştir.
bütün bu kuvvetlerin komuta sıralaması da şu şekildedir;
-liman von sanders,
-erich von falkenhayn,
-mersinli cemal paşa (bilinen cemal paşa değil bu farklı)
-cevat paşa,
-mustafa kemal paşa.
yani mustafa kemal paşa burada ordu komutanı değil, yetki sıralamasında 5. sırada.
liman paşa ve erich paşa'nın bölgeden topuklaması üzerine de mustafa kemal yıldırım orduları kumandan vekili olmuştur ve 7. orduya komuta etmeye başlamıştır.
muharebenin başlangıcında gerçekleşen ve zırhlı araçların kullanıldığı ingiliz saldırısı sırasında merkezde bulunan 8. ordu kuvvetlerinin ağır bir yenilgi alması ile mustafa kemal paşa inisiyatif alarak 7. ve 4. orduları az bir kayıpla geri çekmeyi başarmıştır.
(bkz: megiddo muharebesi)
şayet megiddo muharebesinde mustafa kemal paşa 7. ve 4. ordularımızı çekmeseydi elimizde asker namına hiçbir kuvvet kalmazdı ve 4 sene sonra biz kurtuluş savaşını kazanamazdık.
tarihi okuyarak öğrenin.
fesli yavşaktan, fatih tezcan itinden, mustafa armağan adlı şarlatandan değil.
hepiniz adam olmasını ve atatürk'e saygı göstermeyi öğreneceksiniz. öğreteceğiz.
binlerce satır yazmamız gerekse de, saatlerimizi alsa da yaptığınız dezenformasyonları birer birer çökerteceğiz...
#tarih
kaynakları yok, belgeleri yok...
bakınız ben şimdi kaynakları ve belgeleri ile bu kudüs'ün ingilizlerin eline nasıl geçtiğini yazacağım.
kudüs'ü 9 aralık 1917'de kaybettik.
102 sene önce.
neden kaybettik?
çünkü bütün savunma planlarımızı gazze üzerinden yapmıştık.
7 aralık 1917'de gazze'yi kaybedince, ingilizlerin kudüs'e girmeleri sadece 2 gün sürdü.
peki gazze'yi nasıl kaybettik?
önce onu anlatayım.
1917 senesinin başında kanal seferi başarısızlıkla sonuçlanınca ordumuz gazze müstahkem mevkiine çekilip savunma pozisyonu aldı.
amaç denizden ve güneyden gelecek ingiliz saldırısını durdurup püskürtmekti.
ingilizler gazze'ye ilk saldırıyı 26 mart'ta yaptı.
geri püskürttük.
kanal seferi hezimetinden sonra zafer gibi gelmişti ordumuza adeta.
sonra ingilizler nisan 17'de 2. defa saldırdı gazze'ye.
3 gün 3 gece çarpıştık.
müdafaa ettik. bir karış geri çekilmedik.
çok kayıp verdik ama zafer kazandık yine...
ingilizler 6 kasım 1917'de 3. saldırı harekatını başlattı.
yine direndik. direndik. direndik...
7 kasım günü öğlen vakti ordumuz doğudan da kuşatıldı.
şerif hüseyin'in oğlu faysal'ın başında bulunduğu hain arap köpekleri ordumuzu arkadan vurmuş, ordumuz 2 ateş arasında kalmıştı.
iki ateş arasında çaresiz yok olmaktansa geri çekildik.
7 kasım 1917'de gazze'yi bırakmak zorunda kaldık.
3. gazze kuşatması planı;
görsel
tam 120 kilometre geri çekildikten sonra anca durabildik.
bu arada biz geri çekilirken ingilizler ve hain arap köpekleri önce yafa'yı, ardından da 9 aralık'ta kudüs'ü ele geçirdiler.
ingilizler ve hain arap köpeklerinin girdikleri her yerde araplar coşkuyla türklerden kurtuluşlarını kutluyordu.
gazze giderse kudüs'te giderdi bunun bilincindeydik. bu yüzden toplam 3 gazze kuşatmasında 10 bine yakın şehit verdik.
sırf kudüs gitmesin, kudüs giderse mekke gitmesin, medine gitmesin diye...
ama kudüs gitti.
bakınız bu fotoğraf kudüs'ün ingilizlere teslim ediliş fotoğrafıdır.
görsel
fotoğrafta ön planda elinde baston olan kişi kudüs belediye başkanı hüseyin efendi'dir.
kendisi filistinli bir araptır.
hüseyin efendi'nin yanındakiler de filistinli hain arap sözde osmanlı subayları.
vatanlarına ihanet edip, kudüs'ü ingilizlere teslim etmekten gayet memnunlar.
fotoğrafta gördüğünüz üzre hüseyin efendi osmanlı'dan kurtulduğu için keyif sigarası yakmış...
kudüs'ü ingilizlere teslim eden bu hainler, ingiliz komutan general edmund allenby'i kudüs'e girerken "el-nebi"(peygamber) olarak karşılıyorlar.
görsel
hatta allenby'i peygamber olarak karşıladıktan sonra, onunla birlikte şam'a gidiyorlar, yeni peygamberlerine(!) eşlik ediyor, allenby'nin şam'daki selahaddin eyyubi türbesi sandukasını tekmeleyen çizmelerini filistinliler parlatıyor.
bütün bunlar olurken mustafa kemal paşa nerede?
bakınız burası çokomelli.
suriye ve filistin'in savunmasıyla görevli olan kuvvetlerimiz 7. ordu, 8. ordu ve 4. ordudur. bu kuvvete de (bkz: yıldırım orduları) adı verilmiştir.
bütün bu kuvvetlerin komuta sıralaması da şu şekildedir;
-liman von sanders,
-erich von falkenhayn,
-mersinli cemal paşa (bilinen cemal paşa değil bu farklı)
-cevat paşa,
-mustafa kemal paşa.
yani mustafa kemal paşa burada ordu komutanı değil, yetki sıralamasında 5. sırada.
liman paşa ve erich paşa'nın bölgeden topuklaması üzerine de mustafa kemal yıldırım orduları kumandan vekili olmuştur ve 7. orduya komuta etmeye başlamıştır.
muharebenin başlangıcında gerçekleşen ve zırhlı araçların kullanıldığı ingiliz saldırısı sırasında merkezde bulunan 8. ordu kuvvetlerinin ağır bir yenilgi alması ile mustafa kemal paşa inisiyatif alarak 7. ve 4. orduları az bir kayıpla geri çekmeyi başarmıştır.
(bkz: megiddo muharebesi)
şayet megiddo muharebesinde mustafa kemal paşa 7. ve 4. ordularımızı çekmeseydi elimizde asker namına hiçbir kuvvet kalmazdı ve 4 sene sonra biz kurtuluş savaşını kazanamazdık.
tarihi okuyarak öğrenin.
fesli yavşaktan, fatih tezcan itinden, mustafa armağan adlı şarlatandan değil.
hepiniz adam olmasını ve atatürk'e saygı göstermeyi öğreneceksiniz. öğreteceğiz.
binlerce satır yazmamız gerekse de, saatlerimizi alsa da yaptığınız dezenformasyonları birer birer çökerteceğiz...
#tarih
osmaniye'nin kadirli ilçesindeki ala camii'nin başına gelen restorasyon skandalı.
öncelikle; "1800 yıllık cami mi olur amünyum?" diyecekler için, burası ms 2. yüzyılda roma döneminde bir manastır olarak inşa edilmiş, daha sonra dulkadiroğlulları döneminde de camiye çevrilmiş. yani bina tam 1800 yaşında...
neyse, burası kadirli'deki ala camii;
görsel
görsel
kadirli ilçe merkezinde bulunan bu yapı 2. yüzyılda romalılar tarafından manastır olarak yapılmış, manastırın içine 5. yüzyılda bir kilise yapılmış.
dulkadiroğulları döneminde de bu yapı camiye çevrilmiş ve “Alaüddevle Mescidi” adını almıştır.
yapı 1921 yılına kadar cami olarak hizmet vermiş, daha sonra bazı kısımlarının yıkılması ile kaderine terk edilmiş.
2014 yılına gelindiğinde ise bu tarihi eseri gören ak bardililer "hemen burayı restore edip anasını bellemeliyiz" diyerek restorasyona başlamışlar.
restorasyon sırasında tarihi yapının pek çok yerine zarar verilmiş ve orijinal görüntüsü bozulmuş.
en nihayetinde de cami'nin çatısına çelik konstrüksiyon yaparak kendilerine benzetmişler.
işte kadirli'deki ala camii'nin son hali;
görsel
görsel
şimdi bu müptezeller yaptıkları bu tarih katliamını "ya orası koruma çatısı, tarihi eser zarar görmesin diye koruma çatısı yaptık" diye savunuyorlar.
oysa ki koruma çatısı böyle olmaz.
koruma çatılarında yapılan konstrüksiyon tarihi esere temas etmez, tarihi esere zarar vermez.
bunların koruma çatısının direkleri yapıya monte edilmiş.
bakın koruma çatısı efes'teki yamaç evlerine yapılan gibi olur;
görsel
yahut göbeklitepe'deki gibi olur;
görsel
bakınız efes'te ve göbeklitepe'deki koruma çatıları tarihi eserlere zarar vermeyecek şekilde yapılmış. gerçi göbeklitepe'deki biraz mühendislik hatası içeriyor, zira rekonstrüksiyona müsade etmeyen bir çatı yapılmış oraya ama yine de başarılı.
#tarih
#restorasyon
öncelikle; "1800 yıllık cami mi olur amünyum?" diyecekler için, burası ms 2. yüzyılda roma döneminde bir manastır olarak inşa edilmiş, daha sonra dulkadiroğlulları döneminde de camiye çevrilmiş. yani bina tam 1800 yaşında...
neyse, burası kadirli'deki ala camii;
görsel
görsel
kadirli ilçe merkezinde bulunan bu yapı 2. yüzyılda romalılar tarafından manastır olarak yapılmış, manastırın içine 5. yüzyılda bir kilise yapılmış.
dulkadiroğulları döneminde de bu yapı camiye çevrilmiş ve “Alaüddevle Mescidi” adını almıştır.
yapı 1921 yılına kadar cami olarak hizmet vermiş, daha sonra bazı kısımlarının yıkılması ile kaderine terk edilmiş.
2014 yılına gelindiğinde ise bu tarihi eseri gören ak bardililer "hemen burayı restore edip anasını bellemeliyiz" diyerek restorasyona başlamışlar.
restorasyon sırasında tarihi yapının pek çok yerine zarar verilmiş ve orijinal görüntüsü bozulmuş.
en nihayetinde de cami'nin çatısına çelik konstrüksiyon yaparak kendilerine benzetmişler.
işte kadirli'deki ala camii'nin son hali;
görsel
görsel
şimdi bu müptezeller yaptıkları bu tarih katliamını "ya orası koruma çatısı, tarihi eser zarar görmesin diye koruma çatısı yaptık" diye savunuyorlar.
oysa ki koruma çatısı böyle olmaz.
koruma çatılarında yapılan konstrüksiyon tarihi esere temas etmez, tarihi esere zarar vermez.
bunların koruma çatısının direkleri yapıya monte edilmiş.
bakın koruma çatısı efes'teki yamaç evlerine yapılan gibi olur;
görsel
yahut göbeklitepe'deki gibi olur;
görsel
bakınız efes'te ve göbeklitepe'deki koruma çatıları tarihi eserlere zarar vermeyecek şekilde yapılmış. gerçi göbeklitepe'deki biraz mühendislik hatası içeriyor, zira rekonstrüksiyona müsade etmeyen bir çatı yapılmış oraya ama yine de başarılı.
#tarih
#restorasyon
atatürk'ün 1930 yılında yaptığı edirne gezisinde ziyaret ettiği selimiye camii çıkışında söylediği sözlerdir.
"efendiler, hiçbir dine bağlı olmayan kalp istirahattan mahrumdur.
Bakınız ecdadımız istanbul'un fethinden tam 125 sene sonra, bu şaheser camiyi istanbul'da değil de Edirne'de yaptırmış; böylece Edirne'ye mührünü basmış, tapulamıştır..."
25 aralık 1930/edirne...
görsel
atatürk'ü din düşmanı, islam düşmanı olarak göstermek isteyenler ve böyle görenler malesef atatürk dönemini bilmeyen, okumayan şerefsizlerdir.
bunların maksatları bellidir.
#tarih
"efendiler, hiçbir dine bağlı olmayan kalp istirahattan mahrumdur.
Bakınız ecdadımız istanbul'un fethinden tam 125 sene sonra, bu şaheser camiyi istanbul'da değil de Edirne'de yaptırmış; böylece Edirne'ye mührünü basmış, tapulamıştır..."
25 aralık 1930/edirne...
görsel
atatürk'ü din düşmanı, islam düşmanı olarak göstermek isteyenler ve böyle görenler malesef atatürk dönemini bilmeyen, okumayan şerefsizlerdir.
bunların maksatları bellidir.
#tarih
fatih'in gemileri karadan yürütmesine "yalan" diyenler floransa'daki bizans arşivlerinde gemilerin nasıl karadan yürütüldüğüne dair kaynak bulabilirler.
fatih'in istanbul'u fethi her yönüyle bir mühendislik başarısıdır.
siz nasıl bugün gemilerin karadan yürütüldüğüne inanmıyorsanız, 1453 senesinin mayıs ayında ilk şahi topu ateşlenip bizans surlarını sallayana kadar, imparator theodosius da bizans surlarının geçilemeyeceğine inanıyordu.
o topları tasarlayıp dökebilen kudret için, o gemileri karadan yürütmek gayet mümkündür.
her neyse, ben edindiğim bilgileri aktarayım müsadenizle.
fetih sırasında bizans imparatorluğu'nun resmi tarihçiliğini yapan nikola barbaro, gemilerin karadan yürütülmesini şu şekilde aktarmaktadır;
görsel
barbaro; "1453 konstantinopl kuşatma güncesi" adlı kitabın yazarıdır ve bu kitap ülkemizde yararlanılan bir kaynak olduğu kadar, istanbul'un fethine dair tüm dünyanın kabul ettiği bir kaynak kitaptır.
görsel
bakınız ingilizce vikipedi de nikola barbaro'nun günlüklerini en birincil kaynak olarak kabul ediyor ve gemilerin karadan yürütülmesine şüphesiz olarak yer veriyor;
görsel
diğer tarihçilerin aktarımlarına da bakacak olursak;
görsel
bakınız bunların hepsi yabancı tarihçiler üstelik.
özellikle türk ve osmanlı tarihçilerini değil, yabancı tarihçileri incelemekte fayda var.
çünkü türk düşmanlarına türk tarihçilerinden örnek verdiğinizde inandıramazsınız. hoş, at gözlükleri ile bakanlara bizans imparatoru çıkıp gelse ve yemin etse yine inanmazlar ya. neyse...
gemileri karadan yürüten ilk kişi şüphesiz fatih değildi.
fatih'ten 120 sene evvel aydınoğlu umur bey yunanistan'a sefer düzenlemiş,
mora yarımadasını dolaşmak yerine, atina körfezinden, korint körfezine 300 parça irili ufaklı gemisini 10 kilometre boyunca karadan yürüterek geçirmiş ve bu hamlesi ile kendisine büyük bir avantaj sağlamıştır.
görsel
ama gemileri karadan yürüten ilk türk aydınoğlu umur bey değildi.
ondan da öncesi var.
avar hanı abseh...
avar hanı abseh, 7. yüzyılda istanbul'u kuşatmıştır.
ve bu kuşatmada gemilerini fatih'in yürüttüğü güzergahın aynısından yürüterek haliç'e indirmişti.
iyi bir mühendis olduğu kadar iyi bir tarihçi olan fatih'in, o güne kadar yapılan tüm kuşatmaları ayrıntılı olarak inceleyip avar hanı abseh'in yöntemini uyguladığını düşünmememiz için hiçbir sebep yok...
fatih sultan mehmet han istanbul kuşatmasından yıllar sonra bir kez daha gemileri karadan yürütmüştür.
belgrad kuşatmasında...
evet, fatih bir değil, iki defa gemileri karadan yürütmüştür. istanbul'un fethinden sonra, belgrad kuşatmasında da fatih gemileri karadan yürüterek sava nehrine indirmiş ve belgrad'ın kuşatmasında bir de nehir tarafından cephe açmıştır.
fatih'ten yıllar sonra belgrad'ı kuşatan kanuni sultan süleyman da bu kuşatmada aynı yöntemle gemileri karadan yürüterek sava nehrine indirmiştir...
neyse, konuyu fazla uzatmayalım...
gemilerin karadan yürütülerek haliç'e indirildiği bir tarihi gerçektir.
kaynak arayanlara kaynak da gösterdik...
hadi eyvallah.
#tarih
fatih'in istanbul'u fethi her yönüyle bir mühendislik başarısıdır.
siz nasıl bugün gemilerin karadan yürütüldüğüne inanmıyorsanız, 1453 senesinin mayıs ayında ilk şahi topu ateşlenip bizans surlarını sallayana kadar, imparator theodosius da bizans surlarının geçilemeyeceğine inanıyordu.
o topları tasarlayıp dökebilen kudret için, o gemileri karadan yürütmek gayet mümkündür.
her neyse, ben edindiğim bilgileri aktarayım müsadenizle.
fetih sırasında bizans imparatorluğu'nun resmi tarihçiliğini yapan nikola barbaro, gemilerin karadan yürütülmesini şu şekilde aktarmaktadır;
görsel
barbaro; "1453 konstantinopl kuşatma güncesi" adlı kitabın yazarıdır ve bu kitap ülkemizde yararlanılan bir kaynak olduğu kadar, istanbul'un fethine dair tüm dünyanın kabul ettiği bir kaynak kitaptır.
görsel
bakınız ingilizce vikipedi de nikola barbaro'nun günlüklerini en birincil kaynak olarak kabul ediyor ve gemilerin karadan yürütülmesine şüphesiz olarak yer veriyor;
görsel
diğer tarihçilerin aktarımlarına da bakacak olursak;
görsel
bakınız bunların hepsi yabancı tarihçiler üstelik.
özellikle türk ve osmanlı tarihçilerini değil, yabancı tarihçileri incelemekte fayda var.
çünkü türk düşmanlarına türk tarihçilerinden örnek verdiğinizde inandıramazsınız. hoş, at gözlükleri ile bakanlara bizans imparatoru çıkıp gelse ve yemin etse yine inanmazlar ya. neyse...
gemileri karadan yürüten ilk kişi şüphesiz fatih değildi.
fatih'ten 120 sene evvel aydınoğlu umur bey yunanistan'a sefer düzenlemiş,
mora yarımadasını dolaşmak yerine, atina körfezinden, korint körfezine 300 parça irili ufaklı gemisini 10 kilometre boyunca karadan yürüterek geçirmiş ve bu hamlesi ile kendisine büyük bir avantaj sağlamıştır.
görsel
ama gemileri karadan yürüten ilk türk aydınoğlu umur bey değildi.
ondan da öncesi var.
avar hanı abseh...
avar hanı abseh, 7. yüzyılda istanbul'u kuşatmıştır.
ve bu kuşatmada gemilerini fatih'in yürüttüğü güzergahın aynısından yürüterek haliç'e indirmişti.
iyi bir mühendis olduğu kadar iyi bir tarihçi olan fatih'in, o güne kadar yapılan tüm kuşatmaları ayrıntılı olarak inceleyip avar hanı abseh'in yöntemini uyguladığını düşünmememiz için hiçbir sebep yok...
fatih sultan mehmet han istanbul kuşatmasından yıllar sonra bir kez daha gemileri karadan yürütmüştür.
belgrad kuşatmasında...
evet, fatih bir değil, iki defa gemileri karadan yürütmüştür. istanbul'un fethinden sonra, belgrad kuşatmasında da fatih gemileri karadan yürüterek sava nehrine indirmiş ve belgrad'ın kuşatmasında bir de nehir tarafından cephe açmıştır.
fatih'ten yıllar sonra belgrad'ı kuşatan kanuni sultan süleyman da bu kuşatmada aynı yöntemle gemileri karadan yürüterek sava nehrine indirmiştir...
neyse, konuyu fazla uzatmayalım...
gemilerin karadan yürütülerek haliç'e indirildiği bir tarihi gerçektir.
kaynak arayanlara kaynak da gösterdik...
hadi eyvallah.
#tarih
kıymetli dostum, uludağ sözlük yazarı mehmet dilbaz'ın harika kitabı.
beni unutmamış, onurlandırmış sağolsun.
görsel
bu özel hediye için çok teşekkürler. yeni çalışmalarında başarılar dilerim...
değerli yazarımız yıllardır biriktirdiği çalışmalarını bu kitapta toplamış.
özellikle istanbul'da yaşayanlar bu kitabı okudukça her gün gezdiğiniz, önünden geçtiğiniz ama aldırış etmediğiniz bazı yerlerin ne hikayeler barındırdığına şahit oldukça heyecanlanacak, kitabı elinizden bırakamayacaksınız.
geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer...
#kaybolantarihinpeşinde
#kitap
#tarih
beni unutmamış, onurlandırmış sağolsun.
görsel
bu özel hediye için çok teşekkürler. yeni çalışmalarında başarılar dilerim...
değerli yazarımız yıllardır biriktirdiği çalışmalarını bu kitapta toplamış.
özellikle istanbul'da yaşayanlar bu kitabı okudukça her gün gezdiğiniz, önünden geçtiğiniz ama aldırış etmediğiniz bazı yerlerin ne hikayeler barındırdığına şahit oldukça heyecanlanacak, kitabı elinizden bırakamayacaksınız.
geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer...
#kaybolantarihinpeşinde
#kitap
#tarih
siyasal islamcı, nurcu, fetöcü, gavsçı, menzilci, süleymancı ve kendini osmanlı torunu sanan ama osmanlı hakkında bir halt bilmeyen göt kılları için tarihi bir gün.
evet, 97 yıl önce bugün ecdadınız vahüdüddün han hazretleri malta'ya ayak bastı.
görsel
dedesi kanuni sultan süleyman'ın almak için çok uğraştığı, kaptanı derya turgut reis'in uğruna şehit düştüğü malta'ya kolayca ayak basmış vahüdüddün han...
işte osmanlı'nın gücü.
kanuni'nin, turgut'un alamadığı malta'ya böyle çıktı halife efendimiz.
helal olsun ona.
(bkz: hms malaya)
(bkz: ingiliz gemisiyle götün götün kaçan islam halifesi)
(bkz: 17 kasım 1922 vahdettin in topuklaması)
#tarih
evet, 97 yıl önce bugün ecdadınız vahüdüddün han hazretleri malta'ya ayak bastı.
görsel
dedesi kanuni sultan süleyman'ın almak için çok uğraştığı, kaptanı derya turgut reis'in uğruna şehit düştüğü malta'ya kolayca ayak basmış vahüdüddün han...
işte osmanlı'nın gücü.
kanuni'nin, turgut'un alamadığı malta'ya böyle çıktı halife efendimiz.
helal olsun ona.
(bkz: hms malaya)
(bkz: ingiliz gemisiyle götün götün kaçan islam halifesi)
(bkz: 17 kasım 1922 vahdettin in topuklaması)
#tarih
bugün 97. yıldönümü olan hadise.
ama vahdettin sevenler nedense hiç hatırlamamış. çok ilginç...
vahdettin, general harrington'a yazdığı mektupta iltica talebinde bulunmuş, 1 kasım 1922'de saltanatın kaldırılması ile bu talebi işleme konulmuş ve 17 kasım 1922 tarihinde sabah saatlerinde britanya donanmasına ait hms malaya zırhlısına binerek topuklamıştır...
öncelikle şunu iyi bilmeniz lazım.
vahdettin kovulmadı, sürgüne gönderilmedi. vahdettin hakkında herhangi bir deport yahut sürgün kararı ve/veya emri yoktur.
(bkz: vahdettin hakkında çıkan sürgün kararı)
vahdettin gayet de kendi istek ve arzusuyla ingilizlerden siyasi sığınma talep etmiş, ingilizler de bu talebi (vahdettin'in halifelik sıfatını kullanmak için) kabul etmiş ve onu istanbul'dan alıp götürmüşlerdir.
esasen ingilizler vahdettin'i hindistan'a götürmek istiyorlar, hint müslümanlarının britanya ile olan bağlarını güçlendirmek için hilafet makamını kullanmak istiyorlardı.
lakin ingilizlerin bu düşüncesi ters tepti.
zira hindistan müslümanları, vahdettin'in hindistan'a getirilmesini reddetti. hatta britanya hindistan bakanlığına şöyle bir mektup yazıldı;
(bkz: ülkemizde ingiliz ajanı padişah istemiyoruz/#38102858)
işte ingilizlerin bu planı ters tepip, vahdettin de elde kalınca ingilizler vahdettin'i malta'ya atıp kaçtılar.
garibim vahdettin de ağzına çalınmış bir parmak ingiliz balıyla mısır'a, hindistan'a sultan olma umuduyla bekledi durdu.
tabi beklerken umutlar tükendi.
vahdettin ingilizlerden bir fayda gelmeyeceğini anlayınca çareyi amerikan başkanına mektup yazmakta buldu.
(bkz: vahdeddin in amerikan başkanına yazdığı mektup)
bu mektupta vahdettin yardım edilmesi halinde sahip olduğu padişahlık ve hilafet makamlarını tekrar geri alabileceğinden bahsetmiş ve amerika'nın çıkarlarına hizmet edeceğini deklare etmiş.
tabi bu arada vahdettin bu mektubu italya'dan yazıyor.
yani, malta'dan italya'ya geçmiş.
peki italya'da nerede yaşıyor?
san remo'da...
bak bu san remo'daki yaşantı zurna'nın zırt dediği yer.
fakir, yoksul, sefil vahdettin, italya'nın gözde tatil beldesi san remo'da şu evde yaşıyor;
görsel
ne kadar da fakir ve harap bir ev değil mi?
bahçesi de var;
görsel
neyse, vahdettin abd'den de umduğunu bulamayınca, şansını bir de fransa'da denemek istemiş.
13 mart 1924 tarihinde fransa cumhurbaşkanı millerand'a bir mektup yazmış.
(bkz: vahdettin in millerand a yazdığı mektup)
üstelik bu mektubun bir kopyasını da britanya kralı'na da göndermiş.
amma ve lakin fransa henüz 5 ay önce kurulmuş türkiye cumhuriyeti'ni ilk tanıyan, hatta türkiye cumhuriyeti kurulmadan evvel, tbmm hükümeti ile ilk anlaşmayı yapan (bkz: ankara antlaşması)
ülkeydi. türkiye'ye karşı böyle hasmane bir tutuma girmemesi gerektiğini sütçü imam'dan, kara yılan'dan, şehit kamil'den öğrenmiş, fransız devlet hafızasına kazımışlardı.
işte vahdettin'in yaptığı bu tüm girişimlerden aldığı yanıtlar hep olumsuz olmuştu.
çünkü vaktiyle türkiye üzerinde işgal girişiminde bulunanların hepsi artık "geldikleri gibi gideceklerini" çok iyi anlamışlardı...
işte son padişah vahdettin'in yurtdışına çıkışı ve oradaki hayatı kısaca böyle.
o osmanlı'ya padişah olacak kudrette biri değildi, yaptıkları, tam bir ingiliz kuklası olması ve kaçışı da osmanlı hanedanının en niteliksiz, en basiretsiz üyesi olduğunu doğrular.
hülasa son halife abdülmecid efendi de ölmeden önce "beni vahdeddin in yanına gömmeyin" şeklinde vasiyet vermiş ve vahdettin'in nasıl kişiliksiz biri olduğunu bu şekilde vurgulamıştır...
#tarih
ama vahdettin sevenler nedense hiç hatırlamamış. çok ilginç...
vahdettin, general harrington'a yazdığı mektupta iltica talebinde bulunmuş, 1 kasım 1922'de saltanatın kaldırılması ile bu talebi işleme konulmuş ve 17 kasım 1922 tarihinde sabah saatlerinde britanya donanmasına ait hms malaya zırhlısına binerek topuklamıştır...
öncelikle şunu iyi bilmeniz lazım.
vahdettin kovulmadı, sürgüne gönderilmedi. vahdettin hakkında herhangi bir deport yahut sürgün kararı ve/veya emri yoktur.
(bkz: vahdettin hakkında çıkan sürgün kararı)
vahdettin gayet de kendi istek ve arzusuyla ingilizlerden siyasi sığınma talep etmiş, ingilizler de bu talebi (vahdettin'in halifelik sıfatını kullanmak için) kabul etmiş ve onu istanbul'dan alıp götürmüşlerdir.
esasen ingilizler vahdettin'i hindistan'a götürmek istiyorlar, hint müslümanlarının britanya ile olan bağlarını güçlendirmek için hilafet makamını kullanmak istiyorlardı.
lakin ingilizlerin bu düşüncesi ters tepti.
zira hindistan müslümanları, vahdettin'in hindistan'a getirilmesini reddetti. hatta britanya hindistan bakanlığına şöyle bir mektup yazıldı;
(bkz: ülkemizde ingiliz ajanı padişah istemiyoruz/#38102858)
işte ingilizlerin bu planı ters tepip, vahdettin de elde kalınca ingilizler vahdettin'i malta'ya atıp kaçtılar.
garibim vahdettin de ağzına çalınmış bir parmak ingiliz balıyla mısır'a, hindistan'a sultan olma umuduyla bekledi durdu.
tabi beklerken umutlar tükendi.
vahdettin ingilizlerden bir fayda gelmeyeceğini anlayınca çareyi amerikan başkanına mektup yazmakta buldu.
(bkz: vahdeddin in amerikan başkanına yazdığı mektup)
bu mektupta vahdettin yardım edilmesi halinde sahip olduğu padişahlık ve hilafet makamlarını tekrar geri alabileceğinden bahsetmiş ve amerika'nın çıkarlarına hizmet edeceğini deklare etmiş.
tabi bu arada vahdettin bu mektubu italya'dan yazıyor.
yani, malta'dan italya'ya geçmiş.
peki italya'da nerede yaşıyor?
san remo'da...
bak bu san remo'daki yaşantı zurna'nın zırt dediği yer.
fakir, yoksul, sefil vahdettin, italya'nın gözde tatil beldesi san remo'da şu evde yaşıyor;
görsel
ne kadar da fakir ve harap bir ev değil mi?
bahçesi de var;
görsel
neyse, vahdettin abd'den de umduğunu bulamayınca, şansını bir de fransa'da denemek istemiş.
13 mart 1924 tarihinde fransa cumhurbaşkanı millerand'a bir mektup yazmış.
(bkz: vahdettin in millerand a yazdığı mektup)
üstelik bu mektubun bir kopyasını da britanya kralı'na da göndermiş.
amma ve lakin fransa henüz 5 ay önce kurulmuş türkiye cumhuriyeti'ni ilk tanıyan, hatta türkiye cumhuriyeti kurulmadan evvel, tbmm hükümeti ile ilk anlaşmayı yapan (bkz: ankara antlaşması)
ülkeydi. türkiye'ye karşı böyle hasmane bir tutuma girmemesi gerektiğini sütçü imam'dan, kara yılan'dan, şehit kamil'den öğrenmiş, fransız devlet hafızasına kazımışlardı.
işte vahdettin'in yaptığı bu tüm girişimlerden aldığı yanıtlar hep olumsuz olmuştu.
çünkü vaktiyle türkiye üzerinde işgal girişiminde bulunanların hepsi artık "geldikleri gibi gideceklerini" çok iyi anlamışlardı...
işte son padişah vahdettin'in yurtdışına çıkışı ve oradaki hayatı kısaca böyle.
o osmanlı'ya padişah olacak kudrette biri değildi, yaptıkları, tam bir ingiliz kuklası olması ve kaçışı da osmanlı hanedanının en niteliksiz, en basiretsiz üyesi olduğunu doğrular.
hülasa son halife abdülmecid efendi de ölmeden önce "beni vahdeddin in yanına gömmeyin" şeklinde vasiyet vermiş ve vahdettin'in nasıl kişiliksiz biri olduğunu bu şekilde vurgulamıştır...
#tarih
dün yazdığımız (bkz: rize nin bombalanması yalanı) sonrası gelen yoğun istek üzerine bugün işleyeceğimiz kahramanlık(!) konusudur.
1. dünya savaşı yıllarında 6 mart 1916'da rize sancağımız malesef rus işgaline uğradı.
sancağı savunmak için görevli 4000 civarında askerimiz vardı, lakin askerlerin çoğu firar ettiler.
elde rize'yi savunmak için 400-500 kişilik bir kuvvet kalmıştı.
durum vahimdi.
rize'yi savunmak için osmanlı, hüseyin avni paşa'yı görevlendirdi. paşa yanında birkaç yüz asker ile sancağa geldi.
lakin paşa ile birlikte gelen takviye kuvvet ile rize'de bulunan kuvvetlerimiz rus ordusu karşısında tutunamazdı.
hüseyin avni paşa bunun üzerine seferberlik ilan etti ve rize ahalisini şehri moskoflara karşı savunmak için yardım istedi.
--- spoiler ---
burada düşmanla savaşacağım.
bana yardımcı olursanız silah vereceğim. savaşmak istemeyen olabilir. onlar da silah taşısınlar. bunu da yapmayanlar siper kazsınlar. bunu da yapmayanlar dua etsinler.
bunu da yapamayanları vallahi de asarım billahi de asarım...
--- spoiler ---
fakat nafile.
rizeliler kılını bile kıpırdatmadılar.
paşa bunun üzerine taktik değiştirerek rizelilere şunu söyledi;
--- spoiler ---
askerler, sizleri deniz kenarına gönderiyorum.
her kim bana 1 düşman şapkası getirirse kendisine 1 gümüş mecidiye, 1 düşman tüfeği getirene 1 altın, 1 düşman kulağı getirene 5 altın vereceğim.
--- spoiler ---
fakat rizeliler yine kıllarını kıpırdatmadılar.
kendi topraklarını, köylerini savunmak yerine moskof çizmesi altında yaşamayı tercih ettiler. bir kısmı da yağma yapmak için dağa çıktı hatta.
durumu fırsat bilip garibanları yağmaladılar.
bütün bunlara şahit olan hüseyin avni paşa "ne haliniz varsa görün, allah belanızı versin" diyerek elinde kalan son kuvvetleri de yanına alarak zigana geçidine çekildi ve ruslar'ı burada karşıladı..
rize rus işgaline uğradığında rusları istavroz ile karşılayan pontuslu papazları rizeliler sadece seyretti.
görsel
ruslara karşı tek kurşun atmayanlar; sorsan şimdi herkesten milliyetçi geçinirler...
Not: görsel temsilidir.
#tarih
1. dünya savaşı yıllarında 6 mart 1916'da rize sancağımız malesef rus işgaline uğradı.
sancağı savunmak için görevli 4000 civarında askerimiz vardı, lakin askerlerin çoğu firar ettiler.
elde rize'yi savunmak için 400-500 kişilik bir kuvvet kalmıştı.
durum vahimdi.
rize'yi savunmak için osmanlı, hüseyin avni paşa'yı görevlendirdi. paşa yanında birkaç yüz asker ile sancağa geldi.
lakin paşa ile birlikte gelen takviye kuvvet ile rize'de bulunan kuvvetlerimiz rus ordusu karşısında tutunamazdı.
hüseyin avni paşa bunun üzerine seferberlik ilan etti ve rize ahalisini şehri moskoflara karşı savunmak için yardım istedi.
--- spoiler ---
burada düşmanla savaşacağım.
bana yardımcı olursanız silah vereceğim. savaşmak istemeyen olabilir. onlar da silah taşısınlar. bunu da yapmayanlar siper kazsınlar. bunu da yapmayanlar dua etsinler.
bunu da yapamayanları vallahi de asarım billahi de asarım...
--- spoiler ---
fakat nafile.
rizeliler kılını bile kıpırdatmadılar.
paşa bunun üzerine taktik değiştirerek rizelilere şunu söyledi;
--- spoiler ---
askerler, sizleri deniz kenarına gönderiyorum.
her kim bana 1 düşman şapkası getirirse kendisine 1 gümüş mecidiye, 1 düşman tüfeği getirene 1 altın, 1 düşman kulağı getirene 5 altın vereceğim.
--- spoiler ---
fakat rizeliler yine kıllarını kıpırdatmadılar.
kendi topraklarını, köylerini savunmak yerine moskof çizmesi altında yaşamayı tercih ettiler. bir kısmı da yağma yapmak için dağa çıktı hatta.
durumu fırsat bilip garibanları yağmaladılar.
bütün bunlara şahit olan hüseyin avni paşa "ne haliniz varsa görün, allah belanızı versin" diyerek elinde kalan son kuvvetleri de yanına alarak zigana geçidine çekildi ve ruslar'ı burada karşıladı..
rize rus işgaline uğradığında rusları istavroz ile karşılayan pontuslu papazları rizeliler sadece seyretti.
görsel
ruslara karşı tek kurşun atmayanlar; sorsan şimdi herkesten milliyetçi geçinirler...
Not: görsel temsilidir.
#tarih
siyasal islamcı, fetöcü, göt kılı şakirtlerin uydurma tarihlerinde bahsettikleri yalandır.
sol freymde son yarım saattir ard arda bu konu üzerine başlıklar açılıyor, yorumlar yapılıyor maksatlı olarak.
hepsi ya-lan...kaynak götüm yalanı hemde...
arkadaşlar rize bombalanmamıştır...
bu yalan tamamen rizelilerin göt korkusu ile uydurdukları bir yalandır.
olayın aslı şudur ki, rizeliler o dönem şapka takmayız deyip "din elden gidiyor" ve "halife isteriz" naralarıyla şeyh sait isyanına destek veriyorlar.
bir yanda genç cumhuriyet, bir yanda ingiliz işbirlikçisi şeyh sait, diğer yanda onların işbirlikçisi potamyalılar(rize)...
tabi hükümet hemen tertip alıyor ve hamidiye zırhlısı rize açıklarına gönderiliyor.
başlıyor toplarını ateşlemeye.
lakin hamidiye zırhlısının yaptığı yegane şey ise kuru sıkı bombalama.
kıyıya düşen tek bir şarapnel parçası yok, bombalama neticesinde burnu dahi kanayan yok. lakin hamidiye'nin toplarından çıkan seslerden altına kaçıran binlerce tabansız var...
hülasa, hamidiye'nin kuru sıkı bombalaması sonrası o meşhur "atma hamidiye din kardeşiyiz" türküsü yazılıyor.
dediğim gibi, tek bir şarapnel bile düşmemiş rize sahillerine, zaten düşmüş olsaydı bunu bugün gösterirlerdi bu yalanı ortaya atan ahlaksızlar.
hadi bana bir tane isabet alan bina, toprağa düşen bir tane top mermisi, şarapneli göstersenize?
o kadar ağır bombardıman(!) sonrası muhakkak bir iz vardır değil mi?
ulan bugün o rize denilen yerde aç karnınızı doyurabiliyorsanız bu bile atatürk sayesindedir.
araştırın bakalım rize'de 100 sene önce çay ekimi var mıydı? dedelerinizin çay tarlaları var mıydı? çayı rize'ye kim getirdi.
görsel
atatürk'e şükran duyacakları yerde yalan tarihle iftira atıyor nankörler...tabi rize'de adam gibi adam, insan gibi insanlar da var ve sayıları hiç de azımsanacak kadar az değil, onları tenzih ediyorum.
ha bir de bu rizelilerin rus işgalinde sergilediği efsane mücadele(!) var.
bir de yunan averof zırhlısını karşılamaları var...
hamidiye'ye türkü yakan rizeliler, yunan averof zırhlısına yiyecek içecek taşıyordu sandallarla. averof için neden türkü yakmadınız???
kafamı bozarsanız onları da yazarım, daha beter rezil olursunuz...
#tarih
sol freymde son yarım saattir ard arda bu konu üzerine başlıklar açılıyor, yorumlar yapılıyor maksatlı olarak.
hepsi ya-lan...kaynak götüm yalanı hemde...
arkadaşlar rize bombalanmamıştır...
bu yalan tamamen rizelilerin göt korkusu ile uydurdukları bir yalandır.
olayın aslı şudur ki, rizeliler o dönem şapka takmayız deyip "din elden gidiyor" ve "halife isteriz" naralarıyla şeyh sait isyanına destek veriyorlar.
bir yanda genç cumhuriyet, bir yanda ingiliz işbirlikçisi şeyh sait, diğer yanda onların işbirlikçisi potamyalılar(rize)...
tabi hükümet hemen tertip alıyor ve hamidiye zırhlısı rize açıklarına gönderiliyor.
başlıyor toplarını ateşlemeye.
lakin hamidiye zırhlısının yaptığı yegane şey ise kuru sıkı bombalama.
kıyıya düşen tek bir şarapnel parçası yok, bombalama neticesinde burnu dahi kanayan yok. lakin hamidiye'nin toplarından çıkan seslerden altına kaçıran binlerce tabansız var...
hülasa, hamidiye'nin kuru sıkı bombalaması sonrası o meşhur "atma hamidiye din kardeşiyiz" türküsü yazılıyor.
dediğim gibi, tek bir şarapnel bile düşmemiş rize sahillerine, zaten düşmüş olsaydı bunu bugün gösterirlerdi bu yalanı ortaya atan ahlaksızlar.
hadi bana bir tane isabet alan bina, toprağa düşen bir tane top mermisi, şarapneli göstersenize?
o kadar ağır bombardıman(!) sonrası muhakkak bir iz vardır değil mi?
ulan bugün o rize denilen yerde aç karnınızı doyurabiliyorsanız bu bile atatürk sayesindedir.
araştırın bakalım rize'de 100 sene önce çay ekimi var mıydı? dedelerinizin çay tarlaları var mıydı? çayı rize'ye kim getirdi.
görsel
atatürk'e şükran duyacakları yerde yalan tarihle iftira atıyor nankörler...tabi rize'de adam gibi adam, insan gibi insanlar da var ve sayıları hiç de azımsanacak kadar az değil, onları tenzih ediyorum.
ha bir de bu rizelilerin rus işgalinde sergilediği efsane mücadele(!) var.
bir de yunan averof zırhlısını karşılamaları var...
hamidiye'ye türkü yakan rizeliler, yunan averof zırhlısına yiyecek içecek taşıyordu sandallarla. averof için neden türkü yakmadınız???
kafamı bozarsanız onları da yazarım, daha beter rezil olursunuz...
#tarih
1930'lu yılların sonları...
bir fabrika projesi üzerinde çalışılıyor. atatürk'ün huzurunda dönemin sanayi ve kalkınma bakanı.
atatürk projenin derhal bitirilmesi talimatını verip bir de mühlet veriyor bakana. "şu tarihe kadar bitecek..."
bakan itiraz ediyor, "aman efendim, mümkün değil. o tarihte bitmez..."
atatürk çok sinirleniyor.
"efendi...!!! sen ne söylüyorsun? biz yirmi günde opera yazmış, bestelemiş ve sergilemiş bir milletiz. o tarihten daha da evvel biter, yeter ki yapacağınız işe öncelikle kendiniz inanınız..."
opera???
opera ne alaka?
yani opera yapmak her şeyden zor mu? bunu mu demek istemiş atatürk?
o halde daha eski yıllara gidelim.
1913...
balkan savaşları yeni bitmiş, mustafa kemal bey'de bulgaristan'da sofya ateşemiliterliğinde görevli.
bizzat kral tarafından verilen bir davete icabet etmeleri gerekiyordu.
bu davet bir operaydı.
carmen operası sahnelenecekti...
şaşırmıştı.
bulgarlar ve opera...
daha birkaç yıl önce osmanlı himayesinde olan bulgarların bir operaları vardı, opera sanatçıları vardı...
bu nasıl olurdu?
ateşemiliter mustafa kemal bey yanında fethi okyar ve şakir zümre ile birlikte davete icabet etti.
hayranlıkla izledi operayı.
oyun sonrası kral ferdinand tarafından locaya davet edildiler.
kral "oyunu nasıl bulduklarını" sordu.
mustafa kemal mahçup bir şekilde çok beğendiklerini beyan etti.
oyun sonrası otellerine dinlenmeye çekildiler. gece saat epey geç olmuştu. mustafa kemal, şakir zümre'nün kaldığı odanın kapısını çaldı.
"uyuyamıyorum muhterem, biraz konuşalım..."
şakir zümre hayretle mustafa kemal'i dinliyordu.
"şakir, kim ne derse desin balkan savaşlarındaki mağlubiyetimizin nedenini bu gece daha iyi anladım. ben bu adamları(bulgarlar) çoban diye bilirdim, oysa baksana operaları bile var, opera sanatçıları var, müzisyenleri, dekoratörleri, opera binası bile yapmış adamlar...ah şakir bey; bizim ülkemiz de acaba bir gün operaya kavuşabilecek mi? o düzeye çıkabilecek miyiz?"
o gece içine oturmuştu mustafa kemal'in.
yıllar geçti.
mustafa kemal bey, "paşa" oldu.
vatanı işgal edildi. samsun'a çıktı, kurtuluş savaşını başlattı.
sakarya zaferi, büyük taarruz derken, dumlupınar'da nihayi zafer kazanıldı.
"gazi" oldu, "mareşal" oldu, "kurtarıcı" oldu...
8 eylül 1922 gecesi nif'teki (kemalpaşa) bağ evinde yanında bulunan halide edip onbaşı'ya döndü.
aklına 1913'te sofya'da yaşadığı gece gelmişti.
"opera yapacağız halide..." dedi.
tam 4 sene.
cephelerde, tüm çetin şartlarda iç ve dış düşmanlarla mücadele, kurtarılan bir vatan, ertesi gün izmir'e girilecek ve mustafa kemal paşa operadan, opera binasından bahsediyordu...
halide edip ilk türkçe libretto olan "kenan çobanları"nın yazarıydı(1916). mustafa kemal paşa bunu bile takip ediyordu...
zaferden sonra cumhuriyet, devrimler, kalkınma hamlesi...
türkiye cumhuriyeti dünyaya parmak ısırtıyordu.
1934...
iran şahı pehlevi ankara'ya gelecek...
Atatürk işte 1913 yılından beri içinde yanan ateşi söndürme fırsatı bulmuştu...
hazırlıklar için yapılan toplantılarda fikrini söyledi; opera yapılacaktı...
şahın ziyaretine çok kısa bir süre kalmıştı ve atatürk'ün bu isteği imkansıza yakındı.
istanbul'dan trene binen nimet vahit ve izmir'e gitmek üzre yolda olan ahmet adnan saygun trenden indirilerek çankaya köşküne getirildiler.
atatürk gayet netti, türk operası bestelenecek, sahneye konacak ve şah ile birlikte izleyeceklerdi...
20 günlük bir çalışma ve bizzat atatürk'ün de katkıları ile "özsoy" operası hazırlandı ve iran şahı'na dostluk ve kardeşlik iletisi olarak sunum yapıldı...
çocuklar gibi mutluydu.
dile kolay tam 21 yıldır içinde sönmeyen bir ateş, burukluk sona ermişti.
artık türkler de opera yapıyordu.
en zor iş başarılmıştı...
---------------------------------------
ek:
özsoy operası'nın bölümleri;
•öz ozan;
https://youtu.be/6aUW8JC_Tgc?t=3
•yakarış;
https://youtu.be/xtauKVHUAgU?t=2
•doğumu bekleyiş;
https://youtu.be/SmFBxbfLTDI?t=2
•ulu hakan feridun;
https://youtu.be/uwo-XMTUUR0?t=1
•doğum müjdesi;
https://youtu.be/NCIQ4dsJfkQ?t=1
•hatun'un gelişi;
https://youtu.be/f9EsFuXsK2M?t=1
•şölen/felekler;
https://youtu.be/nRxWJcELSrw?t=1
•sihir raksı;
https://youtu.be/3tctjx2tRTQ?t=2
•bebeklerin kayboluşu;
https://youtu.be/I5mVBkxRet0?t=1
#tarih
#müzik
#atatürk
bir fabrika projesi üzerinde çalışılıyor. atatürk'ün huzurunda dönemin sanayi ve kalkınma bakanı.
atatürk projenin derhal bitirilmesi talimatını verip bir de mühlet veriyor bakana. "şu tarihe kadar bitecek..."
bakan itiraz ediyor, "aman efendim, mümkün değil. o tarihte bitmez..."
atatürk çok sinirleniyor.
"efendi...!!! sen ne söylüyorsun? biz yirmi günde opera yazmış, bestelemiş ve sergilemiş bir milletiz. o tarihten daha da evvel biter, yeter ki yapacağınız işe öncelikle kendiniz inanınız..."
opera???
opera ne alaka?
yani opera yapmak her şeyden zor mu? bunu mu demek istemiş atatürk?
o halde daha eski yıllara gidelim.
1913...
balkan savaşları yeni bitmiş, mustafa kemal bey'de bulgaristan'da sofya ateşemiliterliğinde görevli.
bizzat kral tarafından verilen bir davete icabet etmeleri gerekiyordu.
bu davet bir operaydı.
carmen operası sahnelenecekti...
şaşırmıştı.
bulgarlar ve opera...
daha birkaç yıl önce osmanlı himayesinde olan bulgarların bir operaları vardı, opera sanatçıları vardı...
bu nasıl olurdu?
ateşemiliter mustafa kemal bey yanında fethi okyar ve şakir zümre ile birlikte davete icabet etti.
hayranlıkla izledi operayı.
oyun sonrası kral ferdinand tarafından locaya davet edildiler.
kral "oyunu nasıl bulduklarını" sordu.
mustafa kemal mahçup bir şekilde çok beğendiklerini beyan etti.
oyun sonrası otellerine dinlenmeye çekildiler. gece saat epey geç olmuştu. mustafa kemal, şakir zümre'nün kaldığı odanın kapısını çaldı.
"uyuyamıyorum muhterem, biraz konuşalım..."
şakir zümre hayretle mustafa kemal'i dinliyordu.
"şakir, kim ne derse desin balkan savaşlarındaki mağlubiyetimizin nedenini bu gece daha iyi anladım. ben bu adamları(bulgarlar) çoban diye bilirdim, oysa baksana operaları bile var, opera sanatçıları var, müzisyenleri, dekoratörleri, opera binası bile yapmış adamlar...ah şakir bey; bizim ülkemiz de acaba bir gün operaya kavuşabilecek mi? o düzeye çıkabilecek miyiz?"
o gece içine oturmuştu mustafa kemal'in.
yıllar geçti.
mustafa kemal bey, "paşa" oldu.
vatanı işgal edildi. samsun'a çıktı, kurtuluş savaşını başlattı.
sakarya zaferi, büyük taarruz derken, dumlupınar'da nihayi zafer kazanıldı.
"gazi" oldu, "mareşal" oldu, "kurtarıcı" oldu...
8 eylül 1922 gecesi nif'teki (kemalpaşa) bağ evinde yanında bulunan halide edip onbaşı'ya döndü.
aklına 1913'te sofya'da yaşadığı gece gelmişti.
"opera yapacağız halide..." dedi.
tam 4 sene.
cephelerde, tüm çetin şartlarda iç ve dış düşmanlarla mücadele, kurtarılan bir vatan, ertesi gün izmir'e girilecek ve mustafa kemal paşa operadan, opera binasından bahsediyordu...
halide edip ilk türkçe libretto olan "kenan çobanları"nın yazarıydı(1916). mustafa kemal paşa bunu bile takip ediyordu...
zaferden sonra cumhuriyet, devrimler, kalkınma hamlesi...
türkiye cumhuriyeti dünyaya parmak ısırtıyordu.
1934...
iran şahı pehlevi ankara'ya gelecek...
Atatürk işte 1913 yılından beri içinde yanan ateşi söndürme fırsatı bulmuştu...
hazırlıklar için yapılan toplantılarda fikrini söyledi; opera yapılacaktı...
şahın ziyaretine çok kısa bir süre kalmıştı ve atatürk'ün bu isteği imkansıza yakındı.
istanbul'dan trene binen nimet vahit ve izmir'e gitmek üzre yolda olan ahmet adnan saygun trenden indirilerek çankaya köşküne getirildiler.
atatürk gayet netti, türk operası bestelenecek, sahneye konacak ve şah ile birlikte izleyeceklerdi...
20 günlük bir çalışma ve bizzat atatürk'ün de katkıları ile "özsoy" operası hazırlandı ve iran şahı'na dostluk ve kardeşlik iletisi olarak sunum yapıldı...
çocuklar gibi mutluydu.
dile kolay tam 21 yıldır içinde sönmeyen bir ateş, burukluk sona ermişti.
artık türkler de opera yapıyordu.
en zor iş başarılmıştı...
---------------------------------------
ek:
özsoy operası'nın bölümleri;
•öz ozan;
https://youtu.be/6aUW8JC_Tgc?t=3
•yakarış;
https://youtu.be/xtauKVHUAgU?t=2
•doğumu bekleyiş;
https://youtu.be/SmFBxbfLTDI?t=2
•ulu hakan feridun;
https://youtu.be/uwo-XMTUUR0?t=1
•doğum müjdesi;
https://youtu.be/NCIQ4dsJfkQ?t=1
•hatun'un gelişi;
https://youtu.be/f9EsFuXsK2M?t=1
•şölen/felekler;
https://youtu.be/nRxWJcELSrw?t=1
•sihir raksı;
https://youtu.be/3tctjx2tRTQ?t=2
•bebeklerin kayboluşu;
https://youtu.be/I5mVBkxRet0?t=1
#tarih
#müzik
#atatürk
nazi baskı ve zulmünden kaçıp türkiye'ye sığınan, cumhuriyet dönemi türk mimarisinin gelişimine katkıda bulunan bruno taut adlı alman mimardır.
10 kasım 1938'de atatürk vefat edince, bruno taut'tan, atatürk için tertiplenecek cenaze töreni için ulu önder'in tabutunun konulacağı bir katafalk ve törenler için bir tak hazırlaması istenir.
bruno taut "bu benim için bir onurdur" diyerek vazifeyi kabul eder.
katafalk ve görkemli bir tak hazırlar, bunu da 36 saat içinde gerçekleştirir.
ulu önder'in cenaze merasimi işte bu bruno taut tarafından hazırlanan takın önünde gerçekleşir.
görsel
görsel
yaptığı tak ve katafalk için kendisine 1000 lira verilir.
lakin bruno taut verilen parayı kabul etmez. sadece bir teşekkür yazısı verilmesini ister.
kendisine teşekkür beratı verilir. bu bruno taut tarafından "şimdiye dek aldığım en onurlu en büyük ödül" diye tanımlanır.
ne var ki, bruno taut yıllardan beridir astım hastasıdır.
atatürk'ün cenaze merasimi için 36 saat boyunca aralıksız çalışmış, yorgun düşmüştür, ayrıca üşüterek zatürreye yakalanmıştır.
durumu fenalaşan bruno taut ulu önder'in cenaze merasiminden yaklaşık 1 ay sonra hayata gözlerini yumar.
çok arzulamasına rağmen türk vatandaşı olamamıştır, pasaportuna "haymatlos" (vatansız) damgası vardır.
ama türkiye cumhuriyeti kendisine bir ayrıcalık tanır.
vefat eden bruno taut, istanbul'daki edirnekapı şehitliğine defnedilir.
kendisi edirnekapı şehitliğinde defnedilen ilk ve tek gayrimüslimdir.
ruhu şad olsun...
bruno taut;
görsel
#10Kasım
#Tarih
10 kasım 1938'de atatürk vefat edince, bruno taut'tan, atatürk için tertiplenecek cenaze töreni için ulu önder'in tabutunun konulacağı bir katafalk ve törenler için bir tak hazırlaması istenir.
bruno taut "bu benim için bir onurdur" diyerek vazifeyi kabul eder.
katafalk ve görkemli bir tak hazırlar, bunu da 36 saat içinde gerçekleştirir.
ulu önder'in cenaze merasimi işte bu bruno taut tarafından hazırlanan takın önünde gerçekleşir.
görsel
görsel
yaptığı tak ve katafalk için kendisine 1000 lira verilir.
lakin bruno taut verilen parayı kabul etmez. sadece bir teşekkür yazısı verilmesini ister.
kendisine teşekkür beratı verilir. bu bruno taut tarafından "şimdiye dek aldığım en onurlu en büyük ödül" diye tanımlanır.
ne var ki, bruno taut yıllardan beridir astım hastasıdır.
atatürk'ün cenaze merasimi için 36 saat boyunca aralıksız çalışmış, yorgun düşmüştür, ayrıca üşüterek zatürreye yakalanmıştır.
durumu fenalaşan bruno taut ulu önder'in cenaze merasiminden yaklaşık 1 ay sonra hayata gözlerini yumar.
çok arzulamasına rağmen türk vatandaşı olamamıştır, pasaportuna "haymatlos" (vatansız) damgası vardır.
ama türkiye cumhuriyeti kendisine bir ayrıcalık tanır.
vefat eden bruno taut, istanbul'daki edirnekapı şehitliğine defnedilir.
kendisi edirnekapı şehitliğinde defnedilen ilk ve tek gayrimüslimdir.
ruhu şad olsun...
bruno taut;
görsel
#10Kasım
#Tarih
1923 bursa, ışıklar askeri lisesi'nden bir fotoğraf;
görsel
karabekir paşa, 1919 yılından itibaren doğu anadolu'daki öksüz, yetim hemen hemen bütün çocukların bakım ve eğitimini üstlenerek adeta bir devrim yaptı.
sadece erzurum vilayetinden tam 6000 çocuk kazım karabekir'in gürbüz çocuklar ordusuna dahil edildi.
görsel
karabekir paşa'nın gürbüz çocukları doğu anadolu bölgesindeki ilk izci teşkilatıydı.
görsel
çocuklar modern eğitim sistemi ile eğitiliyor yakında kurulacak genç cumhuriyetin subay, astsubay, öğretmen, akademisyen kadroları ilk eğitimlerini alıyordu.
görsel
görsel
karabekir paşa'nın yetimleri arasında her milletten, her dinden çocuk vardı.
türk, kürt, zaza, ermeni, yezidi pek çok çocuğa memleketin en zor zamanlarında sahip çıkılmıştı.
görsel
devletin halkına sırtını çevirdiği, padişahın kendi bekası için tebasını işgalcilerin insafına terk ettiği o yıllarda yapılan bu organizasyonun büyüklüğüne bugün bile aklımız sırrımız yetmiyor.
"devlet baba" işte tam olarak bu...
100 yıl önce işgal altında bile çocuklarına, gençlerine sahip çıkan bu devlet, bugün gençlerine kalacak yurt, özgür bir eğitim ortamı sağlayamıyor, gençler ve çocuklar çaresizlikten tarikatlara, cemaatlere teslim oluyor, istismara uğruyor ya da işsiz kalıyor, intihar ediyor...
(bkz: ya devlet başa ya kuzgun leşe)
#tarih
görsel
karabekir paşa, 1919 yılından itibaren doğu anadolu'daki öksüz, yetim hemen hemen bütün çocukların bakım ve eğitimini üstlenerek adeta bir devrim yaptı.
sadece erzurum vilayetinden tam 6000 çocuk kazım karabekir'in gürbüz çocuklar ordusuna dahil edildi.
görsel
karabekir paşa'nın gürbüz çocukları doğu anadolu bölgesindeki ilk izci teşkilatıydı.
görsel
çocuklar modern eğitim sistemi ile eğitiliyor yakında kurulacak genç cumhuriyetin subay, astsubay, öğretmen, akademisyen kadroları ilk eğitimlerini alıyordu.
görsel
görsel
karabekir paşa'nın yetimleri arasında her milletten, her dinden çocuk vardı.
türk, kürt, zaza, ermeni, yezidi pek çok çocuğa memleketin en zor zamanlarında sahip çıkılmıştı.
görsel
devletin halkına sırtını çevirdiği, padişahın kendi bekası için tebasını işgalcilerin insafına terk ettiği o yıllarda yapılan bu organizasyonun büyüklüğüne bugün bile aklımız sırrımız yetmiyor.
"devlet baba" işte tam olarak bu...
100 yıl önce işgal altında bile çocuklarına, gençlerine sahip çıkan bu devlet, bugün gençlerine kalacak yurt, özgür bir eğitim ortamı sağlayamıyor, gençler ve çocuklar çaresizlikten tarikatlara, cemaatlere teslim oluyor, istismara uğruyor ya da işsiz kalıyor, intihar ediyor...
(bkz: ya devlet başa ya kuzgun leşe)
#tarih
kırmızı şeritli istiklal madalyası sahibi, istiklal mücadelesi kahramanı ismail hakkı tevfik okday'dır...
başlıktan da anlaşılacağı üzre ismail hakkı tevfik okday bey, vahdettin'in damadıdır.
vahdettin'in kızı fatma ulviye sultan ile evlidir...
şimdi kurtuluş savaşı gazimiz, milli mücadele kahramanı, karakol örgütü'nden ismail hakkı bey'i anlatalım...
ismail hakkı bey kimdir?
ismail hakkı bey, son osmanlı sadrazamı ahmet tevfik paşa'nın oğludur.
ahmet tevfik paşa, atina sefirimiz iken burada dünyaya gelmiştir.
galatasaray lisesi ve harp okulunda okumuş, subay olunca da prusya askeri akademisinde eğitim görmüştür.
balkan savaşı ve 1. dünya savaşında bulunmuş, 1917'de veliaht şehzade olan vahdettin'in kızı fatma ulviye sultan ile evlenmiştir.
harp sonrası vahdettin padişah, babası ahmet tevfik paşa da sadrazam olunca ismail hakkı bey sarayın erkan-ı harp şubesinin başına getirildi...
ne var ki mondros mütarekesinin hemen ardından istanbul işgal edilmiş, anadolu'nun işgaline başlanmıştı.
ismail hakkı bey her türk subayı gibi bu durumu kabullenemiyordu.
ismail hakkı bey işgaller ile birlikte karakol örgütü ile hareket etmeye başladı. saraydaki yardımcısı yüzbaşı neşet çopur bey de hamza grubu'nun istanbul mümessiliydi.
bir yandan saraydaki görevini ifa ediyor, diğer yandan elinden geldiğince milli mücadeleye destek oluyor, istihbarat sağlıyordu.
ismail hakkı bey'in en önemli istihbaratı şüphesiz ki mustafa kemal'i samsun'a götürecek olan "bandırma vapuru'nun batırılacağına" dair bilgi verip önlem alınmasını sağlamaktı.
hem ismail hakkı bey, hem çopur neşet bey değerli subaylardı.
her ikisi de ankara'ya gidip milli mücadeleye katılmak, vatanın kurtuluşuna katkıda bulunmak istiyorlardı.
neşet bey önden gitti, ismail hakkı bey'in ise kaçacağından şüpheleniliyor ve göz hapsinde tutuluyordu.
ayrıca daha önce kuvvacılara katılan şehzade ömer faruk efendi de kurtuluş savaşına katılmak için anadolu'ya geçmeye çalışmış, lakin yakalanmıştı.
kısacası bütün dikkatler çok kıymetli bir subay olan ismail hakkı bey'in üzerindeydi.
dikkat çekmemesi lazımdı.
eşi ulviye sultan ile kavga etti. hatta bu yüzden eşi ile yataklarını ayırdı.
ismail hakkı bey bir süre eşi ile kavgalı, yatakları ayrı bir şekilde sarayda yaşadı.
ismail hakkı bey şöyle anlatıyor;
--- spoiler ---
düşündüm, taşındım, her şeyden evvel ulviye sultan’la yattığımız yatak odasından ayrı bir odada yatmam gerektiği neticesine vardım. zira erkenden kalkıp giyinmem, odadan çıkmam o’nun tarafından dahi fark edilmemeliydi.
bunun içinde şu çareyi buldum: ulviye sultan’la basit bir münakaşa sebebi çıkarıp yatak odamı ayırmak ve geceleri yalnız başıma geçirmek. hareketimden bir hafta evvel, bunu başardım ve yatak odamı ayırdım. ulviye sultan bu hale fena halde kızdı, hatta öfkesinden ağladı bile.
işi annesi nazik eda başkadın efendi’ye açmış, vahdettin han’ın yaşlı fakat iyi niyetli hanımı konağa kadar gelip anlaşamamamızın sebebini benden sordu.bu muhterem kadın, beni çok severdi. fakat kızının kaprislerini bildiği için yatıştırıcı tavsiyelerde bulunmakla yetindi.
--- spoiler ---
vatan kutsaldı.
mevzubahis vatansa gerisi teferruattı.
bir sabah ismail hakkı bey eşi ve küçük kızını sarayda bırakarak koyun tüccarı mustafa ağa kimliği ile inebolu'ya kaçtı.
oradan istiklal yolu güzergahı ile ankara'ya vardı ve milli mücadeleye katıldı.
ismail hakkı bey'in firarı ingilizleri deliye döndürdü, vahdettin'e bunun hesabını sordular.
tabi vahdettin de bu firarı ismail hakkı bey'in babası sadrazam ahmet tevfik paşa'dan sordu.
vahdettin, tevfik paşa'ya sorar; "oğlun nerede?"
paşa yanıtlar; "bunu benim size sormam icap eder, hem damadınız hem saray erkân-ı harbidir..."
vahdettin yanıtlar; "oğlun anadolu'ya iltihak etti..."
tevfik paşa bu cevaptan gayet memnun kalmış bir şekilde ingiliz kuklası padişaha gülümseyerek yanıt verir;
"çok memnun oldum, belindeki kılıncın şerefine layık bir evlatmış!..."
bu tarihi cevap tevfik paşa'nın anılarının yayınlandığı kitapta şöyle geçer;
görsel
sadrazam tevfik paşa'nın bu kaçıştan haberi var mıdır, yok mudur bilemiyoruz, ama kuvvetle muhtemel ki paşa'nın bu firardan haberi vardı, hatta oğluna yardım etti.
ismail hakkı bey'in saraydan kaçıp milli mücadeleye katılması ile birlikte padişah ve halife vahdettin kızını ismail hakkı bey'den boşattı ve başka biriyle evlendirdi. ismail hakkı bey küçükken bırakıp gittiği kızı suade hümeyra sultan'a, atatürk'ün çıkarttırdığı özel izinle ancak 1924 yılında
kavuşabildi.
kurtuluş savaşımızda 16. tümen'in kurmay başkanlığını yapan ismail hakkı bey, milli mücadeleden sonra her türlü saray ünvanından binlerce kat daha kıymetli olan kırmızı şeritli istiklal madalyası ile ödüllendirildi ve yeni kurulan türkiye cumhuriyetine asker ve büyükelçi olarak uzun yıllar hizmet verdi.
saraylarda süremem dağlarda sürdüğümü,
bin cihana değişmem şu öksüz türklüğümü...
o sarayları değil, dağları, cepheleri tercih etti.
ruhu şad, mekanı cennet olsun...
görsel
#tarih
başlıktan da anlaşılacağı üzre ismail hakkı tevfik okday bey, vahdettin'in damadıdır.
vahdettin'in kızı fatma ulviye sultan ile evlidir...
şimdi kurtuluş savaşı gazimiz, milli mücadele kahramanı, karakol örgütü'nden ismail hakkı bey'i anlatalım...
ismail hakkı bey kimdir?
ismail hakkı bey, son osmanlı sadrazamı ahmet tevfik paşa'nın oğludur.
ahmet tevfik paşa, atina sefirimiz iken burada dünyaya gelmiştir.
galatasaray lisesi ve harp okulunda okumuş, subay olunca da prusya askeri akademisinde eğitim görmüştür.
balkan savaşı ve 1. dünya savaşında bulunmuş, 1917'de veliaht şehzade olan vahdettin'in kızı fatma ulviye sultan ile evlenmiştir.
harp sonrası vahdettin padişah, babası ahmet tevfik paşa da sadrazam olunca ismail hakkı bey sarayın erkan-ı harp şubesinin başına getirildi...
ne var ki mondros mütarekesinin hemen ardından istanbul işgal edilmiş, anadolu'nun işgaline başlanmıştı.
ismail hakkı bey her türk subayı gibi bu durumu kabullenemiyordu.
ismail hakkı bey işgaller ile birlikte karakol örgütü ile hareket etmeye başladı. saraydaki yardımcısı yüzbaşı neşet çopur bey de hamza grubu'nun istanbul mümessiliydi.
bir yandan saraydaki görevini ifa ediyor, diğer yandan elinden geldiğince milli mücadeleye destek oluyor, istihbarat sağlıyordu.
ismail hakkı bey'in en önemli istihbaratı şüphesiz ki mustafa kemal'i samsun'a götürecek olan "bandırma vapuru'nun batırılacağına" dair bilgi verip önlem alınmasını sağlamaktı.
hem ismail hakkı bey, hem çopur neşet bey değerli subaylardı.
her ikisi de ankara'ya gidip milli mücadeleye katılmak, vatanın kurtuluşuna katkıda bulunmak istiyorlardı.
neşet bey önden gitti, ismail hakkı bey'in ise kaçacağından şüpheleniliyor ve göz hapsinde tutuluyordu.
ayrıca daha önce kuvvacılara katılan şehzade ömer faruk efendi de kurtuluş savaşına katılmak için anadolu'ya geçmeye çalışmış, lakin yakalanmıştı.
kısacası bütün dikkatler çok kıymetli bir subay olan ismail hakkı bey'in üzerindeydi.
dikkat çekmemesi lazımdı.
eşi ulviye sultan ile kavga etti. hatta bu yüzden eşi ile yataklarını ayırdı.
ismail hakkı bey bir süre eşi ile kavgalı, yatakları ayrı bir şekilde sarayda yaşadı.
ismail hakkı bey şöyle anlatıyor;
--- spoiler ---
düşündüm, taşındım, her şeyden evvel ulviye sultan’la yattığımız yatak odasından ayrı bir odada yatmam gerektiği neticesine vardım. zira erkenden kalkıp giyinmem, odadan çıkmam o’nun tarafından dahi fark edilmemeliydi.
bunun içinde şu çareyi buldum: ulviye sultan’la basit bir münakaşa sebebi çıkarıp yatak odamı ayırmak ve geceleri yalnız başıma geçirmek. hareketimden bir hafta evvel, bunu başardım ve yatak odamı ayırdım. ulviye sultan bu hale fena halde kızdı, hatta öfkesinden ağladı bile.
işi annesi nazik eda başkadın efendi’ye açmış, vahdettin han’ın yaşlı fakat iyi niyetli hanımı konağa kadar gelip anlaşamamamızın sebebini benden sordu.bu muhterem kadın, beni çok severdi. fakat kızının kaprislerini bildiği için yatıştırıcı tavsiyelerde bulunmakla yetindi.
--- spoiler ---
vatan kutsaldı.
mevzubahis vatansa gerisi teferruattı.
bir sabah ismail hakkı bey eşi ve küçük kızını sarayda bırakarak koyun tüccarı mustafa ağa kimliği ile inebolu'ya kaçtı.
oradan istiklal yolu güzergahı ile ankara'ya vardı ve milli mücadeleye katıldı.
ismail hakkı bey'in firarı ingilizleri deliye döndürdü, vahdettin'e bunun hesabını sordular.
tabi vahdettin de bu firarı ismail hakkı bey'in babası sadrazam ahmet tevfik paşa'dan sordu.
vahdettin, tevfik paşa'ya sorar; "oğlun nerede?"
paşa yanıtlar; "bunu benim size sormam icap eder, hem damadınız hem saray erkân-ı harbidir..."
vahdettin yanıtlar; "oğlun anadolu'ya iltihak etti..."
tevfik paşa bu cevaptan gayet memnun kalmış bir şekilde ingiliz kuklası padişaha gülümseyerek yanıt verir;
"çok memnun oldum, belindeki kılıncın şerefine layık bir evlatmış!..."
bu tarihi cevap tevfik paşa'nın anılarının yayınlandığı kitapta şöyle geçer;
görsel
sadrazam tevfik paşa'nın bu kaçıştan haberi var mıdır, yok mudur bilemiyoruz, ama kuvvetle muhtemel ki paşa'nın bu firardan haberi vardı, hatta oğluna yardım etti.
ismail hakkı bey'in saraydan kaçıp milli mücadeleye katılması ile birlikte padişah ve halife vahdettin kızını ismail hakkı bey'den boşattı ve başka biriyle evlendirdi. ismail hakkı bey küçükken bırakıp gittiği kızı suade hümeyra sultan'a, atatürk'ün çıkarttırdığı özel izinle ancak 1924 yılında
kavuşabildi.
kurtuluş savaşımızda 16. tümen'in kurmay başkanlığını yapan ismail hakkı bey, milli mücadeleden sonra her türlü saray ünvanından binlerce kat daha kıymetli olan kırmızı şeritli istiklal madalyası ile ödüllendirildi ve yeni kurulan türkiye cumhuriyetine asker ve büyükelçi olarak uzun yıllar hizmet verdi.
saraylarda süremem dağlarda sürdüğümü,
bin cihana değişmem şu öksüz türklüğümü...
o sarayları değil, dağları, cepheleri tercih etti.
ruhu şad, mekanı cennet olsun...
görsel
#tarih
100 yıl önce bugün.
maraş...
işgal altındaki maraş sokaklarında dolaşan fransız askerler ve ermeni çeteciler hamamdan çıkan 3 türk kadını görürler ve kadınları taciz ederler.
olayı gören çakmakçı sait kadınları taciz eden köpeklere saldırır, lakin açılan ateş sonucunda çakmakçı sait ağır yaralanır, silah seslerini duyanlar içerisinden sütçü imam olay yerine gelir ve belinden çıkardığı altıpatları ateşler.
2 fransız askeri kanlar içinde yere yığılır, bir ermeni çeteci yaralanır, 2 ermeni çeteci de olay yerinden hızla kaçarlar...
bu olay maraş halkını ateşler ve tüm maraş halkı kuvayi milliye çatısı altında fransız işgaline karşı direnişe başlar.
sütçü imam'ın altıpatlarından çıkan kurşunlar milli mücadelenin bir dönüm noktası olur.
ya analarımız, bacılarımız, karılarımızın namusu işgalcilere teslim edilecekti, ya da türk evladı namusu için vatanı için direnecekti.
maraşlılar direnmeyi seçti, sonra antep, sonra urfa, adana, ege, karadeniz, tüm türkiye...
31 ekim 1919 gecesi, 100 yıl önce; atadan kalan bir altıpatlardan çıkan kurşunlar bir milletin uyanışı oldu...
sütçü imam, maraş'ta geçimini süt satarak sağlayan biriydi.
imam mesleği değil, ismiydi. adı imamdı, mesleği sütçülük...
gece yarılarına kadar süt sattığı için geçtiği güzergahlar tekinsiz diye yanında tabanca taşırdı.
babasından kalmaydı.
birkaç kez gece ermeni çapulcuların saldırısına uğramış, hepsini de altıpatları ile dağıtmıştı evelallah...
nereden bilirdi ki bir gün vatan kahramanı olacağını?
zaferden sonra sütçü imam unutulmadı.
harpteki fedakarlıklarının mükafatı olarak belediyede işe alındı.
sütçü imam belediye reisinden bir ricada bulundu.
kaledeki topun idaresini istedi.
verildi.
1922 yılının ramazan ayında kaleden top atma vazifesi sütçü imam'ın olmuştu.
bu sütçü imam'ın çok hoşuna gitti.
lakin, ramazan ayında bir top atışı esnasında barutun erken ateş almasıyla yaralandı.
yarası ağırdı.
bir süre alman hastanesinde tedavi gördü.
lakin çok direnemedi. 25 kasım 1922'de hayata gözlerini yumdu...
koca sütçü imam zaferi gördü ama cumhuriyetin ilanını göremedi.
ama biri vardı.
onu hiç unutmamış, hep yad etmişti.
sene 1933.
ulu önder mustafa kemal atatürk maraş'a geldi.
sütçü imam için bir şey yapılmamıştı.
sütçü imam maraş'ın bayrağıydı...
kızdı...
topun olduğu kaleye baktı ve talimat verdi.
3 sene sonra 1936'da atatürk'ün talimatı yerine getirildi.
kahramanmaraş kalesine "bayrak tutan bozkurt" heykeli yapıldı.
görsel
bu bayrak tutan bozkurt sütçü imam'ın ta kendisiydi.
(bkz: bayrak tutan bozkurt heykeli)
heykel maraş'ın sembolü haline geldi.
fakat atatürk'ün vefatından seneler sonra bayrak tutan bozkurt heykeli söküldü.
bir depoya kaldırıldı.
yok oldu...
ismi kaldı yadigar...
derken yıllar sonra maraş'tan çok uzakta.
batı anadolu'da bir kasabada.
burdur'un tefenni ilçesinde birileri maraş'ı, sütçü imam'ı ve atatürk'ü hatırladılar.
görsel
tefenni'de bir meydana kahramanmaraş'ta atatürk'ün yaptırdığı bayrak tutan bozkurt heykelini diktiler...
hani yolunuz düşerse diye yazıyorum.
maraş'ın, sütçü imam'ın, ulu önder atatürk'ün bu hatırası bugün burdur'un tefenni ilçesinde yaşıyor.
ilk günkü gibi bayrağa sarılmış ve dimdik ayakta...
(bkz: tefenni belediyesi bayrak tutan bozkurt heykeli)
#tarih
maraş...
işgal altındaki maraş sokaklarında dolaşan fransız askerler ve ermeni çeteciler hamamdan çıkan 3 türk kadını görürler ve kadınları taciz ederler.
olayı gören çakmakçı sait kadınları taciz eden köpeklere saldırır, lakin açılan ateş sonucunda çakmakçı sait ağır yaralanır, silah seslerini duyanlar içerisinden sütçü imam olay yerine gelir ve belinden çıkardığı altıpatları ateşler.
2 fransız askeri kanlar içinde yere yığılır, bir ermeni çeteci yaralanır, 2 ermeni çeteci de olay yerinden hızla kaçarlar...
bu olay maraş halkını ateşler ve tüm maraş halkı kuvayi milliye çatısı altında fransız işgaline karşı direnişe başlar.
sütçü imam'ın altıpatlarından çıkan kurşunlar milli mücadelenin bir dönüm noktası olur.
ya analarımız, bacılarımız, karılarımızın namusu işgalcilere teslim edilecekti, ya da türk evladı namusu için vatanı için direnecekti.
maraşlılar direnmeyi seçti, sonra antep, sonra urfa, adana, ege, karadeniz, tüm türkiye...
31 ekim 1919 gecesi, 100 yıl önce; atadan kalan bir altıpatlardan çıkan kurşunlar bir milletin uyanışı oldu...
sütçü imam, maraş'ta geçimini süt satarak sağlayan biriydi.
imam mesleği değil, ismiydi. adı imamdı, mesleği sütçülük...
gece yarılarına kadar süt sattığı için geçtiği güzergahlar tekinsiz diye yanında tabanca taşırdı.
babasından kalmaydı.
birkaç kez gece ermeni çapulcuların saldırısına uğramış, hepsini de altıpatları ile dağıtmıştı evelallah...
nereden bilirdi ki bir gün vatan kahramanı olacağını?
zaferden sonra sütçü imam unutulmadı.
harpteki fedakarlıklarının mükafatı olarak belediyede işe alındı.
sütçü imam belediye reisinden bir ricada bulundu.
kaledeki topun idaresini istedi.
verildi.
1922 yılının ramazan ayında kaleden top atma vazifesi sütçü imam'ın olmuştu.
bu sütçü imam'ın çok hoşuna gitti.
lakin, ramazan ayında bir top atışı esnasında barutun erken ateş almasıyla yaralandı.
yarası ağırdı.
bir süre alman hastanesinde tedavi gördü.
lakin çok direnemedi. 25 kasım 1922'de hayata gözlerini yumdu...
koca sütçü imam zaferi gördü ama cumhuriyetin ilanını göremedi.
ama biri vardı.
onu hiç unutmamış, hep yad etmişti.
sene 1933.
ulu önder mustafa kemal atatürk maraş'a geldi.
sütçü imam için bir şey yapılmamıştı.
sütçü imam maraş'ın bayrağıydı...
kızdı...
topun olduğu kaleye baktı ve talimat verdi.
3 sene sonra 1936'da atatürk'ün talimatı yerine getirildi.
kahramanmaraş kalesine "bayrak tutan bozkurt" heykeli yapıldı.
görsel
bu bayrak tutan bozkurt sütçü imam'ın ta kendisiydi.
(bkz: bayrak tutan bozkurt heykeli)
heykel maraş'ın sembolü haline geldi.
fakat atatürk'ün vefatından seneler sonra bayrak tutan bozkurt heykeli söküldü.
bir depoya kaldırıldı.
yok oldu...
ismi kaldı yadigar...
derken yıllar sonra maraş'tan çok uzakta.
batı anadolu'da bir kasabada.
burdur'un tefenni ilçesinde birileri maraş'ı, sütçü imam'ı ve atatürk'ü hatırladılar.
görsel
tefenni'de bir meydana kahramanmaraş'ta atatürk'ün yaptırdığı bayrak tutan bozkurt heykelini diktiler...
hani yolunuz düşerse diye yazıyorum.
maraş'ın, sütçü imam'ın, ulu önder atatürk'ün bu hatırası bugün burdur'un tefenni ilçesinde yaşıyor.
ilk günkü gibi bayrağa sarılmış ve dimdik ayakta...
(bkz: tefenni belediyesi bayrak tutan bozkurt heykeli)
#tarih
başı sıkışan çıkıp bugünlerde "eyyy amerika.." diyor.
ey amerika dedikçe de amerika'ya tavizler veriliyor.
bundan 80 sene önce de amerika'ya ey amerika diyorduk...ve amerika pusup geri adım atıyordu.
nasıl mı?
biliyorsunuz günümüzde de devam eden ve türkiye'yi dış politikada sürekli rahatsız eden bir durum var.
sözde ermeni soykırımı.
sözde ermeni soykırımı iddiaları o zamanlar da vardı.
ermeni diasporası sürekli bir ermeni soykırım tezi konusunda gündem oluşturuyordu.
işte onlardan birinde abd 1936 yılında ermeni soykırımına dair bir film çekmek istedi.
yıl 1936. başta bütün dünyanın saydığı baş kumandan...
türkiye abd'ye nota verdi.
normaldi...
ama arkasından balkan paktı toplantısı yapıldı.
balkan paktı üyesi ülkeler;
yugoslavya, yunanistan, bulgaristan ve romanya "türkiye'yi ermeni soykırımı yapmakla suçlayan bir film yapılırsa bir daha ülkelerine abd yapımı filmler sokmayacaklarını" beyan ettiler.
bitmedi.
fransa da bu kararı destekledi ve türkiye'nin yanında yer alarak abd'ye nota verdi.
fransa evet, bugün türkiye karşıtı her sikim hıyar diyene tuzlukla koşan fransa o zaman türkiye'nin yanında yer almıştı.
yurtta barış, dünyada barış ilkesi tıkır tıkır işliyordu.
komşularla gerçekten sıfır sorun vardı o zamanlar...
tabi amerika bu kararından vazgeçti.
ermeni soykırımı filmi yapılamadı.
atatürk'ün dehası binlerce kilometre uzaklıktaki süper güç amerika'ya geri adım attırdı.
amerika, ey amerika, sen kim köpek? sen kim köpeksin ki türkiye karşıtı bir politika güdeceksin, hele atatürk döneminde...
peki ya bugün?
bugün sınırlarımızın dibindeki teröristleri temizleyebilmek için amerika'dan, rusya'dan izin alıyoruz. bütün dünyayı karşımıza alıyoruz.
"ey amerika öyle denmez böyle denir..."
-------------------------------------------------------
edit: hala okuduğunu özümseyip anlamamakta direnen ampuller için bilale anlatır gibi bir kez daha anlatayım.
burada mevzu amerika falan değil, komşularımız.
o gün tüm komşularımız bizden yana tavır alıyor, bizle beraber hareket ediyor.
bugün türkiye'nin politikalarını destekleyen tek komşumuz var mı?
mevzu bu...
#tarih
ey amerika dedikçe de amerika'ya tavizler veriliyor.
bundan 80 sene önce de amerika'ya ey amerika diyorduk...ve amerika pusup geri adım atıyordu.
nasıl mı?
biliyorsunuz günümüzde de devam eden ve türkiye'yi dış politikada sürekli rahatsız eden bir durum var.
sözde ermeni soykırımı.
sözde ermeni soykırımı iddiaları o zamanlar da vardı.
ermeni diasporası sürekli bir ermeni soykırım tezi konusunda gündem oluşturuyordu.
işte onlardan birinde abd 1936 yılında ermeni soykırımına dair bir film çekmek istedi.
yıl 1936. başta bütün dünyanın saydığı baş kumandan...
türkiye abd'ye nota verdi.
normaldi...
ama arkasından balkan paktı toplantısı yapıldı.
balkan paktı üyesi ülkeler;
yugoslavya, yunanistan, bulgaristan ve romanya "türkiye'yi ermeni soykırımı yapmakla suçlayan bir film yapılırsa bir daha ülkelerine abd yapımı filmler sokmayacaklarını" beyan ettiler.
bitmedi.
fransa da bu kararı destekledi ve türkiye'nin yanında yer alarak abd'ye nota verdi.
fransa evet, bugün türkiye karşıtı her sikim hıyar diyene tuzlukla koşan fransa o zaman türkiye'nin yanında yer almıştı.
yurtta barış, dünyada barış ilkesi tıkır tıkır işliyordu.
komşularla gerçekten sıfır sorun vardı o zamanlar...
tabi amerika bu kararından vazgeçti.
ermeni soykırımı filmi yapılamadı.
atatürk'ün dehası binlerce kilometre uzaklıktaki süper güç amerika'ya geri adım attırdı.
amerika, ey amerika, sen kim köpek? sen kim köpeksin ki türkiye karşıtı bir politika güdeceksin, hele atatürk döneminde...
peki ya bugün?
bugün sınırlarımızın dibindeki teröristleri temizleyebilmek için amerika'dan, rusya'dan izin alıyoruz. bütün dünyayı karşımıza alıyoruz.
"ey amerika öyle denmez böyle denir..."
-------------------------------------------------------
edit: hala okuduğunu özümseyip anlamamakta direnen ampuller için bilale anlatır gibi bir kez daha anlatayım.
burada mevzu amerika falan değil, komşularımız.
o gün tüm komşularımız bizden yana tavır alıyor, bizle beraber hareket ediyor.
bugün türkiye'nin politikalarını destekleyen tek komşumuz var mı?
mevzu bu...
#tarih
sultan abdülaziz'dir...
kendisini vals bestesi ile de tanıyoruz. fakat bu bambaşka.
aşağıda sultan abdülaziz tarafından bestelenen "syrtos azizies"i izleyebilirsiniz;
https://streamable.com/fz1t4
syrto; yunan ulusal halk oyunlarından biridir. yunanistan'da olduğu kadar anadolu'da, osmanlı coğrafyasındaki rumlar arasında da yaygın bir oyundur.
bir yunan düğününe ait syrto dansı;
https://streamable.com/msgib
işte sultan abdülaziz de kendi ülkesinde yaşayan rum vatandaşlarını düşünerek bir syrto bestelemiş, bestelenen bu syrtoya da aziziye sirto, yani syrtos azizies denilmiş...
aziziye sirtosu bugün yunanistan'da en sevilen en çok oynanan sirto çeşitlerinden biridir. özellikle türkiye'den giden rumlar tarafından oynanmaktadır.
şu naifliğe, şu inceliğe bakın.
koskoca padişah, koskoca halife, sultan...bir oyun havası besteliyor ve tebasından gelenler 150 yıl sonra bile hala onun bestesi ile eğlenebiliyor...
bu hoşgörü şimdiki devlet adamlarında var mı?
#tarih
#osmanlı
#müzik
kendisini vals bestesi ile de tanıyoruz. fakat bu bambaşka.
aşağıda sultan abdülaziz tarafından bestelenen "syrtos azizies"i izleyebilirsiniz;
https://streamable.com/fz1t4
syrto; yunan ulusal halk oyunlarından biridir. yunanistan'da olduğu kadar anadolu'da, osmanlı coğrafyasındaki rumlar arasında da yaygın bir oyundur.
bir yunan düğününe ait syrto dansı;
https://streamable.com/msgib
işte sultan abdülaziz de kendi ülkesinde yaşayan rum vatandaşlarını düşünerek bir syrto bestelemiş, bestelenen bu syrtoya da aziziye sirto, yani syrtos azizies denilmiş...
aziziye sirtosu bugün yunanistan'da en sevilen en çok oynanan sirto çeşitlerinden biridir. özellikle türkiye'den giden rumlar tarafından oynanmaktadır.
şu naifliğe, şu inceliğe bakın.
koskoca padişah, koskoca halife, sultan...bir oyun havası besteliyor ve tebasından gelenler 150 yıl sonra bile hala onun bestesi ile eğlenebiliyor...
bu hoşgörü şimdiki devlet adamlarında var mı?
#tarih
#osmanlı
#müzik
aklıma geldikçe içimi acıtan öz soydaşlarımız, kandaşlarımız...
onların gönderildikleri yerlere yerleşenleri bugün çok iyi tanıyoruz; (bkz: çomarlar)
karaman türkleri gönderildi yerlerine ne idüğü belirsiz sünni türk görünümünde arap bozmaları geldi.
bunlarla beraber kürtler geldi.
(bkz: iç anadolu kürtleri)
(bkz: haymana kürdü)
(bkz: yozgat kürtleri)
sünni türk görünümlü arap bozmaları ile iç anadolu kürtlerinin karışması sonucu da ortaya bugün hepimizin bildiği çomarlar çıktı.
karaman türkleri gitmeseydi konya böyle olur muydu? karaman, niğde, yozgat böyle olur muydu?
karaman türkleri hala milli kimliklerini koruyorlar.
türkçe konuşuyorlar, türkçe yaşıyorlar.
aslen bir anadolu dansı olan ve kökeni friglere dayanan yunan savaş dansı pyrrhichios.
bir de karaman türklerinden izleyelim;
https://streamable.com/65e4e
figürler alevi semahından örnekler taşıyor. üstelik oyun havasında çalan şarkı karaman türkçesi...
karaman türkleri yunanistan'da apayrı bir kültür, apayrı bir folklor zaten.
türkçe'den hiç vazgeçmiyorlar.
karaman folkloruna ait birkaç örnek daha koymak istiyorum;
https://streamable.com/alhii
https://streamable.com/7gn24
dik durun. hep var olun...
muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur...
#tarih
onların gönderildikleri yerlere yerleşenleri bugün çok iyi tanıyoruz; (bkz: çomarlar)
karaman türkleri gönderildi yerlerine ne idüğü belirsiz sünni türk görünümünde arap bozmaları geldi.
bunlarla beraber kürtler geldi.
(bkz: iç anadolu kürtleri)
(bkz: haymana kürdü)
(bkz: yozgat kürtleri)
sünni türk görünümlü arap bozmaları ile iç anadolu kürtlerinin karışması sonucu da ortaya bugün hepimizin bildiği çomarlar çıktı.
karaman türkleri gitmeseydi konya böyle olur muydu? karaman, niğde, yozgat böyle olur muydu?
karaman türkleri hala milli kimliklerini koruyorlar.
türkçe konuşuyorlar, türkçe yaşıyorlar.
aslen bir anadolu dansı olan ve kökeni friglere dayanan yunan savaş dansı pyrrhichios.
bir de karaman türklerinden izleyelim;
https://streamable.com/65e4e
figürler alevi semahından örnekler taşıyor. üstelik oyun havasında çalan şarkı karaman türkçesi...
karaman türkleri yunanistan'da apayrı bir kültür, apayrı bir folklor zaten.
türkçe'den hiç vazgeçmiyorlar.
karaman folkloruna ait birkaç örnek daha koymak istiyorum;
https://streamable.com/alhii
https://streamable.com/7gn24
dik durun. hep var olun...
muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur...
#tarih
nesi garip?
gayet güzel bir atatürk heykeli'dir.
(bkz: sarayburnu atatürk anıtı) olarak bilinir.
türkiye'de dikilen ilk mustafa kemal atatürk anıtıdır.
görsel
1926 yılında istanbul belediyesi tarafından avustralyalı heykeltraş Heinrich Krippel'e yaptırılmıştır.
görsel
heykelin önemli bir anlamı vardır...
heykel sarayburnu'na yapılmıştır, çünkü sarayburnu önemlidir.
zira istanbul'un işgali sırasında fransız kuvvetleri komutanı Mareşal Franceht D’Esparay adlı lavuk, sarayburnu'ndan karaya çıkmış, fatih'in istanbul'a girişine gönderme yaparcasına beyaz bir at üzerinde buradan dolmabahçe sarayına kadar gitmiş, adeta türklerden istanbul'un fethinin intikamını almıştı.
tabi istanbul'un işgalinde şahit olunann bu manzara türklerin belleğinden silinmedi.
istanbul'un işgalden kurtuluşundan sonra, cumhuriyetimizin ilanı ile birlikte küstah fransızın yaptığı bu hareketi tarihe gömecek bir eylem planlandı ve işte sarayburnu'na, istanbul'un işgalinin başladığı yere başkomutan, dünyanın en büyük mareşali, türk milletinin atası, istanbul'un 2. fatihi olan mustafa kemal atatürk heykeli dikildi.
sizin garip dediğiniz bu heykel, türk düşmanlarına, işgalcilere verilmiş bir ayardır.
ayardır zira, bu heykelin dikilmesi ile mesaj alması gereken fransızlar gereken mesajı almışlardır.
4 ekim 1926'da açılan heykel ünlü fransız dergisi l'illustration'a 16 ekim 1926'da kapak olmuş, fransızlara gereken mesaj verilmiştir.
görsel
unutulmasın ki; cumhuriyetimizin ilk yıllarında yapılan hiçbir heykel gelişigüzel dikilmemiştir, hepsinin bir manası vardır...
#tarih
#sanat
gayet güzel bir atatürk heykeli'dir.
(bkz: sarayburnu atatürk anıtı) olarak bilinir.
türkiye'de dikilen ilk mustafa kemal atatürk anıtıdır.
görsel
1926 yılında istanbul belediyesi tarafından avustralyalı heykeltraş Heinrich Krippel'e yaptırılmıştır.
görsel
heykelin önemli bir anlamı vardır...
heykel sarayburnu'na yapılmıştır, çünkü sarayburnu önemlidir.
zira istanbul'un işgali sırasında fransız kuvvetleri komutanı Mareşal Franceht D’Esparay adlı lavuk, sarayburnu'ndan karaya çıkmış, fatih'in istanbul'a girişine gönderme yaparcasına beyaz bir at üzerinde buradan dolmabahçe sarayına kadar gitmiş, adeta türklerden istanbul'un fethinin intikamını almıştı.
tabi istanbul'un işgalinde şahit olunann bu manzara türklerin belleğinden silinmedi.
istanbul'un işgalden kurtuluşundan sonra, cumhuriyetimizin ilanı ile birlikte küstah fransızın yaptığı bu hareketi tarihe gömecek bir eylem planlandı ve işte sarayburnu'na, istanbul'un işgalinin başladığı yere başkomutan, dünyanın en büyük mareşali, türk milletinin atası, istanbul'un 2. fatihi olan mustafa kemal atatürk heykeli dikildi.
sizin garip dediğiniz bu heykel, türk düşmanlarına, işgalcilere verilmiş bir ayardır.
ayardır zira, bu heykelin dikilmesi ile mesaj alması gereken fransızlar gereken mesajı almışlardır.
4 ekim 1926'da açılan heykel ünlü fransız dergisi l'illustration'a 16 ekim 1926'da kapak olmuş, fransızlara gereken mesaj verilmiştir.
görsel
unutulmasın ki; cumhuriyetimizin ilk yıllarında yapılan hiçbir heykel gelişigüzel dikilmemiştir, hepsinin bir manası vardır...
#tarih
#sanat
bir (bkz: tarihi eserleri çalınırken uyuyan osmanlı) hikayesi.
(bkz: abdülhamid in yurtdışına kaptırdığı tarihi eserler)'den biri.
padişah 2. selim.
hürrem ve kanuni'nin oğlu.
2. selim'in türbesi bugün ayasofya'nın bahçesindedir.
görsel
türbe girişinin iki yanında 2 adet çini pano karşımıza çıkar.
şu birincisi;
görsel
bu da ikincisi;
görsel
panolar birbirinin aynısı, aynı tarihlerde yapılmışlar.
fakat panoların birinin çinilerinin renkleri daha canlı dururken, diğer panonun renkleri solmuş durumda.
neden?
nedeni de panoların önünde duran bilgilendirme yazısında belirtiliyor.
görsel
yazıda diyor ki;
osmanlı devleti döneminde 1882-1896 yılları arasında albert dorlgny tarafından yapılan restorasyon çalışmaları sırasında burada bulunan ve 60 adet karodan oluşan 16. yy iznik çini pano şaheseri restore edilmek amacıyla fransa'ya götürülmüş, fakat taklidi yapılarak geri getirilmiş ve aslının yerine monte edilmiştir.
bu bir sanat hırsızlığı örneğidir.
orijinal çiniler, louvre müzesi'nde islam eserleri seksiyonunda 3919/2-265 envanter no'su ile "ayasofya müzesinin haziresinde bulunan sultan 2. selim türbesi'nin çinileri" bilgisiyle sergilenmektedir.
orijinal çinilerimiz hakkında fransa kültür bakanlığına yapılan tüm iade taleplerimize rağmen bugüne kadar malesef olumlu bir sonuç alınamamıştır.
şu an önünde bulunduğunuz bu çiniler asıllarının bir kopyasıdır.
(ayasofya müze müdürlüğü)
hırsız fransa, şerefsiz fransa...
#sanat
#tarih
(bkz: abdülhamid in yurtdışına kaptırdığı tarihi eserler)'den biri.
padişah 2. selim.
hürrem ve kanuni'nin oğlu.
2. selim'in türbesi bugün ayasofya'nın bahçesindedir.
görsel
türbe girişinin iki yanında 2 adet çini pano karşımıza çıkar.
şu birincisi;
görsel
bu da ikincisi;
görsel
panolar birbirinin aynısı, aynı tarihlerde yapılmışlar.
fakat panoların birinin çinilerinin renkleri daha canlı dururken, diğer panonun renkleri solmuş durumda.
neden?
nedeni de panoların önünde duran bilgilendirme yazısında belirtiliyor.
görsel
yazıda diyor ki;
osmanlı devleti döneminde 1882-1896 yılları arasında albert dorlgny tarafından yapılan restorasyon çalışmaları sırasında burada bulunan ve 60 adet karodan oluşan 16. yy iznik çini pano şaheseri restore edilmek amacıyla fransa'ya götürülmüş, fakat taklidi yapılarak geri getirilmiş ve aslının yerine monte edilmiştir.
bu bir sanat hırsızlığı örneğidir.
orijinal çiniler, louvre müzesi'nde islam eserleri seksiyonunda 3919/2-265 envanter no'su ile "ayasofya müzesinin haziresinde bulunan sultan 2. selim türbesi'nin çinileri" bilgisiyle sergilenmektedir.
orijinal çinilerimiz hakkında fransa kültür bakanlığına yapılan tüm iade taleplerimize rağmen bugüne kadar malesef olumlu bir sonuç alınamamıştır.
şu an önünde bulunduğunuz bu çiniler asıllarının bir kopyasıdır.
(ayasofya müze müdürlüğü)
hırsız fransa, şerefsiz fransa...
#sanat
#tarih
bugün kendini osmanlı torunu zanneden, yerli ve milli olduklarını iddia edenler tarafından sahiplenilen arma.
görsel
şimdi bu armanın hikayesini anlatalım, bakalım kendini osmanlı torunu zannedenler ne diyecekler...
öncelikle şunu belirteyim, osmanlı arması abdülhamid döneminde değil, abdülmecid döneminde yapılmıştır. abdülhamid döneminde resmi arma olmuştur.
tarihimizde önemli bir yeri olan kırım savaşı'nı duymuşsunuzdur.
osmanlı bu savaşta fransa ve ingiltere ile müttefik olarak rusya ile savaştı ve savaştan galip olarak çıktı.
kırım savaşı bizim tarihimiz için çok önemlidir.
osmanlı devleti ilk dış borcunu bu savaş döneminde almış, osmanlı ekonomisi ve dolayısıyla osmanlı'nın çöküşü aslında bu savaş ile başlamıştır...
ingiltere ve fransa bizim kara kaşımıza, kara gözümüze hasta oldukları için destek vermediler tabi.
maksat rusya'nın güçlenmesini ve osmanlı'yı yutmasını engellemekti...
bunda da başarılı olundu.
neyse, biz armanın hikayesine dönelim.
kırım harbi sona erince, müttefikimiz fransa padişah abdülmecid'e fransız devleti'nin en yüksek nişanı olan legion d'honneur nişanını verdi.
tabi fransızlar nişan verince, ingilizler de "ulan ya fransızlara bak nişan verdiler, biz de bir nişan verelim" dediler.
ve kraliçe victoria'nın direktifi ile abdülmecid için dizbağı nişanı hazırlandı. (bkz: order of the garter)
(bkz: avrupa haçlı şovalyelik nişanları)
lakin abdülmecid'e dizbağı nişanı verilmesi için bir sorunla karşılaşıldı.
şöyle ki, dizbağı nişanı teamüllerine göre, dizbağı nişanı verilecek kişinin bağlı olduğu hanenin veya devletin armasının windsor sarayı'nın içinde bulunan st george kilisesine asılması gerekliydi.
bu kural dizbağı nişanını ilk olarak dağıtmaya başlayan kral 3. edvard tarafından 14. yüzyılda konulmuştu.
işte abdülmecid'in dizbağı nişanı almasının önündeki en büyük engel buydu.
çünkü o tarihe kadar osmanlı devleti'nin resmi bir arması yoktu...
kraliçe victoria osmanlı'ya karşı fransa'dan geri kalmak istemiyordu.
padişah abdülmecid'e bu şovalye nişanı muhakkak verilmeli, osmanlı padişahının ingiltere'ye sempati beslemesi sağlanmalıydı.
victoria bunun üzerine prens charles young'u istanbul'a gönderdi. burada osmanlı için bir arma hazırlamak üzere çalışma yapması istendi.
istanbul'a gelen prens arma için çalışmalar yaptı.
yapılan çalışmalar sultan abdülmecid'e sunuldu, onayı alındı ve bunların içinden bir tanesi olan bugün bildiğimiz osmanlı arması seçildi ve seçilen bu arma st george kilisesine asılarak abdülmecid'in dizbağı nişanı takdim edildi.
işte ilk olarak abdülmecid döneminde tasarlanan ve kullanılan bu arma, ilerleyen yıllarda 1882'de 2. abdülhamid döneminde osmanlı devleti'nin resmi arması olmuştur.
hangi arma?
ingiliz kraliçesi victoria'nın isteği üzerine osmanlı sultanı'nın şovalye nişanı alması için ingiliz prensi tarafından tasarlanan arma...
#tarih
görsel
şimdi bu armanın hikayesini anlatalım, bakalım kendini osmanlı torunu zannedenler ne diyecekler...
öncelikle şunu belirteyim, osmanlı arması abdülhamid döneminde değil, abdülmecid döneminde yapılmıştır. abdülhamid döneminde resmi arma olmuştur.
tarihimizde önemli bir yeri olan kırım savaşı'nı duymuşsunuzdur.
osmanlı bu savaşta fransa ve ingiltere ile müttefik olarak rusya ile savaştı ve savaştan galip olarak çıktı.
kırım savaşı bizim tarihimiz için çok önemlidir.
osmanlı devleti ilk dış borcunu bu savaş döneminde almış, osmanlı ekonomisi ve dolayısıyla osmanlı'nın çöküşü aslında bu savaş ile başlamıştır...
ingiltere ve fransa bizim kara kaşımıza, kara gözümüze hasta oldukları için destek vermediler tabi.
maksat rusya'nın güçlenmesini ve osmanlı'yı yutmasını engellemekti...
bunda da başarılı olundu.
neyse, biz armanın hikayesine dönelim.
kırım harbi sona erince, müttefikimiz fransa padişah abdülmecid'e fransız devleti'nin en yüksek nişanı olan legion d'honneur nişanını verdi.
tabi fransızlar nişan verince, ingilizler de "ulan ya fransızlara bak nişan verdiler, biz de bir nişan verelim" dediler.
ve kraliçe victoria'nın direktifi ile abdülmecid için dizbağı nişanı hazırlandı. (bkz: order of the garter)
(bkz: avrupa haçlı şovalyelik nişanları)
lakin abdülmecid'e dizbağı nişanı verilmesi için bir sorunla karşılaşıldı.
şöyle ki, dizbağı nişanı teamüllerine göre, dizbağı nişanı verilecek kişinin bağlı olduğu hanenin veya devletin armasının windsor sarayı'nın içinde bulunan st george kilisesine asılması gerekliydi.
bu kural dizbağı nişanını ilk olarak dağıtmaya başlayan kral 3. edvard tarafından 14. yüzyılda konulmuştu.
işte abdülmecid'in dizbağı nişanı almasının önündeki en büyük engel buydu.
çünkü o tarihe kadar osmanlı devleti'nin resmi bir arması yoktu...
kraliçe victoria osmanlı'ya karşı fransa'dan geri kalmak istemiyordu.
padişah abdülmecid'e bu şovalye nişanı muhakkak verilmeli, osmanlı padişahının ingiltere'ye sempati beslemesi sağlanmalıydı.
victoria bunun üzerine prens charles young'u istanbul'a gönderdi. burada osmanlı için bir arma hazırlamak üzere çalışma yapması istendi.
istanbul'a gelen prens arma için çalışmalar yaptı.
yapılan çalışmalar sultan abdülmecid'e sunuldu, onayı alındı ve bunların içinden bir tanesi olan bugün bildiğimiz osmanlı arması seçildi ve seçilen bu arma st george kilisesine asılarak abdülmecid'in dizbağı nişanı takdim edildi.
işte ilk olarak abdülmecid döneminde tasarlanan ve kullanılan bu arma, ilerleyen yıllarda 1882'de 2. abdülhamid döneminde osmanlı devleti'nin resmi arması olmuştur.
hangi arma?
ingiliz kraliçesi victoria'nın isteği üzerine osmanlı sultanı'nın şovalye nişanı alması için ingiliz prensi tarafından tasarlanan arma...
#tarih
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar