#tarih

ikinci mahmud a gavur diyen zihniyet

nakşibendi tarikatçı & çomar zihniyetidir...

bakınız 2. mahmut kılık kıyafette reforma gitmiştir, osmanlıyı fes ile tanıştırmıştır.

fakat bu zihniyet fes takmaktan hoşlanmamış, fese "başımızdaki püsküllü bela" diye isim takmıştır.

günlük hayatta sıkça kullandığımız "püsküllü bela" ifadesi işte buradan, gerici yobaz zihniyetin sultan 2. mahmut'a duyduğu öfkeden gelir.

her neyse...
o vakitler fese "püsküllü bela" diyerek karşı çıkan zihniyet, bugün fesi ve fes takan delileri sahiplenip atatürk'e fesi yasakladığı için öfke duyuyor olması da ayrı bir sorunsal.

bunların temel sorunu omurgasızlık işte.

dün fese karşı çıkarlar, bugün fesi neden yasakladınız diye söylenirler...

sevgili arkadaşlar...
2. mahmut'a gavur diyen zihniyetin pek tabi ki de asıl meselesi fes falan değil.
fes, gerici yobaz zihniyetin görüntüdeki tezahürü sadece...

bunların 2. mahmut'a asıl duydukları öfke, 2. mahmut'un tarikatları, tekke ve zaviyeleri ve bunların mal varlıklarını denetleme amacıyla evkaf nezareti'ni kurmasıdır...

evkaf nezareti'nin kurulmasıyla birlikte vakıf malları için, vakfiyeler için bir dizi düzenlemeler yapıldı. tarikat ve cemaatlerin elindeki vakıf malları kayıt altına, denetim altına alınmaya başlandı.
cami ve medreselerin gelirlerinin giderlerini karşılamaması neticesinde buralara devlet hazinesinden destek sağlanması engellendi...

hal böyle olunca şeyhler, şıhlar, gavslar önemli bir gelir kaybına uğradılar. devletin, yoksulun, tüyü bitmedik yetimin hakkını yiyen kan emici vampirler tabi ki buna karşı çıktılar ve 2. mahmut'un allah dostu(!) olan gavslara, şeyhlere savaş açan bir gavur olduğu söylentisini yaydılar.

işte böyleyken böyle...

esasen bugün de pek fark yok...
gavslar, şehyler, şıhlar, din bezirganları sadece ve sadece rantlarına bakarlar...
onların tekerine çomak sokan herkes "gavurdur".

not: mekanı cennet olsun. reformist padişah sultan 2. mahmut'a çok çektirdiler ve neticede 2. mahmut han verem nedeniyle hayatını kaybetti.
lakin 2. mahmut'tan sonra tahta geçen abdülmecid son derece huzurlu, 22 yıl süren refah bir saltanat sürdü. tam 25 karısı, 43 çocuğu oldu...
çünkü gerici yobaz takımın hiçbir işine karışmadı.
gerici yobaz takım da abdülmecid'i bu yüzden çok sevdi.
hatta aynı gerici yobaz takım günümüzde abdülmecid için anma törenleri falan düzenliyorlar.
örneğin milli iradeyi temsil etmesi gereken tbmm, tarihinde ilk defa bir padişah için anma töreni düzenlemiştir ve bu padişah da abdülmecid'tir...
görsel

ne kadar ilginç değil mi?
reformist, çağdaş, hümanist 2. mahmut'un yerine geçen ve tarikatlara, cemaatlere "ne istediyse veren" abdülmecid, bugün tarikatlara cemaatlere "ne istediyse verenler" tarafından anılıyor...

ha bu arada hatırlatmakta fayda var.
sultan 2. mahmut, ölüm döşeğinde kendisini ziyarete gelen oğlu abdülmecid'i can havliyle tekmelemiştir.

sizce bir babayı oğluna karşı bu kadar öfkelendirecek ne olmuş olabilir?

yazı bitti...

#tarih

11 eylül 1697 zenta muharebesi

bugün 323. yıldönümü olan büyük bozgun...
görsel

osmanlı ajitasyonu ile seçmen konsolide eden tayyip erdoğan bunu bilmez, kendini osmanlı torunu zanneden zevat hiç bilmez, orhan osmanoğlu ve nilhan osmanoğlu gibi zibidiler ise bilir de işlerine gelmez bu muharebeyi...

çünkü o gün koskoca osmanlı devleti 100 bin kişilik devasa ordusunu kaybetti, o orduyu bir daha da hiç toparlayamadı...
görsel

kaybedilen sadece koca bir ordu değildi elbet.

devlet-i aliye'nin tüm ağır silahları, topları, tüfekleri düşmanın eline geçmişti.

devletin başındaki adam, sadrazam elmas mehmet paşa şehit düşmüştü.

hatta ve hatta osmanlı devleti'nin mühür-ü hümayunü düşmana ganimet olmuştu.
görsel

yukarıdaki görsel osmanlı sadrazamına ait mühür-ü hümayun'dür. ve bugün viyana'da askeri müze'de zenta zaferi'nin sembolü olarak sergilenmektedir...

---------------------------
not: sırbistan'daki zenta anıtı;
görsel
---------------------------

zenta muharebesi dağılış osmanlı'nın başlangıcıdır aslında.
trt dizisini çeker mi bilmem...
zenta muharebesinden sonra bir daha hiçbir osmanlı padişahı sefere çıkmamıştır.
neden?
korkudan...

zira, zenta'da sultan ikinci mustafa canını zor kurtarmıştır. hatta padişah otağı düşmanın eline geçmiştir.
o günleri hanedanlık hafızasına kazıyan osmanlı padişahları da, ikinci mustafa'nın durumuna düşmemek için bir daha sefere çıkmamışlardır...

osmanlı'nın daha da ağır kayıpları olmuştu bu muharebeden sonra.
sadrazamın şehit olmasının yanında pek çok vezir de bu meydan muharebesinde şehit olmuştu. bunlardan en bilinenleri anadolu beylerbeyi mısırlızade ibrahim paşa'dır...

30 bin şehit verilen(10 bin asker boğularak hayatını kaybetmiştir) ve 100 bin kişilik ordunun dağılmasıyla sonuçlanan zenta muharebesinin diğer kayıpları şöyle;

*90'dan fazla ağır top.
*15-20 bin arası sığır.
*7-10 bin arası at.
*3 bin deve.
*3 milyon altın tutarında devlet hazinesi.

ve hepsinden önemlisi, saraybosna kaybedilir...
görsel

zenta bozgununun ardıl bozgunları neredeyse da 2 sene sürer.
ta ki 1699'da karlofça imzalanana kadar...

işte tarih derslerinde okutulmayan bu zenta hezimeti ile başlayan osmanlı'nın geri dönülemez geri çekilişi 13 eylül 1921'e kadar tamı tamına 224 sene sürmüştür.

sırbistan'daki tisa nehrinde başlayan çöküş, anadolu'daki sakarya nehrinde son bulmuştur...
görsel

işte sırbistan'daki tisa nehri kenarında 323 sene önce bugün neler yaşandığı anlatılmadığı için, öğretilmediği için bugün hala içimizde "keşke yunan galip gelseydi" diyen şerefsizler var.

sırbistan'da tisa nehri kenarında 323 sene önce bugün neler yaşandığı hafızalara kazınmadığı için, "lozan hezimettir, 12 adaları lozan'da vermişler" diyen kuş beyinliler var...

sırbistan'da tisa nehri kenarında 323 sene önce bugün neler yaşandığı öğretilmediği için ayasofya'yı ibadete açtığında dünyaya meydan okuduğunu zanneden salaklar var.

osmanlı'nın hatalarını, osmanlı'nın yanlışlarını bilmez, öğrenmezsek bugün neden bu durumda olduğumuzu anlamamız güç.
osmanlı'yı fatih'ten, yavuz'dan, kanuni'den ibaret sanıp ortalıkta caka satanlar ve yoktan var edilen cumhuriyetimizle dalaşanlar oldukça malesef iki yakamız bir araya gelmez.

ek: (bkz: osmanlı nın kaybettiği savaşlar/#18948319)

#tarih

6 7 eylül olaylarında 5 kilit isim

tarihimizin kara lekesi olan demokrat parti'nin tezgahı 6-7 eylül olayları ile alakalı 5 farklı kimlik, 5 farklı karakterdir.

1-) oktay engin.
mesleği: öğrenci.

tarih 1955, 5 eylül'ü 6 eylül'e bağlayan o gece selanik'teki atatürk evinin olduğu yerde bir patlama duyuldu.
patlamada atatürk'ün evinde hasar oluşmamıştı.
zira atılan bomba bir ses bombasıydı.

yunan hükümeti bir soruşturma başlattı.
soruşturma sonucunda iki türk yakalandı. bunlardan biri konsolosluk görevlisi hasan uçar'dı.
diğeri ise batı trakya türklerinden olup, selanik'te hukuk okuyan öğrenci oktay engin'di.
bombayı temin eden hasan uçar, eylemi gerçekleştiren oktay engin'di.
konsolosluk görevlisinin diplomatik dokunulmazlığı vardı, zaten oktay engin de suçu üstlenmişti. ceza almadı, tutuksuz yargılanmak üzre yunanistan dışına çıkış yasağı konarak serbest bırakıldı.
serbest bırakılır bırakılmaz türkiye'ye kaçtı(kaçırıldı).
yunanistan iadesini istedi, türkiye vermedi.
üstelik istanbul üniversitesi hukuk fakültesinde öğrenimine devam etti.
takılmadan okulu bitirdi.
okurken de istanbul belediyesi tarafından maaşa bağlandı.
mezun olur olmaz çankaya kaymakamı oldu.
çankaya evet, türkiye'nin en büyük ilçelerinden biri, devletin kalbinin attığı yer.
sonra emniyet genel müdürlüğü tarafından özel istekle istendi.
siyasi işler müdürlüğüne atandı.
en az 15 yıllık bir tecrübeye sahip olması gereken bu göreve genç yaşta atanmıştı oktay engin.
son olarak vali oldu.
atatürk'ün evini bombalayan adam türkiye cumhuriyetinde valilik yaptı...
-----------------------------------------------

2-)mithat perin.
mesleği: gazete patronu.

6-7 eylül olaylarının gazcısı istanbul ekspres gazetesinin sahibi.
gazeteyi 1951 yılında devraldı.
daha doğrusu gazete ona demokrat parti iktidarı tarafından verildi.
mithat perin'in gazetesi ortalama 20 bin tirajlı bir gazeteydi.
olaylar sırasında 290 bin tiraj yaptı.
6-7 eylül olaylarından önce seka'dan yüklü bir kağıt alımı yaptığı ve gazete kağıdı stokladığı ortaya çıktı.
olaylardan sadece 1.5 sene sonra demokrat partiden milletvekili oldu.
sonraki yıllarda Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanlığı, Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Üyeliği, istanbul ve izmir Gazeteciler Cemiyetlerinin başkanlığını yaptı...

(bkz: 6 7 eylül olaylarının gazcısı ekspres gazetesi)
----------------------------------------------------

3-)gökşin sipahioğlu.
mesleği: gazeteci.

gökşin sipahioğlu 6-7 eylül olayları sırasında istanbul ekspres gazetesinin genel yayın yönetmeniydi.
meşhur 2. baskıyı hazırlayan ta kendisiydi.
daha sonraki yıllarda kriz olan her ülkede, her yerde en ön sırada yer aldı.
dünya basınına fotoğraf-haberler geçti.
sipa press ajansını kurdu.
avrupa'da mit için çalıştığı söylendi.
reddedildi.
ama yıllar sonra eski patronu mithat perin onun mit için çalıştığını itiraf etti.
-----------------------------------------------------

4-)hayrettin nakipoğlu.
mesleği: kaymakam.

6-7 eylül olaylarının beyoğlu kaymakamı.
polislere "duyarlı gençlere sert müdahale edilmesin" talimatını verdi.
sonra emniyet genel müdürlüğüne terfi ettirildi.
emniyet genel müdürlüğü sırasında atatürk'ün evini bombalayan "öğrenci" oktay engin'i siyasi şube'nin başına getiren kişi hayrettin nakipoğlu'ydu.
nakipoğlu daha sonra vali oldu.
ardından adalet partisinden milletvekili.
1970 yılında da bayındırlık ve iskan bakanlığı yaptı.
----------------------------------------------------------

5-)sabri yirmibeşoğlu.
mesleği: asker.

6-7 eylül olayları sırasında seferberlik tetkik kurulunda görevliydi.
sonrasında özel harp dairesi başkanı oldu.
"6-7 Eylül bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı." diyerek geç de olsa itirafta bulundu.
bu 5 kişi içinde en samimi, en delikanlı olanıydı aslında.
----------------------------------------------------------

bir devlet ne kadar derin olabilir?

o günün olaylarını, bugünün şartlarıyla değerlendiriyoruz şu an.
ama bu 5 kişiyi ortak paydada buluşturan neydi? kimdi? hangi organizasyondu?

bakınız 27 mayıs'ta bunların tamamı cezaevinde yattı üstelik.
tüm amerikan kuklaları gibi.
lakin 27 mayıs süreci tamamlanıp demokrat parti zihniyeti adalet partisi olarak hortlayınca hepsi yeniden önemli görevlere getirildi.

demokrat partiye yön verenler, adalet partisine yön verenler, anap'a yön verenler, akp'ye yön verenler kimdi ise, bu 5 kuklanın ipini tutan da onlardı.

hani şu millet zeytinyağından vazgeçip margarin kullansın diye, "zeytinyağlı yiyemem aman" türküsünü besteleyenler işte.

tanıyorsunuz onları...onlar 70 yıldır iktidarda...

#tarih

6 aylül 1955 atatürk ün evinin bombalanması

tarihimize kara leke olarak geçen 6-7 eylül olaylarının sebebi olan bir garip olay...

tarih 1955, 5 eylül'ü 6 eylül'e bağlayan o gece selanik'teki atatürk evinin olduğu yerde bir patlama duyuldu.
patlamada atatürk'ün evinde hasar oluşmamıştı.
zira atılan bomba bir ses bombasıydı.

patlama sonrası yunan hükümeti bir soruşturma başlattı.
soruşturma sonucunda iki türk yakalandı.

bunlardan biri konsolosluk görevlisi hasan uçar'dı.
diğeri ise batı trakya türklerinden olup, selanik'te hukuk okuyan öğrenci oktay engin'di.

soruşturma neticesinde ortaya çıkanlara göre hasan uçar bombayı temin etmiş, oktay engin'de eylemi gerçekleştirmişti.

konsolosluk görevlisinin(hasan uçar) diplomatik dokunulmazlığı vardı, zaten oktay engin de suçu üstlenmişti.
oktay engin ceza almadı, tutuksuz yargılanmak üzre yunanistan dışına çıkış yasağı konarak serbest bırakıldı.

oktay engin serbest bırakılır bırakılmaz türkiye'ye kaçtı(kaçırıldı).

yunanistan iadesini istedi, türkiye vermedi.
görsel

üstelik istanbul üniversitesi hukuk fakültesinde öğrenimine devam etti.
takılmadan okulu bitirdi. ayrıca okurken de istanbul belediyesi tarafından maaşa bağlandı.

mezun olur olmaz çankaya kaymakamı oldu.

çankaya evet, türkiye'nin en büyük ilçelerinden biri, devletin kalbinin attığı yer, atatürk'ün köşkünün olduğu yer.
atatürk'ün evini bombalayan adam, atatürk'ün çankaya köşkünün bulunduğu ilçeye kaymakam oldu...

sonra emniyet genel müdürlüğü tarafından "özel istekle" istendi.
siyasi işler müdürlüğüne atandı.

en az 15 yıllık bir tecrübeye sahip olması gereken bu göreve genç yaşta atanmıştı oktay engin.
son olarak vali oldu.

atatürk'ün evini bombalayan adam türkiye cumhuriyetinde valilik yaptı...(nevşehir valiliği)
görsel

#tarih

fransa nın doğu akdeniz e uçak gemisi göndermesi

birkaç gündür sosyal medyanın gündemindeki gelişme.

fransa, doğu akdeniz'e Charles De Gaulle Uçak gemisini gönderiyorlarmış...
görsel

belli ki fransız kevaşeleri kaşınıyor...

buyursun gelsin fransız uçak gemisi.

lakin, şöyle bir tarihi gerçek var.
dünya harp tarihinde ilk uçak gemisi bu sularda batırıldı.

tam da meis adası açıklarında...
batıranlar da türklerdi...

sene 1916.
britanya donanmasına ait Ben My Chree uçak gemisi de anadolu kıyılarına gelmişti.
görsel

lakin teğmen Mustafa Ertuğrul komutasındaki 4 toptan oluşan türk top bataryalarının isabetli atışları ile vuruldu ve batırıldı.
görsel
görsel

böylece ben my chree, tarihe batırılan ilk uçak gemisi olarak geçti.
batıranlar da türklerdi...
görsel

bugün kıyılarımızda top bataryaları yok.
daha gelişmiş teknolojilerimiz var.

küstah fransız piçlerinin charles de gaulle uçak gemisi neye uğradığını anlayamadan, meis açıklarında batırılan 2. uçak gemisi olarak tarihteki yerini alır.

yavşak fransızlar 100 sene önce başlarına gelenleri unutmuşlar sanırım.
karboğazı'nda, amanoslar'da, antep'te, maraş'ta, urfa'da başlarına ne geldiyse, bugün de başlarına gelecek odur.

fıtrat değişir sanma, bu kan yine o kandır...

#tarih

30 ağustos un yıldızlar karması fotoğrafı

30 ağustos 1922'de yunan ordusunu imha ederek 9 eylül'de izmir'den denize döken ulu önder mareşal gazi mustafa kemal atatürk ve kurtuluş savaşımızın kıymetli komutanlarının bir arada olduğu harp tarihinin şampiyonlar ligi fotoğrafıdır.
görsel

türk ve türkiye düşmanlarını yıpratmak, üzmek, aşağılamak mı istiyorsunuz?
işte tek bir fotoğrafla bunu yapar, anılarını tazeleyebilirsiniz...

#Tarih

30 ağustos zafer bayramı

türk kurtuluş savaşı'nın şeref madalyası olan ve bugün itibariyle 98. yıldönümünü kutladığımız ulusumuzun gururu olan bayramdır.

kutlu olsun...

türk kurtuluş savaşı sırasında ulu önder atatürk'ün en keyifli olduğu an hiç şüphesiz ki dumlupınar'da bozguna uğrayan yunan kuvvetleri'nin kaçışını zafertepe'deki başkomutanlık mevkii'nden izlediği andır.

tam şurası;
görsel

burada yunan ordusu'nun dağılışını ve ardını çevreleyen fahrettin altay paşa'nın süvarileri tarafından imha edilişini an be an izleyen mustafa kemal'in keyfi görülmeye değerdi...

tabi zaferin en tatlı anı da hiç kuşkusuz ki başkomutan mustafa kemal'in, yunan orduları başkomutanı hacıanesti için sarf ettiği sözlerdi.

hacianesti, büyük taarruz öncesi afyon, kütahya ve eskişehir'deki yunan tahkimatlarını gezmiş, gazetecilerle de son olarak röportaj yapmıştı.
o röportaj esnasında bir ingiliz gazeteci sakarya savaşı'ndan bahisle mustafa kemal'i sormuş, "mustafa kemal'den çekinip çekinmediğini" öğrenmek istemişti.

böyle bir soru karşısında hacianestis'in cevabı ukalaca oldu;
"15 gün boyunca tüm cepheyi dolaştım mustafa kemal adında bir komutana rastlamadım..."

ve hacianestis bu sözü söyleyerek izmir'deki karargahına geri dönmüştü.

işte hacianesti'nin bu sözleri sarf etmesinden sadece 2 ay sonra şimdi durum çok farklıydı.
yunan ordusu dumlupınar'da imha edilmiş, türkler zafer kazanmıştı.

mustafa kemal, kurmaylarına zafertepe'de son talimatları vererek şöyle haykırdı;
"hacianesti, gel de ordularını kurtar..."

sonra da keyifle yaktı sigarasını, başkomutanlık arabasının arka koltuğuna oturdu ve şoförüne seslendi;
"izmir'e sür çocuk..."

ek: trt tarafından çekilen kurtuluş dizisinde mustafa kemal paşa'nın hacianesti için sarf ettiği sözler;
https://streamable.com/2qgev

bugün en büyük bayramımız.
dünyadaki hiçbir millete nasip olmayan, yokluğun içinden doğuşun kutlu zaferi.

zafer bayramımız kutlu olsun.
tanrı milletimizi daim muzaffer kılsın...

#tarih

zübeyde hanım

madem ki büyük taarruz haftasındayız, o halde büyük taarruz haftasında, ulu önder atatürk'ü bize veren ulu anne'ye değinmeden geçmeyelim...

şüphesiz ki büyük taarruz'da, vatanın kurtulmasında onun da emekleri vardı...

tarih 15 mayıs 1919'du.
mustafa kemal paşa bir karar vermişti, anadolu'ya geçecek ve milli mücadeleyi başlatacaktı.
annesi ve kardeşine durumu anlattı o gecenin ertesi sabah yola çıkacaktı.

zübeyde hanım içerideki odaya geçti, bir mendil bohçası içinde altın ve bilezikleri oğlu mustafa'ya verdi.
işte zübeyde hanım'ın bu verdikleri ile sivas kongresi'nin masraflarının bir kısmı karşılandı.

manda ve himaye kabul olunamazdı, bu kararın alınmasında en büyük paylardan biri varını yoğunu oğlu mustafa'ya, yani türk milletine veren zübeyde annemizdi.

zübeyde annemizin verdikleri türkiye iş bankası'nın ilk sermayesi oldu. hani bugün birilerinin göz diktiği, hamurunda milli mücadele'nin olduğu iş bankasının ilk sermayesi zübeyde hanım tarafından bağışlanmıştı.

mayıs 1919'da ayrıldığı mustafa'sına ancak 3 sene sonra haziran 1922'de kavuşabildi zübeyde hanım.
büyük taarruz öncesi elini öperek helallik isteyen oğulcazına bir annenin edebileceği en samimi duaları ederek uğurladı oğlunu...

lakin mustafa kemal, endişelenmesin diye büyük taarruz için gittiğini söylememiş, annesine çay partisine gideceğini birkaç gün misafirleri olduğu için uğrayamayacağını söylemişti...

tabi zübeyde hanım bu...
neler görmüş geçirmiş.

oğlunun kendisine üzülmesin diye yalan söylediğini anlamıştı.

ve büyük taarruzun 2. günü mustafasına bir mektup yazdı...

"oğlum,seni bekledim;dönmedin. çay ziyafetine gideceğini söyledin. ama ben biliyorum;sen cepheye gittin. sana dua ettiğimi bilesin.
sakın ha savaşı kazanmadan dönme..."

ve mustafa kemal paşa tabi ki annesinin sözünü dinledi...

savaşı kazanmadan dönmedi.

zübeyde annemizin ve oğlu mustafa kemal'in ruhları şad olsun...

#tarih

reşat çiğiltepe

"gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın" dizelerindeki tarihe sığmayan büyük komutan...

"o mevzii, yarım saat içinde almak için size söz vermiştim. sözümün gereğini yapamadığım için yaşayamazdım..."

ardında bu notu bırakarak 98 sene önce bugün büyük taarruzun 2. gününde şehadete yürüyen kahraman türk komutanıdır reşat çiğiltepe.
görsel

hayatını kısaca daha önce yazmıştık;
(bkz: reşat çiğiltepe/#42042034)

şimdi o 27 ağustos günü neler oldu onu yazalım...

ömrünü vatan savunmasına adayan reşat çiğiltepe, sakarya meydan muharebesinin ardından miralaylığa yükseldi.
reşat bey miralay olduktan sonra 57. tümen komutanlığına getirildi.
26 ağustos günü gerçekleşen büyük taarruz'da tümeni ile birlikte 1 günde yaklaşık 30 kilometrelik bir bölgeden düşmanı sürüp attı.

ertesi gün kurt kapanı adı verilen büyük taarruz planının en kritik görevlerinden biri bizzat mustafa kemal paşa tarafından kendisine tebliğ edildi.
bu görev sincanlı ovasına ve dumlupınar'a giden yola hakim olan çiğiltepe'yi ivedilikle ele geçirmekti.

zira türk ordusu güneyden taarruz etmekte, kuzeyden taaruz eden birliklerimizle sincanlı ovası ve dumlupınar'ı kuşatıp yunan ordusunu çember içine alıp kurt kapanına almak büyük taarruz'un en önemli parçasıydı.

işte bu yüzden çiğiltepe bir an önce alınmalıydı.
lakin yunan ordusu çiğiltepe'yi çok iyi tahkim etmişti, general frango emrindeki tümen çiğiltepe'yi iyi savunuyordu.

27 ağustos günü, kritik bir gün. 1. ordu komutanı nurettin paşa(sakallı) , afyon'a girdi.
yunan birlikleri zor bir durumda sincanlı ovası'na çekildi. muharebenin kaderini belirleyecek bir bölge vardı. sincanlı ovasının dumlupınar'a kadar tüm yolların en stratejik noktası sayılan çiğiltepe en önemli stratejik noktaydı...
görsel

çiğiltepe'nin alınması görevi miralay (albay) reşat bey'e verildi.
bu büyük ve zorlu görev, reşat bey'e bizzat başkomutan tarafından telefon emri ile tebliğ edildi.

miralay reşat bey komutasındaki 57. tümene çiğiltepe dışında kızıltaş, kızlaryaylası adlı birbirinden sarp ve yüksek iki tepe daha düşmüştü.
bu üç tepe, düşman tarafından mükemmel surette tahkim edilmişti. ingiliz kurmay subaylarının burası için kullandığı ifade "aşılamaz" idi.

piyadeler birinci ve ikinci tepeyi zaptetti.
fakat, topçu ateşinin ulaşmadığı çiğiltepe dayanmakta idi. yaşanan bir yanlışlık yüzünden mühimmat sevkiyatı gecikmişti. nihai harekat bir türlü yapılamıyordu.

başkomutandan şu yazılı telefon emri alındı:

"tümen komutanı miralay reşat bey'e; umumi vaziyete tesir ediyorsunuz, harekâtınızın yavaşlığı bütün harekâtı geciktirmektedir."

reşat bey, başkomutan'dan aldığı güçle kendinden emin cevap gönderdi:

- yarım saat sonra bu hedefi de alacağım paşam.

çarpışmalar şiddetlendi. aradan yarım saati aşan bir zaman geçti. ne var ki yunan birliği, çiğiltepe'den sökülemedi.
miralay reşat bey, "verdiğim sözü yerine getiremediğim için yaşayamam" diyerek beylik tabancası ile hayatına son verdi.

komutanlarının ölüm gerekçesini öğrenen 57. tümene bağlı mehmetçik şahlandı ve reşat bey'in ölümünden sadece 15 dakika sonra çiğiltepe'yi ele geçirdi.
yunan'ın anadolu'dan sökülmesi için "kilit taşı" konumundaki tepe ele geçirildi.

gazi mustafa kemal, cephedeki durumu öğrenmek için yeniden 57. tümen komutanlığı'na ulaştı.
albayın emir subayı üsteğmen bozkurt (kaplangı) telefondaki sese cevap verdi:

- reşat bey, az önce intihar etti komutanım.

ardından albayın başkomutan'a bıraktığı vedanameyi okudu:

"o mevziyi, yarım saat içinde almak için size söz vermiştim. sözümün gereğini yapamadığım için yaşayamazdım."

çiğiltepe'nin alınması ile türk ordusu cepheyi yardı, sincanlı ovası ve dumlupınar yoluna hakim olarak yunan ordusunun güneyden çevrilmesini de tamamladı.
çembere alınan yunan ordusu 30 ağustos'ta dumlupınar'da imha edildi...

cumhuriyetimizin ilanından sonra çıkarılan soyadı kanunu ile birlikte miralay reşat bey'e "çiğiltepe" soyadı bizzat mustafa kemal atatürk tarafından verilmiştir.

miralay reşat bey ve kahraman askerleri için yaptırılan çiğiltepe şehitliği, bugün afyon'da başkomutan tarihi milli parkı içinde bulunuyor. miralay reşat bey'in kabri ise sandıklı ilçesindeki asri mezarlıkta bulunuyor. lakin reşat bey'in naaşı daha sonra ankara'ya nakledilmiş olup, sandıklı'daki kabri sembolik olarak bırakılmış olup, kabri bugün ankara'daki devlet mezarlığındadır.

bugün 27 ağustos 1922...
başkomutanı'na verdiği sözü tutamadığı için hayatına son vererek, bir anlamda verdiği sözü yerine getiren ve verilen hedefi ele geçiren o büyük komutanın şehit olma günü.

ruhu şad olsun...

sevgili arkadaşlar, gençler...
çoğunuz tatile giderken bu aziz ve büyük komutanımızın şehit olduğu yerin yanıbaşından geçiyorsunuz.
evet, afyon'dan antalya'ya giderken, afyon'u geçince sandıklı istikametinde sağ tarafta bir şose var, oradan birkaç kilometre içeriye girince çiğiltepe şehitliğine varıyorsunuz.
görsel

lütfen o yoldan öylece geçip gitmeyin.
sağa doğru sapın. belki yolunuzdan yarım saat kaybedeceksiniz, ama çiğiltepe şehitliğine çıkın ve o tertemiz havayı bir soluyun, sonra o tepeden sincanlı ovasına bakın ve kahramanlarımızın yunan ordusunu nasıl bozguna uğrattığını hayal edin...

antalya kaçmıyor, tatil kaçmıyor emin olun...

#tarih

büyük taarruz

bugün 98. yıldönümünü kutladığımız, kurtuluş savaşı zaferimizin son halkasının başlangıcı olan ulu önder mareşal gazi mustafa kemal atatürk ve mareşal fevzi çakmak tarafından hazırlanan kurt kapanı planının icra edildiği askeri harekattır...

büyük taarruz tarihte eşi ve benzeri görülmemiş, çok az görülmüş bir imha harekatıdır.

bu bir imha harekatıdır, zira ülke ve halk elinde avucunda kalan son güç ve kudret ile varolma-yok olma mücadelesi vermiştir.
ülke fiilen 1911'den beri savaş halindedir. tam 11 yıldır aralıksız süren savaşlar neticesinde elde avuçta tek atımlık barut kalmıştır.

buna karşılık yunan ordusu, sakarya mağlubiyetinden sonra afyon-kütahya hattına çekilmiş, burada muazzam bir savunma tertip etmişti. yunanlar sürekli destek alabiliyordu.
hatta ingilizler yunan savunma hattı için “türkler burayı 5 ayda geçerse 1 günde geçmiş sayabilirler” diyordu.
(bkz: türkler burayı 5 ayda geçsin 1 günde geçtik saysın/#42036470)

hülasa yunan savunma hattı çok kuvvetliydi.
türk taarruzunun uzaması demek, cephane, erzak, para demekti.
üstelik bir önceki muharebede, sakarya'da imkansızlıklar yüzünden ordunun 1/3'ü firar etmişti, şayet bu taarruz da uzarsa orduda yine firarlar olabilirdi.

işte bu nedenle düşmanı tek vuruşta parçalamak, imha etmek ve kısa bir süre içinde anadolu'dan söküp atmak gerekiyordu...

bunun bilincinde olan atatürk bunun için bir plan oluşturdu.
planını fevzi ve ismet paşalarla paylaştı.
her üç paşa'nın ortak kararı ile planın icra edilmesi kararlaştırıldı.

taarruz planına: kurt kapanı adı verildi.

kurt kapanı planı, diğer cephe komutanlarına da tebliğ edilmesi gerekliydi.
ama tüm komutanların katılacağı bir toplantı, yunan ve ingilizlerin dikkatini çekerdi.
bunun için akşehir'de, birlikler arası bir futbol turnuvası düzenlendi.
futbol turnuvasına birliklerin futbol takımları katılacak, komutanlar da maç izlemeye geleceklerdi.

işte kurt kapanı planı, futbol turnuvası sırasında yapılan toplantı ile birlik komutanlarına tebliğ edildi.
fakat 2. ordu komutanı yakup şevki paşa (subaşı) planı çok riskli buldu ve itiraz etti.
paşa’ya göre bu taarruz planı delilikti. kaybetme riski yüksekti. başarısızlık halinde ankara düşer, milli mücadele kaybedilir, anadolu tamamen işgal edilirdi.

yakup şevki paşa eski bir asker, harbiye'de stratejistti. harbiye'de hocalık da yapmış deneyimli bir komutandı. mustafa kemal, fevzi ve ismet paşalara göre de yaşça bir hayli büyüktü, bu yüzden o'na "hocam" derlerdi...

yakup şevki paşa'ya göre bu taarruz planında ikmal mümkün değildi. taarruz sırasında cephane tükenirse, yunan ordusunun topuna, tüfeğine, mitralyözüne karşı türk askeri yalınkılıç kalabilirdi.

mustafa kemal paşa "ikmali ele geçireceğimiz yunan mevzilerinden yaparız" diyerek ikna etmeye çalıştı, yakup şevki paşa, "ya düşman mevzilerini ele geçiremezsek" diye itiraz etti.

tartışma uzamıştı...
atatürk yeniden söz aldı ve şu tarihi konuşmasını yaptı;
“uğraşa uğraşa, ancak 1 yılda düşmanla az çok denk bir hale gelebildik. bir daha bu gücü yaratamayız. bu sefer kesin sonuç almak, savaşı bitirmek zorundayız. bunun için de, tehlikesine rağmen, bu planın uygulanmasından başka çare göremiyorum”

yakup şevki paşa “bu planla kaybedersek bize vatan haini derler. bu meclis bizi asar” diye itirazını sürdürünce atatürk son noktayı şöyle koydu:

“korkmayın hocam. sorumluluk bana aittir. kaybedersek beni hemen asarsınız!”

böylece başkomutan, kurt kapanı planının bütün sorumluluğunu üzerine alıyordu...

peki planın içeriği neydi de bu kadar riskliydi???

kurt kapanı planı, yukarıda da bahsettiğim üzre, tek hamlede düşmanı dağıtmak, şaşırtarak bozguna uğratmak amaçlıydı.

kurt kapanı dediğimiz yarım ay şeklinde, düşmanın da izmir'e kaçmasına imkan veren bir sistem.

bu sisteme göre taarruz planı bir ters cephe harekatıydı, o yüzden bu kadar riskliydi.
taarruzdan birkaç gün önce, taarruz günü olan 26 ağustos sabahına kadar ordunun neredeyse tamamı mevzileri terk ederek yer değiştirecekti. bu durum fark edilirse koca ordu hareketli halde yakalanır ve bir gecede imha olabilir, ya da düşman, ordunun bu harekatına göre mevzi alabilir, bu da planı suya düşürebilirdi.
görsel

yukarıdaki haritada görülebileceği üzre, türk ordusu sadece 4 gecede yer değiştirerek afyon'un güneyinde mevzilendi.
işte kurt kapanı harekat planının en büyük parçası olan bu gece yürüyüşü "zafer yolu" olarak anılmaktadır.
(bkz: 26 ağustos zafer yolu/#37598203)

görsel

türk ordusunun zafer yolu yürüyüşü, sadece geceleri olmak üzre 4 gün sürmüş, sadece 4 gün içinde ordunun siklet merkezi afyon'un güneyine kaydırılmış ve yunan ordusuna ölümcül darbenin vurulmasına hazır hale gelinmiştir.

25 ağustos 1922 gecesi, kocatepe'de zafer yolu yürüyüşünün kusursuz yapıldığı ve yunan ve ingilizlerin bunu farketmediğini öğrenen atatürk keyiflenmiş, son kez haritaya bakarak "hacianestis'in orduları şimdiden yenildi, 15 gün sonra izmir'deyiz" demiştir...

ve 26 ağustos 1922 sabaha karşı saat 04.30'da ilk topçu ateşleri başladı.
saat 05.00'da ise kocatepe'den afyon'a doğru yüzden fazla top ateşlendi.
görsel

yunan neye uğradığının şaşkınlığı içerisindeyken türk topçusu arka arkaya alev kusuyordu.
yoğun topçu ateşi ile birlikte türk piyadeleri kocatepe'den afyon'a akmaya başlamıştı, ardından fahrettin altay paşa komutasındaki süvari tümenimiz düşman cephesi gerisine sarkıp ikmal yollarını vurmaya başlıyordu...

saat 6.45'te kalecik sivrisi, 10 dakika sonra tınaz tepe ele geçirildi.
sonra belen tepe, kazuçuran...
yunan mevzileri birer birer düşüyordu.
yunanlar toparlanmaya çalışsa da, fahrettin altay komutasındaki türk süvarileri afyon ile uşak'ın arasına çoktan girmiş, afyon'un izmir ile bağlantısı kesilmişti.
yunan palikaryası kurt kapanındaydı...

saat 13.00'te ilk birliklerimiz afyon kent merkezine girmiş, saat 14.00'te türk süvarileri sincanlı ovasına inmişlerdi.
görsel

düşman yok ediliyordu.

atatürk tam da bu esnada büyük taarruz'u şöyle özetlemiştir;
yunanlılar iyi dövüşüyorlariyi dövüştükleri için de mahvolacaklar. çünkü savaşmakla hata ettiler. bugün dumlupınar’a çekilseler belki kurtulurlardı. yarmak için gerekli bütün kritik yerler elimizde. yarın bu iş biter...”

işte bir başkomutan.
yaptığı plandan o kadar emin ki, düşman ordusunun yanlış kararını bile o an değerlendiriyor ve o değerlendirdiği ancak 2 gün sonra yunan'ın aklına geliyor ve dumlupınar'a çekiliyor.
fakat mustafa kemal hep bir adım önde. dumlupınar'da yunan ordusundan önce mevzileniyor ve o son noktada yok edici darbeyi vurarak 30 ağustos'ta zafer kazanıyor...

4-5 ayda geçilir denilen mevzilerin sadece 1 günde geçildiği ve başladıktan sadece 15 gün sonra izmir'de nihai zaferin kazanıldığı taarruzdur büyük taarruz.

bugün 26 ağustos.
bugün günlerden hem malazgirt, hem kocatepe...
görsel

#tarih

tripolis

tripolis, ya da tam adıyla tripolis ad meaendrum antik kenti.
denizli'nin buldan ilçesi, yenicekent kasabasında bulunan antik kent.
görsel

tripolis, anadolu'daki en önemli roma kentlerinden biri olmasına rağmen, arkeolojik çalışmalar çok yeni.
henüz 10-15 yıldır kazı yapılıyor, kazıları pamukkale üniversitesi yapmakta.

antik kentin ismine modern zamanlarda 17. yy'dan sonra seyyahların yazdıklarında rastlanmakta.

helenistik dönemde frigya, karya ve lidya'nın tam kesişim noktasında bulunan tripolis, ilk olarak lidya sınırları içinde apollonia ismi ile kurulmuş, daha sonra antoniopolis olarak anılmış, mö 1. yy kayıtlarında ise tripolis ismi ile geçmiş.

tripolis ismi ms 7. yy'da kent terk edilene kadar kullanılmış.

tripolis, üç küçük topluluğun yerleşkelerinin bir araya gelerek oluşturduğu bir kent olduğu için tri-polis (üçlü kent) olarak isimlendirilmiş.

tripolis'in kent geçmişi helenistik döneme dayansa da yapılan kazı çalışmaları ile elde edilen arkeolojik bulguların ışığında bölgedeki yerleşimin 6000 yıl öncesine gittiği anlaşılmaktadır.

tripolis kenti bağımsız bir şehir olarak varlığını sürdürürken, bergama krallığı ile seleukoslar arasında cereyan eden magnesia savaşı sonucunda roma'nın desteklediği bergama'nın hakimiyetine girmiş, daha sonra roma imparatorluğuna bağlanmış ve roma döneminde de en ihtişamlı dönemini yaşamıştır.

bugün antik kentte kalıntıları bulunan sütunlar, caddeler, hamamlar, stadyum, tiyatro ve meclis binası hep roma döneminden kalmadır.
görsel

tripolis hristiyan dünyası açısından da önemli bir kenttir. burası bir piskoposluk merkezidir.
kent, iznik ve efes konsüllerinde piskoposluk seviyesinde temsil edilmiştir.

tripolis, miryokefalon muharebesi neticesinde türklerin hakimiyetine geçmiş olsa da daha sonraki yıllarda birkaç defa bizans ve türkler arasında el değiştirmiş, 14. yy başında ise germiyanoğulları ile birlikte kesin türk hakimiyeti sağlanmıştır.

tripolis'te bulunan antik kalıntılardan bazıları;

-geç roma agorası;
görsel

-agora'daki onur anıtı;
görsel

-büyük hamam;
görsel

-mozaikli konut;
görsel

-erken bizans kilisesi;
görsel

-sütunlu cadde;
görsel

-nymphaeum (orpheus çeşmesi);
görsel

-bizans dönemi kemerli yapı;
görsel

tripolis antik kenti, büyük bir tiyatroya sahip, lakin depremler ve doğal sebeplerden dolayı tiyatro ne yazık ki yok olmuş durumda.
görsel

bu arada son olarak bahsetmeden geçemeyeceğim.
tripolis antik kentinde güvenlik görevlisi olan genç bir arkadaşımız var. görevini layıkıyla yapıyor, gelen ziyaretçiler ile ilgileniyor, insanlara bilgi veriyor.
keşke tüm antik kentlerimizde böyle güzel insanlarla karşılaşsak. bu vesile ile denizli il kültür ve turizm müdürlüğü ve pamukkale üniversitesi tripolis kazısı yöneticilerine seslenmek istiyorum, bu güvenlik görevlisi arkadaşımıza sahip çıkalım, onu kaybetmeyelim...

#tarih
#arkeoloji

5 ağustos 1921 atatürk ün başkomutan yapılması

ulu önder mareşal gazi mustafa kemal atatürk'ün türk milletinin ebedi başkomutanı, ebedi başbuğu seçilmesidir.

bugün atatürk'ün türk milletinin başkomutanı ilan edilişinin 99. yıldönümüdür...

9 ağustos 1921 tarihli tevhid-i efkar gazetesinin mustafa kemal paşa başkomutan haberi;
görsel

5 ağustos 1921 öncesindeki duruma bir bakalım...

-yunan ordusu kütahya-eskişehir muharebelerini kazanmış, ankara'nın 80 km yakınına kadar gelmişlerdi.

-yunan donanma gemileri karadeniz'e açılmış türk linamlarını bombalamış ve anadolu'ya silah ve mühimmat ikmali tehlike altındaydı.

-ankara'da karamsar bir hava vardı, tbmm'nin ankara'dan taşınması, ordunun kızılırmak gerisine çekilmesi gündemdeydi.

bütün bu olumsuz şartlara rağmen mustafa kemal paşa tüm sorumluluğu üzerine alarak başkomutanlık yetkisi istedi.
alacağı yetki 3 ay ile sınırlıydı.

işte bu şartlar altında mustafa kemal paşa'ya 5 ağustos 1921 tarihinde tbmm'nin oybirliği ile başkomutanlık yetkisi verildi.

takip eden günlerde 22 gün 22 gece süren sakarya meydan muharebesi ile yunan ordusuna ağır bir darbe vuruldu ve türk milleti'nin tam 238 sene süren geri çekilmesi sona erdi.

takip eden günlerde;
-31 ekim 1921,
-4 şubat 1922,
-6 mayıs 1922

tarihlerinde tbmm'de görüşülen başkomutanlık yasası yine 3'er ay ile sınırlı olmak kaydıyla 3 defa daha uzatıldı.

nihayet 1 sene sonra gerçekleşen büyük taarruz ve başkomutanlık meydan muharebesi'nde elde edilen zafer ve 9 eylül'de izmir'in kurtulması ile, anadolu düşman işgalinden kurtarılmış oldu...

yaşa mustafa kemal paşa yaşa...
görsel

#tarih

vakıf malları atatürk ve ali erbaş ın laneti

iki gündür ali erbaş'ın atatürk'e lanet okumasını konuşuyoruz...

ne demişti fetö'nün dinler arası diyaloglarına katılan, abant toplantılarının vazgeçilmez ismi ali erbaş;
"vakıf malı, dokunulmazdır. dokunanı yakar..."

bakın asıl mesele işte bu.
ayasofya falan değil...

bunların asıl derdi vakıf malları, vakfiyeler...

peki nedir vakıf malları???

şimdi sizlere tarihsel süreçte bu vakıfların nasıl oluştuğunu, vakıf mallarının ne demek olduğunu ve siyasal islam için vakfiyelerin neden bu kadar önemli olduğunu ve ali erbaş'ın neden atatürk'e lanet okuduğunu anlatmaya çalışacağım...

vakıflar genel müdürlüğü'nün resmi sitesinde vakıf tanımı şöyle yapılmış;

--- spoiler ---
Arapça bir sözcük olan ‘vakf’; sözlük anlamı ile durdurma, hareketten alıkoyma, hareketsiz bırakma manalarına gelir. Ayrıca “tamamen verme, büsbütün verme” anlamını da içerir.
iktisadi anlamda vakıf; kişisel çalışma ve gayretle elde edilen imkânların ve mal varlığının gönül rızasıyla paylaşılmasını öngören hukuki bir sistemdir.
--- spoiler ---

bu vakıf olayı, emevilerin büyük ve gösterişli camiler yapmaya başlamasıyla ortaya çıkar.
emeviler ile birlikte islam özünden uzaklaşmış, siyasal islam başlamış ve din insanları kandırma-korkutma enstrümanı olarak kullanılmaya başlanmıştı.

işte emeviler de bu politikalarını devam ettirebilmek için büyük ve gösterişli camiler inşa etmeye başladılar.
bunun ilk örneği şam'daki emeviye camii'dir.
emeviye camii inşa edildiği dönemde islamın en büyük tapınağı olmuştur.
Halife Velid, bu caminin masrafları için köy ve mezralar vakfetmiş ve böylece camiler için mülk tayin ve tahsisinin ilk uygulamasını da başlatmıştır...

emevilerin başlattıkları bu uygulama, sonrasında; abbasiler, tulunoğulları, eyyubiler, selçuklular ve nihayet osmanlılar tarafından da devam ettirilmiştir.

yani büyük ve gösterişli camiler, medreseler inşa ediliyor, bunların kontrolü belli zümrelere tahsis ediliyor. (ki bu zümreler hep tarikatlar olmuştur) bu zümrelere vakıf adı altında sonsuza kadar devam edecek gelirler bahşediliyor, karşılığında ise bu tarikatların/cemaatlerin devlet aleyhinde bir girişimde bulunmaması sağlanıyordu.

yani, islam devletleri tarikatlara, dergahlara, şeyhlere, şıhlara rüşvet veriyorlar, bunların emek vermeden, hayatlarının sonuna kadar ekmek elden su gölden yaşamaları sağlanıyordu...

burada 2 kazanan vardı;

1-hanedanlar: hanedanlar kazançlıydı, zira tarikatlar vakıflar sayesinde kendilerine taraftar buluyor, hanedana bağlı, hanedandan memnun, muhalif olmayan kitle sahibi oluyordu.

2-tarikatlar: tarikatlar, şeyhler, şıhlar, gavslar kazançlıydı, çünkü ömür boyu zenginlik içinde yaşayacakları bir servete konuyorlar, bu servetle kendilerine binlerce mürit buluyorlar, güçlenerek, iktidar ve hanedan üzerinde etkili oluyorlardı...

kaybeden ise belliydi: halk.
zaten dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir hanedan halk için bir şey yapmamıştır.
islam'da da bu böyleydi...

halk kaybediyor, köle oluyor, köle olmak, biat etmek zorunda kalıyordu.

bir diğer kaybeden ise devlet ekonomisiydi.
zira vakıf gelirleri her türlü vergiden muaftı.
dolayısıyla vakfedilen tarım alanları, köyler ve bu vakıf mülklerinde çalışanların ülke ekonomisine bir katkıları olmuyordu...

yani, vakıfların tek gerçeği camilerin, medreselerin, kervansarayların vb giderlerini karşılamaktı.
lakin bu yapıların ekonomiye katkıları olmadığı gibi, ekonomiye zararları da vardı.
zamanla cami ve medrese kadroları o kadar şişmişti ki, vakıf gelirleri bunların giderlerini karşılamaya yetmemiş, devlet hazinesinden takviyeler yapılıp bu açık kapanmaya çalışılmış, bundan dolayı da ekonomi büyük ölçüde zarar görmüştü.

cami ve medreseler sahip oldukları onlarca köy, tarla, arazi, dükkan, iş yeri ve imtiyaz ile yetinmemiş, buralarda beslenen nüfus arttıkça giderler artmış, sonuç olarak bu hantal yapının giderleri devlet hazinesinden karşılanmaya başlamıştı.

zira cami ve medreselerden beslenen kan emicilerinin istekleri yerine getirilmezse, bu kitle hanedan için bir tehdit oluşturabilirdi.

tarikat ve cemaatlerdeki kan emicilerin hanedana bağlılıklarının devam ettirilmesi hanedan için beka sorunuydu.
bu yüzden devlet hazinesinden buralara yıllarca para aktarılmasında bir beis görülmemişti.

işte bunların önüne geçebilmek ve vakıfları kontrol altına alabilmek için ikinci mahmut döneminde (bkz: evkaf nezareti) kuruldu.
ve vakıf malları için, vakfiyeler için bir dizi düzenlemeler yapıldı. ikinci mahmut gericiliğe karşı savaşmakta kararlıydı, bu yüzden gavur padişah olarak anıldı...

cami ve medreselerin gelirlerinin giderlerini karşılamaması neticesinde buralara devlet hazinesinden destek sağlanmasını engellemek, vakıf sistemini düzeltmek için kurulmuştu evkaf nezareti...

sonraki yıllarda osmanlı'da 1870, 1873 ve 1913 yıllarında vakıflar ile ilgili düzenlemeler yapılmış, en son 1913'te yapılan Tevcih-i Cihat Nizamnamesi'nin hükümlerinin yürürlükleri cumhuriyetimizin ilk yıllarına kadar devam etmiştir.

fakat ne yazık ki, bütün bu düzenlemelerde evkaf nezareti'nin tek yetkili merci olduğu vurgulansa da, tüm düzenlemelerde şeyhlik-şıhlık müessesesine bir halel gelmemesini sağlayan, babadan-dededen kalan postnişinliklerin devam etmesinin önüne geçilememiştir.

yani koskoca osmanlı; cami, medrese, dergah ve tekkelerde tarikatların hakimiyetlerine (bkz: postnişinlik) teslim olmuştur...

hatta bununla da yetinilmemiş, imamlar askeri sınıftan sayılmıştır.

--- spoiler ---
imamlar, devlet sistemi içerisinde “askeri” sınıfından sayılmış ve Müslüman
topluma hizmet veren kadrolar içerisinde geniş bir yer işgal etmiştir (halil inalcık,
1993).
--- spoiler ---

-------------------------------
not: burada "imamlar" denilince aklınıza bugünkü imamlar gelmesin, tarikat ileri gelenleri osmanlı'da imam statüsündeydi. yani bir tarikat postnişininin tüm yakınları, akrabaları imam sayılıyordu.
-------------------------------

sevgili arkadaşlar, uzun uzun anlatıyorum, sıkıcı oluyor belki ama bunlar önemli detaylar, bu detayları en ince ayrıntısına kadar anlamalısınız ki günümüzde cereyan eden şeylerin aslında ne olduğunu anlayabilelim...

yukarıda yazdıklarımızı bilal'in anlayacağı şekilde toparlayacak olursak;

-hanedanın bekası için din olgusu kullanılıyor ve halkın dini duygularına hitab edecek tapınaklar yapılıyor.

-bu tapınaklar hanedana bağlı belli zümrelere (tarikatlar) tahsis ediliyor.

-bu tarikatların hanedana bağlılığı için bunları ekonomik yönden rahata erdirecek önlemler alınıyor ve vakıflar kuruluyor.

-halk bu vakıflara bağlı olarak çalışıyor, fakir kalıyor, aynı zamanda şeyhlere, şıhlara biat etmek zorunda kalıyor.

sonuç olarak hanedan memnun, tarikatlar memnun... olayın özü budur...

ama tüm bunlar olurken, bir şey hesap edilemiyor.

ulu önder mareşal gazi mustafa kemal atatürk...

anadolu işgal altında, millet kurtuluş savaşı verirken neler yaşandı bu topraklarda, insan okudukça, öğrendikçe kahroluyor...

bakınız sovyetler birliği'nin ilk ankara büyükelçisi semyon ivanoviç aralov tarafından yazılan bir sovyet diplomatının türkiye hatıraları adlı kitapta, aralov'un mustafa kemal paşa ile birlikte yaptıkları konya ziyaretine dair bir detay göze çarpar.

aynen aktarmak istiyorum;

--- spoiler ---
“o gece iki medreseyi ziyaret ettik. kanlı, canlı hemen hepsi de gencecik mollalar medresenin avlusunda dizilmişlerdi.
bunların yanında geniş cüppeli, beyaz sarıklı hocalar da yer almıştı. hepsi de yerlere kadar eğilerek mustafa kemal paşa’yı selamladılar.
içlerinden biri, bunların başı ve en nüfuzlusu; mustafa kemal paşa’dan, "medrese sayısını arttırmasını" rica etti.
bu zat, ayrıca, "medrese öğrencilerinin askere alınmamalarını" da istirham etti.

hoca konuşurken mustafa kemal’in kendini zor tuttuğu belli oluyordu.
ama medrese öğrencilerinin askere alınmaması söz konusu olunca, artık kendini tutamadı ve yüksek sesle, sertçe:
“ne o, dedi. yoksa sizin için medrese, yunanlıları mağlup etmekten, halkı zulümden kurtarmaktan daha mı değerlidir? millet kan içinde yüzerken; halkın en iyi çocukları cephelerde dövüşür, yurt için canlarını feda ederken, siz burada genç, sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz!… “

mustafa kemal konuşurken gözleri daha korkunç bir hal alıyordu.
”bu asalakların askere alınmaları için hemen yarın emir vereceğim!”...

hocalar sindiler, ama yüzleri öfkeden kıpkırmızı kesildi, yabancıların yanında hükümet başkanı onları paylamıştı.

mustafa kemal paşa bize dönerek; “hadi gidelim, dedi, artık burada bizim için yapılacak bir şey kalmadı.”
ve şöyle, isteksizce selam vererek oradan ayrıldı.

mustafa kemal paşa otomobilde uzun süre yatışmadı: “savaş sona erince onlarla daha ciddi konuşacağım! her şeyden önce onları mali kaynaklarından, vakıflardan yoksun edeceğim.
yurt topraklarının büyük bir parçası, neredeyse üçte ikisi, belki daha çoğu vakıftır.
bu topraklar mollaların yaşam kaynaklarıdır.
bunların çoğu köylülerin ellerinden alınmış topraklardır. buna son vereceğiz. bir de utanmadan hükümetten yardım istiyorlar.

mustafa kemal, anadolu topraklarında, şimdi gördüğümüz dinç, sağlam delikanlıları askerden kaçıran yüzlerce medrese bulunduğunu söyledi.
bu asker kaçakları tam bir kolordu demekti.

medrese öğrencilerinin şimdiye kadar niçin askere alınmadıklarını sormam üzerine, mustafa kemal, bunları askere alınmaları için gerekli emrin verilmiş olduğunu söyledi.
bu devrimci adım, subaylar arasında büyük bir sevinç yaratmış ve bu olay son günlerin en çok üzerinde durulan bir konusu haline gelmişti.
--- spoiler ---

hakikaten de anadolu'nun durumu işte tam olarak buydu...

-medreseler, dergahlar, tarikatlar, şeyhler, şıhlar kendilerine vakfedilmiş arazilere, köylere sahipti.

-savaştan kaçanlar, askerden kaçanlar gelip buralara sığınıyordu.

-ve bu şer yuvaları, kurtuluş savaşımıza katkıda bulunmak şöyle dursun, yukarıda okuduğunuz üzre yokluk içinde olan tbmm hükümetinden bir de yardım bekliyor, alttan alta tbmm hükümetini tehdit ediyorlardı.

nitekim herkes iyi bilir ki kurtuluş savaşımız döneminde pek çok gerici, yobaz isyan olmuştur.
(bkz: delibaş mehmet isyanı)-->konya isyanı.
(bkz: çapanoğlu ayaklanması)--->yozgat isyanı.
(bkz: Aynacıoğulları Ayaklanması)
(bkz: çopur musa isyanı)
(bkz: hart ayaklanması)

işte bu isyanların organizatörleri vakfiye sahibi tarikatlardır...

düşünün sevgili arkadaşlar.
ülkeniz işgal altında.
karınızı, ananızı, çocuğunuzu, bacınızı, sevdiklerinizi geride bırakmış allah'a emanet etmiş, vatanı kurtarmak için cepheye gidiyorsunuz.

ama geride bıraktığınız köyünüzün gelirlerine, çoluk çocuğunuzun rızkına "allah" adını kullanarak şeyhler, şıhlar, tarikatlar ortak olmak istiyor.
siz cephede savaşırken, bunlar tekkelerde, dergahlarda hiçbir iş yapmadan duruyorlar, şehit olan askerlerin ailelerine göz dikiyorlar...

bunları unutmayınız.
bu millet kurtuluş savaşı verirken bunları da yaşadı.

işte bütün bu yaşananları gazi mustafa kemal de unutmamıştı, o yüzden 13 Aralık 1925 tarihli 677 sayılı kanunu çıkardı. (bkz: tekke ve zaviyelerin kapatılması)

tarikatların, tekkelerin vakıf adı altındaki mallarına el konuldu.
vakıf adı altındaki sömürü arazileri gerçek sahiplerine, yani halka dağıtıldı...

işte tarikatların, cemaatlerin ve ali erbaş gibilerin atatürk düşmanlıklarının altında yatan gerçek sebep budur.

onlar, çalışmadan, üretmeden "kul sahibi" olmak, dokunulmaz olmak için yeniden bu düzeni kurmak istiyorlar.
başarılı da oldular bu konuda.
bakın bugün anadolu'nun her köşesinde tarikatlar, cemaatler mal, mülk edindiler.
örnek: (bkz: menzil tarikatı), (bkz: ismailağa cemaati)

insanlar işini gücünü bırakıp gidip şeyhlerin, gavsların tarlalarında, inşaatlarında bedava amelelik yapar hale geldi.

atatürk'ün en büyük devrimi olan cumhuriyetin esasına ters bir şekilde insanlar kendi iradeleri ile kula kulluk etmeye, şeyhlerin, gavsların kölesi olmaya devam ediyor.

keşke atatürk'ü anlayabilselerdi, keşke atatürk'ün onları kölelikten nasıl kurtardığını bilselerdi...

ey bu satırları okuyan türkiye cumhuriyeti vatandaşları...

sizleri tarikat ve cemaatlere köle olmaktan ikinci mahmut kurtarmaya çalıştı, cesaret edemedi, malesef başaramadı. keşke başarsaydı, osmanlı devleti dünyanın süper gücü olacaktı.
ama atatürk bunu başardı.
sizleri şeyhlere, şıhlara, gavslara köle olmaktan kurtardı.
sizin ektiğiniz, biçtiğiniz tarlaları tarikatlardan aldı, sizlere dağıttı.
ama siz ne yaptınız?
atatürk devrimlerine sahip çıkmak yerine, dinci şarlatanların peşine takılıp kula kul olmayı, yeniden köle olmayı seçtiniz...

şimdi ayasofya'yı yeniden ibadete açtılar ya, vakıflar konusunu gündeme getirdiler ya, vakıf mallarına dokunmayı lanetlediler ya...
bir düşün bakalım bunun sonuçları neler olacak?

ama lanet okuyanların elleri ayakları elbet birbirine dolaşır ve bu ülkenin kurucusu ve kurtarıcısına lanet okuyanlar, bu ülkede özgürce ezanların okunmasına, ibadet yapılmasına sebep olanlara lanet okuyanlara elbet kendi lanetleri geri döner.

#tarih

lozan barış bayramı

atatürk'ün isteği ve önermesi ile 1923-1950 yılları arasında 27 sene boyunca bir milli bayram gibi kutlanan gündür.
görsel
görsel
görsel

(bkz: lozan günü) ve (bkz: sulh bayramı) olarak da bilinir.

demokrat parti iktidarı tarafından kaldırılmıştır.
demokrat parti iktidara geldiği ilk sene lozan sulh bayramı kutlamalarını iptal etti.

bu gün sadece lozan günü olarak anılmaya başlandı.
ardından 1955'te lozan günü de kaldırıldı.

bu tarihlerden sonra bazı chp teşkilatları 24 temmuz günlerinde lozan günü'nü kutlamaya çalıştılar, lakin bu kutlamalara valilikler müsade etmedi.

demokrat parti'nin kaldırdığı bir başka bayramımız;
(bkz: kut bayramı)

#tarih

lozan antlaşması

bugün imza edilişinin 97. yıldönümü olan türkiye cumhuriyeti'nin tapu senedi olan antlaşma...

lozan meğer bir hezimetmiş...(!)
elime geçen bir belge ile ben de yeni öğrendim bunu.

lozan'ın hezimet olduğuna dair belgeyi aşağıya bırakıyorum;
görsel

gördüğünüz gibi belgede kurtuluş savaşımızdan sonra istifa eden (bkz: çanakkale krizi) ingiltere eski başbakanı lloyd george; "lozan'ın bir hezimet" olduğundan bahsetmiş.

lloyd george'un açıklamasının meali şöyle;
"mudanya mütarekesi yeterli değildi, lakin lozan'dan daha iyi şartlara sahiptik.
sevr antlaşmasından mudanya mütarekesine kadar olan süreç bir geri adım olsa da, lozan tam bir hezimettir. bundan sonra başımıza ne gelecek acaba? lozan sadece bir kilometre taşı..."

yukarıdaki belgede geçen "rout" kelimesinin "hezimet" anlamına geldiğini bildiğinizden şüphem yok aslında.

gördüğünüz üzre lozan tam bir hezimettir(!).
ama bizim için değil, ingilizler için ve ingiliz muhipleri için...

her neyse...

sevgili arkadaşlar, sizlere lozan'ın hezimet olduğu masalını anlatan şerefsizler işte bu ingilizlerin adamıdır.
mi6 tarafından yetiştirilmiş ve fonlanmış türk düşmanlarıdır.
(bkz: kadir mısıroğlu şeyh nazım kıbrısi mi6 bağlantısı/#40606714)

lozan'da bir hezimet yaşandığını iddia edenler, lozan'da musul'a, kerkük'e sahip olup o coğrafyaları lozan'da verdiğimizi zannederler.

bunlara verilecek yegane cevap bellidir.

aşağıdaki harita, lozan'dan önce sahip olduklarımız ve lozan'dan sonra sahip olduklarımızı gösterir.
görsel

son derece basit bir harita.

şimdi soruyorum; lozan öncesi elimizde olup da, lozan antlaşması ile kaybettiğimiz nedir?

vicdanı olan söylesin.
ya da sussun.

lozan bir hezimet değil zaferdir...

bugün günlerden lozan...
türkiye cumhuriyeti'nin tapu senedinin 97. yılı kutlu olsun...

#tarih

ekstra not: lozan'da adaları verdik diyerek adalar mevzusuna girecekler için o cevabı çok önceden vermiştik;
(bkz: ege adaları ve lozanı bilale anlatır gibi anlatmak/#42309136)

osmanlı nın rothschild lere verdiği nişanlar

osmanlı hanedanı tarafından, siyonist hanedan rothschild ailesi üyelerine verilen resmi devlet nişanlarıdır.

osmanlı devleti biliyorsunuz ilk dış borcunu 1854 kırım savaşı sırasında aldı. (aslında bu ilk dış borç değil, daha önceleri de yazdık, takip edenler iyi bilir)

tabi osmanlı dış borcu alınca hoşuna gitti, düşük faizle, uzun vade ile aldıkları bu dış borç sonrası kendilerine yardımcı olan rothschild'lere mecidiye nişanı verdiler.

rothschild'ler osmanlı'dan ilk mecidiye nişanlarını abdülmecid döneminde, 27 haziran 1854'te aldı.

ilk mecidiye nişanını alanlar;
1)Mayer Alphonse de Rothschild
2)Gustave Samuel James de Rothschild

bu iki şahıs kardeştir ve osmanlı ilk dış borcunu bunlardan almıştır. (3 milyon frank)

akabinde 1 sene sonra osmanlı, rothschild'lerden büyük meblağda bir borç daha almıştır ve bu alınan borç sonrası da rothschild'lere mecidiye nişanı verilmeye devam etmiştir.

bu tarihten sonra sırasıyla şu isimlere nişan verildi;
3)-Salomon James de rothschild,
4)-Lionel Nathan de rothschild,
5)-Baronet Anthony Nathan Billy de rothschild,
6)-Mayer Amschell de rothschild
7)-Nathaniel de rothschild,
8)-Mayer Charles Carl Rothschild.

bunlardan başka rothschild ailesinin vekili Mösyö Horace Landau'ya da mecidiye nişanı takdim edilmiştir.

ve abdülaziz dönemi.
abdülaziz döneminde de şu isme mecidiye nişanı takdim edilmiştir.

9)Adolphe Car von Rothschild

abdülaziz dönemi sonrası sıra 2. abdülhamid'e gelmişti.
abdülhamid dönemi rothschild'ler ile osmanlı devleti adeta iç içe girmiştir.

abdülhamid döneminde nişan verilen rothschild'ler;
10)Mayer Alphonse'de Rothschild
11)Bettine Caroline de Rothschild.
12)adelheid de rothschild.

ayrıca abdülhamid döneminde rothschild ailesinin filistin kolonileri genel müdürü olan Elie Scheid'e de nişan verilmiştir.

görüldüğü üzre osmanlı sürekli rothschild'lerden borç almış, her borç alınışta, ayrıca her borç erteletişte rothschild'lere madalyalar ve nişanlar verilmiştir.

osmanlı aldığı bu borçlarla ne yaptı peki?
onu da şurada yazmıştım;
(bkz: nilhan osmanoğlu nun dedelerinin mirası/#35613379)

bir de şunu okuyunuz;
(bkz: osmanlı nın iflasını bilale anlatır gibi anlatmak/#40971319)

neyse, rothschild'lerle ilişkiler günümüzde de abdülhamid sonrası kaldığı yerden devam ediyor elbet.
3. abdülhamid'in arası da çok iyi rothschild ailesiyle.
(bkz: rte nin rothschild ve siyonistlere verdiği söz/#35956871)
(bkz: henry kissinger james rothschild rte üçlüsü/#36474558)

bonus: (bkz: beni istanbul yahudilerine sorun)

#tarih

saltanat şurası

vatana ihanet toplantısı...

saltanat şurası, tam 100 sene önce bugün, vahdettin ve hain damat ferit’in türk yurdunu işgal planı olan sevr antlaşmasının şartlarını onaylatmak için nazırlar, paşalar ve bürokratları bir araya getirerek yaptıkları toplantıdır.

damat fer-it, vahdettin’i adeta bir kukla gibi oynatarak saltanat şurasını yönetmiş ve bir oldu bittiye getirerek hile ve desise ile 10 ağustos'ta paris yakınlarındaki bir porselen fabrikasında imzalanacak sevr antlaşmasını şura üyelerine kabul ettirmiştir.

saltanat şurasına katılanların hepsi, damat ferit'in dikte ettiği sevre şartlarını kabul etmeye razı olmuşlar, yalnız bir kişi; topçu feriki rıza paşa bu şartları kabul etmemiş, bunun "vatana ihanet olduğunu" haykırmıştır.
görsel

son sadrazam ahmet tevfik paşa'nın oğlu, vahdettin'in damadı ismail hakkı tevfik okday, o anları şöyle aktarır;

--- spoiler ---
nihayet sevr’i kabul edenler ayağa kalksın denildi.
damat ferid paşa bu sırada padişah’ın salonu terk etmesi için işaret verdi.
vahdettin dışarı çıktı, yandaki odaya geçti.
padişah ayağa kalkınca da salondakiler hünkâr'a bir saygı eseri olarak ayağa kalktılar.
kendisini bu suretle selamladılar.
öyle ki, bu ayağa kalkışın sevr’in kabulü anlamına mı geldiği, yoksa padişah’a hürmeten kıyam mı edilmiş olduğu açık olarak belirmedi.
hatta ayan'dan topçu feriki rıza paşa, ‘biz padişaha hürmeten ayağa kalktık, sevr’i kabul ettiğimizden değil’ diye haykırarak damat ferid’in oyununu açıkça protesto dahi etti.
--- spoiler ---

ne var ki topçu feriki ali rıza paşa'nın bu çıkışı ve itirazları neticeyi değiştirmemiş, 100 yıl önce bugün toplanan saltanat şurası'nda 10 ağustos'ta imza edilecek sevr antlaşmasının şartlarının kabulü yönünde karar çıkmış ve damat ferit başkanlığındaki heyet sevr antlaşmasını imzalamak için yola çıkmışlardır.

görsel
yukarıdaki görselde sevr antlaşmasını imzalamak için işgal kuvvetlerine ait gemi ile fransa'ya giden heyet görülmekte.

soldan sağa: şurayı devlet reisi rıza tevfik, sadrazam damat ferit paşa, maarif nazırı bağdatlı mehmet hadi paşa, bern sefiri reşat halis bey...

bakınız, işte bu heyetin 10 ağustos 1920'de imzaladığı sevr antlaşması sonrası elimizde kalan osmanlı türkiyesi ve lozan antlaşması sonrası vatanımız olan türkiye şudur;
görsel

şimdi bugün saltanat şurası sonrası işgalcilerin gemisi ile paris'e gidip sevr'i imzalayanların evlatları lozan'ı beğenmiyor, atatürk'e laf söylemeye çalışıyorlar ya, bu haritayı o yüzden eklemek istedim.

-----------------------------
not: ismail hakkı tevfik okday, vahdettin'in damadı olmasına, geleceği parlak olmasına rağmen mustafa kemal paşa ve milli mücadele taraftarıydı, kendisi işgal döneminde karakol örgütü ve hamza grubu ile çalışıyordu, kendisi daha sonra saraydan kaçmış, anadolu'ya geçerek milli mücadelemize katılmıştır. ruhu şad olsun.
(bkz: saraydan kaçıp milli mücadeleye katılan damat/#42140928)
-------------------------------------

#tarih

1854 yılı avrupa ülke ve şehirleri nüfus bilgileri

1854 yılına dair avrupa'nın siyasi durumunu, ülkelerin nüfus durumları, ordu büyüklüklerini içeren, avrupa'nın en yüksek nüfuslu 100 şehrinin bilgilerini içeren listelerdir.

avrupa'nın en büyük 100 şehri sıralaması;
görsel

istanbul, 786 bin nüfusu ile avrupa'nın en büyük 3. şehri.

ilk 100 içinde türkiye'nin(osmanlı devleti) 4 şehri daha var.
42.sıra edirne--->100.000
61. sıra selanik--->75.000
75. sıra bükreş---->61.000
90. sıra sofya---->50.000

not: bu tarihlerde izmir'in nüfusu 150 bin civarındadır, bursa'nın nüfusu ise 100 bindir.
lakin listeye avrupa'daki şehirler alınmıştır.

ülkelerin yüzölçümleri ve nüfusları listesi;
görsel

türkiye (osmanlı)'nın nüfusu 15.500.000 (1844)
yüzölçümü ise 189 bin mil kare = 490.725 kilometrekare. (bu yüzölçümü osmanlı'nın avrupa'da kalan topraklarıdır ve 1844 verisidir.)

ülkelerin devlet başkanları-kralları listesi ve ordu büyüklükleri;
görsel

türkiye(osmanlı)'de padişah abdülmecid dönemi.

osmanlı ordusu 200 bin kişilik bir büyüklüğe sahip.
donanma gemi sayımız ise sadece 74.
bu 74 gemimizde 4000 topa sahibiz.
bu arada dış borcumuz ise 36 milyon dolar.

son olarak 1854 yılı avrupa siyasi haritası;
görsel

#tarih
#coğrafya

kıbrıs barış harekatı türküleri

kıbrıs barış harekatı ve mehmetçik'in şanlı zaferi ile birlikte barış harekatımızın şerefine yapılmış türkülerdir.

kıbrıs a çıktık kıbrıs a-bedia akartürk.
https://www.youtube.com/watch?v=SXosIycVAHs
alternatif: https://streamable.com/zvj9nm

girne'den yol bağladık anadolu'ya-yasemin kumral.
https://www.youtube.com/watch?v=BcpWzsU1I-g
alternatif: https://streamable.com/962zvk

kahpe yunanistan bağla köpeklerini-mersinli ismail.
https://www.youtube.com/watch?v=81_etwK2Fck
alternatif: https://streamable.com/b5b1uj

kahpe yunan-ali kızıltuğ.
https://www.youtube.com/watch?v=hHvfWi6hHcc
alternatif: https://streamable.com/r8hdf4

kahbe yunan-abdullah papur.
https://www.youtube.com/watch?v=MyChmRqNEEk
alternatif: https://streamable.com/1jksbq

kıbrıs destanı-aşık mahsuni şerif.
https://www.youtube.com/watch?v=KssXfwxPR84

kıbrıs destanı-adnan varveren.
https://www.youtube.com/watch?v=KXzsOMEHoLY

kahraman ordumuz-hasan mutlucan.
https://www.youtube.com/watch?v=6k7CIdULBkU

vur mehmetçik-abdullah papur.
https://www.youtube.com/watch?v=EDzS9TimQGQ

helal olsun şanlı ordumuza-rıza konyalı.
https://www.youtube.com/watch?v=BIJi986Nbro

kıbrıs ve karaoğlan-anonim.
https://www.youtube.com/watch?v=dChRN-aA7Pc

not: ulan bir türkü daha var, onun da titanik ibişinde plağı var, ama adı aklıma gelmedi. artık o türküyü de titanik eklesin.

#tarih

kıbrıs barış harekatı

kahraman ordumuzun, türk silahlı kuvvetleri'nin, kıbrıs türkü'nün bekasını korumak için yapmış olduğu efsane harekattır.

bugün kıbrıs barış harekatı'nın 46. yıldönümü...

46 yıl önce bugün, mersin limanından açılmayı bekleyen kahramanlarımız, birazdan kendilerini özlemle bekleyen kıbrıs türklerine doğru yola çıkacaklardı...
görsel

londra'dan gelen "ayşe tatile çıksın" talimatı henüz kendilerine ulaşmamıştı belki.
ama onlar günlerdir hazırdı.

temmuz-1974 mersin harekat üssümüz;
görsel

ve onlar "yavru vatan"a barışı götürmek için akdeniz'e açıldılar.
görsel

"bu gelen türk ordusudur yarabbi..."

önce demir kartallarımız dövdü rum mevzilerini.
palikaryalar şüphesiz ki türk'ün öfkesini ve intikam arzusunu hafife almıştılar, bizi unutmuşlardı...
görsel

ve şafak vakti...yaklaşıyor, yaklaşmakta olan.
görsel

göklerdeki demir kartallarımızdan sonra sıra kahraman kayseri hava indirme tugayına gelmişti.
kahraman paraşütçülerimiz öbek öbek iniyordu rum palikaryalarının tepelerine.
görsel

sahile son metreler...
görsel

kahraman mehmetçik kıbrıs'a ayak basmak için geminin kapağının açılmasını bekliyor;
görsel

ve nihayet yavru vatan'a ilk adım.
görsel
görsel

20 temmuz sabahı yavuz plajı...mehmetçik kusursuz bir şekilde organize olmuş...
görsel
görsel

müsait olan her koya, her plaja çıkarma yapılıyor;
görsel

hürriyet gazetesi'nin unutulmaz yıldırım baskısı;
görsel

tabi haliyle ilk şehitlerimizi de çıkarma noktalarında veriyoruz. kıbrıs'taki ilk şehitliğimiz albay karaoğlanoğlu şehitliği;
görsel

yavuz plajına çıkan takviye kuvvetler;
görsel

çıkarmaya destek veren savaş gemilerimiz;
görsel

karaya ayak basmamızı takip eden ilk saatte teslim alınan bir rum ordugahı.
bizim olanı almaya geldik ve aldık.
görsel

çıkarmayı izleyen ingiliz askerleri, onlar bizi çanakkale'den iyi tanırlar, ancak böyle seyretmişlerdir;
görsel

sahilde kontrolü sağlayan mehmetçik cephe gerisine indirme yapan şanlı hava indirme tugayımızı gururla seyrediyor;
görsel

çıkarma yapan mehmetçiğe ilerlemede rehberlik yapan tmt mensupları;
görsel

türk mukavemet teşkilatı'nın kahraman mücahitleri yıllardır zulme direniyorlardı.
şimdi de mehmetçik ile birlikte vatanlarını kurtarıyorlardı.
görsel

bunu özellikle belirtiyorum ki, 46 yıl önce bugün, istihbaratımız tıkır tıkır çalışıyordu.
kıbrıs'ta ilerleyen mehmetçiğe hangi köyde hangi evin ayran, hangi evin şerbet ikram edeceği dahi planlanmıştı.
bugün o istihbaratı enişteler ile yapmaya çalışıyoruz malesef.
görsel

palikaryalar anlamıştı ki, ayşe tatildeydi.
ve ayşe kolay kolay tatilini bitirme niyetinde değildi...
görsel

kıbrıs türkü dört gözle bekliyordu kahraman mehmetçiğini.
ve coşkuyla karşıladılar kendi askerlerini, kendi kardeşlerini, kendi evlatlarını...
görsel
görsel

kahraman mehmetçiği karşılayan kıbrıslı kadınlarımız;
görsel

mehmetçik ilerliyordu.
"bak oğlum bizim askerimiz" diyordu bu baba evladına.
görsel

bozkurt denktaş, başarılı çıkarmanın muzaffer komutanlarıyla ilk buluşma(çok bekledik be abi);
görsel

kıbrıs türkü'nün geleceği emin ellerde, çünkü mehmetçik var.
görsel

mehmetçik ile birlikte adaya barış gelmişti, huzur ve güven...
görsel

korkmayın palikaryalar, türk ordusu size de barış getirdi şüpheniz olmasın;
görsel

ve zafer ile birlikte mehmetçik hatıra fotoğrafları çektirmeyi de ihmal etmiyor, bu tarihi anlar ölümsüzleştiriliyordu.
görsel
görsel

bazen de zaferi harmandalı oynayarak kutluyordu mehmetçik.
görsel

19 temmuz günü bir rum kışlasının duvarında şöyle yazıyordu;
"cesursan gel al..."

ve mehmetçik o kışlaya girdi.
duvara şunu yazdı;
"cesurum geldim aldım..."
görsel

ve "mehmetçik kıbrıs'ta" afişi;
görsel

türkiye tek yürek, ve mutlu son;
görsel
görsel

kıbrıs türkü'nün bu haklı mücadelesinde, türk vatanının "yurt" olmasını sağlayan başta kahraman türk mukavemet teşkilatına, onun yılmaz neferleri bozkurt rauf denktaş'a, doktor fazıl küçük'e, rahmetli başbakanlarımız karaoğlan bülent ecevit'e, necmettin erbakan'a ve kahraman türk silahlı kuvvetleri'ne sonsuz teşekkürler.

yıldırımlar yaratan bir ırkın ahvadıyız...
görsel
-----------------------------------

son olarak, bedia akartürk'ten kıbrıs'a çıktık kıbrıs'a;
https://www.youtube.com/watch?v=SXosIycVAHs

---------------------------------

bonus: (bkz: kıbrıs barış harekatı türküleri/#43654392)

#tarih
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© copyright 2005 - 2026