bugün
- nervio isimli yazarin tam olarak neye yaramasi17
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye44
- from gold from dust13
- hoşlanılan kızın dörtte üçünün su olması2
- evlenilecek erkek bulmanın gittikçe zorlaşması12
- rujlu erkekle öpüşmek3
- ölüyorum lan ölüyorum2
- sözlük kızı için kavga eden 2 kaslı sözlük erkeği13
- ferhat gündoğdu'nun gözaltına alınması42
- vişneçürüğü tanga giyen sözlük erkeği13
- fiziği güzel sözlük kızları48
- çin'e demokrasi gelsin10
- rujlu kadınla öpüşmek6
- sözlüğün götü en güzel yazarı12
- truesuz sözlük8
- recep tayyip erdoğan27
- hastalık havası8
- kışın duş alırken üşümemek için öneriler7
- nervio23
- vajinanın iç sıcaklığı10
- uzun süre ayakkabı içinde kalmış ayak6
- silikon meme gerçeğinin yerini tutar mı sorunsalı14
- araba kullanırken uyumak2
- silikon memenin patlaması10
- bu saatte hala uluyamama sebebi3
- anında dolan göz neyin belirtisidir6
- çok makyaj yapan kız vs doğal kız10
- halka filmini izlerken telefonun çalması3
- burna tuzlu su çekmek6
- geceleri yapmaktan zevk alınan şeyler5
- uykuya dalmak istememek neyin belirtisidir5
- gurbet3
- gocu19
- adalet ve kalkınma partisi4
- kopya çekmenin etiği5
- gece gece gelen kızarmış patates isteği3
- ekrem imamoğlu6
- ankara da aym önünde intihar eden emekli polis18
- sözlük erkeklerinin kaşar olduğu gerçeği9
- seni terkedeceğim4
- fatma betül sayan kaya59
- judas'ı dayak yerken görseniz ne yaparsınız10
- iyi dostlar biriktirdim7
- karton toplarken şarampole yuvarlanmak5
- arkadaşlar sizce bu çanta nasıl8
- yazarların akşama dair planları9
- ak parti kaybedince ak troller ne yapacak12
- samara morgan önünüze çıksa yapacaklarınız2
- dünyanın en berbat psikolojik hastalığı3
- yeni uyanmış kadın güzelliği13
entry'ler (123)
Kötü değil, izleniyor, yine de oldukça sıradan, unutulmaya mahkum.
1937 doğumlu, neredeyse 90 yaşına merdiven dayayan Ridley Scott'ın hala film yapması ve nefes aldığı, bir sağlık engeli yaşamadığı sürece de film yapmaya devam edecek olması (hiç rekabetçi Oscar/Akademi Ödülü kazanamadı ama sonunda bu yıl kendisine Akademi Onur Ödülü/Fahri Oscar takdim edilecek) kesinlikle harika. Tasarım, televizyon (BBC) ve reklam sektöründen gelen Britanyalı yönetmen, ilk uzun metrajı ve de sinema filmi (The Duellists, 1977) görücüye çıktığında ise neredeyse 40 yaşındaydı.
Ben öyle, yanlış kardeş (Tony Scott) öldü, diyenlerden değilim. Sorun şu ki Ridley Scott, zamanını neden bu çok bilindik, türe ve temaya yeni en ufak bir şey sunmayan, rahatlıkla tahmin edilebilir ilerleyen böyle bir filme (aynı isimli romandan uyarlama, anlaşılan esere sadık değil) harcamayı tercih etti?! Bunun geçerli bir cevabı yok maalesef.
The Dog Stars, aksiyonu az olsa bile çevrimiçi/dijital platformlarda daha çok izlenme potansiyeline sahiptir. Zaten silik platform filmlerinden de sinematografisi, geniş planlar, doğa manzaraları dışında bir farkı bulunmuyor. Scott'ın, görüntü yönetmeni Erik Messerschmidt ile çalışması olumlu sonuç vermiş en azından.
2/4
1937 doğumlu, neredeyse 90 yaşına merdiven dayayan Ridley Scott'ın hala film yapması ve nefes aldığı, bir sağlık engeli yaşamadığı sürece de film yapmaya devam edecek olması (hiç rekabetçi Oscar/Akademi Ödülü kazanamadı ama sonunda bu yıl kendisine Akademi Onur Ödülü/Fahri Oscar takdim edilecek) kesinlikle harika. Tasarım, televizyon (BBC) ve reklam sektöründen gelen Britanyalı yönetmen, ilk uzun metrajı ve de sinema filmi (The Duellists, 1977) görücüye çıktığında ise neredeyse 40 yaşındaydı.
Ben öyle, yanlış kardeş (Tony Scott) öldü, diyenlerden değilim. Sorun şu ki Ridley Scott, zamanını neden bu çok bilindik, türe ve temaya yeni en ufak bir şey sunmayan, rahatlıkla tahmin edilebilir ilerleyen böyle bir filme (aynı isimli romandan uyarlama, anlaşılan esere sadık değil) harcamayı tercih etti?! Bunun geçerli bir cevabı yok maalesef.
The Dog Stars, aksiyonu az olsa bile çevrimiçi/dijital platformlarda daha çok izlenme potansiyeline sahiptir. Zaten silik platform filmlerinden de sinematografisi, geniş planlar, doğa manzaraları dışında bir farkı bulunmuyor. Scott'ın, görüntü yönetmeni Erik Messerschmidt ile çalışması olumlu sonuç vermiş en azından.
2/4
Chatgbt'ye, bana Steven Spielberg/Amblin Entertainment tarzı bir senaryo oluştur dediğinde ortaya çıkacak şey tam olarak budur! iddiada bulunmuyorum, bende bıraktığı izlenimden bahsediyorum. 99 dakika boyunca gelmesini beklediğiniz o heyecan verici an ise neredeyse hiç gelmiyor.
Eğlenceli gerçek: Spielberg'ü taklit etmek sanıldığı kadar kolay değil...
2/4
Eğlenceli gerçek: Spielberg'ü taklit etmek sanıldığı kadar kolay değil...
2/4
Aktris maggie gyllenhaal'un yönetmen olarak ikinci uzunu ve sinema filmi The Bride, 2026 yılının gerçekten risk alan birkaç anaakım filminden biri şimdilik. (Diğerleri 28 Years Later The bone temple, the drama, Disclosure Day)
Gyllenhaal, Frankenstein ve Bride of Frankenstein'a feminist, Bonnie ve Clydevari, grotesk, kendi özgün yorumunu getiriyor. iddialı bir film. Poor Things'in (2023) oldukça gerisinde tabii. Guillermo del Toro'nun geçen yıl ki Frankenstein'ı kadar izleyici dostu da değil. The Bride yer yer iddiasının altında kalıyor ve dağınık. Ancak Jessie Buckley ve Christian Bale kelimenin tam anlamıyla harikalar.
2.5/4
Gyllenhaal, Frankenstein ve Bride of Frankenstein'a feminist, Bonnie ve Clydevari, grotesk, kendi özgün yorumunu getiriyor. iddialı bir film. Poor Things'in (2023) oldukça gerisinde tabii. Guillermo del Toro'nun geçen yıl ki Frankenstein'ı kadar izleyici dostu da değil. The Bride yer yer iddiasının altında kalıyor ve dağınık. Ancak Jessie Buckley ve Christian Bale kelimenin tam anlamıyla harikalar.
2.5/4
Son olarak The Odyssey (2026) filminin gişe başarısı ile yönetmen Christopher Nolan, filmlerinin her birinin toplam gişesi yaklaşık 7.35 milyar doları bulmasıyla en çok gişe hasılatı elde eden yönetmenler listesinde Steven Spielberg (yaklaşık 10.94 milyar dolar) ve James Cameron (yaklaşık 10,59 milyar dolar) ardından gelerek üçüncü sıraya yerleşiyor. 30 yılı geçkin bir süredir yönetmenliğini yaptığı filmlerle Spielberg zirvedeki yerini koruyor. Ve filmlerinin toplam gişesi 10 milyar doları geçen tarihteki ilk yönetmen Spielberg'dür. Cameron ise aradaki farkı kapatmak üzere. Nolan ona yetişiyor.
görsel
görsel
görsel
görsel
Mutlak zafer ya da harika değil. Hakkında kopartılan fırtına biraz fazla. Yine de iyi ve sağlam. Kesinlikle hafızalardan hiç çıkmayacak bazı anlar var. Ama tekrara düştüğü de çok oluyor.izleyicinin her bir detayı anladığından iyice emin olmak istiyor film. Herşey çok hızlı ilerliyor. Bu bazen olumlu bazen ise olumsuz. Doruk noktası olan üçüncü perde sanılanın aksine beceriksizce sahneleniyor.
The Odyssey, Christopher Nolan müritlerinin -ki çok kalabalıklar- bayılacağı, geride kalanların ise o kadar da yükselemeyeceği bir film. Mitolojinin kendisine, orijinal kaynağa aşık olanlar tüm süre boyunca kaşlarını çatabilirler.
3/4
The Odyssey, Christopher Nolan müritlerinin -ki çok kalabalıklar- bayılacağı, geride kalanların ise o kadar da yükselemeyeceği bir film. Mitolojinin kendisine, orijinal kaynağa aşık olanlar tüm süre boyunca kaşlarını çatabilirler.
3/4
JAWS (1975), Salem s Lot (TV için, 1979), The Shining (1980) ve Terminator filmlerine yapılan göndermeler ile birlikte kan gövdeyi götürür, gelgelelim o kadar sıradan hissettiriyor ve monoton ki, geriye sadece tiksinti vermeyi amaçlayan bir film kalıyor.
2/4
2/4
itiraf, evde tekrar izlendiğinde kesinlikle çok ama çok daha iyi hale geldi. Bilmiyorum, sinemada gördüğümde belki de benim için günü yanlıştı, bazen herkesin çoşkuyla yükseldiği filmlere karşı içimde istemsizce bir antipati oluşuyor! ilk seferde bunun kurbanı da olmuş olabilir, neyse, olur böyle şeyler!
Bunu, adı E.T. the Extra-Terrestrial iken izlemiştim!
Bir bakıma E.T.'nin (1982) dış-uzayda geçen kuzeni gibi. Yetişkinler için E.T.'de denebilir. Spielberg klasiğinin büyüsünü ve duygusal etkisini tam yakalayamamakla beraber ona en yaklaşan film de bu öte yandan. Hatta bugünün, yeni neslin E.T.'si belki de Project Hail Mary olacak.
Ryan Gosling karakteri Ryland Grace ile Dünya-dışı, zeki yaşam formu Rocky arasındaki bağ kesinlikle görülmeye değer.
E.T.'nin, detayları ayırt edici ölçüde farklı olsa da, o tanıdık ve nispeten insana yakın gibi görünen formunun aksine Rocky; beş kollu, örümceğimsi bir yapıya sahip ve üçgenimsi gövdeli, kaya gibi de sert bir derisi olan tamamen insan-dışı, yabancı bir tasarımla karşımıza çıkıyor. Buna rağmen karakterin sevimli ve sıcak hissettirmesi filmin başarılarından biri. (CGi'dan daha çok mümkün olduğunca pratik kukla kullanımının tercih edilmesinin, yani sette fiziksel olarak var olmasının da bunda büyük bir payı var elbet)
Ryland'ın Close Encounters of the Third Kind (1977) filminin meşhur beş notalık temasını, yani adeta kapı zilini andıran motifini mırıldandığı bir an bulunuyor. Sonradan öğrendiğimize göre bu referans fikrini yönetmenlere, bizzat Steven Spielberg vermiş, onlar da seve seve kabul etmişler, aslında senaryoda yokmuş.
Project Hail Mary, genel olarak izlemesi çok keyifli, mizahı bol, aile-dostu bir uzay macerası ve hayatta kalma filmidir. Dostane, barışçıl bir uzaylı ve insan karşılaşması, türler arası iş birliği, Dünya'yı, hatta yıldızları kurtarma fikri üzerine kurulu çok iyimser bir anlatı. Bütün bunlar gişedeki başarısını açıklıyor aslında, değil mi?
Sürpriz olmadığı üzere Ryan Gosling filmi göğüslüyor. Ve Sandra Hüller şarkı söylüyor! Şaka bir yana, o da iyi. Zaten Hüller olmasaymış onun yerine böylesi bir role ya Toni Collette, ya Laura Linney ya da Cate Blanchett giderdi muhtemelen.
Greig Fraser'ın sinematografisi etkileyici.
Andy Weir uyarlaması Project Hail Mary'nin sorunları da yok değil. Bir kere kendini sevdirmek için adeta bütün tuşlara basıyor. Hiç risk almıyor, tek derdi sevilmek ve daha çok sevilmek. ikincisi hikayede Ryland Grace gibi bir karakterin astronot görevine seçilmesi ve bu da yetmezmiş gibi uzay yolculuğunun başında tek kalmış olması uyduruk hissettiriyor. Dil bariyeri ise çok kolay çözülür. Ve filmin genel süresi biraz uzun. Yine de günün sonunda çekimine kapılmamak imkansız, beklentileri net bir şekilde aşan, tavsiye etmekte tereddüt etmeyeceğin türden ve tekrar izlenesi bir film çünkü. Harika...
3.5/4
Bunu, adı E.T. the Extra-Terrestrial iken izlemiştim!
Bir bakıma E.T.'nin (1982) dış-uzayda geçen kuzeni gibi. Yetişkinler için E.T.'de denebilir. Spielberg klasiğinin büyüsünü ve duygusal etkisini tam yakalayamamakla beraber ona en yaklaşan film de bu öte yandan. Hatta bugünün, yeni neslin E.T.'si belki de Project Hail Mary olacak.
Ryan Gosling karakteri Ryland Grace ile Dünya-dışı, zeki yaşam formu Rocky arasındaki bağ kesinlikle görülmeye değer.
E.T.'nin, detayları ayırt edici ölçüde farklı olsa da, o tanıdık ve nispeten insana yakın gibi görünen formunun aksine Rocky; beş kollu, örümceğimsi bir yapıya sahip ve üçgenimsi gövdeli, kaya gibi de sert bir derisi olan tamamen insan-dışı, yabancı bir tasarımla karşımıza çıkıyor. Buna rağmen karakterin sevimli ve sıcak hissettirmesi filmin başarılarından biri. (CGi'dan daha çok mümkün olduğunca pratik kukla kullanımının tercih edilmesinin, yani sette fiziksel olarak var olmasının da bunda büyük bir payı var elbet)
Ryland'ın Close Encounters of the Third Kind (1977) filminin meşhur beş notalık temasını, yani adeta kapı zilini andıran motifini mırıldandığı bir an bulunuyor. Sonradan öğrendiğimize göre bu referans fikrini yönetmenlere, bizzat Steven Spielberg vermiş, onlar da seve seve kabul etmişler, aslında senaryoda yokmuş.
Project Hail Mary, genel olarak izlemesi çok keyifli, mizahı bol, aile-dostu bir uzay macerası ve hayatta kalma filmidir. Dostane, barışçıl bir uzaylı ve insan karşılaşması, türler arası iş birliği, Dünya'yı, hatta yıldızları kurtarma fikri üzerine kurulu çok iyimser bir anlatı. Bütün bunlar gişedeki başarısını açıklıyor aslında, değil mi?
Sürpriz olmadığı üzere Ryan Gosling filmi göğüslüyor. Ve Sandra Hüller şarkı söylüyor! Şaka bir yana, o da iyi. Zaten Hüller olmasaymış onun yerine böylesi bir role ya Toni Collette, ya Laura Linney ya da Cate Blanchett giderdi muhtemelen.
Greig Fraser'ın sinematografisi etkileyici.
Andy Weir uyarlaması Project Hail Mary'nin sorunları da yok değil. Bir kere kendini sevdirmek için adeta bütün tuşlara basıyor. Hiç risk almıyor, tek derdi sevilmek ve daha çok sevilmek. ikincisi hikayede Ryland Grace gibi bir karakterin astronot görevine seçilmesi ve bu da yetmezmiş gibi uzay yolculuğunun başında tek kalmış olması uyduruk hissettiriyor. Dil bariyeri ise çok kolay çözülür. Ve filmin genel süresi biraz uzun. Yine de günün sonunda çekimine kapılmamak imkansız, beklentileri net bir şekilde aşan, tavsiye etmekte tereddüt etmeyeceğin türden ve tekrar izlenesi bir film çünkü. Harika...
3.5/4
Steven Spielberg denen bu adamı çok seviyorum, ne yapıyor ediyor, beni her defasında kendine hayran bıraktırmayı başarıyor.
Disclosure Day (2026) artık yapılmayan türden bir Hollywood filmi. Unutulmuş bir film tarzını yeniden canlandırıyor.
Bir yandan The Twilight Zone ile The X-Files melezi gibi diğer yandan da macera ve pulp etkili çizgi-romanlardan fırlamışa benziyor.
Maske, tayt ve pelerinin, fizik kurallarına aykırı uçmalı ya da patlamalı gösterilerin olmadığı bir tür super-hero filmi gibi çalışır, Marvel-DC Comics kahramanlarından tamamen farklı. Bu filmdeki iki ana karakterin sahip olduğu (onlara bahşedilen) özel kozmik güç ve yetenek, Star Wars filmlerindeki Jedi'lar ile de karşılaştırılamaz. Minority Report (2002) filminin önsezi yeteneğine sahip mutantlarını (Samantha Morton karakteri Agatha) hatırlatsa da esasen Stephen King tarzıdır, keza baş antagonistin marifetleri de öyle.
Ayrıca bunu kesin olarak kanıtlayamam ama karakterin bir anda, istemsizce ve kontrolü dışında tuhaf, absürt, olağandışı şeyler yapmaya başlaması açısından filmde Everything Everywhere All at Once (2022) etkisinin izleri olduğu da söylenebilir. Gizli örgütler ise Dan Brown hikayelerinde olan türden.
(Hatırlatma: Senarist David Koepp, Angels and Demons, inferno romanlarının senaryo uyarlamalarında da çalıştı)
Disclosure Day, indiana Jones ile aynı dönemlerde geçmiyor ama indiana Jones dünyasında geçercesine bir kedi-fare oyunu sergilenir, soluk soluğa.
Spielberg burada daha önceden yaptığını, aynı formülü tekrarlamak ya da klasik bir uzaylı ve insan karşılaşması bilim-kurgusundan, Dünya-dışı “ziyaretçiler”, “temas” filminden beklenileni vermek yerine farklı bir yol izleyip risk alıyor. Diğer bir deyişle beklentileri ustaca altüst ediyor. Günümüzün abartılı prodüksiyon havasından kasıtlı olarak uzak duruyor.
Gökyüzündeki ışıklar, UFO/UAP gösterileri, finalde ekranlardan yayınlanan arşiv görüntüleri dışında, hiç yok. Bu bir örtbas, tehlikeli gölge kurumlar, casusluk, kovalamaca, uzaylı nesneleri (teknolojisi) ve yetenekleri ile gizlenen saklı gerçekleri ortaya çıkarma filmi, adından da çok iyi anlaşıldığı üzere.
Disclosure Day (2026) bazılarına en iyi ihtimalle “tuhaf” geldi, gelecek. Filmin POV (bakış açısı) çekimi olan Amerikan güreşi ile açılması boşuna değil. Bütün film bir güreş aslında. Adeta kendinden geçen çoşkulu seyircileri gördüğümüz bu açılış Ai Artificial intelligence (2001) filmindeki “Flesh Fair” sahnelerini akla getiriyor.
Bir Yaz Blockbuster'ı olmasına rağmen Disclosure Day, herkesi kucaklamakla hiç ilgilenmez.
Spielberg'ün bu yüzyıldaki filmleri içerisinde Minority Report (2002) havasına karşın daha çok gerçek olaylara ve kişilere dayanan tarihi gazetecilik dramı The Post (2017) ile akrabadır. Yapımcı kadrosunda yer aldığı Men in Black serisinin sert, tehditkar bir karşılığı olarak da görmek mümkün.
Öte yandan senaryo, M. Night Shyamalan'dan beklenebilecek garipliklere de sahip ki bu pek iltifat sayılmaz.
80 yaşına merdiven dayayan Steven Spielberg kamera çalışmasından, doğuştan gelen yönetmenlik becerisinden, o parmak ısırtan formundan en ufak bir şey kaybetmemiş durumda. Baştan sona kamera üzerindeki hakimiyeti mest edici, yine.
Daha başlar başlamaz alametifarikası olan, imza anları (oner, blocking) oradadır. ilk bakışta görünmez, doğal ya da zahmetsiz gibi hissettiren, ama aslında son derece etkileyici, incelikli, yaratıcı sahnelemenin ve kadrajlamanın olduğu kinetik kamera kullanımı var.
Haber stüdyosunda geçen, Steadicam'in akıcı hareketine ve oyuncu performansına dayanan, neredeyse beş dakikaya yakın kesintisiz/tek plan sahne ile karakterin çitlerle çevrili bir alana gizlice yaklaştığı, vinç gibi kullanılan drone ile başlayıp görünmez kurguyla elde taşınan kameraya geçiş yapan tek çekim yanılsaması yaratan sekans oldukça havalı görünüyor. Yine araç-içi sahnelerinde kameranın ustalıkla süzülüşü, onun bu işte ne kadar yetenekli ve neden efsane olduğunu yeniden hatırlatır.
Schindler s List (1993) filminden beri aralıksız çalıştığı Janusz Kaminski'nin tezat olarak netlikle ayarlanmış sinematografisi tekinsiz günümüz dünyasını yansıtmakta harika iş görür, ışık süzmeleri, lens parlamaları yine yerli yerinde. Gölge kurum Wardex merkezindeki sahnelerde ise çarpıcı mavi tonlar hakim. Spielberg ile Kaminski alışkanlıklarından vazgeçmiyorlar ve Disclosure Day büyük ölçüde yine geleneksel 35mm film stoğu ile çekildi.
Birkaç filmi hariç daimi kurgucusu olarak bildiğimiz Michael Kahn ise emekliye ayrılmış. The Post filminde ona eşlik eden Sarah Broshar, Disclosure Day ile ipleri elinde tutuyor.
Ve en önemlisi Spielberg yine nadir birkaç filmi hariç daimi besteci ortağı olan 94 yaşındaki müzik dehası John Williams'ı, benimle 30. filmini de yap diyerek emeklilikten geri çağırıyor. Williams büyük ölçüde tekerlekli sandalyeye bağlı ama ilerleyen yaşına rağmen parlak zekası ve yaratıcılığı hala orada.
Spielberg, Disclosure Day'in ilk taslağını iPad'inin notlar uygulamasında yazıp en çok çalıştığı iki senaristten biri olan, aralarındaki işbirliği ticari açıdan hep başarılı olmuş David Koepp'e e-mail ile atmış, yaklaşık 40 sayfaya denk geliyor ve önce ondan yorumunu istemiş. Ardında da ona bunu genişletip ayrıntılı bir çekim senaryosuna dönüştürmekle ilgilenir miydin, diye sormuş. Koepp, memnuniyetle diyerek cevaplamış.
Her ne kadar Steven Spielberg 1947'deki Roswell olayı (kazası) ile ABD başkanı Nixon'ı da içeren komplo teorilerine yer verse de, ilhamını çürütülmüş komplolardan ziyade 2017'deki The New York Times makalesinden ve 2023'teki ABD kongresinin UAP/Tanımlanamayan Hava Olayları oturumlarından aldığını gizlemiyor.
Onun ilk uzaylı ve insan karşılaşması bilim-kurgusu aslında henüz 17 yaşında iken Super 8mm kamerasıyla çektiği tamamen bağımsız, amatör, kendin yap/öğrenci filmi Firelight (1964) idi. Yerel bir sinema salonunda akşam gösterimi de yapılan, 140 dakikalık bir film. Bazı kısımları dışında bugün kayıp durumunda. Ancak Firelight, yönetmenin profesyonel olarak ilk bilim-kurgusu ve ilk uzaylı filmi Close Encounters of the Third Kind'ın (1977) öncülüdür.
Spielberg, Close Encounters için o zamanlar, “insanlar bunu izlese ve keşke böyle bir şey gerçek olsa deseler” diye düşündüğünü, bugün Disclosure Day gibi bir filmi ise “insanlar keşke bunun gerçek olduğunu bilseler” diye yaptığını söylüyor.
Aynı zamanda da, Pentagon'un ya da hükümetin bir bitkisi olmadığını ve Dünya-dışı akıllı yaşama olan takıntısının kendisini henüz 5 yaşında iken gece meteor yağmurunu izlemeye götüren babasından kaynaklandığını söyledi.
Ustanın bir devam filmi olmayan bu konudaki orijinal bilim-kurguları arasında Disclosure Day diğer 3 filminin gerisinde yine de. (Hatırlanacağı gibi live-action'da karton bir macera ve aksiyon olan indiana Jones serisinin dördüncüsü “indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull, 2008” filminde de adeta tanrısal niteliklere sahip uzaylı-lar ile karşılaşırız, adına boyutlar arası varlıklar denilen).
Yani ne ilk temas ve ziyaretçiler filmi klasiği olan Close Encounters (1977) ne bir uzaylı ve çocuğun dostluğunu merkezine alan E.T. the Extra-Terrestrial (1982) ne de modern/serbest bir H.G. Wells uyarlaması ve bu defa ürpertici, kozmik bir felakette hayatta kalma, bir uzaylı istilası hikayesi olan War of the Worlds (2005) ile rekabete giremeyeceğini düşünenlerdenim.
Şunu da eklemeli, 21 yıl sonra ilk kez Spielberg, Disclosure Day ile hikayenin şimdilerde, günümüzde geçtiği bir film yapıyor. Ve bu da 21 sene önceki War of the Worlds gibi bir uzaylı bilim-kurgusudur.Ama tematik ve yaklaşım olarak (ilaveten karakterlerin yaşadığı telekinezi ve psişik bağ da dahil olmak üzere) Close Encounters ile E.T.'nin ardılı durumunda. Yine de açıkçası onlarla aynı film değil.
Spielberg uzun zamandır dönem filmlerine gömülmüş, bunu yapmadığında da geleceğin dünyasında geçen hikayeler anlatmayı tercih etmişti. Sebebi günümüz insanlarının (hepimizin) başlarını telefon ekranlarından kaldırmıyor oluşu belki de. Çünkü hiç sinematik/estetik gelmiyor.
Disclosure Day, Steven Spielberg'ün korku türünde olmayan filmlerde korkutucu anlar yaratma geleneğini devam ettiriyor. O kadar ki, şeytan çıkarma filmlerinden adeta farksız olan gerilimli “possession” sahneleri var.
Ve genel olarak bu, Spielberg'ün bilim-kurgu türüne “peri masalı” yaklaşımını getiren, o “masalcı (dede)” kimliğini koruduğu filmlerinden biridir.
Emily Blunt mükemmel, bütün süre boyunca döktürüyor. Belki de şimdiye kadar ki en iyi performansı. Filmin gerçeküstü anlarında da, duygusal anlarında da (özellikle karakterinin panik atak geçirdiği bir sahne), yer yer kendini alaya almasını bilen mizahında da çok iyi bir iş çıkarıyor. Blunt, Spielberg’ün sanatçı ve piyanist annesi Leah Adler’ın The Fabelmans (2022) filminden de öğrendiğimiz o tutkulu, sezgisel ve sarsılmaz enerjisini taşır adeta. Umarım Oscar adayı olur. Partnerini oynayan Wyatt Russell ise filmin mizahi unsurudur.
Josh O'Connor kendini izletir ve karakteri matematikçi/yazılımcı (aslında siber güvenlik uzmanı) Daniel Kellner ise en başta Daniel Ellsberg, hatta Julian Assange ve Edward Snowden gibi figürleri akla getirirken diğer yandan da efsanevi yönetmenin kendi babası Arnold Spielberg'ün bir yansımasıdır sanki.
Antagonist Colin Firth yine iyi.
Bridge of Spies (2015) filminde Tom Hanks karakterinin kızını oynayan ve gerçekte U2 solisti Bono'nun kızı olan Eve Hewson ikinci kez bir Spielberg filminde.
2012 yapımı Lincoln'da küçük bir rolü olan oyuncu Colman Domingo da, yer aldığı bu diğer Spielberg filminde dikkat çekici.
Disclosure Day en heyecan verici anlarından biri Steven Spielberg'ün hem kendi profesyonel kariyerindeki (resmi) ilk uzun metrajı, zamanında önce TV'de gösterilen Duel (1971-'72) hem de küçük bir çocukken onu filmlere aşık eden, sinemada izlediği ilk film olan The Greatest Show on Earth (1952) referanslı tren ve araba çarpışması sahnesidir. Spielberg gençken Duel filminde isteyip de yapamadığını burada gerçekleştirme fırsatı bulduğunu itiraf ediyor.
Kimse bu filmden bir plot twist beklemesin. Ancak Disclosure Day'in doruk noktası olan üçüncü perdesi olabilecek herhangi bir sürpriz finalden çok daha iyidir. Evet hala Shyamalanvari. Özellikle Glass (2019) filminin sonundaki ifşa anına benziyor (Hatta o filmde de olağanüstü güçlere sahip süper-kahramanların ve süper-kötülerin gerçek olduklarını dünya'dan saklamaya çalışan, onları durdurmak isteyen gizli bir örgüt ortaya çıkıyordu). ilaveten 90'lardaki uzaylı komplosuna dair belirgin biçimde kötü bir film olan The Arrival'ı (1996) anımsayanlar da çıkabilir belki ama alakası yok.
Finali modası geçmiş geleneksel medyaya, eskimiş TV haberciliğine bir övgü olarak değerlendirilecekse de, esasında günümüzün bölünmüş (troll/bot hesaplar, nefret söylemleri, linç kültürü, etkileşim odaklı, türlü manipülasyon ve dezenformasyonlar ile dolu) internet dünyasına karşı kasıtlı bir meydan okumadır.En önemlisi de görüntülerin gücüne dair iyimserliğini ve umudunu paylaşıyor. Yoksa kurumsal medyanın uzun süredir ne yeterince bağımsız ne de eski gücünde olmadığının aslında film de gayet farkında. Bu nedenle herşey Kansas City'deki yerel bir TV kanalında başlıyor zaten.
Şeffaflık bir tercih değil, zorunluluk olmalıdır. Ve hakikat, sosyal medyada paylaşılan bir görüntü yerine kameraya bakan insanın elinden çıkmalı. Bilgi tek başına, dezenformasyon çağında insanların dikkatini çekmekte başarılı olamaz. Asıl dikkat çekici olan toplu, ortak bir deneyim anıdır.
Sinema bazen "nasıl olurdu"yu değil, "nasıl olmasını istiyoruz"u gösterir. Tam bu noktada TV haber sunucusu olarak karşımıza çıkan aktris Courtney Grace (gerçekten de oyuncu olmadan önce haber sunuculuğu yapmış) kısacık rolde iz bırakan bir performans gösteriyor ve finalin daha da güçlü olmasını sağlıyor.
Film bizi ‘hakikat’ ile ödüllendirse de, onun getirdiği belirsizlikle baş başa bırakarak salondan uğurlar. ‘Kesin cevaplar’ bekleyen birçoklarının asabını bozacak.
Fragmanlarında işin CGi kısmı oldukça şüpheli görünüyordu, filmde hiç de öyle değil, başarılı.
Uzaylılar ilk bakışta tanıdık gibi görünen, nispeten insansı bazı ortak özelliklere sahip ama detayları insandan ayırt edici ölçüde, kökten farklı olan bir formda resmediliyor.
Popüler kültürdeki (daha doğrusu Spielberg'ün Close Encounters filminde popülerleşmesine yardımcı olduğu ve yapımcılığını yaptığı 2002 tarihli Taken adlı mini-dizide de gördüğümüz) kısa boylu, çocuk boyutunda Griler tam olarak. Spielberg, Dünya'nın dört bir yanında uzaylılarla karşılaştığını iddia eden insanların görgü tanığı ifadelerine bağlı kalmak için bunu tercih ettiğini söylüyor. Onlar yeri geliyor, insan zihnindeki şablonları kullanarak algı manipülasyonu yapıp kendilerini bazı tehlikesiz hayvanların projeksiyonunda gösterdikleri de oluyor. (Bu da Taken dizisiyle yine aynı) Kötücül değiller. Aksine onların varlığını örtbas edenler, esas kötü ve işkenceciler.
Spielberg, hayatının erken dönemlerini anlattığı bir önceki işi olan yarı otobiyografik yarı kurmaca filmi The Fabelmans’da seti çocukluğunun geçtiği eve neredeyse birebir benzeyecek şekilde tasarlatmıştı. Disclosure Day’de ise bu durum -tıpkı A.i. (2001) filminin finalinde olduğu gibi- doğrudan anlatının içinde yer alıyor. Margaret karakteri kendi çocukluk evinin kopyasıyla yüzleşir.
Karşımızdaki film insan-dışı varlıklarla dolu değil. Bu onlardan daha çok bizim, eğer onların varlığı kanıtlanacak olursa ne tepki vereceğimizle ilgili, özellikle de inanç üzerinden. Bilinmeyenden korkmamıza gerek yok.
Ve dünya, Kuzey Kore'nin nükleer silah tehditi altında. ABD'nin ve Rusya'nın teyakkuzda olduğu bilgisi veriliyor. Yani ”herşey neden şimdi oluyor?!” sorusunun cevabı arka planda verilen üçüncü Dünya Savaşı ve/veya nükleer kıyamet olasılığı.
Dünya-dışı zeki varlıklar, insanlığın artık kaybettiği iki yetiyi hatırlatmak istiyorlar: Biri “empati”, diğeri de kasıtlı olarak tamamlanmayan final mesajının başlangıç (filmin ise bitiş) sözcüğü “Dinleyin!...”dir. Shyamalan'ın Lady in the Water (2006) filmi de “insanlar dinlemeyi çoktan unutmuşlardı,” diye başlıyordu.
1999’da “inside the Actor’s Studio” programında Spielberg'e bir öğrenci, “dinlemenin önemi nedir ve son olarak uzaylılara inanıyor musunuz?” diye sorar.
Spielberg dinlemenin önemini çocukluğunda anne ve babasından öğrendiği bir duaya dayandığını belirtir; "Yahudilikte en önemli dua Shema israil'dir, yani 'Dinle ey israil! Tanrımız Rab, Rab tektir!’” Ve o, uzaylılara kesinlikle inanıyor!
Empatinin açıkça zayıflık olarak görüldüğü bir çağda Steven Spielberg, empatinin tüm engelleri aşabileceğini savunan büyük bütçeli bir etkinlik filmi yapıyor. Çok mu naif, fazla mı iyimser bir yaklaşım bu?! Evet aynen öyle. Karanlık, karamsar hikayeler, bunların gerçekteki örnekleri, bölünmüşlük ve nefret etrafımızı sarmışken bu film “birbirimizi dinleyelim, sevelim” diyor. Şanslıyız ki Dünya'nın bir Spielberg'ü var, hala insanlığa dair umudunu koruyan.
Şüphesiz film 11 Eylül saldırılarından hemen önce veya hemen sonra, 90'ların sonunda ya da 2000'lerin başında vizyona girseydi ortalığı kasıp kavururdu.Hatta WikiLeaks belgeleri olaylarının vuku bulduğu 2010'ların başında da daha büyük bir heyecan yaratabilirdi. Bugün işi biraz zor.
Çok uzattım, sonuç olarak Disclosure Day için belki harika diyemeyiz. Spielberg'ün en iyi filmlerinden biri hiç değil. Yine de açıkçası gerektiği gibi işlemeyen, işe yaramayan, pürüzler ve düzensizlikler barındıran bazı anlarına karşın genel deneyim itibariyle belli bir çıtanın üzerinde, kesinlikle iyi. Bunun az bir şey olduğu sanılmasın. Ancak son yılların en en en bölücü/kutuplaştırıcı Steven Spielberg filmi olacak...
3/4
Disclosure Day (2026) artık yapılmayan türden bir Hollywood filmi. Unutulmuş bir film tarzını yeniden canlandırıyor.
Bir yandan The Twilight Zone ile The X-Files melezi gibi diğer yandan da macera ve pulp etkili çizgi-romanlardan fırlamışa benziyor.
Maske, tayt ve pelerinin, fizik kurallarına aykırı uçmalı ya da patlamalı gösterilerin olmadığı bir tür super-hero filmi gibi çalışır, Marvel-DC Comics kahramanlarından tamamen farklı. Bu filmdeki iki ana karakterin sahip olduğu (onlara bahşedilen) özel kozmik güç ve yetenek, Star Wars filmlerindeki Jedi'lar ile de karşılaştırılamaz. Minority Report (2002) filminin önsezi yeteneğine sahip mutantlarını (Samantha Morton karakteri Agatha) hatırlatsa da esasen Stephen King tarzıdır, keza baş antagonistin marifetleri de öyle.
Ayrıca bunu kesin olarak kanıtlayamam ama karakterin bir anda, istemsizce ve kontrolü dışında tuhaf, absürt, olağandışı şeyler yapmaya başlaması açısından filmde Everything Everywhere All at Once (2022) etkisinin izleri olduğu da söylenebilir. Gizli örgütler ise Dan Brown hikayelerinde olan türden.
(Hatırlatma: Senarist David Koepp, Angels and Demons, inferno romanlarının senaryo uyarlamalarında da çalıştı)
Disclosure Day, indiana Jones ile aynı dönemlerde geçmiyor ama indiana Jones dünyasında geçercesine bir kedi-fare oyunu sergilenir, soluk soluğa.
Spielberg burada daha önceden yaptığını, aynı formülü tekrarlamak ya da klasik bir uzaylı ve insan karşılaşması bilim-kurgusundan, Dünya-dışı “ziyaretçiler”, “temas” filminden beklenileni vermek yerine farklı bir yol izleyip risk alıyor. Diğer bir deyişle beklentileri ustaca altüst ediyor. Günümüzün abartılı prodüksiyon havasından kasıtlı olarak uzak duruyor.
Gökyüzündeki ışıklar, UFO/UAP gösterileri, finalde ekranlardan yayınlanan arşiv görüntüleri dışında, hiç yok. Bu bir örtbas, tehlikeli gölge kurumlar, casusluk, kovalamaca, uzaylı nesneleri (teknolojisi) ve yetenekleri ile gizlenen saklı gerçekleri ortaya çıkarma filmi, adından da çok iyi anlaşıldığı üzere.
Disclosure Day (2026) bazılarına en iyi ihtimalle “tuhaf” geldi, gelecek. Filmin POV (bakış açısı) çekimi olan Amerikan güreşi ile açılması boşuna değil. Bütün film bir güreş aslında. Adeta kendinden geçen çoşkulu seyircileri gördüğümüz bu açılış Ai Artificial intelligence (2001) filmindeki “Flesh Fair” sahnelerini akla getiriyor.
Bir Yaz Blockbuster'ı olmasına rağmen Disclosure Day, herkesi kucaklamakla hiç ilgilenmez.
Spielberg'ün bu yüzyıldaki filmleri içerisinde Minority Report (2002) havasına karşın daha çok gerçek olaylara ve kişilere dayanan tarihi gazetecilik dramı The Post (2017) ile akrabadır. Yapımcı kadrosunda yer aldığı Men in Black serisinin sert, tehditkar bir karşılığı olarak da görmek mümkün.
Öte yandan senaryo, M. Night Shyamalan'dan beklenebilecek garipliklere de sahip ki bu pek iltifat sayılmaz.
80 yaşına merdiven dayayan Steven Spielberg kamera çalışmasından, doğuştan gelen yönetmenlik becerisinden, o parmak ısırtan formundan en ufak bir şey kaybetmemiş durumda. Baştan sona kamera üzerindeki hakimiyeti mest edici, yine.
Daha başlar başlamaz alametifarikası olan, imza anları (oner, blocking) oradadır. ilk bakışta görünmez, doğal ya da zahmetsiz gibi hissettiren, ama aslında son derece etkileyici, incelikli, yaratıcı sahnelemenin ve kadrajlamanın olduğu kinetik kamera kullanımı var.
Haber stüdyosunda geçen, Steadicam'in akıcı hareketine ve oyuncu performansına dayanan, neredeyse beş dakikaya yakın kesintisiz/tek plan sahne ile karakterin çitlerle çevrili bir alana gizlice yaklaştığı, vinç gibi kullanılan drone ile başlayıp görünmez kurguyla elde taşınan kameraya geçiş yapan tek çekim yanılsaması yaratan sekans oldukça havalı görünüyor. Yine araç-içi sahnelerinde kameranın ustalıkla süzülüşü, onun bu işte ne kadar yetenekli ve neden efsane olduğunu yeniden hatırlatır.
Schindler s List (1993) filminden beri aralıksız çalıştığı Janusz Kaminski'nin tezat olarak netlikle ayarlanmış sinematografisi tekinsiz günümüz dünyasını yansıtmakta harika iş görür, ışık süzmeleri, lens parlamaları yine yerli yerinde. Gölge kurum Wardex merkezindeki sahnelerde ise çarpıcı mavi tonlar hakim. Spielberg ile Kaminski alışkanlıklarından vazgeçmiyorlar ve Disclosure Day büyük ölçüde yine geleneksel 35mm film stoğu ile çekildi.
Birkaç filmi hariç daimi kurgucusu olarak bildiğimiz Michael Kahn ise emekliye ayrılmış. The Post filminde ona eşlik eden Sarah Broshar, Disclosure Day ile ipleri elinde tutuyor.
Ve en önemlisi Spielberg yine nadir birkaç filmi hariç daimi besteci ortağı olan 94 yaşındaki müzik dehası John Williams'ı, benimle 30. filmini de yap diyerek emeklilikten geri çağırıyor. Williams büyük ölçüde tekerlekli sandalyeye bağlı ama ilerleyen yaşına rağmen parlak zekası ve yaratıcılığı hala orada.
Spielberg, Disclosure Day'in ilk taslağını iPad'inin notlar uygulamasında yazıp en çok çalıştığı iki senaristten biri olan, aralarındaki işbirliği ticari açıdan hep başarılı olmuş David Koepp'e e-mail ile atmış, yaklaşık 40 sayfaya denk geliyor ve önce ondan yorumunu istemiş. Ardında da ona bunu genişletip ayrıntılı bir çekim senaryosuna dönüştürmekle ilgilenir miydin, diye sormuş. Koepp, memnuniyetle diyerek cevaplamış.
Her ne kadar Steven Spielberg 1947'deki Roswell olayı (kazası) ile ABD başkanı Nixon'ı da içeren komplo teorilerine yer verse de, ilhamını çürütülmüş komplolardan ziyade 2017'deki The New York Times makalesinden ve 2023'teki ABD kongresinin UAP/Tanımlanamayan Hava Olayları oturumlarından aldığını gizlemiyor.
Onun ilk uzaylı ve insan karşılaşması bilim-kurgusu aslında henüz 17 yaşında iken Super 8mm kamerasıyla çektiği tamamen bağımsız, amatör, kendin yap/öğrenci filmi Firelight (1964) idi. Yerel bir sinema salonunda akşam gösterimi de yapılan, 140 dakikalık bir film. Bazı kısımları dışında bugün kayıp durumunda. Ancak Firelight, yönetmenin profesyonel olarak ilk bilim-kurgusu ve ilk uzaylı filmi Close Encounters of the Third Kind'ın (1977) öncülüdür.
Spielberg, Close Encounters için o zamanlar, “insanlar bunu izlese ve keşke böyle bir şey gerçek olsa deseler” diye düşündüğünü, bugün Disclosure Day gibi bir filmi ise “insanlar keşke bunun gerçek olduğunu bilseler” diye yaptığını söylüyor.
Aynı zamanda da, Pentagon'un ya da hükümetin bir bitkisi olmadığını ve Dünya-dışı akıllı yaşama olan takıntısının kendisini henüz 5 yaşında iken gece meteor yağmurunu izlemeye götüren babasından kaynaklandığını söyledi.
Ustanın bir devam filmi olmayan bu konudaki orijinal bilim-kurguları arasında Disclosure Day diğer 3 filminin gerisinde yine de. (Hatırlanacağı gibi live-action'da karton bir macera ve aksiyon olan indiana Jones serisinin dördüncüsü “indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull, 2008” filminde de adeta tanrısal niteliklere sahip uzaylı-lar ile karşılaşırız, adına boyutlar arası varlıklar denilen).
Yani ne ilk temas ve ziyaretçiler filmi klasiği olan Close Encounters (1977) ne bir uzaylı ve çocuğun dostluğunu merkezine alan E.T. the Extra-Terrestrial (1982) ne de modern/serbest bir H.G. Wells uyarlaması ve bu defa ürpertici, kozmik bir felakette hayatta kalma, bir uzaylı istilası hikayesi olan War of the Worlds (2005) ile rekabete giremeyeceğini düşünenlerdenim.
Şunu da eklemeli, 21 yıl sonra ilk kez Spielberg, Disclosure Day ile hikayenin şimdilerde, günümüzde geçtiği bir film yapıyor. Ve bu da 21 sene önceki War of the Worlds gibi bir uzaylı bilim-kurgusudur.Ama tematik ve yaklaşım olarak (ilaveten karakterlerin yaşadığı telekinezi ve psişik bağ da dahil olmak üzere) Close Encounters ile E.T.'nin ardılı durumunda. Yine de açıkçası onlarla aynı film değil.
Spielberg uzun zamandır dönem filmlerine gömülmüş, bunu yapmadığında da geleceğin dünyasında geçen hikayeler anlatmayı tercih etmişti. Sebebi günümüz insanlarının (hepimizin) başlarını telefon ekranlarından kaldırmıyor oluşu belki de. Çünkü hiç sinematik/estetik gelmiyor.
Disclosure Day, Steven Spielberg'ün korku türünde olmayan filmlerde korkutucu anlar yaratma geleneğini devam ettiriyor. O kadar ki, şeytan çıkarma filmlerinden adeta farksız olan gerilimli “possession” sahneleri var.
Ve genel olarak bu, Spielberg'ün bilim-kurgu türüne “peri masalı” yaklaşımını getiren, o “masalcı (dede)” kimliğini koruduğu filmlerinden biridir.
Emily Blunt mükemmel, bütün süre boyunca döktürüyor. Belki de şimdiye kadar ki en iyi performansı. Filmin gerçeküstü anlarında da, duygusal anlarında da (özellikle karakterinin panik atak geçirdiği bir sahne), yer yer kendini alaya almasını bilen mizahında da çok iyi bir iş çıkarıyor. Blunt, Spielberg’ün sanatçı ve piyanist annesi Leah Adler’ın The Fabelmans (2022) filminden de öğrendiğimiz o tutkulu, sezgisel ve sarsılmaz enerjisini taşır adeta. Umarım Oscar adayı olur. Partnerini oynayan Wyatt Russell ise filmin mizahi unsurudur.
Josh O'Connor kendini izletir ve karakteri matematikçi/yazılımcı (aslında siber güvenlik uzmanı) Daniel Kellner ise en başta Daniel Ellsberg, hatta Julian Assange ve Edward Snowden gibi figürleri akla getirirken diğer yandan da efsanevi yönetmenin kendi babası Arnold Spielberg'ün bir yansımasıdır sanki.
Antagonist Colin Firth yine iyi.
Bridge of Spies (2015) filminde Tom Hanks karakterinin kızını oynayan ve gerçekte U2 solisti Bono'nun kızı olan Eve Hewson ikinci kez bir Spielberg filminde.
2012 yapımı Lincoln'da küçük bir rolü olan oyuncu Colman Domingo da, yer aldığı bu diğer Spielberg filminde dikkat çekici.
Disclosure Day en heyecan verici anlarından biri Steven Spielberg'ün hem kendi profesyonel kariyerindeki (resmi) ilk uzun metrajı, zamanında önce TV'de gösterilen Duel (1971-'72) hem de küçük bir çocukken onu filmlere aşık eden, sinemada izlediği ilk film olan The Greatest Show on Earth (1952) referanslı tren ve araba çarpışması sahnesidir. Spielberg gençken Duel filminde isteyip de yapamadığını burada gerçekleştirme fırsatı bulduğunu itiraf ediyor.
Kimse bu filmden bir plot twist beklemesin. Ancak Disclosure Day'in doruk noktası olan üçüncü perdesi olabilecek herhangi bir sürpriz finalden çok daha iyidir. Evet hala Shyamalanvari. Özellikle Glass (2019) filminin sonundaki ifşa anına benziyor (Hatta o filmde de olağanüstü güçlere sahip süper-kahramanların ve süper-kötülerin gerçek olduklarını dünya'dan saklamaya çalışan, onları durdurmak isteyen gizli bir örgüt ortaya çıkıyordu). ilaveten 90'lardaki uzaylı komplosuna dair belirgin biçimde kötü bir film olan The Arrival'ı (1996) anımsayanlar da çıkabilir belki ama alakası yok.
Finali modası geçmiş geleneksel medyaya, eskimiş TV haberciliğine bir övgü olarak değerlendirilecekse de, esasında günümüzün bölünmüş (troll/bot hesaplar, nefret söylemleri, linç kültürü, etkileşim odaklı, türlü manipülasyon ve dezenformasyonlar ile dolu) internet dünyasına karşı kasıtlı bir meydan okumadır.En önemlisi de görüntülerin gücüne dair iyimserliğini ve umudunu paylaşıyor. Yoksa kurumsal medyanın uzun süredir ne yeterince bağımsız ne de eski gücünde olmadığının aslında film de gayet farkında. Bu nedenle herşey Kansas City'deki yerel bir TV kanalında başlıyor zaten.
Şeffaflık bir tercih değil, zorunluluk olmalıdır. Ve hakikat, sosyal medyada paylaşılan bir görüntü yerine kameraya bakan insanın elinden çıkmalı. Bilgi tek başına, dezenformasyon çağında insanların dikkatini çekmekte başarılı olamaz. Asıl dikkat çekici olan toplu, ortak bir deneyim anıdır.
Sinema bazen "nasıl olurdu"yu değil, "nasıl olmasını istiyoruz"u gösterir. Tam bu noktada TV haber sunucusu olarak karşımıza çıkan aktris Courtney Grace (gerçekten de oyuncu olmadan önce haber sunuculuğu yapmış) kısacık rolde iz bırakan bir performans gösteriyor ve finalin daha da güçlü olmasını sağlıyor.
Film bizi ‘hakikat’ ile ödüllendirse de, onun getirdiği belirsizlikle baş başa bırakarak salondan uğurlar. ‘Kesin cevaplar’ bekleyen birçoklarının asabını bozacak.
Fragmanlarında işin CGi kısmı oldukça şüpheli görünüyordu, filmde hiç de öyle değil, başarılı.
Uzaylılar ilk bakışta tanıdık gibi görünen, nispeten insansı bazı ortak özelliklere sahip ama detayları insandan ayırt edici ölçüde, kökten farklı olan bir formda resmediliyor.
Popüler kültürdeki (daha doğrusu Spielberg'ün Close Encounters filminde popülerleşmesine yardımcı olduğu ve yapımcılığını yaptığı 2002 tarihli Taken adlı mini-dizide de gördüğümüz) kısa boylu, çocuk boyutunda Griler tam olarak. Spielberg, Dünya'nın dört bir yanında uzaylılarla karşılaştığını iddia eden insanların görgü tanığı ifadelerine bağlı kalmak için bunu tercih ettiğini söylüyor. Onlar yeri geliyor, insan zihnindeki şablonları kullanarak algı manipülasyonu yapıp kendilerini bazı tehlikesiz hayvanların projeksiyonunda gösterdikleri de oluyor. (Bu da Taken dizisiyle yine aynı) Kötücül değiller. Aksine onların varlığını örtbas edenler, esas kötü ve işkenceciler.
Spielberg, hayatının erken dönemlerini anlattığı bir önceki işi olan yarı otobiyografik yarı kurmaca filmi The Fabelmans’da seti çocukluğunun geçtiği eve neredeyse birebir benzeyecek şekilde tasarlatmıştı. Disclosure Day’de ise bu durum -tıpkı A.i. (2001) filminin finalinde olduğu gibi- doğrudan anlatının içinde yer alıyor. Margaret karakteri kendi çocukluk evinin kopyasıyla yüzleşir.
Karşımızdaki film insan-dışı varlıklarla dolu değil. Bu onlardan daha çok bizim, eğer onların varlığı kanıtlanacak olursa ne tepki vereceğimizle ilgili, özellikle de inanç üzerinden. Bilinmeyenden korkmamıza gerek yok.
Ve dünya, Kuzey Kore'nin nükleer silah tehditi altında. ABD'nin ve Rusya'nın teyakkuzda olduğu bilgisi veriliyor. Yani ”herşey neden şimdi oluyor?!” sorusunun cevabı arka planda verilen üçüncü Dünya Savaşı ve/veya nükleer kıyamet olasılığı.
Dünya-dışı zeki varlıklar, insanlığın artık kaybettiği iki yetiyi hatırlatmak istiyorlar: Biri “empati”, diğeri de kasıtlı olarak tamamlanmayan final mesajının başlangıç (filmin ise bitiş) sözcüğü “Dinleyin!...”dir. Shyamalan'ın Lady in the Water (2006) filmi de “insanlar dinlemeyi çoktan unutmuşlardı,” diye başlıyordu.
1999’da “inside the Actor’s Studio” programında Spielberg'e bir öğrenci, “dinlemenin önemi nedir ve son olarak uzaylılara inanıyor musunuz?” diye sorar.
Spielberg dinlemenin önemini çocukluğunda anne ve babasından öğrendiği bir duaya dayandığını belirtir; "Yahudilikte en önemli dua Shema israil'dir, yani 'Dinle ey israil! Tanrımız Rab, Rab tektir!’” Ve o, uzaylılara kesinlikle inanıyor!
Empatinin açıkça zayıflık olarak görüldüğü bir çağda Steven Spielberg, empatinin tüm engelleri aşabileceğini savunan büyük bütçeli bir etkinlik filmi yapıyor. Çok mu naif, fazla mı iyimser bir yaklaşım bu?! Evet aynen öyle. Karanlık, karamsar hikayeler, bunların gerçekteki örnekleri, bölünmüşlük ve nefret etrafımızı sarmışken bu film “birbirimizi dinleyelim, sevelim” diyor. Şanslıyız ki Dünya'nın bir Spielberg'ü var, hala insanlığa dair umudunu koruyan.
Şüphesiz film 11 Eylül saldırılarından hemen önce veya hemen sonra, 90'ların sonunda ya da 2000'lerin başında vizyona girseydi ortalığı kasıp kavururdu.Hatta WikiLeaks belgeleri olaylarının vuku bulduğu 2010'ların başında da daha büyük bir heyecan yaratabilirdi. Bugün işi biraz zor.
Çok uzattım, sonuç olarak Disclosure Day için belki harika diyemeyiz. Spielberg'ün en iyi filmlerinden biri hiç değil. Yine de açıkçası gerektiği gibi işlemeyen, işe yaramayan, pürüzler ve düzensizlikler barındıran bazı anlarına karşın genel deneyim itibariyle belli bir çıtanın üzerinde, kesinlikle iyi. Bunun az bir şey olduğu sanılmasın. Ancak son yılların en en en bölücü/kutuplaştırıcı Steven Spielberg filmi olacak...
3/4
Hiç en iyi yönetmen Oscar'ını kazanamamış olan 87 yaşındaki Ridley Scott (yeni filmi yolda: The Dog Stars) nihayet akademi tarafından hiç olmazsa fahri (onursal) Oscar ile ödüllendirilecek.Scott'ın kendisi yönetmen Oscar'ı kazanamamış olsa da yönetmenliğini yaptığı Gladiator (2000) filmi yapımcılarına (en iyi film) Oscar kazandırmıştı.
2026 mahsulü filmi gerilim yaratmakta o kadar iyi ki bunun 2005 doğumlu bir Youtuber'ın (2022'den itibaren YouTube'da viral olan Backrooms videoları/kısa filmleri de tamamen kendi kendine öğrenerek yaptığı işler) ilk uzunu olması haliyle şaşırtıcı. Elbette içerisinde yarım yamalak fikir çok, gerektiği gibi işlemeyen anlar da öyle. Bir kafa karışıklığı filmi yapanda da var gibi hissettiriyor. Ancak genel olarak tekinsizliğine, tüm o bilinmezliğine kapılmamak imkansız ve son perdede görünen sürpriz “canavar”ı orijinal olduğu kadar ürkütücü. Şimdi çiçeği burnunda, bıyıkları yeni terleyen yönetmenin devam filminde, sonraki kariyerinde neler yapacağını merak ediyorum, elinde daha fazlası var mı?! bunu zaman gösterecek. Ama ilk deneme sınavından başarıyla geçti.
3/4
3/4
Final Fragmanı: https://youtu.be/icDuEHSxE-w?si=gsDRt1QF06YBX_Wl
Belki de ilk kez büyük bir stüdyonun blockbuster filminin fragmanı, bizzat yönetmeni tarafından seslendiriliyor.
Disclosure Day'in bütçesi pazarlama hariç 115 milyon dolar.Bu bir “istila” değil; “ziyaretçiler” filmi olduğundan günümüz Hollywood standartlarına göre bütçe 200 milyon dolar ya da ona yakın değil, daha az ama hala büyük bütçeli bir etkinlik filmidir.
Filmi gören yabancı eleştirmenlerden ilk tepkiler:
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
Steven Spielberg, Obama'lar (ABD eski başkanı Barack Obama ve eşi Michelle Obama) ile aile dostu. Ve Barack Obama, Disclosure Day filminin setini de ziyaret etmiş. Eski başkan, filmi ilk izleyenler arasında olmak istemiş
Spielberg: “Bana eğer ilk izleyenler arasında olmazsa, filmi sadece iPhone’dan izleyeceğini ve yatay olarak da değil, telefonun dikey pozisyonunda izleyeceğini söyledi (gülüyor).”
Fandango röportajından kesitler:
Steven Spielberg: Filmin temposunun çok yüksek olduğunu, kapıdan içeri girdiği andan itibaren çok hızlı başladığını ve bitene kadar hiç durmadığını belirtiyor. Filmde izleyicileri pek çok aydınlanma anının ve yoğun duygunun beklediğini söylüyor.
50 yıl önce Close Encounters of the Third Kind (1977) filmini çekerken yaptığı araştırmalar sırasında, gökyüzünde bizden saklanan bir şeylerin olduğuna gerçekten inanmaya başladığını ekliyor. O dönemki filmini bir umut ve dilek olarak çektiğini, ancak aradan geçen 50 yılın ardından artık o zamanlar sadece umut ettiği şeylerin bugün gerçekten yaşandığına inandığı için espirili bir şekilde Disclosure Day filmini yaptığını vurguluyor.
Colman Domingo: Canlandırdığı karakterin (adı gizli tutuluyor), insanlığın bu durumu kabullenmesi halinde neler olabileceğine dair büyük bir inanç taşıdığını söylüyor. Filmde adeta bir bilgi yarışının olduğunu ve karakterinin UAP'lerle (Tanımlanamayan Anormal Fenomenler) bir şekilde bağı olduğunu çıtlatıyor.
Spielberg: Filmde daha önce birlikte çalıştığı sadece iki oyuncunun olduğunu belirtiyor: Lincoln (2012) filminde oynayan Colman Domingo ve Bridge of Spies (2015) filminde Tom Hanks karakterinin kızını oynayan Eve Hewson. Kadrodaki diğer isimler olan Emily Blunt (kendisi için mucize diyor), Colin Firth ve genç yetenek Josh O'Connor ile ilk kez çalıştığını heyecanla paylaşıyor.
Spielberg, Geçmişteki uzaylı filmlerinden farklı olarak bu filmin günümüz gerçekliğine çok daha yakın olduğunu söylüyor. War of the Worlds (2005) filminin aslında 11 Eylül saldırılarına bir metafor olarak karanlık bir tonda çekildiğini; E.T. the Extra-Terrestrial (1982) filminin ise boşanmış bir ailenin çocuklarının hayatındaki boşluğu dolduran duygusal bir hikaye olduğunu hatırlatıyor. Genelde dönem filmleri yaptığını, ancak bu hikayeyi seyircinin "Aman Tanrım, bu gerçekten şu an yaşanıyor" diyebilmesi için şimdiki zamanda (günümüzde) kurmanın şart olduğunu aktarıyor.
Röportajın sonunda sunucunun "Gerçek hayatta uzaylıların varlığı dünyaya açıklanacak olsaydı bu nasıl yapılmalıydı?" sorusuna Spielberg şu etkileyici cevabı veriyor: "Eğer o an gelirse —ki bence hepimiz bunu bilmeyi hak ediyoruz— işin içinde olan ve o günün hangi gün olacağını bilen insanlar tek bir şey söyleyecektir: 'Yarından başka hiçbir gün, yarın gibi olmayacak.'"
Belki de ilk kez büyük bir stüdyonun blockbuster filminin fragmanı, bizzat yönetmeni tarafından seslendiriliyor.
Disclosure Day'in bütçesi pazarlama hariç 115 milyon dolar.Bu bir “istila” değil; “ziyaretçiler” filmi olduğundan günümüz Hollywood standartlarına göre bütçe 200 milyon dolar ya da ona yakın değil, daha az ama hala büyük bütçeli bir etkinlik filmidir.
Filmi gören yabancı eleştirmenlerden ilk tepkiler:
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
Steven Spielberg, Obama'lar (ABD eski başkanı Barack Obama ve eşi Michelle Obama) ile aile dostu. Ve Barack Obama, Disclosure Day filminin setini de ziyaret etmiş. Eski başkan, filmi ilk izleyenler arasında olmak istemiş
Spielberg: “Bana eğer ilk izleyenler arasında olmazsa, filmi sadece iPhone’dan izleyeceğini ve yatay olarak da değil, telefonun dikey pozisyonunda izleyeceğini söyledi (gülüyor).”
Fandango röportajından kesitler:
Steven Spielberg: Filmin temposunun çok yüksek olduğunu, kapıdan içeri girdiği andan itibaren çok hızlı başladığını ve bitene kadar hiç durmadığını belirtiyor. Filmde izleyicileri pek çok aydınlanma anının ve yoğun duygunun beklediğini söylüyor.
50 yıl önce Close Encounters of the Third Kind (1977) filmini çekerken yaptığı araştırmalar sırasında, gökyüzünde bizden saklanan bir şeylerin olduğuna gerçekten inanmaya başladığını ekliyor. O dönemki filmini bir umut ve dilek olarak çektiğini, ancak aradan geçen 50 yılın ardından artık o zamanlar sadece umut ettiği şeylerin bugün gerçekten yaşandığına inandığı için espirili bir şekilde Disclosure Day filmini yaptığını vurguluyor.
Colman Domingo: Canlandırdığı karakterin (adı gizli tutuluyor), insanlığın bu durumu kabullenmesi halinde neler olabileceğine dair büyük bir inanç taşıdığını söylüyor. Filmde adeta bir bilgi yarışının olduğunu ve karakterinin UAP'lerle (Tanımlanamayan Anormal Fenomenler) bir şekilde bağı olduğunu çıtlatıyor.
Spielberg: Filmde daha önce birlikte çalıştığı sadece iki oyuncunun olduğunu belirtiyor: Lincoln (2012) filminde oynayan Colman Domingo ve Bridge of Spies (2015) filminde Tom Hanks karakterinin kızını oynayan Eve Hewson. Kadrodaki diğer isimler olan Emily Blunt (kendisi için mucize diyor), Colin Firth ve genç yetenek Josh O'Connor ile ilk kez çalıştığını heyecanla paylaşıyor.
Spielberg, Geçmişteki uzaylı filmlerinden farklı olarak bu filmin günümüz gerçekliğine çok daha yakın olduğunu söylüyor. War of the Worlds (2005) filminin aslında 11 Eylül saldırılarına bir metafor olarak karanlık bir tonda çekildiğini; E.T. the Extra-Terrestrial (1982) filminin ise boşanmış bir ailenin çocuklarının hayatındaki boşluğu dolduran duygusal bir hikaye olduğunu hatırlatıyor. Genelde dönem filmleri yaptığını, ancak bu hikayeyi seyircinin "Aman Tanrım, bu gerçekten şu an yaşanıyor" diyebilmesi için şimdiki zamanda (günümüzde) kurmanın şart olduğunu aktarıyor.
Röportajın sonunda sunucunun "Gerçek hayatta uzaylıların varlığı dünyaya açıklanacak olsaydı bu nasıl yapılmalıydı?" sorusuna Spielberg şu etkileyici cevabı veriyor: "Eğer o an gelirse —ki bence hepimiz bunu bilmeyi hak ediyoruz— işin içinde olan ve o günün hangi gün olacağını bilen insanlar tek bir şey söyleyecektir: 'Yarından başka hiçbir gün, yarın gibi olmayacak.'"
Süresi belli oldu: 2 saat 52 dakika
Stephen Colbert'ın programına konuk olan efsanevi yönetmen Steven Spielberg, Disclosure Day (ülkemizde 10 Haziran 2026'dan itibaren vizyonda olacak) filmi hakkında detay verdi:
Konu: 1947 Roswell olayından beri saklanan tüm UFO ve dünya-dışı varlıklar arşivini çalan muhbirler ile gerçeğin peşindeki karanlık güçlerin amansız kovalamacası.
Filmde uzaylı temasıyla karşılaşan Emily Blunt ve Josh O'Connor ana karakterlerine bazı sıra dışı yetenekler geçiyor. Spielberg, bunun Marvel ya da DC Comics filmlerindeki gibi pelerinli, uçmalı kaçmalı süper güçler olmadığını vurguluyor: "Bunlar tamamen insan bağı ve empatiyle (derin empati) ilgili güçler."
Steven Spielberg empati gücünü şöyle açıklıyor: "Eğer konuştuğunuz kişinin yerine geçebilirseniz –sadece 5 saniyeliğine bile olsa– ve o 5 saniyede o insanın tüm hayatı boyunca neler yaşadığını çok derin bir şekilde anlar, sonra kendi benliğinize geri dönersiniz; işte o zaman bu gezegendeki kendi türümüz arasında çok daha büyük bir iş birliği olurdu."
Spielberg, ayrıca müzisyen John Williams'ın kariyerindeki en büyük ortak ve yol arkadaşı olduğunu söylüyor. Birkaç istisna dışında neredeyse tüm filmlerinin müziklerini Williams yaptı.
Disclosure Day, John Williams'ın müziklerini bestelediği 30. Spielberg filmi.Aslında The Fabelmans (2022) filminden sonra John Williams emekli olmayı planlıyormuş. Spielberg yeni film için kapısını çaldığında, Williams ona kibarca başka 4 besteci ismi önermiş. Spielberg ise "John, hala müzik yazıyor musun ve yazmayı seviyor musun?" diye sormuş. Williams "Evet" deyince, Spielberg "O zaman lütfen benimle 30. filmini de yap" diyerek onu ikna etmiş.
Colbert bunun üzerine espri yaparak: "Spielberg için beste yapmak mafyaya girmek gibi, asla çıkış yok!" diyor.
Spielberg de gülerek "Ona reddedemeyeceği bir teklif yaptım" karşılığını veriyor.
Usta yönetmen kozmosun (evrenin) yaşamla kaynadığına kesinlikle inandığını söylüyor. Onun için asıl büyük soru: "Bu yaşam formları tarihimizin herhangi bir döneminde bizi ziyaret etti mi, şu an bizimle etkileşim halindeler mi ve bunu yıllardır yapıyorlar mı?"
Spielberg, 1977'de Close Encounters'ı yaparken "insanlar bu filmi izlese ve keşke bir gün bunların hepsi gerçek olsa deseler ne güzel olur" diye düşündüğünü söylüyor. Ancak 1977'den bugüne yaşanan gelişmelerden sonra, yeni filmi Disclosure Day için şunu söyleyebiliyor: "insanlar bu filmi izledikten sonra her şeyin zaten gerçek olduğunu ve başından beri gerçek olduğunu anladıklarında bu ne kadar harika olacak?"
Colbert hükümetin son zamanlarda uzaylılarla ilgili gizli belgeleri tam da film çıkarken sızdırmasını şüpheli bulduğunu söylüyor ve Spielberg'e "Bizim bilmediğimiz şeyleri biliyor musun?" diye takılıyor. Spielberg ise gülerek "Bana bir şey sızdırmadılar" diyor.
Spielberg, yakın zamanda Barack Obama ile bu konu hakkında yaptığı bir konuşmayı anlatıyor:
Obama bir röportajında "uzaylılar var" gibi bir şey söyleyince Spielberg ona bunu sormuş. Obama hemen çark edip "Yani, umarım dışarıda uzaylılar vardır demek istedim" demiş. Spielberg, Obama'nın kesinlikle bazı şeyleri bizden gizlediğini düşündüğünü söylüyor.
Yönetmen, Obama'ya "Eğer uzaylılar dünyaya inerse bizi kim temsil etmeli, elçimiz kim olmalı?" diye sormuş. Obama da "Ben olabilirim, ben iyi bir adamım. Hem yakında tamamen müsait olacağım (emekli olacağım), bunu aklında bulundur" diyerek espri yapmış.
Spielberg ise arkadaşı Obama'yı çok sevdiğini ama onun zaten 8 yıl boyunca başkanlık yaptığını söyleyerek araya giriyor: "Ben 17 yaşındayken ilk uzaylı filmim Firelight'ı çektim. Sonra Close Encounters of the Third Kind (1977) ve E.T.'yi (1982) yaptım, Men in Black'in yapımcılığını üstlendim, War of the Worlds'ü (2005) çektim. Bu filmlerle zaten bir nevi elçilik rolü üstlendim. Ama uzaylılar kendilerini bana hiç göstermediler, bu çok haksızlık! Çocuklar, ben de müsaitim, beni seçin!" diyerek espiri yapıyor
Colbert, Steven Spielberg'e harika bir soru yöneltiyor: "17 yaşında film çeken o çocukla bugünkü yönetmen arasında nasıl bir fark var? Film aşkın ve film yapma nedenlerin değişti mi?"
Spielberg, kimsenin kendini tam olarak bilemeyeceğini, insanların sürekli evrildiğini ve değiştiğini söylüyor. 7 çocuğu ve 6 torunu olduğunu, hayatın insana bilgelik kattığını ve filmlerinin de hayatının farklı dönemlerindeki kendisini yansıttığını belirtiyor.
Değişmeyen Tek Şey: Spielberg, 17 yaşından bugüne asla değişmeyen tek şeyin "bir izleyici kitlesine hikaye anlatma aşkı" olduğunu söylüyor.
"Hala her gün sete giderken o nefes kesici heyecanı, o sabırsızlığı ve o korkuyu yaşıyorum. inanması güç gelebilir ama bugün bile film çekerken o sahne korkusunu yaşıyorum ve bu his, çocukken 8mm kamera ile deneyler yaptığım günkü hisle tamamen aynı. Hiçbir şey değişmedi."
Konu: 1947 Roswell olayından beri saklanan tüm UFO ve dünya-dışı varlıklar arşivini çalan muhbirler ile gerçeğin peşindeki karanlık güçlerin amansız kovalamacası.
Filmde uzaylı temasıyla karşılaşan Emily Blunt ve Josh O'Connor ana karakterlerine bazı sıra dışı yetenekler geçiyor. Spielberg, bunun Marvel ya da DC Comics filmlerindeki gibi pelerinli, uçmalı kaçmalı süper güçler olmadığını vurguluyor: "Bunlar tamamen insan bağı ve empatiyle (derin empati) ilgili güçler."
Steven Spielberg empati gücünü şöyle açıklıyor: "Eğer konuştuğunuz kişinin yerine geçebilirseniz –sadece 5 saniyeliğine bile olsa– ve o 5 saniyede o insanın tüm hayatı boyunca neler yaşadığını çok derin bir şekilde anlar, sonra kendi benliğinize geri dönersiniz; işte o zaman bu gezegendeki kendi türümüz arasında çok daha büyük bir iş birliği olurdu."
Spielberg, ayrıca müzisyen John Williams'ın kariyerindeki en büyük ortak ve yol arkadaşı olduğunu söylüyor. Birkaç istisna dışında neredeyse tüm filmlerinin müziklerini Williams yaptı.
Disclosure Day, John Williams'ın müziklerini bestelediği 30. Spielberg filmi.Aslında The Fabelmans (2022) filminden sonra John Williams emekli olmayı planlıyormuş. Spielberg yeni film için kapısını çaldığında, Williams ona kibarca başka 4 besteci ismi önermiş. Spielberg ise "John, hala müzik yazıyor musun ve yazmayı seviyor musun?" diye sormuş. Williams "Evet" deyince, Spielberg "O zaman lütfen benimle 30. filmini de yap" diyerek onu ikna etmiş.
Colbert bunun üzerine espri yaparak: "Spielberg için beste yapmak mafyaya girmek gibi, asla çıkış yok!" diyor.
Spielberg de gülerek "Ona reddedemeyeceği bir teklif yaptım" karşılığını veriyor.
Usta yönetmen kozmosun (evrenin) yaşamla kaynadığına kesinlikle inandığını söylüyor. Onun için asıl büyük soru: "Bu yaşam formları tarihimizin herhangi bir döneminde bizi ziyaret etti mi, şu an bizimle etkileşim halindeler mi ve bunu yıllardır yapıyorlar mı?"
Spielberg, 1977'de Close Encounters'ı yaparken "insanlar bu filmi izlese ve keşke bir gün bunların hepsi gerçek olsa deseler ne güzel olur" diye düşündüğünü söylüyor. Ancak 1977'den bugüne yaşanan gelişmelerden sonra, yeni filmi Disclosure Day için şunu söyleyebiliyor: "insanlar bu filmi izledikten sonra her şeyin zaten gerçek olduğunu ve başından beri gerçek olduğunu anladıklarında bu ne kadar harika olacak?"
Colbert hükümetin son zamanlarda uzaylılarla ilgili gizli belgeleri tam da film çıkarken sızdırmasını şüpheli bulduğunu söylüyor ve Spielberg'e "Bizim bilmediğimiz şeyleri biliyor musun?" diye takılıyor. Spielberg ise gülerek "Bana bir şey sızdırmadılar" diyor.
Spielberg, yakın zamanda Barack Obama ile bu konu hakkında yaptığı bir konuşmayı anlatıyor:
Obama bir röportajında "uzaylılar var" gibi bir şey söyleyince Spielberg ona bunu sormuş. Obama hemen çark edip "Yani, umarım dışarıda uzaylılar vardır demek istedim" demiş. Spielberg, Obama'nın kesinlikle bazı şeyleri bizden gizlediğini düşündüğünü söylüyor.
Yönetmen, Obama'ya "Eğer uzaylılar dünyaya inerse bizi kim temsil etmeli, elçimiz kim olmalı?" diye sormuş. Obama da "Ben olabilirim, ben iyi bir adamım. Hem yakında tamamen müsait olacağım (emekli olacağım), bunu aklında bulundur" diyerek espri yapmış.
Spielberg ise arkadaşı Obama'yı çok sevdiğini ama onun zaten 8 yıl boyunca başkanlık yaptığını söyleyerek araya giriyor: "Ben 17 yaşındayken ilk uzaylı filmim Firelight'ı çektim. Sonra Close Encounters of the Third Kind (1977) ve E.T.'yi (1982) yaptım, Men in Black'in yapımcılığını üstlendim, War of the Worlds'ü (2005) çektim. Bu filmlerle zaten bir nevi elçilik rolü üstlendim. Ama uzaylılar kendilerini bana hiç göstermediler, bu çok haksızlık! Çocuklar, ben de müsaitim, beni seçin!" diyerek espiri yapıyor
Colbert, Steven Spielberg'e harika bir soru yöneltiyor: "17 yaşında film çeken o çocukla bugünkü yönetmen arasında nasıl bir fark var? Film aşkın ve film yapma nedenlerin değişti mi?"
Spielberg, kimsenin kendini tam olarak bilemeyeceğini, insanların sürekli evrildiğini ve değiştiğini söylüyor. 7 çocuğu ve 6 torunu olduğunu, hayatın insana bilgelik kattığını ve filmlerinin de hayatının farklı dönemlerindeki kendisini yansıttığını belirtiyor.
Değişmeyen Tek Şey: Spielberg, 17 yaşından bugüne asla değişmeyen tek şeyin "bir izleyici kitlesine hikaye anlatma aşkı" olduğunu söylüyor.
"Hala her gün sete giderken o nefes kesici heyecanı, o sabırsızlığı ve o korkuyu yaşıyorum. inanması güç gelebilir ama bugün bile film çekerken o sahne korkusunu yaşıyorum ve bu his, çocukken 8mm kamera ile deneyler yaptığım günkü hisle tamamen aynı. Hiçbir şey değişmedi."
Şimdilerde Christopher Nolan'ın The Odyssey (2026) uyarlamasının fragmanına, cast seçimine çemkirenlerin sevebileceği film! Frank Miller uyarlaması Zack Snyder filmi 300 (2006) beyaz ırkın üstünlüğünü (!!!) anlatıyordu, Hitler izleseydi çok severdi, o denli ırkçı/homofobik bir film.
300 elit beyaz ırktan Spartalı (Hellen) savaşçı erkek (gerçekte tarihsel olarak aralarında Biseksüel ilişki yaygındı, ama burada hepsi hiper-maskülen heteroseksüel yapılmış) öteki Doğu'yu hacamat ediyordu! Öyle ki düşman Doğu (Persler) faşistlerin nefret ettiği her şeydi: esmer, siyahi ve eşcinsel/biseksüel (efemine), ayrıca birçoğunun canavarvari görünümleri vardı! Ne ırkçılık ama!
Sparta'da ise eğer bir erkek bebek, bedensel bir kusurla doğarsa anında öldürüldüğü önsözüyle açılıyor, Nazi ideolojisi (öjeni) bu hikayenin her yerinde. Genel olarak tarihsel doğruluğun çarpıtıldığı bir eserin bu noktada “doğruluk” savunması bile acınası.
Triumph of the Will (1935) filmini unutun, bununla yarışamaz bile!
300 elit beyaz ırktan Spartalı (Hellen) savaşçı erkek (gerçekte tarihsel olarak aralarında Biseksüel ilişki yaygındı, ama burada hepsi hiper-maskülen heteroseksüel yapılmış) öteki Doğu'yu hacamat ediyordu! Öyle ki düşman Doğu (Persler) faşistlerin nefret ettiği her şeydi: esmer, siyahi ve eşcinsel/biseksüel (efemine), ayrıca birçoğunun canavarvari görünümleri vardı! Ne ırkçılık ama!
Sparta'da ise eğer bir erkek bebek, bedensel bir kusurla doğarsa anında öldürüldüğü önsözüyle açılıyor, Nazi ideolojisi (öjeni) bu hikayenin her yerinde. Genel olarak tarihsel doğruluğun çarpıtıldığı bir eserin bu noktada “doğruluk” savunması bile acınası.
Triumph of the Will (1935) filmini unutun, bununla yarışamaz bile!
Yapımı 3 yıl süren, 2011'de vizyona giren usta yönetmen Steven Spielberg'ün kariyerindeki ilk animasyon film (motion capture dijital animasyonu) olma özelliği taşıyan, bir üçleme olacağı duyurulmuş ve başından beri planlandığı üzere bu defa ortak yapımcı Peter Jackson'ın yönetmenlik yapacağı ikinci film hakkında nihayet gelişme var: Peter Jackson devam filminin senaryosunun tamamlandığını söyledi.
görsel
Sürecin bu kadar uzamasının sebebi eleştirel beğeniye rağmen 2011 tarihli animasyonun yurtiçi (ABD-Kanada) gişesinin beklenilenin altında kalmasıydı (ortalama 77 milyon dolar). Pazarlama hariç 135 milyon dolar bütçeli filmi gişede batmaktan kurtaran ise yurtdışı kazancıydı (neredeyse 300 milyon dolar). Böylece toplamda hasılatı, yuvarlarsak 373 milyon doları buldu. Çok açık ki Tintin, Amerikan seyircisine yabancıydı. Ancak sonraları bu Spielberg filmi kendine ABD'de de azımsanmayacak bir hayran kitlesi edindi.
görsel
Sürecin bu kadar uzamasının sebebi eleştirel beğeniye rağmen 2011 tarihli animasyonun yurtiçi (ABD-Kanada) gişesinin beklenilenin altında kalmasıydı (ortalama 77 milyon dolar). Pazarlama hariç 135 milyon dolar bütçeli filmi gişede batmaktan kurtaran ise yurtdışı kazancıydı (neredeyse 300 milyon dolar). Böylece toplamda hasılatı, yuvarlarsak 373 milyon doları buldu. Çok açık ki Tintin, Amerikan seyircisine yabancıydı. Ancak sonraları bu Spielberg filmi kendine ABD'de de azımsanmayacak bir hayran kitlesi edindi.
Uzun (yeni) fragman: https://youtu.be/f_bKjZeJBBI?si=ldNrmvDMm7tK98lO