bugün
- salak erkek neden bu kadar çok6
- sedat pekmez21
- velvet27
- ktç abinin çaylak olması3
- true nun çaylak olması4
- pekmez bey biraderin birader yazar bey olması3
- aile evinde yaşamak12
- ebu muhammed el culani4
- kemalist dünya19
- eski sevgilinin dolgun göğüslerini özlemek7
- tavuk iskender4
- kemalistlerin sanki biraz şey olması10
- çomar putu4
- kadir inanır3
- ingiliz aksanı6
- yazarların iyi olduğu konular4
- galatasaray lobisi11
- beşar esad2
- kürtçülük2
- sözlük yazarlarının kombinleri10
- herzevekil'in biraz şey olması6
- yazarların çalmak istedikleri enstrümanlar3
- etliye sütlüye karışmayan yazarlar5
- uludağ sözlük kızları tam bir sazandır5
- dinci insanlar efkarlandığında ne içiyor sorunsalı6
- 26 haziran 2026 türkiye abd maçı29
- anıtkabir i yıkıp yerine cami yapmak2
- canımın sürekli hamburger çekmesi7
- dincilerin ingiltere sevdası5
- beynin güzelce yıkanması3
- kemalist tokatlamak2
- aylık 317 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- kadir mısıroğlu'nun soyu18
- bir gecede cahil kaldık5
- erkeklerin her işi tek elle yapabilmesi11
- fight club4
- merhabalar biraderler4
- akplilerin akpye oy verme nedenleri4
- birader yazar olmak13
- maklube4
- sözlük yazarlarının yemek menüleri4
- üniversitelerin gereksiz olması10
- biz dededen chp liyiz deyip kk'ye oy verecek tip3
- hızlı para kazanmanın yolları14
- şeyh olup milleti söğüşleme işi3
- nato zirvesini takip izni verilmeyen türk medyası7
- allah9
- yazarların ilk kedileri3
- aylık 315 bin lira iyi para mıdır sorunsalı3
- ayağımla nah çekebilme yeteneğim5
Steven Spielberg denen bu adamı çok ama çok seviyorum, ne yapıyor ediyor, beni her defasında kendine hayran bıraktırmayı başarıyor.
Disclosure Day (2026) artık yapılmayan türden bir Hollywood filmi. Unutulmuş bir film tarzını yeniden canlandırıyor.
Bir yandan The Twilight Zone ile The X-Files melezi gibi diğer yandan da aslında macera ve pulp etkili çizgi-romanlardan fırlamışa benziyor.
Maske, tayt ve pelerinin, fizik kurallarına aykırı uçmalı ya da patlamalı gösterilerin olmadığı bir tür super-hero filmi gibi çalışır, yani Marvel-DC Comics kahramanlarından farklı. Bu filmdeki iki ana karakterin sahip olduğu (onlara bahşedilen) özel, kozmik güç ve yetenek Star Wars filmlerindeki Jedi'lar ile de karşılaştırılamaz. Esas olarak Stephen King tarzıdır, baş antagonistin marifetleri de öyle.
Disclosure Day, indiana Jones ile aynı dönemlerde geçmiyor ama indiana Jones dünyasında geçercesine bir kedi-fare oyunu sergilenir, soluk soluğa.
Spielberg burada daha önceden yaptığını, aynı formülü tekrarlamak ya da klasik bir uzaylı ve insan karşılaşması bilim-kurgusundan, Dünya-dışı “ziyaretçiler” filminden beklenileni vermek yerine farklı bir yol izliyor. Kesinlikle risk alıyor.
Gökyüzündeki ışıklar, UFO/UAP gösterileri, finalde ekranlardan yayınlanan arşiv görüntüleri dışında, hiç yok. Bu bir örtbas, tehlikeli gölge kurumlar, uzaylı nesneleri (teknolojisi) ve yetenekleri ile gizlenen saklı gerçekleri ortaya çıkarma filmi, adından da çok iyi anlaşıldığı üzere.
Disclosure Day (2026) bazılarına en iyi ihtimalle “tuhaf” geldi, gelecek. Filmin POV (bakış açısı) çekimi olan Amerikan güreşi ile açılması boşuna değil. Bütün film bir güreş aslında.
Bir Yaz Blockbuster'ı olmasına rağmen herkesi kucaklamakla hiç ilgilenmez.
Spielberg'ün bu yüzyıldaki filmleri içerisinde hafif Minority Report (2002) havasına karşın daha çok, ciddi bir derdi olan, gerçek olaylara ve kişilere dayanan tarihi gazetecilik dramı The Post (2017) ile akrabadır. Yapımcı kadrosunda yer aldığı Men in Black serisinin sert, tehditkar bir karşılığı olarak da görmek mümkün.
Öte yandan senaryo, M. Night Shyamalan'dan beklenebilecek “garipliklere” de sahip ve bu bir iltifat sayılmaz!
80 yaşına merdiven dayayan Steven Spielberg kamera çalışmasından, doğuştan gelen yönetmenlik becerisinden, o parmak ısırtan formundan en ufak bir şey kaybetmemiş durumda. Baştan sona kamera üzerindeki hakimiyeti mest edici, yine.
Daha başlar başlamaz alametifarikası olan, imza anları (blocking) oradadır.Doğal ve zahmetsiz gibi görünen, ama aslında son derece incelikli, yaratıcı sahnelemenin ve kadrajlamanın olduğu kinetik kamera hareketleri var.
Haber stüdyosunda geçen Steadicam'in akıcı hareketine ve oyuncu performansına dayanan beş dakikaya yakın kesintisiz, tek çekim sahne ile karakterin çitlerle çevrili bir alana gizlice yaklaştığı drone destekli tek çekim yanılsaması sekans, oldukça havalı görünüyor. Hele ki araç-içi sahnelerinde kameranın ustalıkla süzülüşü, onun bu işte ne kadar yetenekli ve neden efsane olduğunu yeniden hatırlatır.
Schindler s List (1993) filminden beri aralıksız çalıştığı Janusz Kaminski'nin yer yer soluk ve puslu sinematografisi tekinsiz günümüz dünyasını yansıtmakta harika iş görür, ışık süzmeleri, lens parlamaları yine yerli yerinde. Gölge kurum Wardex merkezindeki sahnelerde ise çarpıcı mavi tonlar hakim. Spielberg ile Kaminski alışkanlıklarından vazgeçmiyorlar ve Disclosure Day (büyük ölçüde) yine geleneksel 35mm film stoğu ile çekildi.
Birkaç filmi hariç daimi kurgucusu sayılan Michael Kahn ise emekliye ayrılmış. The Post filminde ona eşlik eden Sarah Broshar, Disclosure Day ile ipleri elinde tutuyor.
Ve en önemlisi Spielberg yine nadir birkaç filmi hariç daimi besteci ortağı olan 94 yaşındaki müzik dehası John Williams'ı, benimle 30. filmini de yap diyerek emeklilikten geri çağırıyor. Williams büyük ölçüde tekerlekli sandalyeye bağlı ama ilerleyen yaşına rağmen parlak zekası ve yaratıcılığı hala orada. Filmin önüne geçmeyen, biraz A.I. Artificial Intelligence (2001) filmini hatırlatan güçlü müzikleri var.
Spielberg, Disclosure Day'in ilk taslağını iPad'inin notlar uygulamasında yazıp en çok çalıştığı iki senaristten biri olan, aralarındaki işbirliği ticari açıdan hep başarılı olmuş David Koepp'e e-mail ile atmış, yaklaşık 40 sayfaya denk geliyor ve önce ondan yorumunu istemiş. Ardında da ona bunu genişletip ayrıntılı bir çekim senaryosuna dönüştürmekle ilgilenir miydin, diye sormuş. Koepp, memnuniyetle diyerek cevaplamış.
Steven Spielberg ilhamını 2017'deki New York makalesinden ve 2023'teki ABD kongresinin UAP/Tanımlanamayan Hava Olayları oturumundan aldığını gizlemiyor.
Onun ilk uzaylı-insan karşılaşması bilim-kurgusu aslında henüz 17 yaşında iken Super 8mm kamerasıyla çektiği tamamen bağımsız, amatör, kendin yap/öğrenci filmi Firelight (1964) idi. Yerel bir sinema salonunda akşam gösterimi de yapılan, 140 dakikalık bir film. Bazı kısımları dışında bugün kayıp durumunda. O film, 1977'deki bu defa profesyonel anlamda ilk bilim-kurgusu ve ilk uzaylı filmi olan Close Encounters of the Third Kind'ın öncülü sayılır.
Close Encounters için o zamanlar, “insanlar bunu izlese ve keşke böyle bir şey gerçek olsa deseler”, bugün Disclosure Day gibi bir filmi ise “insanlar keşke bunun gerçek olduğunu bilseler” diye yaptığını söylüyor.
Aynı zamanda Spielberg, komploculara da cevap vererek Pentagon'un ya da hükümetin bir bitkisi olmadığını ve Dünya-dışı akıllı yaşama olan takıntısının kendisini henüz 5 yaşında iken gece meteor yağmurunu izlemeye götüren babasından kaynaklandığını söyledi.
Ustanın bir devam filmi olmayan bu konudaki orijinal bilim-kurguları arasında Disclosure Day diğer 3 filminin gerisinde yine de. (Hatırlanacağı gibi esasen live-action'da karton bir macera ve aksiyon olan indiana Jones serisinin dördüncüsü “indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull, 2008” filminde de adeta tanrı-uzaylı ile tanışırız, adına boyutlar arası varlıklar denilen).
Yani ne ilk temas ve ziyaretçiler filmi klasiği olan Close Encounters (1977) ne bir uzaylı ve çocuğun dostluğunu merkezine alan E.T. the Extra-Terrestrial (1982) ne de modern/serbest bir H.G. Wells uyarlaması ve bu defa ürpertici, yıkıcı, kozmik bir felaket olan uzaylı istilası hikayesi War of the Worlds (2005) ile rekabete giremeyeceğini düşünenlerdenim.
Şunu da eklemeli, 21 yıl sonra ilk kez Spielberg, Disclosure Day ile hikayenin şimdilerde, günümüzde geçtiği bir film yapıyor. Ve bu da 21 sene önceki War of the Worlds gibi bir uzaylı bilim-kurgusudur.Ama tematik ve yaklaşım olarak Close Encounters ile E.T.'nin ardılı durumunda. Yine de onlarla aynı değil.
Spielberg uzun zamandır dönem filmlerine gömülmüş, bunu yapmadığında da geleceğin dünyasında geçen hikayeler anlatmayı tercih etmişti. Sebebi günümüz insanlarının (hepimizin) başlarını telefon ekranlarından kaldırmıyor oluşu belki de. Çünkü hiç sinematik/estetik gelmiyor.
Disclosure Day, Steven Spielberg'ün korku türünde olmayan filmlerde korkutucu anlar yaratma geleneğini devam ettiriyor. O kadar ki, şeytan çıkarma filmlerinden adeta farksız olan gerilimli “possession” sahneleri var.
Ve genel olarak bu, Spielberg'ün bilim-kurgu türüne “peri masalı” yaklaşımını getiren, o “masalcı (dede)” kimliğini koruduğu filmlerinden biridir.
Emily Blunt mükemmel, bütün süre boyunca döktürüyor. Belki de şimdiye kadar ki en iyi performansı. Filmin gerçeküstü anlarında da, duygusal anlarında da (özellikle karakterinin panik atak geçirdiği bir sahne), yer yer kendini alaya almasını bilen mizahında da çok iyi bir iş çıkarıyor. Blunt, Spielberg’ün sanatçı ve piyanist annesi Leah Adler’ın The Fabelmans (2022) filminden de öğrendiğimiz o tutkulu, sezgisel ve sarsılmaz enerjisini taşır adeta. Umarım Oscar adayı olur. Partnerini oynayan Wyatt Russell ise filmin mizahi unsurudur.
Josh O'Connor kendini izletir ve onun karakteri de matematikçi/yazılımcı (aslında siber güvenlik uzmanı) olarak efsanevi yönetmenin kendi babası Arnold Spielberg'ün bir yansıması gibidir.
Antagonist Colin Firth yine iyi.
Bridge of Spies (2015) filminde Tom Hanks karakterinin kızını oynayan ve gerçekte U2 solisti Bono'nun kızı olan Eve Hewson ikinci kez bir Spielberg filminde.
2012 yapımı Lincoln'da küçük bir rolü olan oyuncu Colman Domingo da, yer aldığı bu diğer Spielberg filminde dikkat çekicidir.
Disclosure Day içerisinde hem Spielberg'ün kendi profesyonel kariyerindeki ilk uzun metrajı, zamanında ilkin TV'de gösterilmiş olan, Duel (1971-'72) filmi hem de küçük bir çocukken onu filmlere aşık eden, sinemada izlediği ilk film The Greatest Show on Earth referanslı bir tren kazası sahnesi barındırır ki filmin en iyi anlarındandır.
Doruk noktası olan üçüncü perde çok iyi düşünülmüş, bir plot twist yok, sanki bunun izlenimini verse de. Kimileri bunu modası geçmiş geleneksel medyaya, TV haberciliğine bir övgü olarak değerlendirecek ama esasında günümüzün bölünmüş internet dünyasına karşı kasıtlı bir meydan okuma.En önemlisi de görüntülerin gücüne dair iyimserliğini ve umudunu paylaşıyor.
Şeffaflık bir tercih değil, zorunluluk olmalıdır. Ve hakikat, sosyal medyada paylaşılan bir görüntü yerine kameraya bakan insanın elinden çıkmalı. Bilgi tek başına, dezenformasyon çağında insanların dikkatini çekmekte başarılı olamaz. Asıl dikkat çekici olan toplu, ortak bir deneyim anıdır.
Sinema bazen "nasıl olurdu"yu değil, "nasıl olmasını istiyoruz"u gösterir. Tam bu noktada TV haber sunucusu olarak karşımıza çıkan aktris Courtney Grace (gerçekten de oyuncu olmadan önce haber sunuculuğu yapmış) kısacık rolde iz bırakan bir performans gösteriyor ve finalin daha da güçlü olmasını sağlıyor.
Film bizi ‘hakikat’ ile ödüllendirse de, onun getirdiği belirsizlikle baş başa bırakarak salondan uğurlar. ‘Kesin cevaplar’ bekleyen birçoklarının asabını bozacak.
Fragmanlarında işin CGi kısmı oldukça şüpheli görünüyordu, filmde hiç de öyle değil, başarılı.
Uzaylılar ilk bakışta tanıdık görünen, insansı bir silüette ama detayları insandan ayırt edici ölçüde farklı olan bir formda resmediliyor.
Popüler kültürdeki (daha doğrusu Spielberg'ün Close Encounters filminde popülerleşmesine yardımcı olduğu ve yapımcılığını yaptığı 2002'deki Taken mini-dizisinde de gördüğümüz) kısa boylu, çocuğu andıran Griler tam olarak. insan zihnindeki şablonları kullanarak algı manipülasyonu yapıp kendilerini bazı tehlikesiz hayvanların projeksiyonunda gösterdikleri de oluyor. Kötücül değiller. Aksine onların varlığını örtbas edenler, esas kötü ve işkenceciler.
Disclosure Day bana yer yer Steven Spielberg'ün hem yaratıcısı (hikaye/geliştirme, ortak senarist) hem de yapımcısı olduğu, yönetmenliğini ise Tobe Hooper'ın yaptığı, perili ev temalı bir hayalet hikayesi olan, doğaüstü/paranormal ve aile-dostu korku filmi, 1982 tarihli Poltergeist'ı anımsattı.
Öyle ki Poltergeist filminde parapsikolog Dr. Lesh ve medyum Tangina'nın, küçük Carol Anne'i öte dünyadan geri getirmek için kullandıkları yöntemler ile Disclosure Day filminde Hugo'nun, Margaret ve Daniel'in bastırılmış kaçırılma anılarını yeniden canlandırmak adına denediği yöntemin tuhaflıkları aslında oldukça benzer.
Her iki filmde de amaç, sıradan algının ötesindeki bir gerçekliğe ulaşmak ve kaybolmuş bir şeyi geri kazanmaktır. Tangina ve Lesh, ruhlar dünyasıyla bağlantı kurarken, Hugo da hafızanın derinliklerine inerek unutulmuş bir karşılaşmayı gün yüzüne çıkarmaya çalışır. Her iki durumda da bilinmeyene ulaşmak için hem teknik hem de ritüelistik araçlar bir arada kullanılır. Aynı zamanda da, daha önce dediğim gibi çok Stephen Kingvari.
Disclosure Day, insan-dışı varlıklarla dolu değil. Bu onlardan daha çok bizim, eğer onların varlığı kanıtlanacak olursa ne tepki vereceğimizle ilgili, özellikle de inanç üzerinden. Bilinmeyenden korkmamıza gerek yok.
Ve dünya, Kuzey Kore'nin nükleer silah tehditi altında. ABD'nin teyakkuzda olduğu bilgisi veriliyor. Yani ”herşey neden şimdi oluyor?!” sorusunun cevabı arka planda verilen üçüncü Dünya Savaşı ve/veya nükleer kıyamet olasılığı.
Dünya-dışı, zeki varlıklar, insanlığın artık kaybetmeye başladığı iki yetiyi (biri empati, diğeri de sürprizi bozmamak adına bitiş sözcüğü diyeyim sadece) hatırlatmak istiyorlar.
Yine çok uzattım: özetle Disclosure Day, gerektiği gibi işlemeyen, işe yaramayan, pürüzler ve düzensizlikler barındıran bazı anlarına karşın genel deneyim itibariyle belli bir çıtanın üzerinde, iyi. Bunun az bir şey olduğu sanılmasın. Ancak son yılların en en en bölücü/kutuplaştırıcı Steven Spielberg filmi olacak...
3/4
Disclosure Day (2026) artık yapılmayan türden bir Hollywood filmi. Unutulmuş bir film tarzını yeniden canlandırıyor.
Bir yandan The Twilight Zone ile The X-Files melezi gibi diğer yandan da aslında macera ve pulp etkili çizgi-romanlardan fırlamışa benziyor.
Maske, tayt ve pelerinin, fizik kurallarına aykırı uçmalı ya da patlamalı gösterilerin olmadığı bir tür super-hero filmi gibi çalışır, yani Marvel-DC Comics kahramanlarından farklı. Bu filmdeki iki ana karakterin sahip olduğu (onlara bahşedilen) özel, kozmik güç ve yetenek Star Wars filmlerindeki Jedi'lar ile de karşılaştırılamaz. Esas olarak Stephen King tarzıdır, baş antagonistin marifetleri de öyle.
Disclosure Day, indiana Jones ile aynı dönemlerde geçmiyor ama indiana Jones dünyasında geçercesine bir kedi-fare oyunu sergilenir, soluk soluğa.
Spielberg burada daha önceden yaptığını, aynı formülü tekrarlamak ya da klasik bir uzaylı ve insan karşılaşması bilim-kurgusundan, Dünya-dışı “ziyaretçiler” filminden beklenileni vermek yerine farklı bir yol izliyor. Kesinlikle risk alıyor.
Gökyüzündeki ışıklar, UFO/UAP gösterileri, finalde ekranlardan yayınlanan arşiv görüntüleri dışında, hiç yok. Bu bir örtbas, tehlikeli gölge kurumlar, uzaylı nesneleri (teknolojisi) ve yetenekleri ile gizlenen saklı gerçekleri ortaya çıkarma filmi, adından da çok iyi anlaşıldığı üzere.
Disclosure Day (2026) bazılarına en iyi ihtimalle “tuhaf” geldi, gelecek. Filmin POV (bakış açısı) çekimi olan Amerikan güreşi ile açılması boşuna değil. Bütün film bir güreş aslında.
Bir Yaz Blockbuster'ı olmasına rağmen herkesi kucaklamakla hiç ilgilenmez.
Spielberg'ün bu yüzyıldaki filmleri içerisinde hafif Minority Report (2002) havasına karşın daha çok, ciddi bir derdi olan, gerçek olaylara ve kişilere dayanan tarihi gazetecilik dramı The Post (2017) ile akrabadır. Yapımcı kadrosunda yer aldığı Men in Black serisinin sert, tehditkar bir karşılığı olarak da görmek mümkün.
Öte yandan senaryo, M. Night Shyamalan'dan beklenebilecek “garipliklere” de sahip ve bu bir iltifat sayılmaz!
80 yaşına merdiven dayayan Steven Spielberg kamera çalışmasından, doğuştan gelen yönetmenlik becerisinden, o parmak ısırtan formundan en ufak bir şey kaybetmemiş durumda. Baştan sona kamera üzerindeki hakimiyeti mest edici, yine.
Daha başlar başlamaz alametifarikası olan, imza anları (blocking) oradadır.Doğal ve zahmetsiz gibi görünen, ama aslında son derece incelikli, yaratıcı sahnelemenin ve kadrajlamanın olduğu kinetik kamera hareketleri var.
Haber stüdyosunda geçen Steadicam'in akıcı hareketine ve oyuncu performansına dayanan beş dakikaya yakın kesintisiz, tek çekim sahne ile karakterin çitlerle çevrili bir alana gizlice yaklaştığı drone destekli tek çekim yanılsaması sekans, oldukça havalı görünüyor. Hele ki araç-içi sahnelerinde kameranın ustalıkla süzülüşü, onun bu işte ne kadar yetenekli ve neden efsane olduğunu yeniden hatırlatır.
Schindler s List (1993) filminden beri aralıksız çalıştığı Janusz Kaminski'nin yer yer soluk ve puslu sinematografisi tekinsiz günümüz dünyasını yansıtmakta harika iş görür, ışık süzmeleri, lens parlamaları yine yerli yerinde. Gölge kurum Wardex merkezindeki sahnelerde ise çarpıcı mavi tonlar hakim. Spielberg ile Kaminski alışkanlıklarından vazgeçmiyorlar ve Disclosure Day (büyük ölçüde) yine geleneksel 35mm film stoğu ile çekildi.
Birkaç filmi hariç daimi kurgucusu sayılan Michael Kahn ise emekliye ayrılmış. The Post filminde ona eşlik eden Sarah Broshar, Disclosure Day ile ipleri elinde tutuyor.
Ve en önemlisi Spielberg yine nadir birkaç filmi hariç daimi besteci ortağı olan 94 yaşındaki müzik dehası John Williams'ı, benimle 30. filmini de yap diyerek emeklilikten geri çağırıyor. Williams büyük ölçüde tekerlekli sandalyeye bağlı ama ilerleyen yaşına rağmen parlak zekası ve yaratıcılığı hala orada. Filmin önüne geçmeyen, biraz A.I. Artificial Intelligence (2001) filmini hatırlatan güçlü müzikleri var.
Spielberg, Disclosure Day'in ilk taslağını iPad'inin notlar uygulamasında yazıp en çok çalıştığı iki senaristten biri olan, aralarındaki işbirliği ticari açıdan hep başarılı olmuş David Koepp'e e-mail ile atmış, yaklaşık 40 sayfaya denk geliyor ve önce ondan yorumunu istemiş. Ardında da ona bunu genişletip ayrıntılı bir çekim senaryosuna dönüştürmekle ilgilenir miydin, diye sormuş. Koepp, memnuniyetle diyerek cevaplamış.
Steven Spielberg ilhamını 2017'deki New York makalesinden ve 2023'teki ABD kongresinin UAP/Tanımlanamayan Hava Olayları oturumundan aldığını gizlemiyor.
Onun ilk uzaylı-insan karşılaşması bilim-kurgusu aslında henüz 17 yaşında iken Super 8mm kamerasıyla çektiği tamamen bağımsız, amatör, kendin yap/öğrenci filmi Firelight (1964) idi. Yerel bir sinema salonunda akşam gösterimi de yapılan, 140 dakikalık bir film. Bazı kısımları dışında bugün kayıp durumunda. O film, 1977'deki bu defa profesyonel anlamda ilk bilim-kurgusu ve ilk uzaylı filmi olan Close Encounters of the Third Kind'ın öncülü sayılır.
Close Encounters için o zamanlar, “insanlar bunu izlese ve keşke böyle bir şey gerçek olsa deseler”, bugün Disclosure Day gibi bir filmi ise “insanlar keşke bunun gerçek olduğunu bilseler” diye yaptığını söylüyor.
Aynı zamanda Spielberg, komploculara da cevap vererek Pentagon'un ya da hükümetin bir bitkisi olmadığını ve Dünya-dışı akıllı yaşama olan takıntısının kendisini henüz 5 yaşında iken gece meteor yağmurunu izlemeye götüren babasından kaynaklandığını söyledi.
Ustanın bir devam filmi olmayan bu konudaki orijinal bilim-kurguları arasında Disclosure Day diğer 3 filminin gerisinde yine de. (Hatırlanacağı gibi esasen live-action'da karton bir macera ve aksiyon olan indiana Jones serisinin dördüncüsü “indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull, 2008” filminde de adeta tanrı-uzaylı ile tanışırız, adına boyutlar arası varlıklar denilen).
Yani ne ilk temas ve ziyaretçiler filmi klasiği olan Close Encounters (1977) ne bir uzaylı ve çocuğun dostluğunu merkezine alan E.T. the Extra-Terrestrial (1982) ne de modern/serbest bir H.G. Wells uyarlaması ve bu defa ürpertici, yıkıcı, kozmik bir felaket olan uzaylı istilası hikayesi War of the Worlds (2005) ile rekabete giremeyeceğini düşünenlerdenim.
Şunu da eklemeli, 21 yıl sonra ilk kez Spielberg, Disclosure Day ile hikayenin şimdilerde, günümüzde geçtiği bir film yapıyor. Ve bu da 21 sene önceki War of the Worlds gibi bir uzaylı bilim-kurgusudur.Ama tematik ve yaklaşım olarak Close Encounters ile E.T.'nin ardılı durumunda. Yine de onlarla aynı değil.
Spielberg uzun zamandır dönem filmlerine gömülmüş, bunu yapmadığında da geleceğin dünyasında geçen hikayeler anlatmayı tercih etmişti. Sebebi günümüz insanlarının (hepimizin) başlarını telefon ekranlarından kaldırmıyor oluşu belki de. Çünkü hiç sinematik/estetik gelmiyor.
Disclosure Day, Steven Spielberg'ün korku türünde olmayan filmlerde korkutucu anlar yaratma geleneğini devam ettiriyor. O kadar ki, şeytan çıkarma filmlerinden adeta farksız olan gerilimli “possession” sahneleri var.
Ve genel olarak bu, Spielberg'ün bilim-kurgu türüne “peri masalı” yaklaşımını getiren, o “masalcı (dede)” kimliğini koruduğu filmlerinden biridir.
Emily Blunt mükemmel, bütün süre boyunca döktürüyor. Belki de şimdiye kadar ki en iyi performansı. Filmin gerçeküstü anlarında da, duygusal anlarında da (özellikle karakterinin panik atak geçirdiği bir sahne), yer yer kendini alaya almasını bilen mizahında da çok iyi bir iş çıkarıyor. Blunt, Spielberg’ün sanatçı ve piyanist annesi Leah Adler’ın The Fabelmans (2022) filminden de öğrendiğimiz o tutkulu, sezgisel ve sarsılmaz enerjisini taşır adeta. Umarım Oscar adayı olur. Partnerini oynayan Wyatt Russell ise filmin mizahi unsurudur.
Josh O'Connor kendini izletir ve onun karakteri de matematikçi/yazılımcı (aslında siber güvenlik uzmanı) olarak efsanevi yönetmenin kendi babası Arnold Spielberg'ün bir yansıması gibidir.
Antagonist Colin Firth yine iyi.
Bridge of Spies (2015) filminde Tom Hanks karakterinin kızını oynayan ve gerçekte U2 solisti Bono'nun kızı olan Eve Hewson ikinci kez bir Spielberg filminde.
2012 yapımı Lincoln'da küçük bir rolü olan oyuncu Colman Domingo da, yer aldığı bu diğer Spielberg filminde dikkat çekicidir.
Disclosure Day içerisinde hem Spielberg'ün kendi profesyonel kariyerindeki ilk uzun metrajı, zamanında ilkin TV'de gösterilmiş olan, Duel (1971-'72) filmi hem de küçük bir çocukken onu filmlere aşık eden, sinemada izlediği ilk film The Greatest Show on Earth referanslı bir tren kazası sahnesi barındırır ki filmin en iyi anlarındandır.
Doruk noktası olan üçüncü perde çok iyi düşünülmüş, bir plot twist yok, sanki bunun izlenimini verse de. Kimileri bunu modası geçmiş geleneksel medyaya, TV haberciliğine bir övgü olarak değerlendirecek ama esasında günümüzün bölünmüş internet dünyasına karşı kasıtlı bir meydan okuma.En önemlisi de görüntülerin gücüne dair iyimserliğini ve umudunu paylaşıyor.
Şeffaflık bir tercih değil, zorunluluk olmalıdır. Ve hakikat, sosyal medyada paylaşılan bir görüntü yerine kameraya bakan insanın elinden çıkmalı. Bilgi tek başına, dezenformasyon çağında insanların dikkatini çekmekte başarılı olamaz. Asıl dikkat çekici olan toplu, ortak bir deneyim anıdır.
Sinema bazen "nasıl olurdu"yu değil, "nasıl olmasını istiyoruz"u gösterir. Tam bu noktada TV haber sunucusu olarak karşımıza çıkan aktris Courtney Grace (gerçekten de oyuncu olmadan önce haber sunuculuğu yapmış) kısacık rolde iz bırakan bir performans gösteriyor ve finalin daha da güçlü olmasını sağlıyor.
Film bizi ‘hakikat’ ile ödüllendirse de, onun getirdiği belirsizlikle baş başa bırakarak salondan uğurlar. ‘Kesin cevaplar’ bekleyen birçoklarının asabını bozacak.
Fragmanlarında işin CGi kısmı oldukça şüpheli görünüyordu, filmde hiç de öyle değil, başarılı.
Uzaylılar ilk bakışta tanıdık görünen, insansı bir silüette ama detayları insandan ayırt edici ölçüde farklı olan bir formda resmediliyor.
Popüler kültürdeki (daha doğrusu Spielberg'ün Close Encounters filminde popülerleşmesine yardımcı olduğu ve yapımcılığını yaptığı 2002'deki Taken mini-dizisinde de gördüğümüz) kısa boylu, çocuğu andıran Griler tam olarak. insan zihnindeki şablonları kullanarak algı manipülasyonu yapıp kendilerini bazı tehlikesiz hayvanların projeksiyonunda gösterdikleri de oluyor. Kötücül değiller. Aksine onların varlığını örtbas edenler, esas kötü ve işkenceciler.
Disclosure Day bana yer yer Steven Spielberg'ün hem yaratıcısı (hikaye/geliştirme, ortak senarist) hem de yapımcısı olduğu, yönetmenliğini ise Tobe Hooper'ın yaptığı, perili ev temalı bir hayalet hikayesi olan, doğaüstü/paranormal ve aile-dostu korku filmi, 1982 tarihli Poltergeist'ı anımsattı.
Öyle ki Poltergeist filminde parapsikolog Dr. Lesh ve medyum Tangina'nın, küçük Carol Anne'i öte dünyadan geri getirmek için kullandıkları yöntemler ile Disclosure Day filminde Hugo'nun, Margaret ve Daniel'in bastırılmış kaçırılma anılarını yeniden canlandırmak adına denediği yöntemin tuhaflıkları aslında oldukça benzer.
Her iki filmde de amaç, sıradan algının ötesindeki bir gerçekliğe ulaşmak ve kaybolmuş bir şeyi geri kazanmaktır. Tangina ve Lesh, ruhlar dünyasıyla bağlantı kurarken, Hugo da hafızanın derinliklerine inerek unutulmuş bir karşılaşmayı gün yüzüne çıkarmaya çalışır. Her iki durumda da bilinmeyene ulaşmak için hem teknik hem de ritüelistik araçlar bir arada kullanılır. Aynı zamanda da, daha önce dediğim gibi çok Stephen Kingvari.
Disclosure Day, insan-dışı varlıklarla dolu değil. Bu onlardan daha çok bizim, eğer onların varlığı kanıtlanacak olursa ne tepki vereceğimizle ilgili, özellikle de inanç üzerinden. Bilinmeyenden korkmamıza gerek yok.
Ve dünya, Kuzey Kore'nin nükleer silah tehditi altında. ABD'nin teyakkuzda olduğu bilgisi veriliyor. Yani ”herşey neden şimdi oluyor?!” sorusunun cevabı arka planda verilen üçüncü Dünya Savaşı ve/veya nükleer kıyamet olasılığı.
Dünya-dışı, zeki varlıklar, insanlığın artık kaybetmeye başladığı iki yetiyi (biri empati, diğeri de sürprizi bozmamak adına bitiş sözcüğü diyeyim sadece) hatırlatmak istiyorlar.
Yine çok uzattım: özetle Disclosure Day, gerektiği gibi işlemeyen, işe yaramayan, pürüzler ve düzensizlikler barındıran bazı anlarına karşın genel deneyim itibariyle belli bir çıtanın üzerinde, iyi. Bunun az bir şey olduğu sanılmasın. Ancak son yılların en en en bölücü/kutuplaştırıcı Steven Spielberg filmi olacak...
3/4
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar