bugün
- kategori hashtag
- kılıçdaroğlu nun rozet töreni figüran iddiası #figüran
- norveç futbolu #gazza
- norveç futbolu #futbolhaber
- norveç futbolu #norvec
- anın görüntüsü #schipholamsterdam
- anın görüntüsü #schipholamsterdam
- the saturdays #manifestgitsinthesaturdaysgelsin
- birader beyler biraderdirler #BiraderimeDokanma
- tasavvuf #KiTAPOKU
- yunus emre #KiTAPOKU
- gocu ne zaman çaylak olacak sorunsalı #gocunezamançaylakolacak
- macenta rengi #FF00FF
- aslı bekiroğlu #aslibekiroğlu
- aslı bekiroğlu #enmagazin
- tarık pasha #TarıkYalnızDeğildir
- sözlükte yaş ortalamasının düşmesi #troll
- sözlükte yaş ortalamasının düşmesi #iğrenç
- talip emiroğlu #dr
- talip emiroğlu #talipemiroğlu
- meme uzmanı sözlük yazarları #Günlük
#tarih
selam çokomeller, selam ampuller...
günlerdir covid_19 ile mücadele ediyoruz.
pek çok kayıp verdik, pek çok hastamız mücadele veriyor.
sağlık çalışanlarımız canla başla çalışıyor.
çok şükür ki salgın hastalık ile mücadele verebiliyoruz, çünkü bir sistemimiz var. salgın konusunda bir altyapımız var.
2. abdülhamid tarafından kurulan bakteriyolojihane i şahane ile başlayan salgın hastalıklarla mücadele sürecimiz, atatürk tarafından 1928 yılında kurulan hıfzısıhha enstitüsü ile devam etti.
cumhuriyetimizin kurulmasından sadece 15 sene sonra ise pek çok dünya devletinden daha önce türkiye cumhuriyeti sınırları içinde salgın hastalıklarla mücadele edecek kusursuz bir sistem kuruldu.
işte türkiye cumhuriyeti'nin salgın hastalıklarla mücadele teşkilat haritası;
görsel
cumhuriyet rejiminin doruk noktasına dair önemli bir temsil olan bu harita ve kurulan bu teşkilatlar sayesinde ülkemiz bugün dünyayı kasıp kavuran covid_19 salgını ile mücadele edebiliyor.
bakınız örnek vermek amacıyla yazıyorum, robert koch enstitüsüne sahip almanya bu sistemi bizden 20 sene sonra kurabildi.
koskoca pasteur enstitüsüne sahip fransa keza öyle...
oysa ki gerek robert koch enstitüsü, gerek pasteur enstitüsü bizden çok önce kurulmuştu. hatta bakteriyolojihane i şahane'yi kuranlar pasteur enstitüsünden gelen doktorlardı...
ama atatürk ve cumhuriyet rejimi sayesinde bunlara fark attık ve 1938 yılında çin'deki salgın hastalık için 1938-1939'da tam 1 milyon santimetreküp aşı gönderdik.
(bkz: atatürk döneminde çin e yerli aşı gönderilmesi/#43044248)
bilmiyorum bunun ne demek olduğunu tahayyül edebiliyor musunuz?
ama demek istediğim şu.
ülkemiz 1923-1938 arasında gösterdiği gelişmeyi, 1938'den sonrasına yayabilseydi şu an türkiye'nin dünyadaki konumu çok daha farklı olurdu.
sözlerim aktroller için değil. o zibidilere, o ampullere anlatacak bir şeyim yok.
sözlerim aydınlık türk gençlerine...
ülkemizin tek kurtuluşu ve çağı yakalama şansı 1923-1938 arasındaki döneme dönmek ve o günkü uygulamaları yeniden hayata geçirmektir.
başka da bir şansımız yok...
#tarih
günlerdir covid_19 ile mücadele ediyoruz.
pek çok kayıp verdik, pek çok hastamız mücadele veriyor.
sağlık çalışanlarımız canla başla çalışıyor.
çok şükür ki salgın hastalık ile mücadele verebiliyoruz, çünkü bir sistemimiz var. salgın konusunda bir altyapımız var.
2. abdülhamid tarafından kurulan bakteriyolojihane i şahane ile başlayan salgın hastalıklarla mücadele sürecimiz, atatürk tarafından 1928 yılında kurulan hıfzısıhha enstitüsü ile devam etti.
cumhuriyetimizin kurulmasından sadece 15 sene sonra ise pek çok dünya devletinden daha önce türkiye cumhuriyeti sınırları içinde salgın hastalıklarla mücadele edecek kusursuz bir sistem kuruldu.
işte türkiye cumhuriyeti'nin salgın hastalıklarla mücadele teşkilat haritası;
görsel
cumhuriyet rejiminin doruk noktasına dair önemli bir temsil olan bu harita ve kurulan bu teşkilatlar sayesinde ülkemiz bugün dünyayı kasıp kavuran covid_19 salgını ile mücadele edebiliyor.
bakınız örnek vermek amacıyla yazıyorum, robert koch enstitüsüne sahip almanya bu sistemi bizden 20 sene sonra kurabildi.
koskoca pasteur enstitüsüne sahip fransa keza öyle...
oysa ki gerek robert koch enstitüsü, gerek pasteur enstitüsü bizden çok önce kurulmuştu. hatta bakteriyolojihane i şahane'yi kuranlar pasteur enstitüsünden gelen doktorlardı...
ama atatürk ve cumhuriyet rejimi sayesinde bunlara fark attık ve 1938 yılında çin'deki salgın hastalık için 1938-1939'da tam 1 milyon santimetreküp aşı gönderdik.
(bkz: atatürk döneminde çin e yerli aşı gönderilmesi/#43044248)
bilmiyorum bunun ne demek olduğunu tahayyül edebiliyor musunuz?
ama demek istediğim şu.
ülkemiz 1923-1938 arasında gösterdiği gelişmeyi, 1938'den sonrasına yayabilseydi şu an türkiye'nin dünyadaki konumu çok daha farklı olurdu.
sözlerim aktroller için değil. o zibidilere, o ampullere anlatacak bir şeyim yok.
sözlerim aydınlık türk gençlerine...
ülkemizin tek kurtuluşu ve çağı yakalama şansı 1923-1938 arasındaki döneme dönmek ve o günkü uygulamaları yeniden hayata geçirmektir.
başka da bir şansımız yok...
#tarih
muhtemeldir ki, (bkz: londra bombalanırken çay içen kadın)'a sütlü çay keyfi için süt götüren sütçüdür.
görsel
her yer yıkılmış, ama hayatın devam etmesi için süte de ihtiyaç var tabi.
süt olmazsa çay olmaz, çay olmazsa ingilizler de olmaz.
her neyse...
işte bir fotoğraf. her şeye rağmen, her türlü kötü şartlara rağmen hayat devam ediyor.
ekmek parası ve insanların ihtiyaçları beklemiyor malesef.
salgın hastalık da olsa, üzerlerine bombalar da yağsa insanoğlu durmuyor.
#tarih
görsel
her yer yıkılmış, ama hayatın devam etmesi için süte de ihtiyaç var tabi.
süt olmazsa çay olmaz, çay olmazsa ingilizler de olmaz.
her neyse...
işte bir fotoğraf. her şeye rağmen, her türlü kötü şartlara rağmen hayat devam ediyor.
ekmek parası ve insanların ihtiyaçları beklemiyor malesef.
salgın hastalık da olsa, üzerlerine bombalar da yağsa insanoğlu durmuyor.
#tarih
fevkalade trajik bir olaydan dolayı ortaya çıkan yunan dansı.
zalongo halayıve ölüm halayı olarak da bilinir.
görsel
o kadar dokunaklı, o kadar acıklı bir halaydır ki bu, yürek dayanmaz.
halay ağır bir havada cereyan eder, 8-10 ya da daha fazla kadın -ki esasen toplam 53 kadınla yapılmış bir halaydır- el ele tutuşur ve halay çekerler.
izleyelim;
https://streamable.com/dvfp7
yukarıdaki videoda da gördüğünüz üzre halayın her turunda önce çocuklar olmak üzre her turda bir kişi halaydan ayrılıyor ve ıstavroz çıkararak sahneden atlıyor...
bir dini ritüel gibi...
işte halayda tasvir edilen konu da bu.
1803 yılında zalongo dağlarında yaşanan acıklı bir olay...
aralık 1803'te tepedelenli ali paşa komutasındaki osmanlı kuvvetleri epir'deki souli'yi kuşattılar ve buradaki isyancıları yenerek dağıttılar.
"souliotes" adı verilen yunan isyancılar bölgeyi tahliye etmeye başladılar.
bu tahliye sırasında bir grup kadın ve çocuk epir dağlarında osmanlı kuvvetleri tarafından çembere alındı. kaçabilmeleri imkansızdı.
işte bu çemberde kadınlar yakalanıp köleleştirilmemek için önce çocuklarını, sonra da kendilerini dik bir uçurumdan atarak intihar etmeyi seçtiler.
efsaneye göre de bunu yaparlarken de birbirlerine cesaret vermek için şarkı söyleyip el ele tutuştular. işte bu efsaneden zalongo dansı, zalongo halayı doğmuştur...
zalongo halayında bu trajedi tasvir edilir.
https://streamable.com/zgigh
zalongo dağlarında yaşanan bu trajedi bir efsane haline dönüşmüş ve günümüze kadar gelmiştir.
zalongo'da yaşananları dünya çapında üne kavuşturan ilk adım fransız ressam ary scheffer'in yapmış olduğu tablolardır.
bu tablolardan biri; "les femmes souliotes";
görsel
bu trajediyi anlatan bir başka ünlü tablo da claude pinet'in zalongo dansı tablosudur.
görsel
şimdi ben bütün bunları neden anlattım?
yunanlar bu zalongo hadisesinden ötürü türklere nefret duyarlar, oysa ki bu felakete sebep olan türkler değildir.
türkler hiçbir zaman, masuma, aman dileyene, kadına, çocuğa acımasızlık yapmaz, eziyet etmez, katletmez...
zalongo olayının sorumlusu da türkler değil, devşirmelerdir.
buradaki hadisede yunan kadınların kendilerini kurban etmesine sebep olan kişi bir arnavut devşirmesi olan tepedelenli ali paşa'dır.
görsel
yunan kadınlar zalongo'da ne yaşadılarsa, aynı şeyleri anadolu'daki türkmenler de yaşamış, devşirmeler tarafından katledilmişlerdir.
hatta bizim folklorümüzde de bu devşirmelerin katliamları üzerine deyişler, türküler vardır.
buna en güzel örneklerden biri grup orhun'un "celaliler" türküsüdür.
--- spoiler ---
celaliler saldırır devşirmeler üstüne
türkler başa türk ister istanbul’un kastı ne ?
devşirmeler milleti kuyulara tıktılar.
feryat figan içinde acımadan yaktılar.
--- spoiler ---
daha eski çağlarda zalongo'nun bir benzeri de yine anadolu'da yaşanmıştır.
türkiye'nin güneybatısında antik çağda kurulan likya uygarlığı'nın en önemli şehri olan xanthos'un kadınları ve çocukları da düşmanın eline geçmektense kendilerini öldürmeyi seçmişlerdir.
(bkz: xanthos/#40336367)
yunanistan'da bugün zalongo anıtı varsa, türkiye'de de xanthos'ta, yazılı pilye dediğimiz anıt vardır.
görsel
xanthos halkının yaşadığı trajedi, işte bu yazılı pilye anıtına nakşedilmiştir.
--- spoiler ---
evlerimizi mezar yaptık mezarlarımızı ev,
yıkıldı evlerimiz, yağmalandı mezarlarımız,
dağların doruğuna çıktık, toprağın altına girdik,
suları altında kaldık,
gelip buldular bizi, yakıp yıktılar,
biz ki analarımızın, kadınlarımızın,
ve ölülerimizin uğruna toplu ölümleri yeğleyen,
bu toprağın insanları
bir ateş bıraktık geride,
hiç sönmeyen ve sönmeyecek olan...
--- spoiler ---
şeklinde yazmaktadır bu trajedi anıtının üzerinde...
üzerinden 200 yıldan fazla bir süre geçmiş olan bu zalongo trajedisi'nin hatırasını yaşatmak için bugün kassope'deki zalongo dağı'nda, yaşanan trajediyi yansıtan bir anıt yükselmektedir.
görsel
görsel
zalongo anıtı tanıtım videosu;
https://streamable.com/egxg6
son olarak ek; (bkz: yunan folklorü/#42367670)
#tarih
zalongo halayıve ölüm halayı olarak da bilinir.
görsel
o kadar dokunaklı, o kadar acıklı bir halaydır ki bu, yürek dayanmaz.
halay ağır bir havada cereyan eder, 8-10 ya da daha fazla kadın -ki esasen toplam 53 kadınla yapılmış bir halaydır- el ele tutuşur ve halay çekerler.
izleyelim;
https://streamable.com/dvfp7
yukarıdaki videoda da gördüğünüz üzre halayın her turunda önce çocuklar olmak üzre her turda bir kişi halaydan ayrılıyor ve ıstavroz çıkararak sahneden atlıyor...
bir dini ritüel gibi...
işte halayda tasvir edilen konu da bu.
1803 yılında zalongo dağlarında yaşanan acıklı bir olay...
aralık 1803'te tepedelenli ali paşa komutasındaki osmanlı kuvvetleri epir'deki souli'yi kuşattılar ve buradaki isyancıları yenerek dağıttılar.
"souliotes" adı verilen yunan isyancılar bölgeyi tahliye etmeye başladılar.
bu tahliye sırasında bir grup kadın ve çocuk epir dağlarında osmanlı kuvvetleri tarafından çembere alındı. kaçabilmeleri imkansızdı.
işte bu çemberde kadınlar yakalanıp köleleştirilmemek için önce çocuklarını, sonra da kendilerini dik bir uçurumdan atarak intihar etmeyi seçtiler.
efsaneye göre de bunu yaparlarken de birbirlerine cesaret vermek için şarkı söyleyip el ele tutuştular. işte bu efsaneden zalongo dansı, zalongo halayı doğmuştur...
zalongo halayında bu trajedi tasvir edilir.
https://streamable.com/zgigh
zalongo dağlarında yaşanan bu trajedi bir efsane haline dönüşmüş ve günümüze kadar gelmiştir.
zalongo'da yaşananları dünya çapında üne kavuşturan ilk adım fransız ressam ary scheffer'in yapmış olduğu tablolardır.
bu tablolardan biri; "les femmes souliotes";
görsel
bu trajediyi anlatan bir başka ünlü tablo da claude pinet'in zalongo dansı tablosudur.
görsel
şimdi ben bütün bunları neden anlattım?
yunanlar bu zalongo hadisesinden ötürü türklere nefret duyarlar, oysa ki bu felakete sebep olan türkler değildir.
türkler hiçbir zaman, masuma, aman dileyene, kadına, çocuğa acımasızlık yapmaz, eziyet etmez, katletmez...
zalongo olayının sorumlusu da türkler değil, devşirmelerdir.
buradaki hadisede yunan kadınların kendilerini kurban etmesine sebep olan kişi bir arnavut devşirmesi olan tepedelenli ali paşa'dır.
görsel
yunan kadınlar zalongo'da ne yaşadılarsa, aynı şeyleri anadolu'daki türkmenler de yaşamış, devşirmeler tarafından katledilmişlerdir.
hatta bizim folklorümüzde de bu devşirmelerin katliamları üzerine deyişler, türküler vardır.
buna en güzel örneklerden biri grup orhun'un "celaliler" türküsüdür.
--- spoiler ---
celaliler saldırır devşirmeler üstüne
türkler başa türk ister istanbul’un kastı ne ?
devşirmeler milleti kuyulara tıktılar.
feryat figan içinde acımadan yaktılar.
--- spoiler ---
daha eski çağlarda zalongo'nun bir benzeri de yine anadolu'da yaşanmıştır.
türkiye'nin güneybatısında antik çağda kurulan likya uygarlığı'nın en önemli şehri olan xanthos'un kadınları ve çocukları da düşmanın eline geçmektense kendilerini öldürmeyi seçmişlerdir.
(bkz: xanthos/#40336367)
yunanistan'da bugün zalongo anıtı varsa, türkiye'de de xanthos'ta, yazılı pilye dediğimiz anıt vardır.
görsel
xanthos halkının yaşadığı trajedi, işte bu yazılı pilye anıtına nakşedilmiştir.
--- spoiler ---
evlerimizi mezar yaptık mezarlarımızı ev,
yıkıldı evlerimiz, yağmalandı mezarlarımız,
dağların doruğuna çıktık, toprağın altına girdik,
suları altında kaldık,
gelip buldular bizi, yakıp yıktılar,
biz ki analarımızın, kadınlarımızın,
ve ölülerimizin uğruna toplu ölümleri yeğleyen,
bu toprağın insanları
bir ateş bıraktık geride,
hiç sönmeyen ve sönmeyecek olan...
--- spoiler ---
şeklinde yazmaktadır bu trajedi anıtının üzerinde...
üzerinden 200 yıldan fazla bir süre geçmiş olan bu zalongo trajedisi'nin hatırasını yaşatmak için bugün kassope'deki zalongo dağı'nda, yaşanan trajediyi yansıtan bir anıt yükselmektedir.
görsel
görsel
zalongo anıtı tanıtım videosu;
https://streamable.com/egxg6
son olarak ek; (bkz: yunan folklorü/#42367670)
#tarih
insanlığın düşmanı olan çin'lilere dünya nezdinde bir ayar veren türk askerleridir.
kore savaşında biliyorsunuz bu yarasa yiyen insanlık düşmanları ile çarpışmıştık.
işte kore savaşlarında ne yazık ki bazı kahraman askerlerimiz bu insanlık düşmanı çin'lilere esir düşmüşlerdi.
tabi savaş sona erince tarafların karşılıklı esir takasları gündeme geldi.
çin'in elinde bulunan türk askerleri, takas sırasında çin'lilerin kendilerine verdikleri çin esiri üniformasını giymeyi reddettiler ve üzerlerindekileri çıkararak don paça bir halde esir takasında bulundular.
tüm dünya bu anlara şahit oldu.
türk askeri'nin sergilediği bu davranış, amerikan askerlerini de gururlandırdı, çin'in elinde esir olan abd askerleri ve diğer müttefik kuvvet askerleri de türk askerlerinin bu asil davranışını benimseyerek onlar da takas olurken çin üniformasını çıkarıp don paça takas oldular...
ingiliz askeri raporundan belge;
görsel
görsel
don paça esir takasında bulunan kahraman askerlerimiz;
görsel
görsel
video;
https://streamable.com/5dr8p
dünyanın başına bela olan çin kavmi...
yok olacaksın ve şüphesiz ki bu yok oluşun türklerin elinden olacak...
#tarih
belge ve video kaynak: aynur onur çiftçi.
kore savaşında biliyorsunuz bu yarasa yiyen insanlık düşmanları ile çarpışmıştık.
işte kore savaşlarında ne yazık ki bazı kahraman askerlerimiz bu insanlık düşmanı çin'lilere esir düşmüşlerdi.
tabi savaş sona erince tarafların karşılıklı esir takasları gündeme geldi.
çin'in elinde bulunan türk askerleri, takas sırasında çin'lilerin kendilerine verdikleri çin esiri üniformasını giymeyi reddettiler ve üzerlerindekileri çıkararak don paça bir halde esir takasında bulundular.
tüm dünya bu anlara şahit oldu.
türk askeri'nin sergilediği bu davranış, amerikan askerlerini de gururlandırdı, çin'in elinde esir olan abd askerleri ve diğer müttefik kuvvet askerleri de türk askerlerinin bu asil davranışını benimseyerek onlar da takas olurken çin üniformasını çıkarıp don paça takas oldular...
ingiliz askeri raporundan belge;
görsel
görsel
don paça esir takasında bulunan kahraman askerlerimiz;
görsel
görsel
video;
https://streamable.com/5dr8p
dünyanın başına bela olan çin kavmi...
yok olacaksın ve şüphesiz ki bu yok oluşun türklerin elinden olacak...
#tarih
belge ve video kaynak: aynur onur çiftçi.
dünden beri atatürk ile ilgili algı yapan pelikancı itlerin gözüne sokulması gereken gerçek.
kendi ortaya attıkları "çin gönderdiği kitlerin bedelini atatürk ödedi" algısı ile dünden beri atatürk'e saldırıyor bazı şerefsizler.
atatürk döneminde çin'e aşı gönderildiğinin yalan olduğunu yazanlar var.
şimdi belgeleri ile birlikte çin'deki kolera salgınına türkiye'den giden yardımları paylaşacağım.
1937 yılında çin'de ortaya çıkan kolera salgını ile mücadelede, çin'in milletler cemiyetinden ve de türkiye'den yardım talep etmesi sonucunda, mareşal gazi mustafa kemal atatürk'ün talimatıyla çin'e 1 milyon santimetreküp aşı gönderilmiştir.
çin'e gönderilen aşı ve miktarına dair resmi belge;
görsel
çin'e gönderilen aşılar ile ilgili 16 aralık 1938 tarihli anadolu ajansı haberi;
görsel
çin'e gönderilen tıbbi yardımlar ile ilgili reuter ajansı haberi;
görsel
çin'e gönderilen aşı yardımı ile ilgili bir başka haberler;
görsel
görsel
çokomel kafalı pelikancılar küçücük beyinleri ile atatürk'e iftira atıp dalga geçmeye çalışıyorlar, ama güneş balçıkla sıvanmaz.
sizin yaptığınız bu şerefsizlikler, atatürk türkiyesi'nin çin'e aşı yardımı yaptığı gerçeğini değiştirmez.
üstelik bu yapılan aşı yardımları yerli ve milliydi.
(bkz: türkiye corona virüs aşısı ve ilacı üretebilirdi/#43030836)
şimdi dünyada corona virüs salgını ortaya çıkalı 3 aydan fazla süre geçti, hatta 100 günün üzerinde.
dün gece sağlık bakanı daha aşı çalışmalarına başlayamadıklarını açıkladı.
siz hıfzısıhha enstitüsünü 2011'de kapatmasaydınız, o aşı çalışmalarında çoktan ilerleme kaydedilirdi.
siz bunu sorgulayacağınıza atatürk'e iftira atıp dalga geçmeye çalışıyorsunuz.
zavallısınız.
puştsunuz, puşt...
#tarih
#sağlık
kendi ortaya attıkları "çin gönderdiği kitlerin bedelini atatürk ödedi" algısı ile dünden beri atatürk'e saldırıyor bazı şerefsizler.
atatürk döneminde çin'e aşı gönderildiğinin yalan olduğunu yazanlar var.
şimdi belgeleri ile birlikte çin'deki kolera salgınına türkiye'den giden yardımları paylaşacağım.
1937 yılında çin'de ortaya çıkan kolera salgını ile mücadelede, çin'in milletler cemiyetinden ve de türkiye'den yardım talep etmesi sonucunda, mareşal gazi mustafa kemal atatürk'ün talimatıyla çin'e 1 milyon santimetreküp aşı gönderilmiştir.
çin'e gönderilen aşı ve miktarına dair resmi belge;
görsel
çin'e gönderilen aşılar ile ilgili 16 aralık 1938 tarihli anadolu ajansı haberi;
görsel
çin'e gönderilen tıbbi yardımlar ile ilgili reuter ajansı haberi;
görsel
çin'e gönderilen aşı yardımı ile ilgili bir başka haberler;
görsel
görsel
çokomel kafalı pelikancılar küçücük beyinleri ile atatürk'e iftira atıp dalga geçmeye çalışıyorlar, ama güneş balçıkla sıvanmaz.
sizin yaptığınız bu şerefsizlikler, atatürk türkiyesi'nin çin'e aşı yardımı yaptığı gerçeğini değiştirmez.
üstelik bu yapılan aşı yardımları yerli ve milliydi.
(bkz: türkiye corona virüs aşısı ve ilacı üretebilirdi/#43030836)
şimdi dünyada corona virüs salgını ortaya çıkalı 3 aydan fazla süre geçti, hatta 100 günün üzerinde.
dün gece sağlık bakanı daha aşı çalışmalarına başlayamadıklarını açıkladı.
siz hıfzısıhha enstitüsünü 2011'de kapatmasaydınız, o aşı çalışmalarında çoktan ilerleme kaydedilirdi.
siz bunu sorgulayacağınıza atatürk'e iftira atıp dalga geçmeye çalışıyorsunuz.
zavallısınız.
puştsunuz, puşt...
#tarih
#sağlık
9. sınıf bugün ilk dersimiz #tarih.
kızçem ile birlikte derse girdik şu an.
görsel
konular çok yüzeysel geçiyor.
zaten türk eğitim sisteminin sıkıntısı bu.
çocuklara ezberciliği dayatıyorlar, oysa konunun özünü ve felsefesini kavramaları sağlanmalı, sonrası zaten kendiliğinden gelir.
sen çocuğa konunun özünü anlat, o çocuk farklı kaynaklardan araştırarak öğrensin. ancak bu şekilde bu ülke biryere varabilir.
yoksa 7/24 ders anlatsan bir şey olmaz.
dersten spoyler veriyorum;
--spoiler--
bedevi kabilelerinin başındaki kişiye reis denir...
--spoiler--
malesef doğru, örnek türkiye...bir bedevi ülkesi haline gelen türkiye'nin başındaki kişiye de "reis" diyorlar.
edit: oha hoca değişti. bu uzaktan eğitim süper bişi lan. keşke bizim zamanımızda olsaydı.
edit-2: teneffüse çıktık, ders sadece 28 dakika sürdü. şimdiki dersimiz kimya olacak.
edit-3: şu an kimya dersindeyiz, kimya dersini anlatan şahıs 5 para etmez, anlatım sıfır, derse hakimiyet sıfır. çok mu aradınız bu hocayı? bu hoca çocuklara ne verebilir?
Hoca dediğin daha ilk dakikada duruşuyla öğrenciye hakimiyet kuracak. öğrenciye hakimiyet kuramayan hoca taşak oğlanı olmaya mahkumdur.
çocuklara bu tipler ders anlatıyorsa bizi gelecekte içi boş ve kayıp bir nesil bekliyor. şimdiden geçmiş olsun.
kızçem ile birlikte derse girdik şu an.
görsel
konular çok yüzeysel geçiyor.
zaten türk eğitim sisteminin sıkıntısı bu.
çocuklara ezberciliği dayatıyorlar, oysa konunun özünü ve felsefesini kavramaları sağlanmalı, sonrası zaten kendiliğinden gelir.
sen çocuğa konunun özünü anlat, o çocuk farklı kaynaklardan araştırarak öğrensin. ancak bu şekilde bu ülke biryere varabilir.
yoksa 7/24 ders anlatsan bir şey olmaz.
dersten spoyler veriyorum;
--spoiler--
bedevi kabilelerinin başındaki kişiye reis denir...
--spoiler--
malesef doğru, örnek türkiye...bir bedevi ülkesi haline gelen türkiye'nin başındaki kişiye de "reis" diyorlar.
edit: oha hoca değişti. bu uzaktan eğitim süper bişi lan. keşke bizim zamanımızda olsaydı.
edit-2: teneffüse çıktık, ders sadece 28 dakika sürdü. şimdiki dersimiz kimya olacak.
edit-3: şu an kimya dersindeyiz, kimya dersini anlatan şahıs 5 para etmez, anlatım sıfır, derse hakimiyet sıfır. çok mu aradınız bu hocayı? bu hoca çocuklara ne verebilir?
Hoca dediğin daha ilk dakikada duruşuyla öğrenciye hakimiyet kuracak. öğrenciye hakimiyet kuramayan hoca taşak oğlanı olmaya mahkumdur.
çocuklara bu tipler ders anlatıyorsa bizi gelecekte içi boş ve kayıp bir nesil bekliyor. şimdiden geçmiş olsun.
yazık...
bütün gün yapılan aktroll saldırısını esefle seyrettim.
pelikan yalısından bir pas atılıyor, kendini atatürkçü ve aydın addeden, lakin atatürk ve devrimleri ile ilgili 2 cümle kuramayacak reziller bu pelikan yalısından verilen pası kendi aralarında çeviriyorlar, akabinde sağlık bakanına soru soruluyor ve bunun bir yalan olduğu ortaya çıkıyor, aktroller de saatlerdir dalga geçiyor...
zaten bu bir algı çalışmasıydı.
başarılı oldu.
malesef kendisini atatürkçü zanneden cahiller de pelikan'ın bu algı ve atatürk'ü karalama operasyonuna hizmet ettiler...
arkadaşlar, hangi devirde yaşıyorsunuz?
hepinizin göt cebinde bile internet varken neden açıp 2 satır araştırma yapmıyor, 2 satır bir şey okumuyorsunuz da bu algıcı aktrollere fırsat sunuyorsunuz.
doğru olan şu ki, çin corona test kitlerini gönderirken "ücreti atatürk tarafından ödenmiştir" gibi bir şey dememiş, böyle bir açıklama yapılmamıştır.
ama bu demek değildir ki atatürk çin'e yardım etmemiş...
atatürk gerçekten çin'e yardım etmiştir.
1937 yılında çin'de başgösteren kolera salgınında 1938'in ağustos ayında atatürk'ün talimatıyla, hıfzısıhha enstitüsünde geliştirilen ve üretilen yerli ve milli 1 milyon santimetreküp aşı gönderilmiştir.
size sosyal medyada bu çin yalanı söylendiğinde, bunun bir yalan olduğunu anlayıp, bu yalanı ortaya sürenlere bir tokat gibi yukarıda yazdığım şeyi cevap olarak vermeniz gerekirdi.
ama tabi okumayan, cahil ve hazıra konmaya alışmış tembel ve kayıp bir kuşak olduğunuz için aktrollerin ekmeğine yağ sürdünüz.
okuyun madem. okuyun da türkiye-çin ilişkilerini, bu ilişkilerdeki atatürk'ün rolünü, çin'de atatürk'ün ne anlama geldiğini hafızanızın bir köşesine yerleştirin.
belki lazım olur...
çin eski çağlardan beri bizim düşman olduğumuz bir ülkeydi.
19. yüzyılda da vahşi kapitalist batı medeniyetleri tarafından sömürge haline getirilmişti.
çin'de avrupalı devletlerin bu sömürge düzenine karşı bir isyan hareketi başladı.
tarihe (bkz: boxer isyanı) olarak geçen bu isyan sürecinde batı medeniyetleri kalabalık çin nüfusu ile başetme güçlüğüne düştüler.
bunlardan biri de osmanlı'nın müttefiki olan almanya'ydı.
çin'de yaşayan müslüman nüfusu dikkate alan alman imparatoru wilhelm, 2. abdülhamid'e başvurarak bu müslümanları kontrol altına almasını istedi. bunun üzerine de 2. abdülhamid, imparator wilhelm'in bu isteğini kırmayarak çin'e bir "nasihat" heyeti gönderdi.
(bkz: abdülhamid in çin e gönderdiği nasihat heyeti)
abdülhamid'in çin'e gönderdiği bu heyet, çin'de yaşayan 50 milyon müslüman topluluğunun liderlerine batılı devletlere biat etmelerini, sömürgecilere isyan etmemelerini nasihat(!) etmiştir.
hatta abdülhamid'in çin'deki müslümanları etkisi altında tutması için batılı devletler hatırı sayılır bir fon ayırmışlar, bu fon ile çin'in başkenti pekin'de hamidiye islam üniversitesi adı altında bir okul kurulmuştur.
görsel
abdülhamid'in çin'e olan etkisi 1920'lere kadar devam etmiştir, lakin 1. dünya savaşının sona ermesi ile çin'in sömürgeci devletlerden ve japon işgalinden kurtulması ve sun yat sen önderliğinde milli birliğini sağlamasıyla, pekin'de kurulan bu okul da tasfiye edilmiştir.
---------------------------
ara not: abdülhamid, halifelik makamını sömürgeci ülkeler için kullanmayı bir huy edinmiştir ne yazık ki.
çin'deki müslümanları sömürgecilere biat etmesi konusunda uyaran abdülhamid, abd sömürgesi olan filipinler'de başlayan bağımsızlık mücadelesi sırasında filipinler'deki müslümanlara da abd'ye biat etmelerini, bağımsızlık için isyan eden asilere uymamalarını tavsiye etmiştir.
(bkz: abd ye karşı ayaklanan müslümanları uyaran halife/#40941745)
görsel
-------------------------
ara not-2: ayrıca, 2. abdülhamid'in torunu olan abdülkerim efendi 1. dünya savaşından sonra doğu türkistan'da japon nüfuzu altında bir türkistan imparatorluğu kurma mücadelesi vermiş, bunun için ordu toplamış fakat henüz hazırlıklarını tamamlayamadan çin ordusu tarafından bozguna uğratılarak abd'ye kaçmak zorunda kalmıştır.
(bkz: abdülhamid in türkistan imparatoru torunu/#42725377)
görsel
-------------------------------
işte çin bundan sonra türkiye'nin bu kendi içişlerine karışmasını, batılı sömürgeci devletler için faaliyetler yapmasını hiç unutamadı...
osmanlı yıkılmasına rağmen, yeni türkiye cumhuriyeti kurulmasına rağmen türkiye'ye mesafeli durdu.
türkiye cumhuriyeti ve çin arasındaki ilk resmi temas 1925 yılında kuruldu.
bu tarihten itibaren ikili görüşmeler, avrupa ve amerika'daki iki ülke büyükelçilerinin sürekli görüşmeleri ve bir dizi antlaşma yapma çalışmaları vesilesi ile çin devleti türkiye'yi ve atatürk devrimlerini anlamaya, atatürk türkiye'sinin osmanlı gibi batının kontrolünde değil, bağımsız ve modern bir devlet olduğunu kavramaya başladılar.
çin'li aydınlar türk kurtuluş savaşı'ndan ve mustafa kemal'in devrimlerinden çok etkilendiler.
çin'de türkiye'yi, kurtuluş savaşımızı ve atatürk'ü anlatan kitaplar yazılmaya başlandı. ve nihayet 1934 yılında imzalanan türkiye-çin dostluk antlaşması ile türkiye ve çin ilişkileri iki dost ülke ilişkisi haline dönüştü.
atatürk'ün çabaları ile tesis edilen bu dostluk ilişkileri, henüz antlaşma imzalanmadan evvel meyvelerini vermeye başlamıştır.
örneğin bir doğu türkistan türk'ü olan rahmetli tarihçi ve türkolog kazım mirşan bu dönemde türkiye'ye gelmiş, burada eğitim almıştır.
keza bu dönemde türk olmayan başka çin'li öğrenciler de türkiye'de eğitim görmüş, karşılıklı olarak harp akademilerinde subay eğitimleri yapılmıştır.
çin'de bugün hala basılan ve okunan atatürk dönemi ve türkiye cumhuriyeti ile ilgili yazılmış bazı kitaplar şunlardır.
-yeni türkiye---->liu ko şu (1927)
-yeni türkiye---->sung su jco (1928)
-türk inkılap tarihi--->liu ko şu (1930)
-türkiye tarihi--->cav cing yuan (1935)
-türkiye'nin en yeni dış politikası--->lin van yen(1937)
-Kemal’in Bibliyografyası--->Dzıng Cin (1939)
not: çin'de ders olarak okutulan atatürk kitabı diye sosyal medyada paylaşılan ama kimsenin bilgi vermediği kitap işte bu dzing cin'in, kemal'in bibliyografyası adlı 13 bölümlük dev eser ve sung su jco'nun yeni türkiye adlı kitaplarıdır.
gelelim çin'deki kolera salgınında gönderilen aşılarımıza.
yukarıda da bahsettiğim üzere 1938'deki kolera salgını sonrası zor duruma düşen çin, dost ülke türkiye'den yardım talebinde bulunmuş, atatürk'ün talimatıyla refik saydam hıfzısıhha enstitüsünde üretilen aşılar ve mikrobiyoloji uzmanlarımız çin'e gönderilmiştir.
çin'deki bu kolera salgını 2 seneden uzun sürmüştür. atatürk'ün vefatından sonra dahi, 1939'da türkiye çin'e tıbbi yardım ve aşı göndermeye devam etmiştir.
çin'e gönderilen aşı ve miktarına dair resmi belge;
görsel
çin'e gönderilen aşılar ile ilgili 16 aralık 1938 tarihli anadolu ajansı haberi;
görsel
çin'e gönderilen tıbbi yardımlar ile ilgili reuter ajansı haberi;
görsel
çin'e gönderilen aşı yardımı ile ilgili bir başka haberler;
görsel
görsel
sözün özü.
atatürk'ü gerçekten anlamaya ve öğrenmeye çalışsanız bugünkü gibi bir rezalet yaşamaz, en azından atatürk'e bu yolla saldırmaya çalışan aktrollere gerekli cevabı verebilirdiniz.
şimdi bu durumu bu aktroller her fırsatta kullanacaklar. acaba buna sebep olduğunuz için utanacak mısınız?
#tarih
bütün gün yapılan aktroll saldırısını esefle seyrettim.
pelikan yalısından bir pas atılıyor, kendini atatürkçü ve aydın addeden, lakin atatürk ve devrimleri ile ilgili 2 cümle kuramayacak reziller bu pelikan yalısından verilen pası kendi aralarında çeviriyorlar, akabinde sağlık bakanına soru soruluyor ve bunun bir yalan olduğu ortaya çıkıyor, aktroller de saatlerdir dalga geçiyor...
zaten bu bir algı çalışmasıydı.
başarılı oldu.
malesef kendisini atatürkçü zanneden cahiller de pelikan'ın bu algı ve atatürk'ü karalama operasyonuna hizmet ettiler...
arkadaşlar, hangi devirde yaşıyorsunuz?
hepinizin göt cebinde bile internet varken neden açıp 2 satır araştırma yapmıyor, 2 satır bir şey okumuyorsunuz da bu algıcı aktrollere fırsat sunuyorsunuz.
doğru olan şu ki, çin corona test kitlerini gönderirken "ücreti atatürk tarafından ödenmiştir" gibi bir şey dememiş, böyle bir açıklama yapılmamıştır.
ama bu demek değildir ki atatürk çin'e yardım etmemiş...
atatürk gerçekten çin'e yardım etmiştir.
1937 yılında çin'de başgösteren kolera salgınında 1938'in ağustos ayında atatürk'ün talimatıyla, hıfzısıhha enstitüsünde geliştirilen ve üretilen yerli ve milli 1 milyon santimetreküp aşı gönderilmiştir.
size sosyal medyada bu çin yalanı söylendiğinde, bunun bir yalan olduğunu anlayıp, bu yalanı ortaya sürenlere bir tokat gibi yukarıda yazdığım şeyi cevap olarak vermeniz gerekirdi.
ama tabi okumayan, cahil ve hazıra konmaya alışmış tembel ve kayıp bir kuşak olduğunuz için aktrollerin ekmeğine yağ sürdünüz.
okuyun madem. okuyun da türkiye-çin ilişkilerini, bu ilişkilerdeki atatürk'ün rolünü, çin'de atatürk'ün ne anlama geldiğini hafızanızın bir köşesine yerleştirin.
belki lazım olur...
çin eski çağlardan beri bizim düşman olduğumuz bir ülkeydi.
19. yüzyılda da vahşi kapitalist batı medeniyetleri tarafından sömürge haline getirilmişti.
çin'de avrupalı devletlerin bu sömürge düzenine karşı bir isyan hareketi başladı.
tarihe (bkz: boxer isyanı) olarak geçen bu isyan sürecinde batı medeniyetleri kalabalık çin nüfusu ile başetme güçlüğüne düştüler.
bunlardan biri de osmanlı'nın müttefiki olan almanya'ydı.
çin'de yaşayan müslüman nüfusu dikkate alan alman imparatoru wilhelm, 2. abdülhamid'e başvurarak bu müslümanları kontrol altına almasını istedi. bunun üzerine de 2. abdülhamid, imparator wilhelm'in bu isteğini kırmayarak çin'e bir "nasihat" heyeti gönderdi.
(bkz: abdülhamid in çin e gönderdiği nasihat heyeti)
abdülhamid'in çin'e gönderdiği bu heyet, çin'de yaşayan 50 milyon müslüman topluluğunun liderlerine batılı devletlere biat etmelerini, sömürgecilere isyan etmemelerini nasihat(!) etmiştir.
hatta abdülhamid'in çin'deki müslümanları etkisi altında tutması için batılı devletler hatırı sayılır bir fon ayırmışlar, bu fon ile çin'in başkenti pekin'de hamidiye islam üniversitesi adı altında bir okul kurulmuştur.
görsel
abdülhamid'in çin'e olan etkisi 1920'lere kadar devam etmiştir, lakin 1. dünya savaşının sona ermesi ile çin'in sömürgeci devletlerden ve japon işgalinden kurtulması ve sun yat sen önderliğinde milli birliğini sağlamasıyla, pekin'de kurulan bu okul da tasfiye edilmiştir.
---------------------------
ara not: abdülhamid, halifelik makamını sömürgeci ülkeler için kullanmayı bir huy edinmiştir ne yazık ki.
çin'deki müslümanları sömürgecilere biat etmesi konusunda uyaran abdülhamid, abd sömürgesi olan filipinler'de başlayan bağımsızlık mücadelesi sırasında filipinler'deki müslümanlara da abd'ye biat etmelerini, bağımsızlık için isyan eden asilere uymamalarını tavsiye etmiştir.
(bkz: abd ye karşı ayaklanan müslümanları uyaran halife/#40941745)
görsel
-------------------------
ara not-2: ayrıca, 2. abdülhamid'in torunu olan abdülkerim efendi 1. dünya savaşından sonra doğu türkistan'da japon nüfuzu altında bir türkistan imparatorluğu kurma mücadelesi vermiş, bunun için ordu toplamış fakat henüz hazırlıklarını tamamlayamadan çin ordusu tarafından bozguna uğratılarak abd'ye kaçmak zorunda kalmıştır.
(bkz: abdülhamid in türkistan imparatoru torunu/#42725377)
görsel
-------------------------------
işte çin bundan sonra türkiye'nin bu kendi içişlerine karışmasını, batılı sömürgeci devletler için faaliyetler yapmasını hiç unutamadı...
osmanlı yıkılmasına rağmen, yeni türkiye cumhuriyeti kurulmasına rağmen türkiye'ye mesafeli durdu.
türkiye cumhuriyeti ve çin arasındaki ilk resmi temas 1925 yılında kuruldu.
bu tarihten itibaren ikili görüşmeler, avrupa ve amerika'daki iki ülke büyükelçilerinin sürekli görüşmeleri ve bir dizi antlaşma yapma çalışmaları vesilesi ile çin devleti türkiye'yi ve atatürk devrimlerini anlamaya, atatürk türkiye'sinin osmanlı gibi batının kontrolünde değil, bağımsız ve modern bir devlet olduğunu kavramaya başladılar.
çin'li aydınlar türk kurtuluş savaşı'ndan ve mustafa kemal'in devrimlerinden çok etkilendiler.
çin'de türkiye'yi, kurtuluş savaşımızı ve atatürk'ü anlatan kitaplar yazılmaya başlandı. ve nihayet 1934 yılında imzalanan türkiye-çin dostluk antlaşması ile türkiye ve çin ilişkileri iki dost ülke ilişkisi haline dönüştü.
atatürk'ün çabaları ile tesis edilen bu dostluk ilişkileri, henüz antlaşma imzalanmadan evvel meyvelerini vermeye başlamıştır.
örneğin bir doğu türkistan türk'ü olan rahmetli tarihçi ve türkolog kazım mirşan bu dönemde türkiye'ye gelmiş, burada eğitim almıştır.
keza bu dönemde türk olmayan başka çin'li öğrenciler de türkiye'de eğitim görmüş, karşılıklı olarak harp akademilerinde subay eğitimleri yapılmıştır.
çin'de bugün hala basılan ve okunan atatürk dönemi ve türkiye cumhuriyeti ile ilgili yazılmış bazı kitaplar şunlardır.
-yeni türkiye---->liu ko şu (1927)
-yeni türkiye---->sung su jco (1928)
-türk inkılap tarihi--->liu ko şu (1930)
-türkiye tarihi--->cav cing yuan (1935)
-türkiye'nin en yeni dış politikası--->lin van yen(1937)
-Kemal’in Bibliyografyası--->Dzıng Cin (1939)
not: çin'de ders olarak okutulan atatürk kitabı diye sosyal medyada paylaşılan ama kimsenin bilgi vermediği kitap işte bu dzing cin'in, kemal'in bibliyografyası adlı 13 bölümlük dev eser ve sung su jco'nun yeni türkiye adlı kitaplarıdır.
gelelim çin'deki kolera salgınında gönderilen aşılarımıza.
yukarıda da bahsettiğim üzere 1938'deki kolera salgını sonrası zor duruma düşen çin, dost ülke türkiye'den yardım talebinde bulunmuş, atatürk'ün talimatıyla refik saydam hıfzısıhha enstitüsünde üretilen aşılar ve mikrobiyoloji uzmanlarımız çin'e gönderilmiştir.
çin'deki bu kolera salgını 2 seneden uzun sürmüştür. atatürk'ün vefatından sonra dahi, 1939'da türkiye çin'e tıbbi yardım ve aşı göndermeye devam etmiştir.
çin'e gönderilen aşı ve miktarına dair resmi belge;
görsel
çin'e gönderilen aşılar ile ilgili 16 aralık 1938 tarihli anadolu ajansı haberi;
görsel
çin'e gönderilen tıbbi yardımlar ile ilgili reuter ajansı haberi;
görsel
çin'e gönderilen aşı yardımı ile ilgili bir başka haberler;
görsel
görsel
sözün özü.
atatürk'ü gerçekten anlamaya ve öğrenmeye çalışsanız bugünkü gibi bir rezalet yaşamaz, en azından atatürk'e bu yolla saldırmaya çalışan aktrollere gerekli cevabı verebilirdiniz.
şimdi bu durumu bu aktroller her fırsatta kullanacaklar. acaba buna sebep olduğunuz için utanacak mısınız?
#tarih
tarih boyunca sürekli salgınlara maruz kalmış ülke.
(bkz: coğrafya kaderdir)
hemen her yüzyılda italya'da büyük bir salgın felaketi olmuş.
bunların en bilineni kara ölüm olarak bilinen ve 14. yy'da 200 milyon kişinin ölümüne yol açan veba salgını.
görsel
bu veba salgını avrupa'ya italya'dan (cenova) yayılmış.
cenova'ya geldiği yer ise kırım.
öyle ki bu veba salgını da aslen çin'de başlıyor.
kırım'da bir ceneviz ticaret kolonisini kuşatan moğollar, mancınıklarla şehre çin'den getirdikleri yüzlerce vebalı ceset atıyorlar.
tabi burada başlayan salgın, ilk gemi ile italya'ya ulaşıyor ve tüm avrupa'ya yayılıyor.
bundan 300 yıl sonra italya'yı bir başka veba salgını vurdu.
bubonik veba ya da 1629 veba salgını'nda 1 milyondan fazla insan hayatını kaybetti.
görsel
17. yy'daki bu veba salgınında köyleri gezen doktorların giydikleri şu kıyafet popüler kültürde çok meşhurdur;
görsel
bakınız bu salgın da çin kökenlidir.
çin'den yayılan virüs, rusya üzerinden almanya'ya ve buradan da (almanya-fransa-venedik savaşı vesilesiyle) milano'ya gelmiştir.
1629 salgınının bitiminden 20 sene sonra napoli'de bir salgın daha yaşadı italya.
1629 salgınının etkisi de avrupa''ya da yayıldı ve uzun yıllar hissedildi.
1647'de sevilla'da ortaya çıkan salgın ve 1679'da viyana'da ortaya çıkan salgınlar hep bu salgının devamıydı.
şimdi italya yine çin üzerinden yayılan bir virüs salgınının etkisi altında.
umarım bunu da atlatırlar...
#tarih
(bkz: coğrafya kaderdir)
hemen her yüzyılda italya'da büyük bir salgın felaketi olmuş.
bunların en bilineni kara ölüm olarak bilinen ve 14. yy'da 200 milyon kişinin ölümüne yol açan veba salgını.
görsel
bu veba salgını avrupa'ya italya'dan (cenova) yayılmış.
cenova'ya geldiği yer ise kırım.
öyle ki bu veba salgını da aslen çin'de başlıyor.
kırım'da bir ceneviz ticaret kolonisini kuşatan moğollar, mancınıklarla şehre çin'den getirdikleri yüzlerce vebalı ceset atıyorlar.
tabi burada başlayan salgın, ilk gemi ile italya'ya ulaşıyor ve tüm avrupa'ya yayılıyor.
bundan 300 yıl sonra italya'yı bir başka veba salgını vurdu.
bubonik veba ya da 1629 veba salgını'nda 1 milyondan fazla insan hayatını kaybetti.
görsel
17. yy'daki bu veba salgınında köyleri gezen doktorların giydikleri şu kıyafet popüler kültürde çok meşhurdur;
görsel
bakınız bu salgın da çin kökenlidir.
çin'den yayılan virüs, rusya üzerinden almanya'ya ve buradan da (almanya-fransa-venedik savaşı vesilesiyle) milano'ya gelmiştir.
1629 salgınının bitiminden 20 sene sonra napoli'de bir salgın daha yaşadı italya.
1629 salgınının etkisi de avrupa''ya da yayıldı ve uzun yıllar hissedildi.
1647'de sevilla'da ortaya çıkan salgın ve 1679'da viyana'da ortaya çıkan salgınlar hep bu salgının devamıydı.
şimdi italya yine çin üzerinden yayılan bir virüs salgınının etkisi altında.
umarım bunu da atlatırlar...
#tarih
bir türk'ü öz vatanından, ana vatanından, binlerce yıldır varolduğu topraklardan kovmaya çalışmaktır.
hadsizliktir...
anadolu binlerce yıllık türk yurdudur.
türklerin anadolu'ya hala ilk olarak 1071'de geldiklerini baz alan bu hint avrupa odaklı tarihçilik anlayışını benimsemiş yavşaklar, siyasal islam-ingiliz işbirliği ile dimağlara yerleştirilen "anadolu'nun kapısı türklere 1071'de açıldı" yalanını referans alıyorlar.
oysa ki çevrelerine baksalar neyin ne olduğunu görecekler.
türk milleti ve türk kültürü anadolu'nun kadim uygarlığıdır. türkler yerleştikleri her coğrafyaya kendi mühürlerini vurmuşlar ve vatan yaptıkları toprakları bu şekilde tescillemişlerdir.
bunları defalarca yazdık, ama hala ingiliz gizli servisinin empoze ettiği yalanlarla türk düşmanlığı yapanlar idrak edemediler.
olsun...binlerce kez daha anlatırız biz de...
bakınız çokomel beyinliler, anadolu'nun tam ortasında ankara'nın güdül ilçesi, salihler köyündeki şu mağara resimleri içinde yer alan kayı tamgası;
görsel
kayı tamgasını başka bir millet kayalara kazımış olabilir mi?
üstelik bu kayı tamgası mö 8. yüzyıla ait.
mö 8. yüzyılda anadolu'nun tam ortasına vurulan bu türk tamgası, anadolu'Nun türklerin kadim yurdu olduğuna bir ispat mıdır?
diğer deliller ile birlikte incelersek tabi ki.
kısa kesip devam ediyorum, zira çok örnek vereceğim bu sefer...
erzurum'un karayazı ilçesindeki salyamaç köyünde bulunan cunni mağarası'nda çekilmiş fotoğraflaradan oluşturulan kolajlama;
görsel
cunni mağarasında yer alan 50 adet damga, işaret ve tasvirlerde oğuz boyları’ndan 12 boyun, 29 çeşit damgası belirlenmiştir.
cunni mağarasındaki bu tamgaların tarihi de milattan öncesine aittir.
milattan çok daha eski tarihlere gidecek olursak.
misal mö 2500-2000 tarihleri arasında akad tabletlerinde anadolu'da varlığından bahsedilen bir krallık dikkat çeker.
(bkz: türki krallığı) ve türki krallığı hükümdarı (bkz: ilşu nail)
bunların dışında anadolu'da öntürk izlerini bulabileceğiniz daha pek çok sağlam kaynaklar var.
bunlardan örnekler vermek gerekirse;
•hakkari balbalları;
görsel
•Eskişehir’in Han ilçesinde Yazılıkaya ve uçuz yazıtları;
görsel
•Erenköy yazıtı;
görsel
•Van Tirşin yaylası Çilgir köyü yazıtları;
görsel
•Antalya da Beldibi mağarasındaki tamgalar;
görsel
•urfa göbeklitepe'deki türk tamgaları;
görsel
•çanakkale-çan ilçesi altıkulaç lahitindeki mö 5. yy türk atlısı rölyefi;
görsel
•kağızman-geyiklitepe, mö 2000 kurt başlı tuğ taşıyan türk atlısı.
görsel
ve daha bir çok iz...
kimi bayburt'ta, kimi ergani'de, sivas'ta, side'de, çorum'da, polatlı yassıhöyük'te...
hepsi de anadolu'nun kadim bir türk yurdu olduğuna dair bariz kanıtlar.
ama anadolu'nun kadim halkları olduğunu iddia edenler, nedense varlıklarına dair böyle somut örnekler, kaynaklar gösteremiyor.
o yüzden her kim ki "orta asya'dan geldik, anadolu bizimdir" diyorsa yanılıyor.
biz zaten buradaydık...
ilgili başlık ve yazılar;
(bkz: hakkari gevaruk yaylası/#13538061)
(bkz: cunni magarasi/#31475398)
(bkz: erenköy yazıtı/#17724355)
(bkz: ankara güdül deki 2800 yıllık kayı tamgası/#36704040)
(bkz: çanakkale de bulunan mö 5 yy türk rölyefi/#40376446)
(bkz: kağızman geyiklitepe tunç çağına ait türk izleri/#42138297)
#tarih
hadsizliktir...
anadolu binlerce yıllık türk yurdudur.
türklerin anadolu'ya hala ilk olarak 1071'de geldiklerini baz alan bu hint avrupa odaklı tarihçilik anlayışını benimsemiş yavşaklar, siyasal islam-ingiliz işbirliği ile dimağlara yerleştirilen "anadolu'nun kapısı türklere 1071'de açıldı" yalanını referans alıyorlar.
oysa ki çevrelerine baksalar neyin ne olduğunu görecekler.
türk milleti ve türk kültürü anadolu'nun kadim uygarlığıdır. türkler yerleştikleri her coğrafyaya kendi mühürlerini vurmuşlar ve vatan yaptıkları toprakları bu şekilde tescillemişlerdir.
bunları defalarca yazdık, ama hala ingiliz gizli servisinin empoze ettiği yalanlarla türk düşmanlığı yapanlar idrak edemediler.
olsun...binlerce kez daha anlatırız biz de...
bakınız çokomel beyinliler, anadolu'nun tam ortasında ankara'nın güdül ilçesi, salihler köyündeki şu mağara resimleri içinde yer alan kayı tamgası;
görsel
kayı tamgasını başka bir millet kayalara kazımış olabilir mi?
üstelik bu kayı tamgası mö 8. yüzyıla ait.
mö 8. yüzyılda anadolu'nun tam ortasına vurulan bu türk tamgası, anadolu'Nun türklerin kadim yurdu olduğuna bir ispat mıdır?
diğer deliller ile birlikte incelersek tabi ki.
kısa kesip devam ediyorum, zira çok örnek vereceğim bu sefer...
erzurum'un karayazı ilçesindeki salyamaç köyünde bulunan cunni mağarası'nda çekilmiş fotoğraflaradan oluşturulan kolajlama;
görsel
cunni mağarasında yer alan 50 adet damga, işaret ve tasvirlerde oğuz boyları’ndan 12 boyun, 29 çeşit damgası belirlenmiştir.
cunni mağarasındaki bu tamgaların tarihi de milattan öncesine aittir.
milattan çok daha eski tarihlere gidecek olursak.
misal mö 2500-2000 tarihleri arasında akad tabletlerinde anadolu'da varlığından bahsedilen bir krallık dikkat çeker.
(bkz: türki krallığı) ve türki krallığı hükümdarı (bkz: ilşu nail)
bunların dışında anadolu'da öntürk izlerini bulabileceğiniz daha pek çok sağlam kaynaklar var.
bunlardan örnekler vermek gerekirse;
•hakkari balbalları;
görsel
•Eskişehir’in Han ilçesinde Yazılıkaya ve uçuz yazıtları;
görsel
•Erenköy yazıtı;
görsel
•Van Tirşin yaylası Çilgir köyü yazıtları;
görsel
•Antalya da Beldibi mağarasındaki tamgalar;
görsel
•urfa göbeklitepe'deki türk tamgaları;
görsel
•çanakkale-çan ilçesi altıkulaç lahitindeki mö 5. yy türk atlısı rölyefi;
görsel
•kağızman-geyiklitepe, mö 2000 kurt başlı tuğ taşıyan türk atlısı.
görsel
ve daha bir çok iz...
kimi bayburt'ta, kimi ergani'de, sivas'ta, side'de, çorum'da, polatlı yassıhöyük'te...
hepsi de anadolu'nun kadim bir türk yurdu olduğuna dair bariz kanıtlar.
ama anadolu'nun kadim halkları olduğunu iddia edenler, nedense varlıklarına dair böyle somut örnekler, kaynaklar gösteremiyor.
o yüzden her kim ki "orta asya'dan geldik, anadolu bizimdir" diyorsa yanılıyor.
biz zaten buradaydık...
ilgili başlık ve yazılar;
(bkz: hakkari gevaruk yaylası/#13538061)
(bkz: cunni magarasi/#31475398)
(bkz: erenköy yazıtı/#17724355)
(bkz: ankara güdül deki 2800 yıllık kayı tamgası/#36704040)
(bkz: çanakkale de bulunan mö 5 yy türk rölyefi/#40376446)
(bkz: kağızman geyiklitepe tunç çağına ait türk izleri/#42138297)
#tarih
bir gerçek...
üretebilirdi, ama geçmişte kaldı o potansiyel...
ülkemiz virüs salgınları ile yıllardır mücadele ediyor.
sadece cumhuriyet döneminde değil, osmanlı döneminde de virüs ve salgınla mücadele için aşı geliştirme ve üretilmesine önem verilirdi.
kendini osmanlı torunu zanneden, ama osmanlı'nın "o" sunu dahi bilmeyen zevat bunları bilmez tabi...
19. yy sonları, 2. abdülhamid döneminde osmanlı'da başgösteren kolera salgını sonrası pasteur'dan yardım istenir.
pasteur, andre chantemesse adlı yardımcısını yollar.
istanbul'da 3 ay kalan ve çalışmalar yapan dr.chantemesse, 2. abdülhamid'e bir bakteri ve mikrobiyoloji merkezi kurulmasını tavsiye eder.
bunun üzerine 1893 yılında 2. abdülhamid'in talimatı ve çabasıyla istanbul'da bakteriyolojihane i şahane adlı türkiye'nin ilk bakteri ve aşı merkezi kurulur.
görsel
----------------------
ara not: bu arada kendini osmanlı torunu zannedenler bilmez lakin 2. abdülhamid bilimsel gelişmeleri çok yakından takip ederdi, bu yüzden de pasteur'e büyük destekler vermiştir.
öyle ki pasteur kuduz aşısını bulduğunda bütün dünya liderlerine enstitü kurulması için yardım talebi içeren mektup gönderir, bu mektuba en olumlu yanıt abdülhamid tarafından verilir. abdülhamid pasteur'un çalışmalarını tetkik için fransa'ya bir heyet gönderir, akabinde de 1. derece mecidiye nişanı ve 10 bin frank ödül verir. takip eden günlerde de pasteur'un enstitüyü kurması için abdülhamid gerekli her türlü desteği sağlar ve pasteur kuduz aşısını abdülhamid'in yardımları ile geliştirir. işte osmanlı'nın salgın için yardım talep etmesine de pasteur bu yüzden derhal yanıt vermiştir.
pasteur enstitüsüne gönderilen osmanlı heyeti;
görsel
abdülhamid'in pasteur'e yaptığı yardımlardan birini gösterir belge;
görsel
------------------------
neyse devam edelim,
bakteriyolojihane i şahane kurulduktan bir süre sonra dr.chantemesse fransa'ya dönünce yerine pasteur enstitüsü'nden dr. maurice nicolle gönderildi.
dr. nicolle bakteriyolojihane i şahane'ye müdür yapıldı ve buranın ilk müdürü oldu.
dr. nicolle, hem tıbbi hem veterine bakteriyolojiye de önem verdi, difteri, veba, kolera vb pek çok mikrobiyolojik hastalık için serumlar geliştirdi ve pek çok bakteriyolog yetiştirdi.
görsel
(bkz: bakteriyolojihane i şahane/#39896491)
neyse, savaşlar, işgaller döneminde bakteriyolojihane i şahane faaliyetlerine kuduz enstitüsü ve daha sonra da kuduz tedavi müessesesi adları altında devam eder.
cumhuriyetin kurulması ile başlayan türk devrimi neticesinde abdülhamid döneminde kurulan bakteriyolojihane i şahane, 1928 yılında ulu önder mareşal gazi mustafa kemal atatürk'ün destekleri ile dr refik saydam tarafından yeniden kuruldu.
görsel
kurulan enstitüye de refik saydam hıfzıssıhha enstitüsü adı verildi.
osmanlı'dan gelen, cumhuriyetle doruk noktasına ulaşan modernizm, bilim ve fennin, araştırma ve gelişmenin ilerlemesine verilen önem kendini "osmanlı torunu" olarak tanımlayan zihniyetin ortaya çıkışıyla önce duraklatıldı, sonra durduruldu ve sonra yok edildi.
bu ülkenin kendi öz enstitüsünde hem bu ülkenin vatandaşları için, hem de dünyanın diğer ülkelerindeki insanlar için kızamık, çocuk felci, verem, tetanos, difteri, tifüs, kolera, kuduz, tüberkiloz (bcg) ve çiçek aşıları "yerli ve milli" olarak üretildi.
görsel
hem ülkemizdeki insanlara şifa oldu, hem de yurtdışına gönderildi...
ama bazılarına göre devlet üretmezdi...üretmek devletin vazifesi değildi.
bu kafayla 2011 yılında hıfzısıhha enstitüsü kapatıldı.
1940'lı yıllarda dünyaya aşı satan türkiye, şu an tifüs aşısını dahi dışardan ithal eder hale geldi...
ha, devletin işi üretim değil, devlet kumaş üretmez, kundura üretmez diyen zihniyet, aşı fabrikasını kapattığı gibi, ilaç fabrikamızı da kapattı sevgili arkadaşlar.
1979 yılından beri yerli ve milli ilaç üreten ssk ilaç fabrikası, 2005 yılında kapatıldı.
görsel
başları her sıkıştığında "kılışdar ssk'yı batırdı" diyenler, nedense ssk'ya ait ilaç fabrikasını neden kapattıkları konusuna hiç değinmediler yıllardır.
ama sanki yerli ve milli ilaç fabrikasını kapatan kendileri değilmiş gibi, adeta insanların aklıyla dalga geçer gibi 2023'te yerli ve milli ilaç üreteceklerinin reklamını yapıyorlar.
(bkz: ilaç fabrikası kapatıp yerli ilaç üreteceğiz demek/#40429245)
görsel
bakın yukarıdaki haberde diyor ki, "yıllık 28 milyarlık ilaç ithalatının 10 milyarı cebimizde kalacak" diyor.
ilaç fabrikasını kapatıyorlar, sonra çıkıp ilaç fabrikası kuracağız diye propaganda yapıyorlar.
onları ilaç fabrikasını kapatırken alkışlayanlar, "ilaç fabrikası kuracağız" dediğinde de alkışa devam ediyor.
vah güzel ülkem vah...
peki ssk'nın ilaç fabrikasını kapatmasaydınız, hıfzısıhha enstitüsünü kapatmasaydınız, orada araştırma ve geliştirmeye önem verip, gerekli yatırımları yapsaydınız da bugün tüm ilaç ve aşılarımız yerli ve milli olsaydı, ilaç için, aşı için yurtdışına ödediğimiz milyarlar da ülkede kalsaydı ne olurdu???
konuyu çok uzattım farkındayım ama, gerçek gün gibi ortada değil mi?
biz aşı geliştiren ve üreten hıfzısıhha enstitüsünde covid19 aşısını şu an geliştiriyor olabilir miydik? corona virüsü için kendi ilaç fabrikamızda ilaç üretiyor olabilir miydik?
şayet 1923 vizyonu ile devam etseydik şüphesiz ilacı da üretirdik aşıyı da...
sahi siz tarihe baktıkça "bütün dünya ülkeleri yıllar geçtikçe ileri giderken, biz neden tam tersi bir şekilde geri gidiyoruz" diye düşünmüyor musunuz?
bakınız sadece cumhuriyet tarihinden değil, osmanlı tarihinden de örnek verdim sizlere abdülhamid torunları...
hepiniz abdülhamid'e hayransınız, ama keşke abdülhamid'in vizyonunun yüzde 1'ine sahip olsaydınız...
#tarih
------------------
edit: geçen gün sözcü gazetesinde uğur dündar'ın, kapatılan refik saydam hıfzısıhha enstitüsü eski başkanı dr. erol afşin'in mektubunu paylaştı.
burada anlıyoruz ki hıfzısıhha enstitüsünün modern bir aşı fabrikası kurması için 200 milyon dolar gerekliymiş, ama bu para ayrılmamış. oysa ki nerelere kimlere kaç milyar dolarlar verdi bu ülke.
bu yazının linki de şurada;
https://www.sozcu.com.tr/...uretebilirdi-ama-5687539/
üretebilirdi, ama geçmişte kaldı o potansiyel...
ülkemiz virüs salgınları ile yıllardır mücadele ediyor.
sadece cumhuriyet döneminde değil, osmanlı döneminde de virüs ve salgınla mücadele için aşı geliştirme ve üretilmesine önem verilirdi.
kendini osmanlı torunu zanneden, ama osmanlı'nın "o" sunu dahi bilmeyen zevat bunları bilmez tabi...
19. yy sonları, 2. abdülhamid döneminde osmanlı'da başgösteren kolera salgını sonrası pasteur'dan yardım istenir.
pasteur, andre chantemesse adlı yardımcısını yollar.
istanbul'da 3 ay kalan ve çalışmalar yapan dr.chantemesse, 2. abdülhamid'e bir bakteri ve mikrobiyoloji merkezi kurulmasını tavsiye eder.
bunun üzerine 1893 yılında 2. abdülhamid'in talimatı ve çabasıyla istanbul'da bakteriyolojihane i şahane adlı türkiye'nin ilk bakteri ve aşı merkezi kurulur.
görsel
----------------------
ara not: bu arada kendini osmanlı torunu zannedenler bilmez lakin 2. abdülhamid bilimsel gelişmeleri çok yakından takip ederdi, bu yüzden de pasteur'e büyük destekler vermiştir.
öyle ki pasteur kuduz aşısını bulduğunda bütün dünya liderlerine enstitü kurulması için yardım talebi içeren mektup gönderir, bu mektuba en olumlu yanıt abdülhamid tarafından verilir. abdülhamid pasteur'un çalışmalarını tetkik için fransa'ya bir heyet gönderir, akabinde de 1. derece mecidiye nişanı ve 10 bin frank ödül verir. takip eden günlerde de pasteur'un enstitüyü kurması için abdülhamid gerekli her türlü desteği sağlar ve pasteur kuduz aşısını abdülhamid'in yardımları ile geliştirir. işte osmanlı'nın salgın için yardım talep etmesine de pasteur bu yüzden derhal yanıt vermiştir.
pasteur enstitüsüne gönderilen osmanlı heyeti;
görsel
abdülhamid'in pasteur'e yaptığı yardımlardan birini gösterir belge;
görsel
------------------------
neyse devam edelim,
bakteriyolojihane i şahane kurulduktan bir süre sonra dr.chantemesse fransa'ya dönünce yerine pasteur enstitüsü'nden dr. maurice nicolle gönderildi.
dr. nicolle bakteriyolojihane i şahane'ye müdür yapıldı ve buranın ilk müdürü oldu.
dr. nicolle, hem tıbbi hem veterine bakteriyolojiye de önem verdi, difteri, veba, kolera vb pek çok mikrobiyolojik hastalık için serumlar geliştirdi ve pek çok bakteriyolog yetiştirdi.
görsel
(bkz: bakteriyolojihane i şahane/#39896491)
neyse, savaşlar, işgaller döneminde bakteriyolojihane i şahane faaliyetlerine kuduz enstitüsü ve daha sonra da kuduz tedavi müessesesi adları altında devam eder.
cumhuriyetin kurulması ile başlayan türk devrimi neticesinde abdülhamid döneminde kurulan bakteriyolojihane i şahane, 1928 yılında ulu önder mareşal gazi mustafa kemal atatürk'ün destekleri ile dr refik saydam tarafından yeniden kuruldu.
görsel
kurulan enstitüye de refik saydam hıfzıssıhha enstitüsü adı verildi.
osmanlı'dan gelen, cumhuriyetle doruk noktasına ulaşan modernizm, bilim ve fennin, araştırma ve gelişmenin ilerlemesine verilen önem kendini "osmanlı torunu" olarak tanımlayan zihniyetin ortaya çıkışıyla önce duraklatıldı, sonra durduruldu ve sonra yok edildi.
bu ülkenin kendi öz enstitüsünde hem bu ülkenin vatandaşları için, hem de dünyanın diğer ülkelerindeki insanlar için kızamık, çocuk felci, verem, tetanos, difteri, tifüs, kolera, kuduz, tüberkiloz (bcg) ve çiçek aşıları "yerli ve milli" olarak üretildi.
görsel
hem ülkemizdeki insanlara şifa oldu, hem de yurtdışına gönderildi...
ama bazılarına göre devlet üretmezdi...üretmek devletin vazifesi değildi.
bu kafayla 2011 yılında hıfzısıhha enstitüsü kapatıldı.
1940'lı yıllarda dünyaya aşı satan türkiye, şu an tifüs aşısını dahi dışardan ithal eder hale geldi...
ha, devletin işi üretim değil, devlet kumaş üretmez, kundura üretmez diyen zihniyet, aşı fabrikasını kapattığı gibi, ilaç fabrikamızı da kapattı sevgili arkadaşlar.
1979 yılından beri yerli ve milli ilaç üreten ssk ilaç fabrikası, 2005 yılında kapatıldı.
görsel
başları her sıkıştığında "kılışdar ssk'yı batırdı" diyenler, nedense ssk'ya ait ilaç fabrikasını neden kapattıkları konusuna hiç değinmediler yıllardır.
ama sanki yerli ve milli ilaç fabrikasını kapatan kendileri değilmiş gibi, adeta insanların aklıyla dalga geçer gibi 2023'te yerli ve milli ilaç üreteceklerinin reklamını yapıyorlar.
(bkz: ilaç fabrikası kapatıp yerli ilaç üreteceğiz demek/#40429245)
görsel
bakın yukarıdaki haberde diyor ki, "yıllık 28 milyarlık ilaç ithalatının 10 milyarı cebimizde kalacak" diyor.
ilaç fabrikasını kapatıyorlar, sonra çıkıp ilaç fabrikası kuracağız diye propaganda yapıyorlar.
onları ilaç fabrikasını kapatırken alkışlayanlar, "ilaç fabrikası kuracağız" dediğinde de alkışa devam ediyor.
vah güzel ülkem vah...
peki ssk'nın ilaç fabrikasını kapatmasaydınız, hıfzısıhha enstitüsünü kapatmasaydınız, orada araştırma ve geliştirmeye önem verip, gerekli yatırımları yapsaydınız da bugün tüm ilaç ve aşılarımız yerli ve milli olsaydı, ilaç için, aşı için yurtdışına ödediğimiz milyarlar da ülkede kalsaydı ne olurdu???
konuyu çok uzattım farkındayım ama, gerçek gün gibi ortada değil mi?
biz aşı geliştiren ve üreten hıfzısıhha enstitüsünde covid19 aşısını şu an geliştiriyor olabilir miydik? corona virüsü için kendi ilaç fabrikamızda ilaç üretiyor olabilir miydik?
şayet 1923 vizyonu ile devam etseydik şüphesiz ilacı da üretirdik aşıyı da...
sahi siz tarihe baktıkça "bütün dünya ülkeleri yıllar geçtikçe ileri giderken, biz neden tam tersi bir şekilde geri gidiyoruz" diye düşünmüyor musunuz?
bakınız sadece cumhuriyet tarihinden değil, osmanlı tarihinden de örnek verdim sizlere abdülhamid torunları...
hepiniz abdülhamid'e hayransınız, ama keşke abdülhamid'in vizyonunun yüzde 1'ine sahip olsaydınız...
#tarih
------------------
edit: geçen gün sözcü gazetesinde uğur dündar'ın, kapatılan refik saydam hıfzısıhha enstitüsü eski başkanı dr. erol afşin'in mektubunu paylaştı.
burada anlıyoruz ki hıfzısıhha enstitüsünün modern bir aşı fabrikası kurması için 200 milyon dolar gerekliymiş, ama bu para ayrılmamış. oysa ki nerelere kimlere kaç milyar dolarlar verdi bu ülke.
bu yazının linki de şurada;
https://www.sozcu.com.tr/...uretebilirdi-ama-5687539/
türk tarihindeki kahraman gemilerimizden biridır.
bir gemi düşünün, hem denizde, hem karada vatana hizmet ediyor, vatan savunmasına katkıda bulunuyor.
böyle bir şey mümkün olabilir mi?
söz konusu çanakkale ise, her şey mümkündür...
bugün günlerden çanakkale...
bu sene 18 mart çanakkale deniz zaferimize, mesudiye zırhlısından bakalım...
mesudiye zırhlısı ingiltere'deki thames ironworks and shipbuilding company tersanelerinde üretilerek 1874 yılında suya indirildi.
görsel
mesudiye'nin aslında bir de ikizi vardı, mahmudiye. birlikte üretildiler, lakin sonra mahmudiye ingiliz kraliyet donanması tarafından satın alındı ve hms superb olarak ingiltere'ye hizmet etti. (yukarıdaki fotoda mesudiye ve ikizi hms superb görülüyor)
inşa edildiği dönemin en güçlü gemilerinden biriydi mesudiye.
osmanlı donanmasının amiral gemisiydi.
1877-78 osmanlı-rus savaşı(93 harbi) ve 1897 osmanlı-yunan savaşı'nda hizmet verdi.
görsel
eskimişti, 1903 yılında italya'da cenova tersanelerinde bakıma alındı, modernize edildi. (direkleri söküldü, güçlü motorlar ve güçlü toplar takıldı ve aşağıdaki hale geldi)
görsel
balkan savaşlarında görev aldı.
bu savaşlar sırasında imroz deniz muharebelerinde ağır hasar aldı.
hasarları tam olarak giderilemediği halde mondros deniz muharebesine katıldı, ardından şarköy'deki bulgar mevzilerini bombaladı...
artık iyice yorulmuş ve bitmişti.
1. dünya savaşı başladığında donanma listesinden çıkarıldı.
hurda olacağı günleri bekliyordu mesudiye.
fakat mesudiye'ye ihtiyaç duyuldu...
büyük savaş başlamış, düşman çanakkale'ye hücum etmeye hazırlanıyordu.
çanakkale boğazını ve çanakkale müstahkem mevkii'ni denizden gelen taarruzlara karşı savunmak amacıyla 19. yy ortalarından itibaren boğazın her iki yakasına da tabyalar bataryalar ve çeşitli kaleler inşa edilmişti.
görsel
fakat başlayan büyük savaşın şiddeti o kadar fazladır ki, çanakkale'yi savunmak için bu tabyaların yetersiz kalacakları düşünülür.
bunun üzerine 1874 yapımı emektar mesudiye zırhlısı çanakkale'ye gönderilir.
görsel
mesudiye zırhlısı çanakkale'deki sarısığlar koyundan "yüzer tabya" olarak hizmet edecektir.
ayrıca mesudiye'nin bazı topları sökülerek baykuş tepe'de mevzilendirilir
fakat mesudiye zırhlısı, daha doğrusu yüzer tabyası, çanakkale deniz savaşlarının ilk günlerinde 13 aralık 1914'te ingiliz b11 denizaltısı tarafından torpillendi. ağır hasar aldı ve alabora oldu. mesudiye zırhlısında görevli 34 askerimiz bu saldırıda şehit oldu.
görsel
görsel
lakin alabora olmasına rağmen mesudiye'nin görevi bitmedi.
saldırıdan kurtulan mesudiye yüzer tabyasında görevli denizcilerimiz, baykuş tepe'deki batarya mevzilerine taşındılar.
görsel
mesudiye, vatanı savunma vazifesine burada devam etti. 18 mart 1915 günü fransız donanmasının bayrak gemisi olan bouvet'in boğazın sularına gömülmesinde önemli rol oynadı.
görsel
mesudiye batmıştı, ama mesudiye karadan da olsa vatanı savunmaya devam ediyordu...
çanakkale...
imkansız denilen şeylerin mümkün kılındığı türk'ün kabesi.
18 mart bayramımız kutlu olsun...
son olarak; mesudiye'den bize yadigar kalan baykuş tepe tabyasının bugünkü hali.
görsel
çanakkale...
sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
#tarih
bir gemi düşünün, hem denizde, hem karada vatana hizmet ediyor, vatan savunmasına katkıda bulunuyor.
böyle bir şey mümkün olabilir mi?
söz konusu çanakkale ise, her şey mümkündür...
bugün günlerden çanakkale...
bu sene 18 mart çanakkale deniz zaferimize, mesudiye zırhlısından bakalım...
mesudiye zırhlısı ingiltere'deki thames ironworks and shipbuilding company tersanelerinde üretilerek 1874 yılında suya indirildi.
görsel
mesudiye'nin aslında bir de ikizi vardı, mahmudiye. birlikte üretildiler, lakin sonra mahmudiye ingiliz kraliyet donanması tarafından satın alındı ve hms superb olarak ingiltere'ye hizmet etti. (yukarıdaki fotoda mesudiye ve ikizi hms superb görülüyor)
inşa edildiği dönemin en güçlü gemilerinden biriydi mesudiye.
osmanlı donanmasının amiral gemisiydi.
1877-78 osmanlı-rus savaşı(93 harbi) ve 1897 osmanlı-yunan savaşı'nda hizmet verdi.
görsel
eskimişti, 1903 yılında italya'da cenova tersanelerinde bakıma alındı, modernize edildi. (direkleri söküldü, güçlü motorlar ve güçlü toplar takıldı ve aşağıdaki hale geldi)
görsel
balkan savaşlarında görev aldı.
bu savaşlar sırasında imroz deniz muharebelerinde ağır hasar aldı.
hasarları tam olarak giderilemediği halde mondros deniz muharebesine katıldı, ardından şarköy'deki bulgar mevzilerini bombaladı...
artık iyice yorulmuş ve bitmişti.
1. dünya savaşı başladığında donanma listesinden çıkarıldı.
hurda olacağı günleri bekliyordu mesudiye.
fakat mesudiye'ye ihtiyaç duyuldu...
büyük savaş başlamış, düşman çanakkale'ye hücum etmeye hazırlanıyordu.
çanakkale boğazını ve çanakkale müstahkem mevkii'ni denizden gelen taarruzlara karşı savunmak amacıyla 19. yy ortalarından itibaren boğazın her iki yakasına da tabyalar bataryalar ve çeşitli kaleler inşa edilmişti.
görsel
fakat başlayan büyük savaşın şiddeti o kadar fazladır ki, çanakkale'yi savunmak için bu tabyaların yetersiz kalacakları düşünülür.
bunun üzerine 1874 yapımı emektar mesudiye zırhlısı çanakkale'ye gönderilir.
görsel
mesudiye zırhlısı çanakkale'deki sarısığlar koyundan "yüzer tabya" olarak hizmet edecektir.
ayrıca mesudiye'nin bazı topları sökülerek baykuş tepe'de mevzilendirilir
fakat mesudiye zırhlısı, daha doğrusu yüzer tabyası, çanakkale deniz savaşlarının ilk günlerinde 13 aralık 1914'te ingiliz b11 denizaltısı tarafından torpillendi. ağır hasar aldı ve alabora oldu. mesudiye zırhlısında görevli 34 askerimiz bu saldırıda şehit oldu.
görsel
görsel
lakin alabora olmasına rağmen mesudiye'nin görevi bitmedi.
saldırıdan kurtulan mesudiye yüzer tabyasında görevli denizcilerimiz, baykuş tepe'deki batarya mevzilerine taşındılar.
görsel
mesudiye, vatanı savunma vazifesine burada devam etti. 18 mart 1915 günü fransız donanmasının bayrak gemisi olan bouvet'in boğazın sularına gömülmesinde önemli rol oynadı.
görsel
mesudiye batmıştı, ama mesudiye karadan da olsa vatanı savunmaya devam ediyordu...
çanakkale...
imkansız denilen şeylerin mümkün kılındığı türk'ün kabesi.
18 mart bayramımız kutlu olsun...
son olarak; mesudiye'den bize yadigar kalan baykuş tepe tabyasının bugünkü hali.
görsel
çanakkale...
sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
#tarih
şanlı zaferimizin 105. yılı kutlu, şehitlerimizin ruhları şad olsun...
(bkz: bugün günlerden çanakkale)
görsel
çanakkale türk milleti'nin kabesidir.
ve kendini "türk" hisseden, "ben türküm" diyen herkesin çanakkale'yi ömründe en az 1 defa görmesi, o ruhu hissetmesi gerekir...
çanakkale'ye gittiğinizde, çanakkale'den izmir istikametine giderken, kepez'den hemen sonra dardanos mevkii vardır. bu dardanos'un hemen girişinde (izmir yolunun sağ tarafında denize doğru içerde kalıyor) bir tabela göreceksiniz.
"hasan mevsuf şehitliği..."
görsel
görsel
burası 18 mart 1915'te çanakkale deniz savaşları'nda dardanos bataryası'nın bulunduğu yerdir.
boğaza hakim bir tepedir.
görsel
dardanos bataryası, 18 mart 1915 günü düşman donanması tarafından en fazla hedef alınan ve saldırı süresince 4000 den fazla top mermisinin düştüğü tepedir.
görsel
peki dardanos bataryasının olduğu yer bugün neden hasan mevsuf şehitliğidir?
o halde üsteğmen hasan hulusi ve yardımcısı teğmen mehmet mevsuf'u anlatalım...
bir gün önce aldığı telgrafı yardımcısına gösteriyordu sevinç içinde hasan hulusi efendi.
bir kızı olmuştu istanbul'da...
çanakkale müstahkem mevkii komutanı da kendisine izin vermiş, "git istanbul'a yavrunu gör" demişti.
lakin üsteğmen hasan hulusi, "düşman gemileri boğazın girişinde dolaşırken gidemem" diye reddeetmişti kızına gitmeyi...
o gün, 18 mart 1915'te Denizdeki yüzer kaleler, en çok onların bulunduğu tepeyi hedef aldı. Birkaç obüsün bulunduğu tepeye, gün boyu 4 bin top mermisi düştü.
görsel
Akşama doğru Hasan Hulusi ve Mehmet Mevsuf, gözetleme yerinde savaşı takip ediyordu. Komutan, Üsteğmen Hasan’ı telefon başına çağırınca, biraz daha gerideki ağaçların altına kurulan santral merkezine yöneldi.
Bu sırada, Mevsuf da hareketlendi. Hasan bir an için dönüp ona, “Sen burada kal” dedi.
Saatlerdir bombaların patladığı yerde toz ve barut içinde kalan Mevsuf, biraz su içmek için izin isteyince, 2 subay koşar adımlarla telefona doğru gitti.
Vardıkları anda, koca bir top mermisi havayı yararak ve geçtiği yerde ıslık çalarak santral merkezini buldu.
Gün boyu düşen binlerce hain mermiden bir farkı yoktu.
Ancak o korkunç patlama tam da subayların ve telefoncu erlerin olduğu yerde meydana gelmişti. Havaya kalkan toprak açılıp dağıldıktan sonra yere indiğinde, şehitlerin üzerini de örtmüştü...
Kısa süre sonra Müstahkem Mevkii Komutanı Albay Cevat olay yerine geldi. Şehit olan kahraman evlatların acısı ile gözetleme yerine gitti.
emperyalist Filo, boynu bükük bir cenaze alayı gibi geri dönüyordu ve zafer Türk’ün olmuştu.
Karargahına döner dönmez savaş raporunu yazdı, istanbul’a müjdeyi verdi. Sonra da, şehit subaylar Hasan ve Mevsuf’tan söz etti.
Dardanos Bataryası’nın isminin “Hasan-Mevsuf” olarak değiştirilmesini istedi.
Başkomutan Vekili Enver Paşa da talebi uygun bulunca, o tabya, “Hasan-Mevsuf Bataryası” adıyla tarihteki yerini aldı.
bugün çanakkale-dardanos'ta dardanos bataryasının bulunduğu yerde hasan mevsuf şehitliği bulunmakta.
görsel
Bugün o kahraman şehitler, toprağa düştükleri yerdeki mezarlarında, manevi varlıkları ile ve şehitliğin hemen yanındaki topları ile Çanakkale Boğazı’ndaki nöbetini sürdürüyorlar.
ve bugün, şanlı dardanos hasan mevsuf bataryası çelik namlularını boğaza dikmiş vaziyette dosta düşmana şöyle haykırıyorlar;
çanakkale geçilmez...
görsel
aziz şehitlerimizin ruhları şad olsun...
#tarih
(bkz: bugün günlerden çanakkale)
görsel
çanakkale türk milleti'nin kabesidir.
ve kendini "türk" hisseden, "ben türküm" diyen herkesin çanakkale'yi ömründe en az 1 defa görmesi, o ruhu hissetmesi gerekir...
çanakkale'ye gittiğinizde, çanakkale'den izmir istikametine giderken, kepez'den hemen sonra dardanos mevkii vardır. bu dardanos'un hemen girişinde (izmir yolunun sağ tarafında denize doğru içerde kalıyor) bir tabela göreceksiniz.
"hasan mevsuf şehitliği..."
görsel
görsel
burası 18 mart 1915'te çanakkale deniz savaşları'nda dardanos bataryası'nın bulunduğu yerdir.
boğaza hakim bir tepedir.
görsel
dardanos bataryası, 18 mart 1915 günü düşman donanması tarafından en fazla hedef alınan ve saldırı süresince 4000 den fazla top mermisinin düştüğü tepedir.
görsel
peki dardanos bataryasının olduğu yer bugün neden hasan mevsuf şehitliğidir?
o halde üsteğmen hasan hulusi ve yardımcısı teğmen mehmet mevsuf'u anlatalım...
bir gün önce aldığı telgrafı yardımcısına gösteriyordu sevinç içinde hasan hulusi efendi.
bir kızı olmuştu istanbul'da...
çanakkale müstahkem mevkii komutanı da kendisine izin vermiş, "git istanbul'a yavrunu gör" demişti.
lakin üsteğmen hasan hulusi, "düşman gemileri boğazın girişinde dolaşırken gidemem" diye reddeetmişti kızına gitmeyi...
o gün, 18 mart 1915'te Denizdeki yüzer kaleler, en çok onların bulunduğu tepeyi hedef aldı. Birkaç obüsün bulunduğu tepeye, gün boyu 4 bin top mermisi düştü.
görsel
Akşama doğru Hasan Hulusi ve Mehmet Mevsuf, gözetleme yerinde savaşı takip ediyordu. Komutan, Üsteğmen Hasan’ı telefon başına çağırınca, biraz daha gerideki ağaçların altına kurulan santral merkezine yöneldi.
Bu sırada, Mevsuf da hareketlendi. Hasan bir an için dönüp ona, “Sen burada kal” dedi.
Saatlerdir bombaların patladığı yerde toz ve barut içinde kalan Mevsuf, biraz su içmek için izin isteyince, 2 subay koşar adımlarla telefona doğru gitti.
Vardıkları anda, koca bir top mermisi havayı yararak ve geçtiği yerde ıslık çalarak santral merkezini buldu.
Gün boyu düşen binlerce hain mermiden bir farkı yoktu.
Ancak o korkunç patlama tam da subayların ve telefoncu erlerin olduğu yerde meydana gelmişti. Havaya kalkan toprak açılıp dağıldıktan sonra yere indiğinde, şehitlerin üzerini de örtmüştü...
Kısa süre sonra Müstahkem Mevkii Komutanı Albay Cevat olay yerine geldi. Şehit olan kahraman evlatların acısı ile gözetleme yerine gitti.
emperyalist Filo, boynu bükük bir cenaze alayı gibi geri dönüyordu ve zafer Türk’ün olmuştu.
Karargahına döner dönmez savaş raporunu yazdı, istanbul’a müjdeyi verdi. Sonra da, şehit subaylar Hasan ve Mevsuf’tan söz etti.
Dardanos Bataryası’nın isminin “Hasan-Mevsuf” olarak değiştirilmesini istedi.
Başkomutan Vekili Enver Paşa da talebi uygun bulunca, o tabya, “Hasan-Mevsuf Bataryası” adıyla tarihteki yerini aldı.
bugün çanakkale-dardanos'ta dardanos bataryasının bulunduğu yerde hasan mevsuf şehitliği bulunmakta.
görsel
Bugün o kahraman şehitler, toprağa düştükleri yerdeki mezarlarında, manevi varlıkları ile ve şehitliğin hemen yanındaki topları ile Çanakkale Boğazı’ndaki nöbetini sürdürüyorlar.
ve bugün, şanlı dardanos hasan mevsuf bataryası çelik namlularını boğaza dikmiş vaziyette dosta düşmana şöyle haykırıyorlar;
çanakkale geçilmez...
görsel
aziz şehitlerimizin ruhları şad olsun...
#tarih
cahillik kötüdür.
cahil olursun, susarsın, öğrenmeye çalışırsın, bilenlere saygı gösterirsin. cahil olmak kötü bir şey değil. olabilir, insan cahil kalabilir, kınamıyorum.
ama cahil olup da bilmediğin konu hakkında konuşmak, hatta ahkam kesmek şerefsizliktir.
bakınız bu başlıkta konu ettiğimiz zat, bu zat vekillik yapmış bir cahil.
abdülhamid 33 senede toprak kaybetmemiştir demiş. cahil, hem cahil hem şerefsiz.
bir başkası da az evvel aynısını sözlükte yazmış.
ayk73 mahlaslı cahil.
görsel
ulan edep ya hu.
kendinle dalga geçirmekten, kendine güldürmekten zevk mi alıyorsunuz?
utanmadan bunu sözlüğe yazmış cahil. "abdülhamid 33 senede toprak vermedi" diye.
bak, 93 harbini iyi düşün şimdi.
♦ruslar ta yeşilköy'e kadar indiler, orada ayestafanos antlaşmasını imzaladı mı abdülhamid?
imzaladı.
♦ruslar için zafer anıtı dikti mi dikti.
akabinde berlin antlaşmasında.
♦rusları durdurduğu için ingilizlere kıbrıs'ı verdi mi?
♦aynı berlin antlaşmasında bulgaristan bağımsızlığını kazandı.
♦teselya yunanistan'a bırakıldı.
♦dobruca romanya'ya bırakıldı.
♦kars, batum, ardahan ve artvin ruslara bırakıldı.
♦sırbistan ve karadağ bağımsızlığını kazandı.
♦bosna hersek avusturya'ya bırakıldı.
♦1881'de fransa bağırta bağırta tunus'u işgal etti. abdülhamid "aman alirıza bey ağzımızın tadı kaçmasın" diyerek hiç oralı bile olmadı. garp ocağı tunus elden gitti.
♦bir yıl sonra 1882'de bu sefer ingilizler mısır'ı resmi olarak işgal etti. msır zaten bağımsızdı, mısır'ı hidivler (kavalalı sülalesi) yönetiyordu. mısır'da komple gitti.
♦1885'te sudan'da isyan çıktı. ingilizler sudan'a girip işgal ettiler. abdülhamid buna da ses çıkaramadı.
♦ardından yunanistan epir'i işgal etti ve 1897 osmanlı yunan savaşı başladı. bu savaşta osmanlı galip gelmesine rağmen abdülhamit girit'e özerklik verdi, hristiyan bir vali atanmasını kabul etti, teselya savaşta geri alınmasına rağmen yeniden yunanistan'a bırakıldı.
♦kuveyt'te isyan başladı, kuveyt şeyhi ingiliz himayesine girdi, kuveyt kazası da böylece elden çıkmış oldu.
♦yemen'de imam yahya isyanı çıktı, imam yahya bağımsızlığını ilan etti, yemen'i 1911 yılına kadar yönetti, yemen'i ittihat ve terakki geri aldı.
♦1904'te suudlar ayaklandı, 1906'da ibnus suud, halil ve necid'i ele geçirdi.
toplam 33 yıl.
abdülhamid döneminde kaybedilen topraklar yukarıda.
daha bunların arasına berlin konferansından iran'a bırakılan kotur'u, sırbistan'a bırakılan niş'i ve karadağ'a bırakılan birkaç kazayı yazmadım...
acaba abdülhamid 33 yılda bir karış toprak kaybetmedi diyenler bizimle aynı evrende mi yaşıyorlar? hangi tarih kitabında hangi tarihçi yazmış abdülhamid'in toprak kaybetmediğini, gösterirseniz sevinirim...
#tarih
cahil olursun, susarsın, öğrenmeye çalışırsın, bilenlere saygı gösterirsin. cahil olmak kötü bir şey değil. olabilir, insan cahil kalabilir, kınamıyorum.
ama cahil olup da bilmediğin konu hakkında konuşmak, hatta ahkam kesmek şerefsizliktir.
bakınız bu başlıkta konu ettiğimiz zat, bu zat vekillik yapmış bir cahil.
abdülhamid 33 senede toprak kaybetmemiştir demiş. cahil, hem cahil hem şerefsiz.
bir başkası da az evvel aynısını sözlükte yazmış.
ayk73 mahlaslı cahil.
görsel
ulan edep ya hu.
kendinle dalga geçirmekten, kendine güldürmekten zevk mi alıyorsunuz?
utanmadan bunu sözlüğe yazmış cahil. "abdülhamid 33 senede toprak vermedi" diye.
bak, 93 harbini iyi düşün şimdi.
♦ruslar ta yeşilköy'e kadar indiler, orada ayestafanos antlaşmasını imzaladı mı abdülhamid?
imzaladı.
♦ruslar için zafer anıtı dikti mi dikti.
akabinde berlin antlaşmasında.
♦rusları durdurduğu için ingilizlere kıbrıs'ı verdi mi?
♦aynı berlin antlaşmasında bulgaristan bağımsızlığını kazandı.
♦teselya yunanistan'a bırakıldı.
♦dobruca romanya'ya bırakıldı.
♦kars, batum, ardahan ve artvin ruslara bırakıldı.
♦sırbistan ve karadağ bağımsızlığını kazandı.
♦bosna hersek avusturya'ya bırakıldı.
♦1881'de fransa bağırta bağırta tunus'u işgal etti. abdülhamid "aman alirıza bey ağzımızın tadı kaçmasın" diyerek hiç oralı bile olmadı. garp ocağı tunus elden gitti.
♦bir yıl sonra 1882'de bu sefer ingilizler mısır'ı resmi olarak işgal etti. msır zaten bağımsızdı, mısır'ı hidivler (kavalalı sülalesi) yönetiyordu. mısır'da komple gitti.
♦1885'te sudan'da isyan çıktı. ingilizler sudan'a girip işgal ettiler. abdülhamid buna da ses çıkaramadı.
♦ardından yunanistan epir'i işgal etti ve 1897 osmanlı yunan savaşı başladı. bu savaşta osmanlı galip gelmesine rağmen abdülhamit girit'e özerklik verdi, hristiyan bir vali atanmasını kabul etti, teselya savaşta geri alınmasına rağmen yeniden yunanistan'a bırakıldı.
♦kuveyt'te isyan başladı, kuveyt şeyhi ingiliz himayesine girdi, kuveyt kazası da böylece elden çıkmış oldu.
♦yemen'de imam yahya isyanı çıktı, imam yahya bağımsızlığını ilan etti, yemen'i 1911 yılına kadar yönetti, yemen'i ittihat ve terakki geri aldı.
♦1904'te suudlar ayaklandı, 1906'da ibnus suud, halil ve necid'i ele geçirdi.
toplam 33 yıl.
abdülhamid döneminde kaybedilen topraklar yukarıda.
daha bunların arasına berlin konferansından iran'a bırakılan kotur'u, sırbistan'a bırakılan niş'i ve karadağ'a bırakılan birkaç kazayı yazmadım...
acaba abdülhamid 33 yılda bir karış toprak kaybetmedi diyenler bizimle aynı evrende mi yaşıyorlar? hangi tarih kitabında hangi tarihçi yazmış abdülhamid'in toprak kaybetmediğini, gösterirseniz sevinirim...
#tarih
an itibariyle ulaşmış olduğum belge gibi belge.
meğer (bkz: lozan hezimettir) diyen kadir mısıroğlu, mustafa armağan, fatih tezcan ve bunların takipçisi aktroller haklıymış...
bunca zamandır bize zafer diye yutturulan lozan bir hezimetmiş arkadaşlar.
aradan yıllar geçse de sonuçta tarih belgelere dayanan bir bilimdir ve hiçbir şey gizli kalmıyor, yıllar geçse de ortaya çıkıyor işte.
sevgili arkadaşlar işte lozan'ın bir hezimet olduğuna dair belge;
görsel
gördüğünüz gibi belgede kurtuluş savaşımızdan sonra istifa eden (bkz: çanakkale krizi) ingiltere eski başbakanı lloyd george "lozan'ın bir hezimet" olduğundan bahsetmiş.
lloyd george'un açıklamasının meali şöyle;
"mudanya mütarekesi yeterli değildi, lakin lozan'dan daha iyi şartlara sahiptik.
sevr antlaşmasından mudanya mütarekesine kadar olan süreç bir geri adım olsa da, lozan tam bir hezimettir. bundan sonra başımıza ne gelecek acaba? lozan sadece bir kilometre taşı..."
tabi ki liderleri de dahil olmak üzre akp'liler ingilizce bilmediği için bu açıklamayı çevirmek zorunda kaldım arkadaşlar.
yazıdaki rout kelimesinin hezimet anlamına geldiğini bildiğinizden şüphem yok aslında.
gördüğünüz üzre lozan tam bir hezimettir. ama bizim için değil, ingilizler için ve ingiliz muhipleri için...
evet sevgili aktroller. bu tam bir adamın gol diyor durumudur.
malum lloyd george bugün sizlerin hizmet ettiğiniz zihniyetin, yani ingilizlerin bir numaralı adamı.
sizlere lozan'ın hezimet olduğu masalını anlatan şerefsizler işte bu ingilizlerin adamıdır.
mi6 tarafından yetiştirilmiş ve fonlanmış türk düşmanlarıdır.
(bkz: kadir mısıroğlu şeyh nazım kıbrısi mi6 bağlantısı/#40606714)
#tarih
-------------------------
edit: ayk73'e cevaben.
oğlum sen doğuştan mı özürlüsün, yoksa sonradan mı kazandın bu özelliğini.
33 yılda abdülhamid toprak kaybetmediyse, bu toprakları kaybeden kim;
(bkz: #42994085)
meğer (bkz: lozan hezimettir) diyen kadir mısıroğlu, mustafa armağan, fatih tezcan ve bunların takipçisi aktroller haklıymış...
bunca zamandır bize zafer diye yutturulan lozan bir hezimetmiş arkadaşlar.
aradan yıllar geçse de sonuçta tarih belgelere dayanan bir bilimdir ve hiçbir şey gizli kalmıyor, yıllar geçse de ortaya çıkıyor işte.
sevgili arkadaşlar işte lozan'ın bir hezimet olduğuna dair belge;
görsel
gördüğünüz gibi belgede kurtuluş savaşımızdan sonra istifa eden (bkz: çanakkale krizi) ingiltere eski başbakanı lloyd george "lozan'ın bir hezimet" olduğundan bahsetmiş.
lloyd george'un açıklamasının meali şöyle;
"mudanya mütarekesi yeterli değildi, lakin lozan'dan daha iyi şartlara sahiptik.
sevr antlaşmasından mudanya mütarekesine kadar olan süreç bir geri adım olsa da, lozan tam bir hezimettir. bundan sonra başımıza ne gelecek acaba? lozan sadece bir kilometre taşı..."
tabi ki liderleri de dahil olmak üzre akp'liler ingilizce bilmediği için bu açıklamayı çevirmek zorunda kaldım arkadaşlar.
yazıdaki rout kelimesinin hezimet anlamına geldiğini bildiğinizden şüphem yok aslında.
gördüğünüz üzre lozan tam bir hezimettir. ama bizim için değil, ingilizler için ve ingiliz muhipleri için...
evet sevgili aktroller. bu tam bir adamın gol diyor durumudur.
malum lloyd george bugün sizlerin hizmet ettiğiniz zihniyetin, yani ingilizlerin bir numaralı adamı.
sizlere lozan'ın hezimet olduğu masalını anlatan şerefsizler işte bu ingilizlerin adamıdır.
mi6 tarafından yetiştirilmiş ve fonlanmış türk düşmanlarıdır.
(bkz: kadir mısıroğlu şeyh nazım kıbrısi mi6 bağlantısı/#40606714)
#tarih
-------------------------
edit: ayk73'e cevaben.
oğlum sen doğuştan mı özürlüsün, yoksa sonradan mı kazandın bu özelliğini.
33 yılda abdülhamid toprak kaybetmediyse, bu toprakları kaybeden kim;
(bkz: #42994085)
peygamber'in kabrini ingiliz'e ve ingiliz köpeği araplara bırakmamak için her türlü zorluğa göğüs geren, açlık ve susuzluk ile harap olmasına rağmen peygamber kabrini kanının son damlasına kadar savunan ve bu uğurda çekirge bile yiyen mehmetçik'tir.
dünyanın en şanlı, en kahraman askeri...
2020 malum, çok kötü geçiyor. savaşlar, virüsler, depremler derken bir de çekirge istilası musallat oldu.
(bkz: 400 milyar çekirgenin türkiye sınırına ulaşması)
işte bu sebeple çekirge denilen mahlukatla tarihi ilişkimizi bir kez daha hatırlamakta fayda var.
tarih 7 haziran 1918.
osmanlı ve müttefikleri için sonun başlangıcı.
hemen hemen tüm ortadoğu topraklarımız işgal altında.
ama bir yer var direnen.
medine...!!!
3 haziran 1916'dan beri ingiliz destekli arap köpeklerinin saldırılarına karşı mehmetçik tarafından savunulan, direnen medine.
ve medine'yi savunan mehmetçiğin başında kahraman bir paşa.
fahrettin türkkan...
görsel
fahrettin paşa, medine'ye ulaştıktan sonra şerif hüseyin ve dört oğlu, 3 haziran 1916'da medine çevresindeki demiryolunu ve telgraf hatlarını tahrip edip isyanı başlattılar.
5 ve 6 haziran gecesi medine karakollarına saldıran şerif hüseyin'in güçlerini fahrettin paşa, geri püskürttü.
asilerin başlangıçta sayları 50 bin kişiydi, bütün hicaz bölgesindeki türk askerinin sayısı ise 15 bin civarındaydı.
biriali ve birimâşi mevkilerindeki asileri yenilgiye uğratan fahrettin paşa, yeni birlikleri takviye edilmiş hicaz kuvve-i seferiyyesi kumandanlığına tayin edildi.
görsel
mekke valisi galip paşa'nın beceriksizliği yüzünden büyüyen isyan neticesinde asiler, 16 haziran 1916'da cidde'ye,7 temmuz'da mekke'ye,22 eylül'de tâif'e girdiler.
fahrettin paşa'nın savunduğu medine dışındaki bütün şehirler isyancıların eline geçmişti.
mısır - filistin cephesinde ki kanal harekâtı devam ediyor, bu sebeple hicaz bölgesinde ki isyan için yeni askeri birlikler gönderilemiyordu. medine ve çevresinde 100 km'lik bir emniyet şeridi oluşturan fahrettin paşa, son derece kısıtlı imkanlarla 2 yıl 7 ay boyunca ingilizler ve onların yerli işbirlikçileri olan çöl bedevilerine karşı medine'yi savunmaya devam etti.
görsel
medine müdafaası esnasında kahraman mehmetçik ve fahrettin paşa sadece düşmanla mücadele etmiyordu.
açlık ve susuzluk düşmandan daha tehlikeliydi.
fahrettin paşa, tarım alanlarına ve medine hurmalıklarına hiç zarar verdirtmedi. el ayun ve el avali bölgelerinde ki tarlalara ve hurmalıklara büyük itina gösterdi, ayrıca 6 ton buğday ektirdi. kısacası yöre halkı ile bütünleşmesini bildi.
lakin 2 yıl 7 ay süren bir müdafaa için bunlar yeterli gelmedi haliyle.
etrafı çevrili şehre hiçbir yerden yardım gelmiyordu. hastalık, açlık ve susuzluk hat sahaya ulaşmıştı. ilaç yok sıtma, dizanteri, humma, verem salgındı. fahrettin paşa bunlarla mücadele ederken osmanlı yenilmiş, filistin düşmüştü.
osmanlı ordusu kuzeye çekilmeye devam ediyordu.
bu arada mağlubiyeti kabul eden ve düşmanları ile mondros mütarekesini imzalamak zorunda kalan osmanlı imparatorluğu son anlarını yaşıyordu.
mütareke şartlarına göre medine şehri şerif hüseyin'e teslim edilmesi gerekmekteydi.
fakat fahrettin paşa ve kahraman mehmetçik, mütareke şartlarına rağmen hz peygamber'in kabrini şerif hüseyin köpeğine ve dolayısıyla ingilizlere teslim etmeyi reddetti.
medine müdafaası devam edecekti...
yukarıda da bahsettiğimiz şartlardan dolayı da bu müdafaanın devam edebilmesi için mehmetçiğin beslenmesi gerekliydi.
fahrettin paşa, peygamberin aslanlarının açlığa yenik düşmemesi için tarihe geçen çekirge talimatnamesi'ni yayınlattı...
bu talimatname ile mehmetçiğin çekirge ile beslenmesi kararlaştırıldı.
talimatnamede çekirge adı verilen hayvanatın gıda maddesi olarak tüketilebileceği belirtilirken sağlığa faydalarından da bahsedilmiş;
--çekirge talimatnamesi--
çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var ? yalnız tüyü yok. o da serçe gibi kanatlı ve uçuyor. bitkilerle besleniyor, temiz ve taze şeyler yiyor. hem de tiryaki ve keyif sahibi, tütün ve limondan zevk alıyor. ayrıca hicaz, asir, yemen ve afrika bedevilerinin başlıca gıdası çekirgedir. bedeviler sağlamlıklarını ve zindeliklerini yedikleri çekirgeye borçludurlar. çekirgeyi develerde büyük zevkle yiyorlar. dizlerinin bağı çözülenlere,basurlulara ve romatizmalılara şifadır.
--çekirge talimatnamesi--
görsel
bu şekilde osmanlı devleti'nin teslim olmasına rağmen, kahraman garnizonumuz medine şehrini müdafaa etmeye devam etmiş, 30 ekim 1918'de imzalanan mondros mütarekesinden sonra tam 3 ay boyunca peygamberin şehrini teslim etmemiştir...
medine şehri garnizonu 10 ocak 1919'da teslim olmuştur.
bakınız sevgili arkadaşlar.
tarihin görevi kahramanları ve hainleri unutturmamaktır.
30 ekim 1918'de imzalanan mondros mütarekesinden sonra fahrettin paşa şehri teslim etmemiş, mütareke sonrası padişah vahdettin'den tam 8 defa şehri şerif hüseyin ve ingilizlere teslim etmesi emri gelmiştir. fahrettin paşa, vahdettin'in tüm bu emir ve isteklerini yırtıp atmıştır.
bakınız, vahdettin halifedir, bir halife, askerine peygamberin kabrini teslim etmesini isteyebilir mi?
istiyor işte...
fahrettin paşa'nın tüm bu kahramanlığının hazin bir sonu vardır...
vahdettin ve istanbul hükümeti fahrettin paşa'nın teslim olmayacağını anlayınca, teslim emrini alt kademeli subaylara iletirler.
fahrettin paşa ise artık peygamberimizin kabrinin olduğu ravza'ya çekilmiştir.
burada türk subayları fahrettin paşa'yı zorla (sırtlarına alarak) ravzanın dışına çıkarırlar.
görsel
şehrin teslim edileceğini ve artık her şeyin bitmiş olduğunu anlayan kahraman paşa ahalinin duyacağı şekilde yüksek sesle şöyle haykırır;
--spoiler--
hiç utanmaz mısınız, hiç çekinmez misiniz bu şehri teslim etmeye? ben gitmiyorum, zorla götürüyorlar. şahit olun medine sokakları. yollar sokaklar şahittir. peygamber efendimiz şahittir. ben gitmiyorum, zorla götürüyorlar...
--spoiler--
fahrettin paşa medine'den bu şekilde çıkarılır ve ingilizlere teslim edilir.
medine kahramanı paşamız böylece malta'ya sürgün edilir ve sürgün günleri başlar. burada görülen mahkemelerde savaş suçlusu ilan edilir ve hakkında ölüm cezası kararı verilir. (hatta bu cezanın infaz edilmesini de kukla vahdettin onaylamıştır)
fahrettin paşa malta'da idam edilmeyi beklerken, anadolu'da doğan güneş türk milleti'nin makus kaderini değiştirecek, sakarya zaferimizin kazanılmasından sonra da fahrettin paşa'nın, sarı saçlı mavi gözlü bozkurt'un girişimleri ile malta sürgünü sona erecek ve türk kurtuluş savaşına katılarak vatanın kurtarılmasında pay sahibi olacaktır...
not: bugün sahip olduğumuz pek çok kutsal emanet, medine müdafaası sırasında fahrettin paşa'nın gayretleri ile türkiye'ye getirilmiş, arap köpeklerine bırakılmamıştır...
#tarih
dünyanın en şanlı, en kahraman askeri...
2020 malum, çok kötü geçiyor. savaşlar, virüsler, depremler derken bir de çekirge istilası musallat oldu.
(bkz: 400 milyar çekirgenin türkiye sınırına ulaşması)
işte bu sebeple çekirge denilen mahlukatla tarihi ilişkimizi bir kez daha hatırlamakta fayda var.
tarih 7 haziran 1918.
osmanlı ve müttefikleri için sonun başlangıcı.
hemen hemen tüm ortadoğu topraklarımız işgal altında.
ama bir yer var direnen.
medine...!!!
3 haziran 1916'dan beri ingiliz destekli arap köpeklerinin saldırılarına karşı mehmetçik tarafından savunulan, direnen medine.
ve medine'yi savunan mehmetçiğin başında kahraman bir paşa.
fahrettin türkkan...
görsel
fahrettin paşa, medine'ye ulaştıktan sonra şerif hüseyin ve dört oğlu, 3 haziran 1916'da medine çevresindeki demiryolunu ve telgraf hatlarını tahrip edip isyanı başlattılar.
5 ve 6 haziran gecesi medine karakollarına saldıran şerif hüseyin'in güçlerini fahrettin paşa, geri püskürttü.
asilerin başlangıçta sayları 50 bin kişiydi, bütün hicaz bölgesindeki türk askerinin sayısı ise 15 bin civarındaydı.
biriali ve birimâşi mevkilerindeki asileri yenilgiye uğratan fahrettin paşa, yeni birlikleri takviye edilmiş hicaz kuvve-i seferiyyesi kumandanlığına tayin edildi.
görsel
mekke valisi galip paşa'nın beceriksizliği yüzünden büyüyen isyan neticesinde asiler, 16 haziran 1916'da cidde'ye,7 temmuz'da mekke'ye,22 eylül'de tâif'e girdiler.
fahrettin paşa'nın savunduğu medine dışındaki bütün şehirler isyancıların eline geçmişti.
mısır - filistin cephesinde ki kanal harekâtı devam ediyor, bu sebeple hicaz bölgesinde ki isyan için yeni askeri birlikler gönderilemiyordu. medine ve çevresinde 100 km'lik bir emniyet şeridi oluşturan fahrettin paşa, son derece kısıtlı imkanlarla 2 yıl 7 ay boyunca ingilizler ve onların yerli işbirlikçileri olan çöl bedevilerine karşı medine'yi savunmaya devam etti.
görsel
medine müdafaası esnasında kahraman mehmetçik ve fahrettin paşa sadece düşmanla mücadele etmiyordu.
açlık ve susuzluk düşmandan daha tehlikeliydi.
fahrettin paşa, tarım alanlarına ve medine hurmalıklarına hiç zarar verdirtmedi. el ayun ve el avali bölgelerinde ki tarlalara ve hurmalıklara büyük itina gösterdi, ayrıca 6 ton buğday ektirdi. kısacası yöre halkı ile bütünleşmesini bildi.
lakin 2 yıl 7 ay süren bir müdafaa için bunlar yeterli gelmedi haliyle.
etrafı çevrili şehre hiçbir yerden yardım gelmiyordu. hastalık, açlık ve susuzluk hat sahaya ulaşmıştı. ilaç yok sıtma, dizanteri, humma, verem salgındı. fahrettin paşa bunlarla mücadele ederken osmanlı yenilmiş, filistin düşmüştü.
osmanlı ordusu kuzeye çekilmeye devam ediyordu.
bu arada mağlubiyeti kabul eden ve düşmanları ile mondros mütarekesini imzalamak zorunda kalan osmanlı imparatorluğu son anlarını yaşıyordu.
mütareke şartlarına göre medine şehri şerif hüseyin'e teslim edilmesi gerekmekteydi.
fakat fahrettin paşa ve kahraman mehmetçik, mütareke şartlarına rağmen hz peygamber'in kabrini şerif hüseyin köpeğine ve dolayısıyla ingilizlere teslim etmeyi reddetti.
medine müdafaası devam edecekti...
yukarıda da bahsettiğimiz şartlardan dolayı da bu müdafaanın devam edebilmesi için mehmetçiğin beslenmesi gerekliydi.
fahrettin paşa, peygamberin aslanlarının açlığa yenik düşmemesi için tarihe geçen çekirge talimatnamesi'ni yayınlattı...
bu talimatname ile mehmetçiğin çekirge ile beslenmesi kararlaştırıldı.
talimatnamede çekirge adı verilen hayvanatın gıda maddesi olarak tüketilebileceği belirtilirken sağlığa faydalarından da bahsedilmiş;
--çekirge talimatnamesi--
çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var ? yalnız tüyü yok. o da serçe gibi kanatlı ve uçuyor. bitkilerle besleniyor, temiz ve taze şeyler yiyor. hem de tiryaki ve keyif sahibi, tütün ve limondan zevk alıyor. ayrıca hicaz, asir, yemen ve afrika bedevilerinin başlıca gıdası çekirgedir. bedeviler sağlamlıklarını ve zindeliklerini yedikleri çekirgeye borçludurlar. çekirgeyi develerde büyük zevkle yiyorlar. dizlerinin bağı çözülenlere,basurlulara ve romatizmalılara şifadır.
--çekirge talimatnamesi--
görsel
bu şekilde osmanlı devleti'nin teslim olmasına rağmen, kahraman garnizonumuz medine şehrini müdafaa etmeye devam etmiş, 30 ekim 1918'de imzalanan mondros mütarekesinden sonra tam 3 ay boyunca peygamberin şehrini teslim etmemiştir...
medine şehri garnizonu 10 ocak 1919'da teslim olmuştur.
bakınız sevgili arkadaşlar.
tarihin görevi kahramanları ve hainleri unutturmamaktır.
30 ekim 1918'de imzalanan mondros mütarekesinden sonra fahrettin paşa şehri teslim etmemiş, mütareke sonrası padişah vahdettin'den tam 8 defa şehri şerif hüseyin ve ingilizlere teslim etmesi emri gelmiştir. fahrettin paşa, vahdettin'in tüm bu emir ve isteklerini yırtıp atmıştır.
bakınız, vahdettin halifedir, bir halife, askerine peygamberin kabrini teslim etmesini isteyebilir mi?
istiyor işte...
fahrettin paşa'nın tüm bu kahramanlığının hazin bir sonu vardır...
vahdettin ve istanbul hükümeti fahrettin paşa'nın teslim olmayacağını anlayınca, teslim emrini alt kademeli subaylara iletirler.
fahrettin paşa ise artık peygamberimizin kabrinin olduğu ravza'ya çekilmiştir.
burada türk subayları fahrettin paşa'yı zorla (sırtlarına alarak) ravzanın dışına çıkarırlar.
görsel
şehrin teslim edileceğini ve artık her şeyin bitmiş olduğunu anlayan kahraman paşa ahalinin duyacağı şekilde yüksek sesle şöyle haykırır;
--spoiler--
hiç utanmaz mısınız, hiç çekinmez misiniz bu şehri teslim etmeye? ben gitmiyorum, zorla götürüyorlar. şahit olun medine sokakları. yollar sokaklar şahittir. peygamber efendimiz şahittir. ben gitmiyorum, zorla götürüyorlar...
--spoiler--
fahrettin paşa medine'den bu şekilde çıkarılır ve ingilizlere teslim edilir.
medine kahramanı paşamız böylece malta'ya sürgün edilir ve sürgün günleri başlar. burada görülen mahkemelerde savaş suçlusu ilan edilir ve hakkında ölüm cezası kararı verilir. (hatta bu cezanın infaz edilmesini de kukla vahdettin onaylamıştır)
fahrettin paşa malta'da idam edilmeyi beklerken, anadolu'da doğan güneş türk milleti'nin makus kaderini değiştirecek, sakarya zaferimizin kazanılmasından sonra da fahrettin paşa'nın, sarı saçlı mavi gözlü bozkurt'un girişimleri ile malta sürgünü sona erecek ve türk kurtuluş savaşına katılarak vatanın kurtarılmasında pay sahibi olacaktır...
not: bugün sahip olduğumuz pek çok kutsal emanet, medine müdafaası sırasında fahrettin paşa'nın gayretleri ile türkiye'ye getirilmiş, arap köpeklerine bırakılmamıştır...
#tarih
dünyanın en kahraman, en asil milleti için yazılmış olan, dünyanın en güzel milli marşının kabulüdür.
bugün istiklal marşımızın kabulünün 99. yılıdır.
kutlu olsun.
https://streamable.com/uda49
istiklal marşımız için toplam 724 şiir-güfte yazılmış, bunların içinden 6 tanesi seçilmiş lakin bu seçilenlerin de yeterli milli duyguyu yansıtmaması sebebiyle ısparta milletvekili mehmet akif ersoy'dan bir şiir yazması istenmiş, ersoy'da "para ödülünü kabul etmemek şartıyla" istiklal marşımızı yazmıştır.
istiklal marşımız güfte halinde ilk kez 12 mart 1921 tarihinde tbmm kürsüsünden milli eğitim bakanı, hamdullah suphi tanrıöver tarafından okunmuş ve tbmm'nin tamamının alkışlarıyla kabul edilmiştir.
mehmet akif ersoy'un kazanmasına rağmen reddettiği 500 liralık ödül de darül mesai adlı hayır kurumuna bağışlanmıştır...
--spoiler--
ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
hangi çılgın bana zincir vuracakmış? şaşarım!
kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
--spoiler--
görsel
tanrı bu millete bir daha milli marş yazdırmasın...
#tarih
bugün istiklal marşımızın kabulünün 99. yılıdır.
kutlu olsun.
https://streamable.com/uda49
istiklal marşımız için toplam 724 şiir-güfte yazılmış, bunların içinden 6 tanesi seçilmiş lakin bu seçilenlerin de yeterli milli duyguyu yansıtmaması sebebiyle ısparta milletvekili mehmet akif ersoy'dan bir şiir yazması istenmiş, ersoy'da "para ödülünü kabul etmemek şartıyla" istiklal marşımızı yazmıştır.
istiklal marşımız güfte halinde ilk kez 12 mart 1921 tarihinde tbmm kürsüsünden milli eğitim bakanı, hamdullah suphi tanrıöver tarafından okunmuş ve tbmm'nin tamamının alkışlarıyla kabul edilmiştir.
mehmet akif ersoy'un kazanmasına rağmen reddettiği 500 liralık ödül de darül mesai adlı hayır kurumuna bağışlanmıştır...
--spoiler--
ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
hangi çılgın bana zincir vuracakmış? şaşarım!
kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
--spoiler--
görsel
tanrı bu millete bir daha milli marş yazdırmasın...
#tarih
bazılarının bugün "herkes de selanik göçmeni" diyerek laf çakmaya çalıştıkları göçmenlerdir.
öncelikle 1900 yılına ait osmanlı devleti haritasını koyalım;
görsel
haritada görüldüğü üzere selanik vilayeti son derece geniş bir coğrafi sınırlara sahiptir.
osmanlı'daki selanik vilayetinin bugünkü topraklarının bir kısmı makedonya ve bulgaristan sınırları içindedir.
selanik vilayeti osmanlı devletinin nüfus bakımından 3. vilayetiydi. (başkent istanbul ve izmir'i içine alan aydın vilayetinden sonra üçüncü sıradadır.)
örneğin pek çok mübadilin geldiği vodina, osmanlı döneminde selanik'e bağlı iken, bugün yunanistan'ın farklı bir idari birimine bağlıdır.
yine aynı şekilde osmanlı döneminde selanik'e bağlı olan florina, yenice gibi mübadillerin çok geldiği kentler bugün farklı idari birimlere bağlıdır.
yine drama, serez gibi sancaklar da osmanlı döneminde selanik vilayetine bağlıydı.
işte mübadil göçmenlerin pek çoğunun selanik göçmeni olmasının sebebi budur.
#tarih
öncelikle 1900 yılına ait osmanlı devleti haritasını koyalım;
görsel
haritada görüldüğü üzere selanik vilayeti son derece geniş bir coğrafi sınırlara sahiptir.
osmanlı'daki selanik vilayetinin bugünkü topraklarının bir kısmı makedonya ve bulgaristan sınırları içindedir.
selanik vilayeti osmanlı devletinin nüfus bakımından 3. vilayetiydi. (başkent istanbul ve izmir'i içine alan aydın vilayetinden sonra üçüncü sıradadır.)
örneğin pek çok mübadilin geldiği vodina, osmanlı döneminde selanik'e bağlı iken, bugün yunanistan'ın farklı bir idari birimine bağlıdır.
yine aynı şekilde osmanlı döneminde selanik'e bağlı olan florina, yenice gibi mübadillerin çok geldiği kentler bugün farklı idari birimlere bağlıdır.
yine drama, serez gibi sancaklar da osmanlı döneminde selanik vilayetine bağlıydı.
işte mübadil göçmenlerin pek çoğunun selanik göçmeni olmasının sebebi budur.
#tarih
osmanlı'dan geriye kalan sevr sınırlarının dışına çıkarak anadolu ve doğu trakya'nın tamamından yeni bir ülke kurmuştur. toplam 780 bin kilometrekarelik bir toprağı cumhuriyetin çocuklarına bırakmıştır atatürk...
ve atatürk'ün toprak katmadığını iddia edenler, bugünkü türkiye sınırlarına başka bir toprak katmadığı iddiasındalarsa merak etmeyin, onu da yapmış atamız.
atatürk ülkeye bir toprak parçası katmış ki şimdi bu toprak parçasını yazınca aktroller utanç içinde kalacaklar eminim.
caber kalesi...
görsel
caber kalesi neresi biliyor musunuz akp'liler?
caber kalesi ertuğrul gazi'nin babası süleyman şah'ın mezarının bulunduğu yerdir.
"türk mezarı" olarak bilinir.
görsel
o caber kalesi, fransa ile 1921'de yapılan ankara antlaşması ile türk toprağı olarak kabul edilmiş, türkiye'nin caber kalesinde asker bulundurup türk bayrağı çekmesi sağlanmıştır.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Caber_Kalesi
caber kalesini en iyi akp'liler bilir, zira şu son yıllarda süleyman şah'ın türbesini adeta gezici türbe haline getirdiler utanmaz yüzsüzler.
sen atatürk'ün aldığı süleyman şah türbesini oradan oraya taşı hiç utanmadan, ondan sonra da kalk "atatürk ülke toprağına neden toprak katmadı" diye başlık aç.
caber kalesi dışında bir de dilucu dediğimiz bölge var.
görsel
ileride sınırlar, yönetimler değişir, nahcivan'daki türkler ermenistan ve iran arasında sıkışıp kalmasın diye atatürk'ün kendi cebinden para ödeyerek aldığı bu toprak parçası da atatürk'ün vizyonu ile ülkemize kazandırdığı son derece stratejik bir topraktır...
yüzsüz velet...
sende birazcık şeref, namus, onur, gurur, utanma, insanlık varsa şimdi çıkar özür dilersin rezil herif seni...
#tarih
ve atatürk'ün toprak katmadığını iddia edenler, bugünkü türkiye sınırlarına başka bir toprak katmadığı iddiasındalarsa merak etmeyin, onu da yapmış atamız.
atatürk ülkeye bir toprak parçası katmış ki şimdi bu toprak parçasını yazınca aktroller utanç içinde kalacaklar eminim.
caber kalesi...
görsel
caber kalesi neresi biliyor musunuz akp'liler?
caber kalesi ertuğrul gazi'nin babası süleyman şah'ın mezarının bulunduğu yerdir.
"türk mezarı" olarak bilinir.
görsel
o caber kalesi, fransa ile 1921'de yapılan ankara antlaşması ile türk toprağı olarak kabul edilmiş, türkiye'nin caber kalesinde asker bulundurup türk bayrağı çekmesi sağlanmıştır.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Caber_Kalesi
caber kalesini en iyi akp'liler bilir, zira şu son yıllarda süleyman şah'ın türbesini adeta gezici türbe haline getirdiler utanmaz yüzsüzler.
sen atatürk'ün aldığı süleyman şah türbesini oradan oraya taşı hiç utanmadan, ondan sonra da kalk "atatürk ülke toprağına neden toprak katmadı" diye başlık aç.
caber kalesi dışında bir de dilucu dediğimiz bölge var.
görsel
ileride sınırlar, yönetimler değişir, nahcivan'daki türkler ermenistan ve iran arasında sıkışıp kalmasın diye atatürk'ün kendi cebinden para ödeyerek aldığı bu toprak parçası da atatürk'ün vizyonu ile ülkemize kazandırdığı son derece stratejik bir topraktır...
yüzsüz velet...
sende birazcık şeref, namus, onur, gurur, utanma, insanlık varsa şimdi çıkar özür dilersin rezil herif seni...
#tarih
ful yalan bilgi içeren başlık ve başlığın ilk entrysi...
senin ben yalanlarına sokuyum...
bahsedilen heykel-anıt, afyon'da bulunan zafer utku anıtı'dır.
yapan heykeltraş Heinrich Krippel'dir.
anıt 1933'te yapılmamıştır, yapımına 1932'de başlanmış, 1936'da açılmıştır.
anıt, türk'ün, türk halkının zaferini temsil etmektedir.
görsel
anıtın yapımında cami yıktırılmamıştır. anıtın olduğu alanda zaten yıkık ve kullanılmayan bir cami vardır, bu caminin adı da umur bey camisi değil, paşa camisi'dir. kullanılmayan ahşap paşa camisi yıkılmış yerine hemen yakına paşa camii yeniden inşa edilmiştir. bugün hala afyon'da paşa camii vardır.
hatta bu paşa camii akp döneminde bir kez daha yıkılmış, yerine yenisi yapılmaktadır.
http://www.afyonkenthaber...arina-baslandi-13115.html
bir başka yalan da anıt için yüzbinlerce lira ödendiğidir.
anıt için ödenen para yüzbinlerce lira değil, 59.446 liradır. anıtın maliyeti maliye bakanlığı kayıtlarında ve afyon valiliğinin kayıtlarında mevcuttur, akp'liler kolayca bulabilirler.
ayrıca 1936 yılı dolar kuru 1 lira 26 kuruştur.
buna göre anıtın maliyeti; 59.446/1.26 =47.179 dolardır. (yazıyla: kırk yedi bin yüz yetmiş dokuz abd doları)
bunun bugünkü parasal değerini ons olarak bulabiliriz.
1936 yılı 1 ons altın yaklaşık 35 dolar.
47 bin dolar karşılığı anıtın bugünkü değeri 1342 ons yapar.
bugün 1 ons altın 1600 dolar.
bu durumda.,
1600 x 1342 = 2 milyon 147 bin dolar yapar.
koskoca zaferimizi sembolize eden ve afyon şehrinin simgesi haline gelmiş bir anıt ve çevresi için 2 milyon dolar çok bir para değil.
bu anıt ve çevresi için harcanan para bilal'e ok atması için verilen paranın yaklaşık 8 de 1'i...
melih gökçek'in dinozorlarının yüzde 1 i...
ayrıca bak ben sana bir cami örneği vereyim.
manisa'ya bağlı seyitli köyü camisi.
bu cami 1953 yılında inşa edilmiş.
görsel
hah, işte bu camiyi yapan çomar zihniyet, camide kullandıkları taşları, aigai antik kentindeki athena tapınağından getirip kullanmışlar.
yani yıllardır zeus'un kızı athena adına yapılan tapınağın taşlarının arasında ibadetini yapıyorlar.
(bkz: athena tapınağının taşları ile cami yapılması)
hadi eyvallah.
#tarih
senin ben yalanlarına sokuyum...
bahsedilen heykel-anıt, afyon'da bulunan zafer utku anıtı'dır.
yapan heykeltraş Heinrich Krippel'dir.
anıt 1933'te yapılmamıştır, yapımına 1932'de başlanmış, 1936'da açılmıştır.
anıt, türk'ün, türk halkının zaferini temsil etmektedir.
görsel
anıtın yapımında cami yıktırılmamıştır. anıtın olduğu alanda zaten yıkık ve kullanılmayan bir cami vardır, bu caminin adı da umur bey camisi değil, paşa camisi'dir. kullanılmayan ahşap paşa camisi yıkılmış yerine hemen yakına paşa camii yeniden inşa edilmiştir. bugün hala afyon'da paşa camii vardır.
hatta bu paşa camii akp döneminde bir kez daha yıkılmış, yerine yenisi yapılmaktadır.
http://www.afyonkenthaber...arina-baslandi-13115.html
bir başka yalan da anıt için yüzbinlerce lira ödendiğidir.
anıt için ödenen para yüzbinlerce lira değil, 59.446 liradır. anıtın maliyeti maliye bakanlığı kayıtlarında ve afyon valiliğinin kayıtlarında mevcuttur, akp'liler kolayca bulabilirler.
ayrıca 1936 yılı dolar kuru 1 lira 26 kuruştur.
buna göre anıtın maliyeti; 59.446/1.26 =47.179 dolardır. (yazıyla: kırk yedi bin yüz yetmiş dokuz abd doları)
bunun bugünkü parasal değerini ons olarak bulabiliriz.
1936 yılı 1 ons altın yaklaşık 35 dolar.
47 bin dolar karşılığı anıtın bugünkü değeri 1342 ons yapar.
bugün 1 ons altın 1600 dolar.
bu durumda.,
1600 x 1342 = 2 milyon 147 bin dolar yapar.
koskoca zaferimizi sembolize eden ve afyon şehrinin simgesi haline gelmiş bir anıt ve çevresi için 2 milyon dolar çok bir para değil.
bu anıt ve çevresi için harcanan para bilal'e ok atması için verilen paranın yaklaşık 8 de 1'i...
melih gökçek'in dinozorlarının yüzde 1 i...
ayrıca bak ben sana bir cami örneği vereyim.
manisa'ya bağlı seyitli köyü camisi.
bu cami 1953 yılında inşa edilmiş.
görsel
hah, işte bu camiyi yapan çomar zihniyet, camide kullandıkları taşları, aigai antik kentindeki athena tapınağından getirip kullanmışlar.
yani yıllardır zeus'un kızı athena adına yapılan tapınağın taşlarının arasında ibadetini yapıyorlar.
(bkz: athena tapınağının taşları ile cami yapılması)
hadi eyvallah.
#tarih
mareşal gazi mustafa kemal atatürk'ün günümüz siyasetçilerine ve sözde devlet adamlarına devlet adamlığı dersi veren karşılama videosudur.
bakınız yıl 1934, atatürk ankara garında iran şahını karşılıyor ve ünyaya devlet adamı nasıl olur, devlet terbiyesi, devlet adabı nasıl olur dersi veriyor.
https://streamable.com/12yvy
son derece şık, asil, ince ve karizmatik bir karşılama.
bir de bugün devlet adamlarına bakın, birbirlerini aşağılamaya, mesajlar vermeye çalışmalar falan. hepsi birbirinden ucube, hepsi birbirinden avam...
dünya atatürk gibi bir devlet adamını ne gördü, ne de bir daha görecek...çok şükür ki o sadece bize nasip oldu...
not: başlığın ilk entrysinde de daha önce aynı ziyaretin farklı bir videosunu koymuştuk, onu bir daha buraya ekleyelim;
https://streamable.com/z6nrp
#tarih
bakınız yıl 1934, atatürk ankara garında iran şahını karşılıyor ve ünyaya devlet adamı nasıl olur, devlet terbiyesi, devlet adabı nasıl olur dersi veriyor.
https://streamable.com/12yvy
son derece şık, asil, ince ve karizmatik bir karşılama.
bir de bugün devlet adamlarına bakın, birbirlerini aşağılamaya, mesajlar vermeye çalışmalar falan. hepsi birbirinden ucube, hepsi birbirinden avam...
dünya atatürk gibi bir devlet adamını ne gördü, ne de bir daha görecek...çok şükür ki o sadece bize nasip oldu...
not: başlığın ilk entrysinde de daha önce aynı ziyaretin farklı bir videosunu koymuştuk, onu bir daha buraya ekleyelim;
https://streamable.com/z6nrp
#tarih
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar