bugün
- cumhuriyet bayramı13
- sırrı süreyyacı ünlülerin 29 ekim kutlaması4
- apo piçtir piç kalacak3
- yarragi olan adamlar sovyetler2
- alzheimer günlüğü3
- haftanın gammazları listesi2
- 29 ekim cumhuriyet bayramı10
- koşmak yerine ağırlık kaldırmak5
- hayat koçu ile yaşam koçu arasındaki fark6
- trabzonspor16
- ezberin gereksiz olduğu yanılgısı4
- sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez3
- gece vakti orman yolunda bisiklet sürmek8
- yuzırların ekşiye kaçması3
- alışveriş yapmak2
- ne mutlu türküm diyene2
- eski sevgilinin 29 ekim bayramını kutlamak2
- sarı saçın yakıştığı ünlüler9
- müslüm gürses şarkılarındaki felsefi sözler4
- öyle bir yatmak ki yarınlar olmayacakmışcasına7
- beşbuçuk tek mi çift midir2
- akın gürlek2
- evli kadına bin lira verip ilişkiye girmek7
- bir kıza saklama kabı hediye etmek10
- insan aklıyla açıklanamayan konular6
- sohbete hmmm ile bitiren kıza verilecek cevaplar3
- acil durumda aranacak kişi6
- şiir yazmak4
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı72
- turkcell3
- cengiz kurtoğlu şarkılarından bir söz bırak5
- kedilerle uyumak9
- escort taş mı yesin5
- rafine zevkleri olan erkek11
- gecenin şarkısı9
- hasar kaydı olan kıza aşık olan genco4
- istanbul11
- belki güneş bir gün ikimiz için doğar4
- psikolojik wabi sabi nedir2
- fırında tavuk10
- tuvalet kağıdını renkli alan insan10
- satranç3
- türkiye cumhuriyeti3
- 29 ekim 20262
- cumhuriyetten rahatsız olan insan18
- tr de hangi arabalar lüks sayılır sorunsalı8
- dolapta iki biram var6
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı12
- giysi fiyatlarının uçması9
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak20
aşık olunası şehir...
istanbul'dan tatil için gittim... çok övüldüğünden değil iki amcam iki halam orda olduğundan... ama gezdim gördüm mükemmel bir yer...
istanbul'dan tatil için gittim... çok övüldüğünden değil iki amcam iki halam orda olduğundan... ama gezdim gördüm mükemmel bir yer...
cnbc-e business dergisi'nin yaptığı araştırmaya göre türkiye'nin yaşanılabilir en ideal kenti.
ilk gittiğinde nedense şaşırtan,yoran ve alışılamayan,daha sonra kendine yakınlaştıran başkent.
sen ellerimde
sen gözlerimde
issiz geçen her gecemde
herseyinle yanimdasin
en zor bu gerçekten
sevdiğimi söylemeden
ayrildim yine senden
yoksun sen aslinda
yalnizim bu kumsalda
neler neler yapiyorsun
bensizken ankara'da.
sen gözlerimde
issiz geçen her gecemde
herseyinle yanimdasin
en zor bu gerçekten
sevdiğimi söylemeden
ayrildim yine senden
yoksun sen aslinda
yalnizim bu kumsalda
neler neler yapiyorsun
bensizken ankara'da.
Atatürk zamanında stratejik konumu sebebiyle başkent yapılmıştır.Eğer başkent yapılmasaydı Sivas ya da Kayseri'den bi farkı olmazdı.
eylül ayının ilk gününde sonbaharın tüm tonlarıyla hakim olduğu şehirdir.
(bkz: that s the way we love this town)
(bkz: that s the way we love this town)
sancılarla dolu şehir , mutlu olmasını bilenin sancısını azaltan şehir ...
gri şehir.
yo dostum yo. henüz görmedim.
ama bunaltıcı havası, sıkıcılığı, resmi oluşu, toplu taşıma stresi, kışı, soğuğu ...
buraya kadar geldi nam-ı.
tüm ön yargılarımı yıkmak için, sevmek için, yaşamak için gidiyorum.
pişman olmak istemiyorum.
göster başkentliğini ve sevdir kendini ankara.
yo dostum yo. henüz görmedim.
ama bunaltıcı havası, sıkıcılığı, resmi oluşu, toplu taşıma stresi, kışı, soğuğu ...
buraya kadar geldi nam-ı.
tüm ön yargılarımı yıkmak için, sevmek için, yaşamak için gidiyorum.
pişman olmak istemiyorum.
göster başkentliğini ve sevdir kendini ankara.
sahilde kız tavlamak için gitarıyla anadolu rock parçaları çalan masum gencin istiklal marşıdır.
ankara'yı özleyen her bünyenin ankarada ki arkadaşa ,sevgiliye dosta serzenişidir. ankara'ya gidilince hesabı sorulacaktır. *
haluk leventin ankara şarkısında geçen bi an can acıtan sözdür. ankara'da olan sevgiliye ufak bir serzeniştir. güzel günler geçirilen ankaraya dert yanmadır. denizi olmasada kışları zor olsada ankara sevdası vardır.
*geçen yaz 4 gün geçirdiğim şehir. caddelerin genişliği, insanlarda ki sakin, saygılı düzen ve modern doğallık, temizliği huzur veren şehir. istanbulun karmaşıklığı, gereksiz ve sahte ambiansından sonra işte burası benim ülkem burası gerçek türkiye dedirten şehir. yolum ankara dan geçti, ben ankara yı çok sevdim.
sonbaharı ilk defa sevdiğim şehir. ankara'yı her düşündüğümde, aklıma gençliğimin masum bakışlarıyla yapraklarda her ton yeşil, turuncu, kırmızı, sarı ve kahverenginin ahenkle dansedişini, güneşin insanı yumuşak sıcak bir battaniye gibi sarmalayışını, saçlarımı uçuşturan tatlı rüzgarı keşfedişim aklıma gelir. daha sonra sonbaharın her yerde güzel olduğunu farkettim tabii, ama yine de ankara denince hatırladığım ilk şey güzel bir sonbahar resmidir.
mutluluğun ve güzelliğin denizde, turizmde olmadığını bizlere gösteren tokat gibi bir şehirdir. belli başlı semtleri haricinde yaşanılası en güzel şehirdir. insanları türkiye standartları üzerinde kibardırlar. güneyi, batısı, doğusu ve kuzeyi, tamamen birbirinden farklı iklim kuşaklarına sahiptir. bazı ilçeleri görülmeye değerdir. buram buram aşk kokar bu ortamlar. ankarada aşık olmak bir başkadır. bandımızı biraz ileri sardığımızda, size sözler ile asla anlatamayacağım bir kıbrıs köyü vadisi var ki... allahın mucizesine tanık oluyorsunuz. sadece o bölgeye masus karadeniz iklimi 300 çeşit bitkinin yetişmesine olanak sunar. ön yargılarızdan arınarak gelin bu şehrimize...
nesine dikkat ederseniz öyle göreceğiniz şehirdir.
ayrılıkta gri, aşkta rengarenk, sonbaharda romantik, yazın gezilesi...
belki denizi yoktur ama ankara'ya alışmış insan denizi aramaz. tatillerin ankara'ya dönüşünü seversiniz, kibardır insanları, başka şehrin insanı hemen kendini belli eder. kabalıktan değildir, ama ankara'ya uymaz. sıkılır orada.
memur şehridir, ama ankara bitanedir. asla ayrılamayacağım şehir.
uğruna izmir'e taşınma fikrini salladığım şehir...
ayrılıkta gri, aşkta rengarenk, sonbaharda romantik, yazın gezilesi...
belki denizi yoktur ama ankara'ya alışmış insan denizi aramaz. tatillerin ankara'ya dönüşünü seversiniz, kibardır insanları, başka şehrin insanı hemen kendini belli eder. kabalıktan değildir, ama ankara'ya uymaz. sıkılır orada.
memur şehridir, ama ankara bitanedir. asla ayrılamayacağım şehir.
uğruna izmir'e taşınma fikrini salladığım şehir...
tatilimin bir kismini gecirdigim sehir. gayet resmi ama insanlarini nazik buldum.
türkiye'nin yönetim merkezidir.*bünyesinde bir çok üniversite, kurum, bakanlık, askeri birlik komuta merkezleri, konsolosluklar barındırır. öğrenci ve memur çoğunluğu vardır. yönetenlerden öte gelen yolları, havası, bilindik caddeleri, kokusu özellikle merkezi kızılay ve ulus civarı bir türlü doğru yola sokulamamaktadır. büyük bir toplu taşıma çilesi vardır, bir başkente yakışmayacak bozuk mimariye sahiptir, kültürel faaliyetleri çok göze çarpmaz çünkü insan kültürü alacak yere çıkmaya gidemez bir türlü, midesi bulanır, kalabalıktan, gürültüden, sıkıntıdan sürekli sevgili belediyesine ve sayın başkana öpücük yollar. bir metro var bu şehirde hiç bir yere gidemezsin, çünkü bitmez asla, hep aynı afiş asılıdır üstünde ve gülümseyen öptüğümün başkanı ''hızla tamamlıyoruz'' der on yıla yakın zamandır hep aynı masal başlangıcını tekrarlar. aslında yıldızlar bile çok uzaktır bu şehirde geceleri, dilek bile tutmana izin vermezler öyle az parlarlar ki ama olsun en büyük aydınlığın kabrine istediğin zaman dokunursun, anıtkabir yanındadır ve her şeye yönetenlere ve yönetilenlere rağmen ankara'yı seversin işte atanla aynı şehirde uyuduğunu biliyorsun, ayrıcalıklısın diye.
kendisine itaf edilen gri şehir nitelemesinden sıkılmış şehir. *
''hacı burada deniz yok yeaa'' diyen kara balıklarının hışmına uğrayan kent. gelmeyin o zaman arkadaşım bu kente. yalnızlığıyla bırakın bu kenti. bu kentin bok atacaklara değil seveceklere ihtiyacı var. ondan değil mi zaten: ''ankara'da aşık olmak zor iki gözüm.''
şehir dışında çok güzel yeşillik alanları ve eğlence merkezleri olan şehir. arabanız varsa ankara bir başka güzel olur.
şimdi uzun uzun bir şeyler karalasam biliyorum ki söversiniz. mühim değil.
bu şehre yerleşmek üzere ilk geldiğim günü çok iyi hatırlıyorum, şaşırdınız di mi lan.
annem sarıldı, öptü, ağladı, kendine iyi bak, insanlara güvenme dedi gitti. hamurumdaki kazmalık cümlenin sonunda saklı. konuyu dağıttık yine lan. neyse.
evet ilk geldiğim gün. üniversiteye başlıyorum ama yaşım epey bir küçük. insan o yaşta liseye başlıyor lan. neyse abartmayalım 16 yaşıma girmişim. gözüme ilk takılan takdir edersiniz ki duvarlardaki devasa i melih gökçek posteri oldu. moralim bozuldu. 18 tercihten sadece 2 tanesi ankarayken, nasıl oluyor da burdayım dedim kendi kendime.
sonra zamanla ilk ankara travmam olan gökçek posteri sorununa çözüm buldum. yürürken rastlarsam sakızımı balon haline getirip o baloncukları göz kısmına yapıştırdım. evet melih, onların hepsini ben yaptım. ayrıca belirteyim sırf bu amaçla yanımda kutu kutu sakız taşıdım, inkar edecek değilim.
zamanla alışmaya başladık şehre söve söve de olsa. o ikileme başka bir şey esasında ama, anladınız söyletmeyin.
yeni insanlar, tanımadığın yüzlere aşina olmaya başlama, ergenlik tabiriyle ortamlara akma. ikinci travmam da tam bu mevzu üzerine zaten. ilk bir senemde her mekana girişte sıkıntı yaşadım. hayır yaş 16 ama görüntü 13 öyle bir fena durum. sıçmışım sıvıyorum yani. hiç unutmam en çok da saklıkent duman konserine giremeyince üzülmüştüm lan. hayır neyine senin o yaşta saklıkent demedi kimse tabi, bilet de elimde patladı. şimdi s.kseler gitmem o ayrı. yine büyük konuştuk, neyse unutun son dediğimi.
zamanla çevresi sabitleşiyor insanın, hoş. insanları tanımaya çalışmaktan yorulmuş bünye artık cebinde hali hazırdaki dostlarla yaşamını idame ettiriyor, o daha da hoş. zuhal olcay'ın ankara da aşık olmak zor deyişinin sebebini anlıyor insan. ankara soğuktur. ankaralı'ya aşık olmak üşütür.
geçiyor biraz zaman. burnunu nereye soksan bir tanıdık çıkmaya başlıyor. selamlaşmalardan zevk almaya başlıyorsun.
favori mekanların oluyor. misal su'dem diye bir mekan vardır, kıymetlidir benim için. o mekanın binasını yıkan çankaya belediyesi'ne de yeri gelmişken ayrıca sövmek istiyorum. o binayla birlikte anılarımı da yıktınız lan!
yılmaz erdoğan'ın ankara şiirini dinledikten sonra ankara'yı en çok kış mevsiminde sevmeye başladım. üşüdüm, sarıldım. kulağımda kulaklık mp3te yılmaz erdoğan, yanımda güvendiklerim çok yürüdüm. en kötü sesimle yükseklere çıkıp bağırdım, çığlık attım, rahatladım. konur sokakta eylemlere katıldım. her ergen gibi yüksel'deki heykellerle konuştum. güven parktan geçerken hep arkayı kolladım. herkes gibi kızılay'daki çevik kuvvetten laf yedim.
11'de biten otobüsler yüzünden tüm sermayeyi hep taksicilere harcadım. varlığından asla yoksun olmayacağımı bildiğim gerçek bir dost edindim. ankara'yı en çok onunlayken sevdim. meclisin önündeki parkta inadına karl marx okudum.
belki istanbul gibi tapılacak, izmir gibi aşık olunacak bir şehir olmadı ankara hiç.
tapılan anıların yaşandığı, şahsi kıymetler üzerine kuruludur ankara. her bir kaldırım taşındaki gülümsetecek hatıralarına aşık olur insan, kendisine asla.
hem bir öğrenci için en idealidir, dağıtılan zibilyon bildiriyle senelik defter ihtiyacı karşılanır. vallahi, denedim bizzat. lakin konur'da her uzatılan bildiriye atlamanız gerekiyor, es geçmeyin.
son olarak:
simdi ve sonra
ne zaman ankara'ya kar yagsa
elim gönlüm,
çocuklugum buz tutar. *
bu şehre yerleşmek üzere ilk geldiğim günü çok iyi hatırlıyorum, şaşırdınız di mi lan.
annem sarıldı, öptü, ağladı, kendine iyi bak, insanlara güvenme dedi gitti. hamurumdaki kazmalık cümlenin sonunda saklı. konuyu dağıttık yine lan. neyse.
evet ilk geldiğim gün. üniversiteye başlıyorum ama yaşım epey bir küçük. insan o yaşta liseye başlıyor lan. neyse abartmayalım 16 yaşıma girmişim. gözüme ilk takılan takdir edersiniz ki duvarlardaki devasa i melih gökçek posteri oldu. moralim bozuldu. 18 tercihten sadece 2 tanesi ankarayken, nasıl oluyor da burdayım dedim kendi kendime.
sonra zamanla ilk ankara travmam olan gökçek posteri sorununa çözüm buldum. yürürken rastlarsam sakızımı balon haline getirip o baloncukları göz kısmına yapıştırdım. evet melih, onların hepsini ben yaptım. ayrıca belirteyim sırf bu amaçla yanımda kutu kutu sakız taşıdım, inkar edecek değilim.
zamanla alışmaya başladık şehre söve söve de olsa. o ikileme başka bir şey esasında ama, anladınız söyletmeyin.
yeni insanlar, tanımadığın yüzlere aşina olmaya başlama, ergenlik tabiriyle ortamlara akma. ikinci travmam da tam bu mevzu üzerine zaten. ilk bir senemde her mekana girişte sıkıntı yaşadım. hayır yaş 16 ama görüntü 13 öyle bir fena durum. sıçmışım sıvıyorum yani. hiç unutmam en çok da saklıkent duman konserine giremeyince üzülmüştüm lan. hayır neyine senin o yaşta saklıkent demedi kimse tabi, bilet de elimde patladı. şimdi s.kseler gitmem o ayrı. yine büyük konuştuk, neyse unutun son dediğimi.
zamanla çevresi sabitleşiyor insanın, hoş. insanları tanımaya çalışmaktan yorulmuş bünye artık cebinde hali hazırdaki dostlarla yaşamını idame ettiriyor, o daha da hoş. zuhal olcay'ın ankara da aşık olmak zor deyişinin sebebini anlıyor insan. ankara soğuktur. ankaralı'ya aşık olmak üşütür.
geçiyor biraz zaman. burnunu nereye soksan bir tanıdık çıkmaya başlıyor. selamlaşmalardan zevk almaya başlıyorsun.
favori mekanların oluyor. misal su'dem diye bir mekan vardır, kıymetlidir benim için. o mekanın binasını yıkan çankaya belediyesi'ne de yeri gelmişken ayrıca sövmek istiyorum. o binayla birlikte anılarımı da yıktınız lan!
yılmaz erdoğan'ın ankara şiirini dinledikten sonra ankara'yı en çok kış mevsiminde sevmeye başladım. üşüdüm, sarıldım. kulağımda kulaklık mp3te yılmaz erdoğan, yanımda güvendiklerim çok yürüdüm. en kötü sesimle yükseklere çıkıp bağırdım, çığlık attım, rahatladım. konur sokakta eylemlere katıldım. her ergen gibi yüksel'deki heykellerle konuştum. güven parktan geçerken hep arkayı kolladım. herkes gibi kızılay'daki çevik kuvvetten laf yedim.
11'de biten otobüsler yüzünden tüm sermayeyi hep taksicilere harcadım. varlığından asla yoksun olmayacağımı bildiğim gerçek bir dost edindim. ankara'yı en çok onunlayken sevdim. meclisin önündeki parkta inadına karl marx okudum.
belki istanbul gibi tapılacak, izmir gibi aşık olunacak bir şehir olmadı ankara hiç.
tapılan anıların yaşandığı, şahsi kıymetler üzerine kuruludur ankara. her bir kaldırım taşındaki gülümsetecek hatıralarına aşık olur insan, kendisine asla.
hem bir öğrenci için en idealidir, dağıtılan zibilyon bildiriyle senelik defter ihtiyacı karşılanır. vallahi, denedim bizzat. lakin konur'da her uzatılan bildiriye atlamanız gerekiyor, es geçmeyin.
son olarak:
simdi ve sonra
ne zaman ankara'ya kar yagsa
elim gönlüm,
çocuklugum buz tutar. *
Gündemdeki Haberler