bugün
- velvet korumam altındadır10
- true denen hadsiz namussuz karaktersiz4
- 14 temmuz şempanze günü7
- ölen senatörün yerine kardeşini atamak4
- turistin hesabına eklenen gönüllü bahşişe isyanı4
- 10 bin lira verseler bu gece sokakta yatar mısın8
- mason greenwood18
- ben geldim naneler33
- ilk buluşmada onlar konuşur akp yapar diyen kız5
- 1 milyar 471 milyon dolar3
- 14 temmuz 1987 queen afyon konseri2
- tepkiselbiri5
- ellerine kurban olduğum sözlük kızı6
- gocu18
- ilk adımı karşıdan bekleyen erkek22
- heykele tapan kamalist3
- sabahın köründe kalkmak zorunda olmak5
- diamond bosphorus6
- hesabıma yatan 15k para3
- bu sene de iyi kur yaptı3
- bazı kişi ve kuruluşların mal varlıklarının dondur2
- 2026 dünya kupası21
- tek oturuşta 12 bira içtim yalanı2
- var olma zorunluluğu4
- şeytan3
- gulmekicinyaratilmis3
- fake hesaplarla eksi verenler3
- allah6
- anın görüntüsü19
- ilk olgun erkek3
- kalbin hafızası2
- geceye bir şarkı bırak15
- kadidi çıkmak2
- uludağ sözlükteki ayak fetişizmi12
- nicki kısa olanın penisi küçük olur22
- sigma olomouc2
- karşı cinsle her münasebetinde kur yapan insan2
- yapay zeka şirketlerinin kitapları imha etmesi5
- sinir bozucu şeyler10
- sevgiliyle dağ evindeyken şömine önünde sevişmek8
- sözlüğün hemfikir olduğu tek konu10
- bir oh çekmek2
- bunalımdan çıkmaya karar verilen an3
- haluk levent'e para emanet etmek23
- cips yedikten sonra parmakları tişörte silmek7
- true nickli yazara özelden küfredilmesi olayı20
- zengin kızların güzel olması7
- şaka maka tek umudun yine bahçeli olması19
- sözlük için ne yapabiliriz10
- haluk levent'i karalama kampanyası17
entry'ler (1204)
reddit de bile sanırım bu özelik daha yok o yüzden bana göre gayet güzel bir günceleme olmuş tebrik etmek lazım.
an itibariyle gerçekleşmiştir. bayrakları balkonlara azabiliriz.
https://adanaavukat.org/e...-en-degerli-web-siteleri/
https://adanaavukat.org/e...-en-degerli-web-siteleri/
calmernow ai anxiety and calm, panik, stres ve zihinsel yorgunluk anlarında insanın kendini toparlamasına yardımcı olmayı amaçlayan yeni nesil bir sakinleşme uygulaması.
klasik “nefes al ver” uygulamalarından biraz farklı; içinde reframe ai, make it calmer, grounding reset, calm sounds, focus mode ve günlük küçük rutinler gibi bölümler var. özellikle reframe ai kısmı hoşuma gitti çünkü kafanda büyüyen bir düşünceyi daha sakin ve yönetilebilir bir hale çevirmeye çalışıyor. yani “sana motivasyon sözü atıp geçeyim” mantığında değil, düşünceyi biraz daha insani şekilde yeniden çerçeveliyor.
uygulamanın güzel yanı da büyük hedefler dayatmaması. 1 saat meditasyon yap, hayatını baştan kur falan demiyor. daha çok “şu an çok kötüyüm, 60 saniyede biraz kendime geleyim” ihtiyacına hitap ediyor. panik anında rescue me tarzı hızlı bir akış olması bence iyi düşünülmüş.
tasarım olarak da sakin, yormayan, fazla spiritüel kaçmayan bir havası var. anxiety, overthinking, focus kaybı, iç sıkıntısı yaşayanlar için denenebilir. özellikle gün içinde kafası çok dolan ve küçük bir reset tuşuna ihtiyaç duyanlara iyi gelebilir.
mottosu da güzel: %1 daily improvement = 30x better in a year.
küçük ama düzenli sakinleşme alışkanlığı fikri üzerine kurulmuş gibi duruyor.
https://play.google.com/s...ails?id=com.calmernow.app
klasik “nefes al ver” uygulamalarından biraz farklı; içinde reframe ai, make it calmer, grounding reset, calm sounds, focus mode ve günlük küçük rutinler gibi bölümler var. özellikle reframe ai kısmı hoşuma gitti çünkü kafanda büyüyen bir düşünceyi daha sakin ve yönetilebilir bir hale çevirmeye çalışıyor. yani “sana motivasyon sözü atıp geçeyim” mantığında değil, düşünceyi biraz daha insani şekilde yeniden çerçeveliyor.
uygulamanın güzel yanı da büyük hedefler dayatmaması. 1 saat meditasyon yap, hayatını baştan kur falan demiyor. daha çok “şu an çok kötüyüm, 60 saniyede biraz kendime geleyim” ihtiyacına hitap ediyor. panik anında rescue me tarzı hızlı bir akış olması bence iyi düşünülmüş.
tasarım olarak da sakin, yormayan, fazla spiritüel kaçmayan bir havası var. anxiety, overthinking, focus kaybı, iç sıkıntısı yaşayanlar için denenebilir. özellikle gün içinde kafası çok dolan ve küçük bir reset tuşuna ihtiyaç duyanlara iyi gelebilir.
mottosu da güzel: %1 daily improvement = 30x better in a year.
küçük ama düzenli sakinleşme alışkanlığı fikri üzerine kurulmuş gibi duruyor.
https://play.google.com/s...ails?id=com.calmernow.app
dua lipa ile evleneceksem olur diğer türlü olmaz.
süper bir taşıt herkes kullanmalı birgün bunu.
2006-2010 yılları arasındaki efsane yazarlardan birisidir.
suriyeli ve doğu anadolulu doludur.
karakterlerin yarısı ya zenci ya gay dir.
büyük ve sert olmalıdır.
araplardaki eziklikten dolayıdır.
şeftali ve kaysı deyince benim ağzımın suyu akıyor.
amerika > avrupa > 3. dünya ülkeleri > afrika > türkiye şeklinde sıralanmakadır.
ajdar anıktır gördüğüm en yerli ve yapay zekadır.
yediğim en iyi yemeklerden biridir. harika ve ötesidir.
boşanmada mal paylaşımı denilen şey, insanın evlilik boyunca yaptığı tüm "mantıklı" yatırımların bir anda “romantik hata”ya dönüşmesidir.
düşünsene, evlendiğin kişiyle birlikte aldığın buzdolabı bile mahkeme kararıyla ikiye bölünemediği için kavganın sembolü haline geliyor.
bir zamanlar beraber “beyaz eşyalar kampanyadanmış aşkım!” diye sevinirken, şimdi “o faturalarda benim adım var” diyorsun.
başta çok masum başlıyor her şey.
“mal paylaşımı davası açalım” deniyor, insan sanıyor ki medeni medeni, iki taraf da oturup hesap yapacak.
ama yok. o hesap bir türlü tutmuyor.
çünkü evlilik boyunca kim neye ne kadar katkı yaptı, kim mutfağı topladı, kim kira ödedi, kim kredi taksidini yatırdı, kim sadece kahve yaptı…
bunların hepsi “yasal değer” kazanıyor.
ve bir anda “düğünde takılan bileziklerin hukuki statüsü” diye bir cümle duyuyorsun.
mahkemede hakim soruyor:
“evlilik içinde edinilen malların niteliği nedir?”
içinden diyorsun ki “nitelik mi? o televizyonu bile ben taşıdım!”
ama söyleyemiyorsun, çünkü avukatın kaşlarını kaldırmış, “sus, sonra anlatırım” bakışı atıyor.
işte o an anlıyorsun ki, mal paylaşımı davası biraz da karakter testi gibi.
kim sabırlı, kim inatçı, kim “yeter artık bırak gitsin” diyor, kim “ben bu tencereyi de istiyorum” diye diretiyor.
bazen gerçekten sadece tencere meselesi bile üç celse sürüyor.
çünkü mesele artık mal değil, haklı çıkmak.
bir arkadaşım anlatmıştı, “hakim son celsede arabayı bana verdi ama ruhsat hâlâ onda” diyordu.
dedim “peki ne yapacaksın?”
“ne yapayım, arabayı kullanamıyorum ama en azından kazandım.”
işte böyle tatlı trajediler yaşanıyor.
boşanmada kimse aslında kazanamıyor, herkes biraz eksiliyor.
ama şunu unutmamak lazım: mal paylaşımı, adaletin maddi tarafıdır.
çünkü emek de, fedakarlık da, ev içi düzen de değersiz değil.
bir taraf evin geçimini sağlamış olabilir, diğeri o evin duvarlarına huzur katmıştır.
hukuk da diyor ki: “ikiniz de katkı yaptınız, şimdi adilce bölüşün.”
işte tam da burada devreye iyi bir avukat giriyor.
çünkü mal rejimi, edinilmiş mallara katılma, kişisel mallar, değer artış payı gibi kelimeleri duyunca insanın beyni bir noktadan sonra kendini kapatıyor.
bir yerden sonra sadece “ben şu dolabı istiyorum” kısmını hatırlıyorsun.
o yüzden, kimse kusura bakmasın ama boşanmada mal paylaşımı öyle “internetten form doldurayım bitsin” tarzı bir şey değil.
mali değil, psikolojik bir süreç.
bir zamanlar “bizim evimiz” dediğin şey, artık “kimin tapusunda” diye tartışılıyor.
bir zamanlar “ortak banka hesabı” denilen o romantik cinayet aleti, şimdi “kim çekti o parayı?” davasına dönüşüyor.
bütün bunların ortasında bir yerlerde hâlâ eski anılar, fotoğraflar, hediyeler kalıyor.
ama hayat bu; bazen sadece duyguları değil, faturaları da ayırmak gerekiyor.
önemli olan, bu süreçten mümkün olduğunca az yara alarak çıkmak.
çünkü sonuçta ev bölünür, eşyalar bölünür, ama iç huzuru korumak kolay değildir.
o yüzden mal paylaşımı davası düşünen herkese küçük bir tavsiye:
kendinizin ve emeğinizin değerini bilin, ama eşyalar için ruhunuzu tüketmeyin.
çünkü en güzel yatırım, sonunda kendinize kalandır.
https://www.cerensumer.av...avukat-ceren-sumer-cilli/
https://www.cerensumer.av.tr/
düşünsene, evlendiğin kişiyle birlikte aldığın buzdolabı bile mahkeme kararıyla ikiye bölünemediği için kavganın sembolü haline geliyor.
bir zamanlar beraber “beyaz eşyalar kampanyadanmış aşkım!” diye sevinirken, şimdi “o faturalarda benim adım var” diyorsun.
başta çok masum başlıyor her şey.
“mal paylaşımı davası açalım” deniyor, insan sanıyor ki medeni medeni, iki taraf da oturup hesap yapacak.
ama yok. o hesap bir türlü tutmuyor.
çünkü evlilik boyunca kim neye ne kadar katkı yaptı, kim mutfağı topladı, kim kira ödedi, kim kredi taksidini yatırdı, kim sadece kahve yaptı…
bunların hepsi “yasal değer” kazanıyor.
ve bir anda “düğünde takılan bileziklerin hukuki statüsü” diye bir cümle duyuyorsun.
mahkemede hakim soruyor:
“evlilik içinde edinilen malların niteliği nedir?”
içinden diyorsun ki “nitelik mi? o televizyonu bile ben taşıdım!”
ama söyleyemiyorsun, çünkü avukatın kaşlarını kaldırmış, “sus, sonra anlatırım” bakışı atıyor.
işte o an anlıyorsun ki, mal paylaşımı davası biraz da karakter testi gibi.
kim sabırlı, kim inatçı, kim “yeter artık bırak gitsin” diyor, kim “ben bu tencereyi de istiyorum” diye diretiyor.
bazen gerçekten sadece tencere meselesi bile üç celse sürüyor.
çünkü mesele artık mal değil, haklı çıkmak.
bir arkadaşım anlatmıştı, “hakim son celsede arabayı bana verdi ama ruhsat hâlâ onda” diyordu.
dedim “peki ne yapacaksın?”
“ne yapayım, arabayı kullanamıyorum ama en azından kazandım.”
işte böyle tatlı trajediler yaşanıyor.
boşanmada kimse aslında kazanamıyor, herkes biraz eksiliyor.
ama şunu unutmamak lazım: mal paylaşımı, adaletin maddi tarafıdır.
çünkü emek de, fedakarlık da, ev içi düzen de değersiz değil.
bir taraf evin geçimini sağlamış olabilir, diğeri o evin duvarlarına huzur katmıştır.
hukuk da diyor ki: “ikiniz de katkı yaptınız, şimdi adilce bölüşün.”
işte tam da burada devreye iyi bir avukat giriyor.
çünkü mal rejimi, edinilmiş mallara katılma, kişisel mallar, değer artış payı gibi kelimeleri duyunca insanın beyni bir noktadan sonra kendini kapatıyor.
bir yerden sonra sadece “ben şu dolabı istiyorum” kısmını hatırlıyorsun.
o yüzden, kimse kusura bakmasın ama boşanmada mal paylaşımı öyle “internetten form doldurayım bitsin” tarzı bir şey değil.
mali değil, psikolojik bir süreç.
bir zamanlar “bizim evimiz” dediğin şey, artık “kimin tapusunda” diye tartışılıyor.
bir zamanlar “ortak banka hesabı” denilen o romantik cinayet aleti, şimdi “kim çekti o parayı?” davasına dönüşüyor.
bütün bunların ortasında bir yerlerde hâlâ eski anılar, fotoğraflar, hediyeler kalıyor.
ama hayat bu; bazen sadece duyguları değil, faturaları da ayırmak gerekiyor.
önemli olan, bu süreçten mümkün olduğunca az yara alarak çıkmak.
çünkü sonuçta ev bölünür, eşyalar bölünür, ama iç huzuru korumak kolay değildir.
o yüzden mal paylaşımı davası düşünen herkese küçük bir tavsiye:
kendinizin ve emeğinizin değerini bilin, ama eşyalar için ruhunuzu tüketmeyin.
çünkü en güzel yatırım, sonunda kendinize kalandır.
https://www.cerensumer.av...avukat-ceren-sumer-cilli/
https://www.cerensumer.av.tr/
Hayatta üç şey insana ansızın yaşlandığını hissettirir: ilk beyaz saç, ilk bel fıtığı ve adliyeden gelen ilk tebligat.
Kapıyı açtığınızda elinde sarı zarfla gelen postacı, aslında size küçük bir paketle birlikte büyük bir kaygı da bırakır. Zarfın üzerinde “T.C. Adalet Bakanlığı” yazısını görünce, insan bir an “acaba ben ne yaptım?” diye kendi hayatını hızlı bir şekilde tarar.
içini açana kadar geçen süre, Schrödinger’in kedisi gibi bir belirsizliktir. Belki komşuyla yaşadığınız apartman toplantısı tartışması davaya dönüşmüştür. Belki yıllar önce unuttuğunuz bir trafik cezası hacze girmiştir. Belki de sadece tanık olarak çağrılıyorsunuzdur. Ama o an herkesin aklına ilk gelen şey, “yandık” olur.
Adliyeden gelen tebligat, aslında hukuk devletinin temel direğidir; vatandaş bilgilendirilmeden hiçbir işlem olmaz. Ama pratikte vatandaş için bu, “hayatımda yeni bir level açıldı, bu level savunma hakkı” hissiyle karşılık bulur.
Kısacası, tebligat dediğimiz şey bazen sıradan bir bildirim, bazen de hayatın gidişatını değiştiren bir davetin ta kendisidir. O yüzden zarfı alınca paniğe kapılmadan, bir avukata danışmak en iyisidir. Ama itiraf edelim, ilk refleks genellikle şu olur: “Keşke açmasaydım.”
https://www.cerensumer.av...masi-gerekenler-nelerdir/
Kapıyı açtığınızda elinde sarı zarfla gelen postacı, aslında size küçük bir paketle birlikte büyük bir kaygı da bırakır. Zarfın üzerinde “T.C. Adalet Bakanlığı” yazısını görünce, insan bir an “acaba ben ne yaptım?” diye kendi hayatını hızlı bir şekilde tarar.
içini açana kadar geçen süre, Schrödinger’in kedisi gibi bir belirsizliktir. Belki komşuyla yaşadığınız apartman toplantısı tartışması davaya dönüşmüştür. Belki yıllar önce unuttuğunuz bir trafik cezası hacze girmiştir. Belki de sadece tanık olarak çağrılıyorsunuzdur. Ama o an herkesin aklına ilk gelen şey, “yandık” olur.
Adliyeden gelen tebligat, aslında hukuk devletinin temel direğidir; vatandaş bilgilendirilmeden hiçbir işlem olmaz. Ama pratikte vatandaş için bu, “hayatımda yeni bir level açıldı, bu level savunma hakkı” hissiyle karşılık bulur.
Kısacası, tebligat dediğimiz şey bazen sıradan bir bildirim, bazen de hayatın gidişatını değiştiren bir davetin ta kendisidir. O yüzden zarfı alınca paniğe kapılmadan, bir avukata danışmak en iyisidir. Ama itiraf edelim, ilk refleks genellikle şu olur: “Keşke açmasaydım.”
https://www.cerensumer.av...masi-gerekenler-nelerdir/
benim başını çektiğim bir gruptur.
Türkiye’de birçok kişi için boşanmanın en acı tarafı nafaka, velayet ya da ev eşyalarının paylaşımı değil; yeşil pasaportun kaybıdır. Çünkü yeşil pasaport, adeta “Türkiye Cumhuriyeti’nin gizli VIP kartı”dır. Normal pasaport sahipleri vize için konsolosluk kapılarında randevu kovalarken, yeşil pasaportlular “Almanya mı? Buyurun efendim, hoş geldiniz” konforunu yaşar.
Ancak bu ayrıcalık, eşe “emaneten” verilen bir haktır. Yani asıl sahibi devlet memuru, milletvekili veya belli şartlara sahip kişidir. Evlilik bağı bitince, pasaport da evliliğin hatıra albümüne konulamaz. Nüfus müdürlüğü “eş” hanesini boşaltırken, pasaport şubesi de “yeşil pasaport hakkı” hanesini iptal eder.
Kısacası, boşanmayla birlikte sadece ortak hayat değil, Schengen kapılarında sıra beklemeden geçiş hakkı da sona erer. Bir gün “Paris’te romantik bir tatil” planlarken, ertesi gün kendinizi “Schengen vizesi için banka dökümü hazırlarken” bulabilirsiniz.
Türkiye’de “boşanma” kelimesinin yanına eklenen en dramatik sonuçlardan biri de budur. Hatta bazı evliliklerin devamında “çocuklar için mi katlandın?” sorusuna verilen gizli cevap aslında “yeşil pasaport içindi” olabilir.
https://www.cerensumer.av...nafaka-artis-orani-nedir/
https://www.cerensumer.av...ortta-soyadi-degisikligi/
Ancak bu ayrıcalık, eşe “emaneten” verilen bir haktır. Yani asıl sahibi devlet memuru, milletvekili veya belli şartlara sahip kişidir. Evlilik bağı bitince, pasaport da evliliğin hatıra albümüne konulamaz. Nüfus müdürlüğü “eş” hanesini boşaltırken, pasaport şubesi de “yeşil pasaport hakkı” hanesini iptal eder.
Kısacası, boşanmayla birlikte sadece ortak hayat değil, Schengen kapılarında sıra beklemeden geçiş hakkı da sona erer. Bir gün “Paris’te romantik bir tatil” planlarken, ertesi gün kendinizi “Schengen vizesi için banka dökümü hazırlarken” bulabilirsiniz.
Türkiye’de “boşanma” kelimesinin yanına eklenen en dramatik sonuçlardan biri de budur. Hatta bazı evliliklerin devamında “çocuklar için mi katlandın?” sorusuna verilen gizli cevap aslında “yeşil pasaport içindi” olabilir.
https://www.cerensumer.av...nafaka-artis-orani-nedir/
https://www.cerensumer.av...ortta-soyadi-degisikligi/
Ortak malın, ortaklığı seven ama ortakları sevmeyen bir hukuki kurumudur. Türk Medeni Kanunu’nda “ortaklığın giderilmesi davası” olarak bilinir. Özellikle miras kalan taşınmazlarda kardeşlerin birbirine küsmesi, dayıların köyden şehre gelip masaya yumruk vurması, eniştelerin “ben karışmam ama…” diye cümleye girip tam ortasında kendini bulmasıyla gündeme gelir.
Davanın mantığı basit gibi görünür: Ortak mal bölünebiliyorsa paylaştırılır, bölünemiyorsa satışa çıkarılır. Hakim “bu arsayı sana 3 metre, sana 5 metre böldüm” demek yerine, “kusura bakmayın arkadaşlar, satıyoruz” diyerek icra dairesine pas atar. Sonra mal açık artırmaya çıkar, parası paylara bölünür. Yani arsanın üstüne bina dikmek isteyen, bahçeye ağaç diken veya evi kiraya verip geliri yiyen tüm ortaklar, sonunda aynı torbadan para çeker.
Pratikte ise işler pek medeni olmaz. izale-i şuyu davası, Türk ailelerinde mirasın fiilen bitip dostluğun resmen bittiği andır. Çocukluk hatıralarıyla büyüdüğünüz ev, icra dairesi ilanında “3+1 daire, şehir merkezinde, ortaklığın giderilmesi sebebiyle satılıktır” olarak çıkar karşınıza. Kardeşler arasında birlik beraberlik kalmaz ama devlet dairesiyle gayet sıkı bir iş birliği kurulmuş olur.
Bir başka deyişle bu dava, Türkiye’nin gayriresmî aile içi Survivor finalidir. SMS ile değil, dilekçe ile oy kullanılır. Kazanan yoktur, herkes azar azar kaybeder.
https://www.cerensumer.av...derilmesi-davasi-avukati/
Davanın mantığı basit gibi görünür: Ortak mal bölünebiliyorsa paylaştırılır, bölünemiyorsa satışa çıkarılır. Hakim “bu arsayı sana 3 metre, sana 5 metre böldüm” demek yerine, “kusura bakmayın arkadaşlar, satıyoruz” diyerek icra dairesine pas atar. Sonra mal açık artırmaya çıkar, parası paylara bölünür. Yani arsanın üstüne bina dikmek isteyen, bahçeye ağaç diken veya evi kiraya verip geliri yiyen tüm ortaklar, sonunda aynı torbadan para çeker.
Pratikte ise işler pek medeni olmaz. izale-i şuyu davası, Türk ailelerinde mirasın fiilen bitip dostluğun resmen bittiği andır. Çocukluk hatıralarıyla büyüdüğünüz ev, icra dairesi ilanında “3+1 daire, şehir merkezinde, ortaklığın giderilmesi sebebiyle satılıktır” olarak çıkar karşınıza. Kardeşler arasında birlik beraberlik kalmaz ama devlet dairesiyle gayet sıkı bir iş birliği kurulmuş olur.
Bir başka deyişle bu dava, Türkiye’nin gayriresmî aile içi Survivor finalidir. SMS ile değil, dilekçe ile oy kullanılır. Kazanan yoktur, herkes azar azar kaybeder.
https://www.cerensumer.av...derilmesi-davasi-avukati/