bugün

kravatlı şehir.
suyu çekilmiş bi şehir gibi gelir bana. ne yeşil var ne mavi..
denizi olmadığı için ne tarafa dönerseniz dönün insan yüzleriyle karşılaşacağınız,bu yüzden de kimseye yamuk yapamayacağınız,asla yalnız kalamayacağınız,şu an karar verip duşunuzu da aldıktan sonra en geç 1 saat içinde arkadaşlarınızla buluşabileceğiniz,dünyanın en yaşanabilir ve huzurlu bulduğum şehri..
kalleş havasıyla hastalıkarı üzerime depolayan, kağıt kokulu sarı bürokrasi şehri. kışı çekilmiyor yazı sıkıyor ama bu şehrin bir şeyi beni kendine çekiyor. ben kaçıyorum o beni geri yakalıyor. bir milletvekili deniz getirirse katlanabilitesi yüksek başkentim
bendderesi gibi isminden bile nasıl bi yer olduğu rahatlıkla anlaşılan mekanı barındıran şehir (bkz: başkent)
istanbula donusu guzel sehir. gerisi gercekten cok kotudur ama.
vega'nın hafif müzik albümündeki 12. parçası

yağmur dönerken kara
yavaşça
süzülenler yola
araba dolusu bir tuhaf seven
şarkılar çalan söyleyen
sevenlerden biri ben
arkada bıraktığım sen
kim olduğunu biliyorsan söylesen

ah yamur dönerken kara
şarkılar var falımda
hepsi sana, hepsi sana
bu gece ankara

ah yağmur dönerken kara
yine yol var falımda
ister özle,
yok istersen hiç hatırlama

sokaklar dolusu
şekerli kar kokusu
tunalı'da gezinirken
bizde bir kahvaltının tutkusu
acıkanlardan biri ben
arkada bıraktığım sen
kim olduğunu biliyorsan söylesen

ah yamur dönerken kara
şarkılar var falımda
hepsi sana, hepsi sana
bu gece ankara

ah yağmur dönerken kara
yine yol var falımda
ister özle,
yok istersen hiç hatırlama
yılmaz erdoğanın bu isimde bir şarkısı vardır.Oldukçada iyi sözlere sahip bir parçadır.Şarkının müziklerini ise sezen aksu ve tayfası başarıyla yapmışlardır.
'ankaraya öyle yakışırdiki kar,asfaltlar ışıldar buz tutardı resmi yalanlar...'diye başlayıp uzar gider
yıllardır anlatılan bir anekdot vardır şöyle ki;

yahya kemal e sormuşlar ankara nın en çok neyini seversiniz diye. o da şöyle cevap vermiş ;

-istanbul a dönüşünü!!!
yasamayanlarin bilemeyecegi, yasayanlarin müptelasi oldugu, dünyanin en güzel sehirlerinden birinde bile olsaniz özlemeden edemeyeceginiz, sevilesi sehir..*
sanatçıların da sığ kalabileceğini gösteren, güzellikleri kendi zaman akışında saklayan şehir. yaşanmadan görülemez, fakat "yaşadım" demek için de yılları harcamak gerekmez.
gören gözler için güzeller güzeli bir şehirdir.
yahya kemal de olsa, yoz bir laf etmiştir.
benim icin hep soguk anilarin merkezi olan sehir.. son uc dort yildir alt gecit-ust gecit derken cehresi epey degismis, ancak yinede beni kendisine isindiramamis olan yer..
ben senin benimle tunalı hilmi caddesine gelebilme ihtimalini sevdim
yılmaz erdogan

ankara yı sevmek kolay is deil insanı sevmek lazım önce
üzerine yazılmış en güzel şiir aşağıda olan şehir.

Hey gidi Ankara hey!
Beni de benzettin ya kendine!
Astın suratımı, resmileştirdin beni
Hey gidi Ankara hey!
Beni de benzettin ya kendine
Yüzümde bürokrat gülümsemesi
Içimde politik çıkmazlar
Kaçıncı aşktı tattığım aksamlarında
Kızılayda yürüyemeden elele
Bir gecelik duygu esnemesinde
Yalnızlığımla kendimi evime attığım
Tadamadan mevsimlerini doya doya.

Kaybettim kendimi;
Herhangi bir sokağın, herhangi bir ayrımında
Geçerken ömrüm giriş katlarında
Üşüdüm, titredim;
Otuz yaşıma girerken bir yaz akşamında
Bekar evlerinin soluk aydınlığında
Kötü alışkanlıklar edindim
Hiçbir kıza yalan söylemedim Ankara
Ama bir ebruli aksamda
Ezan seslerine karıştı çığlıklarım
Oyalıyormuşum meğer kendimi geçici heveslerle
Kır çiçekleri açıverdi yüreğimde
Sen aşk de buna, ben çıkmaz sokak
Ankara!

Delik olan cebime koyacaktım tüm hüzünleri
Yine şiirler çalıp;
şairlerin soluk nefesli kitaplarından
şarkılar, şarkılar düzecektim ona
Ve Ankara;
Çelik renkli gecelerine dağıttığım aşklarımdan
Taç yapacaktım sarı saçlarına
Gözlerindeki yeşilden sürecektim antik yalnızlığıma
Ikimizin de paylaşacak bir şeyi olacaktı hayatta
Anlarsın ya!sen Ankara, ben ve o...
Üç kişilik bir dünya kuracaktık
Gözyaşlarının kahkahaya karıştığı şu dünyada;
Duygu sevinecekti
Telefon edip Zeynepe
"Evleniyormuş" diyecekti

Ve Çankayadan bir rüzgar esti
Kıskandın ya bizi!
Helal olsun sana
Su ölümlü dünyada
Kendin gibi bir dünya görmeden
Boğacaksın öyle mi kalabalık kaldırımlarında beni?
Hüzne doyacağım öyle mi?
Senin gibi gecekondularında
Benim gibi bozkır çocuğu
Meram akşamlarında;
Çiçeklerin nasıl olgunlaştığını bilirim ben
Çözmüşken tamda şifresini hayatin
Korkma Ankara, korkma!
Yazılmamış bir şiirin okundukça çoğalan ilk kelimesinde
Akıp giderken kaderimiz iki ayrı yöne
Mutlak buluşacak vuslat denizinde
Ankara korkma!
Okuduğu duaları anamın ikimizi de kurtaracak
Hiç ummadığın bir günde
şöyle güneş burcundayken sevinçlerin
Sen bana alışacaksın bende sana...
Ankara
yarim donemimi gecirdigim...gecirecek daha 3.5 * yilim oldugunu fark ettigimde depresyonun eşigine gelmeme neden olan...canimizmir den hangi akla hizmet geldim buraya dedirten...karanlik sokaklarini da, karanlik suratli insanlarini da, dondurucu sogugunu da bir turlu sevemedigim yapay kent.
arkadaşımda kaldıgım birbucuk hafta içerisinde heryeri adım gibi ögrendigim şehir.atakulesiyle bütün bir Ankara'yı ayagınızın dibinde görebiliyorsunuz. tunalı ve cankaya havalı, sosyetik semtlerinden olur. cayyolu semti şehir dışında binaları ve parklarıyla ayrıca temiz havasıyla yazlık yerleri andırır.(bir de havuzu olsa) kızılay gençligin gittiği yerdir. asıl karmaşa olarak görünen tek yer kanımca.kütüphanesinin ve Kocatepe camisinin büyüklüğü karşısında hayran kalabilirsiniz.Anıtkabir'in bulundugu ve siyaset, politikanın yaşandıgı şehir.Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki çok hızlı ve kargaşa dolu bir yaşantıya sahip olmasa da insanları oldukça temiz , saygılı , içten insanlardır.
kendisinden daha doğudaki illere gidildiği ve geri dönüldüğünde melih gökçek'in elinden öpülesi bir şehir (bkz: melih gökçek)
ankaralı olmayan çoğu kişinin orijinal bi yorum yaptığını düşünerek "ıyy ne banal şehir gri ,sıkıcı, gezilcek yer yok ,başkent olmasa bi boka yaramaz,denizi de yok" falan dediği ama alışınca sevilen, istanbula göre daha huzurlu, güzel bi şehir.
yani tamam denizi yok da ona da yapcak bşi yok kardeşim.
seni görmeli her bahtı kara..
ne kadar monoton ve gri olsa da, ne kadar bir su birinkintisine bile hasret kalsanız da, insanda anlamsız bir bağımlılık yaratan, gelmesi kadar gitmesi de zor olan şehir.
anıtkabir olmasa hiçbir anlamı kalmayacak olan, mecburi gidişlerde 2 gün kalınsa bile can sıkan şehir. binaları gibi insanlarının çoğu da gri gibi sanki. herkes aynı tip. çıplak ayakla şarkı söyleyip eğlenen bir insan yok mesela orda. ne bileyim bir şeyler eksik işte.
herşeyi özledim ya dönerini bile ki hergün yemekten bıktığım halde özledim ankaralı olmayan biri bu duyguyu anlayamaz sanırım onlara göre ankara deniz bile olmayan kurak bi şehir ama benim için çok önemli bi yer
kışın kuru ve soğuk hava sebebiyle ellerde oluşan çatlakların insanda ciddi kan kaybına yol açtığı, yazın sabahları hırkayla başlanan günlerin sonunda "off bu hırkayı atıp kurtulmak istiyorum" dedirten havası kirli döneri güzel geceleri sakin ama eğlenceli yaşamanın kolay olduğu izlenimini bırakan memleket başkenti
yılmaz erdoğan'ın muhteşem şiirlerinden... müziğini de deniz erdoğan yapmıştır.

Ankara'ya
Öyle yakışırdı ki kar..
Asfaltlar ışıldar,
Buz tutardı resmi yalanlar...
Kimse keman çalmaz belki ama
Çok keman çalınsın balolarında
Diye yapılmış
Gri
Sisli
Binalar...

Alnının ortasında
Ciddi bir devlet asabiyeti.

Çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar,
Bu zulüm bu sevda bitmezmiş sevmek
Bir halkı sevmekse aşk o zaman sevmekmiş!
(biz bir şeyi delicesine severiz Ama tanrım neyi?)

Kahve önü çatlak mozaik
Bel kemiğine tehdit
Kürsüler üstünde
Çok sigara içen
Öğrenciler

Bir daha asla yaşayamayacağı
Aşkları teğet geçerken
Hep onu sevmeyenleri severek
Hep onu sevenin gözlerinden
Kalabalıklara kaçarak
Karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara,
Yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını
Bir izmirli güzele dayatmak varken
(Hep kardeş olacak değiliz ya, Yaşasın halkların sevgililîğî!)

Soyut bir sevdaya
Beşik kertilmiş olan
Dağda çoban,
Şehirde şark çıbanı sayılan,
Fırat'ın büyük elleri
Ararat'ın kız yelleri
Cilo'nun derin nefesleri
Hülasa kente hukuk mukuk okun
Mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş

Anadolu çocukları,
Ankara' ya
Öyle yakışırdı ki kar
Asfaltlar ışıldar,
Buz tutardı resmi yalanlar

Belki balkona Kar seyretmeye çıkar diye
Sevdiğimiz kızlar
Çok dibimiz donmuştur
Ve çoğu zaman
Bu kar mevzuu
Kızlara yeterince ilginç gelmemiştir

Hiçbir şey
Kapalı bir dükkan kadar
Hüzünlü gelmez insana
Ankara'da,
Yoksa bugün bir hayat
Yaşanmayacak mı duygusu çöker bütün bozkıra.

Kimse keman çalmaz belki
Belki bu fiim hiçbir zaman
O kadar fiyakalı olmayacak ama
Hiçbir lahmacunda
O okul yolundaki üçüncü sınıf lokantadakinin
Tadını vermeyecek bir daha
Çok daha iyilerini yedim sonra
Bizzat Urfa'da hatta
Ama hiçbirinde
O kadar aç oturrnadım sofraya
Ankara'ya

Öyle yakışırdı ki kar
Çok yabancı bir soluk duyulur bazı
Bilinmez bir dilin ıslığından
Anla ki sıkıldı bizim konsolosluktaki konuklar
Öyle deme Ankara'yı sevmeyene bir zulümdür
Bu kadar insanın neden Ankara'yı sevdiğini anlamadan

Ankara'da yaşamak
Yollarına hep sevdiğimiz insanların
Adlarını vermediler ama
Biz her duvara
Bilvesile onların adını yazarak yaşadık
Kül ve betondan mürekkep
Yaşadıkça yaşanılası gelen
O tuhaf bozkır kokusunda.

Ankara'ya
Öyle yakışırdı ki kar.
Asfaltlar ışıldar...
Bir günden bir sürü gün yapan
Mesai saatlerinde hiçbir şey yapan

Hiçbir şey alıp hiçbir şey sunan
Rakıyı bol sulu içen
Dokunmasın için deği!
Çabuk bitmesin dîye devletimin tekel rakısı,
Hep kağıtlara bakarak,

Hep kağıtlardan bakarak
Hem Neşet Ertaş' ı hem Bülent Ersoy' u
Aynı anda sevmeyi başararak,
Karısının bayat ekmeklerden yaptığı tatlıyı
Çok beğenmeyerek ama
Yine de bu tasarrufunu takdir ederek
Boynu hep kıdemli bir atkının içinde saklıyken
Hep bir şeylere birilerine küsmüş gibi
Yürüyen...

Memurlar.......
Ankara'ya
Öyle yakışırdı ki kar..
Asfaltlar ışıldar,
Buz tutardı resmi yalanlar...

Biz,
Şimdi kapalı birr kuruyemişçi

Dükkanının
-ki bütün plan kar altında
Tuzsuz ay çekirdeği çitieyip
Yanı sıra bafra içmektir-

Kötü ışıklandırılmış vitrininden
Umutsuzca içeri bakan,

Kimliği gereğinden fazla sorgulanmış,
Merhabadan çok çıkar ulan kimliğini denmiş,

-yani sistem kendi verdiği kimliği
Zırt pırt geri istemektedir-
Doğduğu yer yüzünden
Doğuştan kavgacı zannedilen ama
Pek çoğu kavgadan nefret eden

Kavgacı
Esmer
Cesur

Korkak
Çoğu kürt
Çoğu türk
Çocuklardık...
Ankara'ya
Öyle yakışırdı ki kar....
Ha sonra

Belki Ahmed Arif'in aklına
Hiçbir şairin aklına gelmeyecek
-çünkü hiçkimse bir daha ankara'' yı

O'nun kadar sevemeyecek
-bir şiir islenir:

Kar altındadır varoşlar
Hasretim,nazlıdır ankara.....

Ustam yine sen bilirsin ama
Hangi aralıkta bir şair ölmüşse
işte o,en netameli aydır bence.

Ankara'ya
Öyle yakışırdı ki kar...
Asfaltlar ışıldar...
Yalanlar...

Şimdi ve sonra
Ne zaman Ankara'ya kar yağsa
Elim gönlüm,
Çocukluğum buz tutar.*
hemen hemen 4 mevsiminide gördüğüm başkent olmasaydı boktan bir yer olcak olan şehir yazı yaz değildir kışıda cehennem gibidir zaten başkent olmasının sebebide konuşlanmasının stratejik değeridir, memur kentidir. Belki egeli olduğum için turistik çevrelere alışkınım ama, bi çamuru var ankaranın çıkmıyor pabuçtan tutkal gibi.
en güzel yanı kendisi için yazılan şarkı ve şiirlerdir.
(bkz: yılmaz erdoğan)
(bkz: vega)
(bkz: gider bu)
bir de bu var tabi;
(bkz: ankaranın en güzel yani istanbul a dönüşüdür)
yılmaz erdoğan'ın yıkıp geçirdiği şiirdir, ankara'yla ilgili her şeyi özetlemiştir.
(#168615)
kuralların şehri. otobüs için bile sıraya girilir, sırayı bozanı toplum kınar, dışlar... *
kökenini anchor (ing. çapa) manasına gelen aslında bağlayan anlamında türetilen (bkz: angora) sonunda eşsiz benzersiz bir şehre dönüşen, iklimleri sert olan-yazı yaz kışı kış- başkenttir.

(bkz: bursa ya gelince ankara yi ozlemek)
Ankara'nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak
Uyan uyan Gazi Kemal
Şu feleğin işine bak!

Kılıcını vurdum taşa
Taş yarıldı baştan başa
Uyan da bak Gazi Kemal
Başımıza gelen işe.

Ankara'nın dardır yolu
Düşman aldı sağı, solu.
Sen gösterdin Paşam bize
Böyle günde doğru yolu

ankaralı turgut öncesi böyle güzel türküleri olan başkentimiz.
insana kendini yanlız hissettirmeyecek kadar kalabalık, boğmayacak kadar sakin ve huzurlu şehir... içtiğin çayın tadının bile farklı olması, yediğin simidin kokusuna karışan muhabbetler, kışın ortasında içilen kış nargilesi, gece yarısı çıkagelen boza, samimiyeti laubalilikle karıştırmayan şehir. bürokrasinin babası da olsa babacan şehir...insanının içindeki insanlık hala ölmemiş şehir...
anadolunun bozkır kasabasına milyar dolarlar dökülerek yapılmış suni şehir, hiçbir şekilde türkiyenin başkentliğini haketmemiş ve haketmeyen memuristan, ülkenin takozu, mesarif abidesi.
denizi olmayan,beton yığını,saat 11,00 oldu mu hayatın öldüğü,düzen abidesi sevgili başkentimiz.hakkaten şairin de dediği gibi ankaranın sadece istanbula dönüşü sevilir.yazın çok sıcak olduğu gibi kışın dondurucu bir soğuğu vardır.saat 5,30 oldu mu sokaklarda takım elbiseli amcaların,tayyörlü teyzelerin dolaştığı güzide bir şehrimizdir.kızılayda yaklaşık 50 metre arayla üst geçitleri olup,üst geçit olmalı burda diye ağladığınız yerlerde üst geçit olmayan biricik şehrimizdir. ama bütün bunlara rağmen de düzeni ile insana bir iç huzuru veren şehirdir.şöyle de bir gerçek vardır ki sevilmemesine rağmen her insan evladının en az bir kez görmek istediği bir yerdir.
her gittiğimde istanbul u daha çok sevdiğim şehir. kpds sınavı için en alakasız okullarını bile görmeme sebep oldular. böylece ulaşım ağı konusunda bilgi sahibi oldum *
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun romanı.
ankara ankara
ey iyi kalpli üvey ana! (cemal süreya)
haluk leventin konserlerinde es gecmedigi bir parcasidir.
sevene büyük, sevmeyene ise büyüklüğünü anlatamıyacağınız şehir...
kurallar şehri denir; kurallar değilmidir,? bizim hayattaki düzenimizi sağlayan,
içinde yok olduğum dışında kalınca hiç olmadığım şehir.
ankarayı ankaralı bilir(ama ankaralı turgut değil, kıl bi noktaya değindim fark ederseniz)..
orada dogup, orada büyüdüyseniz, dünyanın en güzel şehirlerinden birinde istanbul'da bile yaşıyo olsanız özlersiniz, kasvetli havasını, hava karardıktan sonra bomboş kalan sokaklarını, takım elbiseli insanlarını, düzenini. üstelik bütün bunlara rağmen herkesin abarttığı kadar da kötü bi şehir değildir bi kere odtü oradadır daha ne olsun *
tiki popçu kutsinin bir şarkısının adı.
Kuğulu parkıyla, Anıtkabiriyle,Tunalısıyla,insanıyla,çıtır çıtır kızılay simidiyle düzeniyle,Eymiriyle,Güvenliliğiyle verdiği huzurla hem görülesi, hem yaşanası,terkedilip başka şehirlere gidilse bile unutulamayan şehir. Özellikle kar yağdığında kuğulu park görülmeye değerdir.
denize şişe atmayanların şehri.
okul bitsede gitsem dediğim şehir. **
iç anadolu kıraçlığını her ne kadar gidermeye çalışıp yeşillendirilse de çoraklık duygusunu iliklerinize kadar hissettiren, her zaman yapay bir kent havası veren, resmiyet kokan ama mustafa kemal'in yattığı ve "türküye'nin kalbinin attığı" önemli kent. belki kentle ve insanlarıyla hiç ilişki kurmadığımdan sevmedim sevemedim. belki de yahya kemal gibi istanbul'a aşık olduğumdan.
yılmaz erdoğan ne güzel anlatmış "gerçekten çok zordur; ankaralının ankara'ya neden ölürcesine aşık olduğunu anlayamadan ankarada yaşamak".
eğlenmesini bilene kapılarını ardına kadar açan ve fakat asosyal bünyeler tarafından sürekli olarak "ayy ne kadar sıkıcı bi şehiiir" söylemleri ile beraber bok atılan düzgün şehir. "sıkıcı olan sizsiniz ulan.şehir nasıl sıkıcı olsun" demek geliyor içimden.ve diyorum.

(bkz: gelin oynamak bilmez yerim dar der)
hiç özlemesem de yılda en az iki kez gitmek zorunda oldugum, her zaman gri ve kasvetli görünen,kaybolma şansının sıfır oldugu( her yol eninde sonunda kızılay'a çıkar) memur kenti.
ugrak semtlerinden birinde yer alan kugulu parkta ölen kuguların yerine ördek koymaya utanmayan,her yerden su akıtmayı adet haline getirmiş,resmen mezar şeklinde görünen ama onların çiçekler için saksı oldugunu iddia eden belediye başkanına sahip ilimiz.
şöyle bir dörtlüğü vardır;

ankara'nın dikmen'i
sırt üstüne dik beni
ankara sana bir daha gelirsem
sabaha kadar dik beni

bir de şair demişki;

(bkz: ankara Nın en çok istanbul a dönüşünü seviyorum)
küçükken söylenen tekerlemelere de malzeme olmuş şehirdir.
- bana ankara desene
- ankara!
- götün kara *