bugün

Osmanlı hükümdarlarının mutlak egemenliğini kısıtlayan ilk belgedir. 29 Eylül 1808
tarihinde Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa tarafından hazırlanıp, Padişah II. Mahmut'a onaylatılan dayatma bir sözleşmedir. Bu sözleşmeyle Ayanların varlığı ve derebeyleşmesi padişah tarafından onaylanmıştır. Modern devlet anlayışıyla çelişen, gelenekçi, merkeziyetçiliğe karşı olan ve şekil bakımından şer'i, siyasal açıdan gerici bir belgedir. Sened-i ittifak'a göre;

1. Padişahın otoritesi devletin dayandığı temeldir. Asker, sivil devlet ve toplumun ileri gelen güçleri bu egemenliğe karşı bir eylem yapacak olursa, diğerleri birlikte onu yok edecektir.

2. Toplanacak olan tüm askeri güçler, devlet askeri olacaktır. Askeri ocaklar buna karşı çıkarsa, ocaklara karşı eyleme geçilecektir.

3. Devlet hazinesinin ve gelirlerinin toplanması, korunması ve padişahın emirlerinin ye-rine getirilmesi gerekir.

4. Sadrazama saygı gösterilecek ve emirlerine uyulacaktır. Sedaret makamı görevini kö-tüye kullanırsa, bu durumun önlenmesi için de birlikte çalışılacaktır.

5. Padişahın ve devlet otoritesinin korunması hepimizin görevidir. Ayanların varlığı ve tarafların birbirlerine güven duyması da şarttır.

6. Devlet merkezinde bir kargaşalık çıkarsa, tüm ayanlar izne gerek duymadan merkeze yürüyüp düzeni sağlayacak ve olaylara neden olanlar yok edilecektir.

7. Reayaya karşı haksızlık ve zulüm yapanlar devlete bildirilerek, birlikte zulmün ön-lenmesine çalışılacaktır.

Bu sözleşme 15 Kasım 1808'de Alemdar Mustafa Paşa'nın yeniçerilerce öldürülmesinden sonra yürürlükten kaldırılmıştır.
osmanlı padişahlarının yetkilerini kısıtlayan ilk belgedir..
kendi de rusçuk ayanı olan alemdar mustafa paşa nın ayanları bertaraf etme planının ilk halkasıdır. aynen birinci dünya harbi sonrası itilaf devletlerinin sorun çıkan yerleri işgal etmeleri gibi ayanları tek tek ezmek için padişaha imzalattığı bir yazılı anlaşmadır.

bu sözde ittifakın asıl sebebi doğuda ortaya çıkan kürt aşiretleri sorunlarıdır. bu aşiretlerin sorun olacağını gören mustafa paşaolayı büyümeden bitirmeye karar vermiş, merkezi otoriteyi güçlendirmeyi amaçlamıştır ancak kendisi öldürülünce bu proje yetim kalmıştır.
ingiltere'deki magna carta * ya benzer. bir yanıyla osmanlının ilk kez parlamenter hayata geçişini muştularken, diğer yanıyla derebeylik makamının devlet eliyle kurumsallaştırılmasıdır aslında.
1808 yılında 2. mahmut ile ayanlar arasında imzalanmıştır.

şimdi biraz kendimce çıkarımlarda bulunucam..

ben yamulmuyorsam 2. mahmut'un tahta çıkış tarihi 1808'dir. yani senedi ittifak'ın imzalandığı tarih. bu ne anlama gelir peki? bu 2. mahmut'un bu belgeyi imzalamayı daha tahta çıkmadan kabul ettiği ve ona istinaden tahta çıkarıldığı anlamına gelir. peki onu tahta çıkaran kimdir? tabi ki senedi ittifak'ın mimarı alemdar mustafa paşa'dır. yani alemdar mustafa paşa 2. mahmud'a senedi ittifak karşılığında tahtı vaad etmiştir. doğal olarak ben bu durumda alemdar mustafa paşa ile ayanlar arasında uygunsuz ilişkiler olduğu sonucunu çıkarırım.

senedi ittifak'ın imzalanmasından 50 gün sonra alemdar mustafa paşa'nın öldürülmesini ise padişahın "siz kim oluyorsunuz ulan" demesi olarak yorumlarım.

osmanlı tarihi ne güzel di mi gençlar.. karlofça antlaşması falan... ali osmani zati şahane çok yaşasın..
fenerbahçe'nin haluk ulusoy federasyonuyla imzaladığı anlaşmadır.
bu antlaşmadan önce ayanlar hakkında bilgi birikimine sahip olmak gerekir.

Bilindiği üzere Osmanlı imparatorluğunda Pay-i Tahta yakın yerler olan Rumeli ve Anadolu kısmından vergi alınmamaktadır. Onun yerine bu bölgeler, savaşta hazır bulunmak üzere askerlere tahsis edilmiş ve tımar sistemi oluşmuştur. Bu tımar sisteminde yılda belirli bir rakamın üstünde gelir kazanan subaylar ise bu gelir ile orantılı belirli sayıda asker yetiştirmektedir. Ama merkeze uzak olan fas, mısır, tunus gibi eyaletlerden ise yıllık vergi alınmaktaydı. Bu vergi taksitle ve eyaletin gücü oranında alınırdı. Osmanlı imparatorluğunun artan savaş masrafları sonucunda kasasında para kalmayınca bu eyaletlerin beylerbeylerinden vergileri nakit istemişlerdir. Bu vergiyi veremeyecek olan eyaletlerin ise topraklarının bazı yerlerinin işletim haklarını açık artırma ile satmaları istenmiştir.

Ayanlar ise bu toprakları alan, daha sonra topraklar üzerindeki tasarruf yetkisini sonuna kadar kullanarak zenginleşen kişilerdir. Bunlar o derecede güçlü bir yönetim olmuşlardır ki sonunda padişah değiştirebilecek bir güce erişmişlerdir. işte ayanlar 1808 yılında II.Mahmut'u tahta çıkarmış, kendilerini ve destekledikleri devlet otoritesinin sağlamlığı için bu anlaşmayı imzalatmışlardır. Bu anlaşma demokratikleşme hareketi olarak görülebileceği gibi esasen ayanların kendilerini garanti altına alma amacı gütmektedir. Özellikle yukarıda yazılı olan 6. madde ile ;
(-gerektiğinde ayanlar izin almadan devletin kontrolü için müdahale edebilir. )
devlet otoritesine eşit bir güce eriştikleri görülebilir.

II. Mahmut başlangıç olarak bu anlaşmayı imzalamış ama daha sonra ayanları ortadan kaldırmıştır.
türklerin magna cartası olarak görülen bir anlaşmasıdır.
1808'de ayanlar ile padişah ii.mahmut arasında imzalanan belgedir. öncelikle bu belgenin imzalanmasında önemli rol oynayan olaylardan bahsetmek gerekir. gerileme dönemindeki osmanlı imparatorluğu'nda baskıcı, keyfî ve belki de anarşik bir yönetim uygulanmaya başlamıştı. sonuçta padişahı kısıtlayacak hiçbir güç yoktu. devlet, islam'ın emrettiği şekilde yönetiliyordu. yani halk, padişaha itaat etmek zorundaydı. buna rağmen halkın sabrı taşmaya başlamıştı. sonuçta otoriter bir devlet anlayışı vardı. dönemin sadrazamı alemdar mustafa paşa'nın arabuluculuğuyla ayanlar ile ii.mahmut arasında sözleşme imzalanmasına karar verildi.

bu sözleşme sonucunda padişaha ve devlet otoritesine olan itaat artmış olacaktı. bu da devletin merkezî otoritesini artıracaktı. ayanlar ise kişi hak ve özgürlüklerini az da olsa genişletmiş olacaktı. aynı zamanda padişahın keyfî davranışları da kısıtlanacaktı. ancak, bu sözleşme uzun ömürlü olamamıştır.

sözleşmenin bir diğer önemli tarafı ise şerif mardin'in üzerinde durduğu merkez-çevre ilişkisidir. öncelikle merkez çevre ilişkisini de kısaca açıklayalım: merkez, padişah ve padişahın etrafındaki kişilerden oluşur. çevre ise kısaca halktır. çevre, oy hakkını kullanarak devletin başındaki kişiyi tayin ediyor. devlet ise halkına hizmet, güvenlik vb. şeyler sağlıyor. ancak, osmanlı imparatorluğu'nda oy verme gibi bir olay olmadığı için merkez-çevre ilişkisinin gelişmediğini söyleyebiliriz. halkın hükümdar karşısında herhangi bir gücü yoktu. ama padişah, yaptığı keyfî davranışlarla halkına yön verebiliyordu. sened-i ittifak'ta ise belki de ilk kez çevrenin merkez ile bir etkileşime girdiğini ve bir sözleşme dahi imzalayabildiğini görebiliyoruz.
29 eylül 1808'de gerçekleşen, 1800'ler osmanlısı'nı tanılayabilmek için artılarıyla, eksileriyle tüm yönlerinin öğrenilmesi gerekendir.

padişahın yetkisinin azalmasıyla, demokrasi adına iyi bir adım olarak görenlerin yanında...

padişahın ayrıcalık tanıdığı ayanların, halkla arasında uçurumun oluşması nedeniyle, aynı demokrasinin ve eşitliğin yaralar aldığını düşünenler de vardır.

dediğim gibi... günümüze olan yansımaları tüm yönleriyle, faydalarıyla zararlarıyla ele alınması gerekendir; sened i ittifak.

("sened i ittifak'a kadar halkın başında bir tane padişah varken...

sened i ittifak'tan sonra günümüze kadar gelen süreçte, herkes halkın başına padişah oldu." da diyebiliriz.)
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.