bugün
- kim bu gizli artıcı4
- nickten isim tahmini yapmak25
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası17
- hakkımda bilmeniz gerekenler32
- müslüman cinler4
- bugün 2026 temmuz ayının son pazar günü3
- geceye bir şarkı bırak11
- sabah sabah katil olma sebebi2
- kıl erkeğin süsüdür14
- yazarların imrendiği kişi3
- travesti sesi çekiciliği6
- nick vermeden bir yazara seslen14
- ioçk14
- yazarların şu an yapmak istedikleri şey10
- 55 kilo üstündeki sözlük kızları8
- grup seksin mantığı10
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak16
- dünyaya çocuk getirmek10
- bu saatte içen sözlük yazarları6
- kalkın be2
- yeni parti46
- bilgi içeren entry girelim hadi6
- görükle'ye gelen erkek yüklü kamyonet6
- gece denize girmek5
- nervio burak demirbilek evliliği13
- nasıl yani hala kavga başlamadı mı6
- arkadaşlar bir şey soracağım15
- yoğurt mayalayan kızı üzmek11
- uyumadan kayda değer bir şey bırak4
- yorgun mermi vs nervio12
- her şey senin istediğin gibi olsaydı5
- dünyanın en samimi cümlesi6
- nohut yaptım nası olmuş10
- 20 lik kızlara yazmaya utanmak4
- kedi2
- akrep burcu4
- arkadaşlar bir şey dicem5
- şarap içemeyen erkek6
- gecenin köründe5
- gammazı ispiyoncu sanmak15
- arabayı yavaş süren tipler16
- pişt bi baksanıza buraya kankalarım8
- merfulu gitmesin kampanyası15
- yazarların nickleri nereden geliyor11
- tai lung18
- abberline'ı kulaklarından tavana asmak6
- birader ne demek11
- sözlükte kıllı erkek istemiyoruz5
- uludağ sözlük discord grubu10
- kıllı göbeğe başını yaslayıp uyumak6
sacrifice ile birlikte anılabilecek en güzel k. iskender şiirlerinden biri..
paris
bu kartı sana paris ten atıyorum
çok türkçe bir aşkın ortasında
çok türkçe bir yağmurun mağarasında
çift kâğıtlının son dumanına sinen erezyonda
kelimelerden
beni aşağılayan, bir hiç yerine koyan kelimelerden
ve tehlikeli, korkunç hayvanlardan kurtulduğum,
kendime doğru
bir çıkış yolu bulduğum
güzel bir zamanda..
bu kartı sana paris ten atıyorum:
bugün mavinin ayrı bir havası
bugün rüzgârın özel bir şıklığı var,
bugün kuşların yaşgünü çünkü sevgilim!
bugün kuşlarla senden, senin
o çok efkârlı ellerinden konuştuk uzun uzun
bugün kuşlarla senin resmini çizdik
bütün karakol duvarlarına
biraz sandviç yedik, biraz su içtik seni düşünerek
allahına kadar fırlamaydık senin anlayacağın
bugün kuşların yaşgünü çünkü sevgilim
bugün kuşlara senin ismini armağan ettim!
gereksiz eklem ağrıları ve kriz değil midir
ışıksız gözlerime bir nebze kan
pul pul olmuş tenime enjektör kapanları kuran,
duran
sonra yürüyen
sonra bir daha duran
seyyah kalbime tüm ihtişamıyla boşalan
hap niyetine sıcak elektriğin doludizgin sersemliğinde
üşürken, açken
kolları kısa ceketimin yakalarını kaldırırken
sorgumda soruyorum bunları, hep soru kalanları:
niye ayrıldık (cevabı kullanılmış, aids riski taşıyor)
nasıl sustuk (cevabı, kalabalık getto masallarında)
niçin birbirimize çarpa çarpa bir suça ortak olduk
şimdi hangi dozda hangi ekolde zırvalıyorum
sokaklarda mora mor çalan dönme bir gitaristken
koşabiliyor muyum, nefes alabiliyor muyum, sıçabiliyor muyum
dehşetli yerlerimden
en karanlık gizlerimden çalakalem vurulmuşken
otuz üçünde kahpe bir anarşist
sırtında yetmiş yedi hançer yarası
bir polisten tokatlanmış magnum ve ben
gece camlarını, orospu .mlarını yumruklarken
ya da
çıplak ayaklarımla boş ilaç şişelerini ezerken
her yer, herşey kırmızıya boyanırken duruluyorum
ölmek üzere olan birin üstünde dönenen
puşt akbabalar gibi yüzümün üstünde dolanıyor ruhum!
bu kartı sana ben
sanırım
paris ten atıyorum!
mamafih,
niye gelmişim, nerden gelmişim, neden burdayım
sanki
ekmeğe karışmışken toprağı özleyen buğdayım!
sevgilim, ben ne soysuz bir adamım -ki
kopan mi telinin yerine kurumuş bir gözyaşı takıyorum
evet! evet!
koşuyorum, yuvarlanıyorum, bağırıyorum, ağlıyorum
faşizme yenilmişken
avla avcının mesafesi daralmışken
otuz üçünde bozguna uğramış bir devrimci
kıçında yetmiş yedi .azrak yarası
bu kartı sana ben
büyük ihtimal
paris ten atıyorum!
paris
bu kartı sana paris ten atıyorum
çok türkçe bir aşkın ortasında
çok türkçe bir yağmurun mağarasında
çift kâğıtlının son dumanına sinen erezyonda
kelimelerden
beni aşağılayan, bir hiç yerine koyan kelimelerden
ve tehlikeli, korkunç hayvanlardan kurtulduğum,
kendime doğru
bir çıkış yolu bulduğum
güzel bir zamanda..
bu kartı sana paris ten atıyorum:
bugün mavinin ayrı bir havası
bugün rüzgârın özel bir şıklığı var,
bugün kuşların yaşgünü çünkü sevgilim!
bugün kuşlarla senden, senin
o çok efkârlı ellerinden konuştuk uzun uzun
bugün kuşlarla senin resmini çizdik
bütün karakol duvarlarına
biraz sandviç yedik, biraz su içtik seni düşünerek
allahına kadar fırlamaydık senin anlayacağın
bugün kuşların yaşgünü çünkü sevgilim
bugün kuşlara senin ismini armağan ettim!
gereksiz eklem ağrıları ve kriz değil midir
ışıksız gözlerime bir nebze kan
pul pul olmuş tenime enjektör kapanları kuran,
duran
sonra yürüyen
sonra bir daha duran
seyyah kalbime tüm ihtişamıyla boşalan
hap niyetine sıcak elektriğin doludizgin sersemliğinde
üşürken, açken
kolları kısa ceketimin yakalarını kaldırırken
sorgumda soruyorum bunları, hep soru kalanları:
niye ayrıldık (cevabı kullanılmış, aids riski taşıyor)
nasıl sustuk (cevabı, kalabalık getto masallarında)
niçin birbirimize çarpa çarpa bir suça ortak olduk
şimdi hangi dozda hangi ekolde zırvalıyorum
sokaklarda mora mor çalan dönme bir gitaristken
koşabiliyor muyum, nefes alabiliyor muyum, sıçabiliyor muyum
dehşetli yerlerimden
en karanlık gizlerimden çalakalem vurulmuşken
otuz üçünde kahpe bir anarşist
sırtında yetmiş yedi hançer yarası
bir polisten tokatlanmış magnum ve ben
gece camlarını, orospu .mlarını yumruklarken
ya da
çıplak ayaklarımla boş ilaç şişelerini ezerken
her yer, herşey kırmızıya boyanırken duruluyorum
ölmek üzere olan birin üstünde dönenen
puşt akbabalar gibi yüzümün üstünde dolanıyor ruhum!
bu kartı sana ben
sanırım
paris ten atıyorum!
mamafih,
niye gelmişim, nerden gelmişim, neden burdayım
sanki
ekmeğe karışmışken toprağı özleyen buğdayım!
sevgilim, ben ne soysuz bir adamım -ki
kopan mi telinin yerine kurumuş bir gözyaşı takıyorum
evet! evet!
koşuyorum, yuvarlanıyorum, bağırıyorum, ağlıyorum
faşizme yenilmişken
avla avcının mesafesi daralmışken
otuz üçünde bozguna uğramış bir devrimci
kıçında yetmiş yedi .azrak yarası
bu kartı sana ben
büyük ihtimal
paris ten atıyorum!
tc' deki çoğu müzede var olan bir uygulamadan yola çıkarak louvre müzesi' ne girerken cahillik yapıp bütün digital ekipmanlari içeri girmeyecek olanlara teslim etmemeniz gereken yerdir. *.
champs-elysees' te yürürken louis vuitton mağazasının vitrinindeki abuk çanta heykeline 1 saatten fazla süre bakmamanız gereken yerdir.
ayrıca akşam kızıllığında sean nehrinde gezintideyseniz ve özgürlük anıtı' nın küçültülmüş versiyonunu görünce millete kakalama istegiyle dolduysaniz, adam gibi fotograf cekip fonda eiffel kulesini kullanmamanız gereken yerdir.
ha bir de yakın zamanda gidecek ve hunchback of notre dame filmini izlemiş minik bir tanıdığınız varsa, kilisenin etrafında görmesi muhtemel sıradan bir kambur vatandaşa parmağıyla anne babasına işaret edip aaa quasimodo diye bağırmamasını tembihlemeniz gereken yerdir. *
disneypland' da şekerli patlamış mısır komasına girmemesi için uyarmanız gereken yerdir. tarzan müzikalini izleyince şayet minik bir kızsa yurda dönüşte kendini jane sanıp lambaya halat bağlamamaya çalışmasını öğütlemeniz gereken yerdir.
ve evet paris' te aşk başkadır çünkü herkes ikinin katıdır ve bu hadise tek sayı olanlara zıt kutup etkisi, çift sayı olanlara da kuvantum fiziği ayrılmazlık ilkesi ispatı yapmaktadır.
champs-elysees' te yürürken louis vuitton mağazasının vitrinindeki abuk çanta heykeline 1 saatten fazla süre bakmamanız gereken yerdir.
ayrıca akşam kızıllığında sean nehrinde gezintideyseniz ve özgürlük anıtı' nın küçültülmüş versiyonunu görünce millete kakalama istegiyle dolduysaniz, adam gibi fotograf cekip fonda eiffel kulesini kullanmamanız gereken yerdir.
ha bir de yakın zamanda gidecek ve hunchback of notre dame filmini izlemiş minik bir tanıdığınız varsa, kilisenin etrafında görmesi muhtemel sıradan bir kambur vatandaşa parmağıyla anne babasına işaret edip aaa quasimodo diye bağırmamasını tembihlemeniz gereken yerdir. *
disneypland' da şekerli patlamış mısır komasına girmemesi için uyarmanız gereken yerdir. tarzan müzikalini izleyince şayet minik bir kızsa yurda dönüşte kendini jane sanıp lambaya halat bağlamamaya çalışmasını öğütlemeniz gereken yerdir.
ve evet paris' te aşk başkadır çünkü herkes ikinin katıdır ve bu hadise tek sayı olanlara zıt kutup etkisi, çift sayı olanlara da kuvantum fiziği ayrılmazlık ilkesi ispatı yapmaktadır.
+23 haziran 1940 da sordular seni neredesin?
-Eau De Parfum almaya gittim gelecem
-Eau De Parfum almaya gittim gelecem
dunyanin en guzel sehiri oldugu idaa edilen yer.
brükselden önce avrupa birliği parlamentosuna ev sahipliği yapan şehir...
"batı"nın gaziantep'i.
dünyanın en planlı şehirlerinden, çok sayıda arap ve ortadoğuluya ev sahipliği yapar.
olmaz olasica sehir.
her aptal turistin ölmeden bi kere görmesi gereken şehir..
şarabın rengi paris'in rengine karışıyomuş yok daha neler...
paris dünyanın en iyi pazarlanan şehridir...
alın o kuleyi de...
şarabın rengi paris'in rengine karışıyomuş yok daha neler...
paris dünyanın en iyi pazarlanan şehridir...
alın o kuleyi de...
gidilesi, gezilesi, görülesi fakat yasanmayasi. *
"her insanin olmeden once mutlaka gormesi gerekir" dedirten bir sehir... ayrıca parfümeri dükkanları ilginç fransa şehri.
dunyanin en romantik sehri. sevgiliyse gidilmezse mundar olur.10 uzerinden 10 bin..
(bkz: commune de paris)
(bkz: ozlem)
romantik mi romantik, her kızın balayına gitmek isteyeceği şehir.
bir çok kişinin yolu buraya çıkar, özellikle şu günlerde ermenilerin .
paris
her seyiyle mukemmel bir kent kesinlikle degil. metro sebekesi oldukca iyi ama metrolar eski ve bakımsız, çiş kokuyor. ayrıca sehrin cogu yeri de çiş kokuyor. hepsi degil ama cogu park ve bahce çiş kokuyor. fransızların pisliginden bahsederlerdi, gormus olduk; ama paris artık fransızların egemenliginden cıkmıs; hatta arap ve uzakdogulu gormekten bu sehirde fransız yok mu diye dusunmeye baslamıstım. geceleri champ élysees*de zengin -kıro- araplar dolasıyor. cok da pahalı bir sehir.
tamam cok kotuledim; insanları bosaltıp sehri gezerseniz cok guzel. tarihi mirası cok zengin, korumayı ve kazanca cevirmeyi de bilmişler, binalar cok guzel. yeni ile eskiyi kaynastırmayı da becermişler, pompeidou center -misal- uyumsuz gibi gorunse de yarattıgı sehir mekanı ve cesur deneyselligi ile hayran olunası bir bina. paris fransanın sansıdır diye dusunuyorum, boyle bi baskentle diger avrupa ulkelerine fark atıyorlar bence. gidilip gorulesi bi şehir, her tarafında bir guzellik bulmak mumkun.
eiffel kulesi de kendi basına pek de guzel bir eser olmasa da pariste muhtesem bir sinerji yaratıyor. bu kadar etkili bir simge baska bir yerde var mı bilmiyorum. genel kanının tersine eiffel her yerden gorulebilen bir kule degil. illa yuksek bi yere cıkacaksanız karsısındaki montparnasse'a cıkın, hem eiffeli de gorursunuz; ama eiffelin ikinci katındaki manzara daha guzeldi (yukseklik her zaman guzel manzara saglamıyor, (bkz: atakule)). ucuncu katına cıkmaya cesaret edememiştim.
louvre muzesi de butun gununu harcayıp yorgunluktan öldürüyor insanı, sanat delisi degilseniz sadece unlu eserleri inceleyin, katalogda ilginizi ceken bişe olursa onları gorun yeter, zaten onlara giderken her seyin onunden gecmiş oluyorsunuz. anadoluyla alakalı bir bolum de var baksanız iyi olur.
montmarte mahallesine gidin. oraya parisin balkonları diyorlar. filmlerde gorulen paris orası. ben bulamadım ama amelie'nin cekildigi cafeyi gorebilirsiniz belki. meshur moulin rouge de orada. tepede de sacre coeur katedrali var o da guzel bir eser. montmarte'da ucuza alısveriş yapabilirsiniz. 30-35 euroya adidas puma ayakkabılar vardı, bi dolasın.
turist informasyon burosunda verilen kitapcıkta parisin nispeten biraz daha gizli kalmıs koseleri de anlatılıyor, onlara da vaktiniz varsa gidin derim. bir mezarlıktan bahsediyordu park olarak duzenlemesi gayet guzel yapılmıs, ama gidemedik. bazı unlu sahsiyetlerin de mezarları oradaymıs.
disneylande de gidemedim içimde uktedir. yalnız biraz pahalı ve sehirden uzakta. bir gununuzu ve butcenizin kucuk bir kısmını ona ayırmak suretiyle gidebilirsiniz, cok eglenceli oldugunu soyluyorlar. giris ucreti 40 euro civarındaydı yanlıs hatırlamıyorsam.
interrailciler için ufak bir paris rehberi gibi oldu. gidecekseniz en az 3 gun ayırın derim. artı 1 gun de disneyland tabiki:)
bir de notre dame de paris muzikali hala oralarda bi yerlerde oynuyorsa gidip izleyin derim. sanırım farklı bir oyuncu kadrosuyla sahne alıyorlarmıs. canlı izlemeyi en cok istedigim eserlerden kendisi.
bu kadar doneklik olmaz diyerek tekrar basa donuyorum:
her taraf çiş kokuyor..
her seyiyle mukemmel bir kent kesinlikle degil. metro sebekesi oldukca iyi ama metrolar eski ve bakımsız, çiş kokuyor. ayrıca sehrin cogu yeri de çiş kokuyor. hepsi degil ama cogu park ve bahce çiş kokuyor. fransızların pisliginden bahsederlerdi, gormus olduk; ama paris artık fransızların egemenliginden cıkmıs; hatta arap ve uzakdogulu gormekten bu sehirde fransız yok mu diye dusunmeye baslamıstım. geceleri champ élysees*de zengin -kıro- araplar dolasıyor. cok da pahalı bir sehir.
tamam cok kotuledim; insanları bosaltıp sehri gezerseniz cok guzel. tarihi mirası cok zengin, korumayı ve kazanca cevirmeyi de bilmişler, binalar cok guzel. yeni ile eskiyi kaynastırmayı da becermişler, pompeidou center -misal- uyumsuz gibi gorunse de yarattıgı sehir mekanı ve cesur deneyselligi ile hayran olunası bir bina. paris fransanın sansıdır diye dusunuyorum, boyle bi baskentle diger avrupa ulkelerine fark atıyorlar bence. gidilip gorulesi bi şehir, her tarafında bir guzellik bulmak mumkun.
eiffel kulesi de kendi basına pek de guzel bir eser olmasa da pariste muhtesem bir sinerji yaratıyor. bu kadar etkili bir simge baska bir yerde var mı bilmiyorum. genel kanının tersine eiffel her yerden gorulebilen bir kule degil. illa yuksek bi yere cıkacaksanız karsısındaki montparnasse'a cıkın, hem eiffeli de gorursunuz; ama eiffelin ikinci katındaki manzara daha guzeldi (yukseklik her zaman guzel manzara saglamıyor, (bkz: atakule)). ucuncu katına cıkmaya cesaret edememiştim.
louvre muzesi de butun gununu harcayıp yorgunluktan öldürüyor insanı, sanat delisi degilseniz sadece unlu eserleri inceleyin, katalogda ilginizi ceken bişe olursa onları gorun yeter, zaten onlara giderken her seyin onunden gecmiş oluyorsunuz. anadoluyla alakalı bir bolum de var baksanız iyi olur.
montmarte mahallesine gidin. oraya parisin balkonları diyorlar. filmlerde gorulen paris orası. ben bulamadım ama amelie'nin cekildigi cafeyi gorebilirsiniz belki. meshur moulin rouge de orada. tepede de sacre coeur katedrali var o da guzel bir eser. montmarte'da ucuza alısveriş yapabilirsiniz. 30-35 euroya adidas puma ayakkabılar vardı, bi dolasın.
turist informasyon burosunda verilen kitapcıkta parisin nispeten biraz daha gizli kalmıs koseleri de anlatılıyor, onlara da vaktiniz varsa gidin derim. bir mezarlıktan bahsediyordu park olarak duzenlemesi gayet guzel yapılmıs, ama gidemedik. bazı unlu sahsiyetlerin de mezarları oradaymıs.
disneylande de gidemedim içimde uktedir. yalnız biraz pahalı ve sehirden uzakta. bir gununuzu ve butcenizin kucuk bir kısmını ona ayırmak suretiyle gidebilirsiniz, cok eglenceli oldugunu soyluyorlar. giris ucreti 40 euro civarındaydı yanlıs hatırlamıyorsam.
interrailciler için ufak bir paris rehberi gibi oldu. gidecekseniz en az 3 gun ayırın derim. artı 1 gun de disneyland tabiki:)
bir de notre dame de paris muzikali hala oralarda bi yerlerde oynuyorsa gidip izleyin derim. sanırım farklı bir oyuncu kadrosuyla sahne alıyorlarmıs. canlı izlemeyi en cok istedigim eserlerden kendisi.
bu kadar doneklik olmaz diyerek tekrar basa donuyorum:
her taraf çiş kokuyor..
(bkz: dünya moda merkezi)
panoramik olarak kısaca; http://dura.cell.free.fr/...e/images/parisbynight.jpg şehr-i aşk.
(bkz: truva savaşı)
(bkz: lido)
Fransa'nın gücünün bir göstergesi olan neredeyse her yönüyle insanda duygu dolu anlar yaşabilecek bir şehirdir. ihtilalden sonraki gelişim süreci takdir edilmelidir. Paris yerin üstünde görünenler kadar bir o kadarda yerin altındadır. Metro hattı inanılmazdır ve kanalizasyonların altında ihtilalde ölenlerin kemikleri bulunmaktadır. Paris için söylenen bir söz çok doğrudur: 'Paris'e bir kere gelen kişi mutlaka ikinci kezde gelir.' Nüfusunun iki katı kadar turist çeker. Her yerinde sanat vardır. Seine Nehri'ndeki köprülerde bulunan heykeller şehirdeki sanatın başka bir göstergesidir. Aşık olunası bir şehirdir Paris...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar