bugün

bas yapit. saheser. oguz atay'in ilk eseri.
oguz atay'a 1970 trt roman ödülü'nü kazandıran ve kanımca turk romanının hala asilamayan uc kitabi.

(bkz: selim isik)
(bkz: tutundurulamayanlar)
(bkz: etki tepki)
bir acemi yazar şiiri

hızla ölür hazla büyüyenler,
hazla ölür hızla büyüyenler,
jilet yiyen bir kızla büyüyenler,
küçük burjuva zevkler cızzla büyüyenler,
matarası su serap göremeyenler,
torbası ekmek aç kalamayanlar,
tutunamayanlar..
hızla öldü bizle büyüyenler.
insanin kendisini caresiz hissettigi anlarda tutundugu kitap..oguz ataykitabi tum tutunamayanlara ithaf etmistir.
Tutunamayanlar grubuna dahil eden 700 küsür sayfalık oğuz atay romanı.genelde üniversite gençliği okur ve loser modunda kendini bi kademe atlamış,bi yerlere varmış
sayar,tutunamayanlardanım etiketli gözleriyle daha bi lanet eder dünyaya.
(bkz: tutunamayanlardan)
(bkz: şarkılar)
Oğuz Atay'ın bu romanı postmodernist yöntemlerden yararlanılarak oluşturulmuş modernist bir romandır.
yanlış bir empatiyle tersten okunan romandır. atay'ın derdinin cumhuriyet dönemi aydınının sorgulanması, küçük burjuva aydının kıya sıya eleştirilmesidir. sosyolojik bir portre çıkarır burda. atay'ın acı ironisi gibi eleştirel perspektifi de oldukça geniştir. zamanında kıymeti bilinmemiş, 70'lerde moda olan 'köy romanı' furyasının kurbanı olmuştur, bir iki dergide çıkan bir kaç yazıyla geçiştirilmiştir roman. bu da oğuz atay'ı ziyadesiyle üzmüştür. ancak yıllar sonra hakkı teslim edilebilmiştir, lakin atay aramızda değil artık.
tutunamayanlar, salt içerikteki yoğunluğuyla değil, türk romanında biçimsel yapının, kurgunun da kırılma noktasını oluşturur. romanın farklı bölümleri farklı üslup ve biçimlerde yazılmıştır; o meşhur şarkılar bölümünü, noktalama işaretinin kullanılmadığı bölüm, ansiklopedi ve diğerleri. çağdaş romanın, sağlam ve zekice örgülenmiş kurgunun en güzel örneklerinden biridir tutunamayanlar.
ikinci kez okumaya zorlayan kitap. ikinci kez okumaya degecek kitap
her seferinde o meşhur virgüllerle bağlanmış 62 sayfa süren cümleye geldiğimde tıkanıp bıraktığım,her seferinde bu sefer söz bitiricem dediğim ve her seferinde yine bitiremeyip bana kendimi eksik hissettiren oğuz atay klasiği
-büyümek tutunanlara gerekli!
tutunamayanlar'ın esas konu edindiği şey -ki illa bir konu arıyorsak- aydınların toplumla uyuşamaması değil, yazının bizzat kendisidir.
sanıyorum oğuz atay romanına başlarken 'Türk toplumunda aydın sorununu ele alayım' diye düşünmedi, yine sanırım yazı deneyimi yaptı, yapılmayanı, öncesi olmayanı denedi, postmodern bir roman ortaya koydu. kendisi de uyumsuz bir aydın olduğundan kahramanları haliyle kendine benzedi.

tutunamayanlar postmpdern bir romandır, evet. ama daha iyi bir ifadeyle postmodern romanın nasıl yazılacağını gösteren bir eserdir.
edebiyatın yozlaşması ile ya da yoz edebiyatın yüceltilmesiyle geçmişi reddetmek postmodern olarak algılandı. oysa oğuz atay hem türk hem dünya edebiyatı geleneğinin sıokı bir takipçisiydi, eskiyi bilmeden yeni bir şey ortaya konamayacağını gösterdi.
*
oğuz atay daha sonra hikayelerinde de tutunamayanlar'ı tekrar tekrar yazmıştır ve kendisi bizzat yaşamıştır.
Romanda Disconnectus Erectus'un anlatildigi muazzam bir bolum vardir ki, anlatim odumu koparmis, ic acitmis, bir yaniyla tanidikda gelmistir.

(bkz: disconnectus erectus)
hep acele ettiği için geç kalanların kitabıdır.
oğuz'a-
ya, tutunamayanlar
sımsıkı tutunsalardı
biribirlerine?

reha yünlüel/şiirhâne
her sene düzenli okuduğum başucu kitabım.
gelmiş geçmiş en iyi türkçe roman.**
bazı yerlerinde insanı sarsan tespitlerde bulunurken bazı bölümlerindeyse kahkahalarla gülmenizi sağlayan başucu eser.
kurgu ve anlatım olarak da gerçekten aşmıştır.
oğuz atayın dahi olduğunu düşündürmüştür.
(bkz: selim ışık)
(bkz: turgut özben)
(bkz: bat dünya bat)
(bkz: canım selim)
her yanıyla ( gerek uzunluğu, gerekse içeriği) ağır bir kitap-tır..

tutunamayanlar ı bitiremeyenler diye bir durum da söz konusudur..
"...adam yokluğundan insanlığa vekalet ediyordum."-selim ışık
türk romanında yaratılmış en sıradışı iki karakter olan selim ışıkve turgut özben'in iyi ki sadece roman kahramanılar dedirten diğer iki türk edebiyatı karakterleri, kinyas ve kayraile poker oynamalarının dünya düzeninde ve küresel ısınmada yaratabileceği etkiler hakkında acilen birleşmiş milletler 'in önlem paketi açması lazım.
sabah uyanınca okunmaya başlanıp geceyarısı bitirilince insanın psikolojisinde onarılamayacak hasarlar yaratan başyapıt.
- when i was a little child
bir yokluktu ankara
aprés moi dull and wild
town ne oldu que sera

- Beceriksiz ve korkak bir hayvandir.Insan boyunda olanlari bile vardir.Yalniz penceleri ve ozellikle tirnaklari cok zayiftir. Dik arazide, yokus yukari hic tutunamaz. Yokus asagi, kayarak iner.(Bu arada sik sik duser.)Tuyleri yok denecek kadar azdir.Gozleri cok buyuk olmakla birlikte, gorme duygusu zayiftir.Bu nedenle tehlikeyi uzaktan goremez. Erkekleri, yalniz biralildigi zaman acikli sesler cikarirlar. Disilerini de ayni sesle cagirirlar. Genellikle baska hayvanlarin yuvalarinda(onlar dayabildikleri surece) barinirlar.Ya da terkedilmis yuvalarda yasarlar. Belirli bir aile duzenleri yoktur.Dogumdan sonra ana, baba ve yavrulari ayri yerlere giderler.Toplu olarak yasamayi da bilmezler ve dis tehlikelere karsi birlestikleri gorulmemistir. Belirli beslenme duzenleri de yoktur.Baska hayvanlarla birlikte yasarken onlarin getirdikleri yiyeceklerle gecinirler.Kandi baslarina kaldiklari zaman genellikle yemek yemegi unuturlar. Butun huylari taklit esasina dayandigi icin, baska hayvanlarin yemek yedigini gormezlerse, aciktiklarini anlamazlar.(Bu sirada cok zayif dustukleri icin avlanmalari tavsiye edilmez.) Icguduleri tam gelismemistir. Kendilerini korumayi bilmezler.Fakat - gene taklitcilikleri nedeniyle- baska hayvanlarin dovusmesine ozenerek kavgaya girdikleri olur.Simdiye kadar hicbir tutunamayanin bir kavgada baska bir hayvani yendigi gorulmemistir.Bunula birlikte hafizalari da zayif oldugu icin, sik sik kavga ettikleri, bazi tabiat bilginlerince gozlenmistir.(Ayni bilginler, kavgaci tutunamayanlarin sayisinin gittikce azaldigini soylemektedirler.) Din kitaplari, bu hayvanlari yemegi yasaklamissa da , gizli olarak avlanmakta ve etlerikacak olarak satilmaktadir. Tutunamayanlari avlamak cok kolaydir. Anlayisli bakislarla suzerseniz, hemen yaklasirlar size. Ondan sonra tutup oldurmek isten bile degildir.Insanlara zarali bazi mikroplar tasidiklari tespit edildiginden, Belediye Saglik Mudurlugu de tutunamayan kesimini yasak etmistir. Yemekten sonra insanlarda gorulen durgunluk, hafif sikinti, sebebi bilinmeyen vicdan azabi ve hic yoktan kendini suclama gibi duygulara sebep olduklari, hekimlerce ileri surulmektedir.Fakat ayni hekimler, tutunamayanlarin bu mikroplari, kasaplik hayvalara da bulastirdiklarini ve bu sikintidan kurtulmanin ancak et yemekten vazgecmekle saglanabilecegini soylemektedirler. Hayvan terbiyecileri de tutunamayanlarla uzun sure ugrasmis ve bunlari sirklerde calistirmak istemislerdir.Fakat bu hayvanlarin, beceriksizlikleri nedeniyle hicbir huner ogrenemediklerini gorunce vazgecmislerdir. Ayrica birkac sirkte halkin karsisina cikartilan tutunamayanlar, onlari guldurmek yerine mahzun etmislerdir.(Halk giselere saldirarak parasini geri istemistir.) Filden sonra, din duygusu en kuvvetli olan hayvan olarak bilinir.Oldukten sonra cennete gidecegi bazi yazarlarca ileri surulmektedir.Fakat toplu, ya da tek gittikleri her yerde hadise cikardiklari icin, bunun pek mumkun olmayacagi sanilmaktadir. Baslari daima one egik gezindikleri icin, cesitli engellere takilirlar ve her taraflari yara bere icinde kalir. Onlari bu durumda goren bazi yufka yurekli insanlar, tutunamayanlari ev hayvani olarak beslemeyi de denemislerdir.Fakat insanlar arasinda barinmalari -ev duzenine uymamalari nedeniyle- cok zor olmaktadir. Beklenmedik zamanlarda sahiplerine saldirmakta ve evden kovulunca da bir turlu gitmeyi bilmemektedirler. Evin kapisinda gunlerce , acikli sesleriyle bagirarak ev sahibini canindan bezdirmektedirler. (Bir keresinde, ev sahibi dayanamayip kacmissa da , tutunamayan, sahibini kovalayarak, gittigi yerde de ona rahat vermemistir.) Sehirlere yakin yerlerde yasadiklari icin, onlari sehrin icinde , citle cevrili ve yalniz tutunamayanlara mahsus bir parkta oturarak, sayilarinin azalmasini onlemeyi dusunmenin zamani artik gelmistir.

- Onlar haklı çıktı. Sonunda, bana olanlar olduktan sonra, aralarında konuşacaklar; yıllarca önce biz bu durumu anlamıştık, diyecekler. Kitap okumasından belliydi, misafirlerin yanına çıkmamasından anlamıştık. Yerli yerinde karşılıklar bulup söyleyememesi onu bu duruma getirdi. Bir bakıma talihsizim. Misafirin yanına çıkmadıkları halde başlarına bir şey gelmeyenler de var. Onlar bir bakıma kaybediyorlar. Eksik olsun böyle kazanç. Ben ölüyorum; görmüyor musunuz? Yazık diye üzülecekler. Fakat, haklı çıkmanın sevinci içlerini ısıtacaktır. Beter olsunlar diyeceğim; oysa beter olan benim...

- (...)
- tutamak sorunu. insanin bir tutamagi olmali.
- anlamadim.
- tutamak sorunu dedim. dunyada hepimiz sallantili, korkuluksuz bir koprude yurur gibiyiz. tutunacak bir sey olmadi mi insan yuvarlanir. tramvaylardaki tutamaklar gibi. uzanir tutunurlar. kimi zenginligine tutunur, kimi mudurlugune, kimi isine, sanatina. cocuklarina tutunanlar vardir. herkes kendi tutamaginin en iyi, en yuksek olduguna inanir. gulunclugunu fark etmez. kagizman koylerinden birinde bir cift okuzune tutunan bir adam tanidim. okuzleri besiliydi, piril pirildi. herkesin <veli aga'nin okuzleri gibi okuz yoktur> demesini isterdi. daha guluncleri de vardir. ben, toplumdaki degerlerin ikiyuzlulugunu, sahteligini, gulunclugunu goreli beri, gulunc olmayan tek tutamagi ariyorum: gercek sevgiyi! bir kadin. birbirimize yetecegimiz, benimle birlik dusunen, duyan, seven bir kadin!
(...)

- ben karagöz filan değilim. herkes birikmiş bizi seyrediyor. dağılın! kukla oynatmıyoruz burada. acı çekiyoruz. kapı kapı dolaşıp dileniyoruz. son kapıya geldik. insaf sahiplerine sesleniyoruz. ey insaf sahipleri! ben ve olric sizleri sarsmaya geldik. dünya tarihinde eşi görülmemiş bir duygululukla ve kendini beğenmişçesine ve kendinibeğenmişçesinesankibizdenöncebirşeysöylenmemişçesinegillerden olmaktan korkmadan kapınızı yumrukluyoruz. dilenciler krallığının en küstah soylusu olarak kişiliğimizi burnunuza dayıyoruz........ sizi ağlatmaya ve burnunuzdan getirmeye geldik. size dünyanın dörtten fazla bucağı olduğunu göstermeye geldik. bitmez tükenmez sızlanmalarımızla ananızı ağlatmaya niyetliyiz.

- ..yaşamak her gün girilen bir imtihan olursa buna kimse dayanamaz başını okşardım zavallı sevgilim derdim üzülme üzülürdü acıma bankası kuruyorum derdi her ıstıraba bir kura numarası tutunamayanlara öncelik tanınır üzülme selim biraz dinlen buna hak kazandın olduğu yerde yatamazdı dönerdi kımıldanırdı yatışmazdı yaşatmazdı yaşamazdı ben seni sevdim seveli bak ne hal oldum uzanmış yatıyorum dinlen biraz selim kalkardı ellerime sarılır beni bir gün unutacaksan bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi boş yere mağaramdan çıakrma beni alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna tedirgin etme beni bu sefer geride bir şey bırakmadım tasımı tarağımı topladım geldim neyim var neyim yoksa ortaya döktüm beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim beni uyandırma hep kuşkuluydu her zaman kötü bir şeylerin olmasını bekliyordu sonu gelmez benim gibiler için hiçbir şeyin sonu iyi gelmez diyordu açık hava dokunur onlara serin ve nemli güneşsiz yerleri severler kendi kafalarının etiyle beslenirler gözleri aydınlıkta bozulur kendileri gibi olanlardan nefret ederler onları gördükleri yerde kuyruklarıyla sokarlar sonra pis pis gülerle gene de hep birlikte yaşarlar aynı kaba işerler gündüzleri uyuyup geceleri sokağa çıkarlar..

- önce kelime vardı' diye başlıyor yohanna'ya göre incil. kelimeden önce yalnızlık vardı. ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti yalnızlık... kelimenin bittiği yerde başladı; kelimeler söylenemeden önce başladı. kelimeler, yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. kelimeler, yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. yalnız kelimeler acıyı dindirdi ve kelimeler insanın aklına geldikçe, yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu...

- ...onlar hesabına üzülüyordum. yorulmuştum da. adam olmadığı için, insanlığa vekalet ediyordum...

- doğdugu günden beri kalbinde bir delik,
almak için bütün sizilari içine..

(bkz: tehlikeli oyunlar
evet, oğuz atay bu kitabında tutunamayanlar'ı anlatır.. "e bunu biz de biliyoruz" demeden önce dinleyin. sözümü bitireyim önce!
oğuz atay tutunamayanlar'ı anlatır. ama sadece selim ışık'ı, turgut özben'i, süleyman kargı'yı değil; ziya özdevrimsel'i, kutlug dandini'yi, franz hegel'i, düzgen silik'i de anlatır. onlar da birer disconnectus erectus'tur. unutmayalım, unutturmayalım....