1. 1.
    imparatorluk, çok eskilere dayanan bir devlet şeklidir.
    türkiye de pek çok kişi imparatorluk teriminin yalnızca emperyalist ülkeler için kullanıldığını, bunun için de osmanlı devleti nin imparatorluk olmadığını iddia ederler. emperyalist olmanın, önce emperyal (imparatorluk) olmaktan geçtiğini ileri sürerler.
    ancak bu yanlıştır.
    kelime kökeni itibariyle emperyalizm in imparatorluktan geldiği doğrudur, fakat bu, imparatorluk sistemlerinin emperyalist olması anlamına gelmez.
    imparatorluk, içerisinde birden fazla unsur (din-etnik köken-dil-vs...) barındıran devlet modelidir. bu modelde ana unsur (ulus) söz konusu olmaz.
    bu nedenle tarihin meşhur devletleri çin, iran, roma, bizans, emevi-abbasi devleti ve osmanlı vs... birer imparatorluktur.
    emperyalizm ise imparatorluk modeline göre daha yeni, modernite dönemine ait bir kavramdır. emperyalizmde, ana unsur belirlenerek, onların refahını sağlayacak şekilde, diğer unsurları sömürme durumu söz konusudur. bunun için elbette öncelikle imparatorluk olmak lazımdır.
    kısacası imparatorluk olmak için emperyalist olmak değil, emperyalist olmak için önce imparatorluk olmak lazımdır.
    doğu dillerinde de "devlet-i ali" olarak adlandırılan devlet modeli, batı dillerindeki imparatorluk kelimesine tekabül etmektedir.
    2 -1 ... suzergecer
  2. 2.
    michael hardt ve antonio negri'nin beraber yazdıkları kitap.
    http://en.wikipedia.org/wiki/Empire_%28book%29
    1 ... lync
  3. 3.
    Sinanoğlu'nun Ulusal söyleminde sık sık belirttiği "Kürsel Kraliyetçiler ve onların kuyrukları" başlığı altında işlediği "Ne Sağ Ne Sol" anlayışı, aslında Negri'nin Hardt'la birlikte "imparatorluk" adlı yapıtla ileri sürdüğü genel iktidar teorisindeki büyük sermaye gücü ve bu sermayenin artık alışılageldik Sağ ya da Sol söylemlerle çözümlenemeyecek denli karmaşık oluduğu görüşüyle paralel bir ilerleyiş göstermektedir.

    Sinanoğlu gibi Hardt&Negri'de bu sermaye gücünün artık herhangi bir Ulus ya da bölge için değil de, Ulus-üstü ve tüm dünyayı içine alan bir anlayış olarak kullanıla-geldiğini söylemektedirler. Artık eskiden olduğu gibi bir kaç emperyalist gücün çatışmasıyla sınırlı değildir olay; bütün bunları yukarıdan belirleyen - yapılandıran, tartışmasız olarak "sömürgeleşme sonrası" ve "emperyalizm sonrası" tek bir iktidar anlayışıdır artık işleyen ve Bu "yeni dünya düzeni (new world order)" kendini daimi, ebedi ve zorunlu olarak sunmaktadır.

    Dışarının olmadığını, tüm yapının kendi içinde olduğunu varsayan imparatorluk, öznelliği yok etme amacı güder. Sinanoğlu'nun da söylemeye çalıştığı gibi, yeni dünya düzeni içindeki pürüzlere tahammül edemez. Ulusların farklılıkları ve özelliklerini bastırmayı hedefler. Ya da bu hedefe ulaşmak için geçici vazifeler üstlenerek pürüzleri zamanla düzeltmeyi amaçlar (çeşitli kuruluşların ülkemizdeki çeşitliliğin üzerinde durarak, varolmayan ayrımları var etme çabasına girmeleri gibi).

    imparatorluk kavramı emperyalizmin de üstünde duran, temelinde ekonomik güçle, sermaye gücünü barındıran bir üst kavram olduğundan benliğini korumak isteyen, Ulus devlet olarak yaşamak isteyen bir Ulus'un bu yeni tehdite (aslında yeni denemez) karşı en az onun kadar çapraşık bir şekilde karşı koyması gerektiği akla gelmektedir.

    Sinanoğlu'nun da söyleminde belirttiği şekilde, artık imparatorluk tüm dünya üzerinde olduğu gibi Türkiye'de de her türlü yönetim içi organlarda istediğini yaptırabilir bir hal almıştır. Gidişat artık ülkenin başına geçmek için imparatorluktan olur almak zorunda olan hükümetlerle alakalı değildir (bu türlü hükümetlerin dirayetleri gidişatı sadece yavaşlatabilir veya dirayetsizlikleri ve içten pazarlılıkları gidişatı hızlandırabilir -günümüzde olduğu gibi). Ulus'un bundan böyle kendinin ve gidişatının farkına varması lazımdır ki bu da sadece eğitimle ve toplu tepki yaratma kapasitesi olacak etkilerle mümkün olabilecektir.

    Ne yazık ki Türkiye'nin eğitim açılımını yapma konusundaki gizilini (potansiyelini) büyük bir zevkle harcadığını, harcamış olduğunu görüyoruz. Eğitim sistemimiz (bir ağaca benzetirsek) tam da imparatorluğun istediği şekilde yontulmaktadır. Bu öyle bir yontuştur ki halk isteyerek elindeki Ulus tohumlarını (kariyer promosyonu, vs ile) vermektedir. Üstelik bu VAZiYete izin verenler de içlerinden yürüttükleri pazarlıklarda (içten pazarlılıklarında) bir pay kapma yarışında olduklarından kimse aksi bir yönde ilerlemeyi sağlayamamaktadır.

    Yapılan hamleler Ulus'un bireylerine, içlerinde bulundukları büyük satranç tahtasından baktıklarında anlamsız gibi gelse de; bir üst açıdan bakıldığında oldukça mantıklı bir siyasanın uygulanımda olduğu gözükmektedir.

    Bu kıskaçtan kurtulmayı arzulayan bir Ulus ise işe en yakındaki üst-etki alanlarından, yönetimden başlayarak kuracağı ve bir üst açıdan bakma yetisine sahip "Ulusalcı" bir hükümetle, katman katman, ağır ama güçlü bir şekilde aşağıya inerek Ulus ağacının tohumlarına ulaşmalıdır.

    (edit:
    karşılaştırmanın dengesiz olduğunun idrakine, geçmişten geldiğim bir gazla yazdığım bu yazıyı şans eseri bulmamla vardım. lakin, özgür fikriyatta, sadece olguları karşılaştırır ve isimleri göz ardı edersek, hala canlı ve mantıklı-makul bir metin bu.

    dilin kasıntısından dolayı üzgünüm -eğer size öyle gelirse. sanırım bunu bir formatta yazmam gerekiyordu ve sonra ilgimi kaybettim. hatırlamıyorum.

    fikri tartışmalara açığım. eksi oy da verebiliyorsunuz tabi ki. bunları alıyorum gülüyorum yapanlara teker teker.

    saygılar efendim.

    kediciğe not: ammend'den bunu anladım ben. yağ yağ...)
    -1 ... bl
  4. 4.
    Antonio Negri'nin Michael Hardt birlikte yazdığı üzerine çok tartışılan kitabın adıdır. kitapta artık emperyalizmin aşıldığından, emperyal iktidar ve emperyal hak nosyonlarına dayanan imparatorluğun kurulduğundan dem vurulur. zira ulusal devletler ve modern egemenlikler çözülmüştür. eserde tarihsel materyalizmin karşısında teleolojik materyalizmi kullanmışlardır. alışkın olunan kavramların dışında bazı yeni kavramlar kullanmaları da kitabın ayrıca çok ses getirmesinde sebep olmuştur. mesela, piyasa, emperyalizm, teknolojik devrim, sınıf mücadelesi, komünizm gibi kavramlar yerine; imparatorluk, biyopolitik, biyopolitik üretim, biyoiktidar, çokluk, emperyal hak gibi kavramlar kullanılmıştır. * * *
    ... nest
  5. 5.
    fransız ihtilali ile zayıflamış, birinci dünya savaşının ardından da tarihe karışmıştır.
    1 ... disco inferno
  6. 6.
    imparatorluk sınırların genişliği yahut üzerinde hakimiyet kurulan cemaatlerin çeşitliliğine dayanarak verilen bir kavram değildir. esasında literatürde imparatorluk olarak iskender'in hellen imparatorluğu, kutsal roma-cermen imparatorluğu, moğol imparatorluğu, ingiliz imparatorluğu gibi tanımlamalar kullanılmaktadır.

    hakim olan kanı dünyada yalnızca roma ve osmanlı'nın imparatorluk olduğu yönündedir. bunun için pax romana ve pax ottomana başlıklarında yeterli bilgiyi bulabilirsiniz. amerika'nın ise imparatorluk olup olmadığı tartışılmakla beraber ağır basan kanı olduğu yönündedir.

    peki osmanlı kendisine imparatorluk demiş midir? aslında imparatorluk osmanlı'ya batılı tarihçilerin koyduğu bir unvan. osmanlı kendisini "devlet-i aliyye-i osmaniyye" olarak tanımlar. "yüce osmanlı devleti" bunun yalnızca kelime anlamıdır ve tüm zamanlardan tüm mekanlardan üstün osmanlı devleti gibi bir anlamı vardır.

    peki bu imparatorluk unvanı batılı tarihçilerce ne zamandan itibaren yapılıyor? fatih sultan mehmet sonrası osmanlı'nın sınırları genişlediği için devletin artık imparatorluk olduğu fikri öğretilir. lakin bu eksiktir, çünkü fatih sonrası imparatorluk yakıştırmalarının yapılma sebebi son roma imparatorunun fatih oluyor oluşunda yatar. zira fatih kendisini hem hakan(türklük), hem sultan(islam) addederken bizansa ait tüm kurumları da korumuştur.

    tüm bu bahsettiklerimiz elbette işin teorik boyutu, yani ezberci tarihten akılda kalan bilgilerin doğru yorumlanmış halleri yalnızca. pratik olarak osmanlı'yı roma benzeri bir imparatorluk yapan olan pax ottomana ama daha da önemlisi iktidarının meşruiyetidir. osmanlı iktidarının meşruiyeti devlet-dışı(çünkü devlet-içi homojen olmalıdır, teorik anlamda) cemaatlerin(etnik yahut dini farketmez) somut ikincil toplumsallıklarını korumalarına müsade ederek, kendi aralarında ve devlete karşı bir hak elde etmektedir. bu hakkın bedeli devletin meşruiyetidir. padişahın kişiliğiyle temsil edilen devlet ise yalnızca soyut ikincil toplumsallık olarak kalır.
    1 ... martin edilen
  7. 7.
    (bkz: #3185913)
    1 ... havada bulut
  8. 8.
    Devri kapanmış bir dönem. Uluslaşma süreçleriyle sona eren demeliyiz galiba.
    Ancak, henüz yaşadığımız durumları yeni kavramlarla izah edemediğimiz için Negri de ve daha bir çok yazar ve araştırmacı da olduğu gibi tekrar tekrar kullanılan bir tanım. Kısırlık, ne yapalım, elbet birileri de eski kavramları yeni adlandırmalar da kullanmadan teorize edip açıklayacaktır. Görürmüyüz? -Acabarasta.
    1 ... deliormanli
  9. 9.
    (bkz: emperyal)
    ... quellion
  10. 10.
    bir devlete imparatorluk özelliği kazandıran en büyük husus o devletin birden çok ulusu içinde asimile etmeden barındırıyor olmasıdır.
    1 ... biglefthander