bugün

(bkz: depresyon belirtileri)
(bkz: depresyon hırkası)
sıkıntıdan ne yapacağını bilmez hale gelmek.girenler genelde ya yemeden içmeden kesilir ya da aşırı yemekten obez konumuna gelir. sevgiliden ayrılmak, ailevi problemler, hayatın zorlukları bunun nedenleri arasındadır.
depresyona girmeyen adam beş para etmez...
depresyon evet çağımızın hastalığı ama önce sebebini düşünmeyi daha uygun görüyorum.çağımız şartlarına bakarsak eski çağlara göre herşey daha kolay.çocuklar doğar doğmaz bilgisayarla tanışıyor.istedikleri herşey ama herşey önlerine sunuluyor.gençlik dönemlerini de bi elleri yağda bi elleri balda geçiriyorlar ama bu mutlu olmalarına yetmiyor.mutlu etsin diye bide sevgili buluyolar kendilerine.ancak bu da mutluluga erdirmiyor.NEDEN? çünki kendi iç dünyasında mutlu olmayan bi başkasını da mutlu edemiyor ve bir ilişki mutlu edilmek -SALT MUTLU EDiLMEK- amaçlı kurulduğunda bi işe yaramıyor.

depresyonun asıl sebebi ise insanın rabbine uzak kalması bi başka deyişle kendine uzak kalması.ki insan kendini bulsa rabbini bulacak zaten.

ruhun güzelliklerini unutuyor insan.kendi vasıflarını unutuyor sevmeyi unutuyor kanaat etmeyi unutuyor hep daha fazlasını istiyor ve sonu gelmiyor bu istemelerin.sonu depresyon olarak geliyor.

özellikle gençlerde görülmesi beni üzüyor.hayatın yaşanacak onca güzelliği varken onca mutluluğu ve onca acısı varken -ki acı çekmek de güzeldir,kemale erdirir acı,yaktıkça arındırır, öğretir olgunlaştırır- hiçbirşeyden zevk alamaz hale gelmeyi anlayamıyorum.
beyindeki bir maddenin azlığından olduğu her ne kadar iddia edilse de, bu sadece depresyona sebep olan ayrıntılardan biridir ve o maddenin adı dopamindir(D2).

dopamin sinir hücrelerinden salınan bir nörotransmitter yani sinirler arasında iletişimi sağlayan kimyevi bir maddedir. iki sinir hücresi arasındaki kesecikler içinde depolanır. sinire uyarı gelince depolardaki dopaminler iki hücre arasındaki temas boşluğuna bırakılır. bu şekilde sinirsel uyartılar iletilir ve dopaminin işi bittiğinde keseler içine tekrar geri alınırlar. eğer dopaminin geri alınımı engellenirse ve dopaminler uzun süre bu boşlukta kalırsa zevk alma dediğimiz olay olur. örneğin ; kokain kullanan birinde kokain dopaminin geri emilimini engeller ve dopaminin geri emilememesi nedeniyle kokain tiryakileri haz alır. ancak uzun süre kokain kullanımında ise beyin dopamin sentezini azaltır. bu nedenle de depresyon görülür.

yukarıda söylediklerimden de anlaşılacağı gibi uyuşturucu kullanımı beynin dopamin sentezini azaltarak depresyona neden olur.

genetik olarak da dopamin sentezinin yetersiz olduğu vakalar görülse de, bu sayı depresyon kimliği altındaki kişilerin yüzde beşini geçmez. geri kalanların büyük bir çoğunluğu uyuşturucu vakaları sebebiyle görülür.

bunlardan arta kalanlarda ise dopaminle hiç bir ilgisi bulunmayan nedenler göze batmaktadır.

dolayısıyla uyuşturucu vakaları depresyonun büyük bir çoğunluğunu oluşturur. ve bu da kişinin inancına bağlı olarak değişiklik gösterir. yaradanın yarattığına neyin yararlı neyin zararlı olduğunu bilmesi ve onu zarardan korumak için bunu ona bildirmesi bana hiç de garip gelmemekle beraber nasıl olup da bazı kesimlerce saçma bulunuyor anlamlandıramıyorum.
(bkz: illet)
kız milletinin sık sık girdiği bir durumdur.Olumsuz olaylarla karşı karşıya kaldıklarında aniden giriverirler.
mutsuz olmakla aynı şey değildir, depresyon mutsuzluk içerir ancak bundan daha fazlasıdır. bu kadar insanın mutsuzluğunu depresyon sanmasının ardındaki temel neden sanıyorum gazetelerin sarmaşık kelebek gibi eklerinde yayınladıkları gubidik depresyonda mısınız testleridir.
Bu depressif epizoda sık sık rast gelinir ve uzun müddet devam eder. Depressif fazın başlıca belirtileri (buna triad'da denir) şunlardır;
a- Ahvali ruhiyenin kötüleşmesi
b- Entellektüel yapının yavaşlaması
c- Psikomotor aktivitenin yavaşlaması.

Bu belirtilen ağırlık derecesine göre muhtelif çeşitte olabilir. Depressif fazın başlangıç aşaması astenik, vejatatif ve somatik belirtilerle dikkati çeker. Hastaların uykusu bozulur, yatağa uzandıktan uzun bir müddet sonra uykuya geçebilirler. Uyku sıkıntılı ve ızdıraplı olup, muhtelif içerikli rüyalarla doludur. Gün doğmadan önce uyanan hasta kendini ezgin, yorgun hisseder, iştahı bozulur, konstipasyon ortaya çıkar. Hastalar bedenlerinin muhtelif yerlerinde ve iç organlarında hoşagelmez duygulardan, hassasiyetlerden (hiperesteziya) ve ağrılardan şikayet ederler ve devamlı ağlamak isterler. Hareket etmek, iş görmek hevesi o derecede azalır ki, her zaman yaptığı kendi mesleğini daha yapamaz duruma gelir. Bazı durumlarda bu belirtiler saf bir depresyon tablosu gibi görünmeyebilir. Depressif epizod için karakteristik olan keder, ızdırap olmadığında teşhis koymak zorlaşabilir. Bazı hastalarda ruh hali az bozulabilir. Bu tip hastalar, sevinebilmediklerini, işe karşı eğilimlerinin azaldığını, kötü hadiselere karşı daha çok ilgi ve alaka gösterdiklerini belirtebilirler. Akşama doğru hastanın vaziyeti sanki normalleşir.

Ağır dereceli depresyon döneminde ise ruhî halin şiddetli kötüleşmesi ile birlikte onları keder ve ızdırap sarar. Hastaların dış görünüşünde yansıyan, düşkünlük, kederlilik (gemginlik), anksiyete, korku ve rahatsızlık hisleri teşhisi kolayca koydurur. Böyle şahıslar oldukça yavaş hareket eder, halsiz ve yorgun görünürler. Başlarını daima eğerek dururlar ve gözlerini bir noktaya dikerler. Derilerinin rengi, hatta saçları bile tabiî rengini yitirmiş gibidir. Fizikî ve psişik aktivasyon ileri derecede azalır. Sesleri hafif, monoton ve emosyonel vurgularını yitirmiş bir şekildedir. Çoğu zamanlar konuşmak dahi istemezler.

Bu aşamada vejetatif ve somatik belirtiler ortaya çıkmaya başlar. Civardaki adamlara, tabiat manzaralarına, müzik melodilerine, hatta kendi çocuklarına karşı bedbin bir bakışla olumsuz değerlendirir, geleceğe ümitsizlikle bakar. Hastalar sık sık "Yüreğinde sanki taş bağlı', "Kalbim yas içinde", "Hiçbirşey beni mutlu etmiyor", "Ben artık hiçbir işe yaramam", "Yaşamakta hiçbir mana görmüyorum" şeklinde şikayetlenir, sızlanır.

Şizofreniye tutulmuş hastalardan farklı olarak bu tip hastalar iş yapabilme kabiliyetini ve fiziksel aktivitesini kaybettikleri için ızdırap çekmektedirler. Gelecek hayatları için korku ve anksiyete hissi onları terketmemektedir. "Ne çocuklarıma, ne de kendime bakabiliyorum", "iş görmeye gücüm kalmadı", "Ben de hiç can kalmadı", Ben de hayır kalmadı" diyen hastaların ızdırap geçirdikleri şüphe doğurmamaktadır. Depressif hal, bir kaide olarak, günün birinci yarısında güçlü, akşama yakın ise nisbeten zayıflar.
reaktif depresyon, endojen depresyon,melankolik depresyon, mevsimsel depresyon, gizli depresyon/ maskeli depresyon seklinde, renk renk, desen desendir.
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.