bugün

üzerine neler neler yazılıyor. türlü güzellemeler yapılıyor.

fakat çoğu insan bir noktayı atlıyor. aşkın temeli beyninizin size oynadığı oyundur. bir kişiyi, canlıyı, nesneyi sanki sizden bir parçaymışçasına kabul etmenizin nedeni dopamin isimli hormonda yatar.
siz ne kadar bilinçli karar veriyorum sansanız da deneylerle ispatlanmış bir şekilde beyniniz daha siz düşünmeden ne yapacağınıza karar vermiş oluyor. bunun sonucunda da beden belirli nörotransmitterleri salgılıyor. siz de karşınızdaki bireye aşık oluyorsunuz. bu işlem de sizi ona bağlamak amacıyla yürütülür. örneğin karşı cinsiyetten birisine aşık olmanız sizin(bedeninizin) üreme hedefinize bağlıdır. bir nesneye aşık olmanız ona duyulan ihtiyaç ile bağlantılıdır. ki aşık olma aşamasında noradrenalin de pompalanır. bu da sizin heyecan duymanıza, sanki çok önemli bir iş yapıyormuş gibi hissetmenize sebep olur. ardında da bahsi geçen dopamin salınır ve o heyecana bağımlı olursunuz. olmadan yapamaz, rahat edemezsiniz. aşk, bir nevi zihinsel uyuşturucudur.
ve tüm bunlar altı(6) saniyede gerçekleşir.

cinsel iliski sırasında da bunlara ek olarak oksitosin etki gösterir. böylelikle farkında olmadan o bireye içten samimiyet de beslemeye başlarsınız. özellikle kadınlarda bu daha belirgindir. bağlılık daha sık gözlenir. emzirme esnasında da anneyi bebeğe bağlamak için yine oksitosin salgılanır. erkekler ise daha çok dopamin etkinliğinde olaya yaklaşır. seks sırasında tatmin önceliklidir.

yani, toplamda sizin üremenize, soyunuzu devam ettirmenize ve sonrasında da yavru erişkin hale gelene kadar bakımı üstlenmenize yardım etmek için aşk vardır. ki masallarda bahsi edildiği gibi senelerce sürmez. ortalama 2 senede aşk biter. sevgi yerini alır. çünkü 2 senede üremiş, çocuğunuzu büyütmüş olmanız gerekmektedir. genetiğinizi farklı bireylere aktarmanız bedeninizin birincil önceliğidir. bu sebeple sonradan başka kişilere aşık olabilirsiniz.

not: aşk acısı da noksanlık sendromu gibidir. beyin ödül mekanizmasını çalıştıramadığı zaman sizi aşık olduğunuz bireye yönlendirir. nasıl ki diyet yaptığınızda canınız fena şekilde tatlı çeker, sigarayı bırakırken sinirli olursunuz, bu da ona bir örnektir.

not2: bu entryde aşkın biyokimyasal süreci anlatılmış olup, her şeyin de bu bağlam temelinde gerçekleştiğinden dem vurulmuştur. kimse aşka yok hükmündedir dememiştir. iyi okumak, sonra özümsemek gerekir.
nefes alıp vermek de biyolojik bir süreçtir lakin kimse nefes almak yoktur demez. basit bir örnek.

hah illa olay farklı noktalara çekilecek ise yahut değişik argumanlar ile mesele karıştırılacak ise en özünde her şey birer kimyasal tepkimeden ibarettir. yalnız böyle olması onların farazi kavramlar olduğu anlamına gelmez.
sanırım yeterli.
Het aşkın sonu sekstir.
hemen hemen hepsine katıldığım kafa açan bir aşk tanımlaması metni için buyrunuz efendim.

"Aşk çıkışı olmayan bir yanlış anlamalar labirentidir.

Hanna Waar: Psikanaliz bize aşk hakkında bir şey öğretir mi?
Jacques-Alain Miller: Oldukça çok şey öğretir; çünkü psikanaliz deneyiminin temel varolma nedeni aşktır. Psikanalize konu olan hastanın analistinin önüne getirdiği ve aktarma olarak adlandırılan, otomatik ve çoğunlukla bilinçdışı olan aşkın sorgulanma sürecidir. Bu uydurma bir aşktır; ama gerçek aşkı yaratan her şey onda da mevcuttur. Kendi mekanizmasına ışık tutar: Aşk gerçeğinizin aslını bildiğini düşündüğünüz kişiye yöneltilen bir şeydir. Ama aşk, katlanılması oldukça güç olduğu zamanlarda, bu gerçeğin sevimli ve kabul edilebilir olduğunu düşünmenize olanak sağlar.

H.W: Öyleyse, gerçekten aşık olmak nedir?
J.-A. M.: Birisine gerçekten aşık olmak, ona aşık olarak kendiniz hakkında bir hakikate ulaşacağınıza inanmaktır. “Ben Kimim” sorumuzun yanıtının saklı olduğu ya da bu sorumuza bir yanıt verebilecek kişiye aşık oluruz.

H.W: Neden bazı insanlar aşık olmayı bilirken ötekiler bilmez?
J.-A. M.: Bazı insanlar ötekinin, kadının ya da erkeğin içinde aşkı nasıl kışkırtacağını bilir; bunlar için seri aşıklar benzetmesi yapılabilir. Bu insanlar sevilebilmek için hangi düğmelere basacaklarını bilirler. Ama bunlar ille de aşık olmazlar; tam tersine kurbanlarıyla kedinin fareyle oynadığı gibi oynarlar. Aşık olabilmek için kendinizdeki eksikliği kabul edip ötekine duyduğunuz ihtiyacı, onu özlediğinizi itiraf etmeniz gerekir. Kendi içlerinde eksiksiz ve mükemmel olduğunu düşünenler ya da böyle olmak isteyenler, nasıl aşık olunacağını bilmezler. Ve kimi zaman bu gerçeği acı bir şekilde öğrenirler. Her türlü hileyi yapar, ipleri gizlice ellerinde tutarlar; ama aşkın risklerinden de sevinçlerinden de bihaberdirler.

H.W.: “Kendi içinde eksiksiz ve mükemmel”: Yalnızca bir erkek böyle düşünebilir…
J.-A. M.: iyi bir saptama! Lacan şöyle diyordu, “Aşık olmak sizde bulunmayanı vermektir.” Bu şu anlama gelir: Aşık olmak eksikliğinizi fark edip onu ötekine vermektir, onu ötekine yerleştirmektir. Aşık olmak sahip olduklarınızı vermek değildir, eşyalar ve hediyeler vermek değildir, aşık olmak sahip olmadığınız başka bir şeyi, sizi aşan bir şeyi vermek demektir. Bunu yapabilmek için eksik olduğunuzu, ya da Freud’un bir zamanlar söylemiş olduğu gibi ‘iğdiş’ olduğunuzu varsaymanız gerekmektedir. Ve bu tavır özü itibarı ile feminendir. Kişi yalnızca feminen bir duruşla gerçekten aşık olabilir. Aşk feminenleştirir. Aşkın bir erkekte daima biraz komik durmasının nedeni de budur. Ama alayın kendisini sindirmesine izin verecek olursa, bu kez de kelimenin gerçek anlamıyla kendi cinsel gücünden emin olamamaya başlar.

H.W.: O zaman aşık olmak erkekler için daha mı zor?
J.-A. M.: Elbette! Aşık bir erkek bile aşkının nesnesine karşı gurur parlamaları, saldırganlık patlamaları yaşar; çünkü bu aşk onu eksik, bağımlı bir konuma sokmuştur. Bu yüzden erkek, aşık olduğunda askıya almış olduğu erkeksi duruşa geri dönebilmek için, aşık olmadığı kadını arzulayabilir. Freud erkeğin özündeki bu ilkeyi “aşk hayatının değersizleştirilmesi” –aşk ve seks arzusu arasında bölünme– olarak tanımlar.

H.W.: Ve kadınlarda?
J.-A. M.: Bu daha az yaygındır. Çoğu durumda eril partnerin ortak özne olması söz konusudur. O bir yandan çifte jouissance* veren ve çiftin arzuladığı erkektir; ama aynı zamanda kadınsılaşmış, zorunlu olarak iğdiş edilmiş, aşık olunan adamdır. Burada belirleyici olan anatomi değildir: Erkek duruşunu benimseyen bazı kadınlar vardır. Ve bu kadınların sayısı giderek artıyor. Aşkı yaşamak için evde bir erkek ve jouissance için internette, sokakta ya da trende karşılaştığı başka erkekler…

H.W.: Neden “giderek artıyor”?
J.-A. M.: Kadınsılığa ve erkeksiliğe dair stereotipler radikal bir dönüşüm süreci içindeler. Erkekler duygularını açmaya, aşık olmaya ve kendilerini kadınsılaştırmaya davet ediliyorlar; tam tersine kadınlar ‘maskülenleşmeye doğru itildikleri’ belli bir dönemin içinden geçiyorlar: Hukuksal eşitlik adına her ikisinden de hala ‘ben de’ demeye devam etmeleri isteniyor. Aynı zamanda homoseksüeller de heteroseksüellerle aynı haklara ve sembollere –örneğin evlenme ve evlat edinme– sahip olmak istiyorlar. Dolayısıyla rollerde geçmiş yılların sabitliği ile çelişen temel bir istikrarsızlık, aşk sahnesinde yaygın bir değişkenlik hüküm sürmekte. Sosyolog Zygmunt Bauman’ın belirttiği gibi aşk ‘akışkan’ bir hal alıyor. Herkes kendi ‘yaşam tarzını’ bulmaya, kendi jouissance biçimlerini ve aşık olma biçimlerini varsaymaya itiliyor. Geleneksel senaryoların modası yavaş yavaş geçiyor. Normlara uyumlu olmanın toplumsal baskı henüz yok olmadıysa da yok olmasının eli kulağındadır.

H.W.: Lacan “Aşk daima karşılıklıdır” demişti. Bugünkü şartlarda bu hala geçerli mi? Aşkta karşılılık ne anlama geliyor?

J.-A. M.: Bu cümle ya hiçbir biçimde anlaşılmadan durmaksızın tekrarlanıp durur ya da yanlış biçimde anlaşılır. Bu, birinin size aşık olması için sizin ona aşık olmanızın yeterli olacağı anlamına gelmez. Bu saçma olurdu. Bunun anlamı şudur:

“Eğer size aşıksam siz bu aşka layık olduğunuz içindir. Aşık olan benim ama siz de bu aşka karışırsınız; çünkü sizde benim size aşık olmama yol açan bir şey vardır. Bu karşılıklıdır; çünkü burada mekik dokuyan bir şey vardır: Size duyduğum aşk, benim için aşkın nedeni olmanızın geri dönüşüdür. Dolayısıyla siz kuşatılmışsınızdır. Size olan aşkım yalnızca benim maceram değildir, bu macera size de aittir. Benim aşkım sizin hakkınızda sizin kendi kendinize bilemeyebileceğiniz bir şey söyler.”

Bu birinin aşkının ötekinin aşkıyla karşılık bulacağını asla garanti etmez: Bu gerçekleştiğinde daima bir mucizenin buyruğu olarak hayat bulur, peşinen hesaplanamaz.

H.W.: Onu tesadüfen bulmayız. Neden o erkek? Neden o kadın?
J.-A. M.: Aşk hali için, arzunun nedeni için Freud’un Liebesbedingung diye tanımladığı bir şey var. Bu, insanın içinde var olan ve sevilecek kişinin seçimi için belirleyici bir işlevi olan bir özellik ya da bir dizi özelliktir. Bu sinirbilimlerinden paçasını bütünüyle kurtarır; çünkü herkes için biriciktir, herkesin kendi tekil, mahrem tarihine kök salar. Kimi zaman dakikaların önem kazandığı özelliklerdir. Örneğin Freud bir hastasındaki arzu nedeninin kadının burnunun üzerindeki bir ışıltı olduğunu ortaya çıkarmıştır.

H.W.: Böyle önemsiz şeyler üzerine temellenen bir aşka inanmak çok güç!
J.-A. M.: Bilinçdışının gerçekliği kurguya baskın çıkar. insan hayatının ne kadarının –özellikle de aşk söz konusu olduğunda– küçük şeylerin, önemsiz şeylerin, ‘kutsal ayrıntıların’ üzerine kurulduğunu hayal bile edemezsiniz. Arzunun bu tip nedenlerine özellikle erkeklerde rastlandığı doğrudur. Aşk sürecinin yeşermesi için varlığı zorunlu olan fetişler bu nedenler arasındadır. Babayı, anneyi, abiyi, kız kardeşi, çocukluktan birini hatırlatan minicik özellikler kadınların aşk nesnelerini seçişlerinde önemli bir rol oynarlar. Ama aşkın feminen biçimi fetişist olmaktan çok erotomaniktir: Sevilmek, aşık olunmak isterler ve onlara gösterilen ilgi, sevgi, aşk ya da onların ötekinde varsaydıkları aşk; onların aşklarını ya da en azından rızalarını tetiklemek için genellikle olmazsa olmazdır. Bu olgu erkeklerin kadınları tavlama pratiğinin temelini oluşturur.

H.W.: Fantazilere herhangi bir rol atfetmiyor musunuz?
J.-A. M.: Kadınlarda fantaziler, ister bilinçli ister bilinçdışı olsun, aşk nesnesinin seçiminden daha çok jouissance pozisyonu için belirleyicidir. Erkekler içinse bunun tam tersi geçerlidir. Örneğin bir kadının jouissance’a –varsayalım ki orgazma– yalnızca kendini hayal ettiği pozisyonda ulaşabilmesi mümkündür. Bu; birleşme sırasında, dayak yerken, tecavüze uğrarken ya da kendini bir başka kadın olarak hayal ederken ve hatta orada olmadığını başka bir yerde bulunduğunu düşünürken gerçekleşebilir.

H.W.: Peki ya erkek fantazisi?
J.-A. M.: ilk bakışta aşkın içinde çok belirgin olarak vardır. Lacan tarafından yorumlanan klasik örnek Goethe’nin romanında yer almaktadır: Charlotte’u etrafındaki çocukları beslerken ilk kez gördüğü anda Genç Werther’in içinde ona karşı birden bire yeşeren tutkudan söz ediyoruz. Burada aşka yol açan şey bir kadının annelik vasfıdır. Benim kendi deneyimimden verebileceğim bir başka örnek şöyledir: Ellili yaşlarını sürmekte olan bir patron sekreterlik pozisyonu için başvuran kişilerle görüşüyordu; yirmili yaşlarda bir kadın içeri girdi ve adam kadına duraklamaksızın ilan-ı aşk etti. Adam onu ele geçiren şeyin ne olduğunu merak ederek psikanaliz sürecine başvurdu. Bu süreçte davranışını tetikleyen şeyin üzerindeki örtüyü kaldırdı: Onda yirmi yaşındayken gittiği ilk iş görüşmesindeki kendi hallerini hatırlatan izlere rastlamıştı. Bir bakıma kendi kendine aşık olmuştu. Bu iki örnekte aşkın Freud tarafından ayırt edilen iki yönünü görüyoruz: Ya anne örneğinde olduğu gibi sizi koruyan kişiye aşık olursunuz ya da kendi narsistik imgenize…

H.W.: Sanki birer kuklaymışız gibi anlaşılıyor!
J.-A. M.: Hayır, herhangi bir erkekle herhangi bir kadın arasında peşinen varolan bir yazgı, gizli bir plan, önceden belirlenmiş bir ilişki yoktur. Karşılaşmaları sperm ve yumurtanın karşılaşmasında olduğu gibi programlanmamıştır. Bu karşılaşmanın genlerimizle de uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Erkekler ve kadınlar konuşurlar, sözün dünyasının içinde yaşarlar, belirleyici olan işte budur. Aşkın halleri onu çevreleyen kültüre karşı aşırı hassastır. Her kültür cinsler arasındaki ilişkiyi yapılandırma biçimi ile dikkat çeker. Öyle ki bugün Batı’da, liberal, piyasacı ve hukuki toplumlarımızda ‘çoğul’ olan ‘tek’i tahtından indirmek üzere yoldadır. ideal ‘ömürlük büyük aşk’ modeli, hızla tanışma, hızla flört etme, hızla aşık olma ve alternatif, ardışık ve hatta eş zamanlı aşk senaryoları karşısında yavaş yavaş zemin kaybediyor.

H.W.: Ve uzun vadedeki aşk? Ebedi aşk?
J.-A. M.: Balzac “Ebedi olmayan her tutku mide bulandırıcıdır” der. Ama bir bağ ömür boyu tutkuyla devam edebilir mi? Bir erkek kendisini bir kadına ne kadar çok adarsa o kadın erkek için o kadar anaç bir anlam ifade etmeye başlar: Kadın artık aşık olunamayacak kadar yüce ve dokunulmazdır. Bu kadın kültü en çok evli homoseksüeller arasında ortaya çıkar: Elsa’ya olan aşkını bir imzayla kutsamış olan Aragon, Elsa ölür ölmez erkeklerin dünyasına merhaba demiştir! Ve bir kadın tek bir erkeğe bağlandığında, onu iğdiş eder. Dolayısıyla tutulan yol meşakkatli ve dardır. Karı koca aşkının alın yazısı en iyi ihtimalle dostlukla son bulur, Aristoteles bunun aslında gerekli olduğunu da söyler.

H.W.: Sorun erkeklerin kadınların, kadınların da erkeklerin kendilerinden ne istediklerini bilmemesidir…
J.-A. M.: Evet. Aristotelesci çözümü çürüten olgu, Lacan’ın derin bir iç çekişle söylediği gibi, bir cinsten öbürüne karşılıklı diyoloğun imkansız olması halidir. Aşık olan insanlar aslında ötekinin dilini belirsizlikler içinde, el yordamıyla etrafında dolanarak, anahtarları arayarak öğrenmeyi sürdürmeye mahkumdurlar: Kilitleri açan anahtarlar daima değişebilir. Aşk, çıkışı olmayan bir yanlış anlamalar labirentidir."

kaynak:
http://www.libidodergisi....ikanaliz-bize-aski-ogret/
Bir nevi hastalık. Hatta şimdi düşününce aklıma uyuşturucular ile okuduğum bir şeyleri hatırlattı. Şimdi vücudumuzdaki bir sürü şey hormonlarla alakalı, bu mutluluk dediğimiz naneyi hissettiren hormon ise serotonin denilen bir başbelası. Ecstacy türevi ve bazı antidepresanlar serotoninin salınım ve emilim mekanizmasıyla oynuyor. Ya çok salgılatıyor ya reseptörleri bozuyor ve bir anda çok salgınanan serotoin sayesinde inanılmaz bir mutluluk hali hasıl oluyor. Tabi bunun etkisi geçince ayvayı yemiş olan beyin biyokimyası ve reseptörler aynı serotonin seviyesini yakalayamadığından mutsuzluğun dibi görülüp hayat anlamını yitiriyor.

Nasıl bağlayacaksın derseniz kalıbımı basarım aşk denilen olayda da bu sistem geçerlidir. Zaten seksin, sarılmanın filan serotonin seviyesini yükselttiği bir gerçek. Sonuç olarak hastalık gibi, uyuşturucu gibi bir şey bence, düşman başına.
Garip bir duygudur. insana seneler sonra entry girdirir.

Hayallerine karşı çıkar. Planlarına, hayat beklentilerine. Ama korkularını yener.
Başka bir kıtada yaşama hayalim oldu hep, üniversite bitince Türkiye'ye dönmem ve Avrupa'dan başka bir kıtaya geçerim dedim. Bol bol gezerim, kimse nereyi gezmek istediğime karışmasın istedim. Son sevgilim ile ilişkim o kadar sorunlu bitti ki, sevgi kelimesini bir daha ağzıma almaktansa bekarlığın tadını çıkarırım diye düşündüm. Fi zaman sonra nasılsa karşıma bir kadın çıkar diye hayal ettim. Yaşım genç dedim, arkadaşlarımın patır patır evlenmeye başladığı son 2-3 senede hayatımdan çok memnundum.

Mayıs 2018de K.N. ile tanıştığımda Ocak 2019'da başka bir ülkede olacağım belliydi. Ama bu ilişkinin böyle bir şeye dönüşeceği değildi. Çok uğraştım kaçmak için, gerçekten çok uğraştım. Seksten fazlasını istemediğimi düşündüm başta, ama onun özel cazibesine karşı koyamadım. Sürekli gezdiğim için nasılsa bir noktada o beni unutur, ben onu unuturum diye düşündüm. Ama çok özel bir insan olduğunu bir süre sonra fark ettim.

Taşınmadan önceki 3 haftanın nerdeyse tamamını birlikte geçirdik, birlikte yaşadık hatta. Ama gideceğimi bile bile son günleri birlikte geçirmekti belki de hatamız, belki de hiç bu noktaya gelmemeliydik. Haziran'da yazsam benimle konuşur mu? Önümüzdeki haftaları ağlayarak mı geçiririm yoksa rebound bi şeyler bulup kafamı mı dağıtırım bilmiyorum. Bildiğim tek şey özleyeceğim. Her şeyini.
seks arzusunu toplum normlarına uygun hale getirmek için uydurulmuş yanılgı.
daha önce de yazmıştım ama et-tekrarü ahsen velev kane yüz seksen...

ışk kelimesinin arapça'da bir anla mı da sarmaşık demektir. sarmaşık dolandığı ağacı sarıp sarmalar ve kurutur tıpkı aşık olan bir insan gibi. yoksa siz eski roman hikayelerde kavuşamayan aşıkların hasta olup yatağa düşmesini, ölmesini mübalağa mı sanırsınız...

uykun kaçıyor mu, yemeden içmeden kesiliyor musun, gece en son onu düşünüp sabah aklına ilk gelen o değil mi... ya bu nasıl aşktır... yoksa bir hitap şeklini aldı işportaya mı düştü günümüzde...
Başkalaşmaktır, bambaşka olmaktır. Kişiden kişiye ruh halinden haline değişkenlik gösterdiği, mutlak bir tanımı ve mazrufu yoktur. Zarf aşikar ama mazruf muammadır. Beşeri ve ilahi olmak üzere ikiye ayrıldığı söylense de söyleyenler tabiatı ve cümle hayvanatı es geçmiştir. Binaenaleyh: bazı zaman gurupta renk veren tonlar, bazı zaman bıyıkları dutla lekelenmiş kedidir.

Mistik olanı (ilahi aşk) ulvi bir huy ürünüdür. O'na aşık olmak, yönelmek, yolunu yol bilmek ve mecnun'a öykünmektir. Leyla'dan geçebilenlerin merhalesidir.

Beşeri olanı ise firak ve vuslat söz konusu değilse pekala aşk: fakat vuslat, birliktelik ve sarılma ise evrilir, başka bir şey olur. Aşkla sarılış tutkulu bir hazza demlenir, dem şehvet demi oluverir. Sonuç: cinsel münasebet! Seks yani.

Bununla birlikte şehvet ve cinsellik fukaralığına da iyi bir kılıf olduğu, taklit ve role bürünmeyi de taraflar arasında "meşru" ve "dramatik" olduğu da gözlemlenmiştir. Kızışan uzuvlara minare kılıflığıyla destek verir.

Gün gün değişken tanımını içimde saklı tutuyorum.
Bir yığın et, uçsuz bucaksız feza, birkaç sokak hayvanı, iki dize bir paragraf, biraz dut lekesi, bir avuç böğürtlen, bulutlardan resim çizmece, isli bir düşünce açısı, eğri bir bakış açısı. Aşk her şeydir ama hiçbir şeydir. Seks karşısında bir hükmü yoktur.
Rivayete göre 19. Asrın ilk çeyreğinde güneşe iltica edip orada tutuşup yanan ruh askısı, kalp ağrısı. Ondan geriye bir avuç seviş, birazcık sevgi, zebellah gibi ve kadar seks kaldı.

Aşk güzelim diyordu da kendine, etrafı biraz şeydi, çokça insandı. insanın aşk hukuku'nun mayası bozuk ve iğrençti.

Kimisi için çiçek böcek, kimisi için kasıklaklarda birikmiş zevk seli, kimisi için kasımlarda tutuşmayı bekleyen mevsimlik serenat.

Mutmain değiliz,
iman etmiyoruz.
iman esası değildir çünkü.

Tanım no: 113.
Bu olgu ile yapılan seks bir başkadır, diye biliyorum.
aşık olduğunuz kişiyle ilk seks deneyiminde titreyerek boşalmaya sebep olur.

(bkz: sözlükte yazmak beni azdırıyor)
Hep derim aşk yalan seks gerçek.
Olmayandır. Seks yapmak için araçtır sadece.
benim sözlükte aşklarım var ve içinde seksi olanlar da mevcut dimi uy ya.
Sevişmek istediğin insana duyduğun yan duygulardan birisi. Belki de üremek kolaylaşsın diye evrildi ama hiç bana göre değil. Aşk, romantizm falan bana çok bayağı ve sıkıcı geliyor. Karşı cinsle ilişki yaşadığımda tek düşündüğüm seks oluyor. Bunun için de aşık taklidi yapmak zorunda kalıyoruz. Cıvık cıvık saatler süren wp muhabbetlerine maruz kalıyoruz. Hayat yoruyor be annem...
Yakışıklı erkeklerin ve güzel kadınların ulaşacağı vakti ve kişiyi kendi belirlediği pembe, cıvık cıvık, abartısı kusturan salak şey.
Bırakılıp sonu beklediğimiz dünyada buna ulaşmamız elbette beklenemez. Gereksizlik ve saçmalık dolu bir zaman yığınının bitmesi için vakit dolduruyoruz işte. Anlamsızlığa mahkum edilmişiz. Aşk, seks, başarı, heyecan, mutluluk neyimize ki ?
bu dönemde yakışıklı, uzun boylu, fırlama, kötü çocuk, sporcu, müzisyen, dövmeci ve motorcu tipindeki arkadaşlarımızın seksle birlikte ulaşmakta sıkıntı çekmediğidir. bu özelliklere sahip olup da yanında arkadaş ve sevgili olarak güzel bir kadın olmayan kimseyi görmedim şu ana dek. bize de bu ideal ve mükemmel erkeklerden biri olmadığımız için hayatımızın sonuna kadar kalbi kırık yaşamak düşer. ideal erkeklere mutluluklar dilerim. bol bol buluyorlar zaten ya neyse...

not: kimse de '' önemli olan kafa uyumu, iç güzelliktir '' masalını anlatmasın kadınların yanında kimleri gördüğümün net biçimde farkındayım. bu özellikleri taşımayan varsa da sadece istisnadır. tartışmam bile.
günümüzde seks ile birlikte sadece belli özelliklere sahip olabilenlerin ulaşabildiği adaletsiz ve anlamından sapmış ilişki türü.
Günümüzde belli özelliklere sahip olamayanların yaşayamayacağı ilişki türü. Eğer dış görünüşün heyecan uyandırmıyorsa, güldürmüyorsan aşkı da seksi de unutacaksın. Ötesi yok.
20' li yaşlardaki heyecanın ve tutkunun ilerleyen dönemlerde rastlanmamasından ötürü aynı tadı vermeyendir. çok az kadın 20' li yaşlardaki güzellik ve albeniye sahip olabiliyor zaten 30' dan sonra. onlardan biri denk gelmedikçe de inadına yalnız kalmak istiyorsun çünkü herhangi biriyle sırf yalnız kalmamak ve sevişmek için bağ kurasın gelmiyor. 20' li yaşlarda ya da o yaşlarda gözüken 30 yaş üstü bir kadın hayatıma girmedikçe yalnız kalıp son nefesimi yalnız vereceğim. yapacak bir şey yok. içimi tek rahat ettiren bu durumdan benden daha fazla sorumluluğu olanlar olması... behzat ç' de harun da demişti: '' bir tek şans istedim onu bile çok gördüler ''. yakışıklı ve uzunlarla iyi aşklar, seksler size... ne diyeyim ki ? çok kırgınım.
kalbin pir piri. gozlerden isik cikarmak. aptal aptal her seye gulmek. enerji ve sinerji. beni guzel bulsun diye hem cicili bicili elbiseler, hem seksi ic camasirlari. bicir bicir konusmalar. bir daha asla yalniz hissetmemek. huzunlendiginde seni guldurmesi. ımdat dediginde, bi fikrim var, cozucem demesi ve cozmesi. pit pit atan kalp. titreyen eller heycandan. cok sevmek. cok ask.

siradan bir duygu degildir ask.
1...3456
© copyright 2005 - 2026