bugün
- türk müsün türkiyeli misin12
- nasıl birisiniz6
- çıkma teklifinin eskide kalması4
- araba sürerken olmasından en çok korkulan şey5
- ayrılık6
- gecenin rap şarkısı3
- tonlu diller2
- türkiyeliyim doğruyum çalışkanım5
- rüyada nervio yu görmek8
- protein ağırlıklı beslenince yaşanan kabızlık14
- yazarların ruh hali3
- bir şeyler söyle2
- ölüm5
- ilk kez penis gören kız tepkisi2
- beni özleyenler elime mum diksin15
- hırvatistan12
- yazarların en son bitirdiği kitap6
- gecenin şarkısı3
- beyaz keten iç çamaşırı belli ediyor14
- ispanya daki göçmen krizi8
- korku filmi izlerken sarılacak birisinin olmaması6
- izmirli kızların met çukuruna düşmesi3
- köfteci yusuf2
- sırtımı kaşıyan kızlardan hoşlanmam3
- favori coldplay şarkınız4
- kadir mısıroğlu rum mu ermeni mi sorunsalı9
- yunanistan29
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri8
- issız bir yerde tatil yapmak2
- aylık 511 bin tl iyi para mıdır sorunsalı4
- mutlu kalmak için öneriler6
- türkiyeliyim var mı bir sorun3
- bu ülkeye başka erdoğan gelmez3
- rte'nin yürüme problemi yaşaması3
- sözlüğün canlanması için gerekenler3
- puantiye modasının bokunun çıkması4
- oyum ak partiye3
- her gün alkol almak4
- yeni dünya düzeni4
- arkadaşlar hangi diziye başlasam4
- recep tayyip erdoğana sahip çıkalım3
- aylık 513 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- sırt kaşınması2
- sözlükteki derin yapılanma4
- akp ve mhp sol partilerdir3
- yapay zekaya entry yazdırmak5
- yeni gelin adayının çıldırtan talepleri6
- kele şaplak atmanın hazzı ve dayanılmaz istek3
- aylık 508 bin tl iyi para mıdır sorunsalı3
- anın görüntüsü15
aşk; insanın kendisini inandırmaya çalıştığı en büyük yalandır.
insanın en güzel rüyası; hayalidir. piyango bileti aldığında ya çıkarsa? telaşının kapladığı heyecan, hayalgücüdür aşk. en iyisi olması için hayalgücünle kalmalıdır, öteye geçmemeli. Aşık olduğum kadının sandığım gibi olma ihtimaliydi beni bulutlara yaklaştıran hadise. hayalgücümden mütevellit bunların hepsi. genelde hayali iyidir zaten kavuşmazsan daha tatlıdır, kavuşamıyorsan daha da tatlıdır. platonik aşkın cazibesine kapılmayan yoktur heralde.
'ahh ulan olsaydı, şimdi yanımda olsaydı, bana evet deseydi, onu mutlu ederdim ki, hep güldürürdüm, hep severdim, hiç bırakmazdım ki' pat! bir anda düşünce balonunun patlamasını istemiyorsan öylece devam et hayal kurmaya. en temizi bu. insana mutluluk veren şeyin örneğin lsd'nin kafasına ulaştırabilecek bir şey varsa o da başka bir uyuşturucu maddesidir. ha şayet paranla sikilmeden kendi hayalgücünde mutlu olabiliyorsan uyuşturucuya gerek kalmaz. eğer en iyi şekilde onu hayal edebiliyorsan, onunla yürüdüğünü, konuştuğunu, seviştiğini, gülüştüğünü hooop! orada kal. bu aşk. hemde bedava! ayağın alışsın dümeninden de değil üstelik. üstelik bunu üreten de sensin, tüketende. ama bu da diğer tüm uyuşturucular gibi gerçek değil. sadece anlık.
ferhat şirin için dağları deldi; destan oldu. ya kavuşsalardı? kimse onları anıyor olmazdı. zor olanı istemek kilit nokta çünkü ilginç bir şekilde; daha fazla emeğin daha fazla mutluluğu getirdiği endeksiyle büyütülüyoruz. daha fazla emek için, daha zor olanı seçmek gerekiyor. daha zor olanın daha mutlu edeceği düşüncesi. peki zoru ne belirliyor?
aşkın sembolü olan ferhat ile şirin, okudukça daha bir komik geldi. dur özetliyorum; ferhat ile şirin birbirlerini çılgınca severler. ferhat halktan yağız delikanlı, şirin soylu bir genç kız. birinci imkansızlık, burada ferhat'ın şirin'i sevmesi evvelden zor, hayal kurması güzel, imkansızı istemenin sersemliği. neyse ferhat yine diretir olsun ister ama şirin'in yakınları ferhat'a akla gelmedik zorluklar çıkartırlar. demir yapılı bir dağı delmesi gerektiği şartı da güçlükler arasındadır. ferhat aşktan aldığı kuvvetle dağı deler. şirin'e kavuşmak üzereyken, bu defa düşmanları sevgilisinin öldüğünü haber verirler. ferhat, bu acı haber karşısında intihar eder. durumu öğrenen şirin de sevgilisinin acısına tahammül edemeyerek ölür. çok mu duygusal? keşke kavuşsalardı değil mi? eminim kavuşsalardı anlatılacak bir hikaye olmazdı. burada ferhat'ı örnek alıp aşkımızı kendimize değil herkese ıspatlamamız istenirken, şirin'i örnek alıp vefalı olmayı da es geçmiyoruz gençlik...
lafı nereye getireceğim? olay şu; insan arzuladığı şeye değil arzuya aşıktır. gerçek olan mükemmel değildir, mükemmel olan hayal ettiğindir, zannettiğindir. aşık aşık gezen insanların kulağına fısıldamak istiyorum; hiç birşey mükemmel değildir. mükemmel olduğunu sanıyorsun sadece!
sandığın gibi olmadığıyla yüzleşmekse biraz zaman alır. genelde kaçarsın zaten yüzleşmekten, yüzleştiğinde eğer şimdiye kadar görmediklerini de görmeye başlıyorsan cinnet geçirmek normali. zaten tepki vermiyorsan bir acayipsin, eksiksin.
ilk görüşte aşka inanır mısın? haliyle inanmak gerek. bir insanı hiç tanımadığın için kuracağın hayali kısıtlayan bir engel olmadığı için; ilk görüşte aşık olabilirsin. çünkü sen ne bekliyorsan odur karşında ki. hiç gerçekçi değil aslında, onunla az görüşmek yada platoniğe bağlamaksa; işkenceyi uzatmak oluyor. kendine yaptığın işkenceyi. bunların farkına varmakta pek bir şey katmıyor. şuan kulağını kesen van gogh gibi hissediyorum kendimi. *
peki tüm güzel aşk hikayelerinde seks kısmının atlanmasına ne demeli? sanki çatır çutur sevişmiyorlarmış gibi. seksin verdiği özgüveni verebilecek kafa yaşamak istiyorsan o da maksimum bir haftadır. ölü gibi geçer heralde o bir hafta. ama seks gerçek olandır. insanlar gözümde ikiye ayrılır; bakir/bakire olanlar ve olmayanlar. oooo bu çok sert! bunu nasıl yaparsın? duygusuz herifin tekisin! hayır arkadaşım yanlış anladın, dur anlatayım. seks yapıyor olmanın getirdiği özgüven ve ayrıcalık hissi yadsınamaz bir gerçek. ister hayvansal dürtülere bağla, istersen hormonel rahatlamaya. bakire olmayan kadının daha girişken, daha güçlü, daha sesini çıkartan olmasını gözlemleyememek heralde eşekliktir. gerçi böyle tiplere genelde kaşar, yosma, motor yaftası yakıştırılır bizim bakir şakirt maymunlar tarafından ama gözardı edilemeyecek bir gerçek söylediklerim. aynı şey erkek içinde geçerli gerçekten sevişiyorsa daha bir olgundur. seks dışında şeyler konuşur bir kere, gerçekten sevişmemiş ise: ya devamlı seviştiğini idda eder yada sevişmek için yol yapma çabasındadır. bunun aşkla ne ilgisi var? aşkın meyvesi olarak bir çocuk sahibi olmak gerçek olan mesela, kurduğun hayaller arasında en gerçek olan o. kurduğun tüm güzel hayallerin içinde sahip olabileceğin tek şey çocuğun, bu net. onun dışındaki tüm beklentiler, tüm mutluluklar, bulutlara ulaşacağını düşündüğün geleceğe dair planlar; yalan. en azından bir ayağı çukurda, olma ihtimali zayıf. Gerçek olanı söyleyim dedim.
aşk yada sevgi artık herneyse gerçekten somut olabilmesi için karşındaki insanın senin ruhunu sevebilecek kadar seks yapmış olması gerekir, bence. özellikle kadın aklıyla düşünecek olursam; acaba beni kullanıyor mu? acaba sevişmesekte sever miydi? şeklindeki soruları aşmak için çok mühim bir olay bu sekse doygunluk. erkek içinde aşılması gereken bir rampa, nasıl mı? şöyle ki; beyniniz farkında olmasa bile hormonel olarak bir gereksinim seks, bu karşılanırken mutlusunuz. birde seksin verdiği ayrıcalık hissininde etkisiyle karşınızdaki kadını seviyor olabilirsiniz.
daha önce hiç seks yapmadığınız bir insanla evlenmekte büyük risk, seks olayını hayalgücünüzde yaşıyorsanız sandığınız gibi olmadığında yaşayacağınız hayal kırıklığı ömre bedel olur heralde. gerdek gecesinde yıkılan hayali yıllarca tamir etmeye çalışmakla uğraşan insanlar tanıyorum.
birde bir şeyin değerli olması için ya çok eski ya çok yeni olması lazım. bu dünyadaki maddi değerler içinde böyledir, insanların manevi değerleri içinde. 1940 model bir araba 2012 model bir ferrariyle aynı fiyatta olabilir. 17.yüzyıldan kalma bir konak 2012 yapımı bir plazayla yarışır. peki şuan sahip olduğumuz şeylerin değerli olduğunu hissetmemizin nedeni yeni olmasıysa? zamanla değersizleşeceği için çoook eskimesini beklemek zorunda mıyız? aradaki geçiş süreci başımı ağrıtan.
manevi boyutta da bu böyledir. ilk aşkını hatırlıyor musun? yada vazgeçtim son aşkını düşün ama şuan aşkın olmamalı. üstünden zaman geçtikçe daha bir masum, daha bir mükemmel gelmeye başladı değil mi? yaşarken yaptığınız sıradan gelen şeylerin, şimdi bir ayrıcalıkmış gibi gelmesinin nedeni; tüm olayları yine hayalgücüne bırakıyor olman. beynin yine iyi olanı hatırlamanı sağlıyor sana, iyi anman gerektiğini söyleyen bir avuntu gereksinimi var her hücrede. yanyanayken saçma gelen, hatta yaşarken farketmediğin tüm detayların rüyanda belirmesi yada daha önce aynı yerde oturduğun parkın şimdilerde iç geçirmene neden olması normal mi? normalde baktığında onunla ilişki kuramayacağın her detay, bir anda bu kadar belirgin bir şekilde onu hatırlatıyorsa bu normal mi? değil aslında. hatta bunun ileri boyutu görsel sanrı oluyor kanımca. bu noktaya ulaşan insanların çaresizliğine yazık.
bunları farketmek bir insana ne katar? hiç bir sik katmaz. durum aynı tanrı'nın olmadığını anlamak gibi bir durum. bu kadar materyalist olmanın hayata dair bir artısı olduğuna inanmıyorum. sadece herşeyi daha komik yapıyor, herşey bir şakaymış hissi veriyor. 'hey sevgilim! şimdi sen beni sevdiğini söylüyorsun ama aradan zaman geçecek nefret edeceksin. sen beni üzeceksin, ben seni üzeceğim. birbirimize karşı yaptığımız her hareket gözümüze batacak. bitecek yani herşey. boşuna tutamacağın sözler verme, bende sana yapamacağımız şeylerin hayalini kurdurtmayım.' demekte olmaz karşındaki insana. bu kadar farkında ve gerçekçi olmakta hiç birşeye sahip olamana neden olur. ki zaten hayal kurmaktan vazgeçmişsen, nasılsa gerçekleşmeyeceğine inanıyorsan diptesin. ferhat şirin öldü dediklerinde intihar etmişti dimi?
aşk; senin, benim, bizim, sizin gibi insanların hayallerindeki acınası bir avuntusu aslında. ben mesela bu hayalden vazgeçenim, sen yaşıyorsan saygı duyarım hatta çok büyük saygı duyuyorum, 'ne kadar saf lan' falan diyorum ama hakir görmüyorum sadece gülüyorum. itiraf ediyorum: don juan'ın kırık kalbiyim. *
son zamanlarda çevremdeki arkadaşlarımın hepsinin ilişkisi olmaya başladı. sanki benim ayrılmamı bekliyormuşcasına. sadece gözlemledim bende, sanki deneklermiş gibi. ilk günlerde o heyecanla anlattığı kadının aylar sonra 'abi yeter artık! ayrılacağım ben, bıktım!' safhasına gelişini güle oynaya izledim. bunun böyle olacağını biliyordum demek pişkinlik, en başta uyarmaya kalkmak yanlış. izledim ve gördüm. bu bir döngü. hayatın başlayıp bitmesi gibi.
doğarsın ve ölürsün, olay net. bu aradaki zaman aralığına yüklediğin anlam tamamen gereksiz. bu aşk içinde böyle, insan hayatı içinde böyle...
okuduğun için teşekkürler. * benden sana The Young Professionals'den p.o.p şarkısı gelsin o zaman: https://www.youtube.com/watch?v=mZVL0pLqFAA
insanın en güzel rüyası; hayalidir. piyango bileti aldığında ya çıkarsa? telaşının kapladığı heyecan, hayalgücüdür aşk. en iyisi olması için hayalgücünle kalmalıdır, öteye geçmemeli. Aşık olduğum kadının sandığım gibi olma ihtimaliydi beni bulutlara yaklaştıran hadise. hayalgücümden mütevellit bunların hepsi. genelde hayali iyidir zaten kavuşmazsan daha tatlıdır, kavuşamıyorsan daha da tatlıdır. platonik aşkın cazibesine kapılmayan yoktur heralde.
'ahh ulan olsaydı, şimdi yanımda olsaydı, bana evet deseydi, onu mutlu ederdim ki, hep güldürürdüm, hep severdim, hiç bırakmazdım ki' pat! bir anda düşünce balonunun patlamasını istemiyorsan öylece devam et hayal kurmaya. en temizi bu. insana mutluluk veren şeyin örneğin lsd'nin kafasına ulaştırabilecek bir şey varsa o da başka bir uyuşturucu maddesidir. ha şayet paranla sikilmeden kendi hayalgücünde mutlu olabiliyorsan uyuşturucuya gerek kalmaz. eğer en iyi şekilde onu hayal edebiliyorsan, onunla yürüdüğünü, konuştuğunu, seviştiğini, gülüştüğünü hooop! orada kal. bu aşk. hemde bedava! ayağın alışsın dümeninden de değil üstelik. üstelik bunu üreten de sensin, tüketende. ama bu da diğer tüm uyuşturucular gibi gerçek değil. sadece anlık.
ferhat şirin için dağları deldi; destan oldu. ya kavuşsalardı? kimse onları anıyor olmazdı. zor olanı istemek kilit nokta çünkü ilginç bir şekilde; daha fazla emeğin daha fazla mutluluğu getirdiği endeksiyle büyütülüyoruz. daha fazla emek için, daha zor olanı seçmek gerekiyor. daha zor olanın daha mutlu edeceği düşüncesi. peki zoru ne belirliyor?
aşkın sembolü olan ferhat ile şirin, okudukça daha bir komik geldi. dur özetliyorum; ferhat ile şirin birbirlerini çılgınca severler. ferhat halktan yağız delikanlı, şirin soylu bir genç kız. birinci imkansızlık, burada ferhat'ın şirin'i sevmesi evvelden zor, hayal kurması güzel, imkansızı istemenin sersemliği. neyse ferhat yine diretir olsun ister ama şirin'in yakınları ferhat'a akla gelmedik zorluklar çıkartırlar. demir yapılı bir dağı delmesi gerektiği şartı da güçlükler arasındadır. ferhat aşktan aldığı kuvvetle dağı deler. şirin'e kavuşmak üzereyken, bu defa düşmanları sevgilisinin öldüğünü haber verirler. ferhat, bu acı haber karşısında intihar eder. durumu öğrenen şirin de sevgilisinin acısına tahammül edemeyerek ölür. çok mu duygusal? keşke kavuşsalardı değil mi? eminim kavuşsalardı anlatılacak bir hikaye olmazdı. burada ferhat'ı örnek alıp aşkımızı kendimize değil herkese ıspatlamamız istenirken, şirin'i örnek alıp vefalı olmayı da es geçmiyoruz gençlik...
lafı nereye getireceğim? olay şu; insan arzuladığı şeye değil arzuya aşıktır. gerçek olan mükemmel değildir, mükemmel olan hayal ettiğindir, zannettiğindir. aşık aşık gezen insanların kulağına fısıldamak istiyorum; hiç birşey mükemmel değildir. mükemmel olduğunu sanıyorsun sadece!
sandığın gibi olmadığıyla yüzleşmekse biraz zaman alır. genelde kaçarsın zaten yüzleşmekten, yüzleştiğinde eğer şimdiye kadar görmediklerini de görmeye başlıyorsan cinnet geçirmek normali. zaten tepki vermiyorsan bir acayipsin, eksiksin.
ilk görüşte aşka inanır mısın? haliyle inanmak gerek. bir insanı hiç tanımadığın için kuracağın hayali kısıtlayan bir engel olmadığı için; ilk görüşte aşık olabilirsin. çünkü sen ne bekliyorsan odur karşında ki. hiç gerçekçi değil aslında, onunla az görüşmek yada platoniğe bağlamaksa; işkenceyi uzatmak oluyor. kendine yaptığın işkenceyi. bunların farkına varmakta pek bir şey katmıyor. şuan kulağını kesen van gogh gibi hissediyorum kendimi. *
peki tüm güzel aşk hikayelerinde seks kısmının atlanmasına ne demeli? sanki çatır çutur sevişmiyorlarmış gibi. seksin verdiği özgüveni verebilecek kafa yaşamak istiyorsan o da maksimum bir haftadır. ölü gibi geçer heralde o bir hafta. ama seks gerçek olandır. insanlar gözümde ikiye ayrılır; bakir/bakire olanlar ve olmayanlar. oooo bu çok sert! bunu nasıl yaparsın? duygusuz herifin tekisin! hayır arkadaşım yanlış anladın, dur anlatayım. seks yapıyor olmanın getirdiği özgüven ve ayrıcalık hissi yadsınamaz bir gerçek. ister hayvansal dürtülere bağla, istersen hormonel rahatlamaya. bakire olmayan kadının daha girişken, daha güçlü, daha sesini çıkartan olmasını gözlemleyememek heralde eşekliktir. gerçi böyle tiplere genelde kaşar, yosma, motor yaftası yakıştırılır bizim bakir şakirt maymunlar tarafından ama gözardı edilemeyecek bir gerçek söylediklerim. aynı şey erkek içinde geçerli gerçekten sevişiyorsa daha bir olgundur. seks dışında şeyler konuşur bir kere, gerçekten sevişmemiş ise: ya devamlı seviştiğini idda eder yada sevişmek için yol yapma çabasındadır. bunun aşkla ne ilgisi var? aşkın meyvesi olarak bir çocuk sahibi olmak gerçek olan mesela, kurduğun hayaller arasında en gerçek olan o. kurduğun tüm güzel hayallerin içinde sahip olabileceğin tek şey çocuğun, bu net. onun dışındaki tüm beklentiler, tüm mutluluklar, bulutlara ulaşacağını düşündüğün geleceğe dair planlar; yalan. en azından bir ayağı çukurda, olma ihtimali zayıf. Gerçek olanı söyleyim dedim.
aşk yada sevgi artık herneyse gerçekten somut olabilmesi için karşındaki insanın senin ruhunu sevebilecek kadar seks yapmış olması gerekir, bence. özellikle kadın aklıyla düşünecek olursam; acaba beni kullanıyor mu? acaba sevişmesekte sever miydi? şeklindeki soruları aşmak için çok mühim bir olay bu sekse doygunluk. erkek içinde aşılması gereken bir rampa, nasıl mı? şöyle ki; beyniniz farkında olmasa bile hormonel olarak bir gereksinim seks, bu karşılanırken mutlusunuz. birde seksin verdiği ayrıcalık hissininde etkisiyle karşınızdaki kadını seviyor olabilirsiniz.
daha önce hiç seks yapmadığınız bir insanla evlenmekte büyük risk, seks olayını hayalgücünüzde yaşıyorsanız sandığınız gibi olmadığında yaşayacağınız hayal kırıklığı ömre bedel olur heralde. gerdek gecesinde yıkılan hayali yıllarca tamir etmeye çalışmakla uğraşan insanlar tanıyorum.
birde bir şeyin değerli olması için ya çok eski ya çok yeni olması lazım. bu dünyadaki maddi değerler içinde böyledir, insanların manevi değerleri içinde. 1940 model bir araba 2012 model bir ferrariyle aynı fiyatta olabilir. 17.yüzyıldan kalma bir konak 2012 yapımı bir plazayla yarışır. peki şuan sahip olduğumuz şeylerin değerli olduğunu hissetmemizin nedeni yeni olmasıysa? zamanla değersizleşeceği için çoook eskimesini beklemek zorunda mıyız? aradaki geçiş süreci başımı ağrıtan.
manevi boyutta da bu böyledir. ilk aşkını hatırlıyor musun? yada vazgeçtim son aşkını düşün ama şuan aşkın olmamalı. üstünden zaman geçtikçe daha bir masum, daha bir mükemmel gelmeye başladı değil mi? yaşarken yaptığınız sıradan gelen şeylerin, şimdi bir ayrıcalıkmış gibi gelmesinin nedeni; tüm olayları yine hayalgücüne bırakıyor olman. beynin yine iyi olanı hatırlamanı sağlıyor sana, iyi anman gerektiğini söyleyen bir avuntu gereksinimi var her hücrede. yanyanayken saçma gelen, hatta yaşarken farketmediğin tüm detayların rüyanda belirmesi yada daha önce aynı yerde oturduğun parkın şimdilerde iç geçirmene neden olması normal mi? normalde baktığında onunla ilişki kuramayacağın her detay, bir anda bu kadar belirgin bir şekilde onu hatırlatıyorsa bu normal mi? değil aslında. hatta bunun ileri boyutu görsel sanrı oluyor kanımca. bu noktaya ulaşan insanların çaresizliğine yazık.
bunları farketmek bir insana ne katar? hiç bir sik katmaz. durum aynı tanrı'nın olmadığını anlamak gibi bir durum. bu kadar materyalist olmanın hayata dair bir artısı olduğuna inanmıyorum. sadece herşeyi daha komik yapıyor, herşey bir şakaymış hissi veriyor. 'hey sevgilim! şimdi sen beni sevdiğini söylüyorsun ama aradan zaman geçecek nefret edeceksin. sen beni üzeceksin, ben seni üzeceğim. birbirimize karşı yaptığımız her hareket gözümüze batacak. bitecek yani herşey. boşuna tutamacağın sözler verme, bende sana yapamacağımız şeylerin hayalini kurdurtmayım.' demekte olmaz karşındaki insana. bu kadar farkında ve gerçekçi olmakta hiç birşeye sahip olamana neden olur. ki zaten hayal kurmaktan vazgeçmişsen, nasılsa gerçekleşmeyeceğine inanıyorsan diptesin. ferhat şirin öldü dediklerinde intihar etmişti dimi?
aşk; senin, benim, bizim, sizin gibi insanların hayallerindeki acınası bir avuntusu aslında. ben mesela bu hayalden vazgeçenim, sen yaşıyorsan saygı duyarım hatta çok büyük saygı duyuyorum, 'ne kadar saf lan' falan diyorum ama hakir görmüyorum sadece gülüyorum. itiraf ediyorum: don juan'ın kırık kalbiyim. *
son zamanlarda çevremdeki arkadaşlarımın hepsinin ilişkisi olmaya başladı. sanki benim ayrılmamı bekliyormuşcasına. sadece gözlemledim bende, sanki deneklermiş gibi. ilk günlerde o heyecanla anlattığı kadının aylar sonra 'abi yeter artık! ayrılacağım ben, bıktım!' safhasına gelişini güle oynaya izledim. bunun böyle olacağını biliyordum demek pişkinlik, en başta uyarmaya kalkmak yanlış. izledim ve gördüm. bu bir döngü. hayatın başlayıp bitmesi gibi.
doğarsın ve ölürsün, olay net. bu aradaki zaman aralığına yüklediğin anlam tamamen gereksiz. bu aşk içinde böyle, insan hayatı içinde böyle...
okuduğun için teşekkürler. * benden sana The Young Professionals'den p.o.p şarkısı gelsin o zaman: https://www.youtube.com/watch?v=mZVL0pLqFAA
önce bi yazdıklarımın hepsini okuyun sayın arkadaşlarım. hemen küfür ediyorsunuz. halbuki ben kime küfretmişim? küfür benim lügatımda yoktur. neyse bu hatırlatmadan sonra naçizane hislerimi yazacağım şimdi bu kutsal ve güzide başlığa...
tahmin ve akıl edebileceğiniz gibi elbette sadece bakir ve bakire insanların gerçek anlamda tadabileceği bir olgudur aşk. lan bi durun amk anlatıyoruz işte. peki neden? nedeni basit gençler. çünkü aşk karşılıksızdır, bi beklenti olamaz. birini seviyorsundur, ona aşıksındır hepsi bu. ille de onun kadınlığına girmek, ya da erkekliğini içinde hissetmek ve dahi bunun için karşındakini zorlamak aşka bi saygısızlık, aşkının sahte olduğunun bi belirtisi değil de nedir?
bakıyorum da hemen bi duruldunuz, e doğruları söylüyorum kardeşim. ille de çok afedersiniz sikişmek gerekmiyor aşk için. böyle olmasaydı bunca sene bakir kalır mıydım? biz bilmiyor muyuz davşanlar gibi seks etmeyi?
aşk daha önce de belirttiğim gibi safidir, karşılıksızdır ve istemsizdir. eğer ki onunla sevişemedim diye kendini harab edip, yiyip bitiriyorsan veyahut bunu bi zorunluluk olarak görüyorsan sen bi aşık değil, uslanmaz bi abazansın kardeşim.
yaaa öyle hayret edersin işte.
ne demiş üstad;
aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer, aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etmee?!
tahmin ve akıl edebileceğiniz gibi elbette sadece bakir ve bakire insanların gerçek anlamda tadabileceği bir olgudur aşk. lan bi durun amk anlatıyoruz işte. peki neden? nedeni basit gençler. çünkü aşk karşılıksızdır, bi beklenti olamaz. birini seviyorsundur, ona aşıksındır hepsi bu. ille de onun kadınlığına girmek, ya da erkekliğini içinde hissetmek ve dahi bunun için karşındakini zorlamak aşka bi saygısızlık, aşkının sahte olduğunun bi belirtisi değil de nedir?
bakıyorum da hemen bi duruldunuz, e doğruları söylüyorum kardeşim. ille de çok afedersiniz sikişmek gerekmiyor aşk için. böyle olmasaydı bunca sene bakir kalır mıydım? biz bilmiyor muyuz davşanlar gibi seks etmeyi?
aşk daha önce de belirttiğim gibi safidir, karşılıksızdır ve istemsizdir. eğer ki onunla sevişemedim diye kendini harab edip, yiyip bitiriyorsan veyahut bunu bi zorunluluk olarak görüyorsan sen bi aşık değil, uslanmaz bi abazansın kardeşim.
yaaa öyle hayret edersin işte.
ne demiş üstad;
aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer, aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etmee?!
sekssiz olmaz.
geçenlerde ilk defa aşkla ilgili bişeyler karalamayı denedim.
--spoiler--
Aşk..içi boş,,saklayıp, beslediğiniz,,aryalarla süslediğiniz,, trajedilerle oyduğunuz,, intihar vaatleriyle doldurduğunuz,, mutlak sessizliğinizde kendi seçiminiz sandığınız,, dayatılmış yalnızlığınızla duvarlara küfürler savurduğunuz,, bedelini ödemekten her fırsatta kaçtığınız,, acıyı bir lütuftan ziyade, sancılarla tanımladığınız,, tahakkümü altına girdiğiniz,, kokuşmuş ağızlarınızdan düşmeyen bi temadan fazlasıydı.
Özgürlüğün hizmetkarı,, yalnızlığın tırpanıydı.
Dalga geçiyorum.
Aşk.. Seksin gözde fantezisiydi.
--spoiler--
--spoiler--
Aşk..içi boş,,saklayıp, beslediğiniz,,aryalarla süslediğiniz,, trajedilerle oyduğunuz,, intihar vaatleriyle doldurduğunuz,, mutlak sessizliğinizde kendi seçiminiz sandığınız,, dayatılmış yalnızlığınızla duvarlara küfürler savurduğunuz,, bedelini ödemekten her fırsatta kaçtığınız,, acıyı bir lütuftan ziyade, sancılarla tanımladığınız,, tahakkümü altına girdiğiniz,, kokuşmuş ağızlarınızdan düşmeyen bi temadan fazlasıydı.
Özgürlüğün hizmetkarı,, yalnızlığın tırpanıydı.
Dalga geçiyorum.
Aşk.. Seksin gözde fantezisiydi.
--spoiler--
seks başladığında bitendir.
temelinde size sadık olma potansiyeli olan özel bir kadınla öümrünüz boyunca seks yapma iseiğinizle doğru orantılıdır. bu kadın sizin için yemek yaparsa daha güzel olur tabi bir de.
aşk tam anlamıyla budur.
aşk tam anlamıyla budur.
seksi beleşe getirmek için uydurulan bir yalandır.
bazı durumlarda seks yapmak için geçilmesi gereken duvar.
karşı cinsin tamamını bir kenara çekip, sadece onunla seks yapma ve sadece ondan çocuk sahibi olma isteğidir.
aşk monogamidir, üreme güdüsünün farklı bir boyutudur.
aşk monogamidir, üreme güdüsünün farklı bir boyutudur.
ırzına geçilmiş duygudur.
nedense aşk olgusu sekse indirgenmiş,
hayatım, aşkım, ölürüm vb. kelimeler, en önemlisi "seni seviyorum" anlamını yitirmiştir.
nedense aşk olgusu sekse indirgenmiş,
hayatım, aşkım, ölürüm vb. kelimeler, en önemlisi "seni seviyorum" anlamını yitirmiştir.
seksin duygularla süslenmiş şeklidir. bütün karı kocalar aslında fakbadidir.
seksten ibarettir.
tek cümle
(bkz: seksten beş dakika önce)
(bkz: seksten beş dakika önce)
bakın yazar frederic beigbeder ne diyor :
sivrisineklerin ömrü bir gündür, güllerinki üç. kedilerin ömrü on üç yıldır, aşkınki üç. böyle işte. ilk yıl tutku, sonra bir yıl şefkat ve nihayet bir yıl can sıkıntısı.
ilk yıl, beni terk edersen kendimi öldürürüm denir. ikinci yıl, beni terk edersen acı çekerim, ama kendimi toparlarım denir. üçüncü yıl, beni terk edersen şampanya patlatacağım denir.
yalandır azizim. başka bedenlerde duyduğu hazzı 'aşk' sananlar bir yana aşk seksi bedavaya getirebilmek için harika bir aldatmacadır.
sivrisineklerin ömrü bir gündür, güllerinki üç. kedilerin ömrü on üç yıldır, aşkınki üç. böyle işte. ilk yıl tutku, sonra bir yıl şefkat ve nihayet bir yıl can sıkıntısı.
ilk yıl, beni terk edersen kendimi öldürürüm denir. ikinci yıl, beni terk edersen acı çekerim, ama kendimi toparlarım denir. üçüncü yıl, beni terk edersen şampanya patlatacağım denir.
yalandır azizim. başka bedenlerde duyduğu hazzı 'aşk' sananlar bir yana aşk seksi bedavaya getirebilmek için harika bir aldatmacadır.
eski yunan tanrılarının seksi bedavaya getirmek için uydurdukları yalandır.
seks yapma isteğinin beyin tarafından yumuşatılmış, kibarlaştırılmış halidir.
Seks düşünemeyecek kadar çok sevmektir.
1. Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi.
2. Tüm varlığıyla sevme durumu.
3. Sevişme, cinsellik, seks
2. Tüm varlığıyla sevme durumu.
3. Sevişme, cinsellik, seks
ne yazık ki bu dönemde sadece "seks"
seks olmadan hiçbir şeye benzemeyen basit bir his.
hakkında milyonlarca şarkılar bestelenmiş, romanlar yazılmış, filmler çekilmiş kocaman bir pazarlama stratejisi.
insanoğlu da aynı hayvanlar gibi içgüdülerine göre hareket eder.buna göre bir erkeğin bilinçaltında düşündüğü tek şey spermlerini etrafa saçmak, bir dişinin ise düşündüğü tek şey yavrusu için en ideal spermleri almak, yani kendi talipleri arasından en güçlü olanı, kendisine en uygun olanı seçmektir.iki insan arasındaki ilişki, birbirlerini ilk gördükleri anda işte bu cinsel çekimle ortaya cikar.çiftleri bu noktada dizginleyense toplumdaki kendilerine öğretilmiş ahlak kurallaridir.bu ahlak kuralları insanlarla hayvanları birbirinden ayırır, kişilerin sahip olduğu üst benlik toplumlarda belirli ahlak kurallarının oluşmasına ve tek eşliliğin yaygınlaşmasına yol açmıştır.
bu ilkel dürtülerle, adını da aşk koyarak başlayan bu ilişki, hele bir de cinsellik erkenden yaşandıysa büyüsünü kaybeder.ciftleri bu noktada bir arada tutan tek şey alışkanlık ve ayrıldıklarında birlikte geçirdikleri zamanda ne yapacaklarını bilememe korkusudur.
zamanla bu alışkanlık da ortadan kalkıp bir şeyler çekilmez olduğundaysa çocuk dünyaya gelir.çiftler zamanlarını ve tüm enerjilerini çocuklarına aktardıkları için birbirlerine tolerans göstermeye alışırlar.bazı durumlarda çocuğun evlilikleri kurtarmasının sebebi budur.
sonuç olarak aşk sadece iki insanın birbirine karşı duyduğu ilkel bir dürtü, cinsel bir çekimdir.ilk çağlardan beri varlığı kanıtlanmış kalp sembolünün aslında betimlediği şeyin bir kadının doğurganlığı ve kalçaları olduğunun araştırmalarla ortaya konmuş olmasının da sebebi budur, kadınların zengin erkeklere ilgi duymasının da sebebi budur.geri kalan her şey de, sevgililer günü de, kalplı ayıcıklar da, tek taş pırlantalar da sadece pazarlama stratejileridir.
sonuç olarak;
(bkz: iste bunlar hep seks)
insanoğlu da aynı hayvanlar gibi içgüdülerine göre hareket eder.buna göre bir erkeğin bilinçaltında düşündüğü tek şey spermlerini etrafa saçmak, bir dişinin ise düşündüğü tek şey yavrusu için en ideal spermleri almak, yani kendi talipleri arasından en güçlü olanı, kendisine en uygun olanı seçmektir.iki insan arasındaki ilişki, birbirlerini ilk gördükleri anda işte bu cinsel çekimle ortaya cikar.çiftleri bu noktada dizginleyense toplumdaki kendilerine öğretilmiş ahlak kurallaridir.bu ahlak kuralları insanlarla hayvanları birbirinden ayırır, kişilerin sahip olduğu üst benlik toplumlarda belirli ahlak kurallarının oluşmasına ve tek eşliliğin yaygınlaşmasına yol açmıştır.
bu ilkel dürtülerle, adını da aşk koyarak başlayan bu ilişki, hele bir de cinsellik erkenden yaşandıysa büyüsünü kaybeder.ciftleri bu noktada bir arada tutan tek şey alışkanlık ve ayrıldıklarında birlikte geçirdikleri zamanda ne yapacaklarını bilememe korkusudur.
zamanla bu alışkanlık da ortadan kalkıp bir şeyler çekilmez olduğundaysa çocuk dünyaya gelir.çiftler zamanlarını ve tüm enerjilerini çocuklarına aktardıkları için birbirlerine tolerans göstermeye alışırlar.bazı durumlarda çocuğun evlilikleri kurtarmasının sebebi budur.
sonuç olarak aşk sadece iki insanın birbirine karşı duyduğu ilkel bir dürtü, cinsel bir çekimdir.ilk çağlardan beri varlığı kanıtlanmış kalp sembolünün aslında betimlediği şeyin bir kadının doğurganlığı ve kalçaları olduğunun araştırmalarla ortaya konmuş olmasının da sebebi budur, kadınların zengin erkeklere ilgi duymasının da sebebi budur.geri kalan her şey de, sevgililer günü de, kalplı ayıcıklar da, tek taş pırlantalar da sadece pazarlama stratejileridir.
sonuç olarak;
(bkz: iste bunlar hep seks)
hormonların beyne oynadığı bir oyundur. adına ister aşk deyin ister sevgi deyin bütün bunların nedeni sekstir.
Amy ablaya gore kaybedilen bir oyunmus, sabahattin aliye gore dunyadaki tum hislerin otesinde tum varliginla bir seyi istemek, nazim icinse yasamak icin bir sebep.
Bana sorarsaniz ki sormasaniz da söyeleyecegim,ask 21. Yuzyila kalmamis hislerin en guzelidir. Bir defa tattiktan sonra en buyuk mutlulugun bile bir bosluk olmasini saglayacak kadar gucludur. Vei erkeklerin seksist amaclari ve toplum baskisindan korkan kadinin siginagi olarak can vermistir.
Bana sorarsaniz ki sormasaniz da söyeleyecegim,ask 21. Yuzyila kalmamis hislerin en guzelidir. Bir defa tattiktan sonra en buyuk mutlulugun bile bir bosluk olmasini saglayacak kadar gucludur. Vei erkeklerin seksist amaclari ve toplum baskisindan korkan kadinin siginagi olarak can vermistir.
bazen ansızın çıkagelen acayip bir duygu. şaka gibi amk. birden içinde buluyor insan kendini. girdap misali çekiyor içine..
barmenlik yaptığım dönemler adı betül olan çok makara bi kızla tanıştım. zaten tanışmak için yaratılmışım. merhaba merhaba ömrüm selam alıp vermekle geçti. bu betül de haftada 2-3 sefer gelir, vodka vişne içer giderdi. deli gibi sohbet ederdik. güzel bir kızdı. yani nasıl kibarca anlatsam bilemiyorum ama götü harikaydı, memeler falan taş, bacakları adeta kaymak gibiydi. bara gelip oturduğu zaman eğilip alnını yalayasım gelirdi. baya samimiydik bu kızla. o geldiği zaman mekandaki dallamalar hep bu kızı süzer, daha rahat görebilmek için sandalye ve hatta masalarını bile değiştirirlerdi. hani denizdeki kızın yanına doğru yüzen abazan tayfaları gibiydiler. öyle çekici ve seksi bir kızdı.
betül de bunun bilincindeydi. tuhaf ama erkeklerin bu halini görmek onun da hoşuna giderdi. takılırdım betüle '' senin yüzüne müşterilerin boynu tutuluyor, gözleri şaşı oluyor, salyaları akıyor kız '' derdim. o da gülerdi.
neyse amk. bi gün bende kendime viski doldurdum ve gırgır şamata sohbet ederken '' bu ibnelere bi şaka yapalım mı betül '' dedim. ne şakası kuki dedi. bak dedim benim tıfıl bi arkadaşım var, boyu anca senin memelerine gelir, söylemesi ayıp daha evrimi tam tamamlamadı, çok çirkin bi çocuk, kıllı bişey dedim, bu çocukla sevgiliymiş gibi davran bende size bakan tipleri kameraya çekeyim sonra sıfatlarına bakıp güleriz dedim. ihihi çok piçsin kuki dedi. biliyorum betül dedim.
zate o kıllı dediğim çocukta karı hastası amk. tam abazan. yakaladım bunu'' bak dedim servet beni bilirsin, insanların kalbini kırmasını sevmem, böyle böyle bi şaka yapacaz. tanıdığım en tipsiz, en sıfatsız, en ayı, en kıro, en paçoz, en mal herif sensin, senden başka kimse aklıma gelmedi, ne dersin heh dedim. kukla ayıp oluyo ama ha dedi. olum neden kızıyosun lan, hem o kız sana dokunacak sarılacak, kim bilir belki seni öpecek daha ne istiyon olum dedim. essah mı dedi. he valla dedim. az çok betül'ü o da tanırdı.
herşeyi tasarladık. servet barda oturup içki içerken betül mini eteği ve derin dekoltesiyle mekana girdi. saçları blendax reklamandaki gibi savruluyor topuk sesleri tak tak milletin aklını alıyordu. barın kolon arkasına geçip çaktırmadan olayı kameraya çekiyodum, zaten kimsenin de bana baktığı yoktu. yaklaştı betül. o yaklaşırken bende servete '' lan ayağa kalk, karşıla kızı salak '' dedim. şaşkın servet ayağa kalktı ve betül de '' aşkımmm '' diyerek servete sarıldı. hani böyle göğsünde parçalayacak gibi sıkıyordu serveti... kızın boyu 1-80 çocuk 1-55 falan. eğelip yanak yanağa öpüştü ve oturdular taburuye.
yanımdaki yardımcı bunlara birer kadeh içki koydu. betül de sanki senelerdir erkek görmemiş gibi kafasını servetin omzuna yaslıyor, arada bi gülücükler atarak servetin saçını düzeltiyordu.
nihayet mekanda bi uğultu oldu. kamerayı kime çevirdiysem suratlarında bi ufak içmiş şener şen bakışı vardı.
görsel
la ne oluyor burda amuna koyum diye fısıldadı herkes. çok acayipti. adeletini sikeyim diye içki içeninden tut, sikine doğru bakıp ' gör amk, millet neleri götürüyor '' diyene kadar herkes şaşkındı. hatta diğer kızlar bile '' ne var acaba bu çocukta, sikimi büyük '' bakışı attı. yani bana öyle geldi. muazzam eğlenceliydi. bu arada servet de baya havaya girdi. alkolün verdiği cesaretle o ilk sefer ki çekingenlik üzerinden gitmiş, kıza iltifatlar yağdırmaya başlamıştı.
lan dedim servet abartma amk. senin için mekanı yakarım da ne demek. otur oturduğun yerde dedim. yok kukla seviyorum ben, aşık oldum dedi. betül gülmeye başladı. hayda kapadım kamerayı okşadım serveti, servet kendine gel kardeş bu bi şaka amk. bak video ya çektim, şu tiplere bak olum eğlen lan dedim. yok dedi kukla, çirkin insanlar sevemez mi dedi. lan olum sen hap mı yuttun dedim. hapı çoktan yuttum ben dedi. betülün sikinde değil tabi böyle tablo. erkeklerin acı çekmesi hoşuna gidiyor kızın. ihihi hiç güleceğim yoktu diye içkisini yudumluyor. yani betül de harbi uçuk deli bi kız. servetin durumu hiç vicdanını sızlatmıyor.
hayatımda hiç bu kadar şaşırmadım tabi. yaptığımdan pişman olmaya başladım. tamam genciz deli doluyuz ama ortada kırılan bir kalp vardı artık. servet baya baya ağlamak üzereydi. aslında servet de kendiyle barışık bir insandır. bi ara önümüzden köpek geçiyordu, serveti görünce birden kuyruğunu kıstırıp hav hav diye kaçmaya başladı. hiç espiri yapmadan sırıtarak sevete baktım '' arabadan kaçtı lan '' diye güldü. kızmazdı hiç. maskeli balo olsa para harcamazsın lan dediğim de bile gülerdi.
ama şimdi resmen karşımda yitik bir adam vardı. çıktım bardan servetin koluna girdim, gel benle diyerek dışarı çıktık. noldu olum dedim. kukla ben çok mu çirkinim lan dedi. gözünden yaş damladı. onu da nerden çıkardın servet dedim. elinin tersiyle gözyaşını sildi. bak abi şu sıfatıma, sen kız olsan bana bakar mısın dedi. bakarım tabi olum, senin sohbetin yeter, hamakta bile sevişirim senle. damda , ahırda, dozer kepçesinde aklına esen her yerde senin olurum lan dedim. ibnesin lan sen dedi. biliyorum olum gül hadi dedim.
gülmedi.. hafif tebessüm etti. kızın karşısında rahat olmak için kuru içmiş, o da ağlatan cinsdenmiş. hislendi baya. gel hadi sana viski ısmarlayım dedim girmedi içeri. ben o kıza plotonik aşıktım zaten dedi. seviyorum onu, o bana dokundukça kalbimde çiçekler açtı dedi. hem düşünsene neden bu salak oyununuza alet olayım ki, amaç tamamen ona yakın olmak, ona dokunabilmek, onu hissetmek dedi, işte kukla bu tipsiz adamın bile bi kalbi var ve arada aşk aşk diye atıyor dedi. içim iyice cız etti. tamam lan bi eşeklik ettik deyip vedalaştık. gitti evine. giderken arada bir elini yanağına götürüyordu. belli ağlıyordu.
yaptığımdan utanarak içeri girdim. betül kapıya doğru bakıyordu. hayırdır ne oldu diye göz kırptı. geldim yanına. yok bi şey betül, sanırım bir dost kaybettim dedim. aman be o şapşalın nesiyle arkadaşlık kuruyosun anlamadım zaten dedi. öyle deme kız, meğer ciddi söylüyormuş o sana aşık dedim. o tiple mi dedi. ayanaya hiç bakıyo mu o, ben onunla nasıl çıkarım dedi. hahaha diye güldü. resmen bana bakıp sırıttı. o an bişey diyemedim betüle. kapadım konuyu ama şu an olsa ' kalk kız burdan, kaybol git derdim, seni seven birine sen nasıl böyle davranırsın '' diye çıkışırdım.
şaka ile başlayan bu olay büyük bir ders oldu. çirkin erkek psikolojisi ve güzel kız triplerini gün ve gün öğrendim. aradan seneler geçti betülü daha görmedim. servet hala bekar ve o kızı halen seviyor. garip ama çektiğim video yu bile açıp izledi. silmedim video yu. arada bi açıp gülerim. çünkü cidden komik bir çekim.
servet çok içtiği zaman o kızı anlatıyor, onu seviyorum diyor ama aşk tuhaf işte, kulaktan kulağa seni seviyorum demek kadar ilginç. sen ona 'seni seviyorum' dersin o başkalarına... her ne kadar ona tapsan da.
barmenlik yaptığım dönemler adı betül olan çok makara bi kızla tanıştım. zaten tanışmak için yaratılmışım. merhaba merhaba ömrüm selam alıp vermekle geçti. bu betül de haftada 2-3 sefer gelir, vodka vişne içer giderdi. deli gibi sohbet ederdik. güzel bir kızdı. yani nasıl kibarca anlatsam bilemiyorum ama götü harikaydı, memeler falan taş, bacakları adeta kaymak gibiydi. bara gelip oturduğu zaman eğilip alnını yalayasım gelirdi. baya samimiydik bu kızla. o geldiği zaman mekandaki dallamalar hep bu kızı süzer, daha rahat görebilmek için sandalye ve hatta masalarını bile değiştirirlerdi. hani denizdeki kızın yanına doğru yüzen abazan tayfaları gibiydiler. öyle çekici ve seksi bir kızdı.
betül de bunun bilincindeydi. tuhaf ama erkeklerin bu halini görmek onun da hoşuna giderdi. takılırdım betüle '' senin yüzüne müşterilerin boynu tutuluyor, gözleri şaşı oluyor, salyaları akıyor kız '' derdim. o da gülerdi.
neyse amk. bi gün bende kendime viski doldurdum ve gırgır şamata sohbet ederken '' bu ibnelere bi şaka yapalım mı betül '' dedim. ne şakası kuki dedi. bak dedim benim tıfıl bi arkadaşım var, boyu anca senin memelerine gelir, söylemesi ayıp daha evrimi tam tamamlamadı, çok çirkin bi çocuk, kıllı bişey dedim, bu çocukla sevgiliymiş gibi davran bende size bakan tipleri kameraya çekeyim sonra sıfatlarına bakıp güleriz dedim. ihihi çok piçsin kuki dedi. biliyorum betül dedim.
zate o kıllı dediğim çocukta karı hastası amk. tam abazan. yakaladım bunu'' bak dedim servet beni bilirsin, insanların kalbini kırmasını sevmem, böyle böyle bi şaka yapacaz. tanıdığım en tipsiz, en sıfatsız, en ayı, en kıro, en paçoz, en mal herif sensin, senden başka kimse aklıma gelmedi, ne dersin heh dedim. kukla ayıp oluyo ama ha dedi. olum neden kızıyosun lan, hem o kız sana dokunacak sarılacak, kim bilir belki seni öpecek daha ne istiyon olum dedim. essah mı dedi. he valla dedim. az çok betül'ü o da tanırdı.
herşeyi tasarladık. servet barda oturup içki içerken betül mini eteği ve derin dekoltesiyle mekana girdi. saçları blendax reklamandaki gibi savruluyor topuk sesleri tak tak milletin aklını alıyordu. barın kolon arkasına geçip çaktırmadan olayı kameraya çekiyodum, zaten kimsenin de bana baktığı yoktu. yaklaştı betül. o yaklaşırken bende servete '' lan ayağa kalk, karşıla kızı salak '' dedim. şaşkın servet ayağa kalktı ve betül de '' aşkımmm '' diyerek servete sarıldı. hani böyle göğsünde parçalayacak gibi sıkıyordu serveti... kızın boyu 1-80 çocuk 1-55 falan. eğelip yanak yanağa öpüştü ve oturdular taburuye.
yanımdaki yardımcı bunlara birer kadeh içki koydu. betül de sanki senelerdir erkek görmemiş gibi kafasını servetin omzuna yaslıyor, arada bi gülücükler atarak servetin saçını düzeltiyordu.
nihayet mekanda bi uğultu oldu. kamerayı kime çevirdiysem suratlarında bi ufak içmiş şener şen bakışı vardı.
görsel
la ne oluyor burda amuna koyum diye fısıldadı herkes. çok acayipti. adeletini sikeyim diye içki içeninden tut, sikine doğru bakıp ' gör amk, millet neleri götürüyor '' diyene kadar herkes şaşkındı. hatta diğer kızlar bile '' ne var acaba bu çocukta, sikimi büyük '' bakışı attı. yani bana öyle geldi. muazzam eğlenceliydi. bu arada servet de baya havaya girdi. alkolün verdiği cesaretle o ilk sefer ki çekingenlik üzerinden gitmiş, kıza iltifatlar yağdırmaya başlamıştı.
lan dedim servet abartma amk. senin için mekanı yakarım da ne demek. otur oturduğun yerde dedim. yok kukla seviyorum ben, aşık oldum dedi. betül gülmeye başladı. hayda kapadım kamerayı okşadım serveti, servet kendine gel kardeş bu bi şaka amk. bak video ya çektim, şu tiplere bak olum eğlen lan dedim. yok dedi kukla, çirkin insanlar sevemez mi dedi. lan olum sen hap mı yuttun dedim. hapı çoktan yuttum ben dedi. betülün sikinde değil tabi böyle tablo. erkeklerin acı çekmesi hoşuna gidiyor kızın. ihihi hiç güleceğim yoktu diye içkisini yudumluyor. yani betül de harbi uçuk deli bi kız. servetin durumu hiç vicdanını sızlatmıyor.
hayatımda hiç bu kadar şaşırmadım tabi. yaptığımdan pişman olmaya başladım. tamam genciz deli doluyuz ama ortada kırılan bir kalp vardı artık. servet baya baya ağlamak üzereydi. aslında servet de kendiyle barışık bir insandır. bi ara önümüzden köpek geçiyordu, serveti görünce birden kuyruğunu kıstırıp hav hav diye kaçmaya başladı. hiç espiri yapmadan sırıtarak sevete baktım '' arabadan kaçtı lan '' diye güldü. kızmazdı hiç. maskeli balo olsa para harcamazsın lan dediğim de bile gülerdi.
ama şimdi resmen karşımda yitik bir adam vardı. çıktım bardan servetin koluna girdim, gel benle diyerek dışarı çıktık. noldu olum dedim. kukla ben çok mu çirkinim lan dedi. gözünden yaş damladı. onu da nerden çıkardın servet dedim. elinin tersiyle gözyaşını sildi. bak abi şu sıfatıma, sen kız olsan bana bakar mısın dedi. bakarım tabi olum, senin sohbetin yeter, hamakta bile sevişirim senle. damda , ahırda, dozer kepçesinde aklına esen her yerde senin olurum lan dedim. ibnesin lan sen dedi. biliyorum olum gül hadi dedim.
gülmedi.. hafif tebessüm etti. kızın karşısında rahat olmak için kuru içmiş, o da ağlatan cinsdenmiş. hislendi baya. gel hadi sana viski ısmarlayım dedim girmedi içeri. ben o kıza plotonik aşıktım zaten dedi. seviyorum onu, o bana dokundukça kalbimde çiçekler açtı dedi. hem düşünsene neden bu salak oyununuza alet olayım ki, amaç tamamen ona yakın olmak, ona dokunabilmek, onu hissetmek dedi, işte kukla bu tipsiz adamın bile bi kalbi var ve arada aşk aşk diye atıyor dedi. içim iyice cız etti. tamam lan bi eşeklik ettik deyip vedalaştık. gitti evine. giderken arada bir elini yanağına götürüyordu. belli ağlıyordu.
yaptığımdan utanarak içeri girdim. betül kapıya doğru bakıyordu. hayırdır ne oldu diye göz kırptı. geldim yanına. yok bi şey betül, sanırım bir dost kaybettim dedim. aman be o şapşalın nesiyle arkadaşlık kuruyosun anlamadım zaten dedi. öyle deme kız, meğer ciddi söylüyormuş o sana aşık dedim. o tiple mi dedi. ayanaya hiç bakıyo mu o, ben onunla nasıl çıkarım dedi. hahaha diye güldü. resmen bana bakıp sırıttı. o an bişey diyemedim betüle. kapadım konuyu ama şu an olsa ' kalk kız burdan, kaybol git derdim, seni seven birine sen nasıl böyle davranırsın '' diye çıkışırdım.
şaka ile başlayan bu olay büyük bir ders oldu. çirkin erkek psikolojisi ve güzel kız triplerini gün ve gün öğrendim. aradan seneler geçti betülü daha görmedim. servet hala bekar ve o kızı halen seviyor. garip ama çektiğim video yu bile açıp izledi. silmedim video yu. arada bi açıp gülerim. çünkü cidden komik bir çekim.
servet çok içtiği zaman o kızı anlatıyor, onu seviyorum diyor ama aşk tuhaf işte, kulaktan kulağa seni seviyorum demek kadar ilginç. sen ona 'seni seviyorum' dersin o başkalarına... her ne kadar ona tapsan da.
seksi bedevaya getirmek için uydurulmuş vasat his.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar