bugün
- benzetildiğiniz ünlü9
- kasiyer kıza nasıl açılırım16
- yeni parti26
- cumhuriyet halk partisi15
- ideal erkek boyunun 1 84 olması13
- irmik helvası5
- insan olmaya ceyrek kala16
- barış yarkadaş7
- çok seviyorum sözlük anlıyor musun4
- büyük sözü dinlememek4
- nasıl gidiyor hayat3
- ben ahbap derneğine güveniyorum16
- butlan chp sinde kalan 44 milletvekili4
- kabak yemeği vs hamburger14
- ben burada ne yapıyorum hissi6
- adnan oktar7
- nervio28
- özgürlükçü eğitimin imkansızlığı üzerine3
- özgür özel chp den istifa etti4
- sözlükte salça olunabilecek altenatif yazarlar9
- aile hekimini överek istediğini yazdırmak4
- yeni parti sosyal demokrat mı olacak kemalist mi3
- en büyük korkunuz8
- true ahlaksızlığı5
- yazarların lahmacun yeme rekorları8
- hem kemalist hem sosyal demokrat olunmaz2
- seri gizli artı oy veren melek13
- kuş bokunun şans getirdiğine inanmak2
- put7
- doktor bey vizitte7
- yeni parti için isim önerisi2
- dünya kuzenler günü5
- ai analiz2
- gemici çakmağı4
- pompacı kıza nasıl açılınır3
- erdoğan ın dünya lideri olması8
- tacettin libosoglu2
- true abazanlığı4
- depremler başı açık kadınlar yüzünden oluyor3
- çocukların şımarık olması6
- altı ok'a ihanet edip mührü başka yere vurmak21
- hayatın öğrettiği şeyler4
- arkadaşlar bakar mısınız bi4
- 186 boyundaki erkek19
- anne hathaway2
- sizin adınız yanınca doktorun yanına giren tip6
- ilk buluşmada ne getirilmeli8
- velvet hanım günaydın6
- ben gvir'in batı şeria'nın yerle bir edilmesi tale2
- hazır başlamamışken2
zülfü livaneli'nin "Kıskanma duygum olsaydı eğer, Onat'ı kıskanırdım" dediği; ılımlı, nezih, muvazeneli yazar.
yeter ki kararmasın, bahar isyancıdır ve ishak kitaplarıyla çokça sarsmış ve etkilemiş, beni sadık hidayet'le tanıştırmış yazar. antepli, ülkü tamer'le de kankadır bu nedenle. sinema yazıları da oldukça kafa açıcıdır, 70'lerde film gösterimleri organize etmiştir, senaristliği de vardır. (bkz: yusuf ile kenan) (bkz: hazal)
şiir kitapları da vardır;
pera'lı bir aşk için divan
unutulmuş kent
şiir kitapları da vardır;
pera'lı bir aşk için divan
unutulmuş kent
aynı zamanda nevi şahsına münhasır bir şairdir.aydın düşmanı kesim tarafından,the marmara otelineyapılan bombalı saldırıda yaralanmış ve daha sonra kaldırıldığı hastanede ölüme yenik düşmüştür.ölümünde hastanenin ihmali olduğu rivayet edilmektedir.rahmetle yad ediyoruz.
gaziantep'te adına bir sahne vardır.
bir zambağın taç yaprağında yağmur tanesini
bir kula atın rüzgarlı bayırdan kaynağa inişini
yarısı gölgeli kumlarda ölümü bekleyen karanlık boğayı
sabaha karşı ve hiç uyanmamış tanyerinde ışıyan kavak ağacını
ve bütün bunları birden düşündüren seni düşünüyorum
şimdi.
dizelerinin sahibi.
bir kula atın rüzgarlı bayırdan kaynağa inişini
yarısı gölgeli kumlarda ölümü bekleyen karanlık boğayı
sabaha karşı ve hiç uyanmamış tanyerinde ışıyan kavak ağacını
ve bütün bunları birden düşündüren seni düşünüyorum
şimdi.
dizelerinin sahibi.
bahar isyancıdır, sinema bir şenliktir, ishak adlı kitapları bulunan, sinema üstadıdır.
"..hep giden bir bozkır gemisiydi antep,
yelkenleri sam yeli yapraklarıydı.."
sinema bir mucizedir filminin ithaf edildiği mucizevi dizelerin sahibi.. mevzuubahis dizelerle başlar film, bitmez, yankılanır durur..
yelkenleri sam yeli yapraklarıydı.."
sinema bir mucizedir filminin ithaf edildiği mucizevi dizelerin sahibi.. mevzuubahis dizelerle başlar film, bitmez, yankılanır durur..
Günlük Şiirler gibi harikulade bir şiiri üreten, "Yoksulluklardan
bir devrim bile yapılabilir/ Ama hiç birşey hiç bir sey yapılamaz ayrılıklardan." diyen şair.
"Sen gittikten sonra iki çalgıcı
turnalar semahını çaldı ve kimse dinlemedi onları
benden başka. Sarımsak kokusunun
yoksulluk ve rakıyla buluştuğu saygısız kalabalıkta
kimse duymadı beni terkeden
kanatların bıraktığı esintiyi. Biri incecik öbürü kalın
iki tel vururken çalgının yüreğine
nicedir aklımı kurcalayan Bertold Brecht'in
"Sevenler" şiirini düşündüm bir yaşamdan ötekine
yanyana uçan iki turnayı. Taa yirmisekizlerden.
"Güneşin ve ayın az değişken dilimleri altında
uçup giderler yine, böyle tutkun birbirine.
Hey, nereye gidersiniz? - Hiç bir yere - Nerden gelirsiniz?
Her yerden. Sorarsınız, ne zamandır birliktesiniz? diye.
Az zamandır. Ne zaman ayrılacaksınız peki? - Yakında."
Çıktığımda hava acıktı ikindi güneşi gibi
nicedir ısıtmayan parlak ayın az değişken dilimleri altında
yürürken sordum kendi kendime. Nereye gidiyorsun?
Hiç bir yere. Ne zamandır yalnızsın? Bilmem, denize
ve ayışığından yapraklar kesen
şiire sormalı bunu. Daha yazılırken
bir anıya dönüşen şiirlere
Sordum kendi kendime ne yapılabilir çamurdan? Heykel
Acilardan? Aşk. Yoksulluklardan
bir devrim bile yapılabilir. Ama hiç bir sey
hiç bir sey yapılamaz ayrılıklardan.
Sen, çalgıcılar ve ayışığı çekip gittiniz uykunun
eşiğine vurulmuş bir turna gibi dönerek
düşerken sordum otuzdokuzlardan Bertold Brecht'le birlikte
"Ne yapmalı peki?" Aklim dokunacak
bir baska akıl arıyor. Nicedir yabancı denizlerde
yıkanan tenim baska bir teni. "Ne yapmalı?"
Biliyorum yağmur yağmaz yukarı doğru yeniden
Acımaz olur, silinir gider izi bıçağın.
Ama hiç bir rüzgar doldurulamaz boş kalan yerini,
bir yaşamdan ötekine
birlikte uçan turnaların yerini
gökyüzünde. "
bir devrim bile yapılabilir/ Ama hiç birşey hiç bir sey yapılamaz ayrılıklardan." diyen şair.
"Sen gittikten sonra iki çalgıcı
turnalar semahını çaldı ve kimse dinlemedi onları
benden başka. Sarımsak kokusunun
yoksulluk ve rakıyla buluştuğu saygısız kalabalıkta
kimse duymadı beni terkeden
kanatların bıraktığı esintiyi. Biri incecik öbürü kalın
iki tel vururken çalgının yüreğine
nicedir aklımı kurcalayan Bertold Brecht'in
"Sevenler" şiirini düşündüm bir yaşamdan ötekine
yanyana uçan iki turnayı. Taa yirmisekizlerden.
"Güneşin ve ayın az değişken dilimleri altında
uçup giderler yine, böyle tutkun birbirine.
Hey, nereye gidersiniz? - Hiç bir yere - Nerden gelirsiniz?
Her yerden. Sorarsınız, ne zamandır birliktesiniz? diye.
Az zamandır. Ne zaman ayrılacaksınız peki? - Yakında."
Çıktığımda hava acıktı ikindi güneşi gibi
nicedir ısıtmayan parlak ayın az değişken dilimleri altında
yürürken sordum kendi kendime. Nereye gidiyorsun?
Hiç bir yere. Ne zamandır yalnızsın? Bilmem, denize
ve ayışığından yapraklar kesen
şiire sormalı bunu. Daha yazılırken
bir anıya dönüşen şiirlere
Sordum kendi kendime ne yapılabilir çamurdan? Heykel
Acilardan? Aşk. Yoksulluklardan
bir devrim bile yapılabilir. Ama hiç bir sey
hiç bir sey yapılamaz ayrılıklardan.
Sen, çalgıcılar ve ayışığı çekip gittiniz uykunun
eşiğine vurulmuş bir turna gibi dönerek
düşerken sordum otuzdokuzlardan Bertold Brecht'le birlikte
"Ne yapmalı peki?" Aklim dokunacak
bir baska akıl arıyor. Nicedir yabancı denizlerde
yıkanan tenim baska bir teni. "Ne yapmalı?"
Biliyorum yağmur yağmaz yukarı doğru yeniden
Acımaz olur, silinir gider izi bıçağın.
Ama hiç bir rüzgar doldurulamaz boş kalan yerini,
bir yaşamdan ötekine
birlikte uçan turnaların yerini
gökyüzünde. "
The marmara oteline atılan bomba sonucu Arkeolog Yasemin Cebenoyan ile birlikte katledilen yazardır. Atatürkçü kimliği ile tanınır. Ne kadar yılbaşı kutlamalarını protesto etmek adına bu saldırı düzenlendi denmiş olsa da, derin devletin Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Abdi ipekçi, Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok, hrant dink gibi bir aydını daha katletmiş olduğu gerçektir.
unutulmuş kent
vermeme olanak yok bana verdiklerini,
ama ayrılırken bir hesaplaşma da gerekli.
geçmiş bunca güzellikten bir anı olarak,
ben seni alayım istersen, sen de beni.
vermeme olanak yok bana verdiklerini,
ama ayrılırken bir hesaplaşma da gerekli.
geçmiş bunca güzellikten bir anı olarak,
ben seni alayım istersen, sen de beni.
PENCEREMDEN GöRüNMEYEN
Çamağacına
Duman renkli ve kocaman bir karganın
Kumlu dalgın kanatları ardından
Denizin derinliklerine açılan
Akdeniz güneşinde çürümüş ahşap
Ve kuytu yosunlara çalan teknenin
Reçine kokusuyla tanıdığım
Çamağacına
Bol sisli bir kışın ormanından
Karlı gelin telleri taşıyan
Gümüşten yapraklarla örtülü
Uysal ve uzun boynunu bahçelerin
Ve benim toprağıma eğmiş
Gülümserken bir eşkiya rüzgarın
Söküp uzaklara götürdüğü
Çamağacına
Bir akşamüstü kayboluşu
Penceremin daracık sahnesini
Lacivert ve kadife ve kesin
Birinci perdesiyle kapayan
Günlerimi çok eski bir oyunun
Gözgözü görmeyen karanlığında
Ortaçağ panayır soytarılarının
Küt ve kıvırcık sakallarıyla
Durmadan dekor değiştirdikleri
Öfkeli aralığında bırakan
Çamağacına
Şimdi rüzgar geçiyor penceremden
Gövdemin kuruyan kavalını
Kırmızı türkülerle donatarak
Senin ormanından sayısız ağaç
Ve düslerimde bembeyaz yıkadığım
Teninden coşkun sular geçiyor
Kapılıp sürüklenen ırmağa
Kıyıların danteline alışkın
Ellerim birden ulaşıyor
Çamağacına
Öperken yapraklarını acıyla kısık
Sesli kuşlar bakırlayan yüzünün
Bahçesinde yediğim vişnelerinin
Kabına sığmaz sevinci ve tutku
Yırtarken demirden kuşağını
Ağır bir işçi gibi ölümün
Beni yaşamanın kavgasına
Yarışta bir tay gibi fırlatan
Çamağacına
Seni bir çok daha görmek için
Dallarına basıp yaylandığım
Şiiri katıksız dolambaçsız
Bir önsöz olsun diye yazdığım
Senin adınla karıştırıp
Adını yüreğimin canına
Kazıdığım ve şimdi bir akşamüstü
Penceremden ansızın görünmeyen
Çamağacına
Çamağacına
Duman renkli ve kocaman bir karganın
Kumlu dalgın kanatları ardından
Denizin derinliklerine açılan
Akdeniz güneşinde çürümüş ahşap
Ve kuytu yosunlara çalan teknenin
Reçine kokusuyla tanıdığım
Çamağacına
Bol sisli bir kışın ormanından
Karlı gelin telleri taşıyan
Gümüşten yapraklarla örtülü
Uysal ve uzun boynunu bahçelerin
Ve benim toprağıma eğmiş
Gülümserken bir eşkiya rüzgarın
Söküp uzaklara götürdüğü
Çamağacına
Bir akşamüstü kayboluşu
Penceremin daracık sahnesini
Lacivert ve kadife ve kesin
Birinci perdesiyle kapayan
Günlerimi çok eski bir oyunun
Gözgözü görmeyen karanlığında
Ortaçağ panayır soytarılarının
Küt ve kıvırcık sakallarıyla
Durmadan dekor değiştirdikleri
Öfkeli aralığında bırakan
Çamağacına
Şimdi rüzgar geçiyor penceremden
Gövdemin kuruyan kavalını
Kırmızı türkülerle donatarak
Senin ormanından sayısız ağaç
Ve düslerimde bembeyaz yıkadığım
Teninden coşkun sular geçiyor
Kapılıp sürüklenen ırmağa
Kıyıların danteline alışkın
Ellerim birden ulaşıyor
Çamağacına
Öperken yapraklarını acıyla kısık
Sesli kuşlar bakırlayan yüzünün
Bahçesinde yediğim vişnelerinin
Kabına sığmaz sevinci ve tutku
Yırtarken demirden kuşağını
Ağır bir işçi gibi ölümün
Beni yaşamanın kavgasına
Yarışta bir tay gibi fırlatan
Çamağacına
Seni bir çok daha görmek için
Dallarına basıp yaylandığım
Şiiri katıksız dolambaçsız
Bir önsöz olsun diye yazdığım
Senin adınla karıştırıp
Adını yüreğimin canına
Kazıdığım ve şimdi bir akşamüstü
Penceremden ansızın görünmeyen
Çamağacına
diyor ki içimden bir ses
beni yüreğinin üstüne bir mühür gibi koy
çünkü ölümden daha güçlü bir sevgiye ihtiyacım var
geçmişin selvi ağaçlarından, sönen yıldızın ışığından,
köşeyi dönerek kaybolan gençlikten
kurtulmaya ihtiyacım var.
-onat kutlar-
beni yüreğinin üstüne bir mühür gibi koy
çünkü ölümden daha güçlü bir sevgiye ihtiyacım var
geçmişin selvi ağaçlarından, sönen yıldızın ışığından,
köşeyi dönerek kaybolan gençlikten
kurtulmaya ihtiyacım var.
-onat kutlar-
"çevirmen" adlı bir yazısı vardır ki çok etkileyicidir... alanya doğumlu, türk dil kurumu ödüllü nitelikli yazar.
aihm' nin, türkiye' yi, ''gözlatı süresinin uzunluğu ve avukatlarıyla görüştürülmediği'' gerekçeleriyle, suikastçisine 12bin euro tazminat ödemesine hükmettiği insandır. o değil de insan! hakları! mahkemesi' ne sormak lazım; diğerleri gibi onat kutlar' ın da en insani hak olan eceli ile ölme hakkı ne olacak? denebilir ki faili hapiste. bu kimseyi geri getirmiyor, türkiye' nin kayıpları için nasıl bir cezaya hükmederler acaba?
içinde mükemmel tasvirler barındıran, hayat gibi gerçek denilebilecek (bkz: sokak) şiirinin sahibi.acımasızca katledilen.
"durmadan düşünüyorum, ne çok öldük yaşamak için." ülkemin aydınlık yüzü. 16 yıl önce kaybettiğimiz bir sanat adamının arkasından sessiz yığınlar ağlıyor.
dokun bana, bana dokun ne olur
hasretinden öldüm
kopar zincirleri yeniden gel
durmadan gel, hep gel...
dokun bana, bana dokun ne olur
hasretinden öldüm
kopar zincirleri yeniden gel
durmadan gel, hep gel...
ayrılık
ayrılık şiiri ne kadar yalın
sevdiğimiz aşk sözcükleri gibi
kılıçla kesiyor bir hain nokta
öpüşen virgüllerle akan cümleyi
nasıl soğuk ayrılığın güneşi
gölgeli bir çınar olan gövdemin
dallarını içten kırınca acı
buzdan bir alçıyla tutuyor beni
ayrılık sabahı ne kadar beyaz
ölümün hüzünlü arkadaşı kar
bana ütülü bir çarşaf hazırlar
bir karanfil tam yüreğimin üstünde
ayrılık şiiri ne kadar yalın
sevdiğimiz aşk sözcükleri gibi
kılıçla kesiyor bir hain nokta
öpüşen virgüllerle akan cümleyi
nasıl soğuk ayrılığın güneşi
gölgeli bir çınar olan gövdemin
dallarını içten kırınca acı
buzdan bir alçıyla tutuyor beni
ayrılık sabahı ne kadar beyaz
ölümün hüzünlü arkadaşı kar
bana ütülü bir çarşaf hazırlar
bir karanfil tam yüreğimin üstünde
Fethi Naci"ye göre Gabriel Garcia Marquez"den önce büyülü gerçekçilik akımının örneğini vermiştir ishak kitabıyla. Kanaatimce de erişilmesi güç bir özgünlük taşımaktadır kitabı.
ishak kitabındaki hikayelerini kahve köşelerinde yazmıştır.
ishak" tan sonra ikinci hikaye kitabı karameke yky dan çıkmıştır.
"şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin,
unutmamak için, çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz..."
unutmamak için, çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz..."
bugün ölüm yıldönümü olan gaziantepli büyük insan. ishak türkiye edebiyat tarihinde ışıldayan bir baş yapıttır. sinemacılığı, özellikle ömer kavur'un yönettiği yusuf ile kenan filmi ise onat kutlar'ı hayırla anmaya vesiledir.
"Unutuşun kolay ülkesindeyiz." Onat Kutlar
kirli bir tezgah ile canına kıyılmış tertemiz adam. Adaletten bahsedenlerin bahsine girmediği adam.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar