bugün
- devlet bahçeli'nin öcalan'a selam göndermesi11
- trump'ın iran açıklaması10
- 4 litre piril'in kaç tl olması sorunsalı4
- 3 kere üst üste 31 çekmek15
- utangaç apocu aktrollerin uğramadığı başlıklar3
- artık benzin alırken fiyat tabelalarına bakmamak3
- uludede'nin cenaze eventi11
- azrail'in hergün her insana 366 kere bakması11
- akşam akşam kahveye davet eden seksi komşu kızı10
- sabahın köründe işe giden ezik2
- true'nın iran açıklaması3
- sözlüğün en pick me girl yazarı2
- napolyon vs atatürk3
- kendin hakkında gereksiz bir bilgi bırak13
- tayyip i sevmeme nedenimiz2
- teknofest güneydoğu da üçüncü gün heyecanı2
- göz kanlanması8
- fon mağduruyum da mağdurum diye zırlamak5
- yasin kol'un gözaltına alınması5
- kömbe7
- uludede'ye sahip çıkalım3
- silah bırakan pkklı kızlara ne olacak5
- bugün doğum günü olan yazarlar4
- hayata aniden giren ve yaralara iyi gelen kadın3
- kuyu tipi cezaevleri2
- birbirine iyi gelmek2
- gece kapıya dayanan 12 cin 8 ifrit 17 zombi8
- romantizmi bitirmek için burun karıştırmak2
- sarma4
- bacakları yukarı kaldırarak oturmak12
- hürmüz boğazı nda petrol tankerine saldırı3
- game of thrones taki kerhaneci5
- kant'ın yalan söyleme yasağı2
- çirkinsin mesajına verilebilecek cevaplar11
- recep tahrik erdoğan4
- ekim3
- düz dünyacıların epeydir başlık açmaması4
- yunan adalarına gitmek20
- pick me girl6
- fatma betül sayan kaya64
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye43
- dinci ahlaksızlığı19
- özel bir şey konuşuyoruz git diyen arkadaş6
- arkadaşlar sizce bu çocuk yakışıklı mı20
- queen ravenna adlı yazarı kurt ısırması12
- uludede'yi karıya götürmek7
- tinder'ın eşleşme algoritması2
- öyle bir sevişmek ki alev çıkartıp yatağı yakmak4
- nervio isimli yazarin tam olarak neye yaramasi24
- gece eve atılan kızın ayaklarının ters çıkması7
1899 yılında new york ta doğup 1957'de yaşama veda eden aktör. casablanca, the barefoot contessa ve sabrina popüler filmlerinden bazıları. trençkot bir erkeğe ancak bu kadar yakışır heralde. sigara içişi ise ayrı bir efsane.
sigara bir insan'a ancak bu kadar yakışır.. karizmatik aktör.. vakti zamanında bir çok gönüL'e konmuş bir çok can yakmıştır.. oynadığı fiLmLer'e adını her zaman aLtın harfLerLe yazdırmıştır.. işi'nin ehLi, çocukLarı'nın babasıdır..
Humphrey Deforest Bogart 1899 New York doğumlu. Doktor bir baba ve dergilere resim yapan bir anne, bir kız kardeş ve bir erkek kardeşten oluşan bir ailede büyüdü. ilerde doktor olması planlanıyordu ama gönderildiği Phillips Akademisi'nden kovulunca (niye tam bilinmiyor) deniz kuvvetlerine katıldı. Burada da rahat durmadığı, dudağının üstündeki yara izinden anlaşılıyor. 1920-22 arasında bir aile dostunun tiyatro kumpanyasında, önce müdür oldu sonra çeşitli gösterilerde rol almaya başladı.
Uzun yıllar sinema setlerinde oyunculuk yeteneğinin keşfedilmesini bekledi. Örneğin 1929 yılında Fox şirketi onunla bir anlaşma imzaladı ve Broadway's Like That isimli filmi çevirdi. Ancak bu filmi şirket iki yıl sonra piyasaya sürdü.
Yakışıklı sayılamayan yüzü, sert tavırları ve kendinden taviz vermez tutumu ile o zaman filmlerinde star olması bir hayli zordu. Zaten yıllar da bunu doğruladı. Sinemadan umudunu kesince tiyatroya döndü. Şeytanın bacağını 1936 yılında The Petrified Forest-Taşlaşmış Orman adlı oyunla kırdı. Oyun, sinema yapımcılarının da dikkatini çekmişti. Bu konuyu sinemaya aktarmak istediklerinde zamanın ünlü oyuncularından Leslie Howard, Bogart'ın da oynaması için ısrar etti. Filmdeki acımasız gangster Duke Mantee rolüyle nihayet değeri anlaşılmıştı.
Warner'ın onunla imzaladığı 5 yıllık anlaşma içinde 28 filmde rol aldı. Bu filmlerin yüzde doksan beşi sonunda hep ölen, kötü kalpli kanun dışı adamlardı. Üstelik gangster tiplemelerini sinemaya taşıyan en ünlü isimler, Edward G. Robinson, James Cagney gibi isimlerin gölgesinde kalmaya mahkumdu. Ama 1941 yılında onu uluslararası üne kavuşturan yapımlar peşi sıra gelmeye başladı. Önce yine bir kanundışı bir rol vardı karşısında. Raoul Walsh'ın yönettiği High Sierra filminde görmüş geçirmiş acımasız haydut Roy Earle rolü ile yıllardır geri planda kalmanın acısını çıkarttı.
Ardından ünlü polisiye romanlar yazarı Dashiell Hammett'in eserinden sinemaya John Huston tarafından uyarlanan Malta Şahini geldi. Burada özel dedektif Sam Spade rolünü tarif edilende de güzel yansıttı. Fötr şapkalı, pardesülü, her türlü belayı yaşamış (yani gün görmüş), bu nedenle insancıl yanını iyice derinlere gömmüş, acımasız, para düşkünü, alaycı çağdaş bir Amerikalı (pardon, dedektifi). Filmi yöneten Huston kariyerinin başındaydı, Bogart ise 15 yıldır ünlenmek için uğraşıyordu. Malta Şahini ikisine de şöhret kapılarını açtı. ikili Across the Pasific- Pasifik Macerasında yine bir araya geldi. Bunu Treasure of Sierra Madre- Altın Hazineleri, Key Largo- Ölüm Gemisi, Beat the Devil- Sarışın Şeytan gibi her biri büyük ilgi uyandıran yapımlar izledi.
Ama unutulmazlar listesine adını yazdıran film başlı başına bir kült yapım olan Casablanca oldu. Filmdeki Rick rolü hemen ona gelmedi. Baş roller başka yıldızlar için düşünülmüştü. Sonra karışık bir takım süreçlerden sonra kadın oyuncunun Ingmar Bergman'ın olmasına karar verildi. Bergman da yönetmen Michael Curtiz gibi oyunu Bogart'tan yana kullanınca, yapımcılar buna boyun eğmek zorunda kaldılar.
Böylece sinema tarihinin en unutulmaz filmi tarihe geçti. kaç defa seyredilse seyredilsin, her seferinde insana yeni tatlar veren, hiç bıktırmayan, her bir tiplemesi ayrı bir değerde olan film, yönetmeninden oyuncularına, senaryo yazarından müziğine her yönüyle dört dörtlüktü.
Bogart bir kere daha, görmüş geçirmiş, aşk acısı yüzünden kalbini derinlere gömen, alaycı tiplemesini başarıyla sergiledi. Sanki bar sahibi Rick onun hayatından çıkmış gibiydi.
Üç Oscar Ödülü kazanan filmde Bogie, Oscar adayları arasındaydı; ödül daha sonraki yıllarda gelecekti.
Oyunculuk eğitimi almadığını, ama içinden geldiği gibi oynadığını söylerken aslında bir gerçeğin altını çiziyordu. Varlıklı bir ailede dünyaya gelmesine rağmen, hayatta hep zor yolu seçmişti. Sinemada iyi bir yer edinmek için uzun yıllar uğraşmış, bu arada üç kez evlenip boşanmış, bol sigara, bol içkiyi eksik etmemişti.
Bir Hemingway uyarlaması olan To Have and To Have Not (1944) filminin setinde dördüncü eşi, en büyük aşkı Lauren Bacall ile tanıştı. Birliktelikleri ünlü aktör ölünceye kadar devam etti.
Hayatında her zaman ona şans getiren John Huston ile yine bir araya geldi. 1951'de Afrika yollarına düştüler. Filmde bir başka unutulmaz oyuncu daha vardı; Katherine Hepburn. Bogie bu kez, serseri, pasaklı, küfürbaz, ayyaş bir kaptan rolündeydi. Bunun da üstesinden başarıyla geldi. Ve hayatının ilk Oscar'ını bu ayyaş rolüyle aldı.
Gerçek hayatında ayyaş olmasa bile içki ve sigarayla fazla haşır neşir olması, kansere yakalanmasına neden olmuştu. Tedavi sonucu saçlarını kaybetmişti ama gerçek bir yıldız olduğunu unutmamıştı. 1954 yılında The Caine Mutiny filminde acımasız bir gemi kaptanını büyük bir başarıyla canlandırdı. Üçüncü kez Oscar'a aday gösterilse de kazanamadı.
Billy Wilder ve Audrey Hepburn ile Sabrina; William Wyler yönetiminde Desperate Hours; Michael Curtiz ile bir kere daha bu kez komedi filmi We're No Angels; son kez de Mark Robson'un yönettiği The Harder They Fall( 1956) ortalamanın üzerinde bir değere sahip filmlerdi.
Gırtlak kanseri yüzünden sağlığı giderek bozulan ünlü aktör, 1957 yılının 14 Ocak gününde, uykusunda hayata veda etti.
Bir dönem sinema dünyası onu unuttu. Ancak 68 rüzgarı ile birlikte, Amerikan üniversitelerinin ısrarıyla filmleri tekrar salonlarda, TV'lerde gösterilmeye başlandı. Rahat uyu Bogie....
http://www.ntvmsnbc.com/news/129444.asp
Uzun yıllar sinema setlerinde oyunculuk yeteneğinin keşfedilmesini bekledi. Örneğin 1929 yılında Fox şirketi onunla bir anlaşma imzaladı ve Broadway's Like That isimli filmi çevirdi. Ancak bu filmi şirket iki yıl sonra piyasaya sürdü.
Yakışıklı sayılamayan yüzü, sert tavırları ve kendinden taviz vermez tutumu ile o zaman filmlerinde star olması bir hayli zordu. Zaten yıllar da bunu doğruladı. Sinemadan umudunu kesince tiyatroya döndü. Şeytanın bacağını 1936 yılında The Petrified Forest-Taşlaşmış Orman adlı oyunla kırdı. Oyun, sinema yapımcılarının da dikkatini çekmişti. Bu konuyu sinemaya aktarmak istediklerinde zamanın ünlü oyuncularından Leslie Howard, Bogart'ın da oynaması için ısrar etti. Filmdeki acımasız gangster Duke Mantee rolüyle nihayet değeri anlaşılmıştı.
Warner'ın onunla imzaladığı 5 yıllık anlaşma içinde 28 filmde rol aldı. Bu filmlerin yüzde doksan beşi sonunda hep ölen, kötü kalpli kanun dışı adamlardı. Üstelik gangster tiplemelerini sinemaya taşıyan en ünlü isimler, Edward G. Robinson, James Cagney gibi isimlerin gölgesinde kalmaya mahkumdu. Ama 1941 yılında onu uluslararası üne kavuşturan yapımlar peşi sıra gelmeye başladı. Önce yine bir kanundışı bir rol vardı karşısında. Raoul Walsh'ın yönettiği High Sierra filminde görmüş geçirmiş acımasız haydut Roy Earle rolü ile yıllardır geri planda kalmanın acısını çıkarttı.
Ardından ünlü polisiye romanlar yazarı Dashiell Hammett'in eserinden sinemaya John Huston tarafından uyarlanan Malta Şahini geldi. Burada özel dedektif Sam Spade rolünü tarif edilende de güzel yansıttı. Fötr şapkalı, pardesülü, her türlü belayı yaşamış (yani gün görmüş), bu nedenle insancıl yanını iyice derinlere gömmüş, acımasız, para düşkünü, alaycı çağdaş bir Amerikalı (pardon, dedektifi). Filmi yöneten Huston kariyerinin başındaydı, Bogart ise 15 yıldır ünlenmek için uğraşıyordu. Malta Şahini ikisine de şöhret kapılarını açtı. ikili Across the Pasific- Pasifik Macerasında yine bir araya geldi. Bunu Treasure of Sierra Madre- Altın Hazineleri, Key Largo- Ölüm Gemisi, Beat the Devil- Sarışın Şeytan gibi her biri büyük ilgi uyandıran yapımlar izledi.
Ama unutulmazlar listesine adını yazdıran film başlı başına bir kült yapım olan Casablanca oldu. Filmdeki Rick rolü hemen ona gelmedi. Baş roller başka yıldızlar için düşünülmüştü. Sonra karışık bir takım süreçlerden sonra kadın oyuncunun Ingmar Bergman'ın olmasına karar verildi. Bergman da yönetmen Michael Curtiz gibi oyunu Bogart'tan yana kullanınca, yapımcılar buna boyun eğmek zorunda kaldılar.
Böylece sinema tarihinin en unutulmaz filmi tarihe geçti. kaç defa seyredilse seyredilsin, her seferinde insana yeni tatlar veren, hiç bıktırmayan, her bir tiplemesi ayrı bir değerde olan film, yönetmeninden oyuncularına, senaryo yazarından müziğine her yönüyle dört dörtlüktü.
Bogart bir kere daha, görmüş geçirmiş, aşk acısı yüzünden kalbini derinlere gömen, alaycı tiplemesini başarıyla sergiledi. Sanki bar sahibi Rick onun hayatından çıkmış gibiydi.
Üç Oscar Ödülü kazanan filmde Bogie, Oscar adayları arasındaydı; ödül daha sonraki yıllarda gelecekti.
Oyunculuk eğitimi almadığını, ama içinden geldiği gibi oynadığını söylerken aslında bir gerçeğin altını çiziyordu. Varlıklı bir ailede dünyaya gelmesine rağmen, hayatta hep zor yolu seçmişti. Sinemada iyi bir yer edinmek için uzun yıllar uğraşmış, bu arada üç kez evlenip boşanmış, bol sigara, bol içkiyi eksik etmemişti.
Bir Hemingway uyarlaması olan To Have and To Have Not (1944) filminin setinde dördüncü eşi, en büyük aşkı Lauren Bacall ile tanıştı. Birliktelikleri ünlü aktör ölünceye kadar devam etti.
Hayatında her zaman ona şans getiren John Huston ile yine bir araya geldi. 1951'de Afrika yollarına düştüler. Filmde bir başka unutulmaz oyuncu daha vardı; Katherine Hepburn. Bogie bu kez, serseri, pasaklı, küfürbaz, ayyaş bir kaptan rolündeydi. Bunun da üstesinden başarıyla geldi. Ve hayatının ilk Oscar'ını bu ayyaş rolüyle aldı.
Gerçek hayatında ayyaş olmasa bile içki ve sigarayla fazla haşır neşir olması, kansere yakalanmasına neden olmuştu. Tedavi sonucu saçlarını kaybetmişti ama gerçek bir yıldız olduğunu unutmamıştı. 1954 yılında The Caine Mutiny filminde acımasız bir gemi kaptanını büyük bir başarıyla canlandırdı. Üçüncü kez Oscar'a aday gösterilse de kazanamadı.
Billy Wilder ve Audrey Hepburn ile Sabrina; William Wyler yönetiminde Desperate Hours; Michael Curtiz ile bir kere daha bu kez komedi filmi We're No Angels; son kez de Mark Robson'un yönettiği The Harder They Fall( 1956) ortalamanın üzerinde bir değere sahip filmlerdi.
Gırtlak kanseri yüzünden sağlığı giderek bozulan ünlü aktör, 1957 yılının 14 Ocak gününde, uykusunda hayata veda etti.
Bir dönem sinema dünyası onu unuttu. Ancak 68 rüzgarı ile birlikte, Amerikan üniversitelerinin ısrarıyla filmleri tekrar salonlarda, TV'lerde gösterilmeye başlandı. Rahat uyu Bogie....
http://www.ntvmsnbc.com/news/129444.asp
1951 yılında oynadığı the african queen filmiyle ilk ve tek oscarını kazanmıştır. en baba oyuncular kategorisinde bası cekenlerdendir...
"Casablanca" ile zihinlerimizde yer etmiş karizmatik ve oldukça başarılı aktör.
olası bir albert camus filmi çekilse kuşkusuz oynatılacak tek adamdır. iki insanın tipi, davranışları, ifadesi bu denli mi birbirine benzer... iddia edilir bu adam da varoluşçudur, yahutveyahut ola ki felsefeye atılsa düşüncelere takılsa muhakkak varoluşçu olurdu... pardösü, saç şekli, yüz ifadesi... yok yok kesin albert camus bu.
filmlerinde eli boş durmaz bu adamın, eğer bir iş yapmıyorsa mutlaka sigara içer. akılda kalıcı, efsane sigara içişi vardır lakin gırtlak kanserinden ölmesinin nedeni allah'ın hikmeti değil, sigara tiryakisi olmasıdır.
casablanca'yla akıllarda yer edip, The African Queen'le oscar alsa da kanımca en iyi performansını The Treasure of the Sierra Madre'da sergilemiş, paranoyak ve açgözlü biri nasıl oynanır cümle aleme göstermiştir.
savunma avukatı olarak suçlu genç adamı(nik romano) jüri önünde yaptığı savunma konuşmasında asıl suçlu sizsiniz diyerek jüriyı suçlaması, topluma unutulmaz bir sosyal mesaj verdiği bu filmin, ne yazık ki ismini hatırlayamıyorum. elli yıl evvel izlediğim bu filmin son sahnesi aklımdan çıkmış değil.
40lara damgasını vurmuş kendine has karizması olan aktör. özellikle film noirlerdeki performansı gözden kaçırılmamalıdır. unutmadan boyu 1.73 cmdir.
biyografisini yazan son eşi, efsane aktör humphrey bogart ın hayatı boyunca 1000 den fazla kadınla birlikte olduğunu belirtmiştir. maşallah!
boylu poslu bir adam değildi hiç.
übersonik yakışıklı da değildi.
ama karizmaydı;
bi trençkot efsanesi yarattı,
martini james bond'unsa scotch bogart'ındır moruk.
ama hayatının son sözü de zaten bu ihaneti anlattı.
asla scotch'tan martini'ye geçmemeliydim.
scotch'a ihanet etti.
bühühühü
übersonik yakışıklı da değildi.
ama karizmaydı;
bi trençkot efsanesi yarattı,
martini james bond'unsa scotch bogart'ındır moruk.
ama hayatının son sözü de zaten bu ihaneti anlattı.
asla scotch'tan martini'ye geçmemeliydim.
scotch'a ihanet etti.
bühühühü
karizma dedikleri bu oluyor herhalde.
karizma dendiğinde belki de akla gelen ilk kişidir ve bunu, suratında hiçbir mimik olmaksızın gerçekleştirmesi ise ayrı bir olaydır. bir insanın yüzünde bir mimik dahi olmaz mı arkadaş! bu adamda yoktur. amerikan sinema seyircisinin sanatçı alışkanlıklarına ters, sert tavırları ve asosyal haline rağmen çok sevilmiştir.
görsel
görsel
görsel
görsel
sinemanın metalik sesli aktörü, sigaranın tiryakisi olduğu tek insandır.
sinema tarihinin en karizmatik aktörüdür. Karizmasının yanında oyunculuğuyla,bilhassa kaşını gözünü iyi kullanmasıyla beğenimi kazanmıştır.
iyi bir oyuncu. benim izlediğim the treasure of the sierra madre (1948), In a Lonely Place (1950), The Caine Mutiny (1954), ve The African Queen (1951) bence bunun kanıtı.
ama bogart deyince akla gelen karakteri(*) bir sürü film noir'da hiç çaba harcamadan, yeteneğini hiç göstermeden canlandırmış olması veya ölmesinden 50 küsür sene sonra sigaramı onun gibi tutarken aklıma gelip gülmeme sebep olması da onun doğru mesleği seçtiğini gösteriyor herhalde.
(*)http://galeri.uludagsozlu...r/humphrey-bogart-166888/
ama bogart deyince akla gelen karakteri(*) bir sürü film noir'da hiç çaba harcamadan, yeteneğini hiç göstermeden canlandırmış olması veya ölmesinden 50 küsür sene sonra sigaramı onun gibi tutarken aklıma gelip gülmeme sebep olması da onun doğru mesleği seçtiğini gösteriyor herhalde.
(*)http://galeri.uludagsozlu...r/humphrey-bogart-166888/
bugün doğum günüymüş. gerçekten çok büyük oyuncu. eğer kendisiyle hala tanışmadıysanız bugüne özel; Casablanca, The Maltese Falcon, The African Queen, The Treasure of the Sierra Madre,To Have and Have Not, Key Largo gibi önemli filmlerini tavsiye ederim.
bundan 57 yıl önce, 1957 yılında, 57 yaşında hayata veda etmiş efsane aktör.
"oyunculuk sekse benzer. ya seks yapıyorsundur ve üzerine hiç konuşmuyorsundur ya da seks yapamıyorsundur ama sürekli seks üzerine konuşuyorsundur. bu yüzden oyunculuk hakkında nefes almadan konuşanlara şüpheyle bakıyorum."
diyerek, cümle âleme "ayar nasıl verilir" hususunda ders vermiş, 1899'da bugün (25 aralık) doğmuş, iskarpinli, smokinli, sigarası ve efkârı eksik olmayan, eski zamanların büyük jönü.
diyerek, cümle âleme "ayar nasıl verilir" hususunda ders vermiş, 1899'da bugün (25 aralık) doğmuş, iskarpinli, smokinli, sigarası ve efkârı eksik olmayan, eski zamanların büyük jönü.
karizmanın vucut bulmuş hali.
yaşasa kısa parliament içerdi.
kendisinin en büyük aktörlerden biri olduğunu bilirdim ama o kadar tipsiz bulurdum ki filmlerini izleyemezdim.
"yahu bu adam bu efsane filmlerde nasıl rol bulabilmiş?"
meğer filmleri efsane yapan kendisiymis. büyük usta. harika oyuncu.
"yahu bu adam bu efsane filmlerde nasıl rol bulabilmiş?"
meğer filmleri efsane yapan kendisiymis. büyük usta. harika oyuncu.
adamı siktir et de yanındaki kız gayet tatlı lan.
bence onun daha ünlü olması lazımdı.
bence onun daha ünlü olması lazımdı.
am adı Humphrey DeForest Bogart (d. 25 Aralık 1899 - ö. 14 Ocak 1957), yarattığı sert adam tipiyle sinema tarihinde kalıcı bir iz bırakmış ABD'li oyuncu.
1940'ların ve 1950'lerin en yüksek gelirini sağlayan filmlerinde, duygularını belli etmeyen bir yüzün gerisinde idealist bir yan gizleyen, bireyci, serüvenci portreler çizmiştir. Özel yaşamında da tepeden bakan ve yalnızlığı seven görünümüyle Hollywood alışkanlıklarına çok az ödün vermiş, Amerikan sinemasında çığır açan bir kahraman olmuştur. Amerikan Film Enstitüsü'nün yapmış olduğu AFI'nın 100 Yılı... 100 Yıldız aktörler listesinde, ilk sırada yer almaktadır.
17 yaşındayken, 1. Dünya Savaşına katılmış ve üst dudağının sağ tarafında bir yara izi almıştır. Humphrey Bogart, 57 yaşındayken özofagus(yemek borusu) kanseri neticesinde vefat etmiştir.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Humphrey_Bogart
1940'ların ve 1950'lerin en yüksek gelirini sağlayan filmlerinde, duygularını belli etmeyen bir yüzün gerisinde idealist bir yan gizleyen, bireyci, serüvenci portreler çizmiştir. Özel yaşamında da tepeden bakan ve yalnızlığı seven görünümüyle Hollywood alışkanlıklarına çok az ödün vermiş, Amerikan sinemasında çığır açan bir kahraman olmuştur. Amerikan Film Enstitüsü'nün yapmış olduğu AFI'nın 100 Yılı... 100 Yıldız aktörler listesinde, ilk sırada yer almaktadır.
17 yaşındayken, 1. Dünya Savaşına katılmış ve üst dudağının sağ tarafında bir yara izi almıştır. Humphrey Bogart, 57 yaşındayken özofagus(yemek borusu) kanseri neticesinde vefat etmiştir.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Humphrey_Bogart
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar