bugün
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin32
- sözlükte flört etmemek9
- kale3112'deki kale hangi kale6
- buz gibi bira4
- en iyi pizza içeriği10
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız16
- sigarayı bırakınca ağzımın tadı geldi3
- terk eden sevgilinin arkasından trombon çalmak2
- 24 eylül 2026 hollanda almanya maçı3
- boğaziçi bilgi mimar sinan üçgeni2
- 30 yaşından sonra hayattan keyif almanın bitmesi9
- zendaya3
- kulağa hoş gelen her türlü müziği dinlemek2
- ders çalışırken sigara içmek2
- ezoterizm4
- acı gerçekler14
- derdinizi dinlerken rakı sofrası kuran psikolog8
- karşı cinsteki en itici özellik16
- asaf savaş akat2
- pizza abartılmış balon bir yiyecektir3
- en lezzetli balık24
- otel odası yalnızlığı2
- geceye bir şiir bırak2
- muhalif kızların ak partili erkeklere aşık olması13
- türk reklam sektörü2
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı4
- anın görüntüsü23
- gammazlar göreve8
- trabzon pidesi3
- ağlamak7
- sözlükte aile kurmak8
- euro milliyetçisi2
- bir kız true ile arkadaş olabilir mi10
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın11
- yeni biriyle nerede tanışılır13
- meteoroloji'nin yeni yağışlı sistem uyarısı5
- bol mini etek5
- ev sahibi egosu2
- ayakları çirkin bir kadınla aynı yatağa girmek3
- şahane pazar3
- motorla kaza yapan kadın7
- hünkar beğendi vs alinazik9
- birikim yapmak7
- müzik dinleyen 45 yaş üstü dallama5
- osmanlı döneminde sözlük olsaydı4
- erdoğan'ın new york ta iş adamlarıyla buluşması5
- netanyahu2
- herkesin aynı olmaması3
- demet evgar6
- uludağ sözlük evreni10
john huston yönetmenliğinde çekilmiş, 1951 tarihli hollywood filmi.
basrollerini Humphrey Bogart ve Katharine Hepburn paylaşmışlardır. Humphrey Bogart bu filmdeki performansıyla en iyi erkek oyuncu oscarını almıştır.
çok güzel bir aşk ve aynı zamanda macera filmidir.
konusu; birinci dünya savası sırasında almanlar kongo yu işgal eder. işgalde abisini kaybeden rose sayer* alkolik kaptan Charlie Allnut* ile güvenli bir ülkeye kaçmaya calışır. ve bu yolculuk sırasında hem düşmanlarıyla, hem de birbirlerine karşı oluşan aşkla başa cıkmaya calışırlar. *
edit: lan sözlük acılalı bi seneyi gecti. hala bu filme allahın kulu bişey yazmamış ya, ona sasırdım...
basrollerini Humphrey Bogart ve Katharine Hepburn paylaşmışlardır. Humphrey Bogart bu filmdeki performansıyla en iyi erkek oyuncu oscarını almıştır.
çok güzel bir aşk ve aynı zamanda macera filmidir.
konusu; birinci dünya savası sırasında almanlar kongo yu işgal eder. işgalde abisini kaybeden rose sayer* alkolik kaptan Charlie Allnut* ile güvenli bir ülkeye kaçmaya calışır. ve bu yolculuk sırasında hem düşmanlarıyla, hem de birbirlerine karşı oluşan aşkla başa cıkmaya calışırlar. *
edit: lan sözlük acılalı bi seneyi gecti. hala bu filme allahın kulu bişey yazmamış ya, ona sasırdım...
---olası spoiler ibaresi---
hollywood mc cartysm ile kızıl avına çıkmışken humphrey bogart ve katherine hepburn technicolor a maruz kalıyor. siera madre de döktüren bogart dan bu filmde ise fazla bir şey beklememek gerekiyor.
hem hepburn hem de bogart ın kariyerlerinin ortalarına denk gelen bu melodramatik macera 51 yapımı olup yine bir john huston filmi. ilk denemesi maltese falcon da döktüren huston bu filmde ise beklenen tadın oldukça uzağında. ya da ben beklentimi biraz yüksek tutmuş olabilirim, bilemiyorum.
1914 yılında savaşın yeni başladığı dönemde africa da geçen öyküde mr allnutt kardeşi ölen miss sayer e yardım etmek için külüstür teknesine alır. bayan onu büyük bir alman gemisini batırmak için zorlu bir yolculuğa ikna eder ve olaylar kurulur. bu arada zifaf sonrası isimlerin charlie ve rose olduğunu öğreniriz. ilginç tabi
kabul, bu senaryonun filme çekilmesi gerçekten zor. ki zaten filmin bir kısmı afrika da çekilirken bir kısmı da londra da stüdyoda çekilmiştir(nehir sahnelerinin bir kısmı da dalyan da çekilmiş hatta, ille söylenir bu da ya, neyse). dönemin teknik alt yapı ve imkan kısıtlılığını bilmekle birlikte senaryonun biraz revize edilmesi ile çok daha iyi sonuçlar alınabileceğini düşünüyorum. 50 ve 60 lar hollywood sinemasının en büyük hatalarından biri olan perde görüntüsü kullanımı(günümüzde rağbet gören gren screen kullanımının da dedesi olur bu) filmde bolca mevcut. kimi yerlerde bu çok fazla göze batmazken bazı sahnelerde cidden can sıkıyor. yine arada geçen belgesellerden alınma görüntüler (yanılmıyorsam gregory pack li the snows of kilimanjaro da da aynı etkiye maruz kalmıştık.) sineğin küçük de olsa mide bulandırabileceğini gösteriyor. ve tabi sinek demişken o sineklerin hücuma geçtiği sahne herhalde filmin en kötü sahnesi. o yapaylık, o çaresizlik resmen üzüldüm yahu bu ne patetik bir görünümdür
sonuçta film melodram elbette ama yine de huston gibi daha önce çok iyi işler çıkarmış bir yönetmenden bunları beklemiyor izleyici. en azından bu kadar zorlanılan sahneleri filme almayabilirdi diye düşünüyorum. ya da janr dışı hareketler bazı yönetmenleri bozuyor mu ne?
filmin başındaki mr allnutt ın purosunu kapışmak için ayinden erken çıkmaya çalışan köylüler, pederin kardeşinin teknede adrenaline bağlı yaşadığı haz ile karakterine ters olan bir ilişkiye kendini bırakması gibi ufak tefek güzel detaylar da yok değil.
---olası spoiler ibaresi bitti---
sinefillere yine de önerilir. ama fazlaca boş vaktim yok diyorsanız zaman kaybı.
hollywood mc cartysm ile kızıl avına çıkmışken humphrey bogart ve katherine hepburn technicolor a maruz kalıyor. siera madre de döktüren bogart dan bu filmde ise fazla bir şey beklememek gerekiyor.
hem hepburn hem de bogart ın kariyerlerinin ortalarına denk gelen bu melodramatik macera 51 yapımı olup yine bir john huston filmi. ilk denemesi maltese falcon da döktüren huston bu filmde ise beklenen tadın oldukça uzağında. ya da ben beklentimi biraz yüksek tutmuş olabilirim, bilemiyorum.
1914 yılında savaşın yeni başladığı dönemde africa da geçen öyküde mr allnutt kardeşi ölen miss sayer e yardım etmek için külüstür teknesine alır. bayan onu büyük bir alman gemisini batırmak için zorlu bir yolculuğa ikna eder ve olaylar kurulur. bu arada zifaf sonrası isimlerin charlie ve rose olduğunu öğreniriz. ilginç tabi
kabul, bu senaryonun filme çekilmesi gerçekten zor. ki zaten filmin bir kısmı afrika da çekilirken bir kısmı da londra da stüdyoda çekilmiştir(nehir sahnelerinin bir kısmı da dalyan da çekilmiş hatta, ille söylenir bu da ya, neyse). dönemin teknik alt yapı ve imkan kısıtlılığını bilmekle birlikte senaryonun biraz revize edilmesi ile çok daha iyi sonuçlar alınabileceğini düşünüyorum. 50 ve 60 lar hollywood sinemasının en büyük hatalarından biri olan perde görüntüsü kullanımı(günümüzde rağbet gören gren screen kullanımının da dedesi olur bu) filmde bolca mevcut. kimi yerlerde bu çok fazla göze batmazken bazı sahnelerde cidden can sıkıyor. yine arada geçen belgesellerden alınma görüntüler (yanılmıyorsam gregory pack li the snows of kilimanjaro da da aynı etkiye maruz kalmıştık.) sineğin küçük de olsa mide bulandırabileceğini gösteriyor. ve tabi sinek demişken o sineklerin hücuma geçtiği sahne herhalde filmin en kötü sahnesi. o yapaylık, o çaresizlik resmen üzüldüm yahu bu ne patetik bir görünümdür
sonuçta film melodram elbette ama yine de huston gibi daha önce çok iyi işler çıkarmış bir yönetmenden bunları beklemiyor izleyici. en azından bu kadar zorlanılan sahneleri filme almayabilirdi diye düşünüyorum. ya da janr dışı hareketler bazı yönetmenleri bozuyor mu ne?
filmin başındaki mr allnutt ın purosunu kapışmak için ayinden erken çıkmaya çalışan köylüler, pederin kardeşinin teknede adrenaline bağlı yaşadığı haz ile karakterine ters olan bir ilişkiye kendini bırakması gibi ufak tefek güzel detaylar da yok değil.
---olası spoiler ibaresi bitti---
sinefillere yine de önerilir. ama fazlaca boş vaktim yok diyorsanız zaman kaybı.
izlemeyi sürekli ertelediğim yönetmen ve oyuncu kadrosu için sonunda izlemeye karar verdiğim ve beni pek tatmin etmeyen huston yapımı. tamam macera tamam tatlı bir aşk tamam üst düzey yıldızlar ama ilerisini göremedim.
filmde bize komik gelen sinek saldırısı, stüdyo çekimleri vb üzerlerinde pek durmamak gerekir ki bunlar sinemayı ileri götüren yenilikçi hareketlerdir.meliesin kullandığı şimşek efektleri ya da kamera hileleri gibi.
zamanın ötesinde günümüzün gerisinde.
filmde bize komik gelen sinek saldırısı, stüdyo çekimleri vb üzerlerinde pek durmamak gerekir ki bunlar sinemayı ileri götüren yenilikçi hareketlerdir.meliesin kullandığı şimşek efektleri ya da kamera hileleri gibi.
zamanın ötesinde günümüzün gerisinde.
biraz önce tvem de idi.
Mükemmel bir film ve oyuncu performansları. Film iki kişi ile ilerliyor ama iki büyük oyuncunun performansı sizi her karesine hayran bırakıyor. Belki bir vatanseverlik filmi gibi görünebilir ama anlattıkları ve iki karakter arasında geçen diyalogları ile öyle bir film olmadığını anlıyorsunuz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar