bugün
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı72
- güney kore34
- futbol18
- 26 ekim 2026 psg lyon maçı2
- jaws filmindeki sikko balik29
- fenerbahçe8
- fransa9
- okan buruk10
- chatgpt'nin bana yürümesi12
- ismail kartal16
- galatasaray10
- sözlükteki fenerbahçeliler15
- türkiye11
- paris2
- kolye18
- lyon2
- ilk buluşmada sevişenler4
- nervio tarzı entry girmek18
- sözlükteki fenerbahçe li yazarlar7
- paris saint germain3
- en son alınan iltifat6
- victor osimhen11
- mert hakan yandaş5
- yazılımcıların flört edememesi2
- cedidacer6
- didem soydan5
- atilla karaoğlan5
- kimsenin sizi sevmemesi4
- sevgi vs aşk10
- ismet bin ebu lülü vel binici ül meydan'ı ilim4
- sel2
- erotik şarkılar2
- arda güler16
- atatürk ün hataları15
- futbol izleyen erkek pasif gaydir5
- bir kadının tehlikeli olduğunu gösteren detaylar8
- karı istiyorum3
- aç uyumak13
- para5
- sinek as'ın sözlüğe vedası26
- kuyumcuda sehpadaki tuzlu kurabiyeleri yemek2
- sözlükteki fenerbahçeli yazarların rezil olması4
- oktay saral13
- terrifier3
- hurdacıdan son gelen kitaplar6
- vajinaya dil atmak3
- gay taklidi yapıp kızlarla takılmak5
- meme gifleri atan sözlük yetkilisi6
- rövaşata denince akla gelen kişiler4
- duşa giriyorum kimi düşüneyim9
Almanca "yumruk" demekti yanılmıyorsam. Öğrenciyken, fakülte bahçesinde, bu kitabi okuduğumu goren tanımadığım biri söylemişti.
şeytan Mefistofeles'nın ağzından insanın kanını donduran sözler dökülüverir...
niye bu bitmek tükenmek bilmez yaratılış,
yok olacaksa tüm yaradılmış...
niye bu bitmek tükenmek bilmez yaratılış,
yok olacaksa tüm yaradılmış...
--spoiler--
"Zavallı şeytan! Bana ne verebilirsin ki?
Yükseklere göz dikmiş insan bilincini,
Senin gibiler kavrayabilir mi hiç?
Sendeki gıda, doyurmaz insanı;
Elindeki kızıl altın,
Cıva gibi avucunun içinden akıp gider...
Senin kumar masalarında kimse kazanmaz!
Daha sarılırken başkalarına bakar,
Göndereceğin kadınlar!
Vereceğin itibarın tanrısal gururu,
Kuyruklu bir yıldız gibi kayar gider!
Bunları mı sunacaksın bana?
Göster bana bakalım,
Koparılmadan çürüyen meyveyi,
Her gün yeniden yeşillenen ağacı!.."
--spoiler--
"Zavallı şeytan! Bana ne verebilirsin ki?
Yükseklere göz dikmiş insan bilincini,
Senin gibiler kavrayabilir mi hiç?
Sendeki gıda, doyurmaz insanı;
Elindeki kızıl altın,
Cıva gibi avucunun içinden akıp gider...
Senin kumar masalarında kimse kazanmaz!
Daha sarılırken başkalarına bakar,
Göndereceğin kadınlar!
Vereceğin itibarın tanrısal gururu,
Kuyruklu bir yıldız gibi kayar gider!
Bunları mı sunacaksın bana?
Göster bana bakalım,
Koparılmadan çürüyen meyveyi,
Her gün yeniden yeşillenen ağacı!.."
--spoiler--
geothe'nin yazarlık yaşamının elli yıllık emeğini alarak, haklı bir üne kavuşmuş en önemli yapıtıdır.
ruhsal özgürlüğe ulaşmanın maddi arzulardan sıyrılmak ve bencil olmamakla mümkün olabileceği fikrini işlediği bu yapıt, yazarın sanatının da doruk noktasıdır.
insanın şeytanla vardığı bir anlaşma ve bunun sonuçları üzerine kurulu bu yapıtıyla geothe'ye yeniden hayranlık duyduracak eser
ruhsal özgürlüğe ulaşmanın maddi arzulardan sıyrılmak ve bencil olmamakla mümkün olabileceği fikrini işlediği bu yapıt, yazarın sanatının da doruk noktasıdır.
insanın şeytanla vardığı bir anlaşma ve bunun sonuçları üzerine kurulu bu yapıtıyla geothe'ye yeniden hayranlık duyduracak eser
başında tanrı ile şeytanın yaptığı anlaşma kısımları oldukça güzel anlatılmış olan kitap.kesinlikle okunması,anlanması gerekir.
--spoiler--
Mefistofeles:
Alay et sen akıl ve bilimle,
insanın en üstün gücüyle.
Bırak da göz alıcı, sihir kokan yapıtlardan
Güçlü kılsın seni yalancı ruh.
O zaman elimdesin işte-
Kader ona bir akıl verdi,
Zapt edilemeden hep ileriye atılan,
Ve onun aceleci arayışları yüzünden
Yeryüzünün sevinçlerini kaçırdı gözünden.
Çekeyim onu vahşi hayatın içinden,
Sığ anlamsızlıklara
Çırpınmalı o, donakalmalı, yapışmalı,
Ve doyumsuzluğu karşısında
Yiyecek ve içecekler doymak bilmeyen dudaklar
önünde uçuşmalı;
Boşuna yalvaracaktır can bulmak için,
Ve kendini şeytana bırakmış olmasa bile,
Mutlaka yok olup gidecek!
--spoiler--
Mefistofeles:
Alay et sen akıl ve bilimle,
insanın en üstün gücüyle.
Bırak da göz alıcı, sihir kokan yapıtlardan
Güçlü kılsın seni yalancı ruh.
O zaman elimdesin işte-
Kader ona bir akıl verdi,
Zapt edilemeden hep ileriye atılan,
Ve onun aceleci arayışları yüzünden
Yeryüzünün sevinçlerini kaçırdı gözünden.
Çekeyim onu vahşi hayatın içinden,
Sığ anlamsızlıklara
Çırpınmalı o, donakalmalı, yapışmalı,
Ve doyumsuzluğu karşısında
Yiyecek ve içecekler doymak bilmeyen dudaklar
önünde uçuşmalı;
Boşuna yalvaracaktır can bulmak için,
Ve kendini şeytana bırakmış olmasa bile,
Mutlaka yok olup gidecek!
--spoiler--
goethe’nin biraz psikolojik biraz teolojik biraz sosyolojik biraz hukuki biraz felsefi biraz edebi eseridir. Almanlar şöyle der bu müthiş eser hakkında; alman ulusuna ait her şeyi yakılıp yıkılsa ama faust’a dokunulmasa, onun sayesinde bu ulus tekrar inşa edilebilir. bizim böyle bir kaynağımız var mı Türk milleti olarak sahip çıktığımız?
"was soll uns denn das ewige schaffen!
geschaffenes zu nichts hinwegzuraffen!"
"`niye ki bu bitmek bilmez yaratış
yok olcaksa bir gün her yaratılmış!`" gibi çarpıcı bir söz barındıran eser.
faust ölürken uzun yaşamına dönüp bakarak zaferle şunları söyler:
"öyle güzelsin ki, dur, kal biraz!
çağlar geçse silinmez
yaşadığım günlerin izi.
öyle büyük bir saadeti sezmekteyim ki
şimdi tadına varıyorum en yüce anın."
faust ölür ölmez mephistopheles* şöyle der:
"geçti! ne saçma söz! neden geçmiş?
geçmişle hiç olmamış aynı şey!
niye ki bu bitmek bilmez yaratış,
yok olacaksa bir gün her yaratılmış!
geçip gitmiş! yani neymiş?
ha olmuş ha olmamış,
olmuş gibi dönüp durmuş.
sonsuz boşluk en iyisi bence."
geschaffenes zu nichts hinwegzuraffen!"
"`niye ki bu bitmek bilmez yaratış
yok olcaksa bir gün her yaratılmış!`" gibi çarpıcı bir söz barındıran eser.
faust ölürken uzun yaşamına dönüp bakarak zaferle şunları söyler:
"öyle güzelsin ki, dur, kal biraz!
çağlar geçse silinmez
yaşadığım günlerin izi.
öyle büyük bir saadeti sezmekteyim ki
şimdi tadına varıyorum en yüce anın."
faust ölür ölmez mephistopheles* şöyle der:
"geçti! ne saçma söz! neden geçmiş?
geçmişle hiç olmamış aynı şey!
niye ki bu bitmek bilmez yaratış,
yok olacaksa bir gün her yaratılmış!
geçip gitmiş! yani neymiş?
ha olmuş ha olmamış,
olmuş gibi dönüp durmuş.
sonsuz boşluk en iyisi bence."
Dün akşam izlediğim Haydar Zorlu' nun oynadığı tek kişilik tiyatro oyunu. Oyun almanca ve türkçe karışımı sergileniyor. Almanca bilmediğim halde almanca kısımlarını daha çok beğendim. Türkçe bölümlerin çoğunu başarısız buldum. Eseri anlatmaktan çok uzak bir konuşma dili vardı. Diksiyon o kadar problemliydi ki oyunun ne anlatmaya çalıştığını kitabı okumamış olsam anlamazdım. Oyunun repliğinin yarısı oyuncu çok sessiz ya da sahneye arkası dönük oynadığı için kaçıyor, diğer yarısı da noktalama işaretleri kullanmadan bir müzikal dil oluşsun çabasıyla yarım yamalak anlaşılıyor. Oyuncunun yıllardır bu oyunu oynadığı çok belli ama ara sıra çıkan koro çok acemi ve özensiz duruyor. Şeytan, anlatıcı ve faust arasındaki oyunculuk geçişleri ışık farklılıkları olmasa anlaşılmıyor, onlar da ara ara yanlış girince seyirci oyuna girmekte zorlanıyor. Oyunun konusuna adapte olamayan bir seyirciye yabancılaştırma efekti de seyirciyi oyundan iyice soğutuyor. Oyunun ortasında bir yerde oyunun kesilip verilen ilber ortaylı' nın reklam kokan görüşleri seyirciyi ne kadar ilgilendiriyor düşünmek lazım. Şeytan ve faust' un kitapta ilgi uyandıran bölümleri yeterince iyi vurgulanmamış, ya da sahnelenmemiş. Faust' u merak ediyorsanız bence iyi bir çevirisinden kitabı okuyun ya da almanca öğrenip almanca temsilini izleyin, zira sahneye vücut formlarıyla yakışan bu oyuncunun almanca performansının çok daha iyi olacağı inancındayım.
stendhal in bu kitap için ; 'ancak bir alman bir köylü kızını elde edebilmek için ruhunu şeytana satar' dediği rivayet edilir.
binlerce kez goethe geldim bir faust yazamadım. (bkz: met üst)
* Bu trajediye karsın, Ben, doğa ve evrenle bütünlüğünden, evrensel uyumdan aldığı
güçle, özünü gerçeklestirmek, insan olarak açılıp boyutlanmak düsünce ve
çabasındadır. Bu çaba, aynı zamanda bir kavrayısın da ifadesidir: Uyum, bir
olusum sürecidir doğada ve evrende. Her sey olusur ve geçip gider, biter. Her
sey sevgi ve tükenistir. Olusumdan tükenise, her sey değisim ve dönüsüm süreci
içindedir. Her sey, bütünün parçalarıdır, ama her sey hem kendi içinde, hem
kendi dısında çeliskiler, kutuplar arasında bir gerilim ağı içindedir. Her sey
sonsuz bir isleyise dahildir.
Faust'un kabından tasarak, insan anlağının yönsemindeki olusumu, ancak sevgiyle
gerçeklesebilir. Mephistopheles, cinsel sevinin çekimiyle sevgi ilkesini tek
boyuta indirgemek, dolayısıyla insan ruhunu ve anlağını, tek boyuta, güdüsel
değisimsizliğe teslim ve tutsak etmek için, seytancıl çabasını yürütür. Oysa,
Gretchen ile Faust, birbirlerine ilk bakısta bir sevgi bağıyla bağlanmıslardır,
birbirlerini sevgiyle yüceltip, karsılıklı gerçeklestirme, ruhlarını en görkemli
çiçek gibi açtırma olanağına sahiptirler. Yasam, bu iliskide bütünüyle sevgiye
dönüsme yeteneğindedir. Ancak, yasam sevgi gibi en yüce duyguya bile sığmaz.
Sevgi arıdır, yasam karmasık, çeliskili ve çok kutupludur. Sevginin seviye
dönüsmesinin mayası iblisten, Mephistopheles'ten gelir. Böylece sevgi de, ruh
dinginliği, iç huzuru, mutluluk yerine; suç, günah, huzursuzluk ve mutsuzluk
olarak dönüsür.
Burada, çağdas, aydınlıkçı, deneyci, eylemci insanın, kabı dısına çıkarak içine
düstüğü çeliskiler de somutlanmaktadır. Bununla, yirmi birinci yüzyıla girerken,
bütün gelisme ve ilerlemelerine karsın, bütün elde ettiklerine, ulastıklarına
karsın, varlığının dibinde bungunluk (depresyon) tortusu gittikçe kalınlasan,
gittikçe daha yoğun biçimde yüzeye çıkan, dısa vuran insanı da haber
vermektedir. Aslında, ilk varolusundan, en son yok olusuna dek insanın eylem,
deney, duyumsama, duygu, öğrenme, bilgi, yanılma ve çeliski vb. eylem ve
boylamlarından bir tin ve ten öznesi ve nesnesi, tin ve ten varlığı olarak
yansıtılısıdır Faust.
Böyle bir varlığın, huzurlu bir olusa ulasması, kendini yadsımasıdır,
tükenisidir, yok olusudur, yani ölümdür. Oysa, ölüm bile bir erinç değil,
durgunluk ve durağanlık değil, bir dönüsüm, yeni bir olusumun baslangıcıdır. Bu
yüzden, insan ruhu, anlağı ve benliğiyle, usu ve duygusuyla bir sınırda duramaz,
bir sınırı da tanımak istemez. Ama bütün bu devini ve tanımazlıkta, onu
olusturan kutuplar, karsıt güçler birlikte islevdedir, islemektedir.
Yirminci yüzyılın büyük analitik psikoloji bilimcisi C.G. Jung, psikolojik
çözümlemeyle su saptamayı yapacaktır: "Kötü de aynı iyi gibi tartılmalıdır; zira
iyi ile kötü aslında edimin ideal uzantılarından ve soyutlamalarından baska bir
sey değildir, ikisi de yasamın aydın-koygun görünümüne aittir." Jung, sonuçta
içinden kötünün doğmayacağı iyi ve içinden iyinin doğmayacağı kötü yoktur
diyerek, suç olmadan erdemsel bilincin olmayacağını, ayrımların kavranmadığı
durumda da hiçbir bilincin olmayacağını belirtir. Bunun da birey olmanın
vazgeçilmez kosulu olduğunu saptar. (C.G. Jung, Einleitung in die
Religionspsychologische Problematik der Alchemie, S.47.) Faust, iste böylesine
bir bireysellesme sürecidir aynı zamanda.
Karsıt güçler yüzünden, olusum ve dönüsüm yerine, cadı içitleriyle gençliği,
değisimsizliği arayıs mutsuzluğuna da düser. Oysa gençlik, dönüsüm ve değisimle
hep yeniden varolustadır. Bunu benimsemek, içinde doğayı ve evreni barındıran
yaratığın kendindenliğini, alçakgönüllü olusunu, gözütokluğunu da içerir.
Böylece, taskınlıkla, doyumsuzlukla olusun kendinden alçakgönüllülüğü arasındaki
çeliski, insan yasamının süreğen bir çeliskisi olarak görünür.
Goethe, bütün nüshaları bir arada görüldüğünde, özetlemeye çalıstığımız bu
insanı, iliskileri ve çeliskileri, evrenselliği ve sınırsızlığı içinde bir büyük
dramatik siir olarak Faust basyapıtında yapılandırır. Dük Karl August'a
Roma'dan, italya gezisinden yazdığı 12 Aralık 1786 tarihli mektubunda Goethe,
Faust Fragmanlarını bastırma kararıyla, kendini de ölmüs saydığını, bu yapıtı
tamamlamak için sürdürebilme mutluluğuna ererse, yeniden yasama dönmüs olacağını
bildirir. Yasamının sonuna dek Faust üzerinde çalısarak yasar. Faust II ile
Goethe için basyapıt bütünlenmistir, zaten bunu tamamladıktan kısa bir süre
sonra da ölmüstür. Ama onun insanlığa verdiği bu büyük yazın armağanı, her
birey, her kusak ve her çağ tarafından yeniden, yeniden yaratılmaktadır. Ernst
Beutler'in sözleriyle, "Goethe ana Faustunu insanlığa süresiz bir kalıt olarak
yazdı. Faust'a basladığı zaman, yazdıkları, kendini ifadedir. Siiri tamamlayan
yaslı yazarsa, bakısını kendi 'Ben'inden öbür insanlara çevirmeyi artık çoktan
öğrenmistir. Öğretmen olarak, bilge olarak onların arasında durmaktadır.
Sorumluluk duymaktadır. Yapıtı, sorumluluk yükleyici, görevlendiricidir ve böyle
algılanmayı bekler."
*
Daha önce yapılan çeviriler gibi, ilk kez yapılan bu çeviri de, duyulan bir
sorumluluğun ürünüdür. Ama çevirmende huzursuzluk bırakan bir üründür.
Çeviri, zaten bir serüvendir. Serüvense, tehlikelere açıktır. Faust gibi
dramatik büyük, görkemli, mükemmel bir siirin çevirisiyse, salt bir cürettir.
Ama bilim çağının kabına sığmaz, sınıra gelmez insanı Faust gibi, bu cürete
kalkısan çevirmen de, her satırın, her dizenin çevirisinin ayrı ve yeniden bir
deney olduğunun bilincindedir. Bütün doğa bilimleri, deneysel bilimlerdir ve
hepsinde bin deneyden, bin yanılgıdan sonra, belki bir basarılı deney sonuca
varır.
Bu çeviride de basarılı görünen dize ve satırların yanında, pek çok da
yinelenmesi, belki daha onlarca, yüzlerce kez yinelenmesi gereken deneyler
vardır. Bütünüyle böyle bir deneye girismemi kolaylastıran husus ise, kimya
yüksek mühendisliği öğrenimimden çok, Goethe tarafından fragman olarak
nitelendirilen bir nüshayı çevirmeye kalkısmak olmustur. Metin bir fragmansa, bu
çeviri de haydi haydi bir fragmandır, yani bitmemistir. Ama aslından okuma
olanağı olmayan Cumhuriyet okurlarına evrensel yazar Goethe'nin basyapıtı
üzerine yine de bir fikir vermesini diliyorum."
güçle, özünü gerçeklestirmek, insan olarak açılıp boyutlanmak düsünce ve
çabasındadır. Bu çaba, aynı zamanda bir kavrayısın da ifadesidir: Uyum, bir
olusum sürecidir doğada ve evrende. Her sey olusur ve geçip gider, biter. Her
sey sevgi ve tükenistir. Olusumdan tükenise, her sey değisim ve dönüsüm süreci
içindedir. Her sey, bütünün parçalarıdır, ama her sey hem kendi içinde, hem
kendi dısında çeliskiler, kutuplar arasında bir gerilim ağı içindedir. Her sey
sonsuz bir isleyise dahildir.
Faust'un kabından tasarak, insan anlağının yönsemindeki olusumu, ancak sevgiyle
gerçeklesebilir. Mephistopheles, cinsel sevinin çekimiyle sevgi ilkesini tek
boyuta indirgemek, dolayısıyla insan ruhunu ve anlağını, tek boyuta, güdüsel
değisimsizliğe teslim ve tutsak etmek için, seytancıl çabasını yürütür. Oysa,
Gretchen ile Faust, birbirlerine ilk bakısta bir sevgi bağıyla bağlanmıslardır,
birbirlerini sevgiyle yüceltip, karsılıklı gerçeklestirme, ruhlarını en görkemli
çiçek gibi açtırma olanağına sahiptirler. Yasam, bu iliskide bütünüyle sevgiye
dönüsme yeteneğindedir. Ancak, yasam sevgi gibi en yüce duyguya bile sığmaz.
Sevgi arıdır, yasam karmasık, çeliskili ve çok kutupludur. Sevginin seviye
dönüsmesinin mayası iblisten, Mephistopheles'ten gelir. Böylece sevgi de, ruh
dinginliği, iç huzuru, mutluluk yerine; suç, günah, huzursuzluk ve mutsuzluk
olarak dönüsür.
Burada, çağdas, aydınlıkçı, deneyci, eylemci insanın, kabı dısına çıkarak içine
düstüğü çeliskiler de somutlanmaktadır. Bununla, yirmi birinci yüzyıla girerken,
bütün gelisme ve ilerlemelerine karsın, bütün elde ettiklerine, ulastıklarına
karsın, varlığının dibinde bungunluk (depresyon) tortusu gittikçe kalınlasan,
gittikçe daha yoğun biçimde yüzeye çıkan, dısa vuran insanı da haber
vermektedir. Aslında, ilk varolusundan, en son yok olusuna dek insanın eylem,
deney, duyumsama, duygu, öğrenme, bilgi, yanılma ve çeliski vb. eylem ve
boylamlarından bir tin ve ten öznesi ve nesnesi, tin ve ten varlığı olarak
yansıtılısıdır Faust.
Böyle bir varlığın, huzurlu bir olusa ulasması, kendini yadsımasıdır,
tükenisidir, yok olusudur, yani ölümdür. Oysa, ölüm bile bir erinç değil,
durgunluk ve durağanlık değil, bir dönüsüm, yeni bir olusumun baslangıcıdır. Bu
yüzden, insan ruhu, anlağı ve benliğiyle, usu ve duygusuyla bir sınırda duramaz,
bir sınırı da tanımak istemez. Ama bütün bu devini ve tanımazlıkta, onu
olusturan kutuplar, karsıt güçler birlikte islevdedir, islemektedir.
Yirminci yüzyılın büyük analitik psikoloji bilimcisi C.G. Jung, psikolojik
çözümlemeyle su saptamayı yapacaktır: "Kötü de aynı iyi gibi tartılmalıdır; zira
iyi ile kötü aslında edimin ideal uzantılarından ve soyutlamalarından baska bir
sey değildir, ikisi de yasamın aydın-koygun görünümüne aittir." Jung, sonuçta
içinden kötünün doğmayacağı iyi ve içinden iyinin doğmayacağı kötü yoktur
diyerek, suç olmadan erdemsel bilincin olmayacağını, ayrımların kavranmadığı
durumda da hiçbir bilincin olmayacağını belirtir. Bunun da birey olmanın
vazgeçilmez kosulu olduğunu saptar. (C.G. Jung, Einleitung in die
Religionspsychologische Problematik der Alchemie, S.47.) Faust, iste böylesine
bir bireysellesme sürecidir aynı zamanda.
Karsıt güçler yüzünden, olusum ve dönüsüm yerine, cadı içitleriyle gençliği,
değisimsizliği arayıs mutsuzluğuna da düser. Oysa gençlik, dönüsüm ve değisimle
hep yeniden varolustadır. Bunu benimsemek, içinde doğayı ve evreni barındıran
yaratığın kendindenliğini, alçakgönüllü olusunu, gözütokluğunu da içerir.
Böylece, taskınlıkla, doyumsuzlukla olusun kendinden alçakgönüllülüğü arasındaki
çeliski, insan yasamının süreğen bir çeliskisi olarak görünür.
Goethe, bütün nüshaları bir arada görüldüğünde, özetlemeye çalıstığımız bu
insanı, iliskileri ve çeliskileri, evrenselliği ve sınırsızlığı içinde bir büyük
dramatik siir olarak Faust basyapıtında yapılandırır. Dük Karl August'a
Roma'dan, italya gezisinden yazdığı 12 Aralık 1786 tarihli mektubunda Goethe,
Faust Fragmanlarını bastırma kararıyla, kendini de ölmüs saydığını, bu yapıtı
tamamlamak için sürdürebilme mutluluğuna ererse, yeniden yasama dönmüs olacağını
bildirir. Yasamının sonuna dek Faust üzerinde çalısarak yasar. Faust II ile
Goethe için basyapıt bütünlenmistir, zaten bunu tamamladıktan kısa bir süre
sonra da ölmüstür. Ama onun insanlığa verdiği bu büyük yazın armağanı, her
birey, her kusak ve her çağ tarafından yeniden, yeniden yaratılmaktadır. Ernst
Beutler'in sözleriyle, "Goethe ana Faustunu insanlığa süresiz bir kalıt olarak
yazdı. Faust'a basladığı zaman, yazdıkları, kendini ifadedir. Siiri tamamlayan
yaslı yazarsa, bakısını kendi 'Ben'inden öbür insanlara çevirmeyi artık çoktan
öğrenmistir. Öğretmen olarak, bilge olarak onların arasında durmaktadır.
Sorumluluk duymaktadır. Yapıtı, sorumluluk yükleyici, görevlendiricidir ve böyle
algılanmayı bekler."
*
Daha önce yapılan çeviriler gibi, ilk kez yapılan bu çeviri de, duyulan bir
sorumluluğun ürünüdür. Ama çevirmende huzursuzluk bırakan bir üründür.
Çeviri, zaten bir serüvendir. Serüvense, tehlikelere açıktır. Faust gibi
dramatik büyük, görkemli, mükemmel bir siirin çevirisiyse, salt bir cürettir.
Ama bilim çağının kabına sığmaz, sınıra gelmez insanı Faust gibi, bu cürete
kalkısan çevirmen de, her satırın, her dizenin çevirisinin ayrı ve yeniden bir
deney olduğunun bilincindedir. Bütün doğa bilimleri, deneysel bilimlerdir ve
hepsinde bin deneyden, bin yanılgıdan sonra, belki bir basarılı deney sonuca
varır.
Bu çeviride de basarılı görünen dize ve satırların yanında, pek çok da
yinelenmesi, belki daha onlarca, yüzlerce kez yinelenmesi gereken deneyler
vardır. Bütünüyle böyle bir deneye girismemi kolaylastıran husus ise, kimya
yüksek mühendisliği öğrenimimden çok, Goethe tarafından fragman olarak
nitelendirilen bir nüshayı çevirmeye kalkısmak olmustur. Metin bir fragmansa, bu
çeviri de haydi haydi bir fragmandır, yani bitmemistir. Ama aslından okuma
olanağı olmayan Cumhuriyet okurlarına evrensel yazar Goethe'nin basyapıtı
üzerine yine de bir fikir vermesini diliyorum."
faust un allahım diye konuşmadığı kitap.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar