bugün
- arkadaşlar size bi soru sorucam57
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı74
- herkesin tavsiye verdiği insan10
- silvermist11
- erkeği karizmatik gösteren şeyler21
- herkes istediği yazarı yazsın20
- beni neden sevmediniz13
- farklılıkları olan insanların varoluş mücadelesi3
- kendin hakkında bir gerçek bırak7
- türk askeri yemen e gitsin kampanyası43
- cadılar bayramında ne olacaksınız16
- 24 yaşına kadar hiç kız arkadaşı olmamış insan15
- sözlükteki galatasaraylılar8
- sözlükte ciddi kitap okuyan yok28
- keşke benim olsa denilen yazarlar10
- kısa boylu olmak6
- bekar erkeklerin en büyük neşesi8
- çok azdım porno izliyorum3
- gece 3 00 da sözlükte dolaşmak2
- arkadaşlar ben nişanlanıyorum12
- simko332
- kendini sevmek5
- kedi öldürmek suçsa sinek öldürmek de suçtur3
- ne kadar paranız var9
- ilham aliyev28
- galatasaray9
- sevgiliye saat hediye etmek5
- yavuz sultan selim16
- ofsaytımsı vol 220
- sözlük erkeklerine bir hediye bırak7
- 2027 de neler olsun8
- çok film izleyen insandan zarar gelmez29
- victor osimhen7
- sevmek bir başkasını geliştirmektir4
- trump'ın erdoğan'dan yemen için asker istemesi3
- sevgilinin bisepsinden sushi yemek6
- baloncan çakır5
- marksizm bu topraklarda biterse dünyada biter4
- gece 3 00 da içilen demli çay2
- çorba8
- youtube shorts6
- israil5
- türkiye'nin ab vize muafiyeti hamlesi2
- bastırılmış üzüntü3
- aston villanın fener'e döşeyeceği boru2
- öldürmek kastı olmadan 58 kere bıçaklamak2
- sözlükteki ilişki skandalı39
- sözlük kızlarının kombinleri43
- ortadoğuda kartlar dağıtılıyor4
- 12 eylül kemalizm'in reddidir3
özlemek
hiç bir insani unutmak, bir insandan vazgeçmek, bir insani hayatindan sonsuza kadar çikartmak zorunda kaldin mi ?
hani ölmüs gibi, hani uzatsan da elini tutamayacagini bilmek gibi.
her an kapindan içeri gülümseyerek girecegini bekleyip ama aslinda.
hiç gelmeyecegini bilmen gibi.
ne zor sey degil mi ölmedigini bilmek, ama ölmüs gibi ulasilmaz olmasi
artik o insanin sana.
ne kadar katlanilmaz bir gerçek degil mi, sen hala bu kadar sevgili
iken ?
özlemek, bu kadar özlemek, etini kemigini yakarcasina özlemek.
çok kötü degil mi?
bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak onu isitememek.
artik sonunun "di" li hali degil mi?
biliyorsun degil mi. ne kadar umutsuz bir arayistir o, kalabalik
caddelerde geçen binlerce yüze bakmak.
belki bir kez daha görebilmek için o yüzü.
belki biraz önce geçti bu kaldirimdan diye düsünmek.
belki su an arkamda yürüyen insanlarin içinde bir yerde demek.
belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yasamak ne zordur
degil mi?
ne kadar eritir insani fark etmeden.
sen de biliyorsun degil mi bunlari?
bir sinema koltugunda sende iki kisi gibi oturdun mu hiç?
hiç iki kisi gibi zevk aldin mi bir konserden yalniz basina.
güzel bir kafe kesfettiginde,
güzel bir film seyrettiginde,
güzel bir sarki dinlediginde, güzellikleri oraninda eksik
kaldiklarini
hissettin mi.
paylasamadigin için onunla.
hiç iki kisilik beyninle yarim insan olabildin mi?
baktiginda aynada yüzünün yarisini gördügün oldu mu hiç?
sana hayatindaki en büyük yoksunlugu yasatandan nefret edemedigin
oldu mu hiç?
gözünün içine baka baka kolunu bacagini kesen bir insanin yüzüne,
sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildigin zamanlar oldu mu hiç?
hayatta inandigin bütün degerleri alt üst eden birisine ask siirleri
yazabildin mi?
onu içinde korumanin seni yok etmek oldugu zamanlara
feda oldun mu hiç?
can dündar
hiç bir insani unutmak, bir insandan vazgeçmek, bir insani hayatindan sonsuza kadar çikartmak zorunda kaldin mi ?
hani ölmüs gibi, hani uzatsan da elini tutamayacagini bilmek gibi.
her an kapindan içeri gülümseyerek girecegini bekleyip ama aslinda.
hiç gelmeyecegini bilmen gibi.
ne zor sey degil mi ölmedigini bilmek, ama ölmüs gibi ulasilmaz olmasi
artik o insanin sana.
ne kadar katlanilmaz bir gerçek degil mi, sen hala bu kadar sevgili
iken ?
özlemek, bu kadar özlemek, etini kemigini yakarcasina özlemek.
çok kötü degil mi?
bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak onu isitememek.
artik sonunun "di" li hali degil mi?
biliyorsun degil mi. ne kadar umutsuz bir arayistir o, kalabalik
caddelerde geçen binlerce yüze bakmak.
belki bir kez daha görebilmek için o yüzü.
belki biraz önce geçti bu kaldirimdan diye düsünmek.
belki su an arkamda yürüyen insanlarin içinde bir yerde demek.
belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yasamak ne zordur
degil mi?
ne kadar eritir insani fark etmeden.
sen de biliyorsun degil mi bunlari?
bir sinema koltugunda sende iki kisi gibi oturdun mu hiç?
hiç iki kisi gibi zevk aldin mi bir konserden yalniz basina.
güzel bir kafe kesfettiginde,
güzel bir film seyrettiginde,
güzel bir sarki dinlediginde, güzellikleri oraninda eksik
kaldiklarini
hissettin mi.
paylasamadigin için onunla.
hiç iki kisilik beyninle yarim insan olabildin mi?
baktiginda aynada yüzünün yarisini gördügün oldu mu hiç?
sana hayatindaki en büyük yoksunlugu yasatandan nefret edemedigin
oldu mu hiç?
gözünün içine baka baka kolunu bacagini kesen bir insanin yüzüne,
sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildigin zamanlar oldu mu hiç?
hayatta inandigin bütün degerleri alt üst eden birisine ask siirleri
yazabildin mi?
onu içinde korumanin seni yok etmek oldugu zamanlara
feda oldun mu hiç?
can dündar
sirf kose yazarligi gorevini yerine getirmek icin yazi yazdigini son gunlerde adeta ispatlamaya calisan yazar. "dur bak bir arkadasim anlatti cok komik" diye yaziya baslamis resmen.
Döneriz bir gün eski şehirlerimize de;tıpkı eski ilişkilerimize döndüğümüz gibi;biraz pişman biraz naçar.. Anladım ki severken vazgeçmek cinayettir ve biz her suçlu gibi sonunda, cinayeti işlediğimiz yere severken terk etmek zorunda kaldığımız şehre döneriz bir gün,tıpkı severken vazgeçtiğimiz eski bir sevdalının telefonunu çevirir gibi geceyarısı...
Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" demek...
"Beni ne kadar çabuk unutursan o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa" demek sana ne zor...
Sesimi, kokumu çekip alıvermek beyninden,
Sesin, kokun hâlâ beynimdeyken... "
Can Dündar
"Beni ne kadar çabuk unutursan o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa" demek sana ne zor...
Sesimi, kokumu çekip alıvermek beyninden,
Sesin, kokun hâlâ beynimdeyken... "
Can Dündar
yaptığı neşet ertaş belgeseli ile bir kez daha eli öpülecek adam olduğunu göstermiştir.
https://www.youtube.com/watch?v=6mD1rbBYWUU
https://www.youtube.com/watch?v=6mD1rbBYWUU
bir uğur dündar değil.
dünyanın en güzel insan hayatı belgeselini anlatan kişi olabilir.
'eğer' şiirinin bendeki yeri ayrı olan şair.
kendini gazeteci, şair, düşünür vs. sanan insan müsveddesinden başka bir şey değildir.
milliyet gazetesindeki yazısının satır aralarında ölüm oruçlarına destek verdiğini belli ederek başbakanı hassas davranmaya davet eden sevgili dündar, irlanda kurtuluş ordusu militanı bobby sands'i örnek vererek iddiasını süslemiştir. terörist bir eylemi sempatik göstermek için marjinal bir örnek vererek ancak bu kadar psikolojik baskı yapılabilir. can dündar, bağımsızlık savaşı veren onurlu ira militanları ile kendi ülkesine ve halkına ihanet eden teröristleri ayırt edemeyecek kadar aciz ve taraflıdır. kendisinin daha önceki karşılaştığı yargılamaları göz önüne alınca bu görüşlerini yadırgamak abestir. bu işler atatürk belgeseli çekip, birkaç romantik söz yazmakla olmuyor sayın dündar.
buyrun okuyun.
http://gundem.milliyet.co....2012/1626016/default.htm
buyrun okuyun.
http://gundem.milliyet.co....2012/1626016/default.htm
tuhaf hikayelerden etkilenerek absürd denemeler yazıyor kendisi. sanki şımarık bir çocuğun dikkat çekmek için sıradışı hareketler yapması gibi.. tepki şeklinde dikkat çektiği kesin.
(bkz: aşka veda)
(bkz: aşka veda)
bir doğru bir eğri yazılar yazar. bu sebeple, tırtıllar, o nun yazdıklarının hepsini doğru sanar. ama kelebekler o nun hangi amaca hizmet ettiğini deşifre ederler.
o bir haindir. halkına düşmandır. sevmez gariban insanı, parfümsüz insana tahammülü yoktur. ama gel gelelim solcuyum diye geçinir.
o bir haindir. halkına düşmandır. sevmez gariban insanı, parfümsüz insana tahammülü yoktur. ama gel gelelim solcuyum diye geçinir.
en doğru dediğiniz yazısında bile romantizm dozu o kadar fazladır ki benim için çok itici kılar bu yazıyı. hatta bir bayram sabahında halam can dündar' ın bir yazısını keserek getirip okumuştu bize. o zaman da çok sıkılmıştım. ama ne var ki türk halkı böyle yazıları seviyor işte.
son olarak iktidarın okullarda serbest kıyafet yönetmeliği dediği, benimse türban yönetmeliği dediğim değişikliklerle ilgili bir yazı yazdı. bugün can dündar' ın yazısından çok daha iyi tespitler içeren en az 3 4 yazı okudum -bu sadece benim okuduğum kim bilir daha neler vardır okumadığım- ama ne var ki o yazıların hiçbiri can dündar' ın yazısı kadar paylaşılmadı sosyal medyada. oysaki can dündar hiçbir şey yazmadı. sadece önlüğün zaten ekonomik farklılıkları ortadan kaldırmakta yeterli bir araç olmadığını, artık neredeyse işlevsiz hale geldiğini ve kaldırılmasını desteklediğini söyledi. tabii bunu bu şekilde söylemek yerine kolalı yakalardan, kokusuz silgilerden, yırtık pabuçlardan bahsederek yaptı ve çok beğenildi.
şimdi de can dündar tarzı cümle örneği;
''kombilerle ısıtırken odalarımızı gönüllerimizi soğuttuk''
son olarak iktidarın okullarda serbest kıyafet yönetmeliği dediği, benimse türban yönetmeliği dediğim değişikliklerle ilgili bir yazı yazdı. bugün can dündar' ın yazısından çok daha iyi tespitler içeren en az 3 4 yazı okudum -bu sadece benim okuduğum kim bilir daha neler vardır okumadığım- ama ne var ki o yazıların hiçbiri can dündar' ın yazısı kadar paylaşılmadı sosyal medyada. oysaki can dündar hiçbir şey yazmadı. sadece önlüğün zaten ekonomik farklılıkları ortadan kaldırmakta yeterli bir araç olmadığını, artık neredeyse işlevsiz hale geldiğini ve kaldırılmasını desteklediğini söyledi. tabii bunu bu şekilde söylemek yerine kolalı yakalardan, kokusuz silgilerden, yırtık pabuçlardan bahsederek yaptı ve çok beğenildi.
şimdi de can dündar tarzı cümle örneği;
''kombilerle ısıtırken odalarımızı gönüllerimizi soğuttuk''
kitapları pek bir kitap bütünlüğü göstermeyip bir-iki sayfaya kadar düşen bölümlerden oluşan şahsiyet. kırmızı bisiklet adlı kitabı ve milliyet' teki köşe yazıları okunasıdır.
sarı zeybek belgeselinide yapan can dündar, mustafa filminide. döneme göre değiştiğini gösteren kanıtsa en büyük kanıttır.
belgesel yapmak için yaratılmış usta gazeteci. öyle güzel anlatır ki herhangi bir nesnenin bile belgeselini yapsa dinlerim bu adamdan.
nedense ayrı bir sempati duyduğum başarılı gazeteci ve yazar. bir keresinde bir alışveriş merkezinde karısıyla kol kola gezerken görmüşlüğümde vardır kendisini. hemen en yakın kiatpçıya koştum bir kitabını alıp imzalatmak için ama kaçırdım maalesef. kısmetse başka zamana artık.
olmasa da olurgillerden "çakma" entel...
ergenlerce ya da entelektüel davranayım belki bi karı kız düşürürümcülerce sosyal medyada yazıları en çok paylaşılan yazar fikir adamı.
--spoiler--
Hatırlarsınız: Önceki yıl, Van depremzedelerine giden bir yardım paketindeki montun cebinden şu not çıkmıştı.
"Geçmiş olsun kardeşim. Ben de Gölcükte, aynısını yaşadım. Maddi, manevi ne sıkıntın olursa bana telefonumdan ulaşabilirsin, hiç çekinme.
Üç gün sonra mont sahibinden şu mesaj gelmişti:
Allah razı olsun kardeşim. Şu an, gönderdiğin montla ısınıyorum. Sana söz: Bir gün sen düşersen, ben de seni kaldıracağım.
* * *
Bu toplumdan umudu kesmiyorsak, bu örnekler sayesinde...
Bu coğrafyada ırkçılığın kök salamayacağına inanıyorsak, işte bu kardeşlik ruhuna güvenerek...
O kolilerden, bayrağa sarılı taşlar da çıktı; ancak bir kan davasını tetikleyemedi.
Türkler ve Kürtler, çok örselendiyse de aklını, vicdanını, kardeşlik bağını yitirmedi.
Yoksa 30 yılda 30 bini aşkın cana mal olan bir çatışmadan, parçalanmadan çıkabilir miydik?
* * *
Çıktık mı?
Henüz değil...
Ama hiç değilse yola çıktık.
Şiddetle sonuç alınamayacağını, ağır bir bedelle öğrendikten sonra barışın peşine düştük.
Kindarlığın çığırtkanlığına rağmen, toplumun büyük kesiminin, Kan dursun artık diye haykırdığını gördük.
Yeni doğmuş bir bebek itinasıyla üstüne titredik barışın...
Eller tetikten çekilince, çehreler gevşedi, diller yumuşadı.
Diyarbakır Emniyet Müdürü, Dağda ölene ağlamıyorsanız, insan değilsiniz diye konuşturdu vicdanını...
BDP Eşbaşkanı, şehit ana babalarının ellerinden öperek, sürece destek istedi.
BDPnin Siirt il Kongresinde konuşmacı, kazara düşen Türk bayrağının asılmasını bekledi.
Daha geçen ay Vanda, 3 çocuğunu dağda kaybeden anne ile kardeşini Şemdinlide şehit veren baba, aynı masada yan yana oturup Artık çocuklarımız ölmesin dedi.
* * *
Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde tekerlemesi, Türk siyasetinin asırlık alfabesidir.
Genelde baskı dönemlerinin bahanesidir.
Ancak galiba en çok bugün, digergamlığın günü...
Acıları paylaşma, hemdert olma, barış için kucaklaşma zamanı...
Bu yola mayın döşemek, süreci torpillemek isteyen çok olacaktır.
Bize düşen, çatışmada bırakmadığımız kardeş eline, barış yolunda daha da sıkı sarılmaktır.
Barışı, uzak bir adada yapılan pazarlık olmaktan çıkarıp topluma yaymaktır.
Kanayan yaraları sarmak, kapanan kapıları açmaktır.
--spoiler--
* * *
Yarın bir BDP heyeti, süreci anlatmak üzere Karadenize gidiyor.
Heyettekilerden Sırrı Süreyya Önderle görüştüm dün...
Karadeniz, barışın lokomotifi olacak insanların yurdudur. Oraya kalbimizi elimize alarak gidiyoruz dedi.
Tehditlerden ve daha önce Ahmet Türkün başına gelenden endişeli olup olmadığını sorunca da ekledi:
Devlet kışkırtmazsa hiçbir şey olmaz. Karadenizlilerin sitemleri olursa da başımız gözümüz üzerine...
* * *
Bir sivil toplum girişimi olan Türkiye küçük Millet Meclisleri de bir öneri yaptı:
izmirdeki Meclis, 1 Martta Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemiri izmire davet ediyor. Evsahibi Kocaoğlu olacak.
Ertesi gün Diyarbakırdaki küçük Meclis, Kocaoğlunu, Baydemirin konuğu olarak Diyarbakırda ağırlayacak.
Ardından Topbaşla Baydemir birbirine gidip gelecek.
Harika olmaz mı?
* * *
Baharın arifesinde, buzların çözülme mevsimindeyiz.
Gün, Bir gün düşersen, ben de seni kaldıracağım deme günüdür.
Hatırlarsınız: Önceki yıl, Van depremzedelerine giden bir yardım paketindeki montun cebinden şu not çıkmıştı.
"Geçmiş olsun kardeşim. Ben de Gölcükte, aynısını yaşadım. Maddi, manevi ne sıkıntın olursa bana telefonumdan ulaşabilirsin, hiç çekinme.
Üç gün sonra mont sahibinden şu mesaj gelmişti:
Allah razı olsun kardeşim. Şu an, gönderdiğin montla ısınıyorum. Sana söz: Bir gün sen düşersen, ben de seni kaldıracağım.
* * *
Bu toplumdan umudu kesmiyorsak, bu örnekler sayesinde...
Bu coğrafyada ırkçılığın kök salamayacağına inanıyorsak, işte bu kardeşlik ruhuna güvenerek...
O kolilerden, bayrağa sarılı taşlar da çıktı; ancak bir kan davasını tetikleyemedi.
Türkler ve Kürtler, çok örselendiyse de aklını, vicdanını, kardeşlik bağını yitirmedi.
Yoksa 30 yılda 30 bini aşkın cana mal olan bir çatışmadan, parçalanmadan çıkabilir miydik?
* * *
Çıktık mı?
Henüz değil...
Ama hiç değilse yola çıktık.
Şiddetle sonuç alınamayacağını, ağır bir bedelle öğrendikten sonra barışın peşine düştük.
Kindarlığın çığırtkanlığına rağmen, toplumun büyük kesiminin, Kan dursun artık diye haykırdığını gördük.
Yeni doğmuş bir bebek itinasıyla üstüne titredik barışın...
Eller tetikten çekilince, çehreler gevşedi, diller yumuşadı.
Diyarbakır Emniyet Müdürü, Dağda ölene ağlamıyorsanız, insan değilsiniz diye konuşturdu vicdanını...
BDP Eşbaşkanı, şehit ana babalarının ellerinden öperek, sürece destek istedi.
BDPnin Siirt il Kongresinde konuşmacı, kazara düşen Türk bayrağının asılmasını bekledi.
Daha geçen ay Vanda, 3 çocuğunu dağda kaybeden anne ile kardeşini Şemdinlide şehit veren baba, aynı masada yan yana oturup Artık çocuklarımız ölmesin dedi.
* * *
Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde tekerlemesi, Türk siyasetinin asırlık alfabesidir.
Genelde baskı dönemlerinin bahanesidir.
Ancak galiba en çok bugün, digergamlığın günü...
Acıları paylaşma, hemdert olma, barış için kucaklaşma zamanı...
Bu yola mayın döşemek, süreci torpillemek isteyen çok olacaktır.
Bize düşen, çatışmada bırakmadığımız kardeş eline, barış yolunda daha da sıkı sarılmaktır.
Barışı, uzak bir adada yapılan pazarlık olmaktan çıkarıp topluma yaymaktır.
Kanayan yaraları sarmak, kapanan kapıları açmaktır.
--spoiler--
* * *
Yarın bir BDP heyeti, süreci anlatmak üzere Karadenize gidiyor.
Heyettekilerden Sırrı Süreyya Önderle görüştüm dün...
Karadeniz, barışın lokomotifi olacak insanların yurdudur. Oraya kalbimizi elimize alarak gidiyoruz dedi.
Tehditlerden ve daha önce Ahmet Türkün başına gelenden endişeli olup olmadığını sorunca da ekledi:
Devlet kışkırtmazsa hiçbir şey olmaz. Karadenizlilerin sitemleri olursa da başımız gözümüz üzerine...
* * *
Bir sivil toplum girişimi olan Türkiye küçük Millet Meclisleri de bir öneri yaptı:
izmirdeki Meclis, 1 Martta Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemiri izmire davet ediyor. Evsahibi Kocaoğlu olacak.
Ertesi gün Diyarbakırdaki küçük Meclis, Kocaoğlunu, Baydemirin konuğu olarak Diyarbakırda ağırlayacak.
Ardından Topbaşla Baydemir birbirine gidip gelecek.
Harika olmaz mı?
* * *
Baharın arifesinde, buzların çözülme mevsimindeyiz.
Gün, Bir gün düşersen, ben de seni kaldıracağım deme günüdür.
insanların, en önemli sırdaşlarının yine kendileri olduğunu betimleyen şu sözlerin sahibi gazeteci-yazardır;
"Hepimizin bir kuyusu var elbet. En derine gömdüğümüz kaygılarımızı, ihtiraslarımızı, tutkularımızı saklayan, en mahrem sohbetlerimizi paylaştığımız, en cesur itiraflarımızı haykırdığımız bir kuyu, utandığımız anılarımızın yatağı. Endişelerimizin barınağı."
can dündar
"Hepimizin bir kuyusu var elbet. En derine gömdüğümüz kaygılarımızı, ihtiraslarımızı, tutkularımızı saklayan, en mahrem sohbetlerimizi paylaştığımız, en cesur itiraflarımızı haykırdığımız bir kuyu, utandığımız anılarımızın yatağı. Endişelerimizin barınağı."
can dündar
milliyet gazetesi skandalın dan sonra, erdoğan demirören tarafından yazılarına son verildiği dedikodusu kulislere düşmüştür an itibariyla.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar