bugün

/636
Bazı insanlar çok güzel seviyorlar ve bazı insanlar da bu duyguyu katlediyorlar. Ben bu yazıdan bunu anladım. Çok sikik bir dünya bu be.
"Dürtme içimdeki narı, üstümde beyaz gömlek var." (Birhan Keskin)

içimdeki nar tanelerinin her biri ayrı bir kadını simgeliyor. Her kadın böyledir aslında. Çocuksu, şehvetli, kurnaz, saf, cesur, korkak, mutaassıp, flörtöz, özgüvenli, çekingen, tutkulu, sönük, şedid, müşfik... Her birimizin içinde bu küçük küçük nar taneleri var. Hepimiz karakterimize, fıtratımıza uygun olanı, bazen de şartlar olgunlaştığında diğer yanlarımızı açığa çıkarıyoruz. Ben daha çok çocuksu, tutkulu, saf, cesur, özgüvenli ve müşfik bir kadınım. içimden bir canavarın çıkabildiği durumlar çok nadirdir.

Esasen duyguları, gururu, tertemiz aşkı ayaklar altına alınmış bir kadının pençesini çıkarmasında şaşılacak bir şey yok. Fakat bütün mesele o pençeyle hasmını paramparça edememek... Hasmınıza derin bir tutku beslediyseniz onu mahvetmeniz hiç kolay olmuyor. içinizdeki hırsla, gururu incinmiş Züleyha'nın Yusuf'u zindana attırmak istemesini anlıyorsunuz ama sevdiğiniz adam Yusuf değil. Siz de Züleyha gibi gömlek yırtmaya çalışmayı bırakın; bunu aklınızdan bile geçirmeyecek kadar temiz bir şekilde sevdiyseniz işiniz çok daha zor oluyor. Keşke her şey net olsaydı ve o kişi Yusuf gibi değecek bir adam olsaydı...

Yine de iffetli olmayı tercih etseydi Züleyha'yı haklı bulacak raddeye geldiğimi fark ettiğimde kendimden korkmaya başladım. Binlerce yıl öteden kadın dayanışması deyin, kadınlık gururu deyin, ne derseniz deyin. Züleyha'nın yıllar süren acısını artık anlıyordum. Eskiden nefsiyle hareket ettiği için Hz. Yusuf ile evlenmeye layık bulamadığım, hakir gördüğüm, "Derdine bak yahu, rezil kadın!" dediğim kadının çektiklerini artık tahmin edebiliyordum. Fakat yine de vazgeçmek zorundaydım. Ben M.S. 21. yüzyılda yaşıyorum ve bu yüzyılda birine ömür harcamak hiç mantıklı değil. O yüzden hasmımı ve aşkımı önce kırbaçlayıp, sonra canı yandı diye üzerine kapanıp hıçkıra hıçkıra ağlayacağımı bildiğim için onu içimde tamamen yok etmem gerekiyordu.

En son Karabağ Savaşı'nda düşmana hissettiğim kin ve öfkeyi kendi milletimden olan, üstelik aşık olduğum adama hissettim. Oysa bir zamanlar o benim kimse bulamasın ve örselenmesin diye iç içe koyduğum sedef kakma, ahşap ve içi ipekle kaplı sandıkların içinde sakladığım inci tanemdi. Onun yol kenarında öylece duran basit bir çakıl taşı olduğunu fark ettiğimde çok acı çektim. Ona uygun olmayan, üzerinde sakil duracak ve her şeyiyle bol gelecek ama çok güzel, atlas kumaştan bir kıyafeti ona giydirmeye çalıştığımı anladım. Çünkü beni bir hayalin, umudun, tamamen yalandan ibaret bir dünyanın içine almış, bir illüzyon gösterisi sunuyordu. Artık bir gün, onun sahtekarlıktan bıkıp daha fazla devam ettiremediği bu oyunu sonlandırdım ve perde kapandı.

Nihayet uzun bir süre kırık cam parçalarının üstünde yürüdükten sonra düzlüğe çıktım. Canım eskisi kadar acımıyor ama izi kalacak. içimdeki narı dürtüp, parçalayıp en kötü ve zalim duygularımı açığa çıkaran fakat yine de masumiyetimi zedeleyemeyen, üstümdeki beyaz gömleği kırmızıya boyayamayan bu adamı affetmeyeceğim. Birkaç damla da olsa o gömlekte iz kalacak çünkü. Bana kalan ders şu oldu: Kimseyi ısrarla, hırsla, ne pahasına olursa olsun Allah'tan dilememeliyim. Çünkü olmayacak, olsa bile en büyük imtihanım olacak.
bazıları için lanetle kuşatılmıştır. dikenli tellerle çevrilidir. ulaşmak istersen sadece yaranla, kanınla kalırsın. ötesi yok.
iki rayı gibiyiz
bir tren yolunun
yakın olması
neyi değiştirir
son istasyonun.

Sunay Akın
--spoiler--
Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır, bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.
--spoiler--

Özdemir Asaf
görsel
Geceleri azıyorum ben ya.
Doya doya sevişsek.
görsel
Azıyorum fena geceleri.
"... Tanrı'nın çılgın âşığının, hayatını bir buseye feda edebileceğini düşünmekten büyük zevk alıyordu."
sanırım benden giderek uzaklaşan şey. aşık olamıyorum. kimse de bana olmuyor. keşiş olacağım mağaralara kapanıp meditasyon yapacağım. iffet yemini de ederim.
“Aşk gibi sonsuz umutlar ve beklentilerle başlayan ve hiç şaşmadan yıkılan bir yatırım ya da faaliyet bulmak güçtür” demiş fromm abimiz.

Kızılötesi ve yaralı müzesi ile.
Bu saatten sonra karşı tarafın bu lafına asla inanmam. Çünkü inandık ve hayat belli süre ile karanlığa büründü.
Cioran' ın da dediği gibi, bir suç ortağının teri içinde boğulmaktan fazlası değildir.

"üstelik, kendinde beyhude yere aradığını öteki'nde bulduracak kadar diri bir yanılsama kimde vardır ki? bize tüm evrenin sunamadığını, bağırsaklardaki bir sıcaklık mı sunacaktır? oysaki o yaygın -ve tabiatüstü- anormalliğin temeli de tam budur: bütün muammaları iki kişi çözmek -ve daha ziyade, askıya almak-; bir sahtekârlığın lütfuyla, hayatın içinde yüzdüğü o kurguyu unutmak; genel ıssızlığı ikili bir cıvıldaşmayla doldurmak; sonunda da -ki vecdin karikatürüdür bu- herhangi bir suç ortağının teri içinde boğulmak..."
karşılıksız olanı insanın canını çok yakar şüphesiz..
"Tanrı'nın çılgın âşığı bir buseye feda eder hayatını."
“acı çekmemek için aşkı reddetmek gerekiyordu. bu da hayattaki kötülükleri görmemek için kendi gözlerini çıkarmak gibi bir şeydi."
Paulo Coelho

Ne bu aşk, nasıl hissettiriyor da insanlar bu denli üzerinde durup bambaşka fikirlere ayrışmışlar diye düşünüyor insan.
aşk, ışıktır... aşk, vermek, karşılıksız vermek, karşılığında kendini kaybetmek ve bu kaybetmekte tarifsiz olan benini bulmaktır...
aşkı bilmek lazım; bilmek başka, bildiğini sandığını bilmek başka!...

salih mirzabeyoğlu - tilki günlüğü 2. cilt- sf:32
beşerin kalbindeki ilahi kuvvet.

insanda olup iblis'te olmayan tek özellik.
bazı insanlar için karşılıklı yazılmamış anlaşılan. yoksa herkes mutlu olur, bazıları mutlu olup bazıları sürünmezdi. ben bunu anladım.
benim için aşk öfke ve kalp kırıklığı anlamına geliyor. çiftlere gıcık oluyorum hep. kadınlara da biraz öfkeliyim.
Aşk yoktur racon vardır
Aşık olan adamın raconu olmaz
Raconu olan adamın aşkı olmaz
Aşk öldürür racon öldürmez.
''i don't understand a God who would let us meet, if there's no way we could ever be together''

(bkz: City of angels)
Onun içinde kendini kaybetmektir, yok olmaktır bir nevi. Tıpkı pervanenin muma olan aşkı gibi yaklaştıkça yanarsin, yandıkça daha çok yaklaşırsın. nereye kadar ?? sende kor olup ölene kadar.
bensizleşip bizleşmektir.
YOKTUR.
Bir aşekadır âdeta. Sizi ilk zamanlarda sarıp iyi hissettirebilir ancak sardıkça kurutan bir sarmaşıktır
aslında aşk.

Sardığı yerlere gün ışığı dâhi gelmez, Karanlığa mahkûm kalırsınız.
Hastalıklıdır, ölümlüdür aşk.
(img:#2299365)
belki bir zamanlar yaşanmıştır bir yerlerde ama günümüzde sadece hikaye, masal, hayal olmuştur.
© copyright 2005 - 2026