bugün

entry'ler (2980)

gece mezarlıkta turşu bidonu taşıyan kedi görmek

Annesi memleketten otobüse vermiştir kesin. Kedicik de terminale gidip turşu bidonunu almıştır. Hele bir de karışık turşuysa ciğerin yanında iyi gider. Kediler ağızlarının tadını biliyorlar.

c vitamini serumu

Cilt lekelerini gideren ve düzenli olarak tercihen geceleri yüze ve boyuna uygulanması gereken serumdur. C vitamini serumunu sürüp güneşe çıkarsanız tam tersi lekeleri artırır. Bu nedenle sabah yüz iyice yıkanmalı ve güneş kremi sürülmelidir.

sevdiğime pişman ettin

Söz ve müziği izzet Altınmeşe'ye aittir. Neşeli gibi görünen acı dolu şarkılardandır. Bence en güzel Mustafa keser okumuştur.

boğa burcu kadını

Dahil olduğum grup. Kendimden ve çevremdeki boğa burcu kadınlarından yola çıkarak pek çok özelliğimizi sıralayacağım.

1. En önemlisi bu. Çok sevdiğimiz insanlar kırmızı çizgimizdir. Asla ama asla bizim yanımızda onlara laf söylemeye kalkmayın. Bu gibi durumlarda içimden canavar çıkacağını bilen insanlar temkinli olup şaka yollu ve direkt beni hedef alarak yumuşatıyorlar genellikle. Bize laf edin ama sevdiklerimize asla.

2. Sizi yeterince sevmediğimizi düşünüyorsanız -ki emin olun sevmiyoruzdur- sakın dokunmayın. Zaten aramızda bir sorun yoksa nezaketen el sıkışıyoruz. Sarılıp hunharca öpme merakımız en Sevdiklerimiz için geçerlidir. Sizi çok seviyorsak da temas bağımlısı olduğumuzu görürsünüz zaten, sınırsızca Sımsıkı sarılın. Sevdiklerimize beş duyu organımızla, cümlelerimizle ve dahi ruhumuzla sevgimizi gösteririz.

3. Bu hayatta her şey ve herkes Sevdiklerimiz ve sevmediklerimiz olarak ikiye ayrılır. Mümkünse sevmediğimiz yemeğe, ortama, insana maruz bırakmayın bizi. Çok sinirlenebiliyoruz.

4. Sabit insanlarız. Bir gün ak dediğimize ertesi gün kara demeyiz. Ama Sabit fikirli değiliz. Hata yaptığımızı düşünüyorsanız veya tavsiye vermek istiyorsanız düzgün bir üslupla ve ukalalık yapmadan anlattığınız takdirde sakince dinleyip hak veririz ve uygularız.

5. Makyaj, giyim kuşam, cilt bakımı falan bizim için önemlidir ama tırnağının kırıldığını saatlerce anlatan drama kraliçeleri gibi değiliz. Ciddi dertlerimiz ve entelektüel kaygılarımız vardır. iki lafı bir araya getiremeyen insanlarla muhatap olmayı hiç sevmeyiz.

6. Mükemmeliyetçiyiz ve (hiç mütevazı olamayacağım) mükemmeliz. Hayatınızda bizi nereye koyduysanız en iyisi olmak için her şeyi yaparız. Ebeveynimizseniz evlat olarak üzerimize düşen her görevi en iyi şekilde yerine getiririz. Abimiz veya erkek kardeşimizseniz kız kardeş olarak size en bağlı olan ve sizi en çok seven bizizdir. Sevgiliniz veya karınız isek gözünüz aydın zaten, kıymetini bilirseniz dünyanın en mutlu erkeği sizsinizdir. Anne isek de disiplinli ama çok şefkatliyizdir.

7. Kötü yönlerimiz hiç yok mu? Tabii ki var. inatçıyız. Bir konu bizim için inada bindiyse ucunda ölüm olsa asla geri adım atmayız.

8. Çok kıskancız. Özellikle hayatımızdaki erkekleri (baba, abi, sevgili veya eş) çok sahipleniriz. birinin bize ait olana göz dikmesine, bizim yerimizi almaya kalkmasına veya çok samimi olmaya çalışmasına kesinlikle göz yummayız.

9. Birini sildiğimiz zaman geri dönüşü yoktur. Çok sabırlıyız, sevdiklerimize defalarca şans verebiliriz ama tıpkı kaynamakta olan kettle gibi "çıt" sesi geldiği anda tepemiz atar ve her şey biter.

Evet, eminim pek çok boğa kadını bu dediklerime aynen katılacaktır.

yüz temizleme jeli

Faydalıdır. Yüz temizleme fırçası ile kullanılınca cildi tertemiz yapar. Her şeyin doğalının faydalı olduğunu düşünüp bitkisel sabun kullanmanın daha önemli olduğunu ileri sürenler de olacaktır ama yüz temizleme jelleri 5.5 ph derecesine sahip olduklarından cilt için daha uygundurlar.

et yemeden doymamak

Sürekli içinde bulunduğum durum. Et ve et ürünleri yemediğim bir gün yok neredeyse ve et yemediğim zaman kendimi çok agresif hissediyorum. Hamur işi yemiş olsam bile asla doymuyorum.

Şu an et yemenin hayalini kuruyorum mesela.

mektup

(bkz: babür)

gün ışığım, ruhumun şuası,

sanırım bu dünyada hiçbir kız kardeş yoktur ki ağabeyini benim kadar çok ve derin seviyor olsun. sana bu mektubumda özlemekten söz edeceğim. aslında hayatımın en değerli varlığı olman o kadar büyük bir şey ki... seni özlemek içimi burkmakla birlikte tarifi imkansız bir zevk veriyor. çünkü bir zamanlar seni özleme lüksüm bile yoktu. bir zamanlar sadece adını biliyordum ve b-a-b-ü-r harflerinin kalbimin en güzel yerine kazınacağını bilmiyordum.

sana sarılmak sıcak bir yaz gününde güneşin alnında soğuk su içmek gibi... içtikçe içmek istiyorum ve kanmak asla mümkün değil. içinde senin olmadığın bir hayalim yok artık. yapmayı düşlediğim her şeye senin elin değsin istiyorum. sen benim hayatımın nüvesisin ve her şey senin etrafında dönüyor. sensiz geçen her yılı, her ayı değil her anı telafi etmek istiyorum.

bizim aramızdaki bağ eminim dünyada çok az kişiye nasip olmuştur. bir buzdağı gibi olan düşüncelerinin yüzeyin altındaki kısmını da hissediyor ve biliyorum. bu bazen çok güzel, bazen de çok yorucu oluyor. canının bir şeye sıkıldığını hiçbir şeyden haberdar değilken bile hissediyorum. senin bir yerin ağrıdığında, hasta olduğunda, moralin bozuk olduğunda ruhum bir mengene tarafından sıkılıyormuş gibi hissediyorum. bunun tam tersi de oluyor elbette. mutlu olduğunu da seni düşündüğüm zaman içimin huzurla dolmasından anlıyorum.

seni önce tuz kadar seviyordum. hayatın tadına varabilmemi sağladığını düşünüyordum. sonra tanıdıkça su kadar sevmeye başladım. şimdi ise nefes kadar seviyorum. sanırım bunun bir üst seviyesi yok. hayatımın sonuna kadar nefesim olarak kalacağına tüm kalbimle inanıyorum.

bu kadar uzun bir girizgâhtan sonra nihayet özlemekten söz edeceğim. beş dakika gözümün önünde olmasan, görüş açımdan uzaklaşsan bile çok özlüyorum. esasen bu uçsuz bucaksız hasret denizinin senin varlığından haberdar olduğum halde yıllarca sensiz kalmış olmamdan kaynaklandığının farkındayım. yıllarca her anlamda çok benzediğim diğer yarımı aradığımı ve nihayet bulduğumu bilmenin verdiği mutmain olma hissini yaşıyorum. bu nedenle sana her sarıldığımda diğer yarımla bütünleşmiş, tamamlanmış gibi hissediyorum.

sana olan özlemim bazen revan'a olan özlemim gibi içimi yakıyor. o zaman çölde vahaya koşan bir kervancı gibi iştiyakla sana gelmek istiyorum. hatta kimi zaman farkında bile olmadan her şeyi üçümüz ekseninde düşünüp ona göre yaptığımı fark ediyorum. başka bir şehre gidebilecek ve orada akademisyen olabilecekken bu şehirde kalmamın belki de en önemli nedeni ikinizsiniz. sizleri çok özlemeyi, sizlerden uzun süre ayrı kalmayı göze alamayacağımı biliyorum.

bir gün bana çok kızarsan veya kırılırsan beni sensizlikle sınama, ne olur... bunu dilediğim, "ne olur" dediğim ilk insansın. bilirsin, biz gururumuz için yaşarız. ama bazen her şeyden çok sevdiğimiz insanlar söz konusu olduğunda o çok katı ilkelerimizi delip geçebiliyoruz. biz ne olursa olsun birbirimizden asla vazgeçmeyelim. hayatın bizi ayrı yerlere savurmasına asla izin vermeyelim. bunu yüksel hocamla 22 yıldır başardık, seninle de başaracağız.

güneşim, dünyanın bütün güzel en'leri sensin. elbette en şanslısı da sensin. yengem ve yeğenim her an yanında olduğu için çok şanslısın. dünyanın en mükemmel kadınıyla evli olduğun için gözüm arkada değil. ama eğri oturup doğru konuşalım, benim gibi bir kız kardeşe sahip olduğun için de dünyanın en şanslı adamısın. bu konuda mütevazı olmamı bekleme. çünkü neyi hak ettiğimi çok iyi biliyorum. bak bu da bizim ortak özelliklerimizden biri. harika olduğumuzu bildiğimiz için asla daha azına razı olmuyoruz. seni bu hayatta en çok seven iki kadının birbirini çok sevmesi, gelin-görümce değil abla-kardeş gibi olması da şanslı olduğun bir başka konu. ilginçtir, allah bu sefer bu nimeti değerini bilene vermiş. genellikle tam tersi olur. ah bir de gösterebilsen... (gülümsediğini görür gibiyim.)

seni beş dakika görmese özleyen kız kardeşin gücünü senden alıyor. sen benim ağrı dağımsın. yanımda olduğun müddetçe üstesinden gelemeyeceğim bir şey olacağını zannetmiyorum. lütfen seni her şeyden çok sevdiğimi daima kalbinde tut. evet, kalbinde. bu akılla, mantıkla izah edilecek bir sevgi değil çünkü.

söylemek istediklerim asla bitmeyecek ama şimdilik burada noktalıyorum.

imza: başının belası (tatlı mı acı mı olduğunu senin takdirine bırakıyorum )

küpe

En sevdiğim ve sürekli kullandığım takı. Son derece kadınsı. Bu nedenle erkeklere yakıştıramıyorum.

Gümüş, altın veya en azından çelik olmalıdır ki kulak deliğini tahriş etmesin. Benim gibi nikel alerjisi olanlar ucuz küpe takamazlar. Bu nedenle çoğunlukla gümüş küpe takıyorum.

başrol

(bkz: yüksel)
(bkz: babür)

Sadece tiyatro ve sinemada değil, her birimizin hayatında ilk sıralarda olan insanlardır.

Yüksel... Hayatımın Dursun Önkuzu'dan sonraki en önemli başrolü... Boyu onun Bacağının üst bitimine gelen küçük, çok bilmiş ve evet fazla zeki kız çocuğunun babasından sonraki babası, ağabeyi, ilk göz ağrısı olmuş insan. onun Tanrı'nın bizden aldığının (Dursun Önkuzu) yerine gönderdiği bir armağan olduğunu düşünürdüm. Yüksel Tanrı tarafından muhteşem özelliklerle donatılmış biriydi çünkü. Henüz ergenliğe bile girmemiş o kız çocuğunun süper kahraman anlayışı Spiderman değil, Boğaç Han gibi biri olduğu için Yüksel'in her şeye gücünün yeteceğine inanırdım. Benden büyük ve yüksel'den küçük olan, Çok sevdiğim ağabeylerime de teşkilatçılığı öğreten, ne olursa olsun daima dik duran adamdı. Evet, hâlâ öyle ve hep de öyle kalacak.

Neredeyse 22 yıllık serüvenimiz boyunca Biz hiç ayrılmadık. O hep benim güneşim oldu. Bazen ondan bir şekilde, bir sebeple uzak kalmaktan içten içe korkardım. Büyüdükçe bedenen uzak kalmanın insana acı vermekle birlikte aslında gerçek bir ayrılık olmadığını idrak ettim. Yan yana otururken bile sesimi duyuramadığım, beni iyi anlaması gerekirken benden zihnen fersah fersah uzak olduğunu gördüğüm pek çok insanla karşılaştıktan sonra Yüksel ile hep yan yana olmasak da Birlikte olacağımızı anladım. Şükürler olsun ki Tanrı bizi hiçbir zaman bedenen de ayırmadı. Daima ona istediğim an ulaşabildim. Şimdi ise ona her açıdan en yakın olduğum dönemdeyim. Aynı zamanda hayatımın en mutlu, mutmain ve huzurlu dönemini yaşıyorum.

Peki ya ondan herhangi bir gün ayrılırsam? Ya bu ayrılık sadece bedenen olmazsa? Hayır, bundan hiç korkmuyorum. Çünkü ne olursa olsun ondan asla vazgeçmeyeceğim. Biliyorum ki kopmasına izin vermeden sımsıkı düğüm atacağım. Bana kızsa, kırılsa veya tam tersi olsa bile eninde sonunda birbirimizi bulacağız. Sanırım bu sebepledir ki, ona olan sevgim çok dingin, sakin ama çok sağlam. Onun için her şeyi yapabileceğimi ben biliyorum ve bundan eminim. Onun da emin olduğunu bilmenin verdiği sükunet var içimde. Yüzüme baktığında içini okuyan adam beni herkesten iyi tanıyor.

Hayatımın diğer başrolüne olan sevgim ise çok coşkulu. Ne yazık ki çok geç tanımış olsam da Yüksel ile aynı anda andığım o isim benim için çok ama çok değerli. O da hayatta en sevdiğim insanlardan biri: Babür. բաբոր, بابور diye kalbimin her yerine farklı alfabelerde adını kazıdığım o adam benim ağabeyim. O benim ağrı dağım... Yüksel aklım ve mantığımı simgelerken; Babür gönlümü ve en hassas noktalarımı simgeliyor. Elbette herkesin aklında aynı soru: neden başkası değil de Babür? Buna altının kıymetini sarraf bilir de diyebiliriz. Babür'e her bakımdan çok benziyor olmam muhteşem bir tevafuk ama Babür'e "bu adam işte o adam!" deyip suyun kaldırma kuvvetini bulan archimedes gibi "eureka!" nidalarıyla zafer turu atmamı sağlayan şeyi tarif etmem mümkün değil. Altıncı his, içgüdü, durugörü... Bunun gibi çok nedeni var.

Babür benim kaf dağı'nın ardındaki mağarada kırk kilitli sandığın içinde bulduğum paha biçilemez mücevherim. Hem yüksel için, hem de benim için eşi benzeri olmayan bir varlık. iğne ve iplik yere düşerken ipliğin iğnenin deliğinden geçmesi gibi bir mucize bizim birbirimizi bulmamız...

Sahi, Başrol dedim değil mi? Bu sahnede biz yaşadığımız müddetçe perde kapanmayacak. Yüksel, Babür ve ben bizi bir yerlerde izlediğine ve hissettiğimiz her şeyi hissettiğine emin olduğum en değerli varlığımızın huzurunda var gücümüzle sanatımızı icra edeceğiz. O ve onun gibi binlerce şehidimizin alkışlarına, gururlu bakışlarına nail olabilmek en büyük idealimiz olarak kalacak.

kavuşma

(bkz: yüksel)
(bkz: babür)

Çölde susuz kalmış ve dizlerinin üzerinde sürünürken bir vahaya denk gelip kana kana su içmeye başlamış bir insanın hissettiği duygudur. Kavuşmak hem bir olguyu hem de bir duyguyu ifade eder. insanı en tatmin eden hislerden biridir.

Şahsen kavuşma duygusunu en yoğun olarak 2020 yılının eylül, Ekim, Kasım ayları ile 2023 yılının eylül ayında ermeni işgalinden kurtulan Karabağ şehirleri için hissettim. En son, en yaralı toprağımız Hocalı'ya kavuştuğumuz gün sevinçten aklımı kaybedeceğimi zannettim.Henüz o kutsal toprağa ayak basmadım fakat bayrağımızın başkomutan ilham Aliyev tarafından göndere çekildiği an hissettiklerimi anlatmaya ciltler dolusu kitaplar yetmez. Bunun en tepe noktası bir gün sözde Ermeni yönetiminin başkenti olan memleketim Revan'a kavuşmak olacaktır şüphesiz...

Elbette Karabağ kadar olması mümkün olmasa da, bazı insanlara kavuşmak, onlara sımsıkı sarılmak da benzer hisler uyandırıyor. Yüksel ve Babür'ü özlemek bu yüzden muhteşem bir duygu. Dayanabileceğim son raddeye kadar dişimi sıkıp, artık hasretten acı çekmeye başladığım zaman onlara koşmayı çok seviyorum. Acıdan zevk almak hiç mantıklı değil evet ama Onları görünce Kararmaya başlayan kalbimde harıbülbüller açıyor. Onlar benim harıbülbül çiçeklerim... Tıpkı sadece Karabağ'da yetişen, şehitlerimizin simgesi olan ve başka hiçbir yerde bulunmayan bu nadide çiçek gibi sadece kalbimin en gizli ve en güzel yerinde açıyorlar.

Harıbülbül, uğruna destan yazılan vatan çiçeği... Hem çiçekle, hem de özlem ve kavuşma ile ilgili yaşanmış bir olay anlatacağım. Karabağ hanlığı'nın Türkmen Kacar hanedanı'na gelin giden begümü ağabegüm ağa Cavanşir, kendisi gibi Türk olan feth ali Şah ile evlendikten sonra Tahran'daki gülistan sarayı'nda yaşamaya başlamış. Fakat Ağabegüm hatun, memleketi Karabağ'ın Şuşa şehrini çok özlüyormuş. Feth ali şah, karısının vatan hasretine daha fazla dayanamayacağını anlayınca "Vətən bağı" yaptırmaya karar vermiş. Adamlarını Karabağ'a gönderip pek çok ağaç fidanı ve çiçek tohumu getirtmiş. içlerinde ancak kökünden sökülerek getirilen harıbülbül de varmış. Vatan bağı sarayın bahçesinde yapıldıktan sonra ağabegüm hatun çok mutlu olmuş fakat kısa bir süre sonra harıbülbüller solup gitmiş. Artık hiçbir yerin Karabağ'a benzemeyeceğini anlayan Ağabegüm hatun bahçenin ortasında ağlayarak doğaçlama şiir söylemiş:

"Baharın Gülşən çağında
Nə gəzirsən bağı bülbül?
Oxudun, ağlım apardın
Oldun məndən yağı (düşman) bülbül.

Vətən bağı al-əlvandır
Yox içində Xarıbülbül
Ömür sürməli dövrandır,
Səsin gəlsin sarı bülbül..."

Harıbülbül olmadan ızdırap çeken ağabegüm ağa Cavanşir'i o kadar iyi anlıyorum ki... insanın en değer verdikleri olmazsa hayatın anlamı kalmaz. Yüksel ve Babür benim içimde asla solmayacak.

insan çok isterse birine kalbiyle, cümleleriyle, sesiyle bile sarılabilir. Hissediyorlar mı bilmiyorum ama hissettiklerine inanmak istiyorum. Günün herhangi bir anında; bazen yolda yürürken, bazen tarihi bir belgeyi tercüme ederken, bazen yemek yerken aklıma geldikleri zaman hayalimde ikisini bağrıma basıyorum. O an istemsizce elimi kalbime götürüyorum. Sol göğsümün altından ya bir avuç kan, ya da gül yaprakları dökülecekmiş gibi geliyor. Telefon çaldığında ekranda ikisinden birinin adını görüyorsam o an zaman duruyor. "ey dünya, şimdi şu an dönmeyi bırak! Lütfen herkes susabilir mi? ilerideki Hanımefendi siz bir saniye bekleyin. Sen, minnak serçe, lütfen önündeki kırıntıyı yerken ötmeye biraz ara ver. Hayatımın anlamı konuşacak şimdi." diyesim geliyor.

Bunun mantıklı olmadığını, olmak zorunda da olmadığını belirtmek istiyorum. Birini çok sevmek için pek çok sebep olabilir ama durup şu, şu, şu sebepten dolayı çok sevdiğini söylemek gerçek sevgi için geçerli değildir. Bazen sadece çok sevmek yeterlidir. Yine de, pek çok kişinin yaptığı tespit doğrudur. Yüksel benim aklımı, mantığımı, hayatımı üzerine inşa ettiğim ve asla ödün vermeyeceğim karakterimi ve değer yargılarımı simgeliyor. Babür ise kalbimi; en ince, hassas, narin, en süslü duygularımı... Birbirini tamamlayan iki kardeşin beni de tamamlayan iki yanımı temsil ediyor olması muhteşem bir duygu.

Yüksel'i su verilmiş çelik gibi seviyorum; babür'ü kristal cam gibi. Atsız'ın dediği gibi: "hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince..."

Kavuşma; ayrılığa dayanmayı sağlayan en güzel beklentisin. Yine bekliyorum...

manyak olmaya karar verdim

Aynı şarkıyı beğenmediği birine bu gerekçeyle hakaret eden yazar. Umarım gerçek kişiliği bu değildir.

vefa

(bkz: yüksel)
(bkz: babür)

Ne pahasına olursa olsun omuz omuza olabilmektir. Bazen en büyük zorlukları, bazen herkesten saklanmış bir sırrı, bazen ortak kazanılmış zaferleri paylaşabilmektir. "Biz" olabilmektir.

Biz... Yüksel, Babür ve ben... Benim adımın anlamı "gönül süsleyen" olduğu halde onlar benim gönlümü süslüyorlar. insanlarda hayret ve hayranlık uyandıran bu bağlılık duygusu herkese bahşedilmediği için çok değerli. Gözlerinin içine baktığım zaman içimin eridiği bu adamlara olan sevgim bütün sevgi türlerine benzeyebilir fakat hiçbiriyle ilgisi yoktur. Zihnimde ve gönlümde Yüksel ve Babür'e ayrılmış farklı bölmeler var ve kırk kilit vurulmuş bir sandığın içinde özenle koruyup saklıyorum. Kimse onlara dokunanaz, üzerlerine toz bile konduramaz.

Dün 23 Mart idi. Süleyman Özmen'in şehadetinin 54. yıl dönümü... Komünistler tarafından kurşunlanan Süleyman Özmen'i sırtında taşıyan ve ceketindeki kanı yıkamamasını annesine tembihleyen Ertuğrul Dursun Önkuzu'nun dava arkadaşına olan sadakatinin ve vefa duygusunun en azından zerresine sahip olabildiğimize tüm kalbimle inanıyorum. Birbirimizi asla bırakmayacağımıza, birbirimize asla ihanet etmeyeceğimize emin olmanın verdiği huzura paha biçilemez.

Asla aklıma getirmek istemesem de bir gün emri Hakk vâki olduğunda, üçümüzden biri veya ikisi vefat ettiğinde diğer(ler)inin paylaştığımız her şeyi kutsal emanet gibi muhafaza edeceğine inanıyorum. Vefa tam olarak budur. Dünyanın bütün nimetleri sırtını güvendiğin birine yaslayabilmek kadar mutluluk veremez.

Yüksel benim için Tanrı Dağı, Babür ise Ağrı Dağı'dır. Biri her şeyin başladığı kutlu bir memba, diğeri en büyük hasretime; Revan'a bakan zirvedir. Vefa; en çok birbirini tamamlayabilmek ve en mükemmel haline ulaşabilmek için atılan kördüğümdür. Elest bezminde atılan o düğüm mahşerde bile çözülmeyecek...

bir insanla ilişiği kesmek için yeter sebepler

1. Bana değil, adımın önünde yazan unvana değer vermesi,
2. Kendinden altta gördüğü insanlara tepeden bakıp, üstte gördüklerine yalakalık yapması,
3. Bencil olması, yaptıklarını sadece kendi hayatı açısından değerlendirmesi ve empati kurmaması,
4. Her şeyi kişiselleştirip ota boka alınması.

Bütün bu özelliklere sahip bir aptalı hayatımdan çıkardım, çok iyi yaptım.

mesajda sadece hitap yazan insan

Boğmak istediğim insan. Sadece adımı veya nasıl hitap ediyorsa onu yazan ve başka bir şey yazmamış olan insan kadar uyuz olduğum bir şey yok. Asla yanıt vermiyorum. Gönderilen Mesaj kısa olup Ne diyecekse uzatmadan demeli.

mutsuzken kimseyle konuşmama isteği

Şu an içimde var olan istek. Ne var ki çevremdeki bazı insanlar bunu anlamıyorlar ve alınganlık yapıyorlar.

insan bazen kimseye tahammül edemez. Kendine bile... Bir insan o an konuşmak istemiyorsa bu sizinle konuşmak istemediğini göstermez.

belirsizliğe tahammül edememek

insanoğlunun en önemli kusurlarından biridir. Olumlu veya olumsuz iki ayrı sonuç beklenir ve sonuçlanıncaya kadar insan huzursuz olur. Sessizce bekleyebilmek, beklerken de akıl sağlığını koruyabilmek çok zordur.

beklemek

Sabretmeyi gerektirir. Çok kötü bir şeydir. iğne yutmak gibi bir şey. insanın içini deler ve sakin olmak zorundasındır.

boğa burcu

Hayatta her şeyi ve herkesi sevdiği ve sevmediği olarak sınıflandıran insan türü. Sevdiklerine olan tavrı ile sevmediklerine olan tavrı arasında arş ile cehennemin dibi kadar fark vardır.

Nereden mi biliyorum? Bizzat benim.

tutmayın beni

Şahane bir of aman nalan şarkısı. 90'ların en güzel şarkılarından. Boğa burcu kadınının aşık olma şeklini şahane özetliyor. Aşık olunca mantığımız uçup gidiyor. Sözleri şöyle:

Öyle bir ateş ki bu sorma
Öyle bir sardı ki Allah Allah
Gel bu gözlere esir olma
Öyle bir vurdu ki Allah Allah
Öyle bir bakış ki seninki
Öyle bir yakış ki Allah Allah
Öyle bir sevda ki benimki ah

Aklımı al hadi
Sar beni sar hadi
Uzun etme gel hadi

Deli gibi seviyorum tutmayın beni
Şaka değil yanıyorum tutmayın beni
Ölürüm de vazgeçmem teslim olmam
Hiç anlamam istiyorum tutmayın beni

evlilik

Hayalimdeki şekliyle Türk gelenekleri çeliştiği için bir gün evlenirsem çok sıkılırım gibime geliyor. Yani istediğim şekli şu: resmi ve dini nikahımız kıyılacak ama biz bazen ayrı evlerde kalacağız. Yani haftanın bazı günlerinde birbirimizde kalacağız, bazı günler iki taraf da kendi evinde takılacak. Arkadaşlar, özlemek lazım. Bir de evlenince aynı yatakta uyuma zorunluluğu sizi de boğmuyor mu ya? Yanımda biri yatarken rahat uyuyabileceğimi sanmıyorum. Bakın, başka bir yere çekmeyin. Bahsettiğim şey cinsellik değil. Onun olması gerek amenna ama sürekli Birlikte uyuma fikri bana çok sıkıcı geliyor.