bugün

/636
ne güzel şeysin sen.
başımı döndüren.

günümüzde artık anlamını yitirdi. herkes başka şeylerin arayışında.
sevgi kelimesinin eş değil yakın anlamlısı.
(bkz: mauro icardi)
cok basic bir tanımı var.

-insanın baskalarıyla sevisme sansı olmasına ragmen hep ısrarla onunla sevismeyi secmesine aşk deniyordu.
orhan pamuk
aşkın bir tanımı icin begendigin bedenlere hayalini kurdugun ruhları monte ediyorsun diyorlar.
ben bu tanımla hemfikir degilim.
hatta aşk bunun tam tersi bence.
bir adam veya kadın var mesela, vuruluyorsun, kafanda ona dair bilmedigin seyleri hayaline gore tamamlıyorsun.
sonra hayatına giriyor. kendi degisik tarafları, garip garip huyları, mukemmel tarafları, zaafları vs ile kafanda canlandırdıgından bambaska biri cıkıyor. ama sen ısrarla bu yeni tanıstıgın adama ya da kadına hayranlık duyuyor, onunla cehennemi bile kimseyle cennete degismiyorsun.
aşk bence sevebilecegin insana dair butun checklistleri taruman eden bir sey.
sadece o ve o oldugu icin.. buyuk hayranlıkla..
Fromm' un nefis bir tanımı var, şöyle der:

"Aşk doğal bir şey değildir. Aksine disiplin, konsantrasyon, sabır, inanç ve narsisizmin üstesinden gelmeyi gerektirir. Bir his değil, bir uygulamadır."

modern dünyanın iş birliğine dair yarattığı tahribat ile sarıldığımız tekilliği bir kenara itip karşımızdakinin duygularına, istek ve ihtiyaçlarına zaman zaman kendimizinkileri göz ardı ederek yanıt verebilmek; beklentilerimizi gerçekçi bir seviyeye getirmek adına nevrozlarımızla savaşmak ve en nihayetinde alma-verme dengesinin sağlandığı bir ilişkide var olabilmek.. oldukça zorlu bir uygulamadır.
demet akalın'ın 2011 yazını kasıp kavuran şarkısı.

aşk her şeyi geride bırakır
en sevdiğim yanı hep önüne baktırır

düşünmeden geçmişi sildirir
bir bakmışsın ki iki yüzük seçtirir
düşünmeden yeniyi sevdirir
bir bakmışsın ki gelinlik giydirir

mutlu olan herkes el kaldırsın
kutla kutla kutla kutla
çekemeyen aramızdan ayrılsın
hızla hızla hızla hızla
Sonsuz arzulama...
aşk meşk olaylarında 2 yolunuz olan:
-ya kalp kırarsınız
-ya kalbiniz kırılır.
günümüzde belli tip ve özelliklere sahip olamayanların yaşayamadığı, olanların yaşadığı, aslında herkesin yaşaması gerekirken ne yazık ki kısıtlanan güzel duygu.
elif safak kitabı.

dinlemeyi bilene suskunlugun da dili vardır:

---spoiler---
Bundan uzun zaman önceydi. Bir roman düştü gönlüme. Aşk Şeriatı. Yazmaya cesaret edemedim. Dilim lal oldu, kalemimin ucu kör. Kırk fırın ekmek yemeye yolladım kendimi. Dünyayı dolaştım. insanlar tanıdım, hikâyeler topladım. Üzerinden çok bahar geçti. Fırınlarda ekmek kalmadı; ben hâlâ ham, hâlâ aşkta bir çocuk gibi toy...

"Hamuş" derdi Mevlâna kendine. Yani Suskun. Düşündün mü hiç, bir şairin, hem de nâmı dünyayı sarmış bir şairin, yani işi gücü, varlığı, kimliği ve hatta soluduğu hava bile kelimelerden müteşekkil olan ve elli binden fazla muhteşem dizeye imza atmış bir insanın, nasıl olup da kendine SUSKUN adını verdiğini?...

Kâinatın da tıpkı bizimki gibi nazenin bir kalbi ve düzenli bir kalp atışı var. Seneler var ki nereye gidersem gideyim o sesi dinledim. Her bir insanı Yaradan'ın emaneti saklı bir cevher addedip, anlattıklarına kulak verdim. Dinlemeyi sevdim. Cümleleri, kelimeleri ve harfleri... Oysa bana bu kitabı yazdıran şey som sessizlik oldu.

Mesnevi'yi şerh edenlerin çoğu bu ölümsüz eserin "b" harfiyle başladığına dikkat çeker. ilk kelimesi "Bişnev!"dir. Yani "Dinle!" Tesadüf mü dersin ismi "Suskun" olan bir şairin en kıymetli yapıtına "Dinle!" diye başlaması. Sahi, sessizlik dinlenebilir mi?

Bu romanda her bölüm aynı sessiz harfle başlar. "Neden?" diye sorma, ne olur. Cevabını sen bul. Ve kendine sakla.

Çünkü öyle hakikatler var ki bu yollarda, anlatırken bile sır kalmalı.

A. Z. Zahara Amsterdam, 2007

elif safak-ask

----spoiler----
bana en dogru versiyonu -aşıklar acısından- yogun hayranlık gibi gelen...
Aşk insanı güzelleştirir güçlendirir.

Zamanım geldi galiba yine yeniden.
Cennet azığı...

Üç şey seçtiler cennetten çıkarmak için:
Bir: Kelimeler.
iki: Aşk.
Üç: Annelik duygusu.
Kelimeleri Adem yanına aldı, annelik duygusunu taşımak Havva'ya kaldı.
Ama aşk çok ağırdı.
ikisinin de aşkı tek başına taşıması mümkün olmayınca, ikisinin zembili de aşkı bir başına kaldıramayınca, bölüştüler yükü.
Yarısını Adem sırtlandı, aşkın yarısı Havva'ya kaldı.

nazan Bekiroğlu
nasibin en çetrefillisidir.

https://music.youtube.com...g&si=jRqfnXdBeifRapPD
Belli özelliklerin yoksa yaşayamadığın güzel duygu. Ötesi yok.
(bkz: #47130986)

sizin gibi vücudu sağlam olup ruhu bir o kadar da çürük insanlar için öyledir.
şeyh gâlib'den :

"ey güzeller güzeli, yüzün mehtaba misâl,
her gören âşık olur, her bakan pervane hâl."
Arapça fiil "aşak" ile eş kökenlidir. Aşak- aşk- sarmaşık.
Milli piyango. Denk gelirsen eğer erbabına.
20' li yaşlardaki heyecanın ve tutkunun ilerleyen dönemlerde rastlanmamasından ötürü aynı tadı vermeyendir. çok az kadın 20' li yaşlardaki güzellik ve albeniye sahip olabiliyor zaten 30' dan sonra. onlardan biri denk gelmedikçe de inadına yalnız kalmak istiyorsun çünkü herhangi biriyle sırf yalnız kalmamak ve sevişmek için bağ kurasın gelmiyor. 20' li yaşlarda ya da o yaşlarda gözüken 30 yaş üstü bir kadın hayatıma girmedikçe yalnız kalıp son nefesimi yalnız vereceğim. yapacak bir şey yok. içimi tek rahat ettiren bu durumdan benden daha fazla sorumluluğu olanlar olması... behzat ç' de harun da demişti: '' bir tek şans istedim onu bile çok gördüler ''. yakışıklı ve uzunlarla iyi aşklar, seksler size... ne diyeyim ki ? çok kırgınım.
Günümüzde belli özelliklere sahip olamayanların yaşayamayacağı ilişki türü. Eğer dış görünüşün heyecan uyandırmıyorsa, güldürmüyorsan aşkı da seksi de unutacaksın. Ötesi yok.
günümüzde seks ile birlikte sadece belli özelliklere sahip olabilenlerin ulaşabildiği adaletsiz ve anlamından sapmış ilişki türü.
aşk nasıl geldiği ve gittiği belli olmayan bir duygudur demiş maria puder. Bu nedenle de aşk yerine "dostluk" daha kuvvetlidir, dost olmak için çaba vardır, dost kalmak için de.

etkileyici bir tanım.
Eskiden ilber ortaylı gibi düşünürdüm. Şimdi celal şengör gibi düşünüyorum.
© copyright 2005 - 2026