/636
tamamen kimyasal.
"ölünmüyor aşk için ve öldürmüyor aşk." *
"aşk, kendini öteki ile değiştirmektir. düşlemeden, kurgulayıp planlamadan." *
aşk, acıyı riske almaktır.
kızıl ötesi, yaralı müzesi, hareket edemem.
insanı sarıp sarmalayıp sıcak ve tam hissettiren.
tanrıya, doğaya, aileye duyulanı katıksız bir huzur veren.
beşere duyulanı dünyanın sahibi hissettiren.
topraktan gelme bedeninizi topraktan gelme başka bir bedenin içine katık etme isteği uyandıran.
insanoğlunun var oluş sebebi.
büyük arayış.
şanssızlar için yokluğunun getirdiği durağan bir ömrün;
şanslılar için varlığının getirdiği coşkun sellere kapılmış bir yaşam biçiminin sebebi.

aşk; nefes almak, almak, almak..
varlığına olan inancımın içimde tereddütlü olduğu üç harfli bela.
mazoşizmin fiyakalı adı.
evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin…
sokağa fırlayacaksın…
sokaklar da dar gelecek…
tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi…
ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü…
kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin…
birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan…
"önemli olan sağlık."
"yaşamak güzel."
"boş ver, her şey unutulur."
sen hiçbirini duymayacaksın…
göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin…
ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek
isteyecek kadar çok seveceksin…
hep ondan bahsetmek isteyeceksin…
"ölüme çare bulundu" ya da "yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını
kaldırıp ne dedin?" diye sormayacaksın…
yalnız kalmak isteyeceksin…
hem de kalabalıkların arasında kaybolmak…
ikisi de yetmeyecek…
geçmişi düşüneceksin…
neredeyse dakika dakika…
ama kötüleri atlayarak…
onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin…
gittiğin yerlere gitmek…
bu sana hiç iyi gelmeyecek…
ama bile bile yapacaksın…
biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın…
aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin…
hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin….
aksini iddia edenlerden nefret edeceksin…
herkesi ona benzetip…
kimseyi onun yerine koyamayacaksın…
hiçbir şey oyalamayacak seni…
ilaçlara sığınacaksın…
birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan;
sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren…
bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek…
boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin…
uyumak zor, uyanmak kolay olacak…
sabahı iple çekeceksin…
bazen de "hiç güneş doğmasa" diyeceksin…
ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler…
ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin…
belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin
…
nafile…
düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek…
rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin…
her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin…
telefonun çalmasını bekleyeceksin…
aramayacağını bile bile…
her çaldığında yüreğin ağzına gelecek…
ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla…
yüreğin burkulacak,
canın yanacak,
bir daha sevmemeye yemin edeceksin…
hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden…
onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın…
defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret
edeceksin…
yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin…
onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek…
ama bir umut…
onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu…
bu umut seni gitmekten alıkoyacak…
gel gitler içinde yaşayacaksın,
buna yaşamak denirse…

razı mısın bütün bunlara…?
hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye…?
o halde AŞIK olabilirsin.

can dündar
farklı cinslerdeki insanların birbirlerine duydukları bazı hislerin genel adıdır.

tanımı geçersek;
hayatıma girdiğinden beri hem benden hem başkalarından çok şey alan, verdiği mutluluğu söke söke alan duygu. aslında basitti her şey. on altıncı yaşıma kadar benimle bir alıp veremediği yoktu aşkın. yani tamam belki bir kez liseye başladığım yıl sıra arkadaşıma sevgilimi kaptırmıştım ama herhalde gerçekten aşık olmadığımdan çok da koymadı bana. kızı süründürdüm, çocuğu eski sevgilileriyle yüzleştirdim, benden gizli düzeltmeye çalıştığı bir diğer ilişkisini fark edip eski sevgilisiyle kanka olup kıza yaa ben de bu muratla yeni tanıştım, çok iyi çocuk kaç aydır asılıyor bana çıkarız belki falan dedim. işte sonra kızlar toplanıp murat'ı paraladılar falan. neyse. odaklanalım hemen. her şey on altıncı doğum günümde oldu. orta okuldan beri takıldığım bir forum vardı. iyi yerdi, eğlenceliydi. sağlam bie tayfam vardı. benimle tanışmaya çalışan insanlar, beni seven dostlar, yeni yeni oluşan arkadaşlıklarım vardı. hakan, cem, arif abi, furkan, beyza, ilayda, 3t(üçünün de adı tuğçe olan birbirine yapışık yaşayan kızlar) hande, pelin, erkan, ufku, o, ben falan derken ciddi ciddi bir ortam kurulmuştu. aramızdan modluğa yükselenler, modluktan adminliğe çıkanlar da vardı. iki sene boyunca yüzünü görmediğim onca insanla dost oldum. on - on beş kişilik toplu msn konuşmaları, gayet eğlenceliydi. sonra bir şey oldu. olmaması gereken bir şey. o oldu. on altıncı doğum günümde, foruma girdiğim ilk zamanlardan beri bana koca yanak diyen, abisinin kardeşi diyen o ile doğum günümde buluşmaya karar verdik. on altıncı doğum günümde gitar kursunu kırdım...

bakırköy meydandaydım. arkamda kocaman üçgen bir reklam paneli vardı. hayatımda ilk kez olmasa da internet üzerinden tanıdığım biriyle yüz yüze görüşmek bana heyecan vermişti. karşıdan geliyordu. başında gri şapkası, siyah montu, kot pantolonu, siyah spor ayakkabıları ile bana doğru yürüyordu. önce tokalaştık, sarıldı bir daha hiç unutmayacağım kokusunu üzerime işlercesine. işte o gün başlayan şeydi tam olarak.

şu sıralar ölümüne tanık oluyorum..
eş anlamlı kelimesi sürpriz olması gereken sözcüktür.
şair için, kanayan yaradır aşk. oysa aşk olsun ister şair. var etmek ister aşkı.

turgut uyar'ın dediği gibi:

"aşk olsun anadolu otobüsleri"

ki gurbet değil, aşk taşısın yurdun dört bir yanına.
imkansız olabiliyor bazen. havada da, karada da asla olmayacak bir şey için üzüyor insanı.
(bkz: yalan)
(bkz: külahıma anlat)
her gün onlarca entry girildiğine göre çok möhüm bir $ey.
severek öğrenip okuyarak anlaşıldığında nice babayiğitleri kedi yaptıran nankör bir şeydir kendileri.
Biyolojik olarak çikolatanın salgıladığı hormonlarla aynı hissi veren evrensel duygu.
önce başka bedende uyumak, sonrasında uykudan uyanmak."uyku bitti kendine hoşgeldin" durumu.
hep betimlenerek anlatılandır. böyle havalı cümlelerle yani birde aradan virgülü çıkartınca birbirine girmiş olmalı kelimeler. virgülsüz bir bok anlaşılmamalı! o anlamsızlığa senin yüklemeye çalıştığın anlamdır aşk. ne denmek istendiği hiç anlaşılmamış ama anlamaya çalışmanın verdiği hazdır aşk. Birde ben betimleyim dedim vesselam.

AŞK bir tuvalettir özünde. kapat gözünü, hayal gücünü kullan.

şuan bokun yada çişin olmadığı için iğrenç bir oda hayal ettin. tipik beyaz fayanslar, bokunun gideceği bir delik ve küçük bir oda hayal ettin sen. hatta öküz dedin bana, duygusuz, kalpsiz artık aklına gelen tüm kırıcı cümleler. Anlamadın sen, olay öyle değil. çok çişim geldiğinde tuvaletin verdiği mutluluğu veremedi kimse, ama sıçtıktan sonrada tuvalette bir sigara yakıp bekleyeni de görmedi bu gözler.

otel tuvaletlerini düşün. böyle göz boyasın diye her şey havaidir. musluğun altına elini götürürsün hemen su akar, peçete nerede diye ilk baktığın yerde yine el sallamanla sana peçete veren bir zamazingo mevcuttur. aynı şekilde koyu renklidir duvarlar, beyaz değildir farklıdır yani bilader. Ne tuvalet len dersin, sıçmaya kıyamazsın. kadın daha önce görmemiş ki böyle tuvalet, nasıl sıçacağını nerden bilsin? aşk adama yakar yusufum yakar...

o lüks ve sempatik tuvaletlerde bokun deliği tutmazsa bir için titrer, üzülürsün. birde çok zengin işiyse sensörlüdür o tuvalet. adamlar o kadar zengindir ama sensör koyarlar, senin girdiğin belli olsun diyerekten heralde. ben çok zengin olsam hep açık tutardım ışıkları 'parası neyse öderiz tedaş'a. ama sensör vardır işte o tuvalette sen tam sıçarken söner. sıçarken el sallamak zorunda kalırsın 'elveda' anlamına gelmez o el sallamalar, son bir bokum kaldı onu da bırakayım gideceğim anlamındadır. sıçarken sönen fotosel zulmüdür aşk.

en son bittiğinde herşey, meraktan bir dönüp bakarsın ardına acaba iz kaldı mı diye. hatta sifonu çekmeyen, iki dirhem su dökmeyen adamlarda vardır hiç oralı olmaz. umursamaz. sen sıçtıktan sonra o boka bakanlardandın işte, meraktan mıdır? yoksa bu benim eserim ulen! mantığından mıdır? bilemeyeceğim. Aynı olay sümkürdükten sonra peçeteye bakmaya benzer. Bunu yapanlara 'neden peçeteye baktın?' diye sorduğumda aldığım cevap; burnumda bir şey kaldı mı? oldu hep. burnunun izdüşümü mü o mına koduğumun peçetesi zevzek! diyesim gelir hep ama diyemem. ben kıramam kimseyi...

Asıl sıkıntı; bu hikayede benim tuvalet, seninse ihtiyacını gideren kadın olmandı sevgilim. tüm güzelliğime rağmen tam orta yerime bırakmış olman herşeyini. ardından bir telefonla beni araman, sıçtığım bok foseptikte mi? yoksa yerinde mi? diye sorman asıl sıkıntı. Açıkcası eski boktan eser yoktu, yani yine deliği tutturamadığın için birazcık iz kalmıştı fayansta, haa sen o fayansta ki ishalimsi ufacık bokuda kazıdın attın maşallah.

Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak demek isterdim sana ilk tanıştığımızda. böylesi daha güzel olurdu, tek cümleyle çok şeyi anlatırdım aslında. ama ben aşık olduktan sonra her şey bitince kendimi tuvalet gibi hissedeceğimi nereden bilebilirdim? allah benim belamı versin benim.

banyodaki fayanslarda ki leylekli kuşlu figürlerde neyin nesi diyeceksin şimdi. ben özünde çok romantik adamım lan. o fayanslarda hep 2 leylek olur, uzun bacaklı. ya biri birine sarılmıştır yada malak malak bakışıyorlardır. yani sen oraya girip sıçsanda benim hayallerim var, resmetmiş adamlar. elimden alamadığın tek şey o oldu sanırım, sen gittin elbet yine birisi sıkışacak, diyecek çişim var. bende diyeceğim ki 'gel gülüm, gel' ben ofis gibiyim, çiftçinin kara gün dostu. neyin varsa anlat, içini dök bana, dindir acını. ha bir gün olur da hayalimi resmeden o fayanslarda ki sikindirik leylekleri görüpte heyecanlanırsa biri, ona diyeceğim ki 'sıç! bir ömür sıç! gıkım çıkmaz'

dışına taşırma: madem sıçacaksın iz bırakma, siktir olup git ki senden sonraki rahat etsin anlamında kullanılır.
en ulvi, en insani duygudur.
hakkında girilen 8542 entryden de anlaşılacağı üzere herhangi sabit bir tanımı olmayan, kişiye göre her an değişebilen, bazen hemen yanıbaşınızda bazen de masal ülkeleri kadar uzakta olan duygu.

aşk bazen; sessiz bir ölme anıdır - o'nun gözlerinde - enfes...
bazen; ölüme iliştirilen nefes...
sahip olunması çok istenen, ama olunamayan.

gerçek aşk çok az, insanlar çok değişken, zaman durmuyor.

ihtimalleri eğip büküp yeni bir yazgıya koşma sanatıdır aşk.

yeni yazgına koşarken düşme sanatıdır ayrılık.

sen düşerken öğrendiklerindir hayat.

aşk; göze sürme gibidir, yalandır. illüzyondur.

(bkz: çok sevdiğim bir yalandın)
bu duyguyu kime karşı hissediyorsan, o insan gözünde insan değildir artık. tanımsızdır. sanki uyumuyodur o, yemek yemiyodur, ağlamıyodur, yalanlar söylemiyor, buzdolabını açıp bakıp bakıp kapatmıyodur. belki süper kahramanınızdır. bazen zamanı yavaşlatan, bazen hızlandırandır. her şarkının her dizesinde bulabildiğinizdir. her fotoğrafta aklınıza gelen, her kokuda hissettiğinizdir. her hangi bir yerde pot kırdığınızda, hemen telefon açıp anlatmak istediğiniz kişi odur. sınavdan yüksek not aldığınızda veya iş yerinde terfi ettiğinizde ilk haber vermek istediniz kişi o olur. sıkıldığınızda yanınızda olmak istediğiniz kişidir o. ama zaten yanınızda değilse, sıkılırsınız. yaşlı insanlar gördüğünüzde, onunla yaşlanmak gelir mesela aklınıza. sonra umutlarınızda boğulursunuz. otobüste giderken onun ismini taşıyan dükkanları görürsünüz hep, aynı yoldan hayatınız boyunca geçmiş olmanıza rağmen farketmediğiniz dükkanları sırf onun ismini taşıdığı için farkedersiniz. çevrenizde cool tanınan siz, sözlüğe girer, bu satırları yazarsınız. arkadaşlarınız görse siksen inanmazlar mesela o yazıları sizin yazdığınıza. ama aşk budur. facebook'ta o kıro insanların paylaştığı, okumadan sayfayı aşağı kaydırdığınız, anasayfaya dakikada 10 tane düşen o aşk yazılarını teker teker okursunuz aşık olunca. hepsinde kendinizi bulur, paylaşmak ister ancak paylaşamazsınız. bir de sevgilisi varsa bu aşık olduğunuz adamın.. *
ikarus'un düşeceğini bile bile güneşe uçmasıdır aşk. sonunu düşünmeden, yokolup gitmeyi göze almaktır. ha aptallık mıdır? kısmen. ama herkes zaman zaman aptal olmak ister. önemli olan buna cesaret edebilmektir. çünkü güneşe vardığında öleceğini bilsen de o kanatlarla hiçbir zaman güneşe ulaşamayacaksındır zaten. bu nedenledir ki uçmaya başlamaktır güzel olan. gerisi yüzünü rüzgara dönüp, o hissi yaşamaktır. ve inanın ki yaşamak, uçmaya korkmaktan çok daha güzeldir.
tanrı'nın insana en büyük imtihanıdır. bazen insanın, sırf aşkı öğrensin diye dünya'ya gönderildiğini düşünürüm.
aşk, yalnızlığa giden yoldur. zira; yalnızlık ile tek başınalık aynı şey değildir. yalnızlık ,aşık olduğun insanın yanında olmamasıdır ve aşık olduğun insan da hiçbir zaman yanında olmaz. dolayısıyla bütün insanlar yalnızdır.
karşılıklı aşk yoktur, iki insanın birbirine aşık olması mümkün değildir, iki taraflı sevgi birlikteliği doğurur ama bu aşk anlamına gelmez. asıl aşkı, terkedildiğinde veya karşılık bulamadığında yaşarsın. başlı başına acıdır, acıya katlanmaktır aşk.
aşk, insanı ister istemez değiştirir. kendimden örnek vermem gerekirse; önceden sigara içenlere ''şu meretten ne anlıyorsunuz'' derdim, şimdi günde 1-1,5 paket sigara bana mısın demiyor,içki keza öyle. her kadehi yalnızlığıma, benim olmayışına adıyorum. önceden umrumda olan, endişe duyduğum şeyler artık anlamsız geliyor, insanları, konusulanları önemsemiyorum. bazen unuttum diyorum, ben onu sevmiyorum diyorum ta ki gece başımı yastığa koyduğum zamana kadar, rüyalarımın başrolu o oluyor, gecem, gündüzüm, dünüm, bugünüm hep o.hayat ondan ibaret, insanlar o ve diğerleri diye ayrılıyor ve işin asıl acı veren tarafı bunların onu zerrece ilgilendirmemesi ve ilgilendirmeyecek olması.
kaybedenler kulübünde de denildiği gibi ''kadınlar seni sen yapan özelliklere aşık olup sonra senden o özelliklerini değiştirmeni isterler.'' evet aynen böyle oldu karşılıklı aşk var sandım ta ki o çekip gidene kadar. şimdi ne yapacağımı ne hedeflediğimi, nereye gideceğimi bilemez bir halde yaşıyorum(!). mutluluk, masallarda gecen efsanevi bir kelime; gözyaşı, damla damla onun için akıyor. artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bilmek ne çok yıpratıyor insanı, dönse bile yaralarımı saramayacağımı bilmek ne zordur bilir misiniz.
ve en kötüsü de gelip buraya anlatmak sözlük, anlatacağım, beni anlayacak bir allah'ın kulunun olmaması ne kötü.
© copyright 2005 - 2026