bugün

aşk

hep betimlenerek anlatılandır. böyle havalı cümlelerle yani birde aradan virgülü çıkartınca birbirine girmiş olmalı kelimeler. virgülsüz bir bok anlaşılmamalı! o anlamsızlığa senin yüklemeye çalıştığın anlamdır aşk. ne denmek istendiği hiç anlaşılmamış ama anlamaya çalışmanın verdiği hazdır aşk. Birde ben betimleyim dedim vesselam.

AŞK bir tuvalettir özünde. kapat gözünü, hayal gücünü kullan.

şuan bokun yada çişin olmadığı için iğrenç bir oda hayal ettin. tipik beyaz fayanslar, bokunun gideceği bir delik ve küçük bir oda hayal ettin sen. hatta öküz dedin bana, duygusuz, kalpsiz artık aklına gelen tüm kırıcı cümleler. Anlamadın sen, olay öyle değil. çok çişim geldiğinde tuvaletin verdiği mutluluğu veremedi kimse, ama sıçtıktan sonrada tuvalette bir sigara yakıp bekleyeni de görmedi bu gözler.

otel tuvaletlerini düşün. böyle göz boyasın diye her şey havaidir. musluğun altına elini götürürsün hemen su akar, peçete nerede diye ilk baktığın yerde yine el sallamanla sana peçete veren bir zamazingo mevcuttur. aynı şekilde koyu renklidir duvarlar, beyaz değildir farklıdır yani bilader. Ne tuvalet len dersin, sıçmaya kıyamazsın. kadın daha önce görmemiş ki böyle tuvalet, nasıl sıçacağını nerden bilsin? aşk adama yakar yusufum yakar...

o lüks ve sempatik tuvaletlerde bokun deliği tutmazsa bir için titrer, üzülürsün. birde çok zengin işiyse sensörlüdür o tuvalet. adamlar o kadar zengindir ama sensör koyarlar, senin girdiğin belli olsun diyerekten heralde. ben çok zengin olsam hep açık tutardım ışıkları 'parası neyse öderiz tedaş'a. ama sensör vardır işte o tuvalette sen tam sıçarken söner. sıçarken el sallamak zorunda kalırsın 'elveda' anlamına gelmez o el sallamalar, son bir bokum kaldı onu da bırakayım gideceğim anlamındadır. sıçarken sönen fotosel zulmüdür aşk.

en son bittiğinde herşey, meraktan bir dönüp bakarsın ardına acaba iz kaldı mı diye. hatta sifonu çekmeyen, iki dirhem su dökmeyen adamlarda vardır hiç oralı olmaz. umursamaz. sen sıçtıktan sonra o boka bakanlardandın işte, meraktan mıdır? yoksa bu benim eserim ulen! mantığından mıdır? bilemeyeceğim. Aynı olay sümkürdükten sonra peçeteye bakmaya benzer. Bunu yapanlara 'neden peçeteye baktın?' diye sorduğumda aldığım cevap; burnumda bir şey kaldı mı? oldu hep. burnunun izdüşümü mü o mına koduğumun peçetesi zevzek! diyesim gelir hep ama diyemem. ben kıramam kimseyi...

Asıl sıkıntı; bu hikayede benim tuvalet, seninse ihtiyacını gideren kadın olmandı sevgilim. tüm güzelliğime rağmen tam orta yerime bırakmış olman herşeyini. ardından bir telefonla beni araman, sıçtığım bok foseptikte mi? yoksa yerinde mi? diye sorman asıl sıkıntı. Açıkcası eski boktan eser yoktu, yani yine deliği tutturamadığın için birazcık iz kalmıştı fayansta, haa sen o fayansta ki ishalimsi ufacık bokuda kazıdın attın maşallah.

Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak demek isterdim sana ilk tanıştığımızda. böylesi daha güzel olurdu, tek cümleyle çok şeyi anlatırdım aslında. ama ben aşık olduktan sonra her şey bitince kendimi tuvalet gibi hissedeceğimi nereden bilebilirdim? allah benim belamı versin benim.

banyodaki fayanslarda ki leylekli kuşlu figürlerde neyin nesi diyeceksin şimdi. ben özünde çok romantik adamım lan. o fayanslarda hep 2 leylek olur, uzun bacaklı. ya biri birine sarılmıştır yada malak malak bakışıyorlardır. yani sen oraya girip sıçsanda benim hayallerim var, resmetmiş adamlar. elimden alamadığın tek şey o oldu sanırım, sen gittin elbet yine birisi sıkışacak, diyecek çişim var. bende diyeceğim ki 'gel gülüm, gel' ben ofis gibiyim, çiftçinin kara gün dostu. neyin varsa anlat, içini dök bana, dindir acını. ha bir gün olur da hayalimi resmeden o fayanslarda ki sikindirik leylekleri görüpte heyecanlanırsa biri, ona diyeceğim ki 'sıç! bir ömür sıç! gıkım çıkmaz'

dışına taşırma: madem sıçacaksın iz bırakma, siktir olup git ki senden sonraki rahat etsin anlamında kullanılır.
© copyright 2005 - 2026