/636
http://f1204.hizliresim.com/w/x/52lc9.jpg
"erken uyanırsan beni uyandırır mısın?"
sorusundan sonra tüm gece uyuyamamanızı ve sabah olunca da bir yandan uyandırmaya kıyamayıp bir yandan heyecanla uyandırmaya çalışmanızı sağlayan hissin adı.

belki de.
lanet olası şey. öldürmüyor süründürüyor!
şarap gibidir.
(bkz: bok)
koca bir yalan.
ne ye nasıl neyle bağlanacağını anlayamadığımız insanın; insiyakisinde var olan bir dürtü ve daimi mekanizma. duvardaki bir renge bile aşık olur bu insan. zigon sehpanın desenine. ona buna herşeye. aramaya çıktığın da O na ulaşır. o istenilen şeydir aslında... insanın tatminiyle alakalı.
(bkz: ayn şın kaf)
aşk bilinenin aksine kalpte değil beyinde meydana gelir. Şimdi insan aşık olduğunda ürettiği kimyasal madde beyinde meydana gelir ve beyin kalbi tetikler böylelikle kalbiniz hızlı hızlı atar.
korkmaktır; bir gün yanınızda olmama ihtimalini duyma korkusu..
özlemektir; hemen yanıbaşınızda olsa bile daha yakınına sokulma hissini duymaktır..
zamanın durması; o biraz uzakta olunca kavuşma vaktinin hiç gelmeyecekmiş gibi ağır ağır geçmesi halidir..
kıskanmaktır; seninle olan zamanından çalıyor diye, bilgisayarına kin duymaktır..

her yeni gün için ve her defasında hiç pişmanlık duymadan 'iyi ki yanımdasın' 'iyi ki yanındayım' diyebilmek..
Aşk bünyede heyecan yerli yersiz mutluluk yaratırken karşı tarafta yan etkileri göt kalkması, kendini bi bok sanma olarak beliriyor.
onun adını duyunca içime dolan yaşama sevinciyle eş değerde olan kıymetli duygu seli..
aşk! dön ölümden, bir sebepten, gel gir dünyama..
sertab erener parçası..
aşk, hüsnü aşk, şeyh galip geldi dediler, aşk mağlup oldu. Meğer ki şeyhin mezarı tünelde imiş, yeni öğrendim ve tek başına ziyaretcisiz öyle yatıyormuş. bu ülkede aşk bu kadar aşk mı? demekten kendini alamıyor insan. Şerler def ola ,aşklar var ola.
"varmış gibi yaklaş.....yokmuş gibi yaşa.."
biri var öyle demiş.
sekssiz olmaz.
Aşk Budur!
Öyle tesadüfler vardır ya: Bir otobüs durağında poşetlerle beklerken, rastlaşırsınız aniden...

"Bu o..." diye içiniz titrer. Bir zamanlar yüreğinizi yakan aşık, sarkmış göbeği, ağarmış saçlarıyla karşınızdadır... iki elinde iki çocuk...

- Nasılsın?

- iyiyim... Ya sen?...

- Kızın amma da büyümüş... Benim de var 10 yaşında...

- Annen, baban?..

- Babamı kaybettik. Annem hasta...

- Mutlu musun?

Sessizlik...

- Telefonumu vereyim, ararsın belki...

iki yanakta iki masum buse; biri eski sevgiliye, diğeri onunla birlikte yitip giden maziye...

"- Kimdi o amca anne?.."

Yüreğinizde belli belirsiz bir iç çekme ve aklınızda hınzır bir soru işareti:

"Acaba?.."

*****

Aliye ile Ramazan' in aşk hikayesinde buna benzer bir hüzün gizliydi. Gerçi öyküleri, önce hakli olarak bir "tip rezaleti" olarak yansıdı Milliyet' in manşetine...

Ancak Ayşegül Aydoğan' ın haberi en az ilki kadar hazindi: Polis memuru Ramazan Bey, öğretmen Aliye Hanım'a 1954'te Karabük'te evlenme teklif etmiş. Annesine bakmak zorunda olduğundan kabul edememiş Aliye... Bir başkasıyla evlenmiş Ramazan... Üç çocuğu olmuş, ancak Aliye' yi hep aklında, göğsünde saklamış.

Gün gelmiş, eşi göğüs kanserine yenik düşmüş. Ailesi "3 çocukla bir başına bas edemezsin, evlen" diye tutturmuş. O da "Yıllar önce bir sevgilim vardı, evlenirsem onunla evlenirim" demiş.

17 yıl sonra gençliğinin Karabük' üne dönmüş ve Aliye'nin peşine düşmüş. Öğretmenlik yaptığı okulda bulmuş onu... Müdürün odasında beklemeye koyulmuş. Aliye odaya girip de eski aşkını karşısında görünce şaşkınlıktan dışarı kaçmış. 17 yıl önceki teklifi yinelemiş Ramazan:

"- Evet" demiş bu kez Aliye öğretmen...

28 yıl evli kalmışlar. ikinci baharı yaşamışlar. Malum, ikinci bahar, "son" bahardır. Orada aşk, hayatla cilveleşmekten çok, hayat denilen çileyi birlikte göğüslemektir.

71 yıllık yorgun kalbi teklemiş bir gün Aliye'nin... Ramazan bir ambulansla hastaneye yetiştirmiş eşini... Kabul etmemişler, paraları yok diye... Sonra bir başkasına... Yine ret... Aliye Hanım ölümün eşiğinde duyuyormuş Ramazan Bey' in çırpınışlarını; "Allah'ım bunlar ne yapıyor" diye ürperiyormuş. Ramazan Bey "ilk göz ağrım gidiyor" diye sızlanıyormuş için için...

"Ona bir şey olursa ben ne yaparım?.."

Sonunda Ramazan Bey'in yeğenlerinin parasıyla bir özel hastaneye yatırabilmişler. Sağ eli sımsıkı eşinin avucunda...

"ilk bahar"da çoğunlukla imkansızlıktır aşkı filizleyen, besleyen; "son bahar"daysa fedakarlık...

Bütün Dünya dergisinde vardı; çocuklara "Aşk nedir" diye sormuşlar. Söyle demiş afacanlardan biri:

"Anneannem sırtından hasta olmuştu. Eğilemediği için ayaklarına oje süremiyordu. Dedem devamlı elleri titremesine rağmen ananemin ayaklarına oje sürüyordu. Bence aşk budur."
Can Dündar
(bkz: bel soğukuğu)
--spoiler--
bağlanmış kökler gibi,
hayat veren toprak gibi,
tüm anneler gibi güçlü olsun.
--spoiler--
Aşk tarifsiz bir kimyadır.
olmaz olsundur.
sürekli bir yanılsama halidir ve en iyi aşk anıları hep geçmişe aittir; hep kalpte yaşatılır.
geçenlerde ilk defa aşkla ilgili bişeyler karalamayı denedim.

--spoiler--
Aşk..içi boş,,saklayıp, beslediğiniz,,aryalarla süslediğiniz,, trajedilerle oyduğunuz,, intihar vaatleriyle doldurduğunuz,, mutlak sessizliğinizde kendi seçiminiz sandığınız,, dayatılmış yalnızlığınızla duvarlara küfürler savurduğunuz,, bedelini ödemekten her fırsatta kaçtığınız,, acıyı bir lütuftan ziyade, sancılarla tanımladığınız,, tahakkümü altına girdiğiniz,, kokuşmuş ağızlarınızdan düşmeyen bi’ temadan fazlasıydı.
Özgürlüğün hizmetkarı,, yalnızlığın tırpanıydı.

Dalga geçiyorum.
Aşk.. Seksin gözde fantezisiydi.

--spoiler--
renk körü birinin iyileşmesi gibidir aşk.
hissizleşmeye giden ilk adımdır. yoğun bir his, ağır bir depresyon ve neticede yaşanılan "aşk"ın şiddetine bağlı şiddette bir hissizlikle sonuçlanan; insanoğlunun en büyük "bug"udur.
© copyright 2005 - 2026