bugün
- cumhuriyetten rahatsız olan insan19
- trabzonspor16
- yallah arabistan a diyen tip6
- kadın şoför8
- engineer2821
- bu kedi sevgisi nedir yahu5
- fenerbahçe yi ayağa kaldıracak teknik direktör6
- kadın ayağı öpmek güzeldir4
- true'nun çaylak olması8
- son aylarda tipimin iyice kaymış olması10
- galatasaray yüzyılı3
- okula verilen çocuktan netice alamamak4
- kimseye zararı olmayan kişi4
- gadi eizenkot5
- gece uyanıkları5
- kedi sevmeyen insan2
- binyamin netanyahu12
- izmirli erkek vs trabzonlu erkek2
- nervio abla20
- modern türbanlı kadın vs mini etekli kadın3
- bibi kazandı2
- ya kahhar ya kahhar ya kahhar2
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı78
- ben bi gideyim tatlı yapayım2
- ebu cehil karpuzu3
- yeni evli çift aktiviteleri16
- kelek çıkarsa gel götten sik beni abi diyen manav6
- ayağını emojiyle kapatan insan4
- ismail kartal23
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak17
- sınıfta parmak kaldıran kız çocuğudur cumhuriyet2
- nervio'ya evlenme teklif etmek29
- efendiler yarın cumhuriyet ilan edeceğiz6
- salçalı makarna13
- yerde para bulmak9
- güzel bir kadının giydiği çorap5
- yazılımcıların flört edememesi8
- herkese veren biri4
- sözlüğe hareket getirecek şey8
- laşon hara3
- tuzlu kahve dizisi4
- mutlu günleri beklemek15
- motorsiklet6
- görükle den moskova'ya yürümek5
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı19
- en lezzetli balık12
- insanın kendiyle geçireceği zamana ihtiyacı olması6
- güney kore34
- madencilerin ankara'ya yürüyüşüne müdahale3
- kadınların o güzel ayak tabanları2
ankara, dokunsan ağlamaktır;
yapılması gereken çokça işi * bir güne sığdırmış koşuştururken, cüzdanındaki bozuk paraların çanta ağırlığına bile etki ettiği farkedilip, ilk fırsatta bu bozuklukları bütünletmek amacıyla yaklaşılan büfenin, konuşmaya dahi tenezzül etmeden, kaşlarını kaldırıp kafasıyla "hadi git" işareti yapmasından sonra, ellerinde onlarca bozuk parayla, aklında "ama bu onların işine yarayan birşey değil miydi?" sorusuyla, kızılayın göbeğinde kalakalmışlığın yarattığı ait olmama duygusudur beni ankarayı betimlemeye iten. * * * *
eğer ankaraya, belki saflıklarıyla ünlü insanlarıyla tanınan, ama mutlaka neşe, içtenlik ve samimiyet bir de balık kokan bir şehirden geldiyseniz, kendinizi buraya ait hissetmeniz ne kadar da zor. dalgalarla iki yaşınızdayken tanışıp denize bile güvenebildiyseniz oralarda, patates ve yumurta ikilisine karıştırdığınız toprakla iğrenç evcilikler oynayabilme şansınız olduysa, para bütünletmek için gittiğiniz bakkal amcanız tarafından üzerine bir de plastik fanuslardan içi kremalı gofretle ödüllendirildiyseniz, ankara sizin için sadece dokunsan ağlama, boğazda düğümdür...
ankara, ayağın takılmasıdır;
bu şehir babasının yemek yerken konuştuğu iki kelimeyi duyup aydın(?) olan gençlere sahipse, güzel konuşmayı-yazmayı ya osmanlıca ya da öztürkçe sözlükle olan dostluğuyla doğru orantılı sanıyorsa, metroda cama yansıyan görüntüden kesiyorlarsa insanları birbirlerini, ve yine bu insanlar gözlerini kaçırarak konuşmayı çok iyi beceriyorlarsa, marjinalliği dövmene, saçlarındaki kızıllık oranına, dinlediğin placebo radiohead şarkı sıklığına göre alınan bir hediye olarak içselleştirmişse, mezunları hakkında yapacağın ödeve, kendi okulunun mezunlar derneğiyse izin vermeyen ,yürüyüşleri konuşmaları bakışları bile robotlaşmışsa insanlarının, yüzlerinde en ufak bir duygu görebilmek içinden yalvarıp, her seferinde daha dikkatli bakıyorsan gözlerine, ellerinde sigarayla yolda yürüyen kızlarsa ankaraya ait olanlar koskocaman bir hayal kırıklığıdır ankara. ayağın takılmasıdır, tökezlemektir...
ama düşmemektir ankara;
o soru işaretleriyle eve gelirken, ekmek almak için girdiğin markette bozuk paralarla boğuştuğunu gören "bakkal amca"nın *"ablacım izin verirsen onları bütünleyeyim mi hem benim de ihtiyacım var da" demesiyle sarsılan bünyede oluşan gülümseyiştir ankara. bülent ortaçgilin kulağına şarkı fısıldamasıdır, genco erkalın saatlerce tek başına orda oraya zıplayarak nazımı anlatmasıdır ankara. dans edebilmektir ankara. baba öpücüğü olmasa da, yanından her geçişinde, hazrola geçip;
"atam sen rahat uyu, yolcusuyuz biz hürriyetin,
atam sen rahat uyu, bekçisiyiz cumhuriyetin."
şarkısını söyleyip, yanın yörendekileri bezdirmeye sebep olan anıtkabirin verdiği huzur ve güven duygusuyla uykuya dalmaktır. * * * *
ankara; büyümektir...
yapılması gereken çokça işi * bir güne sığdırmış koşuştururken, cüzdanındaki bozuk paraların çanta ağırlığına bile etki ettiği farkedilip, ilk fırsatta bu bozuklukları bütünletmek amacıyla yaklaşılan büfenin, konuşmaya dahi tenezzül etmeden, kaşlarını kaldırıp kafasıyla "hadi git" işareti yapmasından sonra, ellerinde onlarca bozuk parayla, aklında "ama bu onların işine yarayan birşey değil miydi?" sorusuyla, kızılayın göbeğinde kalakalmışlığın yarattığı ait olmama duygusudur beni ankarayı betimlemeye iten. * * * *
eğer ankaraya, belki saflıklarıyla ünlü insanlarıyla tanınan, ama mutlaka neşe, içtenlik ve samimiyet bir de balık kokan bir şehirden geldiyseniz, kendinizi buraya ait hissetmeniz ne kadar da zor. dalgalarla iki yaşınızdayken tanışıp denize bile güvenebildiyseniz oralarda, patates ve yumurta ikilisine karıştırdığınız toprakla iğrenç evcilikler oynayabilme şansınız olduysa, para bütünletmek için gittiğiniz bakkal amcanız tarafından üzerine bir de plastik fanuslardan içi kremalı gofretle ödüllendirildiyseniz, ankara sizin için sadece dokunsan ağlama, boğazda düğümdür...
ankara, ayağın takılmasıdır;
bu şehir babasının yemek yerken konuştuğu iki kelimeyi duyup aydın(?) olan gençlere sahipse, güzel konuşmayı-yazmayı ya osmanlıca ya da öztürkçe sözlükle olan dostluğuyla doğru orantılı sanıyorsa, metroda cama yansıyan görüntüden kesiyorlarsa insanları birbirlerini, ve yine bu insanlar gözlerini kaçırarak konuşmayı çok iyi beceriyorlarsa, marjinalliği dövmene, saçlarındaki kızıllık oranına, dinlediğin placebo radiohead şarkı sıklığına göre alınan bir hediye olarak içselleştirmişse, mezunları hakkında yapacağın ödeve, kendi okulunun mezunlar derneğiyse izin vermeyen ,yürüyüşleri konuşmaları bakışları bile robotlaşmışsa insanlarının, yüzlerinde en ufak bir duygu görebilmek içinden yalvarıp, her seferinde daha dikkatli bakıyorsan gözlerine, ellerinde sigarayla yolda yürüyen kızlarsa ankaraya ait olanlar koskocaman bir hayal kırıklığıdır ankara. ayağın takılmasıdır, tökezlemektir...
ama düşmemektir ankara;
o soru işaretleriyle eve gelirken, ekmek almak için girdiğin markette bozuk paralarla boğuştuğunu gören "bakkal amca"nın *"ablacım izin verirsen onları bütünleyeyim mi hem benim de ihtiyacım var da" demesiyle sarsılan bünyede oluşan gülümseyiştir ankara. bülent ortaçgilin kulağına şarkı fısıldamasıdır, genco erkalın saatlerce tek başına orda oraya zıplayarak nazımı anlatmasıdır ankara. dans edebilmektir ankara. baba öpücüğü olmasa da, yanından her geçişinde, hazrola geçip;
"atam sen rahat uyu, yolcusuyuz biz hürriyetin,
atam sen rahat uyu, bekçisiyiz cumhuriyetin."
şarkısını söyleyip, yanın yörendekileri bezdirmeye sebep olan anıtkabirin verdiği huzur ve güven duygusuyla uykuya dalmaktır. * * * *
ankara; büyümektir...
denizi de olsa tadına doyulmayacak şehir. ama insanı, bir zaman sonra, resmiyeti bıktırmaktadır.
antalya'dan kat be kat güzel ve sempatik olan şehirdir.
an itibariyle cumhuriyet mitingi ne ev sahipliği yapan şehrim.
ülkenin nadir planlı şehirlerinden plduğu söylenir. tabi plana sadık kalınmış mı bilemem..
4-5 ay gibi bir süre asla gelmeyeceğinizi bilseniz de özlenmeyen, gece 11de kızılay diye tabir edilen merkezi bir yerde bile yemek yiyecek yer bulunamayan, 9dan sonra bir kızın tek ba$ına hareket etmesinin caiz olmadığı gidilecek yerin** çok az olduğu, adam gibi bir konser salonunun olmadığı kent. ayrıca belediye ba$kanının * her gece yatmadan önce yarın ankara'nın kötülüğü için ne yapabilirim diye dü$ündüğünü sandığım başkent
edit: entryyi anlamayan ki$i lutfen ozel mesat atar misin? cok merak ediyorum nereyi anlamadigini...
edit: entryyi anlamayan ki$i lutfen ozel mesat atar misin? cok merak ediyorum nereyi anlamadigini...
ölü şehir, benim cesedimi barındırıyor. mekanlar onlara yüklediğimiz anlamlardan ibarettir, onlara ait anılarımızdan ve bazı mekanlarda yaşar bazı mekanlarda ölürüz, her defasında, ölürüz, yavaş yavaş..
atakuleye çıkınca dandik bilgisayar oyunlarını anımsatan şehir . hani o oyunlarda sadece gitmen gereken yol vardır ve kalan kısımlar dağlardır oraya yönelsen bile çarpıp yola dönmek zorunda kalırsın , aynı hisse kapılmıştım atakuleden ankaraya bakarken..
asaleti bir tek söylenişindedir bu şehrin: an-ka-ra. onun dışında, ona benzer bir ruhla doğmamışsanız sevemezsiniz ancak katlanırsınız; ona da, insanlarına da...
bir zamanlar kalabalıklar şehri, üniversite hayatına denk düşen; şimdilerde yalnızlıklar saklayan koynunda, her daim hüzünlü şehrim.
yorucu geçen kocaman bir iş gününün ardından, ne yaparsanız, nereye bakarsanız bakın, yorgunluğunuzu hafifletecek bir manzarası ve canlılığı bulunmayan, daha doğrusu bunun için en ufak bir isteği olmayan kenttir. abartmadan söylenilebilir ki; baktığınızda görmek istediğiniz şey, ona ne anlam yüklemek istediğinize bağlı olsa da, sizin ne düşündüğünüzü zerre kadar önemsemeyen şehirdir. o acı çekiyorsa (bkz: melih gokcek) siz de çekersiniz, o mutlu oluyorsa sizin nasıl olduğunuz önemli değildir.
en son okul gezisinde oraya gitme sevinciyle kafayı çekip gezi saatinde okula sarhoş bir halde gelip sonra da okul başkanlığımın elimden alındığı ama herşeye rağmen üniversitede okunası yer... *
deniz olmaması nedeniyle denizi olan yerden gelenlerin,genellikle istanbulluların bir türlü sevmediği Ama zaten ankaralılarında "ama çok s.kmdeydi onun ankarayı sevmemesi biz seviyoruz ya yeter bize"dediği ,atatürkün ebediyen bulunduğu,padişahların değil cumhuriyetin şehri,türkiyenin başkentidir.
bayılıyorum. çamlık, kokun, huzurun var. dana ne olacağıdı?
nefret ediyorum.bakanlık,komutanlık,elçilik,üniversiteler neyin war başka??
şafak saydıran şehir.
(bkz: okulun askerlikten beter olması)
(bkz: okulun rehin alması bir daha da bırakmaması)
(bkz: okulun askerlikten beter olması)
(bkz: okulun rehin alması bir daha da bırakmaması)
elektrik dağıtımı konusunda berbat şehir. marmaris'te bile anca ağaçların devrildiği çatıların uçtuğu fırtınada kesilen elektirkler bu içine ettiğimin başkentinde haftada 2 kez kesilir. yuh diyorum başka bir şey demiyorum.
sonsuz resmiliğinde insanı boğan şehir. etrafta sürekli bir yere yetişmeye çabalayan insanların olduğu, kimsenin kimseyi görmediği tipik büyükşehir havasına sahip yer. ama kendi insanları da dahil olmak üzere kasaba tabanından kurtulamamış, insanları arasında bir bağ var. insanlar birbirleriyle iletişim halindeler, dışardan görülmese bile, herkes birbiriyle uyumlu. sadece siz aykırı kaçıyorsunuz orada. elinizi nereye koyacağınızı bilemiyorsunuz, adım atarken bile dikkatli ve düzgün adım atmayaçabalıyorsunuz. kar yağdığında gerçekten müthiş bir şehir oluveriyor. kar bir şehre bu kadar yakışır, ama kimseniz yoksa da bu kadar batırır bir insanı. bir insanı bu kadar düşman eder kendine, bir insanı bu kadar ağlatır..bir insana ancak bu kadar işkence edebilir..
(bkz: melih gokcek/#1258293)
şimdilerde i.melih gökçek'in oyuncağı olan yer.*
dün kısa kollu tişörtlerle dolaşmamızı sağlayan bir havaya sahip iken, şu an itibariye semalarında kar yağışı görülmeye başlanmış başkentim.
kimine göre kötü
kimine göre sıkıcı
kimine göre başkent
kimine göre cumhuriyet.
kimine göre sıkıcı
kimine göre başkent
kimine göre cumhuriyet.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar