bugün
- yazarların favori giyim markası5
- sigara içmeyi bırakmak istememek7
- velvet57
- yargıya güvenen varsa yazsın9
- evde soğuk kahve yapımı7
- hayattaki en değerli şeyler5
- migros'tan alışveriş yapınca elit olduğunu sanmak6
- arkadaşlarla bir anda nepal'e gitmek4
- insan olmaya ceyrek kala14
- friedrich hegel la bi cay icek8
- yalnızlıkla sevişmek4
- 2026 ekonomik krizi16
- zeka içerikli entry vs bilgi içerikli entry8
- sözlükte güzel kız olmaması sorunsalı7
- erotik şiir2
- victor osimhen20
- aleksey batrakov28
- migros'a sorulacak tek soru23
- sokrates in bilgi doğuştan gelir demesi3
- hurdacıya gidiyorum7
- kaos show2
- bir sözlük yazarını kıskanmak13
- arkadaşlar sözlük hesabımı siliyorum3
- sınıfın en güzel kızı3
- kadınları aşağılamanın moda olması6
- mutlu ama uzak olsun birader3
- erecto ibn birader el biraderi2
- ioçk silik yesin kampanyası6
- mohamed salah ghaly2
- enayimiknatisii6
- testo taylan aykolik ziyareti2
- osuruktan şiirler60
- arkadaşlar çok hastayım ya10
- akıl2
- sözlük yazarlarının karşılaştığı garip olaylar7
- ioçk'un arto'ya benzemesi5
- başbirader kitap sayfalarını sözlüğe koysun2
- ırkçıların geri zekalı olduğu gerçeği11
- alaattin çakıcı2
- madagaskar vanilyalı amarula2
- g i l d e d l i l y16
- tostumu yaptım11
- sözlük kavgalarının aslında çok yararlı olması9
- öğretmenlere önlük ve kıyafet zorunluluğu gelmesi9
- bilinçaltı algılama4
- arkadaşlar veto ne demek8
- ilk buluşmada bavyera halk ezgileri söyleyen kezo6
- the odyssey5
- tombul efes2
- 1 euro 56 25 tl6
ne şehrin adı, ne denizi, ne turistik yerleriymiş bir şehri sevdiren.. sadece içindeki yaşanmışlıklar, içinde barındırdıklarıymış o yeri sevdiren.. benim gibi bir istanbulluya bile bunu öğreten şehirdir ankara..
ankara, dokunsan ağlamaktır;
yapılması gereken çokça işi * bir güne sığdırmış koşuştururken, cüzdanındaki bozuk paraların çanta ağırlığına bile etki ettiği farkedilip, ilk fırsatta bu bozuklukları bütünletmek amacıyla yaklaşılan büfenin, konuşmaya dahi tenezzül etmeden, kaşlarını kaldırıp kafasıyla "hadi git" işareti yapmasından sonra, ellerinde onlarca bozuk parayla, aklında "ama bu onların işine yarayan birşey değil miydi?" sorusuyla, kızılayın göbeğinde kalakalmışlığın yarattığı ait olmama duygusudur beni ankarayı betimlemeye iten. * * * *
eğer ankaraya, belki saflıklarıyla ünlü insanlarıyla tanınan, ama mutlaka neşe, içtenlik ve samimiyet bir de balık kokan bir şehirden geldiyseniz, kendinizi buraya ait hissetmeniz ne kadar da zor. dalgalarla iki yaşınızdayken tanışıp denize bile güvenebildiyseniz oralarda, patates ve yumurta ikilisine karıştırdığınız toprakla iğrenç evcilikler oynayabilme şansınız olduysa, para bütünletmek için gittiğiniz bakkal amcanız tarafından üzerine bir de plastik fanuslardan içi kremalı gofretle ödüllendirildiyseniz, ankara sizin için sadece dokunsan ağlama, boğazda düğümdür...
ankara, ayağın takılmasıdır;
bu şehir babasının yemek yerken konuştuğu iki kelimeyi duyup aydın(?) olan gençlere sahipse, güzel konuşmayı-yazmayı ya osmanlıca ya da öztürkçe sözlükle olan dostluğuyla doğru orantılı sanıyorsa, metroda cama yansıyan görüntüden kesiyorlarsa insanları birbirlerini, ve yine bu insanlar gözlerini kaçırarak konuşmayı çok iyi beceriyorlarsa, marjinalliği dövmene, saçlarındaki kızıllık oranına, dinlediğin placebo radiohead şarkı sıklığına göre alınan bir hediye olarak içselleştirmişse, mezunları hakkında yapacağın ödeve, kendi okulunun mezunlar derneğiyse izin vermeyen ,yürüyüşleri konuşmaları bakışları bile robotlaşmışsa insanlarının, yüzlerinde en ufak bir duygu görebilmek içinden yalvarıp, her seferinde daha dikkatli bakıyorsan gözlerine, ellerinde sigarayla yolda yürüyen kızlarsa ankaraya ait olanlar koskocaman bir hayal kırıklığıdır ankara. ayağın takılmasıdır, tökezlemektir...
ama düşmemektir ankara;
o soru işaretleriyle eve gelirken, ekmek almak için girdiğin markette bozuk paralarla boğuştuğunu gören "bakkal amca"nın *"ablacım izin verirsen onları bütünleyeyim mi hem benim de ihtiyacım var da" demesiyle sarsılan bünyede oluşan gülümseyiştir ankara. bülent ortaçgilin kulağına şarkı fısıldamasıdır, genco erkalın saatlerce tek başına orda oraya zıplayarak nazımı anlatmasıdır ankara. dans edebilmektir ankara. baba öpücüğü olmasa da, yanından her geçişinde, hazrola geçip;
"atam sen rahat uyu, yolcusuyuz biz hürriyetin,
atam sen rahat uyu, bekçisiyiz cumhuriyetin."
şarkısını söyleyip, yanın yörendekileri bezdirmeye sebep olan anıtkabirin verdiği huzur ve güven duygusuyla uykuya dalmaktır. * * * *
ankara; büyümektir...
yapılması gereken çokça işi * bir güne sığdırmış koşuştururken, cüzdanındaki bozuk paraların çanta ağırlığına bile etki ettiği farkedilip, ilk fırsatta bu bozuklukları bütünletmek amacıyla yaklaşılan büfenin, konuşmaya dahi tenezzül etmeden, kaşlarını kaldırıp kafasıyla "hadi git" işareti yapmasından sonra, ellerinde onlarca bozuk parayla, aklında "ama bu onların işine yarayan birşey değil miydi?" sorusuyla, kızılayın göbeğinde kalakalmışlığın yarattığı ait olmama duygusudur beni ankarayı betimlemeye iten. * * * *
eğer ankaraya, belki saflıklarıyla ünlü insanlarıyla tanınan, ama mutlaka neşe, içtenlik ve samimiyet bir de balık kokan bir şehirden geldiyseniz, kendinizi buraya ait hissetmeniz ne kadar da zor. dalgalarla iki yaşınızdayken tanışıp denize bile güvenebildiyseniz oralarda, patates ve yumurta ikilisine karıştırdığınız toprakla iğrenç evcilikler oynayabilme şansınız olduysa, para bütünletmek için gittiğiniz bakkal amcanız tarafından üzerine bir de plastik fanuslardan içi kremalı gofretle ödüllendirildiyseniz, ankara sizin için sadece dokunsan ağlama, boğazda düğümdür...
ankara, ayağın takılmasıdır;
bu şehir babasının yemek yerken konuştuğu iki kelimeyi duyup aydın(?) olan gençlere sahipse, güzel konuşmayı-yazmayı ya osmanlıca ya da öztürkçe sözlükle olan dostluğuyla doğru orantılı sanıyorsa, metroda cama yansıyan görüntüden kesiyorlarsa insanları birbirlerini, ve yine bu insanlar gözlerini kaçırarak konuşmayı çok iyi beceriyorlarsa, marjinalliği dövmene, saçlarındaki kızıllık oranına, dinlediğin placebo radiohead şarkı sıklığına göre alınan bir hediye olarak içselleştirmişse, mezunları hakkında yapacağın ödeve, kendi okulunun mezunlar derneğiyse izin vermeyen ,yürüyüşleri konuşmaları bakışları bile robotlaşmışsa insanlarının, yüzlerinde en ufak bir duygu görebilmek içinden yalvarıp, her seferinde daha dikkatli bakıyorsan gözlerine, ellerinde sigarayla yolda yürüyen kızlarsa ankaraya ait olanlar koskocaman bir hayal kırıklığıdır ankara. ayağın takılmasıdır, tökezlemektir...
ama düşmemektir ankara;
o soru işaretleriyle eve gelirken, ekmek almak için girdiğin markette bozuk paralarla boğuştuğunu gören "bakkal amca"nın *"ablacım izin verirsen onları bütünleyeyim mi hem benim de ihtiyacım var da" demesiyle sarsılan bünyede oluşan gülümseyiştir ankara. bülent ortaçgilin kulağına şarkı fısıldamasıdır, genco erkalın saatlerce tek başına orda oraya zıplayarak nazımı anlatmasıdır ankara. dans edebilmektir ankara. baba öpücüğü olmasa da, yanından her geçişinde, hazrola geçip;
"atam sen rahat uyu, yolcusuyuz biz hürriyetin,
atam sen rahat uyu, bekçisiyiz cumhuriyetin."
şarkısını söyleyip, yanın yörendekileri bezdirmeye sebep olan anıtkabirin verdiği huzur ve güven duygusuyla uykuya dalmaktır. * * * *
ankara; büyümektir...
denizi de olsa tadına doyulmayacak şehir. ama insanı, bir zaman sonra, resmiyeti bıktırmaktadır.
antalya'dan kat be kat güzel ve sempatik olan şehirdir.
an itibariyle cumhuriyet mitingi ne ev sahipliği yapan şehrim.
ülkenin nadir planlı şehirlerinden plduğu söylenir. tabi plana sadık kalınmış mı bilemem..
4-5 ay gibi bir süre asla gelmeyeceğinizi bilseniz de özlenmeyen, gece 11de kızılay diye tabir edilen merkezi bir yerde bile yemek yiyecek yer bulunamayan, 9dan sonra bir kızın tek ba$ına hareket etmesinin caiz olmadığı gidilecek yerin** çok az olduğu, adam gibi bir konser salonunun olmadığı kent. ayrıca belediye ba$kanının * her gece yatmadan önce yarın ankara'nın kötülüğü için ne yapabilirim diye dü$ündüğünü sandığım başkent
edit: entryyi anlamayan ki$i lutfen ozel mesat atar misin? cok merak ediyorum nereyi anlamadigini...
edit: entryyi anlamayan ki$i lutfen ozel mesat atar misin? cok merak ediyorum nereyi anlamadigini...
ölü şehir, benim cesedimi barındırıyor. mekanlar onlara yüklediğimiz anlamlardan ibarettir, onlara ait anılarımızdan ve bazı mekanlarda yaşar bazı mekanlarda ölürüz, her defasında, ölürüz, yavaş yavaş..
atakuleye çıkınca dandik bilgisayar oyunlarını anımsatan şehir . hani o oyunlarda sadece gitmen gereken yol vardır ve kalan kısımlar dağlardır oraya yönelsen bile çarpıp yola dönmek zorunda kalırsın , aynı hisse kapılmıştım atakuleden ankaraya bakarken..
asaleti bir tek söylenişindedir bu şehrin: an-ka-ra. onun dışında, ona benzer bir ruhla doğmamışsanız sevemezsiniz ancak katlanırsınız; ona da, insanlarına da...
bir zamanlar kalabalıklar şehri, üniversite hayatına denk düşen; şimdilerde yalnızlıklar saklayan koynunda, her daim hüzünlü şehrim.
yorucu geçen kocaman bir iş gününün ardından, ne yaparsanız, nereye bakarsanız bakın, yorgunluğunuzu hafifletecek bir manzarası ve canlılığı bulunmayan, daha doğrusu bunun için en ufak bir isteği olmayan kenttir. abartmadan söylenilebilir ki; baktığınızda görmek istediğiniz şey, ona ne anlam yüklemek istediğinize bağlı olsa da, sizin ne düşündüğünüzü zerre kadar önemsemeyen şehirdir. o acı çekiyorsa (bkz: melih gokcek) siz de çekersiniz, o mutlu oluyorsa sizin nasıl olduğunuz önemli değildir.
en son okul gezisinde oraya gitme sevinciyle kafayı çekip gezi saatinde okula sarhoş bir halde gelip sonra da okul başkanlığımın elimden alındığı ama herşeye rağmen üniversitede okunası yer... *
deniz olmaması nedeniyle denizi olan yerden gelenlerin,genellikle istanbulluların bir türlü sevmediği Ama zaten ankaralılarında "ama çok s.kmdeydi onun ankarayı sevmemesi biz seviyoruz ya yeter bize"dediği ,atatürkün ebediyen bulunduğu,padişahların değil cumhuriyetin şehri,türkiyenin başkentidir.
bayılıyorum. çamlık, kokun, huzurun var. dana ne olacağıdı?
nefret ediyorum.bakanlık,komutanlık,elçilik,üniversiteler neyin war başka??
şafak saydıran şehir.
(bkz: okulun askerlikten beter olması)
(bkz: okulun rehin alması bir daha da bırakmaması)
(bkz: okulun askerlikten beter olması)
(bkz: okulun rehin alması bir daha da bırakmaması)
elektrik dağıtımı konusunda berbat şehir. marmaris'te bile anca ağaçların devrildiği çatıların uçtuğu fırtınada kesilen elektirkler bu içine ettiğimin başkentinde haftada 2 kez kesilir. yuh diyorum başka bir şey demiyorum.
sonsuz resmiliğinde insanı boğan şehir. etrafta sürekli bir yere yetişmeye çabalayan insanların olduğu, kimsenin kimseyi görmediği tipik büyükşehir havasına sahip yer. ama kendi insanları da dahil olmak üzere kasaba tabanından kurtulamamış, insanları arasında bir bağ var. insanlar birbirleriyle iletişim halindeler, dışardan görülmese bile, herkes birbiriyle uyumlu. sadece siz aykırı kaçıyorsunuz orada. elinizi nereye koyacağınızı bilemiyorsunuz, adım atarken bile dikkatli ve düzgün adım atmayaçabalıyorsunuz. kar yağdığında gerçekten müthiş bir şehir oluveriyor. kar bir şehre bu kadar yakışır, ama kimseniz yoksa da bu kadar batırır bir insanı. bir insanı bu kadar düşman eder kendine, bir insanı bu kadar ağlatır..bir insana ancak bu kadar işkence edebilir..
(bkz: melih gokcek/#1258293)
şimdilerde i.melih gökçek'in oyuncağı olan yer.*
dün kısa kollu tişörtlerle dolaşmamızı sağlayan bir havaya sahip iken, şu an itibariye semalarında kar yağışı görülmeye başlanmış başkentim.
Gündemdeki Haberler