1. 1.
    Irwin Allen Ginsberg (1926/1997) Amerikalı şair ve şavaş karşıtı. Beat kuşağının en önemli şairi olarak tanınır. Can Yücel'le buluşup içmişliği de vardır * *
    5 ... janis joplin
  2. 2.
    "Haftada 45 pound alırsınız, üretim hattında
    ve 15'i vergiye gider,
    Bayan Thatcher'ın nükleer rahmi şişer"

    To the Punks of Dawlish, 1979

    1997'de yetmiş bir yaşında ölen Allen Ginsberg, Yahudiydi, gay'di ve sosyalist bir anne - babanın çocuğuydu. Şairliğiyle ün ve para kazanmadan, dile düşmeden önce denizci, bulaşıkçı, kaynakçı ve gece bekçisi olarak çalıştı. Eşi Naomi, radikal bir komünist ve bastırılamaz bir nudistti. Genç yaşta, delirdi. Ginsberg'in utangaç ve karmaşık çocukluğu Paterson'da geçti. Bütün çocukluk öyküsü annesiyle ilgili tuhaf ve korkulu bölümlerle doludur. Annesi tehlikeli bir paranoyaktı; bütün bir ailenin hatta dünyanın kendine karşı planlar yaptığını düşündüğünde bile tek güvendiği kişi Allen'dı. Bu duygusal çocuk, çevresinde neler olup bittiğini anlamaya çalıştığında genellikle içinde olup bitenlerle savaşmak zorunda kalıyordu.

    walt Whitman'ın şiirlerini lise yıllarında keşfetti ancak babasının tavsiyelerine uyarak şiir ilgisini bir yana bıraktı ve bir iş hukuk avukatı olarak kariyerini inşa etmeye başladı. Ama Columbia Üniversitesi'nin ilk yıllarında karşılaştığı vahşi ruhlar -ki bunlardan bir tanesi Jack Kerouac, öğrenci olmayanlardan biri de Burroughs'tu- bu planlarını çabucak değiştirdi.

    Bu küçük filozof grubunun her üyesi, eşit biçimde kafayı uyuşturucu, suç, seks ve edebiyata takmışlardı. Bu grubun en genç ve en masum üyesi olan Ginsberg, diğerlerinin edebi yetilerini geliştirmelerine yardımcı olurken, grup üyeleri de karşılığında Ginsberg'in romanlarda bulunan cinsten naifliğini kırmasına yardımcı oluyorlardı. Columbia'da başlayan üniversite öğrenimi, kısa bir süre sonra, çalışmaları konusunda hiç de destekleyici olmayan arkadaşlarının yardımıyla, son buldu. Ve Ginsberg, kendini Times Meydanı'nda eroinmanlar ve daha çok Burroughs'un arkadaşları olan hırsızlarla birlirkte, Benzedrin ve marihuana üzerine deneyler yaparken ve homo barlarında keşiflere çıkarken buldu. Elbette grup, bütün bu süreçte "Yeni Bakış" adlı bir edebi akım üzerinde çalıştığına ikna olmuştu.

    Ginsberg bundan sonra bu konuda epey istekli olan Neal Cassady ile (en azından kendisi için tutkulu olan) bir cinsel meseleye girdi. Daha sonra Kerouac'a "Yolda" adlı kitabı yazdıracak olan ülke gezilerine başladı. Ginsberg'in şehir arkadaşlarının neşeli delilikleri sürerken, annesinin deliliği pek de neşeli olmayan bir biçimde ilerliyordu. Ailesindeki herkes delilikle o kadar çok ilgileniyordu ki, herkes abartılmış bir biçimde normal olmaya çalışıyordu. Ama Ginsberg tam da ters yöne gitti ve kendini temelde deli olarak tanımlayıp, tuhaflığı bir hayat biçimi olarak seçti; annesinin düştüğü uçurumun kenarında yürümeyi sevdi.

    1948'de William Blake'i Harlem'de bir apartman dairesinde okurken, daha 26 yaşındayken harika bir dellikle tanıştı. Blake'in kendisine göründüğünü söyledi. Bu olayı arkadaşlarına "Tanrıyı buldum" diye anlattı. Ginsberg, 29'una geldiğinde hiçbirini yayınlatmadığı bir sürü şiir yazmıştı. O daha çok Burroughs ve Kerouac'un yazdıklarını yayıncılara satmakla meşguldu. Hemen sonra "Howl/Uluma"nın yayınlınmasıyla Beat kuşağının* en önemli sembollerinden biri haline geldi.

    Dünyayı gezip, Budizm'i keşfettikten ve sonraki 30 yılda sürecek bir dostluk demek olan Peter Orlovsky'ye aşık olduktan sonra daha da olgunlaştı. Beat bir düşünceden bir harekete, sonra da bir klik'e dönüşürken Ginsberg kendini hippilerin arasına attı. Bundan sonra Timothy Leary'nin yeni keşfi LSD üzerine yayınlar yapmakla uğraştı.

    Çok ünlü bir Amerikan şairi olarak Ginsberg, bütün dünyada kitleleri politik olarak harekete geçirme yeteneğine sahipti ve '60'lar boyunca bu yeteneğini fazlasıyla kullandı. Devlet yetkililerini hiç durmadan sinir ediyor, Hindistan'da yöneticileri kızdırıyor, Küba ve Prag'dan kovuluyor ve sonu gelmeyecek biçimde Amerikan sağını gıcık ediyordu. Vietnam savaşı karşıtı gösterilerin sakallı adamıydı ve toplum içinde bütün politik muhalifliğiyle Amerika'da devrimci düşüncenin ve eylemin gelişmesinde tek başına çok büyük bir payı vardı.

    1960'larda Ginsberg'in katıldığı eylemler saymakla bitmez. 1965'de ingiltere'de Royal Albert Hall'de diğer beatnik'lerle okuduğu şiirler daha sonra bünyesinden pink Floyd ve The Soft Machine gibi grupları çıkarakacak ingiliz underground'unun ilk ortaya çıkışını gösterdi. Bob Dylan, Ginsberg'i "dayanabildiği" az sayıda edebiyatçıdan biri saydı. Ginsberg daha sonra Dylan'ın "Subterranean Homesick Blues" adlı video filminde arkada göründü ve Dylan'ın 1977'de çektiği Renaldo ve Clara adlı filminde büyükçe bir rol aldı.

    Ginsberg'in '60'lar boyunca katıl(a)madığı tek radikal eylem Stonewall'da düzenlenen Homoseksüellerin eylemiydi. Ve Ginsberg, ertesi gün aynı yerde bağırarak eylemcilere destek verdiğini açıkladı. 1970'de Tibetli muhalif guru Chogyam Trungpa Renpoche ile tanıştı ve hemen onu kişisel guru'su ilan etti. Daha sonra Anne Waldman ile birlikte Trungpa'nın Naropa Enstitüsü'nde Jack Keraouac Yapısız Şiir Okulu'nu kurdu. '80'lerin başlarında Ginsberg, punk rock hareketine bile katıldı. Clash grubunun 'Combat Rock' albümünde müzik yaptı ve onlarla birlikte sahneye çıktı. Ginsberg, son güne kadar eylemin, şiirin ve müziğin içinde kaldı. Brooklyn College'de ve Naropa'da öğretmenlik yaptı.

    Dünyanın en büyük ajansı AP, ölümünü "Yazdıkları ve hayat tarzı ile önümüzdeki 40 yılın müziğini, politika ve protestolarını şekillendiren..." diye başlayan bir metinle duyurdu. CNN, Washington Post, New York Times ve Ginsberg'in tam karşısında durduğu 'diğerleri' de benzer ifadeler kullandılar onun için.

    3 Nisan'da internet'te (wired.com), 4 Nisan'da da CNN'de karaciğer kanserine yakalandığı duyurulduğunda doktoru, 4 ayla 12 ay arasında bir ömür biçmişti ona. Ginsberg ise buna tepki olarak "şiir yazmaya devam edeceğini" açıklamıştı. Birkaç gün sonra, "Al şu atom bombasını kıçına sok", "herşeyimi verdim sana, şimdi bir hiçim", (En ünlü şiirlerinden Amerika'dan*, çeviri Ferit Edgü, Ada Yayınları, Ginsberg/Ferlinghetti-Amerika) dediği, bir yandan da çok sevdiği Amerika'da öldü. 5 Nisan'da, saat 2.39'da, arkadaşı Bill Morgan'a ait, New York'taki bir apartman dairesinde, arkadaşlarının ve ailesinin yanındaydı.

    çeviren: ece temelkuran

    (bkz: america)
    5 ... louis cyphre
  3. 3.
    küçük iskender'in kendisine özendiğini söyleyenler olabilir lâkin aralarında benzerlikler sizi $a$ırtmasın. ginsberg bir biseksüel, bir uyu$turucu bağımlısıdır. iskender'de periler ölürken özür diler'deki türkiye $iirini onun america'sına benzetmi$ ve o çok sevdiği beat ku$ağına kar$ı olan sorumluluğunu kendince yerine getirmi$tir.

    neal cassady, jack kerouac gibi isimlerle bile e$cinsel münasebetleri olmu$ bir ayya$ olarak ginsberg,
    lsd 25 ile deneyimlerini ve uyu$turucu batağını muhte$em bir $ekilde anlatmı$tır. yahudidir; yazma eylemini her daim ikinci plânda tutmu$ ve hedonizmin kölesi olmu$tur. nembutal dahi kullanmı$ bir morfinmandır. gabrielle kerouac tarafından hiç sevilmediği için jack'e olan a$kı daha da büyük olmu$tur.
    2 ... ceviz agaci
  4. 4.
    radyo sol ' da şiiri okunan şair.
    1 ... kisil
  5. 5.
    kendisine yöneltilen "tarihe nasıl geçmek istersiniz?" sorusunu şöyle yanıtlamıştır:

    "sessiz düşünceyle cia'i mahveden, söylediği blues ezgileriyle zencileri mest eden, rock'çıları ağlatan, adalet bakanlığı'nı havaya uçurmakla tehdit eden ve 48'inden sonra tanrıdan ve ölümden korkmayan, dünyanın en akıllı adamı olarak tarihe geçmek istiyorum".
    ... lou reloaded
  6. 6.
    William Blake mistisizmi, Walt Whitman coşkusu, William Carlos Williams edası şiirlerininin benisenmesinde önemli rol oynamış şairdir.

    YAPITLARI

    Howl and Other Poems (Uluma-Çığlık ve Diğer Şiirler,1956)
    Kaddish and Other Poems (Kaddiş-Ağıt ve Diğer Şiirler, 1961)
    Empty Mirror (Boş Ayna, 1961)
    Reality Sandwiches (Gerçeklik Sandviçleri, 1963)
    Airplane Dreams (Uçak Düşleri, 1968)
    Planet News (Gezegen Haberleri,1968)
    First Blues: Rags, Ballads & Harmonium Songs 1971 - 1974 (ilk Hüzünlü Ezgiler:Şamatalar, Baladlar ve Uyumlu Şarkılar,1975)
    The Gates of Wrath: Rhymed Poems 1948-1951 (Gazap Kapıları: Ritmik Şiirler,1972)
    The Fall of America: Poems of These States (Amerika'nın Düşüşü: Bu Eyaletlerin/Toprakların Şiirleri, 1973)
    Iron Horse (Demir At,1972)
    Mind Breaths (Zihin Solukları,1978)
    Plutonian Ode: Poems 1977-1980 (Cehennemî Ode: Şiirler,1982)
    Collected Poems: 1947-1980 (Toplu Şiirler,1984)
    White Shroud Poems: 1980-1985 (Beyaz Kefen Şiirleri, 1986)
    Cosmopolitan Greetings Poems: 1986-1993 (Evrensel Selamlaşma Şiirleri,1994)
    Howl Annotated (Şerh Edilmiş Uluma-Çığlık,1995)
    Illuminated Poems (Aydınlatan Şiirler,1996)
    Selected Poems: 1947-1995 (Seçme Şiirler,1996)
    Death and Fame: Poems 1993-1997 (Ölüm ve Şöhret,1999)
    1 ... i belong to che
  7. 7.
    (bkz: lsd 25)
    ... no soporto el rap
  8. 8.
    AMERiKA

    Amerika her şeyimi verdim sana, şimdi bir hiçim
    17 Ocak 1956 ve iki dolar yirmi-yedi sent.
    Kendi kafam bile destek değil bana.
    insanlarla savaşı ne zaman sona erdireceğiz Amerika?
    Al şu atom bombanı kıçına sok.
    Kafam bozuk, Amerika, bir de sen üstüme varma,
    Kafam yerine gelene dek şiir miir de yazmayacağım.
    Söyle bana Amerika ne zaman melekleşeceksin sen?
    Ne zaman anadan doğma olacaksın
    Ne zaman bakacaksın mezarlıktan Amerika?
    Ne zaman milyonlarca troçkistine yakışır olacaksın?
    Amerika, kitaplıkların niçin gözyaşı ile dolu?
    Amerika, Hindistan'a yumurtaları ne zaman yollayacaksın?
    Amerika bu senin kılı kırk yarmalarından bıktım artık.
    Ne zaman süpermarket'e gidip, şu güzel gözlerim için
    gerekenleri alabileceğim?
    Amerika, her şeyin bir yana, eksiksiz olan bir sen varsın
    bir de ben, öbür dünya değil.
    Şu makinalarına da dayanasım kalmadı Amerika, bil.
    Bende bir ermiş olma isteği uyandırdın.
    Bu tartışmayı çözmek için bir başka yol olmalı.
    Burroughs şimdi Tanca'da, sanmıyorum ki geri dönsün
    Korkunç bir şey olurdu bu.
    Sen de korkunç musun Amerika yoksa bir oyun mu bu?
    Saplantımdan döneceğimi sanıyorsan aldanıyorsun.
    Öyle üstüme varma Amerika, ne yaptığımı biliyorum ben.
    Amerika, erikler çiçek döküyor.
    Aylardır gazete okuduğum yok, her gün
    cinayetten birisi Kodesi boyluyor.
    Amerika, Wobblie'lere tutkunum ben.
    Küçükken komünisttim Amerika, özür mözür de dilemiyorum
    şimdi her fırsatta esrar çekiyorum.
    Günlerce evde oturup iş olsun diye kilerdeki gülleri seyrediyorum.
    Chinatown'a gittiğimde kafayı çekiyorum ölesiye,
    ama hiç kimselerle yatamıyorum.
    Bu işin içinde bir şamata olduğunu sanıyorum.
    Ah! Sen beni Marx okurken görmeliydin Amerika.
    Ruh doktorum hiçbir şeyin yok diyor.
    Hiçbir şeyim yok gerçekten, Tanrı' ya yakarma dahil.
    Mistik görünümlerim ve kozmik titreşimlerim var yalnız.
    Amerika, daha sana Max Amcam Rusya'dan döndükten sonra
    ona yaptıklarından söz açmadım.
    Sana sesleniyorum Amerika.
    Heyecanlarının daha Time eliyle yönetilmesine göz yumacak mısın?
    Ben Time'a tutkunum Amerika
    Her hafta bir tane alıp okuyorum
    Köşebaşındaki şekercinin yanından geçerken kapağı beni gözlüyor
    Onu Berkeley Halk Kitaplığı'nın bodrum katında okuyorum.
    Sana hep sorumluluktan söz ediyor. iş adamları ciddi.
    Film yapımcıları ciddi. Herkes ciddi, ben hariç.
    Zaman zaman Amerika ben değil miyim diye düşündüğüm oluyor.
    Yeniden kendi kendimle konuşmaya başladım işte.
    Asya bana karşı ayaklanıyor Amerika.
    Bir metelik talihim yok.
    En iyisi ulusal kaynakları inceleyip, onlara dönmek.
    Ulusal kaynaklarım, biliyorum, iki parça esrar,
    binlerce cinsiyet organı, saatde 1400 mil hızla giden
    bir özel basılmaz edebiyat ve yirmibeşbin tımarhane.
    Cezaevlerinden ve beşbin güneş ışığı altında saksılarda
    Yaşayan fakir fukaradan sözetmiyorum.
    Fransa'daki kerhaneleri kaldırdım, şimdi sıra Tanca'da.
    Katolik olmasına katoliğim ama gene de Başkan olmak istiyorum.
    Amerika senin bu alık ve çılgın havanda nasıl kutsal bir yakarma yazabilirim?
    Dörtlüklerime Henry Ford gibi devam edeceğim,
    yazdıklarım onun çıkardığı otomobiller kadar
    kişisel, üstelik her biri değişik cinsiyetten.
    Amerika dörtlüklerimi peşin para 2500 dolardan satarım sana,
    eski dörtlüklerimi de 500 eksiğine alırım.
    Amerika Tom Mooney'i serbest bırak.
    Amerika ispanyol cumhuriyetçilerini kurtar.
    America Sacco ve Vanzetti ölmemeli. Amerika ben Scottsboro çocuklarıyım.
    Amerika, yedi yaşımdayken anam hücre toplantılarında götürürdü beni,
    orda bize leblebi satarlardı, bir karneye bir avuç leblebi
    beş sent ve söylev beleşti
    herkes bir melekti orda Amerika ve işçiler karşı iyi
    duygularla doluydu herkes içtendi Amerika ve bilemezsin
    parti 1833'de nasıl iyiydi ve Scott Nearing ne hoş
    bir ihtiyardı Bloor Ana bir seferinde nasıl da ağlatmıştı
    beni bir kez israel Amter'i görmüştüm orda.
    Her biri birer casus olmalıydı onların.
    Amerika biliyorum gerçekten savaşmak istemiyorsun.
    Amerika onlar rus haydutları biliyorum.
    Ruslar onlar Ruslar ve Çinliler. Ve Ruslar. Ve Ruslar.
    Rusya bizi canlı canlı gövdeye indirmek istiyor.
    Lüpletmek istiyor. Gücünde çılgına dönmüş Moskof.
    Elimizden arabalarımızı ve garajlarımızı almak istiyor.
    Chicago'yu ele geçirmek istiyor. Onun kızıl Reader Digest'a ihtiyacı var.
    Bizim otomobil fabrikalarımızı Sibirya'ya taşımak istiyor.
    Benzin istasyonlarımızı o büyük iğrenç bürokrasi yönetsin istiyor.
    iyi bir şey değil bu.
    O kızılderililere okuma yazma öğretmek istiyor.
    Onun güçlü kuvvetli zencilere ihtiyacı var.
    Bizi günde on-altı saat çalıştırmak istiyor.
    imdat.
    Amerika bu iş ciddi.
    Amerika ben bunları televizyona bakarak çıkarıyorum.
    Amerika doğru mu bunlar ?
    Hemen çalışmaya başlasam iyi olacak, öyle görülüyor.
    Ama orduya yazılmak istemiyorum, ne de fabrikalarda tasviye tekerleği çevirmek,
    miyobun biriyim, üstelik kafadan çatlak.
    Amerika dönsün çark. Nasılı masılı yok. Şu oğlan omuzlarımızla dönsün.
    4 ... inanna salome
  9. 9.
    LSD 25

    Milyon kere milyon gözlü bir canavardır o.
    Tüm fiilleri ve kendi kendi içinde gizlenmiştir o.
    Elektrikli yazı makinalarında mırıldanır
    Kendine bağlı bir elektrik gücüdür o, kendi telleri
    Olduğu zaman
    Geniş bir örümcek ağıdır
    Ve ben örümcek ağının son milyonuncu sonsuz uzantısı
    üstünde bir tasalı kişi
    Yitik, ayrık, bir solucan düşünce, bir kendi kendisi
    Çin'in milyonlarca iskeletinden biri
    Özel yanlışlıklardan biri
    Ben allen ginsberg bir ayrık bilinç
    Tanrı olmak isteyen ben
    Sonsuz Uyum'um en küçük titreşimini duymak isteyen ben
    Titreyerek ateşteki uçucu müzik tarafından yokedilmesini bekleyen ben
    Tanrı'dan tiksinen ve ona bir ad veren ben
    Sonsuzluk yazı makinasından yanlışlar yapan ben
    Ben, mahvolmuş ben
    Ama evrenin öbür ucundan milyon gözlü adsız bir örümcek
    Sonu olmayan bir ağ örüyor kendinden
    Canavar olmayan canavar elmalarla, kokularla,
    Demir yollarıyla, televizyonlar, kafataslarıyla yaklaşıyor
    Bir evren ki kendi kendini yiyor, bir evren ki kendi kendini içiyor.
    Kafatasının kanı
    Göğsü kıllı tibetli yaratık ve karnının üstündeki Zodyak
    Eğlenmesini bilmeyen bu adaklık kurban
    Aynadaki yüzüm, ipek saçlar, gözlerimin altında çizgiler halinde
    Birikmiş kan, emici, bir kokuşuk, bir kokuşkan uçarılık
    Bir hırıltı, bir zırıltı, sonsuzluk içinde bir bilinti ki
    Tüm Evrenlerin gözünde bir sürüngen
    Varlığımdan kurtulmaya çalışarak, Göz'e girmeyi beceremeden
    Kusuyorum, trans halindeyim, gövdem çırpınıyor, miğdem
    Buruluyor ağzımdan sular geliyor, burda Cehennem'deyim
    Örümcek ağları üstündeki çıplak yaşamsız mumyaların sayısız
    Kurumuş kemikleri, Hayaletler, bir Hayaletim ben
    Müzikte bağırıyorum durumumu, odaya, yakınımda kim varsa ona,
    Bağırıyorum, siz, Tanrı mısınız siz?
    Hayır, Tanrı olma mı istersiniz?
    Cevap yok mu?
    Her zaman bir Cevabın olması mı gerek? Cevap verin,
    Sanki benim elimde Evet ya da Hayır demek
    Tanrıya şükürler tanrı değilim! Tanrı'ya şükürler Tanrı değilim!
    Ama girebilmek için Birlik'in Evet'ini özlüyorum
    Dalabilmek için evrenin her köşesine, hangi koşullar altında olursa olsun
    Bir Evet, var... bir Evet varım, yaşıyorum... bir evet siz
    Varsınız yaşıyorsunuz.... bir Biz
    Bir biz
    Ve bir Şu olmalı, ve bir Onlar, ve bir Cevapsız Şey
    Borulardır o,
    Multiple Scelorosis'dir o,
    Umudum değildir o
    Sonsuzluktaki ölüm değildir
    Sözüme dikkat
    Bir Hayalet Tuzağı, Sıkkım ya da Tibet'te bir rahibin dokuduğu
    renk renk binlerce ipliğin bir birleşik biçimi
    Örülmüş, gerilmiş, ruhsal bir tenis raketi
    Bakınca, uçucu ışık dalgalarının yayıldığını görüyorum
    Milyarlarca yıl gibi teller üstünden akıyor parlak enerji
    Tellerin kumaşı tılsımla değiştiriyor renklerini
    biri öbürüne Doğru tıpkı, sanki
    Hayalet Tuzağı
    Evren'in küçük bir örneğiymiş gibi
    Bilinç birbirine bağlayan makinanın algılayan parçası
    Dışarda, Zaman içinde Gören'e doğru dalgalarını salıyor
    Kendi görünümünü küçük bir örnekte sunuyor
    bir kez - ama her zaman için
    Dikkatlice yenileyerek aşağı doğru sonsuz değişiklerle
    Ve bu her parçada aynı her yerde aynı
    Gerçek Başlangıç'tan bu yana uzayın derinliklerinde kendi kendini
    Çoğaltan bu enerji - ya da görünüm
    Bir 'O' ya da bir 'Aum' olabilir
    Kendi öz Görünümü'nün modeli üstünde kendi kendini kuşatmış
    bu bir tek Sözcük'ün çeşitlemelerini çekerek
    En uzak Nebula ve en geniş Astrolojilerin dalgalarında dışa
    doğru dönüyor
    Yüklü, kendi kendine sadık kalması için, bir Fil derisi üstüne
    Çizili Mandala'da
    Ya da gülümseyen bir düşsel Fil'in böğründeki resmin fotoğrafında
    Fil'in görünüşü her ne kadar yersiz bir şakaysa da-
    Bir Ateş Şeytanınca tutulmuş bir işaret olabilir bu.
    ya da bir geçicililik canavarı
    Ya da boşluktaki karnımın fotoğrafında
    Ya gözümde
    Ya da haç çıkaran rahibin gözünde
    Ya da kendisine kendi gözünde bakan ve ölen
    Ve gerçi bir göz ölse de
    Ve gerçi benim gözüm
    ölse de
    Milyon gözlü canavar, Adsız, Cevapsız, Benden-saklanan,
    sonsuz varlık
    Kendi kendisini doğuran Yaratık
    En küçük bir davranışıyla titreten, bütün gözleri aynı anda ayrı ayrı yerlere
    bakan
    Tek ve Tek-Olmayan kendi yönünde kıpırdanan
    Daha sonrasını bilemem
    Ve ben bu canavarın betimlemesini yaptım
    Ve bir gün bir başkasını göstereceğim
    Bir Cryptozoid duyganlığı bu
    Sürünüyor ve dalgalanıyor denizin dibinde
    Kenti teslim almaya geliyor
    Her bilinci yok ediyor
    Evren kadar ince, karışık
    Kusturuyor beni
    Çünkü göze görünmesini kaçıracağımdan korkuyorum
    Nasıl olsa beliriyor
    Nasıl olsa beliriyor aynada
    Deniz gibi aynadan da yıkanıp geçiyor
    Sonsuz dalgalanmalar bu
    Aynayı temizleyince çekiliyor ve Bakan'ı boğuyor.
    Yeryüzünü boğuyor yeryüzünü boğduğunda da
    Kendi kendi içinde boğuluyor
    Müzikle dolu bir ceset gibi açıklara doğru yüzüyor
    Kafasında bir çocuk gülüşü
    Karanlık denizde bir ölüm çığlığı
    Kör bir heykelin dudaklarında bir gülümseme
    O orda
    Benim değil
    Kendim için kullanmak isterdim onu
    Kahraman olmak için
    Ama bu bilince satılık değil o
    Her zaman kendi yolunda ilerliyor
    Tüm yaratıkları bitirecek
    Geleceğin radyosu olacak
    Zaman içinde kendi kendini duyacak
    Dinlenmek istiyor
    Kendi kendisini görmekten, kendi kendisini duymaktan yorgun
    Başka bir içim istiyor bir başka kurban
    Beni istiyor
    Bana akıl veriyor
    Bana varoluş nedenini veriyor
    Bana sonsuz cevaplar veriyor
    Ayrık olmak için bir bilinç ve görmek için bir bilinç
    Ya bir olacağım ya da bir Başkası, alın yazım bu,
    Hem ikisiyim hem de hiçbir değilim demek
    Ben olmasam da kendi kendiyle uğraşabilir o
    Cevapsız bir Çift'tir o
    Elektrikli yazı makinalarının üstünde vınlıyor o
    Parçalı bir sözcük yazıyor
    Yazdığı parçalı bir sözcük
    1 ... inanna salome
  10. 10.
    ŞARKı

    Dünyanın ağırlığı
    aşktır.
    Yalnızlığın yükü
    altında,
    Hoşnutsuzluğun yükü
    altında,
    o ağırlık
    taşıdımız o ağırlık
    aşktır.
    Kim öyle değil diyebilir?
    Düşlerde
    o ağırlık sürtünür
    bedene,
    düşüncelerde
    bir mucize
    yaratır,
    hayalinde
    kıvranır
    insan olup
    doğuncaya dek-
    saydamlıkla yanıp tutuşan
    yüreğinden bakınır-
    çünkü yaşamın yükü
    aşktır,
    ama biz taşırız onu
    yorgun argın,
    dinlenmek zorundayız
    artık
    aşkın kucağında,
    dinlenmeliyiz
    kolları arasında aşkın.
    Dinlenmek olmaz
    aşk olmadan;
    uyku yoktur
    görülmezse
    aşk rüyaları-
    çıldırsan da, üşüsen de
    kafandan çıkmasa da
    meleklerle makineler,
    son dilek
    aşktır
    -acı olamaz o,
    inkar edemez
    kendini tutamaz
    inkar edilirse:
    Öyle ağırdır ki yükü.
    -vermek zorundadır
    çünkü düşünceler gibi
    geri çevrilemez de
    verilir
    yalnızlıkta
    ölçüsüzlüğünün
    mükemmelliğinde.
    Sımsıcak gövdeler
    birlikte ışıldılar
    karanlığın içinde,
    el uzanır
    bedenin
    tam ortasına,
    ten ürperir
    mutlulukla
    ve can sevinçle belirir
    göze-
    evet, evet
    işte buydu
    benim istediğim,
    hep isterdim bunu,
    hep istedim bunu,
    dönmek istedim
    içinde doğduğum
    bedene.

    http://galeri.uludagsozlu.../r/allen-ginsberg-124161/
    2 ... inanna salome