bugün

entry'ler (1215)

gitar çalan erkek

2020 yılında amacını yitirmiş başlıktır. Zira gitar çalmayan kalmamıştır ve fakat nasıl çaldıkları önemlidir. Kriter virtüözüte mi, iki akor ekseninde dönen çırpınmalar mı...

uyandırmadan

Birkaç kadeh içtiğinde hatırlanacak şarkılar arasındadır artık... Anılara sarılıp öylece kalmak için mi, yoksa anılardan sıyrılıp yaşamak için mi? Siz karar verin...

uyandırmadan

Birkaç kadeh içtiğinde hatırlanacak şarkılar arasındadır artık... Anılara sarılıp öylece kalmak için mi, yoksa anılardan sıyrılıp yaşamak için mi? Siz karar verin...

ukulele

Okul öncesi çağdaki öğrencilerimin çoğunlukla “kukulele” dedikleri, 4 telli minik bir gitar türüdür. Çalması çok keyifli ve gitara nazaran bir nebze daha kolaydır. Şu an dünya genelinde de çok popülerdir...

kıza mesaj atmak ama kız niyeyse cevap vermemek

Turkish please.

günde 5 litre su içmek

“Su zehirlenmesi” diye bir şey var.

müslüman bir ülkede oruç tutmayan kişi istemiyoruz

“Müslüman” -tırnak içinde- bir ülkede, bebeklere tecavüz edilebiliyor, hiç ceza alınmadan kurtulunuyor. Kediye, köpeğe, eşeğe tecavüz ediliyor, hiçbir sonucu olmuyor. Kadınlar taciz ediliyor, engelli bir kız çocuğu ses çıkaramadığı için tecavüzü haklı bulunuyor. Daha çok şey yazabilirim... Oruç tutanın orucu kendini, tutmayanın da kendini bağlar. Çevrendekilere zarar vermediğin sürece ne istersen yaparsın. Ayrıca siz kimsiniz aq? Ben de “müslüman” -tırnak içinde- bir ülkede oruç tutmayan kişi istemeyenleri istemiyorum.

gözlüklü insanlar

Gözlük takan insanlara hiçbir sözüm yok. Ama o gözlüğe özellikle de normal numaralı gözlüğe ip, sap bir şey takıyorlar ya o çok irite ediyor...

gecenin şarkısı

https://youtu.be/uPy5igZJnVw

squatlı kadın poposu

Bar tuvaletlerinde, tepeden klozeti hedef almak suretiyle sürekli çiş yapan kadın poposudur.

güray hekim

Sen bana erkendin, ben sana geç kaldım...

O, mavi gözlü bir devdi..

Hayır.. Hiç de dev değildi.. Küçücük bir adamdı.. incecik bedeninin içinde kocaman bir deniz taşırdı.. Dokunsan, onun denizi sana doğru akardı. Konuşsan, kelimeler ağzından bilmiş bilmiş çıkardı. Bakardı bazen.. Sadece bakardı. O, yüzünün iki tarafına dağılmış mavi gözleriyle bakardı.. Çoğu zaman susardı.. Hep gitmek isterdi.. Kendinin de bilmediği yerlere.. O yüzden sırtına çantasını asıp, vakur bir yalnızlıkla giderdi. Ama dönerdi.. Narin ve güçsüz bedeninin içinde uçsuz bucaksız denizleri taşırdı.. Ama bu kıçıkırık deniz, onu bir gececik taşıyamadı..

Bir gün ona, odasındaki eski ve bozuk televizyonları gösterip, neden orada olduklarını sormuştum.. "Bir gün tamir ederim diye düşünüyorum" demişti. Geçmişini sevmeyen adamlar, geleceğe hep geçmişten bir şeyler götürür, o bunu hiç bilemedi. Ben de söylemedim. Çünkü üzülürdü.. Hemen gözlerini devirirdi. Susardı. Belki günlerce susardı.. O, kalp dışında hiçbir şeyi tamir etmeyi bilmezdi..

Bir gün elinde bir sinema biletiyle gelmişti.. "Şarküteri". Film festivallerini severdi. Bütün festivalleri severdi aslında. Çünkü festivallerde mutsuz insanlar olmaz. O mutlu insanları severdi. Birlikte izlediğimiz en kanlı filmdi. Bir ara ben sıkıntıdan ölürken bana dönüp, o gözlerini kırpıştırarak "güzel film değil mi" diye sormuştu.. Güzel filmdi.. O sorduğu için güzeldi.

Rastalı saçları vardı onu tanıdığımda.. Upuzun beline kadar.. Kendisi sarı, yer yer de mavi.. "Kestir şunları artık, yakışmıyor" demiştim bir keresinde.. Ertesi gün gelmişti kazıttığı saçlarıyla.. "Böyle daha rahat oldu, duş almak işkence değil artık" demişti.. Oysa o rastalı saçları senelerce istemişti..

Bazı insanlar, neden onlara verildiğini bilmedikleri acılarla doğarlar.. Sonra o acılarla büyürler ve başa çıkmanın yollarını ararlar.. Bu yolları ararken çok canları acır, çok yara alırlar.. Kim olduğunu bilmedikleri bir Tanrı'ya "neden" diye sorarlar.. Asla başlarını eğmezler ve yola devam ederler.. Ama tam mutlu olmaya başladıklarında, bu sefer hiçbir şey soramayacakları bir yere gönderilirler..

Bazı insanlar giderler.. Sadece giderler.. Üstelik bilmeden.. Bilseler yanlarına en azından bir şeyler alırlar.. Winston soft mesela.. Efes Şişe mesela.. Yahut Accross The Universe.. Bozuk televizyon. Birkaç şarkı.. Ama bilmezlerse gideceklerini.. Alamazlar.. Zaten bilseler, gidemezler..

O mavi gözlü bir devdi..

Hayır, dev falan değildi. Küçücük zarif bir bedeni vardı. Kibar elleri.. Her an ağlayacakmış gibi hep bükülü duran dudakları.. Suratında sanki oyun oynarken zorla yemeğe çağrılmış bir çocuk saflığı..
Kuşkusuz dev olan kendisi değildi.. Ne kadar kırılsa da, kıranı bağışlayan yüreğiydi.. Kocaman denizleri taşıyan yüreği.. Bir gece onun denizi, okyanusuna kavuştu.. Gelecek zaten yoktu.. Benim de geçmişim, onunla birlikte sessizce kayboldu..

Gürsaç.. Huzurla uyu..

bir kadındaki en itici detay

‘Aaabi’ ve ‘kankaa’ diye söze başlaması bence. Sadece kadın için değil bence genel olarak çok itici...

istanbul

istanbul çok kötü ya, çok iğrenç. Çok kalabalık, aman çok karışık diye uzayabilir. Ama istanbul’da doğup büyümüş, istanbul’un dokusunda ergenliğini geçirmiş, her şeyin ilkini orada yaşamış biri için, istanbul öyle güzeldir ki... Evet çok değişti. Beyoğlu eski Beyoğlu değil. istiklal’de artık tuhaf tuhaf insanlar yürüyor. ilk gençliğiniz, anılarınız, aşklarınız hepsi yitip gitti. Kent, dönüştü. Hatta yağmalandı. Kadıköy, Taksim’den kaçanlarla dolu. Beşiktaş keza öyle. Cihangir, eski Cihangir değil. Tüm bunları yazarken öyle üzülerek ve özleyerek yazıyorum ki... Değişti, dönüştü, parçalandı, tuhaflaştı. Ama her sokağında sizi kucaklayan bir yanı hâlâ var. Tüm karışıklığına, karmaşasına rağmen, tüm şehirlerden farkı mutlaka var. Hayallerin, umutların, acıların, varoluşun ve aynı zamanda yok oluşun kenti olacak her zaman...

mustafa kemal atatürk

86 yılından bu yana yaşamını idâme ettiren bir birey olarak, geçen sene bu zamanlar mecburen izmir’e taşındım ve Mustafa Kemal Atatürk’ün bir toplum için ne anlama gelebileceğini gerçekten anladım. Siz hiç bakkalda Atatürk’ün portresinin asılı olduğunu gördünüz mü? Ya da bir köyde insanların Atatürk’e kadeh kaldırdığını? izmir’in Dağlarında Çiçerkler Açar diye marş söylerken, marşı besteleyen adamdan daha şen ve daha gururlu insanlar gördünüz mü? Atatürk büstüne ‘canım Atatürk’üm’ diye sarılan çocuk gördünüz mü? Zor... izmir dışında görmeniz imkansız değil, ama zor... Mustafa Kemal Atatürk’ün izmir’de anlamı çok farklıymış. Az çok biliyordum; ama tanık olmamıştım... Burada herkesin kolunda Atatürk’ün imzası var... Bence daha fazla açıklama yapmaya gerek yok...

across the universe

Yıllar sonra entry girmek için beni yine heyecanlandıran yegâne şarkıdır. Şöyle ki, Lennon bilgeliğin peşinden koşarken çok yanlış yerlere gelmiş ve guru addettiği yogiyi bu şarkıda reddetmiştir. Benim için anlamı çok başkadır. Milyon tane insan coverlamadan önce, bu dünyaya ait olmadığını düşündüğüm bir ezgidir.. ki kolumda sözleri yazmaktadır. Zira ‘nothing’s gonna change my world’ aslında hepimizin reddettiği ama sonunda kucağına düştüğü bir önermedir...

bozcaada caz festivali

ilki 2017’de yapılan ve oldukça başarılı, kaliteli caz festivalidir. herkes böyle düşünmüş olacak ki, ikincisi de bu sene temmuzda yapılıyor. bozcaada’nın hâlâ bozulmayan dokusu, festivalin iyi organize edilmesi (ki müzisyen ediz hafızoğlu’nun bunda parmağı var) ve festivalde ultra kaliteli isimlerin sahne alarak bize gerçek müzisyenliği ve gerçek müziği anlatması festivali eşsiz kılan ayrıntılardan. gidin, güzel müzik dinleyin, bir kilisenin bahçesinde kendinizi çimlerin üzerine bırakın ve yıldızlar size eşlik etsin...

http://www.bozcaadacazfestivali.com

bi sanat

istanbul'un nadide ilçesi Kadıköy'de hizmet veren sanat dolu bir okul. Müzik, tiyatro, dans ve resim bölümleri var. Ticaret amaçlı kurslara benzemiyor. Başında işi bilen konservatuvar mezunu kimseler var. Bir bakın:http://www.bisanat.org

en iyi yabancı diziler

Türüne göre cevabı da değişecek olan ve beni benden alan çılgın ankettir.
Şöyle ki, eğer seri katildi, cinayetti bunlara yükseliyorsanız kesinlikle Dexter ve Mentalist.
Yine ajanlı falan böyle derin devlet işleri severim diyorsanız Person Of Interest doğru dizi.
Fantastik kurgu isterim, aman da biraz aksanlı olsun, kostümdü, makyajdı, savaştı, görüntü de hayvan gibi olsun diyorsanız Game Of Thrones ve Vikings.
Tatlılı, cicili olsun, güldürsün diyorsanız kült diziler olan seinfeld, coupling, how i met your mother'ı falan izlediğinizi düşünerek, new girl diyorum. Böyle ünlülerin kendini oynadığı, bol bol hollywood kafasına girmek istiyorsanız entourage.
kara mizah, yabancılaşma falan istiyorsanız tartışmasız breaking bad. Doğaüstü olsun, ruhlar alemi, yaratıklar falan olsun diyorsanız yeni bir dizi var penny dreadful. Abarmış Bilimsel kurgu falan diyorsanız, fringe eskidir ama iyidir. Onun dışında yine yeni dizilerden Orphan Black gayet başarılı.

kusmak üzereyim

Hepimiz insan doğup yalnız öleceğimize göre, şiddetle dinlenmesi gereken Kaan Boşnak şarkısıdır. Fazla güzeldir.

yüzyüzeyken konuşuruz

Şöyle bir diyalogla keşfettiğim gruptur kendileri:

+Yarın bişiyler yapalım mı?
-Konsere gidiyorum, sen de gelsene
+Kimin konseri?
-Yüzyüzeyken konuşuruz..
+La söylesene, kimin konseri?
-Yüzyüzeyken konuşuruz dedim ya..
+Olm o ne, gizli bilgi mi, neyin kafasındasın amk, niye yüzyüze konuşuyoruz? Kimin konseri diyoruz ona göre gelicem herhalde!
-Yahu grubun adı Yüzyüzeyken Konuşuruz. Cahil misin amk?
+..........................................
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.