bugün
- 16 haziran 2026 iran yeni zelanda maçı10
- true'ya arkadan sahip olmak13
- kısa saçlı hatun çekiciliği6
- yükseleni aslan olan aslan burcu kadını5
- haksızlığa uğrayanın hakkını alması3
- kadınların romantik sözleri pek sallamaması2
- yazilimcilarin flort hayati üzerine veri analizi2
- evlenmeyi başaramamış erkek2
- varoşluk göstergesi küçük detaylar3
- kız arkadaşının giyimine karışmayan erkek13
- kadın olsaydım çok açık giyerdim22
- ece irtem9
- amerika birleşik devletleri4
- tanga neden giyilir11
- 14 haziran 2026 avustralya türkiye maçı58
- iran3
- forma3
- 15 haziran 2026 belçika mısır maçı8
- 15 haziran 2026 ispanya yeşil burun adaları maçı10
- puma2
- arkadaşlar uyudunuz mu5
- avusturya2
- dünya2
- namus takıntısı olan erkek17
- bir erkekte kabul edilemez 250 özellik8
- senegal3
- kimsesizlerin kimsesi zall'a açık mektuptur15
- kemal kılıçdaroğlu14
- açık giyinebilmek özgürlüktür9
- dinlerin geldiği günden beri kan dökmesi20
- en son ne aldınız3
- aleyna tilki'nin konserde verdiği efsane frikik6
- nesrin cavadzade9
- 16 haziran 2026 fransa senegal maçı3
- ankaralıların melih gökçeği arıyoruz demesi8
- hayatın renginin kalmaması7
- sohbet edilen kişinin sürekli telefonla uğraşması7
- ankaradaki çıkılamayan yokuş6
- kızımın ismini teresa koymak istiyorum10
- maxi araujo2
- kullanmak zorunda kalınan en kötü tuvalet5
- futbol10
- pornoda hoşlanılan kıza benzer kız aramak9
- sürekli kendine hatırlatmak zorunda olduğun o söz9
- evlenmemeyi başarı olarak görmek8
- ona bir şey söyle14
- yalnız yaşamak6
- regl dönemi çirkinliği8
- son gün aslan burcu olmak4
- badelenmiş sözlük yazarları7
Geç kaldığım kitap...
"bat dünya bat, kör ol da piyango bileti sat."
Sevdiren ve nefret ettirendir. Eğer fazla okuma alışkanlığınız yok ise bu kitap sizi kitap okuma kültüründe yarı yolda bırakır. fakat okumayı seviyor iseniz size bir şaheser olarak görünür. iki yüzlüdür. Güçtür, sabır gerektirir. Bitirince de enfes bir duyguya kapılırsınız, deneyin efenim.
çok sıkıcı ama muhteşem bir edebi eserdir. sıkıcılığı alışılagelmiş bir yapıt olmamasından kaynaklanır.
"felsefeyi seviniz, fakat koparmayınız
demekle özetliyor, bu dünyada yalnızız."
demekle özetliyor, bu dünyada yalnızız."
Dost meclısınde tok bır sesle, bırer kadeh vıskı eslıgınde okundugunda her bır satırın daha anlamlı geldıgı kıtap.
benim gibilerin terceme-i hal'i olan kitaptır.
merak ediyorum, aceba bu adam bütün kitaptaki bu kahramanları hayalinde mi yarattı yoksa gerçek hayatta uzantıları var mı!?
(bkz: disconnectus erectus)
(bkz: franz hegel)
(bkz: dandini ile dasdana)
disconnectus erectus benim beyler haberiniz olsun...
merak ediyorum, aceba bu adam bütün kitaptaki bu kahramanları hayalinde mi yarattı yoksa gerçek hayatta uzantıları var mı!?
(bkz: disconnectus erectus)
(bkz: franz hegel)
(bkz: dandini ile dasdana)
disconnectus erectus benim beyler haberiniz olsun...
"Yüz kere yazmak istiyorum:
adam tabancasını çıkardı ve ateş etti. Çünkü yüz kere geliyor aklıma günde. Kime ateş etti? Bilemiyorum."
adam tabancasını çıkardı ve ateş etti. Çünkü yüz kere geliyor aklıma günde. Kime ateş etti? Bilemiyorum."
"bir gün ölürse ona bu vatan bir mezarlık yer verecek
oturdu bir destan yazdı kendini yerecek"
oturdu bir destan yazdı kendini yerecek"
"Tutunacak bir dalımız kalmıyor. Tutunamıyoruz"
keşke sarhoş okumasam. Tv'de arka planda yanlışlıkla sahur vakti ulusal kanal açık olmamalı kesinlikle. Zira selim başgan ruyasında abdülhakhamit'len hitler'i görebilir ama ben neden ruyamdan ağlayarak uyanıyorum o var.
oğuz atayı, oğuz atay yapan şahane eser. oğuz atay öyle bir yazmış ki, insan her sayfasında hayrete düşüyor ve kendini sorguluyor. freud un id, ego ve süper ego üçlemesini olric,selim ve turgut arasında paylaştırmış. her ne kadar biz bunu tehlikeli oyunlarda gördüysek de ne hikmet benol turgut özbenin yerini tutmuştur ne de diğer karakterler... zirvede yazmaya başlayan yazar doğal olarak beklentiyi yükseltmiştir ve ardından ortaya koydukları okuyucuyu doyumsuz bırakmıştır. ancak oğuz atayın muhteşem dili ve postmodernizmle yoğuran dünyasına girmek şahanedir. tutunamayanlar kesinlikle okunması gerekli bir kitaptır ve her okuyuşta farklı tatlar bırakmaktadır. bir tutunamayandan önerilir...
oğuz atay'ın "tutunamayanlar" üzerine röportajı.
--spoiler--
Pakize Kutlunun Oğuz Atayla yapmış olduğu aşağıdaki röportaj Yeni Ortamda 30 Eylül 1972 tarihinde yayımlanmıştır.
1970 TRT Roman Ödülünü kazanan ilk romanınız Tutunamayanlara karşı eleştirmenlerimiz genellikle yaklaşmaktan kaçınır bir tavır takındılar. Romanınızı ödüllendiren TRT seçici kurul üyesi edebiyatçılarımız da bu suskunluğa katılır göründüler. Tavrı bütün olarak nasıl yorumluyorsunuz?
Eleştirmenlerimizin, daha doğrusu uzun süredir yazmayanların dışında olanların kafasında belirlenmiş, sınırları çizilmiş bir roman tanımı var sanıyorum. Bu yüzden bir kitabı bu ölçülere uyup uymamasına göre değerlendiriyorlar. Belki de benim yazdığım, bir bakıma karmaşık ve alışılmadık sayfalar için henüz yeni bir kalıp bulamadılar.
Oğuz Atay, romanınızın yapı, içerik ve anlatım çeşitliliği bakımından alışılandan farklılığı hemen dikkati çekiyor. Anlatım özelliğindeki değişiklikler, sıçramalar ve hız okurun romana girmesini bir ölçüde güçleştirmiyor mu? Bu, okurla aranızda kurmak istediğiniz bağ bakımından düşündürücü değil mi?
Ülkemizde okur sayısı oldukça düşük. Büyük kalabalıklarla bağ kurduğu sanılan romanların bile aydınların dışında bir okuyucu kütlesi bulunduğunu sanmıyorum. Üstelik aydınlar, bir de kendileri hakkında yazılanları okumak zorunda. Bu bakımdan benim gibi yeni yazmaya başlayan birini arayıp bulmak ve alıp okumak zahmetinin üstesinden gelmiş okuyucuların, ilk bakışta yorucu görünen sayfalar arasında güçlük çekmeyeceğine güveniyorum. Okur yazarı az olan ülkemizde bile, okuyucular böyle bir kitap yayımlandığını haber alırlarsa, birçok yazarımızın aklından bile geçiremeyeceği bir yetenekle daha neler neler okuyabileceklerine inanıyorum. Okuyucuyu yeteneksiz sayarak yazmak istediklerini sadeleştirme çabasına girişenlerin de neden oturup yazdığını anlamıyorum.
Tutunamayanlar ile ne yapmak, neyi vermek istediniz?
Tutunamayanlar ile çok basit bir iş yapmak istedim; insanı anlatmayı düşündüm. Kapalı dünyalar içinde yaşayan yazarların bile bu cümleye hemen isyan edeceğini, Peki herkes ne yapıyor? diye öfkeleneceğini bildiğim halde bu basit gerçeği söylemekten kendimi alamıyorum. Ben, kahramanlarımın iplerini istediği gibi oynatarak insanlardan kuklalar yaratan büyük romancıların yeteneklerinden yoksunum. Roman kahramanlarına uygulayacak büyük nazariyelerim, onları peşinden koşturacağım büyük ülkülerim yok. Ya da insanlara, özellikle tutunamayanlara saygım büyük olduğu için, acıyorum onlara; böyle büyük büyük meselelerin makale, inceleme, deneme gibi yazı türlerinin konusu olduğunu sanıyorum.
Tutunamayanlardan Selim Işık kimdir?
Selim Işık, birçok tutunamayanın bileşkesidir. intihar eden bir arkadaşım, Ural var; ama bütünüyle Selim Işık o kadar değil. Belki ben varım (bu cümleyi yazmayın). Adlarını yazmanın sakıncalı olduğu birçok arkadaşım var. Herkesin tutunan olmak istediği bir ülkede tutunamayanlığı seçen Selim Işıkla yakınlığının olması birçok kimseye dokunur diye onların adlarını saymak istemiyorum. Selim öldü. Selimlik de ölmüştür. Başarının insanı sevimsizleştirdiğini yazmıştım bir yerde; fakat tutunamayanlığın sevimliliğine de kimsenin yanaşmadığını görüyorum. Neden yanaşsınlar? Bir arkadaşımın dediğine göre, ben romanda herkesi bir bakıma tutunamayanlığa çağırıyormuşum. Henüz bir karşılık alamadım.
Ya Turgut Özben?
Turgut Özbenin durumu farklı bir bakıma. Turgut, bütün çabasına rağmen tutunamıyor. Bu açıdan Selim kadar akıllı değil. Belki de Turgut, bir kişinin, bir tutunamayanlar prensinin ortaya çıkarak, hepsi adına sonuna kadar dayanmasını istediği için kata, arabaya ve küçük burjuva nimetlerine boş verip tutunamamayı seçiyor. Selimle birlikte Selim öldükten sonra yola çıkıyor. Son olarak bir trende görmüşler onu. Belki yolculuğu bitmemiştir daha.
Bir de hikâyeniz yayımlandı. Yeni Derginin, Eylül 1972 tarihli sayısında. Roman ve hikâye bağlantısı üstüne düşündükleriniz? Bugün hâlâ ayrı türler olarak tanımlanabilir mi?
Bugünlerde hikâye yazıyorum. Kısa yazmaktan başka bir meselem yok; çünkü 60 sayfalık bir hikâye yazdım, bastırması güç oluyor dergilerde. Romanda şiir, oyun, makale (hepsi uydurma elbette) gibi birçok türden yararlanmıştım. Romanın bu bakımdan hikâyeden farklı imkânları var herhalde. ikinci romanım Tehlikeli Oyunlarda özellikle oyun parçaları var. Bunun dışında, bu iki tür arasında farklar varsa onu eleştirmenler daha iyi bilirler.
Yazarlarınızı açıklar mısınız? Neden sevdiğinizi, gerekçeleriyle?
Sevdiğim yazarların başında Kafka ve Dostoyevskiyi sayarsam, Tutunamayanları okuyanlar için şaşırtıcı olmaz herhalde. insanı, bu arada Selim Işıkı yalnız bırakanların dünyasında böyle yazarlara da tutunamazsak sonumuz ne olur? Gonçarovun Oblomovu, bir zamanlar hepimizi çok sarsmıştı. Stendhal, Laclos, George Eliot, Henry James, Melville, Nabokov gibi ustalardan da etkilendiğimi sanıyorum. insan roman yazmak istediğinde bir yazarın dediği gibi, başka romanlara heyecan duyarak kapılıyor. Hayatı roman olanların yazdığı pek görülmüyor.
- See more at: http://www.edebiyathaber....ine/#sthash.9PhmRUJq.dpuf
--spoiler--
--spoiler--
Pakize Kutlunun Oğuz Atayla yapmış olduğu aşağıdaki röportaj Yeni Ortamda 30 Eylül 1972 tarihinde yayımlanmıştır.
1970 TRT Roman Ödülünü kazanan ilk romanınız Tutunamayanlara karşı eleştirmenlerimiz genellikle yaklaşmaktan kaçınır bir tavır takındılar. Romanınızı ödüllendiren TRT seçici kurul üyesi edebiyatçılarımız da bu suskunluğa katılır göründüler. Tavrı bütün olarak nasıl yorumluyorsunuz?
Eleştirmenlerimizin, daha doğrusu uzun süredir yazmayanların dışında olanların kafasında belirlenmiş, sınırları çizilmiş bir roman tanımı var sanıyorum. Bu yüzden bir kitabı bu ölçülere uyup uymamasına göre değerlendiriyorlar. Belki de benim yazdığım, bir bakıma karmaşık ve alışılmadık sayfalar için henüz yeni bir kalıp bulamadılar.
Oğuz Atay, romanınızın yapı, içerik ve anlatım çeşitliliği bakımından alışılandan farklılığı hemen dikkati çekiyor. Anlatım özelliğindeki değişiklikler, sıçramalar ve hız okurun romana girmesini bir ölçüde güçleştirmiyor mu? Bu, okurla aranızda kurmak istediğiniz bağ bakımından düşündürücü değil mi?
Ülkemizde okur sayısı oldukça düşük. Büyük kalabalıklarla bağ kurduğu sanılan romanların bile aydınların dışında bir okuyucu kütlesi bulunduğunu sanmıyorum. Üstelik aydınlar, bir de kendileri hakkında yazılanları okumak zorunda. Bu bakımdan benim gibi yeni yazmaya başlayan birini arayıp bulmak ve alıp okumak zahmetinin üstesinden gelmiş okuyucuların, ilk bakışta yorucu görünen sayfalar arasında güçlük çekmeyeceğine güveniyorum. Okur yazarı az olan ülkemizde bile, okuyucular böyle bir kitap yayımlandığını haber alırlarsa, birçok yazarımızın aklından bile geçiremeyeceği bir yetenekle daha neler neler okuyabileceklerine inanıyorum. Okuyucuyu yeteneksiz sayarak yazmak istediklerini sadeleştirme çabasına girişenlerin de neden oturup yazdığını anlamıyorum.
Tutunamayanlar ile ne yapmak, neyi vermek istediniz?
Tutunamayanlar ile çok basit bir iş yapmak istedim; insanı anlatmayı düşündüm. Kapalı dünyalar içinde yaşayan yazarların bile bu cümleye hemen isyan edeceğini, Peki herkes ne yapıyor? diye öfkeleneceğini bildiğim halde bu basit gerçeği söylemekten kendimi alamıyorum. Ben, kahramanlarımın iplerini istediği gibi oynatarak insanlardan kuklalar yaratan büyük romancıların yeteneklerinden yoksunum. Roman kahramanlarına uygulayacak büyük nazariyelerim, onları peşinden koşturacağım büyük ülkülerim yok. Ya da insanlara, özellikle tutunamayanlara saygım büyük olduğu için, acıyorum onlara; böyle büyük büyük meselelerin makale, inceleme, deneme gibi yazı türlerinin konusu olduğunu sanıyorum.
Tutunamayanlardan Selim Işık kimdir?
Selim Işık, birçok tutunamayanın bileşkesidir. intihar eden bir arkadaşım, Ural var; ama bütünüyle Selim Işık o kadar değil. Belki ben varım (bu cümleyi yazmayın). Adlarını yazmanın sakıncalı olduğu birçok arkadaşım var. Herkesin tutunan olmak istediği bir ülkede tutunamayanlığı seçen Selim Işıkla yakınlığının olması birçok kimseye dokunur diye onların adlarını saymak istemiyorum. Selim öldü. Selimlik de ölmüştür. Başarının insanı sevimsizleştirdiğini yazmıştım bir yerde; fakat tutunamayanlığın sevimliliğine de kimsenin yanaşmadığını görüyorum. Neden yanaşsınlar? Bir arkadaşımın dediğine göre, ben romanda herkesi bir bakıma tutunamayanlığa çağırıyormuşum. Henüz bir karşılık alamadım.
Ya Turgut Özben?
Turgut Özbenin durumu farklı bir bakıma. Turgut, bütün çabasına rağmen tutunamıyor. Bu açıdan Selim kadar akıllı değil. Belki de Turgut, bir kişinin, bir tutunamayanlar prensinin ortaya çıkarak, hepsi adına sonuna kadar dayanmasını istediği için kata, arabaya ve küçük burjuva nimetlerine boş verip tutunamamayı seçiyor. Selimle birlikte Selim öldükten sonra yola çıkıyor. Son olarak bir trende görmüşler onu. Belki yolculuğu bitmemiştir daha.
Bir de hikâyeniz yayımlandı. Yeni Derginin, Eylül 1972 tarihli sayısında. Roman ve hikâye bağlantısı üstüne düşündükleriniz? Bugün hâlâ ayrı türler olarak tanımlanabilir mi?
Bugünlerde hikâye yazıyorum. Kısa yazmaktan başka bir meselem yok; çünkü 60 sayfalık bir hikâye yazdım, bastırması güç oluyor dergilerde. Romanda şiir, oyun, makale (hepsi uydurma elbette) gibi birçok türden yararlanmıştım. Romanın bu bakımdan hikâyeden farklı imkânları var herhalde. ikinci romanım Tehlikeli Oyunlarda özellikle oyun parçaları var. Bunun dışında, bu iki tür arasında farklar varsa onu eleştirmenler daha iyi bilirler.
Yazarlarınızı açıklar mısınız? Neden sevdiğinizi, gerekçeleriyle?
Sevdiğim yazarların başında Kafka ve Dostoyevskiyi sayarsam, Tutunamayanları okuyanlar için şaşırtıcı olmaz herhalde. insanı, bu arada Selim Işıkı yalnız bırakanların dünyasında böyle yazarlara da tutunamazsak sonumuz ne olur? Gonçarovun Oblomovu, bir zamanlar hepimizi çok sarsmıştı. Stendhal, Laclos, George Eliot, Henry James, Melville, Nabokov gibi ustalardan da etkilendiğimi sanıyorum. insan roman yazmak istediğinde bir yazarın dediği gibi, başka romanlara heyecan duyarak kapılıyor. Hayatı roman olanların yazdığı pek görülmüyor.
- See more at: http://www.edebiyathaber....ine/#sthash.9PhmRUJq.dpuf
--spoiler--
Minibüste ayakta kaldığım zaman daha çok anlıyorum sanki Oğuz Atayı.
Herkesin okuyamayacağı, okusa bile anlayamayacağı, anlasa bile sindiremeyeceği bir kitaptır. Bu anlayamama meselesinin de zekayla, akılla bir ilgisi yoktur. Hatta kitap okuma alışkanlığıyla da ilgisi yoktur. Bazı insanlar içlerinde bir boşlukla yaşarlar. Bu boşluk bazen apaçık ortadadır bazense görünmez hatta o insanın kendisi bile anlamaz orada olduğunu. Ama vardır. Vardır ve Tutunamayanlar da bu insanların kitabıdır. "Param yok, tutunamıyorum" "Sevgilim yok, arkadaşım yok tutunamıyorum." "işsizim, tutunamıyorum" "Erdoğan cumhurbaşkanı seçildi, tutunamıyorum" Bu cümlelerde geçenler gibi bir tutunamamak değildir Oğuz Atay'ın tutunamayışı. Bu yüzden bu kitabı gerçek okuyan, anlayan ve takdir eden bir insan gördünüz mü sevin onu. Sonuçta
Ya tutunamayanlar
Sımsıkı tutunsalardı
Birbirlerine?
Ya tutunamayanlar
Sımsıkı tutunsalardı
Birbirlerine?
Hakan Günday'ın Az adlı romanında da imzasını atmış şaheserdir.
kendimi dütsem de anlayamayacağım tek türkçe kitap.
olmuyor arkadaşım, yok olmuyor.
olmuyor arkadaşım, yok olmuyor.
--spoiler--
Ekmeğini kazanırken bireyin yapacağı işler, onu bazı ilişkiler kurmak zorunda bırakacaktır. Bu ilişkilerde, işinin dışında devam edecek herhangi bir eylemden kaçınmalıdır birey. iş arkadaşlarıyla gerçek bir dostluk kurmaktan kesinlikle sakınmalıdır. Yalnız, bunu yaparken, çevre ile ilişkilerini aksatmayacak; bu geçici arkadaşlarında, kendisine karşı dargınlık, kuşku ve kızgınlık yaratmaya çalışacaktır. Çevresindeki kişilerin düşmanlığını kazanmadan ölçülü bir yakınlık kurmalıdır onlarla.
--spoiler--
Ekmeğini kazanırken bireyin yapacağı işler, onu bazı ilişkiler kurmak zorunda bırakacaktır. Bu ilişkilerde, işinin dışında devam edecek herhangi bir eylemden kaçınmalıdır birey. iş arkadaşlarıyla gerçek bir dostluk kurmaktan kesinlikle sakınmalıdır. Yalnız, bunu yaparken, çevre ile ilişkilerini aksatmayacak; bu geçici arkadaşlarında, kendisine karşı dargınlık, kuşku ve kızgınlık yaratmaya çalışacaktır. Çevresindeki kişilerin düşmanlığını kazanmadan ölçülü bir yakınlık kurmalıdır onlarla.
--spoiler--
--spoiler--
kötülüğe karşı direnmeyeceksin sözünden büyük bir ferahlık duyuyorum. insana gerçek hürriyeti bu direnmemek kazandıracak gibi geliyor bana. yalnız, insan bir saniye bile aklından çıkarmamalı isanın bu sözünü. yoksa bütün çabalar boşa gider. insan, bir an için olsun, duygularına kapılıp karşı koymaya başlarsa, benim gibi olur sonunda. nereye döneceğini, kime saldıracağını bilemez. isa bu gerçeği çok iyi biliyordu: hiç yanılmadı bu konuda. sorguya çekildiği sırada bir muhafızın attığı tokada biraz sinirlenir gibi oldu; fakat gene kendini tuttu. bense, sarhoşlar gibi küfrediyorum içimden (ve dışımdan). haksızlığa uğradığımı sandığım zamanlarda göğsüme doğru bir yumruğun beni sıkıştırdığını hissediyorum. oysa insan, yalnız davranışıyla değil, içinden de kötülüğe karşı direnmemeli; hayatında kötülüğe direnmekten başka yüksek ve güzel şeyler olmalı ki bütün ilgisini bu konuya toplamasın benim gibi. bütün vaktini bununla kaybetmesin ve sonunda yorulmasın benim gibi. her nefes alışında bu cümleyi alıp vermeli insan: kötülüğe karşı direnmeyeceksin.
ilk tokadı yediği zaman insan bu gerçeği bilse... yapılan işkenceler önemini kaybeder. önemsiz bulduğunuz için de işkence yapılmaz size: faydasız hareketlerden kaçınır insanlar. oysa, yüzünüze bakar bakmaz, gözlerinizin ifadesinden, size eziyet etmenin onlar için faydalı olacağını görüyorlar. ne kadar gözlerinizi kaçırmaya çalışsanız fayda vermiyor, daha beter oluyor. sizi ölü sanmaları gerekiyor önce: bizden bu dünya için ümitlerini kesmeleri gerekiyor. bir ölüyü konuşturamayacaklarını bilirler ve vazgeçerler işkenceden. haksızlığın insan ruhunu nasıl yıprattığını biliyorlar ve bunun için ısrar ediyorlar. herkesin başına bir sorgu yargıcı dikiyorlar: neden bu sözü söylediniz? neden mi? öyle istedi canım. olmaz. bir sebep bulmalısınız. mantık denen bir zehir aşılamışlar. nedenini bulmak sorumluluğunu duyuyorsunuz. canın cehenneme, diyemiyorsunuz. hürriyet, gerçek hürriyet kalkıyor ortadan.
--spoiler--
kötülüğe karşı direnmeyeceksin sözünden büyük bir ferahlık duyuyorum. insana gerçek hürriyeti bu direnmemek kazandıracak gibi geliyor bana. yalnız, insan bir saniye bile aklından çıkarmamalı isanın bu sözünü. yoksa bütün çabalar boşa gider. insan, bir an için olsun, duygularına kapılıp karşı koymaya başlarsa, benim gibi olur sonunda. nereye döneceğini, kime saldıracağını bilemez. isa bu gerçeği çok iyi biliyordu: hiç yanılmadı bu konuda. sorguya çekildiği sırada bir muhafızın attığı tokada biraz sinirlenir gibi oldu; fakat gene kendini tuttu. bense, sarhoşlar gibi küfrediyorum içimden (ve dışımdan). haksızlığa uğradığımı sandığım zamanlarda göğsüme doğru bir yumruğun beni sıkıştırdığını hissediyorum. oysa insan, yalnız davranışıyla değil, içinden de kötülüğe karşı direnmemeli; hayatında kötülüğe direnmekten başka yüksek ve güzel şeyler olmalı ki bütün ilgisini bu konuya toplamasın benim gibi. bütün vaktini bununla kaybetmesin ve sonunda yorulmasın benim gibi. her nefes alışında bu cümleyi alıp vermeli insan: kötülüğe karşı direnmeyeceksin.
ilk tokadı yediği zaman insan bu gerçeği bilse... yapılan işkenceler önemini kaybeder. önemsiz bulduğunuz için de işkence yapılmaz size: faydasız hareketlerden kaçınır insanlar. oysa, yüzünüze bakar bakmaz, gözlerinizin ifadesinden, size eziyet etmenin onlar için faydalı olacağını görüyorlar. ne kadar gözlerinizi kaçırmaya çalışsanız fayda vermiyor, daha beter oluyor. sizi ölü sanmaları gerekiyor önce: bizden bu dünya için ümitlerini kesmeleri gerekiyor. bir ölüyü konuşturamayacaklarını bilirler ve vazgeçerler işkenceden. haksızlığın insan ruhunu nasıl yıprattığını biliyorlar ve bunun için ısrar ediyorlar. herkesin başına bir sorgu yargıcı dikiyorlar: neden bu sözü söylediniz? neden mi? öyle istedi canım. olmaz. bir sebep bulmalısınız. mantık denen bir zehir aşılamışlar. nedenini bulmak sorumluluğunu duyuyorsunuz. canın cehenneme, diyemiyorsunuz. hürriyet, gerçek hürriyet kalkıyor ortadan.
--spoiler--
Siz hiç bir kitabı özlediniz mi? işte bu kitap özleniyor!
Dün gece başladığım eser. Ne zaman biter bilemiyorum.
Oğuz atay'ın yazdığı romandır. Selim ışığın hayatını ve intihar sürecini turgut özben'in gözünden okuyacaksınız. Hayata tutunamayan bir adamın , aslında etrafındaki her şeye eleştirel gözle bakan bir adamın bencilce yaşantısını sunmuş bize oğuz atay. Selim ışık , sevgisizlikten , anlaşılmamaktan , parasızlıktan , duyarsızlaşmaktan ya da aşk yüzünden intihar etmedi. Selim bencilliğinden intihar etti. Ayni veronika'nin yaptığı gibi. ( Veronika ölmek istiyor- paulo coelho ) , selimi daha iyi anlamak için veronika'nin hayata tutunma sürecini okumanizi tavsiye ederim.
oğuz atay'ın başucu niteliğindeki şaheseri. Elbette çağının ötesinde olduğundan, çağının anlamları içinde boğuldu. Ve anlamayı bir tür zamana uydurma girişimi haline getirenler tarafından susuturulmaya çalışıldı ama başarılamadı. işte en güzel kısımlardan biri;
"'Başkalarına yaptıklarını hemen unuturdu. Başkalarına kötülük ettiğini hissetmenin acısına dayanamazdı. "Bütün öfkelerimi öyle içten duyuyorum ki, kimsenin alınmaması gerek bana; bu yüzden ancak beni beğenebilirler," diyerek şımarıkça gülerdi.
"Beni ya şımartın, ya da kapı dışarı edin! "diye bağırırdı.
"Yarı içtenliğe dayanmam zor benim. Bir kişi mi kalacak? Tamam: bir kişi kalsın."
Sonra gene bağırmaya başlardı: "Ben günahkarım: bana vurun! "
O günlerde Dostoyevski'yi okuyordu '"
"'Başkalarına yaptıklarını hemen unuturdu. Başkalarına kötülük ettiğini hissetmenin acısına dayanamazdı. "Bütün öfkelerimi öyle içten duyuyorum ki, kimsenin alınmaması gerek bana; bu yüzden ancak beni beğenebilirler," diyerek şımarıkça gülerdi.
"Beni ya şımartın, ya da kapı dışarı edin! "diye bağırırdı.
"Yarı içtenliğe dayanmam zor benim. Bir kişi mi kalacak? Tamam: bir kişi kalsın."
Sonra gene bağırmaya başlardı: "Ben günahkarım: bana vurun! "
O günlerde Dostoyevski'yi okuyordu '"
tutunamayanlar : http://www.enteresan.com/...-asili-insanlar,2,con.jpg
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar