bugün
- çocuklara verilen farklı isimler5
- tai lung50
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı30
- öğretmenlerin 3 aylık tatillerinin bitmesi7
- başakşehir'in galatasaray'a hep yatması14
- sözlükte en az sevdiğiniz yazar16
- masklavinin akepeyi hiç eleştirmemesi28
- en fazla cinsel suçun işlendiği ülkeler18
- claudian clouds15
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- gece gelen makarna yeme isteği10
- kombin atıp erkek düşüren kız yazar7
- büyü yapan sözlük yazarları11
- eşşek gözlü sözlük yazarı6
- türk kızları keko erkek mi seviyor12
- dünyayı kimler yönetiyor6
- arkadaşlar neden böylesiniz8
- ölmüş birini özlemek4
- enayimiknatisii21
- cinlerin insanlarla ilişkiye girmesi9
- lezbiyenlik kul hakkına girmektir8
- sözlüğe kombin atan erkeğin asıl amacı12
- salça yapan sözlük kızı10
- seviştikten sonra biz şimdi neyiz diyen cin5
- arkadaşlar bir şey dicem7
- sözlükte cin var mı6
- sarapci koala55
- gece mezarlıkta cinlere şeker dağıtmak6
- dinlerin uydurma olduğu gerçeği11
- kombin atıp kız düşüren erkek yazar7
- nervio8
- yeni parti'nin kürtçü olması14
- victor osimhen10
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek38
- sevgi ihtiyacını 31 çekerek karşılamak11
- israil olmasa orta doğu nasıl olurdu11
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri29
- demleme usulü makarna5
- anın görüntüsü21
- kendini eleştirebilen insan7
- s'i l v'e r m'i s t29
- oy verdiğim partiyi niye eleştireyim13
- zorunlu eğitim13
- mucizelere inanıyor musunuz6
- geceye bir şiir bırak7
- havaların soğumaya başlaması3
- sözlük erkeklerinin kombinleri9
- lise mezunu olup ateist olan tip8
- iyi geceler4
- sevgilim var8
bu filmi izlerken hayata lanet ediyorsunuz,her an sevdiklerinizi kaybedecek gibi oluyorsunuz.
bir piyano öğretmenin ekseninde dönen 2000 yapımı michael haneke filmi. *
Yahudi soykırımını işleyen filmleri şöyle bir gözümün önüne getirdiğimde,Schindler'in Listesi filminden sonra ilk hatırladığım film oluyor 'piyanist'.Büyük insanlık suçlarının işlendiği,ölümün gaz odalarından soğuk bir ürpertiyle aktığı bir dönemde,kendisi de yahudi olan bir piyanistin parcalanan dünyası ve bütün bu parcalanmışlık içinde yükselen bir yasam mücadelesi...
Kendisi de köken itibariyle yahudi olan ve ailesini de ırkçı dalganın yükseldiği bu dönemde yitiren Roman Polanskinin, yasanan acıları beyazperdeye aktarması en doğal hakkı şüphesiz.Üstelik böyle bir filmi yahudi kökenli olmayan baska bir yönetmen de cekebilirdi.
Sanatsal düzeyde değerlendirildiğinde belirli bir estetik çıtayı yakalamış filmin, Varsova gettolarındaki'' pejmurde'' yasamlara odaklanmasını ''yahudi propogandası'' olarak değerlendirmek nedense bana pek insani gelmiyor.Mizansenin kafalara çekiç gibi inen bir ritüele dönüştürülmesine ben de karsıyım kesinlikle;ama son tahlilde film yasanmış olaylardan yola cıkıyor ve araya yerlestirilen ''duygu sömürücü '' olarak nitelenen sahneler de yasanmış somut gercekler.Sanat ''gercekler''üzerine kurulu bir mizansense ve filmde yahudi soykırımını işliyorsa bunda anormal olan nedir?;açıkçası anlamakta güçlük çekiyorum.Üstelik film son noktada bu temanın(yahudi soykırımı) sınırlarını da aşan bir örgüye sahip.Nazi askeriyle Szpilman arasında kurulan insani bağın ne denli önemli mesajlar içerdiğine değinmemize gerek yoktur sanırım.Sonra sanatın yüceliği adına da cok şey sunuyor bu film. Szpilmanın genel anlamda çizdiği korkak görüntüsünün piyano basına gectiğinde bir baskaldırısa dönüşmesi bilmem dikkatinizi çekti mi?Kendisini piyanonun tuşlarına teslim eden Alman askerinin,duygularına da tercüman olabilen bu tınlamalar sanatın evrenselliğini bir kez daha ortaya koymuyor mu?Film sadece Chopinin, Beethovenin o eşsiz eserlerini dinleme adına bile izlenebilir bence
Filmin oscara boğulmasını hollywoodta etkin olan lobilerle acıklamak,kendi içinde sağlam verilerle desteklenebilecek bir düşünce olmakla birlikte,filmin basarısını sadece buna bağlamanın haksızlık olacağını düşünüyorum.Ayrıca Filistin-israil çatışmasının yasandığı su dönemde ırkçı cağrısımlar uyandırabilecek söylemlerden uzak durulması gerektiğine inanıyorum.Üstelik bu durum, israilin Filistinlilere uyguladığı devlet terörünü görmeyeceğimiz anlamına da gelmez
Kendisi de köken itibariyle yahudi olan ve ailesini de ırkçı dalganın yükseldiği bu dönemde yitiren Roman Polanskinin, yasanan acıları beyazperdeye aktarması en doğal hakkı şüphesiz.Üstelik böyle bir filmi yahudi kökenli olmayan baska bir yönetmen de cekebilirdi.
Sanatsal düzeyde değerlendirildiğinde belirli bir estetik çıtayı yakalamış filmin, Varsova gettolarındaki'' pejmurde'' yasamlara odaklanmasını ''yahudi propogandası'' olarak değerlendirmek nedense bana pek insani gelmiyor.Mizansenin kafalara çekiç gibi inen bir ritüele dönüştürülmesine ben de karsıyım kesinlikle;ama son tahlilde film yasanmış olaylardan yola cıkıyor ve araya yerlestirilen ''duygu sömürücü '' olarak nitelenen sahneler de yasanmış somut gercekler.Sanat ''gercekler''üzerine kurulu bir mizansense ve filmde yahudi soykırımını işliyorsa bunda anormal olan nedir?;açıkçası anlamakta güçlük çekiyorum.Üstelik film son noktada bu temanın(yahudi soykırımı) sınırlarını da aşan bir örgüye sahip.Nazi askeriyle Szpilman arasında kurulan insani bağın ne denli önemli mesajlar içerdiğine değinmemize gerek yoktur sanırım.Sonra sanatın yüceliği adına da cok şey sunuyor bu film. Szpilmanın genel anlamda çizdiği korkak görüntüsünün piyano basına gectiğinde bir baskaldırısa dönüşmesi bilmem dikkatinizi çekti mi?Kendisini piyanonun tuşlarına teslim eden Alman askerinin,duygularına da tercüman olabilen bu tınlamalar sanatın evrenselliğini bir kez daha ortaya koymuyor mu?Film sadece Chopinin, Beethovenin o eşsiz eserlerini dinleme adına bile izlenebilir bence
Filmin oscara boğulmasını hollywoodta etkin olan lobilerle acıklamak,kendi içinde sağlam verilerle desteklenebilecek bir düşünce olmakla birlikte,filmin basarısını sadece buna bağlamanın haksızlık olacağını düşünüyorum.Ayrıca Filistin-israil çatışmasının yasandığı su dönemde ırkçı cağrısımlar uyandırabilecek söylemlerden uzak durulması gerektiğine inanıyorum.Üstelik bu durum, israilin Filistinlilere uyguladığı devlet terörünü görmeyeceğimiz anlamına da gelmez
roman polanskinin 2002 yapımı bir film.2. dünya savaşında almanların yahudilere yaptığı zulmü,katliamı konu almıştır.adrien brody nin başrolde oynadığı süper bir dram.
the pianist filmi için adrien brody 14 kilo vermiş ve aylarca piyano çalabilmek için egitim görmüştür. ve tabii bu başarısının ardından en iyi aktor oscarını almıştır. oscar'ı veren halle berry'i öptüğünüde bilmem bilmeyen varmıdır. *
(bkz: piyanist)
ırkçıları bile dize getirebilecek bir film.yahudi propagandası mıdır bilmem ama o zaman yapılanların yanlışlığını göz önüne koyan, fena olmayan ve gerçeğe dayanan bir senaryoya sahiptir.
(bkz: schindler s list)
hitlere lanet yahudilere minnet okutturan faşizmi lanetleyen bir roman polanskifilmi.bir diger polanski filmi için:
(bkz: oliver twist)
(bkz: oliver twist)
odtü de yayınlandığında oturacak yer bulunamadığı tek film. her gencin izlemesi gereken muhteşem yapıtlardan sadece biri.
Tek kelime ile muhteşem bir film.
(bkz: ağlatan filmler)
adrien brody' nin başrolünde ağlattığı film. nazi zulmünün aştığı insanlık sınırını başarıyla betimleyen bir otobiyografidir.
oscar ı hakeden bir filmdir. çünkü oscar ı amerikanlar kendilerine kötüleyen filmlere vermezler. kendi aile düzenlerini eleştirenlerden hoşlanmazlar. crash gibi vasat ötesi bir filmin ve mystic river ın oscar almasının nedeni de budur. aslına bakarsanız tam tersi olsa 97 yılında da oscar ın ice storm a gitmesi veya clocwork orange ın alması gerekirdi. the pianist ise amerikanmış yermiş eleştirmiş kısmı bir kenara bırakılırsa adrian brody nin kesinlikle kendini aştığı filmdir. mimikleriyle bir insan olayların durumunu daha iyi anlatamazdı.
kendisi the thin red line daki fife rolunden beri çok çok çok geliştirmiş. helal olsun diyor ve önünü açıyoruz.
kendisi the thin red line daki fife rolunden beri çok çok çok geliştirmiş. helal olsun diyor ve önünü açıyoruz.
"Yasamak bir ağaç gibi, tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine" dizelerini anımsatan film.
roman polanski'ye 2002 yılında canneste ödül kazandıran, almanların polonyayı işgalini anlatan filmdir.
2002 yapım (bkz: roman polanski)tarafından yönetilen,
ikinci dünya savaşında almanlar ve yahudileri konu alan;
etkileyici bir film.
bazı oyuncular: (bkz: Adrien Brody) (bkz: Thomas Kretschmann)
ikinci dünya savaşında almanlar ve yahudileri konu alan;
etkileyici bir film.
bazı oyuncular: (bkz: Adrien Brody) (bkz: Thomas Kretschmann)
bugune kadar cekilmis onlarca soykırım flimlerinden biri, etkileyicilik açısından bir numara olanı. filmin ilk yarısında daha önce schitler'in listesini izlemis olanlar ben bu filmi izledim galiba şeklinde tepki verebilir. schitler'in listesinde belgesel anlatım tarzı ve goruntuler toplumsal olarak soykırımı gözler önüne sererken, the pianist te bireyin varolma mücadelesi daha fazla yer almaktadır.
yine ilk kez yahudi soykırımını anlatan filmlerde olmayan bir başkaldırışta bu filmde yer almaktadır. ölüme kuzu kuzu giden yüzbinlerce insanın her hangi bir başkaldırış yapmamış olmasını yadırgayan insanlar bu filmde biraz, bu konuda atraksiyon görebileceklerdir.
yine ilk kez yahudi soykırımını anlatan filmlerde olmayan bir başkaldırışta bu filmde yer almaktadır. ölüme kuzu kuzu giden yüzbinlerce insanın her hangi bir başkaldırış yapmamış olmasını yadırgayan insanlar bu filmde biraz, bu konuda atraksiyon görebileceklerdir.
1930 lu yıllarda avrupanın en iyi piyano çalan adamı olarak bilinen Polonyalı Wladyslaw Szpilman'ın yaşamından kareler sunulmuş olan bir film the pianist.
--spoiler--
filmin son 25 dakikalık kısmını 7-8 kere üst üste izledim. Adrien Brody nin açlık ve soğukla olan mucadelesi, ellerinin istemsiz kasılması ve onlara hukmedememesi, çenesini kontrol edemeyip sürekli oynaması, burnunun dolu olması ve güçlükle konuşması, ayaklarını sürüyerek yürümesi, o acıklı hali çok müthiş yansıtması, nazi subayını gördüğü anda gözlerindeki ifade ve hele de filmin sonunda stüdyoya giren kel kafalıya bakışı ve bu bakıştan sonra piyanoyu çalarken izleyende soğan doğrama sırasındaki sisli yağışa neden olan, gözlerindeki ifade ve yüz şekli gerçekten unutulmaz. bunu pek az aktor becerebilir. bu açıdan oscarı haketmiş galiba!
--spoiler--
filmin son 25 dakikalık kısmını 7-8 kere üst üste izledim. Adrien Brody nin açlık ve soğukla olan mucadelesi, ellerinin istemsiz kasılması ve onlara hukmedememesi, çenesini kontrol edemeyip sürekli oynaması, burnunun dolu olması ve güçlükle konuşması, ayaklarını sürüyerek yürümesi, o acıklı hali çok müthiş yansıtması, nazi subayını gördüğü anda gözlerindeki ifade ve hele de filmin sonunda stüdyoya giren kel kafalıya bakışı ve bu bakıştan sonra piyanoyu çalarken izleyende soğan doğrama sırasındaki sisli yağışa neden olan, gözlerindeki ifade ve yüz şekli gerçekten unutulmaz. bunu pek az aktor becerebilir. bu açıdan oscarı haketmiş galiba!
--spoiler--
(bkz: frederic chopin) 'in unutulmayan klasiklerinin çalındığı, unutulmaması gereken film.
filmde ilk radyoda çaldığı parça: frederic chopin nucturne in c-sharp minor.
alman subayına çaldığı parça: frederic chopin-ballede no.1 in g minor.
filmde ilk radyoda çaldığı parça: frederic chopin nucturne in c-sharp minor.
alman subayına çaldığı parça: frederic chopin-ballede no.1 in g minor.
iyi bir politika aracı olarak kullanılmış film.
brody'nin muhteşem bir performans sergilediği polanski filmi. en etkileyici sahnesi * polonya askerinin piyaniste neden bir nazi subayının paltosunu giydiğini sorduğunda aldığı cevaptır. dünyada bundan daha gerçek çok az şey vardır.
mukemmel, enfes, harikulade, etkileyici, surukleyici, sasirtici, dusundurucu, huzunlendirici, gulumsetici...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar