bugün
- zorunlu nöbetin felsefi temelsizliği3
- recep tayyip erdoğan'ın ülkeye çağ atlatması5
- devletin bekası4
- demagoji yaparak üste çıktığını sanan mallar2
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin36
- acı gerçekler16
- 0 0 715
- güne başlarken3
- devlet adına çalışıp geçmişin temizlenmesi5
- 24 eylül 2026 norveç danimarka maçı2
- üniversite sınavı kaldırılmalıdır10
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı7
- rte denince akla gelen seyler3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı13
- sabah alarm çaldığı anda hissedilenler2
- kale3112'deki kale hangi kale10
- arda güler7
- buz gibi bira8
- demir çelik5
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız16
- en iyi pizza içeriği10
- sözlükte flört etmemek9
- en lezzetli balık24
- cedidacer3
- sözlük kızlarının küfürbaz olması6
- bursa6
- 30 yaşından sonra hayattan keyif almanın bitmesi9
- sabahları nefret edilen şeyler7
- karşı cinsteki en itici özellik16
- sıcak şarap4
- muhalif kızların ak partili erkeklere aşık olması13
- köy9
- ecevit denince akla gelen şeyler2
- arkadaşlar lütfen4
- gece vardiyası3
- anın görüntüsü22
- derdinizi dinlerken rakı sofrası kuran psikolog8
- yeni biriyle nerede tanışılır13
- bir kız true ile arkadaş olabilir mi10
- gece tostu4
- en enayi huyunuz4
- gammazlar göreve8
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın11
- sözlükte aile kurmak8
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği37
- hünkar beğendi vs alinazik9
- paradox interactive3
- ağlamak7
- şi ve trump'ın ticaret anlaşması2
- babybombshell2
dışarıdan bakıldığında ''aman ne hoş ''denilebilecek fakat yaşayan için ızdırap verici olay.bir de aşık olunan kişinin çıktığı varsa mazoşizmin sınırlarını zorlarsın..
Büyük düşünür Platon'un "Ruhtan çok bedeni düşünen aşık kaba ve kötüdür" sözünden ötürü platonik aşk denilmiştir...
bir köşeye büzülüp sevmektir. aşk zaten beterdir, bu da en beteridir.
can acıtan, bile bile lades olan..
seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli diyebilmektir ayrıca..
seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli diyebilmektir ayrıca..
sevilenin yastıklara sinen kokusunu koklayamamaktır.
(bkz: nihilist ask)
insanı mazoşistliğe sürükleyen aşk.
dokunmadan hissetmek, bakamadan görebilmek, yaklaşmadan öpebilmek, boşluğa başını dayamaktır. işte bu aşktır.
uzaktan sevmektir, yanıbaşınızda olsa da o. görülemeyen günlerde içinde sebebini bulmadığın sıkıntının kaynağıdır. nasıl başladığını, ne zaman bu dumanların bacayı aştığını çözemeseniz de akşam uyumadan önce son düşünüp, sabah gözlerinizi açtığınızda ilk aklınıza gelendir. ne kadar saçma şeyler hissettiğiniz umrunuzda bile olmadan duygularızı tüm damarlarınızda dolaştırdığınızdır. acı çekmek daha bir zevkli hale gelmiştir. her gün yeni şekillerde dua edilir.duanız bazen 'allah'ım bir daha karşılaşmayalım nolur çok acıyo kalbim, zaten farkımda bile değil' olur, bazen de 'allah'ım kesin kötü bir şey oldu, niye yok? gelmeyecek mi? onu bir kere daha göreyim, canım ne kadar acısa da hep yanında olsun lütfen'dir. yakınınızda veya uzağınızda canınızın her zaman çok yanacağı garantidir. ama böyle de güzeldir. (bazen başlarım böyle aşkın ızdırabına dense de böyledir işte.)
kapılınması insanı rezil rüsva derecesine getirebilecek aşktır (herkese belli ettiyseniz). saçma ve eftirik olmasına rağmen platonik olarak aşık olduğunuz insanı unutamazsınız (tabi sonradan elde etmezseniz). aklınızın bir ucunda öyle kalıverir. yıllar sonra gördüğünüzde bile bi garip hissedersiniz efendim.
kendini kaybetmeye adamış insan portresidir. insana dair tüm duygulara saygı duysakta,
iz bırakmayan bu insanları anlamak zor oluyor. hep bir yardımcı kadın ya da erkek oyuncu rolleri, hep bir boşluk ve kontenjan doldurma hadisesi. cesaretsizlik diyelim gitsin işte ne platoniği allahaşkına. böyle söyleyince dahamı saf oluyor.
iz bırakmayan bu insanları anlamak zor oluyor. hep bir yardımcı kadın ya da erkek oyuncu rolleri, hep bir boşluk ve kontenjan doldurma hadisesi. cesaretsizlik diyelim gitsin işte ne platoniği allahaşkına. böyle söyleyince dahamı saf oluyor.
duygusal bir masturbasyondur. yalnızlığın tavana vurduğu anlarda kendine yeni bir aşk ararsın aşkını kusacağın birini bulduğunda ise onun senin sevmesi önemli değildir. önemli olan duygusal tatmine kısa süre de olsa ulaşmaktır.
iki kişinin karşılıklı olarak(ve dahi bunun bilincinde olarak) da yaşayabileceği aşktır.
Karşı cinse tanrısal bir kimlik yakıştırmayla sonuçlanan duygusallık dönemidir. Sıkıntılı bir dönem yaşar insan. En aptalca olanı karşılığı olmadan bir şeyi sevebilmektir. Şöyle bir düşündüğümüzde karşılıksız neyi seviyoruz hayatta diye anlamsızlığın boyutları iyice artar. Hele Schopenhauer'i okuduktan sonra yeni yetmelik çağlarınızda yaptıklarınıza inanamazsınız. Oluyor işte hayat bu.
güzeldir aslında. sürekli onu izlersiniz hayranca.her yaptığı hareketle gözünüzde kahramanlaşır adeta... ama karşılık görmek istendiğinde,ya da karşılık görüldüğünde ayvayı yediğinizin resmidir..o masum sevgi bitmiştir.o gözünüzdeki yüce, kibar,saygılı, modern erkek silinir aniden. kıskançlık kavgaları, ihanetler sevginizi nefrete dönüştürür büyük bir hızla...
tek taraflı hiç bir ilişki yürümez ama karşılıklı olunca o insanın gerçek yüzünü görmenin verdiği acı sarar tüm benliğinizi... mutsuz bir aşık olmaktansa platonik bir aşık olmayı yeğlersiniz o vakit.ama iş işten geçmiştir çoktan. karşınızda kaba, kıskanç,sevmediğiniz adam durmaktadır artık. artık yapılacak tek şey ondan mümkün olduğunca uzak durmaktır...
tek taraflı hiç bir ilişki yürümez ama karşılıklı olunca o insanın gerçek yüzünü görmenin verdiği acı sarar tüm benliğinizi... mutsuz bir aşık olmaktansa platonik bir aşık olmayı yeğlersiniz o vakit.ama iş işten geçmiştir çoktan. karşınızda kaba, kıskanç,sevmediğiniz adam durmaktadır artık. artık yapılacak tek şey ondan mümkün olduğunca uzak durmaktır...
''söylesem sana dert, söylemesem bana dert'' *
eğer aşk diye bir şey varsa ve inanıyorsanız aşka eminolun bu en ama en gereksizi hiç bulaşmayın... melankolik, depresif durumlara sürükler çünkü insanı, bu duygunun ne aksiyona başlama ihtimali vardır ne de bitme ihtimali... bir nevi ben senin beni sevme olasılığını sevdim durumu...
bunalım sebebi.. her yerde onun yüzünü, gözlerini, adını görme hali.. aslında yanıbaşınızda olmasına rağmen üçüncü şahıs olmak vardır bide:
birinci evre: ilk başlarda her şeye rağmen güzeldir, bakışlarından anlam çıkar(ama)mak, sözlerini bir filozofmuşçasına irdelemek, size gülüşünü hatırlayıp uzaklara dalmış bakışlar eşliğinde istemsizce sırıtmak güzeldir işte..
ikinci evre: işin ciddileştiği evredir, üçüncü şahıs olmanın ağırlığı içinize oturmaya başlamıştır yavaş yavaş.. olsundur, yine de güzeldir.. bakışlar daha beklenti ve tutku doludur.. O kusursuz bir yaratıktır belki de.. eğer şanssızsanız, size üçüncü şahıslığınızı hatırlatacak bir dizi olay gelir başınıza; duyduklarınız ve en kötüsü: gördükleriniz.. nasıl bir mantıksızlıksa aşk, hala umut doludur insan..
üçüncü evre: tutku tavan yapar.. her an onu gözlediğinizden, tanımaya başlamışsınızdır yavaş yavaş.. hele bir yerlerden O'nun da fazla boş olmadığını öğrendiyseniz bakışlar ve koşup boynuna sarılma dürtüsü dayanılmaz hale gelmiştir.. hala üçüncü şahıssınızdır ama düşünmek istediğiniz son kişi o 'öbür' kızdır; hatta ilk beşi aynı kişi parsellemiştir..
dördüncü evre: zaman yanınızdan akıp gitmektedir fakat aşkınızdan hiçbir şey götürmemekte, inadına inadına daha da büyütmektedir. sürekli sorular sorarsınız kendinize, varlıklara.. cevaplar hep koskoca bir çelişkidir. çaresizlik duvar olup dört yanınızı sarmıştır.. kendinizi hep gidip, O'na her şeyi haykırmanın eşiğinde gibi hissedersiniz ama O'nun bunu göremeyecek kadar kör olduğu gerçeği, O'nun da bir insan olduğu ve kusurlarının olduğu gerçeği aşkınızı daha gerçek bir boyuta taşımıştır sanki.. O'nu istiyorsunuzdur..
beşinci evre: aylar su gibi geçiyordur ve sabrınızla kendinize kendinizi kanıtlamışsınızdır artık. O'nu çok ama çok sevdiğinizi her hücrenizde hissediyorsunuzdur. en kötüsü, en berbatı da hala umut dolu olmanızdır.. umudunuz olmasa vazgeçmeyi düşünebilirsiniz belki ama kahrolası umut denen şey asla yakanızı bırakmaz ve sizi beraber olacağınız günün hayaliyle doldurup taşırır.. işte o hayallere sarılıp uyursunuz.. ve O hala size umut vermekte, gözlerinizin içine bakmakteyken vazgeçemezsiniz, vazgeçmek istemezsiniz de zaten.. o hayaller nereye giderseniz gidin gözünüzün önündedir çünkü. sizi ayakta tutan da onlardır.. size gülümsediği gün hayat çok ama çok güzel, O'nu görmediğiniz gün yaşamaya değmezdir. O'nu istiyorsunuzdur..
altıncı evre: her an O'na içinizden geçenleri haykırma dürtüsü dayanılmazdır artık.. fakat O da boş olmasa bile, üçüncü şahıs olmanızın doğurabileceği sonuçlar vardır ki, çok korkunçtur; elinizdeki küçük avuntuları da kaybetmek.. hala üçünçü şahıs olmak daha da ağırlaşmıştır fakat gururu bir kenara atar insan, bir gelse, ah bir gelse sadece, ne bir açıklama, ne de bunları unutturacak bir şey istemeye hali kalmamıştır ki.. tek istediği O ve söyleyeceği o iki kelimedir artık, kendini tamamen O'nun kollarına bırakmaya hazırdır kesinlikle. çünkü yorulmuş, çok yorulmuştur fakat aşkı yorulmak bilmiyordur.. bir sonuç gerekmektedir artık.. o sonucun bilinmezliği ve o zamana kadar geçecek sürenin soğukluğu ürpertir insanı.. hala sadece O, bir bakışı, gülüşü ya da sözüyle ısıtabilir içinizi.. sabır.. O'nu çok, ama anlatılmayacak kadar çok istiyorsunuzdur, büyük bir tutkuyla ve aşkla..
devamı benim için o soğuk bilinmez şu an işte..
birinci evre: ilk başlarda her şeye rağmen güzeldir, bakışlarından anlam çıkar(ama)mak, sözlerini bir filozofmuşçasına irdelemek, size gülüşünü hatırlayıp uzaklara dalmış bakışlar eşliğinde istemsizce sırıtmak güzeldir işte..
ikinci evre: işin ciddileştiği evredir, üçüncü şahıs olmanın ağırlığı içinize oturmaya başlamıştır yavaş yavaş.. olsundur, yine de güzeldir.. bakışlar daha beklenti ve tutku doludur.. O kusursuz bir yaratıktır belki de.. eğer şanssızsanız, size üçüncü şahıslığınızı hatırlatacak bir dizi olay gelir başınıza; duyduklarınız ve en kötüsü: gördükleriniz.. nasıl bir mantıksızlıksa aşk, hala umut doludur insan..
üçüncü evre: tutku tavan yapar.. her an onu gözlediğinizden, tanımaya başlamışsınızdır yavaş yavaş.. hele bir yerlerden O'nun da fazla boş olmadığını öğrendiyseniz bakışlar ve koşup boynuna sarılma dürtüsü dayanılmaz hale gelmiştir.. hala üçüncü şahıssınızdır ama düşünmek istediğiniz son kişi o 'öbür' kızdır; hatta ilk beşi aynı kişi parsellemiştir..
dördüncü evre: zaman yanınızdan akıp gitmektedir fakat aşkınızdan hiçbir şey götürmemekte, inadına inadına daha da büyütmektedir. sürekli sorular sorarsınız kendinize, varlıklara.. cevaplar hep koskoca bir çelişkidir. çaresizlik duvar olup dört yanınızı sarmıştır.. kendinizi hep gidip, O'na her şeyi haykırmanın eşiğinde gibi hissedersiniz ama O'nun bunu göremeyecek kadar kör olduğu gerçeği, O'nun da bir insan olduğu ve kusurlarının olduğu gerçeği aşkınızı daha gerçek bir boyuta taşımıştır sanki.. O'nu istiyorsunuzdur..
beşinci evre: aylar su gibi geçiyordur ve sabrınızla kendinize kendinizi kanıtlamışsınızdır artık. O'nu çok ama çok sevdiğinizi her hücrenizde hissediyorsunuzdur. en kötüsü, en berbatı da hala umut dolu olmanızdır.. umudunuz olmasa vazgeçmeyi düşünebilirsiniz belki ama kahrolası umut denen şey asla yakanızı bırakmaz ve sizi beraber olacağınız günün hayaliyle doldurup taşırır.. işte o hayallere sarılıp uyursunuz.. ve O hala size umut vermekte, gözlerinizin içine bakmakteyken vazgeçemezsiniz, vazgeçmek istemezsiniz de zaten.. o hayaller nereye giderseniz gidin gözünüzün önündedir çünkü. sizi ayakta tutan da onlardır.. size gülümsediği gün hayat çok ama çok güzel, O'nu görmediğiniz gün yaşamaya değmezdir. O'nu istiyorsunuzdur..
altıncı evre: her an O'na içinizden geçenleri haykırma dürtüsü dayanılmazdır artık.. fakat O da boş olmasa bile, üçüncü şahıs olmanızın doğurabileceği sonuçlar vardır ki, çok korkunçtur; elinizdeki küçük avuntuları da kaybetmek.. hala üçünçü şahıs olmak daha da ağırlaşmıştır fakat gururu bir kenara atar insan, bir gelse, ah bir gelse sadece, ne bir açıklama, ne de bunları unutturacak bir şey istemeye hali kalmamıştır ki.. tek istediği O ve söyleyeceği o iki kelimedir artık, kendini tamamen O'nun kollarına bırakmaya hazırdır kesinlikle. çünkü yorulmuş, çok yorulmuştur fakat aşkı yorulmak bilmiyordur.. bir sonuç gerekmektedir artık.. o sonucun bilinmezliği ve o zamana kadar geçecek sürenin soğukluğu ürpertir insanı.. hala sadece O, bir bakışı, gülüşü ya da sözüyle ısıtabilir içinizi.. sabır.. O'nu çok, ama anlatılmayacak kadar çok istiyorsunuzdur, büyük bir tutkuyla ve aşkla..
devamı benim için o soğuk bilinmez şu an işte..
saygı duyulası aşklardır... kendim yaşamasam da en yakın arkadaşım yaşadı böyle bir aşkı. her şey iyidir, güzeldir ama bir kişi için sabır göstermek, aylarca beklemek, ardından ağlamak, üzülmek, özlemek, ne kadar doğrudur yada birisi için değer mi? belli ki değiyormuş... belki böyle bir aşk yaşamadığım için böyle düşünüyorumdur... belki bir gün yaşarım ve o zaman anlarım. umarım yaşarım.
birinden hoşlanınca karşıdakininin seni sevip sevmediğini bilmemek(işte en kötüsü de bu) veya karşındakinin seni sevmemesi(bu en azından daha net)...
aşkların en güzeli ...
aşkın en saf ve yalın hali ... !
aşkın en saf ve yalın hali ... !
güzeldir abicim, kim ne derse desin güzeldir.
bak şimdi bir kızı gördün uzaktan, bakışlar ayrı çekici, duruşu ayrı çekici, bir içim su ya.. böyle için gıdıklandı tamam mı?
gidiyorsun yanına;
- naber?
+ bu kim ya!?
- ya ben şey..
+ neyse...
kız salağın biri çıkıyor. iyisi mi takıl sen rüyalarınla.
ne demiş aşık veysel üstad;
- seversin alırsın karın olur, alamazsın kara sevdan olur..
bak şimdi bir kızı gördün uzaktan, bakışlar ayrı çekici, duruşu ayrı çekici, bir içim su ya.. böyle için gıdıklandı tamam mı?
gidiyorsun yanına;
- naber?
+ bu kim ya!?
- ya ben şey..
+ neyse...
kız salağın biri çıkıyor. iyisi mi takıl sen rüyalarınla.
ne demiş aşık veysel üstad;
- seversin alırsın karın olur, alamazsın kara sevdan olur..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar