bugün

entry'ler (1264)

dershanelerin kapatılması

içi boş planlamadır.

2013 Türkiye'sindeki en büyük sorun eğitimdir. Bunu inkar eden biri bu ülkede ya yaşamıyor ya ülkede olanları takip etmiyor demektir. Her geçen gün öğrenci kalitesi düşmektedir. iktidar, buna çare olarak üniversite kontenjanlarını arttırma yoluna gitmiştir. Bu eylem bize şunu gösterir: iktidar meselenin özüyle ilgilenmemekte, çözümü bilinmeyen bir tarihe ertelemektedir. Daha açık söyleyeyim. iktidarın sorunu çözmek gibi bir niyeti yoktur. Asla olmamıştır. Eğitimde kalite nicelikle birebir bağlantılı değildir. Nitelikseldir. Her şeyi herkesten iyi bildiğine inananların bunu da bilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Tek çare yetişmiş insan gücünü sağlamak ve göreve getirmektir. Yani öğretmen kadrolarını iyi yetiştirmek ve onları "atamak" gerekir. Peki iktidar ne yapıyor? ikisinde de son derece başarısız. Atama yapmıyor. Yapsa bile insanları tuhaf sınavlara sokuyor. Öğretmen yetiştiremiyor. (Kimse kusura bakmasın bu ülkede iyi öğretmen kendini yetiştirir. Bu işi cumhuriyetin ilk yıllarındaki yüksek öğretmen okulları ve bir dönemin eğitim enstitüleri gibi yapan bir fakülte maalesef yok.)

Nasıl olacak? Özel okul sayısının arttırılması, eğitimin kalitesinin arttırıldığı anlamına gelmez. Eğitimin özelleşmesi, devletin yük olarak gördüğü bir unsurdan kurtulması anlamına gelir.

iktidarın oynadığı bu oyun bir tarafından fire verecek ve bozulacaktır. Bu işin dershanelerle ilgisi olmadığını açıkça söylüyoruz. Özel dershaneler bu işlerden anlamayan insanların haklarında atıp tutacakları kadar basit yapılanmalar değildir. Devletin hazırlayamadığı yayınları hazırlayıp basan, alanında uzmanlaşmış insanlarla çalışan kurumlardır. Bu kurumları silip atmak, ağızda sakız gibi çiğnemeye kalkmak da cahillerin harcı değildir. Karşınızda "eğitim - öğretim" alanında yıllarını vermiş insanlar var.

Ve bu insanlar uyarılarını da yapmaya başladılar. insan hakları mahkemesine dek gidecek bir hukuksal arayışın yolunu açmamaları için iktidarı uyardılar. itibarsızlaştırma süreci devam ederse ve halkı kandırmaya yönelik girişim devam ederse hukuk kapıları aralanacaktır.

NOT: Bundan birkaç sene önce bankada çalışan biriyle tanışmş ve sohbet etmiştim. Bana dershanenin "minibüs" gibi bir şey olduğunu, başka ülkede olmadığını söylemişti. Bu bayağı benzetme dershanelerin bir cahili eğitmede her zaman da başarılı olamayacağını anlatıyordu. Ben de ona çalıştığı bankanın tam anlamıyla bir yan kesici olduğunu,insanların paralarını karşılığında hiçbir şey vermeden ceplerinden çaktırmadan aşırdığını hatırlatmıştım. Şunu da eklemiştim: Sanırım dünyanın hiçbir yerinde bir yan kesici topluluğu "banka" adıyla anılmıyordur. Ee burası Türkiye.

slide gitar

(bkz: Duane Allman)

şükrü alnıaçık

Tarihçidir. Bundan yıllar önce üniversiteye hazırlanırken devam ettiğim dershanede tarih hocam olmuştu. Tam bir fırtınaydı. Dersleri bir üniversite hazırlık dersi gibi değildi, akademik bir toplantıyı andırırdı. Zaten Ankara Üniversitesinde asistanlıktan ayrılmıştı. O yıllarda otuzlu yaşların başındaydı. Genç olmasına rağmen derin bir kültüre, sağlam bir analiz gücüne sahipti. Yıllar geçse de bazen aklıma gelirdi ve onun derslerini anlatırdım. Milliyetçi olduğundan görüşleri zaman zaman tartışmalar da yaratırdı. (Malum sınıf, sol görüşlülerin ağırlıklı olduğu bir anadolu lisesi sınıfıydı) Türk ve dünya tarihi, diplomasi,Türk ve dünya siyaseti gibi alanlarda durmadan konuşabilirdi.
Uzun bir aradan sonra habertürkteki tartışmada sesini duyunca tanıdım. mhp'nin başdanışmanı olmuş. Hızından, kültüründen ve analiz gücünden hiçbir şey kaybetmemiş. Hocama buradan selamlar.

karga bar

Yıllarca gidip müdavimi olduğum; ama densiz garsonları sayesinde beni ve benim gibileri kendisinden soğutan mekan. Yıllardır müşterisi olan birine yaptığı muameleden bir örnek:

- Pardon burası rezerve. Kolonun altındaki masa boş. isterseniz oraya oturun.
- Orası gürültülü. O zaman bara geçelim.
- Maalesef barım rezerve.

Yanlış duymadınız "bar koltuğu rezerve" Bunun adı git demektir. Biz ne yaptık? Tabi ki gittik. Bir daha dönmemek üzere. Kadıköy'de çok daha kaliteli, ortamı çok daha sıcak barlar var. Üstelik daha iyi müzik dinleme olanağı da var. Bizim için bitmiştir.

dershanelerin kapatılması

AKP iktidarının devletin birincil görevlerinden biri olan eğitime bütçe ayırma zorunluluğundan kurtulmak, bunu en düşük seviyeye indirmek için giriştiği oyunun genel adı. Şimdi durup dururken özel okulların sayısını artırmak mümkün değil. Çok zeki iktidar ortaya "öğrenciler bunalıyor" "test cenderesi" gibi içi boş, açıkça paravan göreviyle ortaya atılmış iddialarla çıkıyor. Böylece devletin üzerindeki eğitim harcamalarını aza indirmek amaçlanıyor.

Buradan söylüyoruz. AKP iktidarının insanların eğitimini, cebini falan düşündüğü yoktur. Bunlar masaldır. Özel okul sayısını arttırarak mı insanları ekonomik olarak rahatlatacaksınız? AKP iktidarı merkezi sınavı baltalayarak, insanların fırsat eşitliğini ortadan kaldırmaya, zenginlerin hakimiyetine dayalı bir sosyal yaşamın, eğitim sektörünün önünü açmaya çalışmaktadır.

Gelelim diğer meseleye. Özel dershanelerde istihdam edilen sayısı yüz binleri bulan büyük kitleyi ne yapacaksınız? Sağda solda saçma sapan açıklamalar yapıp insanları tedirgin ediyorsunuz. Böyle bir şeyi uygulamaya koyduğunuz takdirde, çalışan kesim için ne düşünüyorsunuz? Cevap verelim: Koca bir hiç. Cevap yok. Sayın bakan sormadan edemeyeceğim. Siz Allah aşkına ne yapmaya çalışıyorsunuz?

Bu mesele biraz fazla uzadı ve biraz kaygan bir zemine sahip. iktidarın bakanı bundan öncekinde olduğu gibi eksik, muğlak açıklamlarla insanları tedirgin etmektedir. Bu işin sonu insan hakları mahkemesine kadar gider sayın iktidar mensupları. Öğrencileri, öğretmenleri, velileri, kurum sahiplerini, dolayısıyla arz ve talebin bütün unsurlarını mağdur ediyorsunuz. Bu da insan haklarına aykırıdır. Son süreçte de görülmüştürki insanlar 2013 Türkiye'sinde haklarını ararlar.

Belirsizliklerle dolu dilinizi, ben yaptım oldu anlayışını, toptan her şeyi bozup ortalığı yamalı bohçaya çevirme huyunuzu bir kenara bırakın. Bu davranış biçimleri insanlara zarar veriyor. Siz devlete kaynak yaratacaksınız, eğitime ayrılan bütçeyi başka alanlara - bu alanların ne olduğu da belirsizdir - aktaracaksınız diye insanları süründürmeye, tedirgin etmeye hakkınız yok.

dershaneler neden kapatılıyor

Yanıtı son derece basit olan sorudur.

Mevcut iktidarın elindeki devlet, eğitimi bir yük olarak görüyor. Bu yükten * * kurtulmanın çarelerini arıyor. Şu anda sayıları artsa da özel okullara herkes öğrenci gönderemiyor. Devlet de eğitime yatırım * yapmak zorunda kalıyor.

Tek amaç bu yatırımdan kurtulmaktır. Dershaneleri özel okula dönüştürüp seri diploma veren, kalitesiz akşam liselerine çevirip öğrencileri buralara yığacaktır.Böylece mali olarak rahatlayacak, kendisi de okul açmak zorunda kalmayacaktır. Bunu açıkça ağzından kaçırmıştır başbakan. "Biz de yatırım yapmaktan kurtulalım." demiştir. Öğrencilerin ücretlerini falan da karşılayacağı yoktur. Cüzi rakamlarla geçiştireceği kalitesiz liseler olacaktır o dönüştürülenler.

Kısacası hedefe dershaneleri koyarak gövde gösterisi yapmaya kalkmıştır. Şimdi burada sorulması gereken sorulardan biri şu: Devlet için eğitim bir yük müdür? Daha doğrusu böyle mi görülmelidir?

Diğer soru da şu: Dershaneleri kapatarak ortaya çıkaracağın elli binin üzerindeki istihdam açığını nasıl kapatacaksın. insanların bir sektörün içinde kendisini yetiştirdiği yerde sen nasıl koca sektörü ortadan kaldıracaksın? Üstelik kendi kontrolünde olan, vergi aldığın, varlığını onayladığın bir sektörü kaldıracaksın. insanları iyice işsizliğe iteceksin. Bunun vebaliyle nasıl yaşayacaksın?

Bir tane daha soralım: Türk eğitiminin TAMAMEN çöktüğü yerde molozların altında kalıp ezilen okulları destekleyen en önemli direği ortadan kaldırarak eğitimini ne hale sokacaksın?

Bu ülkeye yazık oluyor, yazık. insanlar bu sorumsuzluklara seyirci kalmasınlar artık. En ciddi mesele olan eğitimin bu durumlara getirilmesi hepimizi ilgilendiriyor. Yazık.

dershanelerin kapatılması

Recep Tayyip Erdoğan'ın yanlışlıkla ideolojisini de açık ettiği tasarıdır.

Bakın ne diyor: "Gelin özel okul açın. Size öğrenciyi de biz verelim. Sizi açıkta bırakacak değiliz."

Siz dediği kim? Tabi ki işveren. Bu arada bu kurumlarda çalışan emekçilere seslenmek söz konusu değil. Olamaz. Onlar kim ki başbakan onlara seslensin. Başbakan yeni iş adamları türetmenin, yeni sömürü araçları bulmanın peşindedir. Açılan onlarca uyduruk özel üniversitenin yanlarına yenilerinin eklenmesinin derdindedir. Başka bir şey değil. ideoloji bazen kendini açık eder.

dershanelerin kapatılması

Recep Tayyip Erdoğan'ın bir süre önce ima ettiği, dün itibariyle de uygulamaya koyacağını söylediği proje.

Sabah uyandığımda içeriden gelen sesle irkiliyorum. Bir defa ses "Ey!" "Hey!" gibi nidalarla başlıyor. Erdoğan dershanecilere sesleniyor. Uzunca zamandır savaşa gider gibi insanlara hitap ettiği için insanların buna alıştığını düşünüyorum. Yoksa ben de mi alıştım bu tehditler savuran tuhaf üsluba?

Evet, dershaneler son buluyor diyor Erdoğan. Üstelik gazetelerin ilk sayfaları da bu haberle dolu. "Kimse kusura bakmasın. Bu vatandaşımın talebi. Vatandaş dershane varsa okul niye var. Okul varsa dershane niye var diye soruyor." diye sesleniyor bağırarak. Bunu engellemek için bulduğu çözüm mü? Çözüm dershaneleri kapatmak. Okulları kapatmak demediği için derin bir nefes alıyoruz. Olur mu olur.

Sayın başbakana ve onun sayın milli eğitim bakanına buradan sosyal medya aracılığıyla naçizane bir ileti gönderelim.

Sosyal olgular ve bunların sonunda ortaya çıkmış kurumlar kanser hücresi değildir. Ameliyata sokup kanserli kısmı atarak bu tür sorunlardan kurtulamazsınız. Sorun başka yerden, daha çok hasar vererek ortaya çıkar. Kesip attığınız şeyin yani dershanelerin öğretmen dışında hiç kimseye zararı yoktur. Faydası olmuştur. Öğretmenler sömürüldüğü için en çok zarar gören unsur olmuştur bu sistemde.

Okul varsa dershane niye var sorusu doğru bir sorudur. Ama soruyu ortadan kaldırmak için yapılmaya hazırlanan hamle hazindir. Dershane devletin ve özel okulların yetersizliğinin, donanımsızlığının ve aczinin bir göstergesidir. Dolayısıyla sorun devletin başındakilerin sorunudur. Devlet üzerine düşen görevi hiçbir zaman layıkıyla yapmamıştır. Çünkü Türkiye'de devlet, eğitimi hep bir yük olarak görmüştür. En az değeri devlet de insanlar da eğitime vermiştir. Bunun sonunda okulların son derece yetersiz * olduğu bir ortamda ortaya dershane denilen kurumlar çıkmıştır.

Şimdi sayın başbakan ne diyor? Sanki devletin değil özel dershanelerin kabahatiymiş gibi bir hamasi konuşma yapıyor. Bu kurumlardan vergi toplayan devlet değil miydi? Bu devletin müfettişleri yalandan denetlemeler yapıp dershane sahipleriyle öğlen yemeğine çıkmıyor muydu?

Devletin Türkiye'deki eğitim boşluğunu doldurması imkansızdır. Üzerine basa basa söylüyorum. imkansızdır. Ne böyle bir gücü vardır ne de böyle bir niyeti. Bunu yapacak yetişmiş kadroları da yoktur. Olsa da onları atamaya niyeti yoktur.

insanların şunu anlaması gerekir. Geç bile kaldılar. Yapılacak bu hamle daha pahalıya patlayacaktır. Özel dersin patlama yapacağı bir ortamda iki derse ödedikleri para bütün yıl ödedikleriyle eşit olacaktır.

Başbakanın konuşması başka tuhaflıkları da içinde barındırıyor. Konuşmada dershane olgusunun ortadan kaldırılmasının sistemin düzeltilmesiyle doğru orantılı olacağına dair en ufak bir ayrıntı yoktur. Yani devletin görevini yerine getiremediğini kabul etme gibi bir şey söz konusu değildir. Bir suçlu seçmiştir başbakan. O da dershaneler olmuştur.

Bu mantık kusura bakmayın ama hiçbirşeyi düzeltmez. Bu, içi boş bir mantıktır. Öğretmeni sömüren bu garip kurumların Türkiye'de nasıl bir açığı kapattığı da görülecektir. "Biz neden dershaneye para ödüyoruz?" diyen cahil veliler de boylarının ölçüsünü bu kurumlar ortadan kalktıktan sonra alacaktır.

Eğitimin kalitesini yükseltmek bu işin tek çözümüdür. Diğer çözümler oyalamadan, popülizmden başka bir şey değildir.

bu play off da nereden çıktı sorunsalı

Fenerbahçe'yi şampiyon yapmak için düzenlenen etkinliğe isyan ifade eden açmazdır. 10 puan fark bir anda 4,5 olur. * Buçuğun buçuğunu alırsak çeyrek puan fark oluşur. Çeyrek sende kalsın buçuk benimdir... Türk futbolunu yüz yıl geriye götürmüş rezalettir. Bu sitemin neden ortaya çıktığını acaba açıklayacak biri var mı?

20 mart 2012 galatasaray sivasspor maçı

Hakemin açık penaltıyı vermediği maçtır. Maçın başından beri niyetini belli etmiştir. Taraflıdır.

türk solu geç kalkar çünkü sabaha kadar içmiştir

Zihin açıcı (!) söz. Hayır biz: "Türk sağı geç kalkar; çünkü sabahlara kadar çocuk uyutmuştur. Hala da uyutmaktadır." diyor muyuz? Teessüf ederiz.

dindar bir gençlik yetiştirmek istiyoruz

Üzerine "bırakalım da tinerci mi olsunlar." şeklinde bir de ek yapılmış yaratıcı (!) söylem. Şimdi haddimize değil ama sayın başbakana buradan şunu hatırlatalım. Bir varlığın ya da kavramın bir özelliğe sahip olmaması onu bambaşka bir kavram ya da niteliğe bağlamaz. Yani bir genç dindar olmadı diye kendiliğinden kötü bir nitelik olan tiner bağımlılığına bağlanacak diye bir şart yoktur. Hedefsizliğin insanları bu tür alışkanlıklara yönelttiği doğrudur ama hayattaki tek hedef dindarlık değildir. * Başka düşünce sistemleri de insanlar için hedef yaratabilir. Söylemeden edemeyeceğim. Şu akp'ye destek veren liberal arkadaşlar tüyleriniz diken diken olmuyor mu hala? Yoksa hala uyuyorsunuz da yataktan düşme vaktiniz mi yaklaşıyor. Ytakatan düşünce mi uyanacaksınız kötü bir rüyadan uyanır gibi. *

dindar bir gençlik yetiştirmek istiyoruz

Bu iktidardan özgürlük ve demokratlık bekleyen liberallerin kafasına balyoz gibi inmesi gereken söylemdir. Devletin başındaki kişinin genç insanların dini inancını biçimlendirmek istemesi de ne özgürlüktür ne demokrasidir değil mi?

the doors

Dünya rock tarihinin en önemli gruplarından biridir. Solistleri Jim Morrison'un sıradışı kişiliği örnek gösterilerek abartıldığı da iddia edilmiştir. iddia edilmiştir de ne olmuştur? iddiada bulunanlar söyledikleriyle kalmıştır. The Doors'un sıradışı müziği hala insanları etkilemeye devam ediyor. Davulun caz esintileriyle eşlik ettiği müzikte klavye basları da çalar. Bas gitarın olmadığı gruba gitarın flamengo tadında tınıları eklenir. Benzersiz birmüzik ortaya çıkar. The Doors devam edebilseydi çıkardıkları iyi albümlere başka iyi albümler ekleyecekti bu altyapı ve güç onlarda vardı. Jim Morrison yarı yolda bırakmasaydı...

nagehan alçı

Yaklaşık on dakika önce son entelektüel ufku önümüzde açıveren şahsiyet. Efendim deniz gezmiş'ler suç işlemiş. Asılmaları yanlışmış; ama onlar da sütten çıkmış ak kaşık değilmiş. Hatta orducu, içe kapanık, ulusalcıymışlar. Efendim asıl darbeciler onlarmış. Yan taraftan da Nazlı ılıcak destek veriyor sosyalizm çöktü diye. maşallah maşallah ezber bozuyorlar (!) efendim.

jim morrison

Bugün doğum günü olan insan. Keşke ölmeseydi en azından onunla aynı çağı yaşamış, aynı havayı solumuş olsaydık.

24 kasım öğretmenler günü

her şeyin metalaştırdığı bir dönemde ve bir ülkede gitgide değersizleştirilen insanların sahte biçimde hatırlandığı gün. Bankaların öğretmenler gününüz kutlu olsun yazıp ardından kredi olanakları sunduğu gün. Koca ülkede eğitimin de öğretimin de olmadığını, önemsenmediğini görenlerin günü. yaşamını kadroyu ele geçirip yan gelip yatmaya ya da gerçekten insanları eğitmeye adayanların günü. Sabahları okula gidildiğinde müdür yardımcıları tarafından, hiç ders anlatmayan öğretmenlerce aşağılanan ;ama kendisi öğretmen olduğunda insanları aşağılamayacağına yemin ettiği halde o insanlar kadar bile toplumda yer edinemeyenlerin günü.
Devletin insanları açıkça kandırdığının kanıtı olan gün.

nagehan alçı

Evet, sonunda içindekileri kusmuş olan kadındır. Bayağıdır kusuyor da bu sefer son noktayı koymuş gibi bir hali var. Neymiş Atatürk'ü putlaştırmakmış. Neymiş aslında Atatürk bir diktatörmüş. iyi bir askermiş aynı zamanda orasına diyecek bir şey yokmuş. iyi asker,kötü diktatör... Kemalistler putlaştırır efendim. Gerçekleri yıllardır göremez. Atatürk put değildir. Her akıllı,kültürlü insan bunu görür.
Ah ne kadar zihin açıcı düşünceler bunlar. Hatta yıllardır söylenenlerden de ne kadar farklı şeyler. Nagehan Hanım bir devrim gerçekleştirdi. Böylesine zor bir dönemde buna cesaret etmek...
işin aslı nedir? Bu ülkenin farklı kesimlerine farklı Mustafa Kemaller düşer. Muhafazakarı nefret eder, solcusu eleştirir bazısı muhafazakardan çok nefret eder, kemalisti büstleştirir * falan filan.
Peki şu putlaştırma işi kimin başının altından çıkmıştır? Bu iş darbecilerin ideolojisi olmuştur hep. Bütün darbeler siyasi görüşlerin aşağılandığı, Atatürk'ün bir ideoloji gibi siyasi düşüncelerin önüne çıkarıldığı dönemlere yol açmıştır. Bu işte Mustafa Kemal'in rolü nedir acaba Nagehan Hanım? Ölümünün üzerinden 70 küsür yıl geçtikten sonra diktatörlüğüyle yarattığı muhteşem etki sürmüş ve sonraki darbeci kuşakları sarmalayıp onların ideolojisi mi olmuştur? Ya da size göre bir diktatörü aradan geçen 70 küsür yıl sonunda bazı insanlar yargılar da * büyük bir kitle kış uykusuna dalarak yargılamadan baş tacı mı eder? Hayatta böylesi keskin çizgiler mi vardır Nagehan Hanım? Size göre bir büyük kitle hep yanlış düşünür, yanlış yönlendirilir, yanlış mı okur acaba? Mustafa Kemal'i putlaştırmak ülkeyi geriye götürür de her fırsatta kötülemek ileriye mi götürür? Onu her fırsatta yere vurmaya çalışanlar bu ülkeye ne vermiştir Nagehan Hanım?
Mustafa Kemal'i putlaştırmak sizin her fırsatta eleştirdiğiniz insanların marifeti değildir. ille de bir marifet arayacaksak şu anda düşünceleriniz dolayısıyla yakın olduğunuz insanların zamanında eleştirmeye bile gerek duymadığı darbelerin marifetidir. içimde bir his var Nagehan Hanım. Siz geçmişte Mustafa Kemal'i * putlaştıran insanlardan birisiniz. Saygılar efendim.

26 ekim 2011 galatasaray gaziantepspor maçı

Türkiye'de hala taraftarlığın fanatizmle aynı şey olduğunu gösteren maçtır. Yorumları okuyorum yine Galatasaray top oynamadı diyenler var. Çıkıp maçı hakem katletti diyecek kadar cesur ve sağduyulu olamıyor insanlar. Böyle demekle incileriniz dökülmez. Galatasaray şahane oynuyor diyen mi var? Ama maç katledildi. Merkez hakem komitesi başkanı söylüyor daha söylenecek bir şey var mı?
Ama olmaz size göre rakibin hakkı yenmez. Hep rakip kötüdür ve haksızdır. Bu, artık bu ülkenin felsefesi olmuş ne diyelim.

26 ekim 2011 galatasaray gaziantepspor maçı

Hakemlerin bu yıl Galatasaray'ı ince ince doğradığının açık göstergesi olan maç. Bu nasıl bir kırmızı kart sormak istiyorum. Rezilliktir. Muhtemelen bunlara pek değinilmeyecek ve Galatasaray'ın kötüoynadığı falan söylenecektir. Bu rezalete artık Galatasaray yönetiminin el koyması gerek. Böyle olacaksa taraftar olarak maçları izlemeyelim daha iyi. *
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.