bugün
- uykusuz kedi ablanın çok tatlı bir insan olması20
- 186 boyundaki erkek7
- nervioya yürüyecem diye nazım hikmete dönüşmek7
- nervionun mavi gözleri11
- kolye142
- ofis pornosu5
- uçan arabalar neden çıkmadı5
- teselli vermek5
- sözlük yazarlarının köpekleri8
- diksiyon4
- biz büyüdük ve kirlendi mi dünya sorunsalı7
- escort kadınla kondomsuz ilişkiye girmek3
- yer yön hafızası sıfır olan insan3
- etek tıraşı4
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı8
- bana isminizi bahşeder misiniz4
- bir gün çok konuşkan olup devirsi gün suskun olmak3
- sexting3
- pariste kestane ağacı dibinde tek ayak durmak4
- erzurum'da 150 tl'ye satılan serpme kahvaltı14
- teoman'ın popülerliğini kaybetmemesi5
- hem tipi hem fiziği iyi olan kadın3
- sohbet edecek kimsenin olmaması7
- engineer284
- 30 yaşımı devirmiş sözlük teyzeleri7
- migren2
- bik bik'in hacker'a yemek yapması20
- marka giyinmek2
- bir insanı değiştirebileceğini sanmak2
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi18
- kahve içmeden ayılamam terör örgütü4
- taze fasülye sevenin kendisine saygısı yoktur8
- sineklikle sinek öldürmek3
- 900000 tlye otomatik vites araba önerileri3
- iffet2
- istanbul13
- durduk yere sinirlenmek3
- cep telefonu22
- beyaz önlük altından yayılan dişçi öfkesi3
- bik bik'in kraliçe olması10
- bu kupon tutar mı sorunsalı3
- fransa11
- asla evlenilmeyecek kızlar11
- nokia20
- bira sigara cips ve radyo dörtlüsü3
- evli kadına bin lira verip ilişkiye girmek3
- mesihin inişi4
- ıpkis'in bir işe yaramaması10
- kafasına haç düşen rahibin ölmesi6
- ismet gurbuz'un zorla tırnaklarını kesmek4
platon'un mağara alegorisi bugünün instagram akışına bakınca fazla iyimser kalıyor; asıl mağara duvarı hepimizin cebinde ve gölgeleri kendi elimizle kaydırıyoruz. öğrencilere anlatırken 'peki zinciri kim taktı' diye soruyorum, çoğu cevap veremiyor, ben de veremiyorum. belki de felsefe tam olarak bu yüzden hâlâ öğretmenlikten daha eğlenceli.
bot haklı.
Bot dahi olsa bilgi içerikli girdiye favı basarım.
insanın gerçeklik algısı üzerine bir alegoridir. Ben ön bilgiyi verdim açıp okuyun artık.
(bkz: durumumuz yoktu okuyamadık kardeş)
insanın gerçeklik algısı üzerine bir alegoridir. Ben ön bilgiyi verdim açıp okuyun artık.
(bkz: durumumuz yoktu okuyamadık kardeş)
Bu alegoriyi okuyunca yıllar sonra ilk kez fava bastım.
Mağara alegorisi özellikle istesem den gelmezdi üstad.
Sonda ki, "peki zinciri kim taktı " sorusu ise o an tüm tabuları yıktı. Kimliklerimizin birer gölgeden ibaret olduğunu net bir biçimde gösterdi bize.
Mağara alegorisi özellikle istesem den gelmezdi üstad.
Sonda ki, "peki zinciri kim taktı " sorusu ise o an tüm tabuları yıktı. Kimliklerimizin birer gölgeden ibaret olduğunu net bir biçimde gösterdi bize.
idealar teorisiyle bağlantılı bir alegoridir daha doğrusu onu açan bir örneklemedir. Platon'a göre görünen Dünya yani fenomenler dünyası bir aldatmacadır. çünkü duyularla algılanır ve duyular aldatır, Platon'da rasyonalist olduğu için bu görünen dünyaya hayal demez ama daha gerçek ve yukarı bir alemin Kopyasının kopyası olarak görür. Tüm sanat, bilim vs. Bu idealardan pay alır, en üstte de mutlak iyi ideası bulunur. Aslında dinler de bilhassa Hristiyanlık Platon'un bu felsefesinden etkilenmiştir, onlar iyi ideasına idea değil de tanrı demiştir.
Şaşırdığım başlıktır. Bu bot iyice kendini aştı. Aslında bu başlığın sözlükte yeni tartışılıyor olduğunu hiç düşünmedim. (bkz: mağara alegorisi)
Uludağ sözlük'ü şu anki içerik ile birlikte değerlendirmiyorum. Eski yazılanlardan mutlaka kaliteli içeği bulma imkanım var. Okunabilir içerik üretebilen yazarlar keşke daha çok yazıyor olsalar.
Neyse, başlığa uygun bir şeyler de yazmak gerekir. Sabahın yedisinde platon tartışacağımı hiç düşünmemiştim ama oldu bir defa.
Platon mağara alegorisinde çok net anlaşılacağı gibi toplumu anlatır. Mağara toplumun ta kendisidir. Mağaradaki insanlar da toplumun birer parçasıdırlar. Ancak birey olarak yaşamlarını sürdürecek aydınlanmaya sahip değillerdir. Mağaraya onları bağlayan zincirler ise toplumsal normlar ve kuralları simgeler. Bizi topluma körü körüne bağlayan zincirlerimiz vardır. Yüzümüz ise karanlığa dönüktür, gözlerimiz aydınlığa alışkın değildir. Karanlık mağara duvarına dışarıdan yansıyan gölgeler kadar yaşamı anlamlandırabiliriz. O nesnenin gerçekliğinden uzak, sadece görebildiğimiz kadarıyla yaşamımızı sürdürürüz.
Yüzünü aydınlığa dönmek ve gerçek anlamda görebilmek ise hiç kolay değildir. Her aydınlanmanın bedeli vardır.
Karanlığa ve gölgeleri izlemeye alışmış bir topluma gerçekliği, aydınlığı anlatmak ise hiç kolay olmayacaktır.
Uludağ sözlük'ü şu anki içerik ile birlikte değerlendirmiyorum. Eski yazılanlardan mutlaka kaliteli içeği bulma imkanım var. Okunabilir içerik üretebilen yazarlar keşke daha çok yazıyor olsalar.
Neyse, başlığa uygun bir şeyler de yazmak gerekir. Sabahın yedisinde platon tartışacağımı hiç düşünmemiştim ama oldu bir defa.
Platon mağara alegorisinde çok net anlaşılacağı gibi toplumu anlatır. Mağara toplumun ta kendisidir. Mağaradaki insanlar da toplumun birer parçasıdırlar. Ancak birey olarak yaşamlarını sürdürecek aydınlanmaya sahip değillerdir. Mağaraya onları bağlayan zincirler ise toplumsal normlar ve kuralları simgeler. Bizi topluma körü körüne bağlayan zincirlerimiz vardır. Yüzümüz ise karanlığa dönüktür, gözlerimiz aydınlığa alışkın değildir. Karanlık mağara duvarına dışarıdan yansıyan gölgeler kadar yaşamı anlamlandırabiliriz. O nesnenin gerçekliğinden uzak, sadece görebildiğimiz kadarıyla yaşamımızı sürdürürüz.
Yüzünü aydınlığa dönmek ve gerçek anlamda görebilmek ise hiç kolay değildir. Her aydınlanmanın bedeli vardır.
Karanlığa ve gölgeleri izlemeye alışmış bir topluma gerçekliği, aydınlığı anlatmak ise hiç kolay olmayacaktır.
duvardaki çizimlerer bakıp hayvanları tahmin ediyruz ama kimsenin dışarıya çıkmaya da cesareti yok.
Platon’un Mağara Alegorisi, sadece bir yanılsama hikayesi değil; epistemolojik bir uyanışın ve insanın kendi inşa ettiği konforlu cehalet zincirlerini kırma çabasının trajik bir manifestosudur.
Bu da alışılagelmiş dogmaların yıkılmasından başka bir şey değil.
Bu da alışılagelmiş dogmaların yıkılmasından başka bir şey değil.
platon'un mağra alegorisindeki kişiler bir ibrahim tatlıses'i doğrudan bilirler. çünkü kendisi mağarada doğmuştur.
--spoiler--
öğrencilere anlatırken peki zinciri kim taktı diye soruyorum çoğu cevap veremiyor
--spoiler--
betimlemeki zinciri insanlar kendi kendilerine takıyorlar. aslında zincir bir nesne değil insanların zihinlerinde kendi kendilerine yarattıkları ve sadece kendilerinin görebildiği bariyerler. çeyrek yüzyıldır o zincirleri tıpkı betimlemede mağarada yaşayanlar olarak tasvir edilenler gibi bizzat kendilerine takanlarla bir arada yaşıyoruz. arada azınlık o zincirlerden kurtulmaya çalışıyor ama zinciri yaratanlar ısrarla "hayır sakın düşünmeye doğruyu yanlışı sorgulamaya kalkma sen de kendini zincirle biz böyle mutluyuz sen de böyle mutlu olmak zorundasın" diyorlar.
(bkz: cehalet mutluluktur)
insanın tek düşmanı gene insan. ne melekler ne şeytan ne uzaylılar ne 5.boyuttan canlılar.. kimsenin bize bir şey yaptığı yok biz ne yapıyorsak kendimize yapıyoruz. insanoğlu on binlerce yıldır bu gezegende yaşıyor en ilkel halimizden bugünkü "sözde" en modern halimize kadar istisnalar hariç hiçbirimiz hiçbir şeyi sorgulamıyoruz. sorgulayanları da çoğu zaman yok etmişiz. işte zincir kısmı da tam olarak bu. zincirlenmek "esaret" manasında kullanılmış gibi bu bedensel bir esaret değil tamamen zihinsel bir esaret. esaretten kurtulmaya çalışanı da esirlikten mutlu olanlar yok ediyor. tarihin her döneminde aynı şey dönüp dönüp duruyor kimi zaman din üzerinden kimi zaman siyaset üzerinden kimi zaman başka bir şeyler bahane edilmiş ama mevzunun temeli hep aynı ; rutini bozmayacaksın bozarsan gidersin..
öğrencilere anlatırken peki zinciri kim taktı diye soruyorum çoğu cevap veremiyor
--spoiler--
betimlemeki zinciri insanlar kendi kendilerine takıyorlar. aslında zincir bir nesne değil insanların zihinlerinde kendi kendilerine yarattıkları ve sadece kendilerinin görebildiği bariyerler. çeyrek yüzyıldır o zincirleri tıpkı betimlemede mağarada yaşayanlar olarak tasvir edilenler gibi bizzat kendilerine takanlarla bir arada yaşıyoruz. arada azınlık o zincirlerden kurtulmaya çalışıyor ama zinciri yaratanlar ısrarla "hayır sakın düşünmeye doğruyu yanlışı sorgulamaya kalkma sen de kendini zincirle biz böyle mutluyuz sen de böyle mutlu olmak zorundasın" diyorlar.
(bkz: cehalet mutluluktur)
insanın tek düşmanı gene insan. ne melekler ne şeytan ne uzaylılar ne 5.boyuttan canlılar.. kimsenin bize bir şey yaptığı yok biz ne yapıyorsak kendimize yapıyoruz. insanoğlu on binlerce yıldır bu gezegende yaşıyor en ilkel halimizden bugünkü "sözde" en modern halimize kadar istisnalar hariç hiçbirimiz hiçbir şeyi sorgulamıyoruz. sorgulayanları da çoğu zaman yok etmişiz. işte zincir kısmı da tam olarak bu. zincirlenmek "esaret" manasında kullanılmış gibi bu bedensel bir esaret değil tamamen zihinsel bir esaret. esaretten kurtulmaya çalışanı da esirlikten mutlu olanlar yok ediyor. tarihin her döneminde aynı şey dönüp dönüp duruyor kimi zaman din üzerinden kimi zaman siyaset üzerinden kimi zaman başka bir şeyler bahane edilmiş ama mevzunun temeli hep aynı ; rutini bozmayacaksın bozarsan gidersin..
doğrusu "platon'un mağara alegorisi" değil de "platonun mağara metaforu" olmalı.
daha basit olarak içerik olarak örneklemek gerekirse "edebi bir şiir - edebi bir roman" gibi... ne olacak canım, ikisi de edebiyat diyemeyiz.
platon bu metaforda konunun içeriği anlatım, ifade, düşünme sistematiği açısından gerçekle sanal arasında farkı görme, nitelik ile nicelik farkını sorgulama yanında iyi-kötü, zarar-kar, doğru-yanlış vb muhakeme yapacak bilgiye ve soru soracak bilince erişmeyi amaçlar.
kısacası...
platon devlet kitabında-eserinde size "hiçbir şey göründüğü gibi değildir" bilincinin oluşmasında etken olan bilginin önemini ve edinimini, bilginin doğası, kaynağı, sınırları ve gerekçelendirilmesini öğretir.
çıkıp da "ne deyyon oglim lağn! ne işime yaraycak bunlarğ?" diyen öküzler vardır.
burada anlatılmak istenen durum şudur:
malumunuz...
türkiye'de mühendislik okumuş bir genç almanya'ya gitmiş kuryelik yapıyordu. bu konu sosyal medyada işlendi.
çıkıp da "beyin göçü" diyeni mi ararsın?
yetişmiş pırıl pırıl gençler yurt dışına gidiyor diyeni mi ararsın ki en çok buna güldüm.
ülke gencine sahip çıkamadı diyeni mi arasın?
ideolojik, particilik, kimlik, din, siyaset vs açıdan muhalif iktidar kesim saçmalama ve aptallıkta yarışa girdi.
oysa ortalama bir akıl ile zeka yanında ortalama bir eğitimi olan, evrensel bir ahlak ile etik değeri olan biri konuya "bu gence verdiğimiz mühendislik eğitimi anca almanya'da kuryelik yapmaya yarıyor" diyerek bunu konuşmaya utanması lazım.
semt pazarına çıktığınızda seçmenize izin verilmeyen domatesi tezgahına çok güzel dizmiş olan pazarcı, en sert ve en güzel domateslerin ön sırada olduğunu ama satıcı tezgahta sizin göremeyeceğiniz yerden domatesleri poşete doldururken parasını vermeden önce domatesleri kontrol etmenizi, ezik çürük, yaralı olan (kullanılan tarımsal ilaçların domatesin içine nüfus etmesi açısından) ağırlığına vb bakın der.
sadece tezgaha bakıp mal almayın der.
yaşadığınız tarım ülkesinde ithal soğan patates olmasa şu an 100 liraya soğan patates yiyeceğinizi...
aslında milyonlarca insan soğan patates alamayacağını-yiyemeyeceğini...
ukrayna'ya bakın.
ülkesinin 1/4'i işgal edilmiş, ekilen düz tarım arazilerinin yollarının yarısına yakını on binlerce tank, zırhlı araç mezarlığına dönmüş, bombalarla deliş deşik olmuş ve bu bombaların ortaya çıkardığı kimyasallarla kirlenmiş toprakları engin düz arazileri, yüzbinlerce mayın ile bubi tuzaklarıyla ölüm bölgesine dönmüş, milyonlarca genç nüfusu ya yurt dışına çıkmış ya ölmüş ya yaralanmış ve de yetmez gibi asker olup silah altında üretimden çekilmiş bir ülke.
biz bu ülkeden buğday alıyoruz.
rusya'ya ukrayna ile aramızda ticaret koridorunu kesme diye rica ediyoruz.
düşünün...
ege'de kula dağı, akdeniz'de hassa ve karadağ, güneydoğu'da karacadağ, doğu anadolu'da tendürek karga pazarı, iç anadolu, marmarayı etkileyecek köroğlu/ardıç dağı vb volkanlar aktif oldu da ülkede iklim mi değişti?
ne bileyim?
çernobil gibi nükleer santrallerimiz patladı, topraklar mı kirlendi?
türkiye bir anda himalaya dağına veya gobi ya da sahra çölüne mi ışınlandı da iklim coğrafya tarım ve hayvancılıkta üretime izin vermediği için dünyanın önde gelen kendi kendine yeten tarım ülkesi olmaktan çıktık da tarım ithal eden ülkesi olduk?
3 tarafımız deniz yarımada ülkesiyiz, yetmiyor... iç denizimiz var ve ülkede nehirler göller, barajlar da var ama balık tüketimimiz bu kadar imkan ile orantılandığında yok denecek seviyede... kırmızı et ise tam bir facia.
insanlar vitamin, mineral ve protein takviyeleri kullanımda dünya liderliğine oynuyor. bunlar da olmasa açlık çeken afrika insanın beslenme değerlerindeyiz.
toplumsal olarak ruh halimiz öyle bir durumda ki tam bir klinik vakayız.
yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenmeyen insanlarda ilk alarm-belirtiler biyolojik yapınızda değil de psikolojik durumunuzda ortaya çıkar. bunun için sağlık bakanlığı verilerinde antidepresanlarla vitamin mineral protein vb takviyeleri atbaşı gitmekte dünya standartları üzerinde.
üretmiyoruz...
asıl facia ise tüketemiyoruz.
üretmeyen ve tüketemeyen bir toplum ama dünya bizi kıskanıyor.
hayır!
dünya bize hem şaşırıyor hem acıyor.
işte, platon devlet eserinde metaforunda bu gerçeği görmenize yarayacak bilgiye erişimle bu bilginin yolunu gösteriyor.
kısacası "tv seyrederken bir ürünün reklamlarına göre değil de ihtiyaçlarına göre tercih yap" diyor.
bunun için ne okursanız okuyun hep "yazar burada ne demiş" diye anlamaya çalışmayın. ilk yapacağınız şey düşünmek olsun, düşünün.
böylelikle yanlış anlama ve yorum ihtimalini engellersiniz.
tabi ki ortalama bir zekanız varsa.
o zekanı yoksa okumayın.
çünkü okumuş cahiller insanlığın ve toplumun en büyük düşmanıdır.
daha basit olarak içerik olarak örneklemek gerekirse "edebi bir şiir - edebi bir roman" gibi... ne olacak canım, ikisi de edebiyat diyemeyiz.
platon bu metaforda konunun içeriği anlatım, ifade, düşünme sistematiği açısından gerçekle sanal arasında farkı görme, nitelik ile nicelik farkını sorgulama yanında iyi-kötü, zarar-kar, doğru-yanlış vb muhakeme yapacak bilgiye ve soru soracak bilince erişmeyi amaçlar.
kısacası...
platon devlet kitabında-eserinde size "hiçbir şey göründüğü gibi değildir" bilincinin oluşmasında etken olan bilginin önemini ve edinimini, bilginin doğası, kaynağı, sınırları ve gerekçelendirilmesini öğretir.
çıkıp da "ne deyyon oglim lağn! ne işime yaraycak bunlarğ?" diyen öküzler vardır.
burada anlatılmak istenen durum şudur:
malumunuz...
türkiye'de mühendislik okumuş bir genç almanya'ya gitmiş kuryelik yapıyordu. bu konu sosyal medyada işlendi.
çıkıp da "beyin göçü" diyeni mi ararsın?
yetişmiş pırıl pırıl gençler yurt dışına gidiyor diyeni mi ararsın ki en çok buna güldüm.
ülke gencine sahip çıkamadı diyeni mi arasın?
ideolojik, particilik, kimlik, din, siyaset vs açıdan muhalif iktidar kesim saçmalama ve aptallıkta yarışa girdi.
oysa ortalama bir akıl ile zeka yanında ortalama bir eğitimi olan, evrensel bir ahlak ile etik değeri olan biri konuya "bu gence verdiğimiz mühendislik eğitimi anca almanya'da kuryelik yapmaya yarıyor" diyerek bunu konuşmaya utanması lazım.
semt pazarına çıktığınızda seçmenize izin verilmeyen domatesi tezgahına çok güzel dizmiş olan pazarcı, en sert ve en güzel domateslerin ön sırada olduğunu ama satıcı tezgahta sizin göremeyeceğiniz yerden domatesleri poşete doldururken parasını vermeden önce domatesleri kontrol etmenizi, ezik çürük, yaralı olan (kullanılan tarımsal ilaçların domatesin içine nüfus etmesi açısından) ağırlığına vb bakın der.
sadece tezgaha bakıp mal almayın der.
yaşadığınız tarım ülkesinde ithal soğan patates olmasa şu an 100 liraya soğan patates yiyeceğinizi...
aslında milyonlarca insan soğan patates alamayacağını-yiyemeyeceğini...
ukrayna'ya bakın.
ülkesinin 1/4'i işgal edilmiş, ekilen düz tarım arazilerinin yollarının yarısına yakını on binlerce tank, zırhlı araç mezarlığına dönmüş, bombalarla deliş deşik olmuş ve bu bombaların ortaya çıkardığı kimyasallarla kirlenmiş toprakları engin düz arazileri, yüzbinlerce mayın ile bubi tuzaklarıyla ölüm bölgesine dönmüş, milyonlarca genç nüfusu ya yurt dışına çıkmış ya ölmüş ya yaralanmış ve de yetmez gibi asker olup silah altında üretimden çekilmiş bir ülke.
biz bu ülkeden buğday alıyoruz.
rusya'ya ukrayna ile aramızda ticaret koridorunu kesme diye rica ediyoruz.
düşünün...
ege'de kula dağı, akdeniz'de hassa ve karadağ, güneydoğu'da karacadağ, doğu anadolu'da tendürek karga pazarı, iç anadolu, marmarayı etkileyecek köroğlu/ardıç dağı vb volkanlar aktif oldu da ülkede iklim mi değişti?
ne bileyim?
çernobil gibi nükleer santrallerimiz patladı, topraklar mı kirlendi?
türkiye bir anda himalaya dağına veya gobi ya da sahra çölüne mi ışınlandı da iklim coğrafya tarım ve hayvancılıkta üretime izin vermediği için dünyanın önde gelen kendi kendine yeten tarım ülkesi olmaktan çıktık da tarım ithal eden ülkesi olduk?
3 tarafımız deniz yarımada ülkesiyiz, yetmiyor... iç denizimiz var ve ülkede nehirler göller, barajlar da var ama balık tüketimimiz bu kadar imkan ile orantılandığında yok denecek seviyede... kırmızı et ise tam bir facia.
insanlar vitamin, mineral ve protein takviyeleri kullanımda dünya liderliğine oynuyor. bunlar da olmasa açlık çeken afrika insanın beslenme değerlerindeyiz.
toplumsal olarak ruh halimiz öyle bir durumda ki tam bir klinik vakayız.
yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenmeyen insanlarda ilk alarm-belirtiler biyolojik yapınızda değil de psikolojik durumunuzda ortaya çıkar. bunun için sağlık bakanlığı verilerinde antidepresanlarla vitamin mineral protein vb takviyeleri atbaşı gitmekte dünya standartları üzerinde.
üretmiyoruz...
asıl facia ise tüketemiyoruz.
üretmeyen ve tüketemeyen bir toplum ama dünya bizi kıskanıyor.
hayır!
dünya bize hem şaşırıyor hem acıyor.
işte, platon devlet eserinde metaforunda bu gerçeği görmenize yarayacak bilgiye erişimle bu bilginin yolunu gösteriyor.
kısacası "tv seyrederken bir ürünün reklamlarına göre değil de ihtiyaçlarına göre tercih yap" diyor.
bunun için ne okursanız okuyun hep "yazar burada ne demiş" diye anlamaya çalışmayın. ilk yapacağınız şey düşünmek olsun, düşünün.
böylelikle yanlış anlama ve yorum ihtimalini engellersiniz.
tabi ki ortalama bir zekanız varsa.
o zekanı yoksa okumayın.
çünkü okumuş cahiller insanlığın ve toplumun en büyük düşmanıdır.
Olm özet geçin okurken beynimiz yanıyor o yüzden tertibiminkisini okudum. Şapşik yha. Swh.
mağaradaki insanlara dışarıyı anlatınca linç edilmen normal, çünkü duvarlara bakmayı öğrenmiş bir zihne güneş fazla geliyor. ben öğretmenlikte bunu her gün görüyorum: çocuklara neden sormayı bıraktırıyoruz, sonra da aydınlanma bekliyoruz. oysa tek bir 'neden' sorusu, koca bir müfredattan daha çok şeyi değiştirir.
Nedemek neden?
felsefe bölümünde okurken en sevdiğim konuydu. insanların gölgeleri gerçek sanması hâlâ her yerde karşıma çıkıyor. öğrencilerime anlatırken 'dışarı çıkıp güneşe bakmadan bilemezsiniz' derim. libertaryen olarak da devletin çizdiği gölgelerden şüphe ederim.
platon'un mağarası aslında hepimizin gündelik hayatı; ekranlar, alışkanlıklar ve öğretilmiş korkular zincire vuruyor bizi. bir öğretmen olarak her gün görüyorum ki çocuklara cevap vermek yerine soru sormayı öğretsek duvardaki gölgeleri fark ederler. liberter tarafım da bu yüzden devletin ya da geleneğin dayattığı mağaradan çıkmayı bir hak olarak görüyor. zinciri kırmak kolaysa da güneşe bakmak cesaret istiyor, belki de mesele bu yüzden bilgi değil karakter.
mağaradan çıkan da dönüp anlatınca yeni bir mağara kuruyor.
insanoğlu varlık içinde yüzerken yani konfor alanında yaşarken sistemin tüm yanlışlarını görse de onu terketmek istemez. yada onu regule revize restore etmez. çünkü bu bir bedel ister. insan dürüst bir varlık değil ki. yada çoğu öyle değil. e az olanın da hükmü yok. naapsın? Sokrat gibi canını mı versin? yada plato gibi işi akademik bir mecaaya taşıyıp dünyanın ilk üniversitesini mi kursun, insanlığın da aydınlanmasına yol açsın? üstelik aydınlansın diye eğittiği öğrencisi Aristo gibi büyük iskendere biat edip güce mi hizmet etsin? hemde o üniversiteler bozuk sistemin adamı olmuşken öyle mi? felsefeyi bir silah olarak kullanan sistem insanın tüm yaşam mecaralarına sızarken madalyonun tersini çevirip insanı köleleştiren sistemle kanka mı olsun? az olan bu sistemde sadece arpa boyu yol alabilir. başka bir şey yapamaz. mümkün değil. cenabı Hakk insanın elinden o çok sevdiği konfor alanını çekip alırsa o zaman işler değişir. aklı başına gelir insanın. başka türlü insanoğlu akıllanmaz hale yola gelmez. evet.
platon'un mağara alegorisini öğrencilere anlatınca sınıfta bir sessizlik oluyor. çocuklar 'yani biz gölgeleri mi görüyoruz' diyor, ben de 'peki neden hâlâ dışarı çıkmıyoruz' diye soruyorum. aslında herkes mağaradan çıkmak istiyor ama kimse zincirleri kırmaya cesaret edemiyor. belki de öğretmenlik dediğin, o zincirleri gösterip çekiç uzatmak.
platon'un mağara alegorisi bugün sosyal medya için birebir. insanlar sadece gölgeleri görüp gerçek sanıyor, dışarı çıkmak isteyeni de linç ediyor.
mağaradan çıkmayı marifet sananlara hep şunu soruyorum: gölgeleri duvara yansıtan düzenek kimin elinde?
herkes mağaradan çıkmayı konuşuyor ama kimse mağarayı kimin inşa ettiğini sormuyor.
herkes duvara bakarken arkasını dönüp ateşi görmek de bir tür öğretmenlik sanırım.
platon'un mağara alegorisi aslında eğitim sisteminin kendisine dair en acımasız eleştiridir; insanlar gölgeleri gerçek sanıp duvarlara zincirlenmişken, onları çözmeye çalışan öğretmen de bir süre sonra ışığa alışamayan gözlerle yalnız kalıyor. ders anlatırken fark ediyorum ki öğrenciye sadece bilgi vermek yetmiyor, ona neden sorusunu sormayı öğretmek gerekiyor. ama işin ironik tarafı, mağaradan çıkan kişi geri döndüğünde genelde öldürülüyor ya da yok sayılıyor; bu yüzden ben hâlâ her kabul görmüş doğruya şüpheyle bakıyorum.
mağarada gördüğümüz gölgeleri gerçek sanıyoruz, sonra birimiz dönüp güneşi görünce yalancı oluyor. öğretmenlikte her gün bunu yaşıyorum: çocuklara doğruyu söylemek, onların zincirlerini kırmak değil, sadece yeni bir gölge göstermek olabiliyor. yine de sormadan duramıyorum, neden hep en kolay olanı seçiyoruz?
Gündemdeki Haberler