bugün
- sözlük erkeklerinin bicepsleri34
- uludağ sözlük ün insana hiçbir şey kazandırmaması12
- sözlük yazarlarının tatlıları17
- 20 ekim 2026 fenerbahçe slavia prag maçı22
- memeleri ile gündeme oturan yazar15
- uludağ sözlüğe ilk üyelik yılı7
- from gold'un bicepsleri10
- kale'nin sözlük erkeklerine kötü örnek olması15
- kokoreç6
- fiziğiyle gündeme gelmek istemeyen yazar14
- fon vurgunu43
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı16
- sözlük erkeklerinin gluteus maximusları6
- kolpa insanlar6
- yarayı ateşle dağlamak2
- hayatın anlamsızlığını bir cümleyle anlat7
- sözlük erkeklerinin adonisleri11
- uludağ sözlükte tek hesapla yazarlık yapmak20
- carlsberg3
- sergen yalçın'ın milli takım antrenörü olması12
- bir gün öleceksek niye yaşıyoruz sorunsalı5
- gecenin sessizliğini bozan osuruk sesi3
- kolye140
- akp'li vekilin çocuk işçiliğini meşrulaştırması3
- kayyım yönetimindeki esenyurtta rüşvet iddiası34
- victor osimhen9
- beni geçmişimle yargılama diyen erkek6
- balkonda sigara içilicek şarkılar3
- antipanik'in sözlüğe vedası18
- anın görüntüsü21
- çiçeklerle nervionun evinin önünde beklemek10
- sergen yalçın10
- kabaklı börek3
- ismail kartal14
- kası olmasığı halde aşkı arayan erkek6
- ilişkide en çok emek harcayan tarafın erkek olması2
- sözlükte edebiyat istiyorum felsefe istiyorum5
- erkeksi bayan buse'nin çok sevimli olması4
- bir kadının 5 dakika boyunca konuşmaması12
- özelden gelen saçma mesajlar12
- vedat muriqi2
- fiziği kötüyse yüreği güzeldir5
- kale'nin bicepleri altında güvende hissetmek6
- muzlu centro2
- beklenen bicepsin bir türlü gelmemesi4
- birbirini tanıdıkça sevmemek10
- bicepsleriyle gündem olmak isteyen erkek yazar6
- mabel matiz şarkılarında geçen acımasız sözler5
- arkadaşlar bu nedir sizce11
- clemence baptista13
entry'ler (21463)
https://www.youtube.com/shorts/yPFWMvfXitQ
yapılan eleştiriler...
1 ay geçti ve kişiler kurumlar açıklanmıyor.
neden?
bilgi kirliliğini kimse görmüyor.
asıl tehlike bu.
yapılan eleştiriler...
1 ay geçti ve kişiler kurumlar açıklanmıyor.
neden?
bilgi kirliliğini kimse görmüyor.
asıl tehlike bu.
durumu avamda fıkra olarak anlatırlar...
anlatılan fıkra: gayet yakışıklı ve sportif fit bir vücuda sahip adamın biri kıza vurgunmuş ama bir türlü kızı evliliğe ikna edememiş, kız gidip başkasıyla evlenmiş. kızın evlendiği adam terziymiş.
aradan 3-5 yıl geçer kızın terzi olan kocası ölür.
bizim yakışıklı genç içinde olan kuyruk acısıyla kıza tekrar evlenme teklif eder.
kız da malum toplumun dul karı baskısı ve ekonomik gerekçeyi düşünerek yakışıklının evlenme teklifini kabul eder.
gerdek gecesi yakışıklı soyunur vücudunu gösterir, kaslarını şişirir kıza show yapar.
başlar kızın ölen kocasını kötülemeye...
-senin terzi kocanda böyle boy var mıydı, böyle kas var mıydı, böyle yakışıklı mıydı bla bla bla.
yatakla bekleyen kız dayanamaz...
- evet, haklısın ölen kocam böyle yakışıklı ve uzun boylu, kaslı falan değildi ama rahmetli şimdi burada olsaydı şimdiye kadar seni de beni de silker, yanına da bir takım elbise dikerdi.
anlatılan fıkra: gayet yakışıklı ve sportif fit bir vücuda sahip adamın biri kıza vurgunmuş ama bir türlü kızı evliliğe ikna edememiş, kız gidip başkasıyla evlenmiş. kızın evlendiği adam terziymiş.
aradan 3-5 yıl geçer kızın terzi olan kocası ölür.
bizim yakışıklı genç içinde olan kuyruk acısıyla kıza tekrar evlenme teklif eder.
kız da malum toplumun dul karı baskısı ve ekonomik gerekçeyi düşünerek yakışıklının evlenme teklifini kabul eder.
gerdek gecesi yakışıklı soyunur vücudunu gösterir, kaslarını şişirir kıza show yapar.
başlar kızın ölen kocasını kötülemeye...
-senin terzi kocanda böyle boy var mıydı, böyle kas var mıydı, böyle yakışıklı mıydı bla bla bla.
yatakla bekleyen kız dayanamaz...
- evet, haklısın ölen kocam böyle yakışıklı ve uzun boylu, kaslı falan değildi ama rahmetli şimdi burada olsaydı şimdiye kadar seni de beni de silker, yanına da bir takım elbise dikerdi.
https://www.youtube.com/shorts/9Y9nbMciMfY
ailesinin mal varlığı ve avukatlıktan kazandığı parasıymış.
ailemin mal varlığı demesi...
babası eski vali yardımcı olup, kamu çalışanı babası düşünüldüğünde bu insanlara hukuk fakültesinde ne öğretiyorlar diye akla gelen sorular.
tam bir hayırsız evlat.
ailesinin mal varlığı ve avukatlıktan kazandığı parasıymış.
ailemin mal varlığı demesi...
babası eski vali yardımcı olup, kamu çalışanı babası düşünüldüğünde bu insanlara hukuk fakültesinde ne öğretiyorlar diye akla gelen sorular.
tam bir hayırsız evlat.
https://www.youtube.com/shorts/0NkwHL44Kdc
ne borsa vurgunu kardeşim?
borsa vurgunu mu?
sağlık sorunundan adam emekli oluyor.
a'ha! inanmıyorsanız dayıya sor.
ne borsa vurgunu kardeşim?
borsa vurgunu mu?
sağlık sorunundan adam emekli oluyor.
a'ha! inanmıyorsanız dayıya sor.
bazı kavramlar/olgular göreceli değildir.
yani "bana göre iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış, helal-haram vs" demeniz sizin karakteriniz ve değerinizin ifadesidir.
üstelik güzellik nedir?
daha önce tombul dediğiniz balık etli kadınlar güzellik kriteriydi.
aynı zamanda da sağlık kriteriydi.
şimdi zayıf kadınlar güzel sayılıyor ve sağlıklı sayılıyor. oysa 100 yıl önce "bu ne tahta kurusu gibi kız. veremli mi hastalıklı mı bu?" deniliyordu.
iyilik dediğiniz nedir?
hypnoticallerden (chloralhydrate, verenol, parandehide, sulfonal, bromide vb) birinine sahip olup bir kızın içkisine-içeceğine katmanızla ona tecavüz etmenize yardım etmiş olan eczacı ya da hekim bir arkadaşınız size iyilik yapmış olur.
bu örneklere bakarak bazı değerler/kavramlar göreceli olmayıp, kısaca ifade etmek gerekirse; silah bir öldürme aracıdır.
ister bir soygunda kullanın soyguna direnen mal sahibini öldürün, isterse mal sahibi savunmak için soyguncuyu öldürsün...
silah bir öldürme aracıdır.
silahı ne amaçla kullanırsanız kullanın...
bunun için bazı kavramları bilerek ahkam keselim.
değer yargısı oluşmamış, kişiliği ve karakteri gelişmemiş insanların sığındığı "bana göre-sana göre" diye saçmalamayı "göreceli" diye süslemeyelim.
yani "bana göre iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış, helal-haram vs" demeniz sizin karakteriniz ve değerinizin ifadesidir.
üstelik güzellik nedir?
daha önce tombul dediğiniz balık etli kadınlar güzellik kriteriydi.
aynı zamanda da sağlık kriteriydi.
şimdi zayıf kadınlar güzel sayılıyor ve sağlıklı sayılıyor. oysa 100 yıl önce "bu ne tahta kurusu gibi kız. veremli mi hastalıklı mı bu?" deniliyordu.
iyilik dediğiniz nedir?
hypnoticallerden (chloralhydrate, verenol, parandehide, sulfonal, bromide vb) birinine sahip olup bir kızın içkisine-içeceğine katmanızla ona tecavüz etmenize yardım etmiş olan eczacı ya da hekim bir arkadaşınız size iyilik yapmış olur.
bu örneklere bakarak bazı değerler/kavramlar göreceli olmayıp, kısaca ifade etmek gerekirse; silah bir öldürme aracıdır.
ister bir soygunda kullanın soyguna direnen mal sahibini öldürün, isterse mal sahibi savunmak için soyguncuyu öldürsün...
silah bir öldürme aracıdır.
silahı ne amaçla kullanırsanız kullanın...
bunun için bazı kavramları bilerek ahkam keselim.
değer yargısı oluşmamış, kişiliği ve karakteri gelişmemiş insanların sığındığı "bana göre-sana göre" diye saçmalamayı "göreceli" diye süslemeyelim.
fon vurgunu yapıp milyarları inşallah maşallahla götürüp yurtdışına yahudi finans kurumları bankalara taşıyanlar 3-5 kuruş yardım etse...
zırt pırt özel uçaklarla veya tarifeli seferle umre hac seferleri yapıp bunu sosyal medyada paylaşıp like ve takipçi sayısı peşinde olan süslümanlar bu sefer de hac umre yapmayalım da bunun parasını gazzede bakımsızlıktan, hastalıktan, yetersiz beslendiği için ölen anne karnında bebekler, ölü doğan bebekler, bakımsızlıktan ölen çocuklar için harcayalım dese...
burj al arab'ta üzeri altın kaplı tatlı yiyenler..
tamamen gereksiz ve israf olan çöle milyarlık gökdelenler yapanlar...
her yıl kabe örtüsünde ortalama 825 kilogram doğal ipek, 120 kilogram altın iplik, 60 kilogram gümüş iplik kullanarak dokunması ve milyonlarca dolar harcayıp değiştirenler...
golf, yelken, yat vb avrupalı spor kulüplerine yüzlerce milyon dolar sponsor parasını her yıl ödeyenler...
özel üretim siparişleri olan onlarca milyon dolarlık uçak, yat, lüks araba koleksiyonu yapan çöl sıçanları...
bu görgüsüz, sonradan görme, cahil ve aynı zamanda da islam'a göre kafir ve müşrik olan insanlar çocuğunu ailesini sülalesini özel uçak seferleriyle veya özel uçaklarıyla yatlarıyla avrupaya her yıl tatile yollama yerine "bu yıl tatil yapmayalım da parasını gazzeye yollayalım" dese...
elin gavuru "para bulamıyoruz, gıda alamıyoruz. gıda alsak bunun taşınması, depolanması, korunması, soğuk-sıcak zinciri yanında havalandırma vb ortamları için dikkat etme (gıda depolama, dağıtım, nakil, ambalaj vb için iklimleme konularına girmiyorum) yeterli kaynak/finansman bulamıyoruz. bunun için gazze'de gıda yardımını durdurduk" demesini rezalet olarak nitelendirmek doğru ama bu rezaletin nedeni elin gavuru bm vb örgütler-yapılar değil de bunun nedeni müslüman dünyasıdır.
un wfp (World Food Programme - Birleşmiş Milletler'in gıda yardım programı ve açlıkla mücadele ile gıda güvenliği alanında dünyanın en büyük insani yardım kuruluşudur) bm bu açıklamayı yaptı.
bu cuma diyanet cuma hutbesinde çıkıp "bu yıl hac paralarını gazze'ye bağışlayalım. unutulmasın ki hacca gitmekle hacı olunmaz. gazze'de müslümanları gavurun eline bakar, onların yardımlarına, artıklarına muhtaç etmeyelim" diyebilecek mi?
kamu idarecilerin biri makam araçlarından uçaklarından birini satıp parasını gazzeye bağışlayabilecek mi?
ya da sıfır araç alacağıma temiz ikinci el alayın veya lüks araç almayım da farkı gazzeye bağışlayalım diyebilecek mi?
aklımda deli sorular...
zırt pırt özel uçaklarla veya tarifeli seferle umre hac seferleri yapıp bunu sosyal medyada paylaşıp like ve takipçi sayısı peşinde olan süslümanlar bu sefer de hac umre yapmayalım da bunun parasını gazzede bakımsızlıktan, hastalıktan, yetersiz beslendiği için ölen anne karnında bebekler, ölü doğan bebekler, bakımsızlıktan ölen çocuklar için harcayalım dese...
burj al arab'ta üzeri altın kaplı tatlı yiyenler..
tamamen gereksiz ve israf olan çöle milyarlık gökdelenler yapanlar...
her yıl kabe örtüsünde ortalama 825 kilogram doğal ipek, 120 kilogram altın iplik, 60 kilogram gümüş iplik kullanarak dokunması ve milyonlarca dolar harcayıp değiştirenler...
golf, yelken, yat vb avrupalı spor kulüplerine yüzlerce milyon dolar sponsor parasını her yıl ödeyenler...
özel üretim siparişleri olan onlarca milyon dolarlık uçak, yat, lüks araba koleksiyonu yapan çöl sıçanları...
bu görgüsüz, sonradan görme, cahil ve aynı zamanda da islam'a göre kafir ve müşrik olan insanlar çocuğunu ailesini sülalesini özel uçak seferleriyle veya özel uçaklarıyla yatlarıyla avrupaya her yıl tatile yollama yerine "bu yıl tatil yapmayalım da parasını gazzeye yollayalım" dese...
elin gavuru "para bulamıyoruz, gıda alamıyoruz. gıda alsak bunun taşınması, depolanması, korunması, soğuk-sıcak zinciri yanında havalandırma vb ortamları için dikkat etme (gıda depolama, dağıtım, nakil, ambalaj vb için iklimleme konularına girmiyorum) yeterli kaynak/finansman bulamıyoruz. bunun için gazze'de gıda yardımını durdurduk" demesini rezalet olarak nitelendirmek doğru ama bu rezaletin nedeni elin gavuru bm vb örgütler-yapılar değil de bunun nedeni müslüman dünyasıdır.
un wfp (World Food Programme - Birleşmiş Milletler'in gıda yardım programı ve açlıkla mücadele ile gıda güvenliği alanında dünyanın en büyük insani yardım kuruluşudur) bm bu açıklamayı yaptı.
bu cuma diyanet cuma hutbesinde çıkıp "bu yıl hac paralarını gazze'ye bağışlayalım. unutulmasın ki hacca gitmekle hacı olunmaz. gazze'de müslümanları gavurun eline bakar, onların yardımlarına, artıklarına muhtaç etmeyelim" diyebilecek mi?
kamu idarecilerin biri makam araçlarından uçaklarından birini satıp parasını gazzeye bağışlayabilecek mi?
ya da sıfır araç alacağıma temiz ikinci el alayın veya lüks araç almayım da farkı gazzeye bağışlayalım diyebilecek mi?
aklımda deli sorular...
marka takıntısı ya görgüsüzlük ya da kişilik sorunu yaşamaktır.
kaliteli ve sağlıklı ürünler tercih etmek, aynı zamanda da o ürünü üreten satan insanın üründen elde ettiği parayı sayarken "eheeheehe enayi parası" diye sırıtmayacağı bir fiyat skalasında olan ürünler tercih edildiği için bu konuda fransız kalmak en iyisi.
kaliteli ve sağlıklı ürünler tercih etmek, aynı zamanda da o ürünü üreten satan insanın üründen elde ettiği parayı sayarken "eheeheehe enayi parası" diye sırıtmayacağı bir fiyat skalasında olan ürünler tercih edildiği için bu konuda fransız kalmak en iyisi.
ukrayna savaşını konuşabilirler.
öyle yenmez, böyle yenir vakası.
kümese tilki atamışlar.
şaşırdık mı?
hayır!
liyakat derken ne demek istendiği bu ülkede anlaşılmıyor.
kümese tilki atamışlar.
şaşırdık mı?
hayır!
liyakat derken ne demek istendiği bu ülkede anlaşılmıyor.
en önemli 1. neden güvenlik.
2. önemli neden ekonomik değil.
3. önemli neden sürdürülebilir değil ki hele ki şehir trafiğinde kullanmak imkansız desek yeridir.
4. önemli neden metropol dışında ve şehirler arası, şehir-köy-kasaba arasında kullanılabilir ama bu uçan araba için de gerekli düzenleme, kontrol, yasa ve kanunlar yeniden yapılmalı.
sadece bir örnek: bu arabayı kullanan insanlara mutlaka uçuş eğitimi-pilotaj sertifikası verilmeli.
yetmiyor, bu araçlar kara yolları mı hava yolları mı şartnamelerine göre ulaşıma dahil edilecek konusu da var.
vs.
vs.
uçan otomobil yapmamanın önünde teknolojik bir engel yok. istenirse her marka uçan otomobil yapablir. aslında bu uçan otomobil konusu yeni bir teknoloji de değil.
tıpkı elektrikli araba gibi, eski bir teknoloji olur.
ayrıntılara girmiyorum.
tüm bunlar alt alta geldiğinde ortalama zekası olan biri "neden uçan otomobiller yok" diye soru sormaz.
sorarsa cehaletini belli eder.
hele ki tarih veren, uçan otomobil yapıyoruz, seri üretim vs diye konuşmayın.
birileri aptal der.
2. önemli neden ekonomik değil.
3. önemli neden sürdürülebilir değil ki hele ki şehir trafiğinde kullanmak imkansız desek yeridir.
4. önemli neden metropol dışında ve şehirler arası, şehir-köy-kasaba arasında kullanılabilir ama bu uçan araba için de gerekli düzenleme, kontrol, yasa ve kanunlar yeniden yapılmalı.
sadece bir örnek: bu arabayı kullanan insanlara mutlaka uçuş eğitimi-pilotaj sertifikası verilmeli.
yetmiyor, bu araçlar kara yolları mı hava yolları mı şartnamelerine göre ulaşıma dahil edilecek konusu da var.
vs.
vs.
uçan otomobil yapmamanın önünde teknolojik bir engel yok. istenirse her marka uçan otomobil yapablir. aslında bu uçan otomobil konusu yeni bir teknoloji de değil.
tıpkı elektrikli araba gibi, eski bir teknoloji olur.
ayrıntılara girmiyorum.
tüm bunlar alt alta geldiğinde ortalama zekası olan biri "neden uçan otomobiller yok" diye soru sormaz.
sorarsa cehaletini belli eder.
hele ki tarih veren, uçan otomobil yapıyoruz, seri üretim vs diye konuşmayın.
birileri aptal der.
az önce amazon türkiye'de iphone duo 2tb modeli 335.799 lirayla ön sipariş reklamını gördüm.
iphone shoplarda avrupa fiyatı 212.000 lira.
https://www.apple.com/de/...play-2tb-sternenwei%C3%9F
türkiye iphone shoplarda fiyatı 335.799 lira.
https://www.apple.com/tr/...3%A7-ekran-2tb-gece-rengi
üstelik bu telefonu türkiyede taksitle almak gerekirse ve "nakit paramı kullanmayım, döviz altın bozdurmayım, ödeme sorunu yaşamam" diye kredi kullansanız...
örn: diyelim ki 24 vadeyle 335.799 tüketici kredisi aldınız (alamazsınız da... neyse, aldık diyelim) bu krediyi de en düşük faiz olan konut kredisi oranında aldınız diyelim.
bu tabloda 24 ayda aylık ödemeniz 19.600 lira (+/-) ortalama ödeminiz olur ve telefonun maliyeti size ortalama 470.000 (+/-) liraya gelir.
oysa bu telefonu avrupada iphone shop yuvarlak hesap 8.810 lira aylıkla 24 ay sıfır faizle 212.000 liraya satıyor.
bu ülkede iphone duo peşin 335.799 lira verip almak veya kredi çekip en az ortalama 470.000 lira maliyete katlanmak yerine avrupa'da akrabanız tanıdığınız varsa onlardan birine bu telefonu aldırın.
yuvarlak hesap 212.000 lira telefon + 55.000 lira da kayıt ücreti ödeyin telefon size 267.000 liraya gelir.
68.000-69.000 lira daha ucuza iphone duo 2tb almış olursunuz.
bu da ayda 1.200 lira telefon için konuşma+internet paketiniz olsa (örn: türkcell 30gb internet+2.000 dakika konuşma+500 sms paketi) 58 ay 4.5/5 senelik telefon fatura paranız olur.
hoş, zamlarla bu 3 senelik olur da neyse...
akıl sağlığımız yanında ruh açısından da sağlığımızı korumak için gerçekten de bu ülkede insanüstü gayret gösteriyoruz.
son fon vurgununda telaffuz edilen rakamları duyunca...
yurt dışında yaşayan türkler dernek kursa ve Türkiye'de vatandaşlarımızı iPhone duo 2tb sahibi yapıyoruz dese...
yuvarlak hesap 4.000.000 (dört milyon) insanımıza iphone duo 2 tb modeli alır, bunların kayıt ücretini öder ve 3 yıl konuşma ve internet telefon faturalarını da 3 yıl boyunca öder desek az söylemiş oluruz.
ya da...
5g'ye geçtik ya, ülkede 5g özelliği olmayan telefon kullananların hepsine giriş-orta seviye 5g telefonu alıp yollarlar ve bunların kayıt paralarını da öderler.
bu sayede "çıkar telefonunu" diyen telefonu lüks gören insanları haklı çıkarmış olurlar.
iphone shoplarda avrupa fiyatı 212.000 lira.
https://www.apple.com/de/...play-2tb-sternenwei%C3%9F
türkiye iphone shoplarda fiyatı 335.799 lira.
https://www.apple.com/tr/...3%A7-ekran-2tb-gece-rengi
üstelik bu telefonu türkiyede taksitle almak gerekirse ve "nakit paramı kullanmayım, döviz altın bozdurmayım, ödeme sorunu yaşamam" diye kredi kullansanız...
örn: diyelim ki 24 vadeyle 335.799 tüketici kredisi aldınız (alamazsınız da... neyse, aldık diyelim) bu krediyi de en düşük faiz olan konut kredisi oranında aldınız diyelim.
bu tabloda 24 ayda aylık ödemeniz 19.600 lira (+/-) ortalama ödeminiz olur ve telefonun maliyeti size ortalama 470.000 (+/-) liraya gelir.
oysa bu telefonu avrupada iphone shop yuvarlak hesap 8.810 lira aylıkla 24 ay sıfır faizle 212.000 liraya satıyor.
bu ülkede iphone duo peşin 335.799 lira verip almak veya kredi çekip en az ortalama 470.000 lira maliyete katlanmak yerine avrupa'da akrabanız tanıdığınız varsa onlardan birine bu telefonu aldırın.
yuvarlak hesap 212.000 lira telefon + 55.000 lira da kayıt ücreti ödeyin telefon size 267.000 liraya gelir.
68.000-69.000 lira daha ucuza iphone duo 2tb almış olursunuz.
bu da ayda 1.200 lira telefon için konuşma+internet paketiniz olsa (örn: türkcell 30gb internet+2.000 dakika konuşma+500 sms paketi) 58 ay 4.5/5 senelik telefon fatura paranız olur.
hoş, zamlarla bu 3 senelik olur da neyse...
akıl sağlığımız yanında ruh açısından da sağlığımızı korumak için gerçekten de bu ülkede insanüstü gayret gösteriyoruz.
son fon vurgununda telaffuz edilen rakamları duyunca...
yurt dışında yaşayan türkler dernek kursa ve Türkiye'de vatandaşlarımızı iPhone duo 2tb sahibi yapıyoruz dese...
yuvarlak hesap 4.000.000 (dört milyon) insanımıza iphone duo 2 tb modeli alır, bunların kayıt ücretini öder ve 3 yıl konuşma ve internet telefon faturalarını da 3 yıl boyunca öder desek az söylemiş oluruz.
ya da...
5g'ye geçtik ya, ülkede 5g özelliği olmayan telefon kullananların hepsine giriş-orta seviye 5g telefonu alıp yollarlar ve bunların kayıt paralarını da öderler.
bu sayede "çıkar telefonunu" diyen telefonu lüks gören insanları haklı çıkarmış olurlar.
ortalama bir zekası olan insansanız sağlık, ahlak ve etik değerler, din, doğa/yaşam, biyolojik gereklilikler vb açısından ölen canlı çöpe atılmaz.
yapay zeka tartışmalarına bakıyorum...
konuya (yapay zeka) ara sıra dikkat çekmek için birkaç laf ediyoruz.
yapay zeka çerçevesinde tartışılanlara bakınca...
gerçekten yapay zekanın ne olması gerektiğini, ne olduğu ve nereye doğru evrildiğine dair ciddi tartışmalar yapılmakta ve bu tartışmaların oranı istisna seviyesinde ama genel olarak yapay zekaya yapılan yaklaşımlara "cahilce" desek yanlış olmaz.
malumunuz ki istisnalar kaideyi bozmaz ve istisnalar sadece istisna olarak kalıp genel kanıda yer almaz.
yapay zeka şu an insanlığa katkıları genel olarak negatif etki olduğu, bu etkilerin nereye evrileceği ve nelere yol açacağı düşünen insanların korkusu artık kabusa dönüşmekte.
düşünen insanlar için...
üstelik yapay zeka şu an tamamen kontrolsüz bir gelişme içinde.
şirketler yapay zekayı şu an sıradan her insanın istediği her şey için kullanacak şekilde basitleştiriyor.
bu durum kitlelerin pozitif dehasını (deha tanımını basit bir akıl ile zeka sanmayın) bu dehayı yok etmeden başka sonuç doğurmaz.
bu basitlik ve kolaylık içinde yapay zeka insanlara düşünememeyi, muhakeme edememeyi, gözlem ve deneyi terk etmeyi sağlayıp yapay zekanın tek etkisi cehalet oluyor.
insanlar karşılaştırmalı okuma yapamıyor.
insanların geniş bir perspektiften bakarak eleştirisel düşünmeyle derin öğrenme becerisini yapay zeka yok ediyor.
buna teknik olarak gönüllü cehalet/aklı kullanmayı bırakmak demektir.
özellikle eğitimde ve günlük hayatta kullanılan yapay zeka bilgi edinmeden çok öğrenme ve düşünmeyi, doğrulamayı ( V&V- verification and validation) yok ediyor.
yapay zekanın en çarpıcı örneği otomobillerde görülmekte.
otomobillerde gelişen teknolojiyle otonom sürüş başta olmak üzere otomobillerde donanımların, bu donanımların işlevselliğini belirleyen yapay zekanın ortaya çıkardığı sürücü profilleri ve kalitelerini görüyoruz.
2000'li yıllara kadar trafikte olan 100 sürücü alın, bir de günümüzde trafikte olan 100 sürücüyü alın.
bu sürücülerin araç kullanmakta, trafikte bir tehlike anında refleks ve davranışlarını, araç ve trafikte aksaklıklarda sorunu anlama-çözme vb bilgi ve becerini test edin.
inanın şu an yapay zeka gibi yazılımlar ve bu donanımlara sahip araç kullanan insanlar bundan 30 yıl önce trafikte araç kullanan insanların yanında muavin bile olamazlar.
başka bir örnek...
şu an 1.000 kişi baklavaya acılı olur diye paylaşım platformlarında yazsa, üniversiteler ve araştırma grupları "evet, baklava acılı olur" diye açıklama yapsa...
benim gibi aklını kullanmayan, muhakeme yeteneği olmayan aptal biri yapay zekaya "baklava nasıl olur?" dese baklavaya acı pul biber döküp yer.
bir de bunu bilgi diye savunur.
daha önce de yazmıştım...
trafikte ileride yanan kırmızı ışığı batan güneş olarak gören, yol tabelası üzerine yapıştırılmış reklam veya yazı yazılmış olmasıyla bunu evde üzerine magnet yapıştırılmış, not yazılmış buzdolabı olarak gören yapay zeka ya gaz kesmeden kavşağa yüz km süratle giriyor ya da yüz km süratle giderken birden mutfak buzdolabı diye zınk diye acil fren kaçış manevrası yapıyor.
yazılım şirketleri astronomik kazançlar amacıyla yapay zekayı herkesin ulaşımı ve kullanımına açıyor.
robotik-seri üretimde şirketler insan faktörünü yok ederek daha az maliyet için yapay zekayı tercih ediyor.
sonuç olarak ortaya çıkan işsizlik diye biz aptallar tartışıyoruz.
asıl tehlike işsizlik, yok olan iş gücü, meslekler ve işçi çıkarımı değil.
neyse...
devam ederiz.
konuya (yapay zeka) ara sıra dikkat çekmek için birkaç laf ediyoruz.
yapay zeka çerçevesinde tartışılanlara bakınca...
gerçekten yapay zekanın ne olması gerektiğini, ne olduğu ve nereye doğru evrildiğine dair ciddi tartışmalar yapılmakta ve bu tartışmaların oranı istisna seviyesinde ama genel olarak yapay zekaya yapılan yaklaşımlara "cahilce" desek yanlış olmaz.
malumunuz ki istisnalar kaideyi bozmaz ve istisnalar sadece istisna olarak kalıp genel kanıda yer almaz.
yapay zeka şu an insanlığa katkıları genel olarak negatif etki olduğu, bu etkilerin nereye evrileceği ve nelere yol açacağı düşünen insanların korkusu artık kabusa dönüşmekte.
düşünen insanlar için...
üstelik yapay zeka şu an tamamen kontrolsüz bir gelişme içinde.
şirketler yapay zekayı şu an sıradan her insanın istediği her şey için kullanacak şekilde basitleştiriyor.
bu durum kitlelerin pozitif dehasını (deha tanımını basit bir akıl ile zeka sanmayın) bu dehayı yok etmeden başka sonuç doğurmaz.
bu basitlik ve kolaylık içinde yapay zeka insanlara düşünememeyi, muhakeme edememeyi, gözlem ve deneyi terk etmeyi sağlayıp yapay zekanın tek etkisi cehalet oluyor.
insanlar karşılaştırmalı okuma yapamıyor.
insanların geniş bir perspektiften bakarak eleştirisel düşünmeyle derin öğrenme becerisini yapay zeka yok ediyor.
buna teknik olarak gönüllü cehalet/aklı kullanmayı bırakmak demektir.
özellikle eğitimde ve günlük hayatta kullanılan yapay zeka bilgi edinmeden çok öğrenme ve düşünmeyi, doğrulamayı ( V&V- verification and validation) yok ediyor.
yapay zekanın en çarpıcı örneği otomobillerde görülmekte.
otomobillerde gelişen teknolojiyle otonom sürüş başta olmak üzere otomobillerde donanımların, bu donanımların işlevselliğini belirleyen yapay zekanın ortaya çıkardığı sürücü profilleri ve kalitelerini görüyoruz.
2000'li yıllara kadar trafikte olan 100 sürücü alın, bir de günümüzde trafikte olan 100 sürücüyü alın.
bu sürücülerin araç kullanmakta, trafikte bir tehlike anında refleks ve davranışlarını, araç ve trafikte aksaklıklarda sorunu anlama-çözme vb bilgi ve becerini test edin.
inanın şu an yapay zeka gibi yazılımlar ve bu donanımlara sahip araç kullanan insanlar bundan 30 yıl önce trafikte araç kullanan insanların yanında muavin bile olamazlar.
başka bir örnek...
şu an 1.000 kişi baklavaya acılı olur diye paylaşım platformlarında yazsa, üniversiteler ve araştırma grupları "evet, baklava acılı olur" diye açıklama yapsa...
benim gibi aklını kullanmayan, muhakeme yeteneği olmayan aptal biri yapay zekaya "baklava nasıl olur?" dese baklavaya acı pul biber döküp yer.
bir de bunu bilgi diye savunur.
daha önce de yazmıştım...
trafikte ileride yanan kırmızı ışığı batan güneş olarak gören, yol tabelası üzerine yapıştırılmış reklam veya yazı yazılmış olmasıyla bunu evde üzerine magnet yapıştırılmış, not yazılmış buzdolabı olarak gören yapay zeka ya gaz kesmeden kavşağa yüz km süratle giriyor ya da yüz km süratle giderken birden mutfak buzdolabı diye zınk diye acil fren kaçış manevrası yapıyor.
yazılım şirketleri astronomik kazançlar amacıyla yapay zekayı herkesin ulaşımı ve kullanımına açıyor.
robotik-seri üretimde şirketler insan faktörünü yok ederek daha az maliyet için yapay zekayı tercih ediyor.
sonuç olarak ortaya çıkan işsizlik diye biz aptallar tartışıyoruz.
asıl tehlike işsizlik, yok olan iş gücü, meslekler ve işçi çıkarımı değil.
neyse...
devam ederiz.
dünya'yı kim yaratmış?
bu tartışılır, kim neye inanırsa inansın ama kuş kadar beyninizle ahkam kesmeyin.
eğer bir yaratıcı varsa onun zaman algısıyla sizin gibi süper zekalıların zaman algısı bir değil.
çeşitli inanışların kutsal kabul edilen metinlerde yaratılış hikayelerinde geçen süreçler düşünülürse...
dünya'da yaşam 3.5 milyar yıl önce ortaya çıktı diyorlar. ilk insan denen-daha doğrusu insanımsı canlı 7 milyon yıl önce ortaya çıkıp, biz homo sapiensler ise 300 bin yıl önce ortaya çıktı.
şöyle düşünün...
1. gün evren.
2. gün yıldızlar.
3. gün gezegenler.
4. gün denizler, göller, dereler, ormanlar, hayvanlar.
5. gün ilk insanlar.
6. gün sizin gibi süper zekalılar yaratıldı.
bu tartışılır, kim neye inanırsa inansın ama kuş kadar beyninizle ahkam kesmeyin.
eğer bir yaratıcı varsa onun zaman algısıyla sizin gibi süper zekalıların zaman algısı bir değil.
çeşitli inanışların kutsal kabul edilen metinlerde yaratılış hikayelerinde geçen süreçler düşünülürse...
dünya'da yaşam 3.5 milyar yıl önce ortaya çıktı diyorlar. ilk insan denen-daha doğrusu insanımsı canlı 7 milyon yıl önce ortaya çıkıp, biz homo sapiensler ise 300 bin yıl önce ortaya çıktı.
şöyle düşünün...
1. gün evren.
2. gün yıldızlar.
3. gün gezegenler.
4. gün denizler, göller, dereler, ormanlar, hayvanlar.
5. gün ilk insanlar.
6. gün sizin gibi süper zekalılar yaratıldı.
https://www.youtube.com/watch?v=BMJE_2dNjks
günün önemine binaen...
malum fon vurgunu...
12 eylül dönemi askeri vesayet döneminde yapılan bu şarkı.
bugün böyle bir şarkı yapabilir misiniz?
40 yıl geçmiş, değişen bir şey yok desem yalan olur.
çok şey değişti, o zamanlar böyle şarkılar yapılıyor ve yayınlanıyordu.
şimdi ne böyle şarkılar yapan var ne de yayınlayacak kanal...
günün önemine binaen...
malum fon vurgunu...
12 eylül dönemi askeri vesayet döneminde yapılan bu şarkı.
bugün böyle bir şarkı yapabilir misiniz?
40 yıl geçmiş, değişen bir şey yok desem yalan olur.
çok şey değişti, o zamanlar böyle şarkılar yapılıyor ve yayınlanıyordu.
şimdi ne böyle şarkılar yapan var ne de yayınlayacak kanal...
hatırlayın...
istanbul'a metrooohahohahohaaa! (pardon, metro yapılıyor diye sevinen, övünen, bu projeyi savunan birini görsen veya bu vb platformlarda konuşulanları yazılanları duysam hep gülerim de) neyse...
çıkıp "metroya karşı mısın?" diyen süper zekalılara cevap; evet karşıyım.
ilk metro yapılıyor.
nereye?
taksim-mecidiyeköy hattına.
o zaman kurtuluşta (şişli) oturuyordum. o rezilliği biliyorum, her gün görüp ulaşımın içine edilmesine isyan ediyordum.
ne gerek vardı taksim-mecidiyeköy hattına metro inşaatına?
sonradan bu hat uzatılacaktı.
mühendis mantığıyla bakınca bu metro-ulaşım projesi gereksizdi.
neden bu metro projesine karşıydım ki hala da karşıyım.
dünyanın neresinde olursanız olun metro denilen ulaşım projesi benim gibi ameleyi evinden alıp işine götürecek güzergahlara yapılır.
avm rezidans lüks konutlar sitelere değil de işçi kesiminin oturdu varoş tabir edilen semtler start noktası olarak şehir merkezine doğru metro projesine başlanmalıydı.
ben buna karşıyım.
dünyanın neresinde olursanız olun metro dediğiniz ulaşım projesi avm, rezidans, gökdelen, lüks konutlar-semtler-siteler arasında ulaşım projesi olmaz.
taksim-mecidiyeköy arası metro inşaatı başladığında ettiğim tahmin tuttu.
bunun için metro projesine karşı çıktım ki hala çıkıyorum.
metro güzergahlarına hatlarına bakın ne dediğimi anlayın.
beni en çok güldüren de metro olmadan tek arabayla gidilen güzergahta insanlar 2-3 araba-aktarma yapmak zorunda kalıyor. metro yapıldı diye metro var diye insanlar yarı yolda veya metro hattında otobüsten metroya biniyor.
metro durağı olan, metro hattı olan güzergahlara bakın. burada iskan eden insanlar zaten belli bir gelir seviyesinde olan insanlar.
çocuğu okula servisle gidiyor. kendisi işe arabayla gidiyor. avrupa konutlarından geçen metro hattı (metro durağı) kullanan insanlara bakıyorum.
otobüsten inip metroya biniyorlar. iş saati gidiş-dönüşte inen-binen insan profillerine bakınca avrupa konutlarında oturan kimse metroya binmiyor desek yanlış olmaz.
bir de aynı hat üzerine ulaşımda metro, metrobüs, dolmuş, tramvay, otobüs olan güzergahlar var ki ulaşımda tam bir keşmekeş yaşanması kaçınılmaz zorunluluk olarak bu tercih edilmekte.
yanlış yerleşim, yanlış iskan, yanlış planlama vs tıpkı gömleğin alt düğmesini yanlış ilikleyip sonra tüm düğmelerin yanlış olması gibi.
böyle bir yanlışlar hatalar kümesinde alt geçitler yolların göle dönmesi gayet normal.
dediğim gibi...
yüzme bilmiyorsan sokağa çıkma kardeşim.
istanbul'a metrooohahohahohaaa! (pardon, metro yapılıyor diye sevinen, övünen, bu projeyi savunan birini görsen veya bu vb platformlarda konuşulanları yazılanları duysam hep gülerim de) neyse...
çıkıp "metroya karşı mısın?" diyen süper zekalılara cevap; evet karşıyım.
ilk metro yapılıyor.
nereye?
taksim-mecidiyeköy hattına.
o zaman kurtuluşta (şişli) oturuyordum. o rezilliği biliyorum, her gün görüp ulaşımın içine edilmesine isyan ediyordum.
ne gerek vardı taksim-mecidiyeköy hattına metro inşaatına?
sonradan bu hat uzatılacaktı.
mühendis mantığıyla bakınca bu metro-ulaşım projesi gereksizdi.
neden bu metro projesine karşıydım ki hala da karşıyım.
dünyanın neresinde olursanız olun metro denilen ulaşım projesi benim gibi ameleyi evinden alıp işine götürecek güzergahlara yapılır.
avm rezidans lüks konutlar sitelere değil de işçi kesiminin oturdu varoş tabir edilen semtler start noktası olarak şehir merkezine doğru metro projesine başlanmalıydı.
ben buna karşıyım.
dünyanın neresinde olursanız olun metro dediğiniz ulaşım projesi avm, rezidans, gökdelen, lüks konutlar-semtler-siteler arasında ulaşım projesi olmaz.
taksim-mecidiyeköy arası metro inşaatı başladığında ettiğim tahmin tuttu.
bunun için metro projesine karşı çıktım ki hala çıkıyorum.
metro güzergahlarına hatlarına bakın ne dediğimi anlayın.
beni en çok güldüren de metro olmadan tek arabayla gidilen güzergahta insanlar 2-3 araba-aktarma yapmak zorunda kalıyor. metro yapıldı diye metro var diye insanlar yarı yolda veya metro hattında otobüsten metroya biniyor.
metro durağı olan, metro hattı olan güzergahlara bakın. burada iskan eden insanlar zaten belli bir gelir seviyesinde olan insanlar.
çocuğu okula servisle gidiyor. kendisi işe arabayla gidiyor. avrupa konutlarından geçen metro hattı (metro durağı) kullanan insanlara bakıyorum.
otobüsten inip metroya biniyorlar. iş saati gidiş-dönüşte inen-binen insan profillerine bakınca avrupa konutlarında oturan kimse metroya binmiyor desek yanlış olmaz.
bir de aynı hat üzerine ulaşımda metro, metrobüs, dolmuş, tramvay, otobüs olan güzergahlar var ki ulaşımda tam bir keşmekeş yaşanması kaçınılmaz zorunluluk olarak bu tercih edilmekte.
yanlış yerleşim, yanlış iskan, yanlış planlama vs tıpkı gömleğin alt düğmesini yanlış ilikleyip sonra tüm düğmelerin yanlış olması gibi.
böyle bir yanlışlar hatalar kümesinde alt geçitler yolların göle dönmesi gayet normal.
dediğim gibi...
yüzme bilmiyorsan sokağa çıkma kardeşim.
sorun ekonomi değil.
uluslararası yaşanan kriz, savaş, finans vb sorunlar da yüksek enflasyona neden olmuyor.
üretmemek veya tüketmemek vb piyasa arz-talep dengesi vb gerekçeler de yüksek enflasyona neden olmuyor.
sorun ne mi?
sorun bu olabilir.
https://www.youtube.com/shorts/1ZAiOR3r93I
bu da olabilir.
https://www.youtube.com/shorts/2hF0YrPLaVE
tüm bu kombinasyonlar oluşunca yüksek enflasyon için paramız-dövizimiz var-yok, ithalat-ihracat vb tartışmasına girmeye gerek yok.
böyle yüzlerce etken bir araya gelince yüksek enflasyon kaçınılmaz.
uluslararası yaşanan kriz, savaş, finans vb sorunlar da yüksek enflasyona neden olmuyor.
üretmemek veya tüketmemek vb piyasa arz-talep dengesi vb gerekçeler de yüksek enflasyona neden olmuyor.
sorun ne mi?
sorun bu olabilir.
https://www.youtube.com/shorts/1ZAiOR3r93I
bu da olabilir.
https://www.youtube.com/shorts/2hF0YrPLaVE
tüm bu kombinasyonlar oluşunca yüksek enflasyon için paramız-dövizimiz var-yok, ithalat-ihracat vb tartışmasına girmeye gerek yok.
böyle yüzlerce etken bir araya gelince yüksek enflasyon kaçınılmaz.
umurumda mı?
tabi ki hayır!
yüzme bilmiyorsan sokağa çıkma.
pis atayizler vatan hainleri, din düşmanları sizi...
siz allah'ın rahmetine karşı mısınız?
hem barajlarımız doluyor.
bu düşüncede olan milyonların iç sesine tercüman olduk.
tabi ki hayır!
yüzme bilmiyorsan sokağa çıkma.
pis atayizler vatan hainleri, din düşmanları sizi...
siz allah'ın rahmetine karşı mısınız?
hem barajlarımız doluyor.
bu düşüncede olan milyonların iç sesine tercüman olduk.
fakültelerin inşaat mühendisliği ile şehir-bölge planlama ve disiplinlerarası üretimi kamu yararına dönüştürme bölümlerinde "kentleşme, şehirlerde yapılan iskan ve ulaşım projelerinde asla ama asla yapılmaması gereken projeler" diye ders verilse...
bu derslerin uygulamalı laboratuvarı, uygulama alanı olarak ülkemiz/şehirlerimiz canlı örnektir.
fazla teknik konulara girmeden örnekleyelim...
pandemi döneminde dezenfektan kullanımı malumdu.
trafik polisi elinde bir şişe içkiyle araç kullanan alkollü sürücüyü çeviriyor ve ona trafikte alkol alımı-alkollü araç kullanımından cezai işlem yapıyor.
sürücü "corona salgını var, alkolü dezenfektan/hijyen için kullanıyorum" diye itiraz ediyor. kolonya ile veya dezenfektanla içkiyi eşitliyor.
başka birisi de cehaleti aşarak aptallık seviyesinde "alkol yasaklanıyor, özel hayat ve özgürlük" diyerek konuyu başka başka alana çekiyor.
işte ülke olarak bu haldeyiz.
duyuyorsunuz "sen havaalanına, yola, köprüye, şehirleşmeye, gökdelenlere, restorasyona, imara karşı mısın?" söylemlerini.
köprüsünden yoluna, tünelinden otobanına, şehir içi ulaşımdan iskanına, yeni yerleşim ve imar yapılanmasına, hava, deniz, karayolu ulaşımına bir ülkede neyi nasıl yapmamak gerekirse (yeniden yapılmasından restorasyona, yeni ulaşım yerleşim alanı seçilmesine) her şeyi nasıl yapılmaması gerekirse yaptık.
son 30-40 yıldır sağır sultanların bile duyduğu iklim, coğrafya uyarılarına rağmen ülkeyi kentleri tam bir keşmekeşe soktuk.
can kayıplarını boş verin, bu ülkede insan hayatı ucuz ama 100 liralık bir proje yapıyoruz ama bu projenin maliyeti, uzun vadede kullanımla ortaya kamu ve bireyin cebinden kasasından çıkacak parayla, yaşanacak ek maliyetler hesaplanırsa 100 liralık proje 10.000 lira maliyet ortaya çıkarıyor.
üstelik bu projelerin yaşanılan iklim çevre etkilerine olumsuz etkileriyle doğaya verdiğimiz zararın fazlasını bizden misliyle geri almasına da değinmiyorum.
bırakın seli yağmuru...
olacak olan kaçınılmaz olarak yaşayacağımız depremi bir düşünün.
bir de son doğu illerinde yaşadığımız depremi görün.
devam eden depremde yıkılan siteleri binaları ve mahkeme süreçlerine bir bakın.
bu binalar depreme dayanıklı yeni konutlardı.
kaçak yapılaşma eseri değildi.
üstelik başka bir konu da kaçak yapılara imar affı da getirilmişti ki bu konuya bile değinmiyorum.
istanbul'da sel olmuş.
bana ne kardeşim!
yüzme bilmiyorsan sokağa çıkma.
bu derslerin uygulamalı laboratuvarı, uygulama alanı olarak ülkemiz/şehirlerimiz canlı örnektir.
fazla teknik konulara girmeden örnekleyelim...
pandemi döneminde dezenfektan kullanımı malumdu.
trafik polisi elinde bir şişe içkiyle araç kullanan alkollü sürücüyü çeviriyor ve ona trafikte alkol alımı-alkollü araç kullanımından cezai işlem yapıyor.
sürücü "corona salgını var, alkolü dezenfektan/hijyen için kullanıyorum" diye itiraz ediyor. kolonya ile veya dezenfektanla içkiyi eşitliyor.
başka birisi de cehaleti aşarak aptallık seviyesinde "alkol yasaklanıyor, özel hayat ve özgürlük" diyerek konuyu başka başka alana çekiyor.
işte ülke olarak bu haldeyiz.
duyuyorsunuz "sen havaalanına, yola, köprüye, şehirleşmeye, gökdelenlere, restorasyona, imara karşı mısın?" söylemlerini.
köprüsünden yoluna, tünelinden otobanına, şehir içi ulaşımdan iskanına, yeni yerleşim ve imar yapılanmasına, hava, deniz, karayolu ulaşımına bir ülkede neyi nasıl yapmamak gerekirse (yeniden yapılmasından restorasyona, yeni ulaşım yerleşim alanı seçilmesine) her şeyi nasıl yapılmaması gerekirse yaptık.
son 30-40 yıldır sağır sultanların bile duyduğu iklim, coğrafya uyarılarına rağmen ülkeyi kentleri tam bir keşmekeşe soktuk.
can kayıplarını boş verin, bu ülkede insan hayatı ucuz ama 100 liralık bir proje yapıyoruz ama bu projenin maliyeti, uzun vadede kullanımla ortaya kamu ve bireyin cebinden kasasından çıkacak parayla, yaşanacak ek maliyetler hesaplanırsa 100 liralık proje 10.000 lira maliyet ortaya çıkarıyor.
üstelik bu projelerin yaşanılan iklim çevre etkilerine olumsuz etkileriyle doğaya verdiğimiz zararın fazlasını bizden misliyle geri almasına da değinmiyorum.
bırakın seli yağmuru...
olacak olan kaçınılmaz olarak yaşayacağımız depremi bir düşünün.
bir de son doğu illerinde yaşadığımız depremi görün.
devam eden depremde yıkılan siteleri binaları ve mahkeme süreçlerine bir bakın.
bu binalar depreme dayanıklı yeni konutlardı.
kaçak yapılaşma eseri değildi.
üstelik başka bir konu da kaçak yapılara imar affı da getirilmişti ki bu konuya bile değinmiyorum.
istanbul'da sel olmuş.
bana ne kardeşim!
yüzme bilmiyorsan sokağa çıkma.
ahaahaaha!
şu an köpeğin duası kabul oldu ve gökten kemik yağıyor.
şu an köpeğin duası kabul oldu ve gökten kemik yağıyor.