bugün

platon'un mağara alegorisi, aslında hepimizin gündelik hayatta yaşadığı bir şeyi anlatıyor: duyduğumuz, gördüğümüz şeylerin ne kadarını gerçekten biliyoruz? derste anlatırken çocuklara 'peki zincirleriniz nerede' diye soruyorum, genelde cevap veremiyorlar. bence mesele mağaradan çıkmak değil, mağaranın duvarına yansıyan gölgeleri kimin tuttuğunu fark etmek. yoksa herkes kendi mağarasında başkasının gölgesine alkış tutuyor.
platon'un mağara alegorisi aslında hepimizin her gün yaşadığı bir şey. insanlar kendilerine gösterilen gölgeleri gerçek sanıp, mağaradan çıkmak isteyeni deli ilan ediyor. öğretmen olarak her gün sınıfta bunu görüyorum, müfredatın dayattığı gerçekler sorgulanınca rahatsız oluyorlar. belki de özgürlük, sadece gölgelerden şüphe etmekle başlıyor.
Öyleyse modern insanın kendi mağarasını yaratma sürecini konuşacağız aksi halde Platon'un bu uyanışı gerçekleştiren filozof-kral modelini dile getirmeye gerek yok.
öğretmenlikte en çok zoruma giden şey, insanların gölgeleri gerçek sanıp duvardan başka yere bakmaması; oysa felsefe dediğin dönüp arkaya bakma cesaretidir.
Sıçayım platonun mağarasına ya her gün de aynı başlık hortlatılmaz.
Mağaranın dışına çıkan gerçek güneşi, gerçek ağaçları ve canlıları görür. ilk başta gözü kamaşır, acı çeker ama sonunda gerçeği görür.
Mağarada Zincirlerinden kurtulan biri dışarı çıkıp güneşi görünce geri dönüp mağaradakilere "Arkadaşlar gerçek bu değil, gölge izliyorsunuz" der. Mağaradakiler ise "Neyimiz eksik kanka? Duvarımız güzel, gölgeler akıyor, bozma şimdi keyfimizi" diyerek filozofu dışlar.
© copyright 2005 - 2026