bugün

platon un mağara alegorisi

doğrusu "platon'un mağara alegorisi" değil de "platonun mağara metaforu" olmalı.
daha basit olarak içerik olarak örneklemek gerekirse "edebi bir şiir - edebi bir roman" gibi... ne olacak canım, ikisi de edebiyat diyemeyiz.

platon bu metaforda konunun içeriği anlatım, ifade, düşünme sistematiği açısından gerçekle sanal arasında farkı görme, nitelik ile nicelik farkını sorgulama yanında iyi-kötü, zarar-kar, doğru-yanlış vb muhakeme yapacak bilgiye ve soru soracak bilince erişmeyi amaçlar.
kısacası...
platon devlet kitabında-eserinde size "hiçbir şey göründüğü gibi değildir" bilincinin oluşmasında etken olan bilginin önemini ve edinimini, bilginin doğası, kaynağı, sınırları ve gerekçelendirilmesini öğretir.

çıkıp da "ne deyyon oglim lağn! ne işime yaraycak bunlarğ?" diyen öküzler vardır.
burada anlatılmak istenen durum şudur:
malumunuz...
türkiye'de mühendislik okumuş bir genç almanya'ya gitmiş kuryelik yapıyordu. bu konu sosyal medyada işlendi.
çıkıp da "beyin göçü" diyeni mi ararsın?
yetişmiş pırıl pırıl gençler yurt dışına gidiyor diyeni mi ararsın ki en çok buna güldüm.
ülke gencine sahip çıkamadı diyeni mi arasın?
ideolojik, particilik, kimlik, din, siyaset vs açıdan muhalif iktidar kesim saçmalama ve aptallıkta yarışa girdi.
oysa ortalama bir akıl ile zeka yanında ortalama bir eğitimi olan, evrensel bir ahlak ile etik değeri olan biri konuya "bu gence verdiğimiz mühendislik eğitimi anca almanya'da kuryelik yapmaya yarıyor" diyerek bunu konuşmaya utanması lazım.

semt pazarına çıktığınızda seçmenize izin verilmeyen domatesi tezgahına çok güzel dizmiş olan pazarcı, en sert ve en güzel domateslerin ön sırada olduğunu ama satıcı tezgahta sizin göremeyeceğiniz yerden domatesleri poşete doldururken parasını vermeden önce domatesleri kontrol etmenizi, ezik çürük, yaralı olan (kullanılan tarımsal ilaçların domatesin içine nüfus etmesi açısından) ağırlığına vb bakın der.
sadece tezgaha bakıp mal almayın der.

yaşadığınız tarım ülkesinde ithal soğan patates olmasa şu an 100 liraya soğan patates yiyeceğinizi...
aslında milyonlarca insan soğan patates alamayacağını-yiyemeyeceğini...

ukrayna'ya bakın.
ülkesinin 1/4'i işgal edilmiş, ekilen düz tarım arazilerinin yollarının yarısına yakını on binlerce tank, zırhlı araç mezarlığına dönmüş, bombalarla deliş deşik olmuş ve bu bombaların ortaya çıkardığı kimyasallarla kirlenmiş toprakları engin düz arazileri, yüzbinlerce mayın ile bubi tuzaklarıyla ölüm bölgesine dönmüş, milyonlarca genç nüfusu ya yurt dışına çıkmış ya ölmüş ya yaralanmış ve de yetmez gibi asker olup silah altında üretimden çekilmiş bir ülke.
biz bu ülkeden buğday alıyoruz.
rusya'ya ukrayna ile aramızda ticaret koridorunu kesme diye rica ediyoruz.

düşünün...
ege'de kula dağı, akdeniz'de hassa ve karadağ, güneydoğu'da karacadağ, doğu anadolu'da tendürek karga pazarı, iç anadolu, marmarayı etkileyecek köroğlu/ardıç dağı vb volkanlar aktif oldu da ülkede iklim mi değişti?
ne bileyim?
çernobil gibi nükleer santrallerimiz patladı, topraklar mı kirlendi?
türkiye bir anda himalaya dağına veya gobi ya da sahra çölüne mi ışınlandı da iklim coğrafya tarım ve hayvancılıkta üretime izin vermediği için dünyanın önde gelen kendi kendine yeten tarım ülkesi olmaktan çıktık da tarım ithal eden ülkesi olduk?

3 tarafımız deniz yarımada ülkesiyiz, yetmiyor... iç denizimiz var ve ülkede nehirler göller, barajlar da var ama balık tüketimimiz bu kadar imkan ile orantılandığında yok denecek seviyede... kırmızı et ise tam bir facia.
insanlar vitamin, mineral ve protein takviyeleri kullanımda dünya liderliğine oynuyor. bunlar da olmasa açlık çeken afrika insanın beslenme değerlerindeyiz.
toplumsal olarak ruh halimiz öyle bir durumda ki tam bir klinik vakayız.
yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenmeyen insanlarda ilk alarm-belirtiler biyolojik yapınızda değil de psikolojik durumunuzda ortaya çıkar. bunun için sağlık bakanlığı verilerinde antidepresanlarla vitamin mineral protein vb takviyeleri atbaşı gitmekte dünya standartları üzerinde.

üretmiyoruz...
asıl facia ise tüketemiyoruz.
üretmeyen ve tüketemeyen bir toplum ama dünya bizi kıskanıyor.
hayır!
dünya bize hem şaşırıyor hem acıyor.

işte, platon devlet eserinde metaforunda bu gerçeği görmenize yarayacak bilgiye erişimle bu bilginin yolunu gösteriyor.
kısacası "tv seyrederken bir ürünün reklamlarına göre değil de ihtiyaçlarına göre tercih yap" diyor.
bunun için ne okursanız okuyun hep "yazar burada ne demiş" diye anlamaya çalışmayın. ilk yapacağınız şey düşünmek olsun, düşünün.
böylelikle yanlış anlama ve yorum ihtimalini engellersiniz.
tabi ki ortalama bir zekanız varsa.
o zekanı yoksa okumayın.
çünkü okumuş cahiller insanlığın ve toplumun en büyük düşmanıdır.
© copyright 2005 - 2026