/245
peyk grubunun güzel bir şarkısı. istanbul'la alakam olmadığı halde 3-5 dakikalığına istanbul'u sevdiriyor her seferinde.

https://www.youtube.com/watch?v=fthLynCM9-Y
beni ve daha nicelerini kucağında büyüten şehir. sonradan istanbul'a yerleşenler daha iyi bilir, bu şehirin ne fettan bir orospu olduğunu...

halbuki hayat bilgisi kitaplarındaki çekirdek aile tadında dümdüz hayatlarımız varken ne güzelmiş uzaklardan esen boğaz havası, istiklal'in kalabalığı... şimdiki gibi gri değildi gök yüzü. afyon dumanları yoktu. babamız eskisi kadar yaşlı değildi ve ölüme uzaktı.

şimdi bütün bu hayaller gri. boş. defolu. ve ne yazık ki gerçek...
katledilen dünya harikalarındandır.
20 milyon nüfusun çok büyük kısmı şehrin afedersiniz ama amına koymuştur.
yaşanacak şehir değil. halbuki o doğal ve yapay mimari ka tane şehirde vardır ki?

ya arkadaş 7 aydır kız arkadaşımı görmüyordum. 5 günlüğüne istanbul'da buluştuk.
dün istanbul'dan ayrılırken elbette 4 ay daha yarimden uzak kalacağıma üzüldüm.
ama istanbul'dan ayrılıyor olmama o kadar sevindim ki!
candır. ilk tiksinti yerini bağımlılığa bırakır. sevmesenizde onsuz yapamazsınız. rahatı ve çilesi bir arada. hiçbir ilimizde yoktur bu seramoni. istanbul'dan sonra anca nyc keser adamı.
yaşanacak bir yer olmaktan koşarak uzaklaşan memleket.
garip bir şehir.
istanbulu izliyorum gözlerim kapalı bide bakmışım cüzdan yok.
sahip olduğu tek şey denizi ve üzerinde bulunan, her an yıkılabilecek köprüleri olan vasat şehir. gözümde çorum'un ıslak versiyonudur.
Kaldırımlara kaldığında
koca şehir,
Karaya çaldığında rengi yolların
Umut gizliden terk ettiğinde
Aşk sessizce bıraktığında
yerini kirli sevişmelere
Kırmızıdan bir fahişesin sen
istanbul...
bugün yağmurlu bir gün daha geçiren güzide şehir. vapur yolculuğu yaparken ise biraz abuk da olsa bir şeyler geldi aklıma, not alıverdim;

yağmur bulutlarıyla olan birlikteliğini yeşile bürünerek anlatması denizin ne hoş.. ne güzel bir manzara, ne muhteşem bir boğaz, ne muazzam bir şehir..
uğruna en çok şiir yazılan şehirlerden biri olsa gerek. şairlerin şehri dendiğini duymuştum
--spoiler--
"Bekle beni istanbuuulllll (((:" diye ileti yazan kızın ardından, istanbul'da nefesler tutuldu, hayat durdu. istanbulluların beklentisi büyük...
--spoiler--
(bkz: aşk)
Bazen çocuk, bazen umarsız bir genç, bazen sorumluluk sahibi bir yetişkin bazen de ölüm döşeğindeki yaşlıdır. Kısacası biziz.
gecesine ayrı hayran istanbul. nasılda kimsesiz.. güneşin verdigi kalabalık yıldızlar altında sükut içinde.. beton yıgınlarında yanan bır kaç sarı ışık. sefadan yada cefadan uyumayanlar var en azından. beklermiyiz sabahı, cebelleşmeye devammı yoksa hala. kudretli istanbul da sevmiyor aslında karanlıgı kapalı gözlerin tümüne inat, yakıyor kaç sokak lambası varsa.. ve her lamba altında yaşanılan hikayeye gülümseyerek eşlik ediyor.. Burdayım bende uyutmadıkların arasında. muazzam göruntüne yaktım bende ışıklarımı. taradım saçlarımı, derin bir nefes sigara.. aşkına eşlik etmeye , uykusuzluguna yanan sarı lambalarına ortak olmaya hazırım.

istanbul
havasının susamlı simitle karışık gül koktuğuna bir kez daha şahit olduğum şehir. pierre loti en sevdiğim yeridir ayrıca.
insanı hem evinde hissettiren hemde yabancı hissettiren, arabayla on dakika gidildiğinde kıyafetlerin, sosyal anlayışın değiştiği semtlere sahip olan karmaşanın adı.
Yürüyelim Seninle istanbul'da
Kırmızıyı sevdiğini bilseydim
hayallerim kıpkırmızı olurdu

istanbul hala güneşin ardında
ufuklarında birkaç kara leke
birkaç kan pıhtısı dudaklarında
istanbul hala sevimli mi sevimli
ve hala bir tomurcuk tadında
yürüyelim seninle istanbul'da

korkusuz bir rüyadır
bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da
birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü
yenilgisiz bir muamma gibidir
arar buluşmayan ellerimizi
deli rüzgâr yine sarhoş, hovarda

tam orada, Çamlıca yokuşunda
birkaç bulut çekelim gökyüzünden
damarlarımızdan geçirelim ve birden
bırakalım suların üzerine
sen bir defa konuş, sen bir defa gül
kumlu ebrular yapalım seninle
serpmeli ebrular, bülbülyuvası
hercaimenekşe, gonca ve sümbül

yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında
yürüyelim seninle istanbul'da
boğaziçi mağrur türkülerini
gözlerine baka baka söyleyin
martılar üşüyünce
denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi

anlayabilir misin
neden çıban gibi büyür bağrımda
büyürde kelebek olur bu sızı
kırmızıyı sevdiğini söyledin
bu yüzden mi günlerdir
istanbul'da gül kokusu yayılan
tepeler kırmızı, sular kırmızı

istanbul bilmeli ki, sahillerine
mehtabı taşıyan senin bakışlarındır
istanbul bilmeli ki, limanlardan gemiler
önce senin yüreğine açılır
uzaklarda bir yerde
toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın
parmaklarında hüzün
sana doğru akan nehrin
ağlayan suretidir

bir elimizde umut
bir elimizde sevda
yürüyelim seninle istanbul'da
musiki kesilsin, tükensin yazı
çaresiz kalınca mızrap ve şiir
ozan bir kenara bıraksın sazı
ressam fırçasına neden mi kızgın
tuvalde çizgiler, renkler kırmızı
kırmızıyı sevdiğini bilince
çekilir mi artık güllerin nazı

Anadolukavağı'nda her akşam
burcu burcu bir rüyadır hayalin
karanlık, hüznünü düşürür dağa
kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar
endamın her sabah iner toprağa

hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz
ayrılık acıyla süzülür kandan
nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda
dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler
öylesine yorgun, mahzun ve candan

istanbul bir yanımda, sen bir yanımda
uykusundan uyanınca fırtına
dalgalar türkümüze aşina olur
yüzümüze bakınca deniz fenerleri
sahibini arayan gemilerin
çığlığıyla vurulur

tarih heyelandır hainlerin ardında
istanbul tarihin soylu anası
biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız
sevdayı kız kulesi'nden
yalıların burukluğu altında
geçiyoruz sokaklardan delice

anlayabilir misin
beyoğlu'nda gezinen
hayal kırıklığının benden türediğini
anlayabilir misin
kırmızı neden böyle
doldurur aynalara inleyen yüreğimi

sana giden yolların kavşağında
bir adam direniyor izini bulmak için
siliyor tanyerine akan alın terini
ufkunda sapsarı umudun rengi
mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah
arıyor sessizce kaybolan günlerini

Gülhane'de simit satan çocuklar
nasıl anlasınlar ellerimizin
neden böyle çekingen olduğunu
Ayasofya önünde tramvay bekleyenler
gökyüzüne dokunurken bu acı
kimdir diye sorsunlar içlerinden
birlikte yürüyen iki yabancı

biz gitsek de, istanbul'da yine de
yıllar yılı gezinmeli bu sızı
benden bir yaralı şiir kalmalı
senden bir tebessüm, bir de kırmızı.

nurullah genç'te böyle bir güzellik katmıştır.
havasını, suyunu, taşını toprağını sevdiğim; yaşarken trafiğinden nefret edip başka bir şehire gidince trafiğini bile özlediğim şehir...
aşık olduğum dünya üzerinde bir eşi daha olmayan,
tüm kuvvetimizle içine etmekten vazgemediğimiz halde yine de çok güzel olan
muhteşem şehir.
fotoğraflarda bile tarih kokan şehir.

15 gün sonra gidip göreceğim ve orda yaşayacağım şehir aynı zamanda.
1453 yılında fatih sultan mehmet han tarafından feth edildikten sonra konstantinopolis olan adının istanbul olarak degiştirilmesiyle osmanlı'nın başkenti yapılan eşsiz bir şehirdir.
sefaletin, ihtişamın, rezaletin, zenginliğin çizgi çizgi ayrıldığı şehir. bir sokak arkanızda 150 liraya iftar menüsü satılır buluduğunuz sokakta ayakkabısız adamlar gezer.

heybetli bir şehir istanbul ancak baktığınız yere göre değişiyor.boğazın bir kıyısından diğer kıyısı muhteşem görünüyor ancak denizi görmeyen yerlerin şırnak'tan pek bir farkı yok. ha dersiniz yaşanır mı istanbul'da ? yaşanır elbet ama paranız bolsa eğer . " paranız varsa her yer güzeldir " diyeceksiniz ama istanbul bir başka olur.
sen ne güzel bir şehirsin ya.
simdisini bilemiycem de bir zamanlar dünyanın gözünü diktiği şehir olduğu kesindir.
© copyright 2005 - 2026